• Oğuzhan Asiltürk’le Tayyip Erdoğan İrtibatı ve VATİKAN’LA SİYONİSST BARONLARIN İTTİFAKI

    Oğuzhan Asiltürk’le Tayyip Erdoğan İrtibatı ve VATİKAN’LA SİYONİSST BARONLARIN İTTİFAKI

    07 Mayıs 2021

     
    | Devamı


    Oğuzhan Asiltürk’le Tayyip Erdoğan İrtibatı

    ve

    VATİKAN’LA SİYONİST BARONLARIN İTTİFAKI

            

    “Hadi canım… Biz hiç Siyonizm’in tuzağına düşer miyiz?.. Biz hiç Yahudi’nin Dünya hâkimiyeti hedefine alet edilir miyiz? Biz böyle bir gaflet, cehalet ve dalalete girer miyiz? diye gururlanan nice Müslümanları ve oluşumları bile, hatta Siyonizm ve Emperyalizm aleyhinde zafer marşları söylete söylete, bu malum ve mel’un merkezler, insanları Şeytani emellerine ve zulüm düzenlerine hizmet ettirmektedir. Cenab-ı Hakkın: “Ey Ademoğulları, Ben sizi (uyarıp): ‘Sakın şeytana kulluk etmeyin, çünkü o, sizin için apaçık bir düşmandır;’ diye ahit almamış mıydım?” buyurması boşuna değildir.” anlamında defalarca uyaran Erbakan Hocamızın bu ikazları SP’liler ve Milli Görüşçüler için de geçerli ve gerekli olan hatırlatmalardır. “Yüz ölçümlerine göre ülkeler” diye internete girdiğimizde karşınıza 250 kadar isim çıkacaktır. Bunların 100 kadarı Devlet, 50 kadarı Devletçik, geri kalan 100 kadarı ise adını bile hiç duymadığınız küçücük ada ülkecikleri konumundadır. Bu 50 kadar Devletçik fiilen, 100 kadar ada ülkecik ise resmen ve tamamen Rothschild ve Rockefeller gibi 13 Siyonist Yahudi ailesinin özel mülkiyeti altındadır. Siyonist şebeke güdümündeki BM ve NATO gibi küresel teşkilatları kullanarak özel devlet statüsü kazandırdığı bu ada ülkelerinde; offshore bankacılığından fuhuş bataklığına, uyuşturucu üretim ve taşımacılığından silah kaçakçılığına, terörist ve ajan eğitme kamplarından pahalı tatil cenneti(!) ortamlarına her türlü rezalet düzenini ve sömürü hakimiyetini kurmuş durumdadır.

    İşte bu Siyonist baronlardan Rothschild ve Rockefeller çete başları, geçen aylarda VATİKAN Devlet Başkanı PAPA ile “Kapsayıcı ve kucaklayıcı Kapitalizmi yaygınlaştırma ortaklığı” kurma anlaşmasını resmen ve alenen imzalamışlardı.[1] Artık herkes biliyordu ki AB’nin manevi merkezi Vatikan’dı, ABD’nin gizli patronları ise Siyonist sermaye baronlarıydı. Ve her ne hikmetse bu AB ve ABD, görünüşte “Ondan hiç hoşlanmıyor, sürekli sorun çıkarıyorlar…” gibi davransalar da, gerçekte özellikle Erbakan’dan koparıp iktidara taşıdıkları ve her türlü tavizi kopardıkları için, dolaylı şekilde sahip çıktıkları Sn. Erdoğan’ın, hatırlanacağı üzere Oğuzhan Asiltürk’ü evinde ziyaretleri; “Yoksa SP’yi de, Vatikan gibi, küresel Siyonizm’in safına çekme tuzağına, ‘AKP ile seçim ittifakı’ kılıfı mı sarılmaktaydı?” sorularının kafamıza takılmasına yol açmıştı. Çünkü Rahmetli Erbakan Hocamızın buyurdukları gibi, “Biz her taşın altında Yahudi aramıyorduk, ama her taşın altından onlar çıkmaktaydı!” Bu arada bizim Siyonist olmayan Yahudiler ve emperyalist emeller taşımayan Hristiyan kesimlere karşı hiçbir ön yargımızın ve düşman tavrımızın asla bulunmadığını da peşinen ve samimiyetle vurgulamış olalım.

    Bir Milli Gazete yazarımız Erdoğan’a şöyle sitem ediyorlardı:

    “Niye yanımızda değilsiniz?” diye sitem edenler var! “Niye omuz omuza değiliz?” diye kırılanlar var! Böyle sitem edenlerin aslında kendi kendilerine şu soruyu sormaları gerek: Bu kardeşlerimiz niye bize böyle mesafeli duruyorlar? Yani suçu karşılarındakilerde aramaktan çok önce kendilerinde aramaları gerek! Herhalde durduk yerde kendilerine küstüğümüzü düşünmüyor ve onlarla omuz omuza durmaktan kaçındığımızı varsaymıyorlardır!.. Bugün bizim cenaha bakarak “omuz omuza olmamız gerekenler niye bize omuz vermiyorlar” diye sitemde bulunanların çeyrek asra yaklaşan iktidarları süresince ne zaman sıcak bir ilgisini gördük? Ne zaman açıklama ve konuşmalarında “kardeşlik hukukunu” akıl ettiler? Ne zaman eski günlerin hatırına bizi eleştirirken dillerine hâkim oldular?

    Sırf ekonomik konulardaki hataları nedeniyle kendilerini uyarmaya çalışan Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu’na hitap ederken her türlü saygı kuralını bir kenara bırakarak “Bay Temel” diye seslenmeyi normal görenler kimlerdi? Bir kendilerinden gördüğümüz muameleye bakıyoruz. Bir de bizlerden bekledikleri muameleye bakıyoruz. Gösterdikleri muamele bekledikleri muameleyi hak ediyor mu?

    Evet, “niye bizim yanımızda değilsiniz” diye sitem edenler aslında kendi kendilerine “bu insanları niye bu kadar uzaklaştırdık” sorusunu sormalılar. Yani “birlikte hareket etmeyi” gerçekten arzu ediyorlarsa, o zaman “gönül almayı” akıl edebilmeliler. Hatta sadece “gönül almakla” kalmayıp bu dışlayıcı ve küçük görücü davranışlarından dolayı “özür dilemeyi” denemeliler. Kendileri ne kadar ilgi, ne kadar saygı ve ne kadar sevgi görmek istiyorlarsa bilmeliler ki karşı taraf da benzer beklentiler içindedir. “Bizi desteklemelisiniz, bizi desteklemeye mecbursunuz” gibi bir dayatma yerine makul ve mantıklı talepler ile seslenseler daha sağlıklı ve isabetli bir adım atmış olurlar… Ve marifet iltifata tabidir, fırçalanmaya azarlanmaya değil!”[2]

    Sanki; Sn. Erdoğan ve AKP iktidarının asıl suçu ve sorumluluğu; Milli Görüş’ün Kur’ani ve insani hedefli projelerini sekteye uğratması ve 23 İslam Ülkesini parçalayıp Büyük İsrail’i Kurma hevesini güden BOP’a eşbaşkanlık karşılığı iktidara taşınması değilmiş de, kendilerinden sıcak ilgi ve iltifatı esirgemeleriymiş!..

    Sanki SP yöneticilerinin ve kalemşörlerinin asıl üzüntüleri ve sitemleri; Erdoğan’ın ve iktidarının 18 yıl boyunca yaptıkları korkunç boyutlardaki ahlâki ve ailevi tahribatları… Bu meyanda zinayı ceza olmaktan çıkarmaları, eşcinsellik ve lezbiyenlik gibi sapkınlara koruma ve meşruiyet kazandırma kılıfı olan İstanbul Sözleşmesi’ni imzalamaları değilmiş de; Genel Başkanlarına “Bay Temel…” diye seslenmeleriymiş!?.

    Sn. Erdoğan ve AKP kurmayları bunlara biraz gönül alıcı laflar etselermiş… Biraz “makul ve mantıklı talepler ile gelselermiş…” Bu dava hainleriyle, bu din ve devlet tahripçileriyle “birlikte hareket etmeye” çoktan razı ve hazır beklemektelermiş…

    Ama bu Zavallı Zevat hiç değinmiyor ve dile getirmiyorlardı:

    Sn. Erdoğan, Oğuzhan Asiltürk’ü evinde ziyaret edip %51’e ulaşmak için tavlamak niyetiyle kendilerine Kur’an-ı Kerim hediye ettiklerinde, ona:

    “Tam 18 yıldır, Allah sana tek başına iktidar imkânı verdiği halde, bu Kur’an’ın haram kıldığı hatta, Allah ve Peygamberle savaşmak saydığı FAİZ düzeninden kurtulmak için neden hiçbir adım atmadınız?

    Ahlâksız yayınlar ve programlarla, yetmez zinayı suç olmaktan çıkarmakla… Daha da beteri İstanbul Sözleşmesi’ni imzalayıp eşcinsellik ve lezbiyenlik sapkınlarına meşruiyet kazandırmakla bu milleti yozlaştıracak tahribatları ne zaman durduracaksınız?

    Bizi asla aralarına almayacaklarını defalarca ve aşağılayıcı bir küstahlıkla açığa vurmalarına rağmen, hâlâ ne zaman AB kapısında kıvranmayı bırakıp Erbakan Hocamızın tarihi D-8 girişimini canlandıracak ve İslam Birliğini kurmaya yoğunlaşacaksınız?” diye niye sormamışlar ve tebliğ görevini yapmamışlardı!?

    Aradan haftalar geçmesine rağmen, Oğuzhan Asiltürk’ün Sn. Erdoğan’a bu tür teklif ve tavsiyelerde bulunduğuna dair tek bir ifadesine rastlanmamıştı… Milli Çözüm’ün bu uyarılarından sonra bu yönde beyanları olursa, bunların da yalan ve uydurma olduğu zaten sırıtacaktı.

    Şimdiden ve en net ifadelerle hatırlatıyoruz ki;

    Sn. Erdoğan’ı ve AKP iktidarını, bu tür yanlış ve yıkıcı tahribatlarından vazgeçirip Milli ve yerli atılımlara yönlendirecek şartlar, hem de alenen koşulup sözler alınmadıkça… Milli Görüş hedeflerine ve Adil Düzen projelerine sahip çıkılıp, bunları topluma anlatma ve uygulama fırsatı yakalama amacımız açığa vurulmadıkça… Sırf kuru kardeşlik edebiyatı ve aynı gelenekten gelindiği safsataları, Oğuzhan Asiltürk ve ekibinin sinsi tahribat hesapları uğruna girişilecek bir seçim ittifakında, iz’an ve vicdan ehli hiçbir Saadet Partilinin bu vebale ortak olmayacağını ve oy kullanmayacağını şimdiden hatırlatmamızda fayda vardır ki, atılacak adımlar asla vazgeçilmez ve taviz verilmez kurallara göre atılsın!..

    Sn. Erdoğan'ın, “Kur istikrarı, enflasyonla mücadelede çabası” lafta kalmakta ve sadece halkımız avutulup oyalanmaktaydı. Çünkü biraz ekonomi alakadarlığı olan herkes biliyordu ki; asıl amaç faizi düşürmek suretiyle enflasyonu aşağıya çekmek olmalıdır. Çünkü faiz enflasyonla doğru orantılıdır, faizi ne kadar aşağı çekerseniz enflasyon da aşağı düşmek durumundadır, üstelik biz bunu defalarca yaşadık.

    Sn. Erdoğan bu tür kof çıkışlarla kendilerini faiz sorumluluğundan kurtarmaları imkânsızdır. Geçmiş dönemde damadı Berat Albayrak'ın yapmış olduğu 130 Milyar dolarlık kayıp döviz vebali de hâlâ kendisinin sırtındadır. Türkiye maalesef son iki yılda iki büyük fantezi yaşamıştır. Sayın Cumhurbaşkanı'nın faiz fantezisi de ülkemizi 2 Trilyon lira zarara uğratmıştır. Şimdi, hiç döviz kalmamıştır, eksi 50 Milyar Dolara düşmüş durumdadır. Tek ve gerçek çare, Rahmetli Erbakan Hocamızın Refah-Yol dönemindeki gibi, üreterek ve Milli hedeflere yönelerek kazanmak ve kalkınmaktır.

    SP nereye Kaydırılmaktaydı?

    Saadet Partisi (SP) Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu’nun, (Milli Görüş Lideri(!) ise Oğuzhan Asiltürk’müş!?) Cumhurbaşkanlığı sistemini eleştirmesi haklıydı: “Tüm karar yetkisi bir kişide. Dünyada böyle sistem yok. Sistemi ne Türkiye götürebilir, ne de siyasi partiler kaldırabilir. Değişikliğe ihtiyaç var.” diye çıkışmıştı.

    Sn. Temel Karamollaoğlu, Erdoğan'ın Oğuzhan Asiltürk’le görüşmesini değerlendirirken, TV 5'te katıldığı programda şunları açıklamıştı: “Kaos ortamının yok olmasını istiyorsak, farklı görüşlere sahip siyasilerin bir araya gelmesini gerekli görüyorum. Cumhurbaşkanı'nın, Oğuzhan Bey'i ziyaretini önemsiyorum. Ziyaretten bir gün önce Oğuzhan Bey bana söyledi. Ama böyle bir ziyaret bekliyor muydunuz? deseniz, aklıma gelmiyordu.

    Mesela (bugünkü) Başkanlık Sistemi; bu sistem, Türkiye'yi taşıyamıyor. Başlangıçta 50+1 lehimize diye düşündüler. Şimdi 1 bile önemli hale geldi. Şeffaflık olmadan güven olmuyor. Birçok ihale yapılıyor, bunlar şeffaf değil, nasıl verildiği bilinmiyor. Bugünkü sistemle, ülkedeki kutuplaşmayı önlemeniz mümkün görülmüyor. Bütün karar yetkisi bir kişide toplanıyor. Dünyada böyle bir sistem yok. Bu tür Başkanlık Sistemini ne Türkiye götürebilir, ne de siyasi partiler kaldırabilir. Mutlaka değişikliğe ihtiyaç var. Şu anda Meclis'in varlığı ile yokluğu arasında da bir fark görünmüyor.” tespitleri haklıydı. Ama “AK Parti'den tanıdığımız, bildiğimiz kişiler ayrıldı. Cumhurbaşkanı için endişe verici bir tablo ortaya çıktı. (Sn. Erdoğan’ın) Kendisini yalnız hissetmesinin sebeplerinden birisi de bu olmalıydı. Etrafında yola çıktığı arkadaşlardan kimse kalmadı ve bu insanı endişeye sevk eder. Neden insanlar gidiyor? Bunun cevabını bilmek zorundadır. Cumhurbaşkanı'nın becerisini takdir ediyorum. Birbirleriyle uzlaşması mümkün olmayan MHP ve Vatan Partisi'ni bir arada tutabilmesi takdire şayandır. Üstelik Perinçek, ‘Türkiye'yi ben idare ediyorum' demekten sakınmamıştır. Bu kadar ileri gidiyor, garip… Bahçeli'nin tavrı ise çok daha sert. Bu üslupları bir arada tutmak epeyce zor. Sayın Cumhurbaşkanı belki de buradan (ve bu bağımlılıktan) da kurtulmak istiyor olabilir.” şeklindeki beyanları ise kafa karıştırıcıydı. Yoksa Sn. Karamollaoğlu “Biz Erdoğan’a ve iktidarına koltuk değneği olmaya hazırız!” mesajını mı açıklamıştı?!.

    Maalesef çifte standartçılık, kutsalları istismarcılık ve kahramanlık kılıflı sahtekârlık her tarafı sarmıştı. MİLKO 5’inci Şube Başkanları toplantısında (11 Ocak 2021) “Kutuplaşmayı önlemeye çalışacağız!” diyen Oğuzhan Asiltürk’ün, aslında “İşbirlikçi AKP’ye payanda olacağız ve SP’yi küresel Siyonizm’in uyumlu bir şubesi yapacağız!” demeye çalıştığının hiç kimse farkına bile varmamıştı. TİMAV (Türkiye İmam Hatipliler Vakfı)nın Seçmeli Ders çağrısı da işte böyle bir aldatmacaydı. Çünkü 12 Eylül sonrası Kenan Evren bile Din Derslerini mecburi yapmışken, Erdoğan iktidarı tutup “Seçmeli Ders”ler arasına atmıştı. İşte AKP iktidarının bu sahtekârlığını açığa vurması ve halkımızı uyarması gereken TİMAV Başkanı Ecevit Öksüz, bunu yapacağına; “Duyarlı vatandaşlar, okullarda çocuklarının Dini Bilgiler Derslerini seçmeleri için müracaatta bulunsunlar” çağrılarıyla oyalanmakta ve Din Derslerinin tekrar mecburi yapılması için hiçbir girişimde bulunmamaktaydı.

    Bu arada Sn. Erdoğan’ın SP’yi, hatta İyi Parti’yi rahatlatmak için; “Seçim yasası başlığı altında, dar veya daraltılmış bölge sistemleri, barajın yüzde 5'e düşürülmesi, hatta ittifak içi baraj getirilmesi ve milletvekillerinin parti değiştirmelerinin güçleştirilmesi” gibi seçenekleri tartışmaya açtığı konuşulmaktaydı.

    Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'ni güya daha demokratikleştirmek için iki önemli yasanın değiştirilmesinden yanaydı: Bunlar, Seçim ve Siyasi Partiler Yasasıydı. Siyasi Partiler Yasası'ndaki ise en dikkat çekici hazırlık, “Parti Genel Başkanlarının o partinin üyeleri tarafından seçilmesi şartının konulmasıydı...” Mustafa Sarıgül'ün Genel Başkanı olduğu Türkiye Değişim Partisi de tüzüğünde, parti başkanını parti üyelerinin seçmesi ve iki dönem şartı vardı. Bu çalışma, daha çok CHP içi muhalefetin de gündeminde bulunmaktaydı. Onlara göre mevcut bu delege sistemiyle Kılıçdaroğlu yönetimini değiştirmek imkânsızdı. Ama eğer yeni yasa önümüzdeki aylarda Meclis'e gelir ve yasallaşırsa CHP'de de değişim umudu doğacaktı. Çünkü o tarihten sonra CHP'deki delege sistemi devreden çıkacağı için bir milyonu aşan üyelerle Genel Başkan seçimi, taşları yerinden oynatacaktı. Bu belki her parti için geçerliydi ama CHP'de daha etkili olacağı açıktı. Nedeni de CHP yönetimi ile tabanı arasında ortak bir siyasi yaklaşımın olmamasıydı. Bu nedenle eski Baykalcıları ve sosyal demokratları yeni yasa hazırlığı bir hayli heyecanlandırmış durumdaydı.” diyenler vardı. Hatta Muharrem İnce'nin bile, bu yasa değişikliğini beklediği kulislere sızmıştı. Bir CHP'li: ‘Gördüğüm kadarıyla Muharrem İnce, partisinin kurulmasını mart sonrasına bıraktı. Eğer Siyasi Partiler Kanunu'ndaki değişiklik bir an önce hayata geçerse İnce bile geri döner ve CHP'deki Genel Başkanlık yarışına katılır.’ görüşünü aktarmıştı. Acaba: ‘Her şey gibi muhalefetin de yerli ve millisini ülkemize kazandırmak inşallah bize nasip olacaktır.’” diyen Sn. Erdoğan’a bu akılları verenler neyi amaçlamışlardı? Veya şöyle soralım: Malum odaklar Sn. Erdoğan’ı iktidarda tutmak için niye bu denli demokrat ve dine hürmetkâr davranmaktalardı?

    Tekrar Uyarıyoruz ki: Bu Haliyle AKP İktidarıyla İttifak, SP’yi Siyonizm’in Bir Şubesi Konumuna Taşıyacaktır!

    AB-ABD Kapitalizmin Perde Arkası ve Vatikan&Papa-Rothschild-Rockefeller Ortaklığı

    Küresel baronların yeni bir ittifakı olan “Vatikan ile Kapsayıcı Kapitalizm Konseyi” dünyanın en büyük yatırımcılarıyla Vatikan arasındaki yeni ve şeytani bir ortaklıktı. Kapitalizmi; güya, insanlığın iyiliği için güçlü bir sisteme dönüştürmek üzere, ahlâki prensiplerle piyasa dengelerini birleştirmek amacıyla toplanmışlardı. Bu Siyonist Konsey, Vatikan'da Küresel İnsani Gelişmeyi Teşvik Etme Projesini yöneten ve tüm inançların ahlâki zorunluluğundan esinlenen Hazreti Papa Francis ve Saygıdeğer(!) Kardinal Peter Turkson'un ahlâki rehberliği(!) altında, özel sektörün dünya için daha adil, daha kapsayıcı ve sürdürülebilir bir ekonomik temel oluşturması amaçlandığı(!) vurgulanmıştı. Bu konseyin, her yıl Papa Francis ve Kardinal Turkson ile bir araya gelen Kapsayıcı Kapitalizm Muhafızları olarak bilinen çekirdek bir küresel liderler grubu tarafından yönetildiği açıklanmıştı. Bu liderler, yönetimleri altındaki varlıklarda toplam 10,5 trilyon dolardan fazla, (2,1 trilyon doların üzerinde piyasa değeri olan beş) şirketleri ve 163'ten fazla ülkede 200 milyon çalışanı temsil ediyorlardı. Organizasyon, her büyüklükteki iş ve yatırım liderini, Konseyin rehber ilkelerini benimsemeye ve bunlara göre hareket etmek için kamu taahhütlerini yerine getirmeye çağırmaktaydı. Bu kolektif eylemlerin, kapitalizmi kapsayıcılık için daha büyük bir güç haline getirerek sistemik değişime yol açması planlanmıştı.

    Küresel sömürü sermayesinin baronları olan bu iş adamı muhafızlara konuşan Papa Francis, “Adil, güvenilir ve insanlığın ve gezegenimizin karşı karşıya olduğu en derin zorlukları çözebilecek bir ekonomik sisteme acilen ihtiyaç duyulmaktadır. Kapitalizmi bütünsel insan refahı için daha kapsayıcı bir araç haline getirmenin yollarını arayarak meydan okumayı üstlendiniz.” buyurmuşlardı.

    Konsey Kurucusu ve Kapsayıcı Sermayenin Yönetici Ortağı olan Lynn Forester de Rothschild; "Kapitalizm muazzam bir küresel refah yarattı, ancak aynı zamanda çok fazla insanı perişan bıraktı, gezegenimizin bozulmasına yol açtı ve toplumda pek güvenilmez konuma taşındı." Değerli ortaklar"Bu Konsey, Papa Francis'in 'dünyanın çığlığını ve yoksulların feryadını dinlemek ve toplumun daha adil ve sürdürülebilir bir büyüme modeli taleplerine cevap vermek için yaptığı uyarıyı dikkate alıp uygulayacaktır!" açıklaması yapmıştı. Oysa bu ifadeler, tüm insanlığı sömürü çarkı altında kıvrandıran vahşi kapitalizmin ve Siyonizm’in bu zulüm mekanizmasına, Vatikan’ın ve Haçlı Papa'nın açıkça aracı yapılmasının itiraflarıydı.

    Kapsayıcı Kapitalizm Konseyinin Vatikan ile birlikte tam listesinde şunlar vardı:

    Ajay Banga, Oliver Bäte, Marc Benioff, Edward Breen, Sharan Burrow, Mark Carney, Carmine Di Sibio, Brunello Cucinelli, Roger Ferguson, Lady Lynn Forester de Rothschild, Kenneth Frazier, Fabrizio Freda, Marcie Frost, Alex Gorsky, Angel Gurria, Alfred Kelly, William Lauder, Bernard Looney, Fiona Ma, Hiro Mizuno, Brian Moynihan (Yönetim Kurulu Başkanı - Bank of America), Deanna Mulligan (Başkan - Guardian Life), Ronald P. O'Hanley, Rajiv Shah (Başkan - Rockefeller Vakfı), Tidjane Thiam, Darren Walker (Ford Vakfı Başkanı ve Rockefeller Vakfı E. Bşk. Yrd.), Mark Weinberger (EY Başkanı ve CEO'su).

    Rothschild-Vatikan ortaklığında, “Vatikan ile Kapsayıcı Kapitalizm Konseyi” adıyla oluşturulan bu ittifak bir komplo teorisi sanılmasındı! Bunların resmi siteleri bile vardı. (https://www.inclusivecapitalism.com/) Site girişinde yazılan tanıtım notları ise: “Dünyayı daha adil, daha kapsayıcı ve sürdürülebilir kılmaktı.” Yani tam bir şeytanlık ittifakı ve Siyonist sömürü tuzağıydı!

    Kutsal kukla olan, 12. yüzyılın Haçlı Seferleri'nden bu yana en küreselci ve müdahaleci Papa, bu soysuz bankacılık ailesi Rothschild'den başkası tarafından yönetilmeyen küresel finansın en büyük figürleriyle yapılan bir ittifakın sadece figüranıydı. Bu yeni şer ittifakına; 'Vatikan ile Kapsayıcı Kapitalizm Konseyi' adını verdikleri halde, aslında alaycı ve mazlumları aşağılayıcı ortaklarına ve oyunculara bakıldığında, Davos WEF gurusu ve Henry Kissinger'ın koruyucusu Klaus Schwab gibi dünya kapitalist düzeninin zulüm hakimiyetini teşvik etmeye başladığından beri en tehlikeli dolandırıcılardan oluşmaktaydı. Vatikan ile bu sözde Kapsayıcı Kapitalizm Konseyi'nin arkasında Siyonist Yahudi baronlar bulunmaktaydı.

    Web sitelerinde klasik bir BM kararını da açıklamışlardı: 'Kapsayıcı Kapitalizm Konseyi, insanlarımızın ihtiyaçlarını karşılayan daha kapsayıcı, sürdürülebilir ve güvenilir bir ekonomik sistem inşa etmek için çalışan dünyanın iş ve kamu sektörü liderlerinin bir hareketidir.' Bu temelsiz ve talihsiz ifadeler, BM’nin de küresel Siyonizm’in bir kuklası olduğunu da açığa vurmaktaydı.

    Lynn Forester de Rothschild, Vatikan ile yaptığı anlaşmayı duyururken, “Bu konsey, Papa Francis'in dünyanın çığlığını ve yoksulların feryadını dinlemek ve toplumun daha adil ve sürdürülebilir taleplere cevap vermek için yaptığı uyarıyı dikkate alacak ve uygulayacak.” yalanını atmışlardı.

    Siyonist Henry Kissinger’in danışmanı Klaus Schwab'ın Dünya Ekonomik Forumu'na gönderilmesi tesadüf olamazdı. Bu grup, küreselci bir serserinin, şüpheci bir dünyayı 1945 sonrası IMF önderliğindeki küreselleşme modelini ve giga kurumsal varlıklarını hükümetlerden daha güçlü konuma taşıyan ve Gizli Dünya Devleti oluşturmaya çabalayan Siyonist bir yapılanmaydı. Toksit (zehirli) tarım ticareti lehine, Meksika veya Çin gibi ucuz emek ülkelerine kaçmak için sanayileşmiş ülkelerdeki yaşam standartlarını ortadan kaldıran bu şeytani ekibe aldanmak, intihar anlamı taşırdı.

    Rothschild ve arkadaşlarının Papa'yla İttifakı!

    Birincisi, Papa ve Vatikan ile güçlerini birleştiren 'kapsayıcı' kapitalistlerin kim olduğunu artık görmek lazımdır. Kurucu, Leydi Lynn Forester de Rothschild adını taşıyan bir bayandır. 90 yaşındaki emekli mega-milyarder Londra NM Rothschilds Bankası Başkanı Sir Evelyn de Rothschild'in karısıdır. Leydi Lynn ise, New Jersey'de ABD'li işçi sınıfı bir ailede doğmuş, babasının kendisini ve kardeşlerini hukuk ve tıp fakültelerinden geçirmek için iki işte çalıştığını söyleyen sahtekârdır. Wall Street'e, ardından Motorola'nın da aralarında bulunduğu telekomünikasyon şirketlerine gittiğinde ve Sir Evelyn ile 20 milyar dolarlık mal varlığını bildirmeden önce on milyonlarca kişinin rapor edilmesini sağladığında, elbette birçok etkili akıl hocaları da vardı.

    Bu transatlantik evliliğini sağlayanın ise Rockefeller ailesinin avukatı ve ABD’nin ünlü stratejisti Henry Kissinger olduğu bilgisi de yer almaktaydı. Leydi Lynn, ünlü kocasının ötesinde de ilginç bir kadındı! Suçlu çocuk seks kaçakçısının özel jetiyle uçan ve MOSSAD ajanı Jeffrey Epstein'ı rapor edenlerin isim listesine göre, ilginç isimlerden biri Lynn Forester de Rothschild olmaktaydı. Leydi Lynn'in, kocası Bill'in de Epstein'ın Lolita Express özel jetindeki özel uçuşlarında Hillary Clinton adında başka bir arkadaşı da vardı. Lynn ve yeni kocası Sir Evelyn aslında Clinton'lara o kadar yakındı ki, 2000 yılında Rothschild'in yeni evlileri balayının bir kısmını Clintons Beyaz Sarayında ağırlanmışlardı. Bundan sonra Leydi Lynn, 2008'de ve yine 2016'da olası Hillary'nin başkanlık teklifi için 'paketçi' olarak adlandırılan büyük bir bağış toplayıcıydı. Ayrıca Hillary'ye, bir röportajda anlattığı Adam Smith'e dayanan serbest piyasa programı hakkında tavsiyelerde bulunmuşlardı.

    Papa ve Leydi’nin Muhafızları mı? Şeytanın Savaşçıları mı?

    Vatikan'la yapılan Rothschild ittifakı, özenle seçilmiş para devlerini ve onların kendilerine "Muhafızlar" diyen seçkin isimleri mide bulandırıcıydı. Bu muhafızlar terimi mafyatik bir çağrışım da yapmaktaydı. Bu muhafızlar, kapitalizmin reformu için şimdi Vatikan'daki yeni arkadaşlarıyla birlikte ahlâki koruyucu olmuşlardı. Muhafız üye listesinde, Rockefeller Vakfı'nın mevcut CEO'su, Obama dönemi CIA maşası yardım örgütü USAID yöneticisi ve Gates Vakfı'nın Afrika'da GDO tohumlarını tanıtmak için yaptığı AGRA dolandırıcılığının eski ortağı Rajiv Şah (Rockefeller Vakfı Başkanı) yer almaktaydı. Rockefeller Vakfı, 2010'da pandemik “kilitlenmeyi” (Lockstep) senaryolaştırmıştı. Bu arada Vakıf son günlerde yeni bir rapor daha yayımlamıştı: “Masayı Yeniden Başlat: ABD Gıda Sistemini Dönüştürmek için Anı Yakala” (Reset the Table: Meeting the Moment to Transform the US Food System)

    Rothschild'ın gardiyanları arasında, Ford Vakfı CEO'su Darren Walker da vardı. Ford ve Rockefeller Vakıfları, emperyal Amerikan dış politikasını şekillendirmek için ABD Dışişleri Bakanlığı veya CIA'dan bile daha fazlasını yapmıştı; Hindistan ve Meksika'daki başarısız Yeşil Devrim'in finansmanı ve GDO'lu mahsullerin Rockefeller fonları tarafından yaratılması da bunların arasındaydı. Bir GDO devi ve kimyasallar grubu olan DuPont'un Başkanı ile yakın geçmişleri skandallarla dolu aşı ve ilaç şirketleri Merck ve Johnson & Johnson da bu muhafızlar arasındaydı! Merck, 55.000'den fazla kullanıcı kalp krizinden ölünceye kadar artrit ilacı Vioxx'un riskleri hakkında yalan söyleyen sözde bilim adamıydı.

    Diğer Koruyucular arasında Visa, Mastercard, Bank of America, Allianz sigorta ve BP CEO’ları da bulunuyor. 2016’da Visa, mevcut Hindistan Başbakanı Modi ve ABD’nin operasyonel yardım örgütü USAID ile birlikte Hindistan'a felaket getiren ‘nakitsiz ekonomi deneyi’nin arkasındaydı. İngiltere Merkez Bankası eski Başkanı ve aynı zamanda doların yerini alacak nakitsiz dijital merkez bankası para birimlerinin savunucusu olan Muhafız Mark Carney de tehlikeli bir adamdı. Carney, artık Birleşmiş Milletler İklim Eylemi ve Finansmanı Özel Temsilcisi. Carney aynı zamanda, distopik Great Reset ve Agenda 2030 öncüsü Davos Dünya Ekonomik Forumu'nun da Yönetim Kurulu üyesi olmaktaydı. Aslında, bulut bilişim Salesforce'un kurucusu milyarder Marc Benioff ve OECD Başkanı Angel Gurria da dahil olmak üzere, Rothschild’in koruyucularından bazıları da Davos Yönetim Kurulu’nda yer almaktaydı. Ve eski Credit Suisse CEO'su Tidjane Thiam, Dünya Ekonomik Forumu'nun Uluslararası İş Konseyi'nde Başkandı.

    Kapsayıcı kapitalizm dönüşümünün diğer koruyucuları arasında, ABD Hükümeti tarafından 2008 kriziyle bağlantılı dolandırıcılık ve Meksika uyuşturucu kartelleri ile Rus organize suçları için para aklamaktan dava açılan Bank of America'nın CEO’su da yer almıştı. Seçkin muhafız listesinde ayrıca, 360 milyar dolarlık dolandırıcılığıyla ünlü Kaliforniya eyalet emeklilik fonu CalPERS'ın tartışmalı Başkanı Marcie Frost da bulunmaktaydı. Bu Muhafızlar gerçekten de Şikago çetelerinden farksız. 3,1 trilyon ABD doları ile dünyanın en büyük varlık yönetimi şirketlerinden biri olan State Street Corporation'ın Başkanı da bir başka “Muhafız”dı. Bu şeytani “Muhafızlar”ın şemsiyesi altındaki kuruluşlar, küresel çapta 10,5 trilyon dolardan fazla bir meblağı yönetiyor, 200 milyon işçi çalıştırıyorlardı!

    Vatikan Ahlâkı ve Küresel Sömürü Çarkı!

    Rothschild'in mega-kapitalistler grubuna 'ahlaki' güvenilirlik kazandırmak için ortak seçilen Papa Francis, IRONİK OLARAK, Vatikan'ın modern tarihindeki en büyük mali skandalları, dolandırıcılık ve kilise fonlarının kötüye kullanılması gibi olayların içinde yer almaktaydı. Bu, Papa Francis, 2013'te yeni Papa olduğunu ilan ederken, ana görevlerinden birinin skandallarla dolu Vatikan maliyesini temizlemek olacağını açıklamıştı. Oysa bu, altı yıldan fazla bir süre sonra bile henüz yapılmamıştı. Hatta bazı Vatikan gözlemcileri mali yolsuzluğun daha da kötüye gittiğini vurgulamışlardı.

    Çözülmekte olan skandal, 2018 yılına kadar Papa'nın fiili Genelkurmay Başkanı ve düzenli sırdaşı olan, Papa'nın onu Azizlerin Davaları Cemaatinden sorumlu Kardinal'e yükselttiği Haziran 2018'e kadar Roma Curia'da kilit bir pozisyon olan Devlet Sekreterliği'nde Genel İşlerin Vekili Becciu, Peter's Pence'deki yoksullar için bağışlar da dahil olmak üzere yıllarca kilise fonlarına, Credit Suisse'den eski bir bankacıyla birlikte seçtiği projelere yüz milyonlarca, hatta milyarlarca dolar yatırım yapmış yani çalmıştı. Üstelik devam eden Vatikan çocuk seks skandallarına adı karışmıştı. İtalyan basını, Papa'nın Becciu'nun şüpheli yatırımlarını bildiğini ve hatta skandallar patlak vermeden önce gizlendiğini yazmıştı. Kasım 2020'de İtalyan polisi Becciu'nun eski Vatikan muhasebecisinin evine baskın düzenlemiş ve 600.000 avro nakit yakalamış ve Vatikan çalışanının yıllar içinde 15 milyon dolarlık sahte fatura aldığını kanıtlamıştı.

    Bunun gibi bir geçmişe sahip olan Lynn de Rothschild'in Vatikan'ıyla yeni Kapsayıcı Kapitalizm Konseyi, Klaus Schwab'ın Dünya Ekonomik Forumu ile birlikte dünya ekonomisini 'reform' yapmak için büyük şeytanlıklar planladıklarını hâlâ anlamamak için ahmak olmak lazımdı.[3]

    ABD Columbia Üniversitesi’nin Nobel ödüllü ekonomist Joseph Stiglitz’in kitabında şunları yazmıştı:

    “Merhaba... Ben kapitalizm! Küçük kızlarınızı Barbie bebeklerle ve sizin ellerinizde ben büyüttüm, bugün sizden estetik operasyon için para istiyorlar diye neden şaşırıyorsunuz! Çıkarlarım uğruna kocaman bir moda endüstrisi oluşturdum ve istediğime de kavuştum. Artık 17 yaşındaki kızların çoğu dış görünüşlerini beğenmiyor, estetik ameliyat olmak için çırpınıyor. İşte ben kapitalizmim! Bir kadının bir moda dergisini 15 dakika karıştırması kendi vücudunu beğenmemesine yetiyor!

    Ben kapitalizmim ve bakış açınızı öyle bir değiştirdim ki, hırsız bir CEO’nun hayat hilesi sizin için ‘azim ve başarı hikâyesi’ olabiliyor.

    Ben kapitalizmim ve ortalama bir insanın günde 5.5 saat TV izlediği, saatlerini internette geçirdiği, kitaplarla ilgilenmediği, ibadeti ve hayırlı hizmetleri gerek görmediği bir toplumda şeytani saltanatım uygulanıyor!

    Ben kapitalizmim, sömürmek ve bunun için beyinleri köreltip-kirletip esir etmek benim silahımdı, ancak %1’inizin ihtiyacı olan makineleri 3. dünya ülkelerinde ve özellikle ÇİN’de, ucuz işçilerle üretmekte çok başarılı olmamın altında bunlar yatıyor!..

    Elbette bütün kapitalistler birer ‘aziz’ gibi konuşacaklardı, tıpkı Bill Gates gibi, 150 milyon dolarlık (1.5 milyarlık) 66.000 m2 bir evde yaşayan bir çağdaş Karun misali!

    Ben kapitalizmim ve benim yüzümden ortalık miras kavgaları, hırsızlık ve hilekârlık davaları yüzünden kanlı bıçaklı olmuş akraba ve ahbaplarla dolup taşmaktadır.

    Her yıl 20 milyon çocuk açlıktan ölürken ey siz bir koşu bandının üstünde fazla yağlarınızı eritmek için ter döken kuklalarım!.. İşte ben kapitalizmim ve benim yüzümden dünyada 600 milyon obez ve 1.4 milyar aç insan vardır!

    Ben kapitalizmim, öyle sömürü düzeni kurdum ki Starbucks için kahve üreten bir çiftçinin oradan bir bardak kahve satın alabilmesi için 3 gün çalışması lazımdır!

    Ben kapitalizmim ve Uzak Doğu’da 6-12 yaş arası kızlar 200 dolar gibi komik paralarla seks kölesi olarak satılmaktadır.” Ve işte Sn. Erdoğan ve iktidarı bu kapitalist sömürü ve zulüm çarkına İslamcılık kılıfı takmışlardır.

     

     


      [1] (Bak: https://www.newagebd.net/article/125494/dangerous-alliance-of-rothschild-and-vatican-of-francis)

      [2] Niye omuz omuza değiliz? – Zeki Ceyhan

      [3] https://www.newagebd.net/article/125494/dangerous-alliance-of-rothschild-and-vatican-of-francis
































    Bu Haber 119 defa okunmuştur.
    Dost Siteler...
    www.millicozum.com
    www.necmeddinerbakan.net

 
Yorum Ekleyin
Yorum eklemek için üye olmanız gerekmektedir.
 
Telif Hakkı: Prof. Dr. Necmettin Erbakan - NecmettinErbakan.Net, Necmettinerbakan.org | Milli Çözüm Dergisi | AhmetAkgul.Net | MealiKerim.com | İLETİŞİM |RSS