• Siyonistleri Ürküten ERBAKAN' IN MAHİYETİ VE TEKNOLOJİNİN KERAMETİ

    Siyonistleri Ürküten ERBAKAN' IN MAHİYETİ VE TEKNOLOJİNİN KERAMETİ

    26 Kasım 2011
    ERBAKAN KÜTÜPHANESİNDEN DÜNYANIN DEĞİŞİMİ VE ERBAKAN DEVRİMİ

     
    | Devamı

    Siyonistleri Ürküten

    ERBAKAN’IN MAHİYETİ VE TEKNOLOJİNİN KERAMETİ!

     

    Çok gizli projemiz kasten mi deşifre ediliyordu?

    Haberler: “Yazılım ve tasarımı Türk mühendisler tarafından yapılıyordu. Çok gizli bir proje olarak yürütülüyordu. Ama düşünce deşifre oldu!” şeklinde yayınlanıyordu. Kim bilir, belki de rakiplere ve hıyanet merkezlerine bir mesaj veriliyordu.

    Sinop'ta tamamen Türk mühendisler tarafından yapılan, ülkemizin ilk 6.5 metre boyundaki insansız casus uçaklarının testleri yapılmıştı. Çok gizli yürütülen proje, deneme uçuşu yapılan uçaklardan biri düşünce ortaya çıkmıştı.

    Sinop'un Erfelek İlçesi'nde insansız bir hava aracımızın düşmesi, sanki dikkatleri Türk mühendislerinin bu alanda yaptığı çalışmalara çevirmeyi amaçlamıştı. Milli Savunma Bakanlığı Kara Kuvvetlerinin ihtiyacı için yaklaşık 1.5 yıl önce insansız casus uçak ihalesini açmıştı. Tamamen milli bir proje olması istenilen ihaleye Vestel Savunma Sanayi A.Ş. ile Baykar Makina Sanayi ve Ticaret A.Ş. katılmıştı. Her iki firma da çalışmalarını ülkemizin değişik noktalarında başlatmıştı. İlk casus uçağını Baykar Makina hazırlayarak uçuşa hazır hale getirmeyi başarmıştı.

    İsrail uçaklarına rakip sayılıyordu!

    İnsansız hava araçlarının ilki operatör hatası sonucu düşerken, ikincisi başarı ile uçuşunu tamamlamıştı. Uçakları yapan Baykar Makina Sanayi ve Ticaret A.Ş.'nin Genel Müdür Yardımcısı Ahmet Bayraktar durumu: "Türk Silahlı Kuvvetleri için İsrail'in Heron uçaklarına rakip olan ve daha üstün yazılım özelliklerine sahip bulunan ilk casus uçağımızı yapıp uçurduk. Gizli bir çalışmaydı. Ancak nihai demo öncesi test uçuşlarında biri düşünce gözler bize çevrildi. Türkiye'de önümüzdeki 10 yıl içerisinde 4 milyar dolarlık casus uçak alımı yapılacağı öngörülmektedir. Onun için büyük rekabet yaşanıyor" şeklinde açıklamıştı.

    İsmi de “Çaldıran” koyuluyordu

    İsrail'in üretip sattığı Heron'larına rakip olması beklenen ve 'Çaldıran' adı verilen Türk yapımı casus uçak 20 bin feet’e çıkarken, 8 saat havada kalabiliyordu. Bu yükseklikten gece ve gündüz nokta tespiti yapabiliyordu.

    Sinop'ta test ediliyordu             

    Hürriyet'te yer alan habere göre; Kendilerine devlet tarafından uçakların test edilip, uzman ekip tarafından değerlendirilmesi için geçen ay Sinop Havaalanı'nda bir bölge tahsis ediliyordu. Aralarında subayların da bulunduğu 17 kişilik bir heyetin gözetiminde yapılan insansız hava araçları 1 Ekim 2009 tarihinde uçurulmuştu.

    Ancak 18 bin feet’e çıkıp yaptığı manevra sırasında operatör hatası sonucu, uçağın düşmesi gözlerin Sinop'a çevrilmesine neden olmuştu. Vali Mustafa Hakan Güvençer, "Bizi aşan bir durum var. Bunun bilimsel araştırmalar çerçevesinde denemeleri sürdürülen bir hava aracı olduğunu söyleyebilirim" demekle yetiniyordu.

    Heronlardan çok üstün teknolojiye sahip bulunuyordu!

    5 kişilik bir ekibin eseri olan ilk Türk insansız hava aracı, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin hizmetinde kullanılacaktı. Uçakların en önemli özelliğinin yazılımlarının Türk mühendisler tarafından yapılıyor olması ve çok düşük desibelde ses çıkarmasıydı.

    Bu sistem 10 saat ikmalsiz 200 kilometreden yayın yapıyor. 18 bin feet’te 8 saat havada kalıyor. 20 bin feet’e kadar da çıkabiliyordu. Uçağımızın kanat açıklığı 9 metre, boyu ise 6.5 metreyi buluyordu. 140 litre yakıtla birlikte ağırlığı da 450 kilograma ulaşıyordu. Üzerinde gece ve gündüz en gelişmiş görüş alabilen termal özelliği de bulunan kameralara sahipti ve havadan bir insanın kolundaki saati görebiliyordu. Lazerle hedefi saptıyor, saatte ise 100-120 km. hız yapıyordu.

    Türk Mühendislerinin eseri olan prototip ilk casus uçağı kendisine verilen komutu aynen uyguluyor, çizilen rotaya göre kendisi havalanıyor, rotasında gidip, tekrar geri dönüyordu. Ayrıca otomatik iniş ve kalkış yapıyordu.

    Silahlı Kuvvetler 24 adet alıyordu

    Silahlı Kuvvetler insansız casus uçaklardan şimdilik 24 adet alıyordu. Baykar Makina Sanayi ve Ticaret A.Ş.'nin uçağından sonra Vestel Savunma Sanayi A.Ş.'nin de uçakları test edilmeyi bekliyordu. Bu yıl içerisinde uçakların bir kısmının teslim edilmesi öngörülüyordu. İsrail'in Heron'larına karşı 4'de 1 fiyata mal olması beklenen ilk Türk malı insansız casus uçaklarının terörle mücadele kapsamında ağırlıklı olarak Güneydoğu Bölgesi'nde kullanılacağı belirtiliyordu.

    Bunlar bize, Erbakan Hoca’nın Askon sohbetini hatırlatıyordu!

    “Doğru bir tedavi için, önce doğru teşhis ve tespit lazımdır.

    Türkiye bütün insanlığın sorumluluğunu taşımaktadır, tarihi ve tabii görevimiz ağırdır.

    Ama bunun için: Ülkemizde, bölgemizde ve yeryüzündeki bütün sıkıntı ve sorunların perde arkasını bilmeden, doğru teşhis ve tedavi imkânsızdır.

    Bizim İslam inancımıza göre, her insanın 5 temel hakkı vardır. Bunlara saygı duyulmalı ve sahip çıkılmalıdır. Herkese şefkat ve merhamet İslam'ın esasıdır. Can, mal ve namus emniyeti, din ve düşünce hürriyeti kutsaldır.

    Ancak Siyonist düşünceye sahip bir zümre ise, bütün insanları köle, kendilerini efendi sanmakta ve kendilerinden olmayanları ezmeyi, sömürmeyi ve öldürmeyi mubah saymaktadır.

    Bu ırkçı ve fesatçı zümre; 5 bin yıldır bu sapık inancı hakim kılmanın sevdasındadır. Tevrat'ı bile tahrip edip Kabala'ya uydurmuşlardır. Dünya hâkimiyeti hedefi için, her türlü hile ve hıyanete başvurup çok önemli bir altyapı hazırlamışlardır.

    a- Hayır ve hizmet grubu gibi gösterilen Lions ve Rotaryenlerden, b- Sosyal ve Kültürel faaliyet perdesi altında gizlenen Mason localarına, c- Sonra seçilmiş Bilderberg gruplarından, d- Daha yukarıdaki 300'ler Yahudi kumpaslarına, e- Bunların üstündeki 33 haham konseyinden, f- Onların üzerindeki 13 siyonist hahamdan oluşan yüksek mürşitler grubuna, hepsi organizeli ve koordineli şekilde çalışmaktadır.

    Bu gerçekleri Rotchıld'lere 15 yıl hizmet eden, ama bunların insanlık adına korkunç hıyanet ve cinayetlerine şahit olup, bu şeytani sırlarını, özel bir kiliseye sığınarak, Gizli Dünya Devleti'ni yazan Gary ALLEN anlatmaktadır.

    Bu Siyonistlerin 3 kademeli hâkimiyet planı ise;

    1- Dünyada dağılan Yahudileri, Filistin'e toplayıp İsrail devletini kurmak.

    2- Mescidi Aksa'yı yıkıp, Siyon mabedini yapmak.

    3- Bütün Arz-ı Mev-ud'u İsrail'e vilayet yapıp dünyayı hâkimiyetlerine almaktır.

    Asırlar önce Hindistan'daki Yahudileri organize edip İsrail'e taşımaya hazır hale getirmek üzere, Kristof Klomb adlı Yahudiyi İspanya Kralından milyonlarca altın koparıp büyük gemilerle Hindistan'a gönderdiler. Ancak yanlış yola sapıp Amerika'ya çıktılar. Ama burayı Hindistan sandılar, Altın ve baharat bulamadan İspanya'ya dönünce, İspanya Kralı tarafından Yahudiler cezalandırılmaya başlanınca, kendilerine kucak açan Osmanlıya sığındılar.

    Alman ekonomi profesörü Müller’in; "Bütün ekonomik sistemler, değişik dinlerin bir tezahürüdür" tespiti anlamlıdır.

    Kapitalizm; Siyonistlerin Hıristiyanlığı yozlaştırarak, faizi mübah kılmak üzere ortaya çıkardıkları Protestanlığın bir yansımasıdır. Komünizm ise; Kabala'nın bir programıdır.

    Thoder Herzl "Sultan Abdülhamit başta bulundukça biz amaçlarımızı gerçekleştiremeyiz" diye ümitsiz ve eli boş geri dönünce, 13 kişilik baş hahamlar konseyi;

    ·   Bu proje bizim dinimizdir. Bundan asla vazgeçmeyecek, mutlaka uygulayacağız.

    ·   Buna Abdülhamit engel olursa, O'nu tahttan indirip, İstanbul'dan uzaklaştıracağız.

    ·   Osmanlı devleti engel olursa, O'nu savaşlara sürükleyip yıkacağız.

    ·   Hatta İslam Dini engel olursa; O'nu yozlaştırıp, laytlaştırıp etkisiz kılacağız!

    Diyerek bunları bir bir gerçekleştirmeye koyuldular.

    Önce dönme Sebataistler, İttihat Terakkici asker ve sivil Siyonistlerle, Abdülhamit'i tahttan uzaklaştırdılar. Osmanlıyı 30 cephede savaşa sokup yıprattılar ve yıktılar. Sonra Sevr'i uygulamaya geçebilmek için; Lozan’ın gizli maddeleri olan "uyuşturma ve Anadolu insanını İslami şuurdan yoksunlaştırma" sürecini devreye soktular.

    Ancak yegane kuvvet ve kudret sahibi olan Allah'ın lütfu ve inayetiyle, Milli Görüş ortaya çıktı ve bu gerçeklere projektör tutup, Şeytanın oyunlarını bozmaya başladı. Refah-Yol iktidarı ile yeni ve adil bir dünyanın temelleri fiilen atılınca da, Siyonist güçler telaşa kapıldı.

    (Burada Hoca önce ASKON Genel Başkanına, sonra sağında oturan Recai Kutan’a dönerek;) Sizin kardeşiniz TÜSİAD'çılar hemen koşup Atina'da toplandı. Orada Milli Görüşten kurtulma çareleri tartışıldı.

    Refah-Yol'un yıkılıp, Milli Görüş'ün parçalanması ve devre dışı bırakılması için; 28 Şubat gizli darbesinin yapılması kararı alındı. Hatırlanırsa aynı tuzaklar Sultan Abdülhamit'e de uygulanmış ve tahttan uzaklaştırılmıştı. Maalesef her ikisinin de gerçek sorumluları özenle saklanmış, suç askerin üzerine yıkılmaya çalışılmıştı.

    Şimdi Siyonist Yahudiler (sarı tahvil, yeşil tahvil ve beyaz tahvil gibi) üçkâğıt şeytanlığıyla bütün dünyadan 7 trilyon dolar böylece toplanmaktadır.

    Artık meseleyi kökünden kavrayıp çözemezseniz, Siyonist canavarın bu sömürü hortumlarını kesemezseniz... Sadece ekonomik değil, askeri ve teknolojik yönden de onları etkisiz bırakacak tedbirleri geliştiremezseniz, hiçbir hayırlı girişimi başa götüremezsiniz. Sadece rejisör Siyonistlerin sahnesinde rol yapan figüranlar durumuna düşersiniz, AKP'liler gibi...!

    Türkiye'nin IMF eliyle bu Siyonist sömürüye esir edilmesinin ve bunca borca girilmesinin karşılığı; İşte Kuzey Irak, işte Kıbrıs bunlara teslim ediliyor, rüşvet veriliyor. Ve toplumu tamamen tepkisiz ve tesirsiz hale getirmek için de, manevi sinir sistemi sökülüp duyguları körletilsin diye, “layt İslam” anlayışı yaygınlaştırılıyor.

    Öyleyse ne yapmamız gerekiyordu?

    Artık ezilenlerin el ele vermesi ve bir araya gelmesi, hayati önem taşıyor. D-8’lere Rusya, Hindistan, Çin ve Brezilya'nın da katılıp bu cephenin güçlenmesi gerekiyor. Bunun için;

    1- Önce siyasi irade lazımdır. Bu nedenle ülkemizde Milli Görüş zihniyetinin iktidar olması kaçınılmazdır.

    2- Yeni bir dünyanın bütün organlarının teşekkülü şarttır ve mutlaka lazımdır.

    ·   İslam Birleşmiş Milletleri.

    ·   İslam Ortak Pazarı.

    ·   İslam Savunma Paktı.

     ·   İslam Dinarı gibi evrensel kurumlara acilen ihtiyaç vardır.

    Teknoloji nimeti ve çağdaş zalimlerin akıbeti kimleri ürkütüyordu?

    Hocamız anlatıyordu: Bize yapılan bir ziyaret sırasında: İstanbul'a gelen bir ABD askeri gemisine davet edilerek kendilerine izletilenleri şöyle nakletmişlerdi: Görevli subaylar önlerindeki bilgisayar ekranlarından bütün dünyayı izleyip duruyorlardı. Ve bu sırada gemi komutanının bir ekranda görünüp, "şimdi şu kod numaralı füzenin, 2 bin mil uzaktaki filan hedefe gönderilmesi emrini bekleyiniz" talimatını duymuşlardı. Derken büyük bir sarsıntıyla füze ateşlendi, ardından düştüğü yerdeki korkunç tahribat bizlere gösterildi! Böylece, hepimizi psikolojik bir ürkütme ve teslimiyet dersi verildi.

    Bunun gibi; ziyaretimize gelen ve Pentagon'u iyi bilen bir Orgeneralimiz, ABD ordusundaki çok önemli en üst görevdeki 15 Orgeneralin hepsinin de Yahudi olduğunu söylemişti!

    Ve yine Pentagon'a giden bir heyetimize; Dünyanın istediğiniz bir ülkesinin, istediğiniz bir kentinin, istediğiniz mahallesindeki stratejik bir hedefin, istenilen odasının, istenilen penceresinden, orayı tahrip edecek füzenin hemen gönderilebileceği ifade edilmiş ve ekrandan gösterilmişti. Biz de bunlara karşılık; Siyonist ve emperyalist güçlerin elindeki tüm nükleer füzelerinin, en gelişmiş silah sistemlerinin, denizaltı ve uçak gemilerinin bütün tertibat ve tahribatlarını boşa çıkaracak; elektromanyetik dalgalar ve pilotsuz görünmez uçaklarla, muhtemel saldırılarını kendi başlarına çevirip bela yağdıracak teknoloji harikalarını Baykar gibi yerli ve milli firmalarımızda üretmek ve kahraman ordumuzun emrine vermek mecburiyetindeydik... Allah ta en büyük nimet olarak bu imkân ve fırsatı bize lütfetmişti!?

    İşte Siyonizm'in bu korkunç gücünü ve gayesini boşa çıkaracak tek hareket Milli Görüş ve Onun Aziz Lideriydi. Bu adil ve asil projeler uygulanacağı günler de uzak değildi.

    Ayet Meali:

    "Biz Hak'kı Batıl'ın tepesine çarptırırız... O'da O'nun beynini darmadağın eder. Bir de bakarsın ki (Batıl) mahvolup-gitmiştir."[1] Ayeti de işaret ediyor ki; Zulüm ve küfür düzenlerinin yıkılışını Allah şu şekilde gerçekleştirmektedir.

    a.    Hak'kı temsil eden ve Hak'ka teslim olan bir zat'ı seçip görevlendirmektedir.

    b.    O Zat, önce haksızlık ve ahlaksızlık zihniyetini, ilmi ve İslami gerçekler ışığında çürütmektedir. Deccalizmin iç yüzünü ortaya döküp, herkese göstermektedir.

    c.     O' Zat; zulüm düzeninin beyin merkezine ve gizli yönetim mekanizmasına yönelip onları parçalayarak birbirine düşürmektedir. Muhtemel saldırı ve silahlara karşı da, hepsini etkisiz ve işlevsiz bırakacak teknolojik harikalar geliştirmektedir.

    d.    Beyni parçalanan ve fikriyatı boşa çıkarılan Batıl ve barbar sistemin geri kalan görkemli gövdesinin çökmesi ve çözülmesi artık kolay ve kaçınılmaz hale gelmektedir.

    AKP ile asker arasında kriz nereden kaynaklanıyordu?

    Savunma Sanayi İcra Komitesi’nin 9 Nisan 2008’deki toplantısında, hükümet ile askerler arasında, VİP uçak alımında olduğu gibi “Göktürk Uydu Projesi’nde” de kriz yaşandığı ortaya çıkmıştı. Hükümetin bu ihaleyi İtalyanlara vermeye çalıştığı, askerlerin ise buna kesin bir dille karşı çıktığı kulislere yansımıştı.

    Anka Ajansı'nın haberine göre, Savunma Sanayi İcra Komitesi’nin 9 Nisan’daki toplantısında, PKK’yı ve diğer düşman unsurları uzaydan gözleyecek olan Göktürk Uydu Projesi’nde karar aşamasına yaklaşılmıştı. İhale öncesinde, AKP iktidarının ve sivil bürokratların İtalyanlara söz verdiği, uydunun kullanıcısı olacak askerlerin ise, Almanları tercih ettiği ve yerli üretimi önerdiği anlaşılmıştı. Ancak toplantı sonrasında yapılan açıklamada, Göktürk Uydu Projesi’nin bir sonraki toplantıda görüşülmek üzere ertelendiği aktarılmıştı.

    Ancak, projenin bir sonraki toplantıya ertelenmesi sırasında, hükümet ile askerler arasında derin görüş ayrılıkları ve tartışmalar yaşanmıştı. Toplantı sırasında, Savunma Sanayi Müsteşarlığı’nın projeyle ilgili sunumundan sonra icra komitesinin asli üyeleri ayrı bir odada toplanmışlardı. Kulislere sızan bilgiye göre, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt ve Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül’ün yaklaşık yarım saat süren üçlü zirvesinden sonra, bürokratlara “bu maddeyi geçelim" direktifi çıkmıştı.

    Bürokratlar da tartışmıştı

    Türkiye’nin büyük önem verdiği Göktürk Uydu Projesi’nde İtalyan Telespazio, Alman OHB ve İngilizlerin EADS Astrium firmaları yarışmıştı. Projeyle ilgili Savunma Sanayi Müsteşarlığı (SSM) birimleri, Genelkurmay Plan ve Prensipler Başkanı Korgeneral Hilmi Akın Zorlu’ya bir brifing sunmuşlardı. Bu brifing sırasında da SSM bürokratları ile askerler arasında tartışmalar yapılmıştı. AKP’li bürokratlar yabancı firmalardan, askerler ise, yerli yapımdan ve bu olmazsa ortaklıktan yanaydı.

    İlk kriz VİP uçağı alımında yaşanmıştı

    İcra komitesi toplantısında ilk kriz VİP uçak alımında çıkmıştı. Askerlerin, “komuta kontrol uçağı” alımına, hükümetin Başbakanlığa alınacak 3 ayrı VİP uçağını eklemek istemesine, Genelkurmay Başkanı Büyükanıt karşı çıkmıştı. Orgeneral Büyükanıt’ın, “toplantıda buna yönelik yazılı bir karar metni gelmesi halinde bunu imzalamayacağını” söylediği konuşulup yazılmıştı.[2]

    İran'la kritik istihbarat anlaşması

    ABD'nin tüm tepkisine rağmen Türkiye, bölge ülkeleriyle ilişkilerini artırmış, Türkiye ile İran arasında önemli bir istihbarat anlaşması imzalanmıştı.

    Ankara'da yapılan “Türkiye-İran 12. Yüksek Güvenlik Komisyonu” toplantısından terörle mücadelede “anlık” istihbarat paylaşımı kararı alınmıştı.

    İki günlük toplantıya “ortak operasyon yapalım” teklifi ile gelen İran'ın bu isteğine hükümet olumlu bakmazken, terör örgütleri PKK- PEJAK'a karşı “anlık” istihbarat paylaşımı yapma konusunda mutabakata varılmıştı.

    İçişleri Müsteşarı Osman Güneş başkanlığında gerçekleştirilen toplantıya, İran tarafından İran İçişleri Bakan Yardımcısı Abbas Mohtaj başkanlık ederken, istihbarat birimleri arasında oluşturulacak paylaşım merkezi ile PKK ve PEJAK'ın faaliyetleri yakın takibe alınacaktı.

    Türkiye, terör örgütü PKK'ya yönelik sınır ötesi operasyonları gerçekleştirmeden önce ABD ile anlık istihbarat paylaşımı konusunda da anlaşma yapmıştı.[3]

    Havelsan, TSK’ya nokta vuruşu sağlayacaktı

    Havelsan tarafından geliştirilen ''Keşif, gözetleme, istihbarat'' ve ''Komuta Kontrol'' sistemleriyle, muharebe sahasındaki her türlü veriye çeşitli algılayıcı platformlarla hızla ulaşılması ve bu verilerin işlenerek hedef bilgilerine dönüştürülmesine imkân sağlanacaktı.

    Böylece Havelsan, TSK'nın 'gözü kulağı' olacaktı. Edinilen bilgiye göre, Havelsan'ın öncelikli projeleri arasında yer alan bu iki önemli sistemle, muhabere sistemleri vasıtasıyla elde edilen bulguların, komuta-kontrol merkezlerine iletilip değerlendirilmesi ve entegre karar destek unsurlarına dönüştürülmesine de imkân hazırlanacaktı. Geliştirilen bu sistemlerle, Silahlı Kuvvetlerin stratejik, operasyonel ve taktik seviyede, planlamadan operasyona etkinliği arttırılacaktı.

    Yetkililer, muharebe sahasında hedeflemede doğruluk ile manevra ve bilgi üstünlüğünün tesis ve idamesinin öneminin giderek arttığına vurgu yapmışlardı. Keşif, Gözetleme, İstihbarat (ISR) sistemleri; muharebe sahasındaki her türlü veriye, çeşitli algılayıcı platformlarla hızlı ulaşılması, bu verilerin işlenerek hedef bilgilerine dönüştürülmesi, Komuta Kontrol Merkezlerine iletilip değerlendirilmesi, etkin bir savunma sisteminin önemli unsurları arasında sayılmaktaydı.

    “Komuta kontrol sistemleri” hayati önem taşımaktaydı

    Stratejik operasyonel ve taktik seviyede planlamadan operasyona kuvvetlerin etkinliğini arttırmayı hedeflediği projeyle, komuta kontrol sistemleri ile entegre, komuta kontrol sistemi, karar destek sistemi, diğer sistemlerle entegrasyonu ve esnek ve analitik fonksiyonlar ile sürekli izleme ve geliştirme ile komuta kademelerinin planlamadan operasyona desteklenmesi çalışmaları yer almaktaydı.[4]

    ODTÜ “radarda görünmezlik” teknolojisini başarmıştı

    ODTÜ'lü araştırmacılar, yerli kaynaklarla, radarda görünmezlik teknolojisinde kullanılabilecek yeni radar soğurucu kaplamalar geliştirdiklerini açıklamıştı.

    Yeni malzemelerin, gemi, uçak, helikopter, denizaltı gibi askeri araçların; radarlara yakalanma olasılığını binde 1'e kadar düşürdüğü deneylerle saptanmıştı.

    Hiçbir koşul altında alev almayan, suya, tuza, yosuna, sürtünmeye ve darbeye dayanıklı olan malzemeler, en fazla 2 milimetre kalınlıkta oldukları için uygulandıkları platformlara fazla bir yük getirmiyordu.

    Malzemelerin üretimi için gerekli olan tüm girdiler, ülke içinden sağlanabildiğinden yurt dışına bağımlılık ta gerektirmiyordu.

    ODTÜ Kimya Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Levent Toppare, son yıllarda yüksek frekanslı elektronik sistemler ile birlikte telekomünikasyon cihazlarında ileri derecede bir büyüme ve gelişme yaşandığını anımsatmıştı. Bu sistem ve cihazların yaydıkları elektromanyetik dalgaların diğer elektronik cihazların normal çalışma koşullarını bozduğunu anlatan Toppare, “Elektromanyetik dalga soğurucu malzemelerin kullanımı ile elektromanyetik dalgaların soğurulması veya farklı bir yöne yönlendirilmeleri sağlanarak muhtemel saldırıların bertaraf edileceğini vurgulamıştı.

    Dalga soğurucu malzemelerin öneminin, askeri alanlarda hedefin radar tarafından tespit edilmesini zorlaştırması ile arttığını ifade eden Toppare, şunları anlatmıştı:

    “Elektronik harp teknolojisinin oldukça ilerlediği günümüzde, mevcut ve yeni üretilen harp silah ve araçlarının radarda görünmezlik özelliğine sahip olmaması düşünülemez. Dünyada radar soğurucu malzemelerin özellikle askeri platformlarda uygulanmasına dair birçok örnek mevcuttur. Bir ülke için büyük önem arz eden gemi, uçak, helikopter, denizaltı gibi araçların radar tarafından tespit edilme ihtimalini binde 1'e kadar düşüren radar soğurucu kaplamalar, bu noktada kullanılması kaçınılmaz bir teknoloji olarak karşımıza çıkmaktadır.”

    Askeri amaçlı kullanıldığı ve ülkelerin menfaatlerini yakından ilgilendirdiği için literatürde bu tür malzemelerle ilgili ayrıntılı bilgi bulmanın mümkün olmadığına işaret eden Toppare, erişilebilen malzemelerin ise uygulamada çeşitli nedenlerle yeterli olmadığının görüldüğünü açıklamıştı. Piyasada ve literatürde var olan çoğu malzemenin kalınlık ve ağırlıkları nedeniyle uygulamayı imkânsız kıldığını anlatan Toppare, şöyle konuşmuştu:

    “Geliştirilen malzeme ilk olarak uygulanacak platformun işlevini etkilemeyecek kadar ince ve hafif olmalıdır. Düşünülmesi gereken diğer bir husus ise geliştirilen malzemenin alev, su, darbe, sürtünme gibi koşullara dayanıklılık göstererek kimyasal özelliğinden ve radar kesit alanı düşürme kapasitesinden kaybetmemesi gerektiğidir. Yine var olan çoğu malzeme sadece radar soğurma özelliği göstermekte olup belirtilen spesifikasyonların hiçbirini taşımamaktadır. Ayrıca bu amaçla üretilen malzemelerin tek bir dalga boyundan ziyade, geniş bir bant aralığında yüksek soğurma sağlaması gerekmektedir. Ancak bilinen malzemelerin çoğu tek bir frekansta yüksek soğurma sağlayıp diğer frekanslarda iş görmemektedir.”[5]

    Yazarlarımızdan Necmiye Topnur anlatıyordu:

    Rüyamda Elif Zeynep Başaran’ın annesi Elvide Hanımla deniz kenarında oturuyoruz. Gökyüzünden buluta benzer yeşil ve başka tatlı renkli şeyler, göz alıcı ve gönül ferahlatıcı şekiller denizin üzerine iniyor. Ben Elvide Hanıma: “Görüyor musun ne güzel” diye gösteriyorum. Bakarken, kanatlı atlar şaha kalkmış gibi, ağızları birbirine değiyor. Sonra birden hilal şeklinde, ay ve yıldız biçiminde hayret ve hayranlık uyandıran bir sürü şekiller oluşuyor. Derken Erbakan Hocamın da nurani sureti ortaya çıkıyor. “Bak Elvide Hanım, beklenen fetih gerçekleşmiş, şükür sıkıntılar bitmiş” diye müjdeliyorum ve çok seviniyorum.

    Sonra gidip Ekrem Beylerde yatmış oluyoruz ve sanki sabah namazı veya teheccüt vakti gibi kalkıyoruz. O sırada Bayram Abi, sonra Ahmet Hocam içeri giriyor. Ekrem Abi Şahide’ye işaret ediyor, Hoca’nın elini öp diye. Ben de içimden şöyle düşünüyorum: “yıllardır özlenen ve hasretle gözlenen fetih gerçekleştiğine göre, artık hürmet ve muhabbet gösterisi olarak, Hocamızın elini öpmemize izin veriliyor…

    O manevi sürur ve huzur içinde uyanıyorum...”

    Evet, siyonizmin Şeytan düzeni, öyle “demokratik açılımlar” ve “demagojik diyalog”larla değil; psikolojik ve stratejik hazırlıklar ve teknolojik atılımlarla yıkılacaktı…

    Cenabı Hakkın; Bedir’de göklerden indirdiği nişanlı ve atlı meleklerle yardım ettiği gibi[6] bu gün de manevi ordularıyla cihat ve sadakat ehlini yalnız ve yardımsız bırakmayacaktı!.. Erbakan Hocamızın vefatı ise “Kılıç, kınından çıktıktan sonra daha keskin ve etkin olur” hikmetini hatırlatmıştı.



    [1] Enbiya:18

    [2] Milliyet / 20.04.2008

    [3] Aktifhaber.com / 22.04.2008

    [4] Milli Gazete / 19.11.2007

    [5] 04.11.2007 / Milli Gazete

    [6] Bak: Ali İmran 124-125-126

     

     

     

     

     

    Kaynak :
    Bu Haber 7464 defa okunmuştur.
    Dost Siteler...
    www.millicozum.com
    www.necmeddinerbakan.net

 
Yorum Ekleyin
Yorum eklemek için üye olmanız gerekmektedir.
 
Telif Hakkı: Prof. Dr. Necmettin Erbakan - NecmettinErbakan.Net, Necmettinerbakan.org | Milli Çözüm Dergisi | AhmetAkgul.Net | MealiKerim.com | İLETİŞİM |RSS