Mekke Müşriklerinin Elebaşlarının:
HAKSIZ VE AHLÂKSIZ KAZANÇ YOLLARI!
Hz. Peygamber Efendimizin kutlu davetine ve İslam’ın iman ve ahlâk prensiplerine, müşrik elebaşlarının şiddetle ve hiddetle karşı çıkmalarının altında yatan en önemli faktörlerin başında; haksız ve ahlâksız kazanç yollarının tıkanması kuşkusu yatmaktaydı. Yoksa müşrikler, yeri ve gökleri yaratan Allah’ın varlığını inkâr etmiyorlar, aksine O’nu sadece duaları kabul buyuran, ama dünya işlerini kullarının keyfine bırakan bir “Yüce Tanrı” gibi görüyorlardı. Bu nedenle, Hz. Peygamberimiz ve mazlum mü’minler aleyhine hazırlayıp Beytullah’ın duvarına astıkları zulüm ambargosu anlaşmasının başına “Bismikellahümme – Allah’ın İsmiyle” diye yazmışlardı.
Mağdur kesimlere ve sahipsiz kimselere her türlü baskı ve barbarlığı sistemleştiren bu müşrik elebaşları genellikle şu işlerle meşgul oluyorlardı:
1- Genelev çalıştırıcılığı ve fuhuş kazancı.
2- Faizli kredi (borç) dağıtımı ve ibtidai bankacılık.
3- Zorbalık, gaspçılık ve bir nevi Mafya Babalığı.
4- Ticaret tekeli oluşturulması ve sömürü çarkı kurulması.
5- Yozlaştırılmış Din istismarcılığı ve Kâbe (Beytullah) gibi kutsalların pazar payı.
Şimdi bunları tek tek ele alalım:
1- Genelev Çalıştırıcılığı ve Fuhuş Kazancı:
İnsan haklarına aykırı yollarla köle ve cariye yaptıkları kadınları, para karşılığı pazarlayıp gelir sağlamak, müşrik elebaşlarının önemli uğraş alanlarıydı.
Nur Suresi 33. ayeti bu haksız ve ahlâksız icraatı kınayıp yasaklamaktaydı.
“(Ekonomik sıkıntılar yüzünden) Nikâh (evlenme imkânı) bulamayanlar ise, Allah onları Kendi fazlından zenginleştirinceye kadar iffetli davransınlar. Ellerinizin malik olduğu (hükmünüz altında bulunup da) mükatebe isteyenlere (İslam’ın ilk dönemlerinde, kölelik ve cariyelikten özgürlüğe erişmeye; şimdi ise size olan borçları yüzünden hapse girip de bu cezadan kurtulmayı arzu edenlere) -eğer onlarda bir hayır görüyorsanız- mükatebe (özgür bırakma anlaşması) yapın. Ve Allah’ın size verdiği maldan (paradan) onlara da verin. Dünya hayatının geçici metaını ve menfaatini elde etmek için; ırzlarını korumak (ve iffetli yaşamak) istedikleri halde, korumanız altındaki genç kadınları (cahiliye dönemindeki gibi sakın) fuhşa zorlamayın. Kim onları (fuhşa) zorlarsa (büyük vebal altındadır); şüphesiz, onların (fuhşa) zorlanmalarından sonra (tevbe edip namusunu koruyanları ise) Allah (onları) Bağışlayandır, Esirgeyendir.”
Mekke’nin farklı yörelerinde böyle özel evler ayarlayıp fuhuş yaptıran, bu yolla haram para kazanan ve müşterilerine hem günah fırsatı sağlayan hem de bunu bir şantaj unsuru olarak kullanan insanların birisi de malum ve mel’un Ebu Cehil olmaktaydı. Ebu Cehil’in asıl adı Amr bin Hişam idi ve Cahiliye Mekke’sinde “Ebul Hikem-Hikmet’in Babası=bilge kişi” olarak anılırdı. Ona Ebu Cehil ismini Efendimiz takmıştı.
Fuhuş bataklığı ve kadın pazarlığı ile para kazananlardan birisi de Baş Münafık Abdullah Bin Ubeyy olmaktaydı. Nur Suresi 33. ayetinde vurgulandığı gibi fuhuştan yani kadın pazarlamaktan para kazanmaya “Biğa” diyorlardı.
Müşrik fasık Ebu Cehil ve münafık İbni Ubeyy gibileri, bu fuhuş evlerine gelenlere aynı zamanda pahalı şarap (ve içki) masaları kurmakta ve çeşitli kumar ve şans oyunları oynatıp ayrıca haksız kazanç yolları bulmaktalardı.
Zaten Hüzün Yılı sonundaki MİRAÇ müjdesini anlatan İsrâ Suresi’nin 31, 32, 33 ve 34. ayetleri:
• Çocukları (anne karnından itibaren) katletmeyi • Zina etmeyi ve fuhuş gelirini • Haksız yere insan öldürmeyi • Ve yetim malı yemeyi yasaklaması, cahiliye müşriklerinin gaddar uygulamalarına da dikkatleri çekmek amaçlıydı.
a- Müslümanlara yönelik 3 yıla yaklaşan vahşi ambargoların artık dayanılmaz noktaya ulaşması,
b- Efendimizin mübarek Hanımı ve can yoldaşı Hatice Annemizin vefatı,
c- Peygamberimizin amcası, Hz. Ali’nin babası ve Efendimizin en önemli destek ve dayanağı Ebu Tâlib’in de Hz. Hatice’den üç gün önce bu dünyadan ayrılmaları (19 Nisan 620),
d- İslam’ı tebliğ etmek ve Hicret edilecek bir mekân bulabilmek umuduyla ve Hz. Hatice Validemizin hizmetine verdikleri, eski evlatlığı Zeyd Bin Harise‘yi de yanına alarak Benî Sakif Kabilesini davet için gittikleri TAİF’ten, ağır hakaret ve eziyetlerle geri dönmek zorunda kalmaları nedeniyle “HÜZÜN YILI” denilen o zorlu sürecin ardından, Hz. Peygamber Efendimizi teskin ve teselli için ve “Rahmeten lil-âlemin” olması nedeniyle bütün gök tabakalarındaki varlıklara da Nübüvvet müjdesini ve mesajını iletip onları da sevindirmek ve bir nevi teftiş etmek üzere lütfedilen İSRÂ ve MİRAÇ olayı, hem HİCRET’in hem Medine İslam Devleti’nin bir nevi başlangıç hazırlığıydı.
Müşrik Barbarların Müslümanlara Karşı Boykot Uygulaması!
Nübüvvetin 7. (Miladi: 617) yılıydı. Bu tarihe kadar İslam’ın inkişâfına mâni olmak gayesiyle müşrikler tarafından girişilen her teşebbüs sonuçsuz kalmıştı. Üstelik İslamiyet giderek ve tedricen yayılmaktaydı. Müslümanların sayısı günden güne ve her türlü şiddet ve hakarete rağmen artmaktaydı ve İslam’ın nuru Mekke dışındaki kabilelere de ulaşmaya başlamıştı.
Hz. Ömer ve Hz. Hamza gibi iki kahraman da artık İslam safına katılmış durumdaydı. Hz. Ömer, önceki tavrının tam tersine İslam davasına bütün güç ve gayretiyle sarılmış, âdeta İslam’ın sağ kolu olup çıkmıştı. Bu durum, Müslümanlara cesaret ve moral verirken, müşrikleri ise fazlasıyla sarsmış ve onları derinden derine düşüncelere ve yeni tedbirler geliştirmeye mecbur bırakmıştı. Bütün bunlar, Kureyş müşriklerini son derece tedirgin edip kuşkulandırmış ve yeni kararlar almaya, yeni planlar uygulamaya zorlamıştı.
Müşrikler, işkence yapmakla, şiddet uygulamakla kimseyi dininden caydıramayacaklarını, İslam’ın ilerleyip yayılmasına engel olamayacaklarını anlamışlardı. Çünkü akılalmaz işkence ve zulümlere rağmen tek bir Müslüman dahi dininden dönmeye yanaşmamıştı. Öyle ise müşriklerin, bütün bunların dışında başka caydırıcı kararlar almaları lazımdı. Öyle de yaptılar. Vakit geçirmeden bir araya toplandılar. Uzun uzadıya düşünüp taşındıktan ve aralarında tartıştıktan sonra, gerek Müslüman ve gerekse gayrimüslim olsun, Hâşimoğulları’ndan tamamıyla münasebetlerini kesme kararı almışlar ve korkunç bir ambargo başlatmışlardı.
İttifakla aldıkları bu kararın maddelerini de bir sahife üzerinde şöyle yazıp Kâbe’nin duvarına asmışlardı:
Allah’ın ismiyle…
1- Hâşim ve Muttaliboğulları ailelerinden asla kız alınmayacaktı.
2- Hâşim ve Muttaliboğulları ailelerine kız verilmesi yasaklanmıştı.
3- Hâşim ve Muttaliboğulları’na hiçbir şey satılmayacaktı.
4- Hâşim ve Muttaliboğulları’ndan hiçbir şey satın alınmayacaktı.
Bu antlaşmaya akıllarınca kudsi bir mahiyet vermek için de başına “Bismikellahümme” deyip bu yazılı sahifeyi Kâbe duvarına asmışlardı. Ayrıca, bu anlaşmaya aykırı davranmayacaklarına dair yeminler içerek kararlı olduklarını ortaya koymuşlardı.
Bu boykot, Hâşim ve Muttaliboğulları’nın vücudunu ortadan kaldırmayı ve köklerini kazımayı amaçlamıştı. Bu durum karşısında Hâşim ve Muttaliboğulları aileleri artık dağınık bir şekilde ayrı ayrı semtlerde oturamazlardı. Ebu Leheb hariç, Mekke’nin kuzey tarafında bulunan Şi’b-i Ebu Tâlib (Ebu Tâlib Mahallesi) denilen yere topluca taşınmak zorunda kalmışlardı. Artık bu mahalle sakinleriyle bütün münasebetler kesilmiş durumdaydı. Kazara oraya gidenler olsa ağır bir şekilde azarlanıyorlardı. Müşrikler, boykota uğrayanların toplandıkları mahalleye yiyecek-içecek namına bir şey sokmuyorlardı. Sadece, hac mevsiminde dışarı çıkıp alışverişte bulunmalarına sözde müsaade ediyorlardı. Sözde diyoruz, çünkü o zaman da, çarşı-pazarda, köşe başlarında durarak onlara bir şey aldırmamak için ellerinden gelen her türlü engellemeyi yapıyorlardı. Hatta zaman zaman satıcıları, onlara mal satmamak için tehdit bile ediyorlardı. Bazen de, bin bir türlü dalavere ve hileye başvurarak satıcıların ellerinden mallarını alıp, boykota uğrayanlara bir şey bırakmamaya çalışıyorlardı.
Ebu Leheb, Hâşimoğulları’ndan olmasına rağmen, öz yakınlarının, hısım ve akrabalarının açlıktan ölmesine göz yummakta, hatta bu hususta elinden gelen her türlü hıyanet ve hakareti yapmaktaydı.
Mekke’ye yiyecek maddeleri getiren kervanları şehrin dışında karşılayıp:
“Ey tacirler! Hâşimoğulları’na sakın bir şey satmaya yeltenmeyin. Fiyatları yüksek söyleyin ki almaya güçleri yetmesin. Benim, servet sahibi olduğumu bilirsiniz. Söz verdiğim zaman da mutlaka sözümü yerine getiririm. Yiyecek, giyecek mallarınızın kıymetini bir kat artırıverin. Üst tarafını ben öderim!” diye uyarmakta ve Müslümanların, açlıktan feryat eden çocuklarının yanına boş dönmelerine sebep olmaktaydı.
Çocukların açlıktan gelen acıklı ve yürek parçalayıcı feryatlarına müşrikler, kulaklarıyla birlikte gönüllerini de tıkamışlardı. Taşları parçalayacak raddeye varan bu feryatlardan âdeta emsalsiz bir zevk alıyorlardı. İmansızlığın, inkâr ve küfrün insanı hemcinsine karşı dahi olsa ne kadar barbar ve gaddar bir duruma getirdiğinin, bu hâdise ibretli bir vesikasıdır. İşte bugün, Kuduz ve soysuz İsrail de Gazzeli mü’minlere aynı ambargoları uygulamaktadır.
Boykota uğrayanlar dışarıdan fazla bir şey alamadıklarından, haliyle şiddetli bir açlık ve kıtlıkla karşı karşıya kalmışlardı. Öyle ki bazıları, yiyecek bir şey bulamadıklarından ağaç yapraklarını, hatta orada burada ele geçirdikleri kuru deri parçalarını suda yumuşatıp ateşe tutup yemeye başlamışlardı.
Bununla birlikte, Müslümanların bu hâline acıyanlar da çıkmıştı. Bir gün Hz. Hatice’nin kardeşi oğlu Hâkim bin Hizam, bir deve yükü un göndererek Hz. Peygamberimizi ve Hz. Hatice Validemizi Şi’b’deki sıkıntıdan kurtarmaya çalışmıştı. Yine böyle bir gün, kölesinin sırtına buğday yükletip halası Hz. Hatice’ye götürüyorlardı. Yolda Ebu Cehil’le karşılaştı. Ebu Cehil, ona:
“Sen, Haşimoğullarına yiyecek götürüyorsun öyle mi? Vallahi, gidemezsin. Gitmeye kalkarsan, bu hareketini Mekke’de açıklayıp seni rezil ederim.” diye tehditler savurmuşlardı.
O sırada Ebü’l Bahteri adlı müşrik yanlarına çıkageldi ve Ebu Cehil’i ayıplayarak:
“Sana ne oluyor? Halasına bir miktar buğday götürmek isteyen bir insana mâni olmak doğru değildir.” diye uyarmıştı.
Ancak, Ebu Cehil inat ve ısrarında kararlıydı. Bunun üzerine Ebü’l Bahteri ile kavgaya tutuşmuşlardı. Ebü’l Bahteri, eline geçirdiği bir deve çenesi kemiği ile vurup onun başını yarmış ve üzerine çullanıp yumruklamaya başlamıştı.
…
MAKALENİN TAMAMI İÇİN TIKLAYINIZ..