• HAİN FETO KALKIŞMASI VE YENİ DARBE KIŞKIRTMALARI (Konya Konferansı Notları)

    HAİN FETO KALKIŞMASI VE YENİ DARBE KIŞKIRTMALARI (Konya Konferansı Notları)

    12 Ocak 2017

     
    | Devamı
     




    15 Temmuz 2016’da, küresel güçlerin şeytani siyaseti ve işbirlikçilerin gaflet ve hıyanetiyle tertiplenen tarihi bir felaketi, Aziz Milletimiz ve kahraman askerimiz-polisimiz çok şükür def etmeyi başarmıştı. George Bush'un danışmanı, CIA elemanı ve Siyonist strateji uzmanı Michael Rubin, 15 Temmuz darbe girişimi ile birlikte Türkiye'de iki darbenin olduğunu vurgulayıp üçüncüsünün çok tehlikeli olacağını ve Cumhurbaşkanı Recep T. Erdoğan'ın bu darbeyi hayatı ile ödemekten kurtulamayacağını söyleyecek kadar küstahlaşmıştı. Bu Rubin, 15 Temmuz kalkışmasını da 4 ay öncesinden açıklamıştı. Yoksa bu çıkışlar AKP iktidarının İsrail'e büyükelçi ataması için şantaj mıydı?

    Atatürk'ten sonra yozlaştırılan ve Kemalizm kılıfı sarılan bu sistemin toplum bünyesine yabancı olması ve asker içindeki masonik bir kanadın; Laiklik ve Kemalistlik adına, Müslüman halkımızın imanına, İslam’ına, Kur’an’ına, türbanına, ezanına, namazına, kurbanına savaş açması, bu FETO gibi din istismarcılarına fırsat ve ortam hazırlamıştı.

    Adil Ahlaki Düzen kurulmadan bu tür fesatlıkların önü alınamazdı. Bugün Feto’yu kullananlar, yarın başka bir dini cemaat ve tarikatı kışkırtırlardı. İşte İsmailağa’da 3 ekip birbirine ne ithamlarda bulunmaktalardı? Artık işbirlikçi AKP zihniyetinden de, Masonik Kemalist ideolojisinden de, FETÖ gibi münafık hain ve gerici dinci çeteleşmelerden de kurtulmak; ilmi, insani ve İslami temellere dayalı, genel insan haklarına ve evrensel hukuk kurallarına bağlı ADİL Bir DÜZEN'i kurmak zamanıydı!

    Fetullah Gülen; Erbakan Hoca ve Ahmet Akgül dışında herkesi kandırmıştı!

    İşte Ahmet Hakan'ın itirafları:

    “Öyle sinsiler, öyle yalancılar, öyle desiseciler ki… Kandırmadıkları kimse kalmadı. Turgut Özal’ı kandırdılar, yanı başına sokulacak kadar. Süleyman Demirel’i kandırdılar, kendisinden referans mektubu alacak kadar. Alparslan Türkeş’i kandırdılar, milliyetçilik taslayarak… Tansu Çiller’i kandırdılar, bankalarını ona açtırdılar. Bülent Ecevit’i kandırdılar, her daim kendilerine sahip çıkmasını sağladılar. Gerçi Erbakan Hocamızı kandıramadılar ama Bülent Arınç’ı öyle bir kandırdılar ki ‘ahmak’ yaptılar. ‘Alnı secdeli’ diye Tayyip Erdoğan da kandı bunlara."

    Çok şükür ki “Ordu’da darbeci subay yetiştirme ve onları harekete geçirme” gibi yarım asırlık bir hıyanet hazırlığı ve planı, çok önceden haber alınıp kontrollü şekilde erken doğuma zorlanmak suretiyle boşa çıkarılmıştı. Ayrıca bu hıyanet girişimi darbe kurallarına uyulmadan ve emir-komuta zinciri kurulmadan uygulanmaya kalkışılmıştı. Dış güçlerin ve hain çevrelerin şaşırıp kaldığı diğer bir durum ise; bu darbenin önlenmesi de savunma kurallarına ve askeri taktik programlarına aykırıydı. Şaşılacak kuraldışı tedbir ve direnişlerle çok kısa zamanda ve en az zayiatla sonuç alınmış, yarım asırlık hıyanet hazırlığı birkaç saatte etkisiz bırakılmıştı.

    Cemaat ve Tarikatların ıslahı ve intizama sokulması için Adil Ahlaki Düzen Programı

    Yozlaşan ve yoldan çıkan bir kurumun, bir oluşumun ve bir topluluğun kesinlikle imhası değil, elbette ıslahı lazımdır. Bunların ıslahı ve hayırda yarıştırılmasının ilk şartı da; mutlaka resmiyet kazandırılması, sistem bütünlüğüne katılması ve oto-kontrol altına alınmasıdır. Kangrenleşmiş uzuvların ve kanserleşmiş urların temizlenip ayıklanması dışında, böylesi sosyal oluşumların ve sivil yapılanmaların kökünü kurutmaya çalışmak, hem yararsızdır, hem de peşinen başarısızlığa mahkûm bir adımdır. Kaldı ki kandırılmak bir mazeret ise bu FETÖ'ye uyan saf insanlara da uygulanmalıdır.

    CIA tertipli FETÖ darbe girişimi, geç de olsa bazılarımızın ve ilgili kurumlarımızın gözlerini açmıştı. Şayet “Bir musibet bin nasihatten evladır” gerçeğine uygun davranılsa ve gerekenler yapılsa, bu şeytani fesatlıkları tarihi fırsatlara dönüştürme kapısı aralanmıştı. Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Değerli Mehmet Emin Özafşar, Al Jazeera'ye açıklamalar yapmış; FETÖ türü yapıların tehdit unsuru olmaması için cemaatlerin kayıt altına alınması gerektiğini hatırlatmıştı. Böyle bir ihtiyacın farkına varılması bile önemli bir aşamaydı. Çünkü palyatif ve günü birlik tedbirlerle FETÖ benzeri yapıların ifsadına engel olmak imkânsızdı.

    İyi de bu cemaat ve tarikatlar nasıl disipline sokulacak ve hangi statü ile kayıt altına alınacaktı?

    Şu anda İslam dünyasında bunun en belirgin örneği Mısır’da vardı; orada da dini hizmetleri kontrol ve baskı altında tutmak amacıyla yapılandırılmıştı. Mısır’da Cemaat önderleri, imamlar, hocaefendiler, tarikat şeyhleri, mürşitler yasal bir statüye kavuşturulmuşlardı, hepsine devlet protokolünde yer ayrılmıştı. Bir tarikatlar konseyi vardı, onun altında toplanmışlardı. Mısır’daki bu yapılanmaya gidilmesinde 1995 senesinde Kahire’de Ezher öğrencilerine ve öğretim görevlilerine yönelik yaptığımız 40 günlük, ADİL DÜZEN seminerlerinin de etkili olduğu duyumları alınmıştı.

    Başta Sn. Devlet Bahçeli olmak üzere tüm muhalefet başkanlarının ve medyanın sorumlu ve duyarlı yaklaşımları takdire şayandır. Değerli vatandaşlarımızın tutarlı ve cesur direniş ve dayanışması da alkışlanacak bir tavırdır. Ama bu durum, asla kendimizi boş gururlara kaptırmamalı ve hele bir avuç kiralık hain yüzünden şerefli Ordumuza yan bakmaya kalkışmamalıdır. Kesinlikle unutulmamalıdır ki, varlığımızın ve bağımsızlığımızın sigortası kahraman TSK’mızdır. Ancak TSK’nın da bu girişimlerden ciddi dersler çıkarması ve artık bağrından çıktığı aziz milletimizin milli ve manevi değerleriyle barışıp samimiyetle sahip çıkması ve saygı duyması, NATO’ya ve Amerika’ya güvenmenin ağır faturası da önemle hatırlatmamız gereken bir noktadır.

    Asıl üzerinde durulması ve mutlaka çözüme kavuşturulması gereken konu, mevcut sistemin tıkanmasıdır. Problemleri giderme ve toplumu selamete eriştirme mekanizması olan sistem, maalesef bizzat kendisi sorun üretmeye başlamıştır. Erbakan Hoca’nın tarihi tespitiyle: “Bataklığı kurutmadan, hastalık sebebi sivrisineklerden kurtulmak imkânsızdır.”Bugün FETÖ Cemaatini palazlandırıp kışkırtan dış odakların yarın başka bir dini akımı ve tarikatı, ya da Kemalist ve Ulusalcı yapılanmayı kandırıp kullanmayacağının garantisi var mıdır? Bu nedenle ve elbette Milli bir mutabakatla ve ortak bir kararla; akla, hukuka, ahlaka, Kur’an’a ve temel insan haklarına dayalı, kötüleri ve kötülükleri otomatikman ayıklayıcı, bütün kurumları, yöneticilerin kafalarına göre değil, evrensel kurallara ayarlı ilmi, insani ve İslami bir ADİL DÜZEN’e geçmek için tarihi bir şanstır, belki de son fırsattır. Bu aynı zamanda herkesin ve her kesimin samimiyet ve cesaret sınavıdır.

    15 Temmuz gecesi bunları yazdık, Milli Çözüm Sitesi'nde 16 Temmuz'da yayınladık.

    Darbe girişimi haberini alır almaz, kardeşlerimize şunları hatırlatmıştık: CIA ve Fetullahcı sapkın yapı, bir çıbanbaşı olarak Ortadoğu’da İslam’ın bağrına konuşlandırılmış terör şebekesiyle, ne Türkiye’de ne de diğer İslam ülkelerinde hiçbir hükümetin cesaret(!) edemeyeceği talihsiz bir girişimle İsrail’le normalleşme anlaşmasını imzalayan bu AKP iktidarını mı, yoksa asıl TSK’yı mı hedef almıştı?

    Ordu’ya sızmış Fetocu rütbeli militanların ve gönüllü CIA ajanlarının bu kalkışma çılgınlığı; Cumhurbaşkanlığıyla, iktidarıyla, TSK ve MİT başta diğer etkin ve yetkin kurumlarıyla DEVLET AKLININ yapmayı tasarladığı yapıcı, yatıştırıcı ve ufuk açıcı DOĞAL ve DOĞRU bir müdahale sonucu gerçekleşecek kutlu dönüşümleri dumura uğratma ve erken doğuma zorlayıp hedefinden saptırma amacı taşıdığı açıktı… Ama çok şükür ki, bu hıyanet girişimi başarısızlıkla sonuçlanmış ve tam anlamıyla hezimete uğramışlardı. Bu talihsiz ve tahripçi kalkışma, tam aksine Ordu’muza ve diğer stratejik kurumlarımıza sızmış CIA elemanlarının ve İsrail ajanlarının tespit ve tasfiyesini kolaylaştırıp çabuklaştıracak ve Türkiye merkezli tarihi ve talihli değişimlere fırsat sağlayacaktı. Ama unutulmasın ki yegâne kuvvet ve kudret sahibi Cenabı Hak’tı ve O’nun takdir projesine ve vaadine hiçbir güç engel olamayacaktı. Paniklemek anlamsızdı ve AKP’yi kahraman sananlar aldanmaktaydı!..

    Adil Öksüz Cemaat imamı mıydı, doğrudan CIA ajanı mıydı, yoksa MİT elemanı mıydı?

    “ADİL Öksüz'ün etrafındaki sis perdesi koyulaşmaya, bir el tarafından korunup korunmadığı tartışılmaya başlanmıştı. Daha da önemlisi Adil Öksüz’ün farklı ilişkiler ağına sahip olduğu kuşkusu giderek artmaktaydı. Herkes onu FET֒nün asker imamı olarak tanımış, (ama doğrudan CIA’ya bağlı bir ajanlık durumu ortaya çıkmıştı.) Yoksa MİT elemanı mıydı? Şimdi Sn. Erdoğan "Bize dışarıda bu kadar FETÖ'cü ismi kısa zamanda nasıl tespit ettiniz?  Biz devletiz istihbaratımız var? Her şerden bir hayır doğar” ifadeleri yüksek metanet mi, örgütlenmiş keramet mi?

    Kandırılmak, aldatılmak, iyi niyet ve dini hizmet söylemine kapılmak, yapılan reklam ve propagandaların etkisinde kalmak “Allah diyenlere inanıp peşlerine takılmak”, bir mazeret ve hafifletici sebepse, bu hak sadece Cumhurbaşkanları, Başbakanlar ve Bakanlarla sınırlı kalmamalı; Cemaatin dini ve milli sanılan gayretlerine, Fetullah Gülen’in kerametlerine ve manevi rütbelerine aldanıp bunlara katılan safdil insanları da kapsamalıdır. Cumhurbaşkanı ve AKP’li Bakanlar için “Ne yapalım, Allah dediler, eğitime yöneldiler, biz de aldandık!”mazeret sayılırken, başkalarına gelince “Acımayın, yoksa acınır hale düşersiniz!” yaklaşımı hukuka da, vicdana da aykırıdır. Eğer “iğfal edilmek” bir mazeretse bu herkese uygulanmalıdır.

    AKP’li M. Ali Şahin'den itiraf: Her şey bir oyundu, saf saf izleyip durduk!

    Sinop’ta demokrasi nöbetine katılan eski bakanlardan AKP Karabük Milletvekili Mehmet Ali Şahin, "Türkçe Olimpiyatları tamamen bir oyundu, dershaneler bir tiyatroydu. Biz de yıllarca saf saf inandık, izledik, bu tiyatroyu alkışladık "itirafında bulunmuşlardı!

    Bediüzzaman’ın iyi niyetle, ama bilgi eksikliğinden kaynaklanan bazı yorum ve yaklaşımlarının Fetullah tarafından istismarı ve hıyanetlerine gerekçe sayılması!

    Haçlı Hıristiyanları “Müslüman İsevi’ler” sayması ve Mehdiyet inkılâbının yardımcıları olacaklarını savunması, Enver Paşa gibi Mason dönmelerin kurdukları İttihat ve Terakki Cemiyetine (çetesine) katılıp destek çıkması, Siyonist ve Haçlı dünyasının Şeytani planlarını sezip tedbirler alan büyük Hakan Abdülhamid Han’a karşı çıkması, İsrail hizmetkârı ve mason kuşatmalı Menderes hükümetini “İslam Kahramanı” diye alkışlamasıgibi, Bediüzzaman Said Nursi Hz.lerinin bazı zanlarını ve izahlarını kendi hıyanet yapılanmasına kaynak ve alt yapı olarak kullanan Fetullah Gülen tam bir istismarcı ve fırsatçıydı. Bediüzzaman’ın her sözünü, hâşâ Kur’an’ın hükmü ve İslam’ın rüknü gibi sayan insanlar da bu tahrifat ve tahribatlara kolayca kanmış ve katılmıştı.

    Din Derebeyliği oluşumları ve yeni darbe kuşkuları!

    Daha önce de yeri geldikçe hatırlatmıştık; Dini cemaat ve tarikatlar İslam ovalarına-ortamlarına su taşıyan kanallar konumundadır, bunlara elbette ve her halde ihtiyaç vardır. Bu hayat ve huzur suyu kanallarının tıkanması-kapatılması Müslüman toplulukların (bağların, bahçelerin, tarlaların) susuz kalması ve çoraklaşıp kuruması sonucunu doğuracaktır. Ancak “hayat suyu ve İslam şuuru taşıyıcısı” konumundaki bu kanallara lağım sularının sızdırılması veya çoğu kez şeytani odaklarca satın alınan ve saptırılan şeyhleri, Hoca efendileri ve yakın çevreleri eliyle bu kanallara mikrop ve zehir karıştırılması, çok tehlikeli fikri ve ahlaki sapmalara, sosyal ve siyasal hastalık kapmalara ve nihayet darbe kalkışmalarına bile yol açmaktadır. Bu nedenle Rahmetli Erbakan Hoca’nın hazırlattığı, Bizim de noksanlarını tamamlayıp olgunlaştırarak kitap halinde yayınladığımız, ayrıca İngilizce ve Rusca’ya tercüme ettirip bütün dünyaya dağıttığımız ADİL DÜZEN’deki Ahlaki Yapılanma’nın mutlaka uygulanması artık kaçınılmazdır.

    Başarısız darbe girişiminin ardından yıkılan ve umutları kararan ve bu perişan hali yüzüne de yansıyan Fetullah Gülen, birkaç hafta sonra yeniden dirilmeye ve değişmeye başlamıştı. Anlaşılan yolun sonuna yaklaştığını ve Amerika’nın (Siyonist odakların) kendisini gözden çıkardığını sanan Feto’ya, yeni hıyanet programları ve şeytani umutlar aşılanmıştı. FETÖ lideri Fetullah Gülen son konuşmasında örgüt elemanlarına yeni mesajlar yollamaktaydı. Terörist başı Gülen uyuyan asker hücrelerin harekete geçmek için emir beklediğini söyleyerek: "Beyindeki 10 milyar hücre harekete geçmek için tembih bekliyor. Allah onları oraya koyduğuna göre, o kadar asker orada bulunduğuna göre bence onunla çok şeyi fethedebilirsiniz. Ama zannediyorum onlar da uykuda. Çalıştırılmadıklarından dolayı zorlanmadıklarından dolayı" sözleriyle yeni darbe imasında bulunmaktaydı.

    Askerimize düşmanlık; düşmanlarımıza askerliktir!

    TSK’da “Tesviye” mi, “Tasfiye” mi amaçlanmıştı?

    Tesviye: Düzeltme, aynı seviyeye getirme, gedikleri ve pürüzleri giderme anlamındadır.

    Tasfiye ise; kökten temizleme, varlığına son verme ve devre dışına itme ve tamamen etkisizleştirme manasındadır.

    Şimdi CIA organizeli ve destekli FETÖ darbe girişimi nedeniyle TSK içinde ve diğer devlet müesseselerinde bir “tesviye”; yani pürüzleri ve parazitleri temizleme, yeni düzenlemelere gitme, orduyu asli gövdesine ve görevine yöneltme girişimleri mutlaka lazımdır, kaçınılmazdır. Bir vücuttaki kanser urlarının ve kangren çıbanlarının kesilip atılması, bünyeye zafiyet değil kuvvet kazandırır. Ancak, “TSK’da yeniden yapılanma ve darbe yollarını tıkama bahanesiyle TSK’nın resmen olmasa da, fiilen ve fonksiyon itibariyle “tasfiye”sine ve etkisiz, yetkisiz ve işlevsiz hale getirilmesine yol açacak:

    ● Subay ve Astsubay yetiştiren bütün askeri liselerin kapatılması, yani subaylık ve kurmaylığa fikren ve fiilen (psikolojik ve pratik) hazırlık yollarının tıkanması...

    ● Daha da beteri, Harp Okullarının da kaldırılıp, üniversite mezunlarından imtihanla subay ve kurmay ihtiyacının karşılanma heves ve hesapları…

    ● Bunlara karşılık; Emniyet Müdürlüğüne imtihanla 3 bin (3000) komiser yardımcısı alınarak “Amirlik” stajından sonra göreve atanması adımları…

    ● Ve OHAL kapsamında çıkarılan Kanun Hükmünde Kararname ile Jandarma Genel Komutanlığı’nın ve Sahil Güvenlik Komutanlığı’nın İçişleri Bakanlığı’na bağlanması…

    Bütün bunlar acaba:

    1- TSK’nın kökünü kurutup; ilgisiz ve bilgisiz sivil makamlar güdümünde, beceriksiz ve deneyimsiz ellerde aciz ve çaresiz konuma taşınmasına sebep olmaz mıydı?

    2- Bu girişimler, “Askerin güdükleştirilip, polisin güçlendirilmesi” şeklinde özetlenecek Siyonist projelerin ve hıyanet merkezlerinin işini kolaylaştırmaz mıydı?

    Türkiye'nin bağımsızlık ve bekasının sigortası, birlik ve dirliğimizi korumanın garanti odağı ve Milli Savunmamızın yegâne ocağı olan TSK'yla ilgili böylesine köklü ve radikal düzenlemeler yapılırken: 1-Meclis'teki bütün partilerin, milletvekillerinin ve meclis dışı Muhalefetin görüş ve temennilerine başvurulması ve ortak bir konsensüs sağlanması, 2-Emekli ve görevli askeri kurmayların tavsiye ve tekliflerinin dikkate alınması ve tartışılması, 3-Bu konularda uzman stratejistlerin ve bilirkişilerin, ülke gerçeklerine, bölge dengelerine ve küresel risklere ve gelişmelere uygun yaklaşım ve uyarılarının hesaba katılması mutlaka gerekirken bu fırsatçı ve dayatmacı tavırların, kendilerine ve milletimize nelere mal olacağını hatırlatanlar haksız mıdır?

    Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, Olağanüstü Din Şurası'nda yaptığı konuşmada FETÖ terör örgütüyle ilgili itirafları

    “Bu hain örgütün yüzünü (vaktinde fark edip) ortaya dökememenin üzüntüsü içindeyim. Hem Rabbime, hem milletimize verecek hesabımız olduğunu biliyorum. Rabbim de, milletim de bizi affetsin" itirafında bulunmuşlardı.

    Olağanüstü Din Şurası'nda konuşan Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez ise; 15 Temmuz FETÖ darbe girişimi ile ilgili "Bu ihanet şebekesi milletimizi Allah ile Peygamber ile aldatmıştır derken yüreğim kan ağlamaktadır. Gözlerimizin önünde dini cemaat taklidi yapan bir Truva atı bütün insanlığı insanlara yardım görüntüsüyle aldatmıştır" buyurmuşlardı.

    Şimdi sormak lazımdı:

    1- Bu itiraflar, değil basiret ve feraset sahibi ciddi bir devlet adamına hatta sıradan ve sade bir vatandaşa bile yakışır mıydı?

    2- Haydi kasten demeyelim, gaflet ve cehaletle ve tabi açık bir basiret körlüğü ile sebep olunan; Millete ve devlete çok büyük tahribat ve travmalara yol açan bu acı ve utandırıcı sonuçların kefareti cılız bir mazeret itirafıyla karşılanmış sayılır mıydı?

    3- Asıl kuşkumuz ve kaygımız; bu zevatın bundan sonra kandırılıp aldatılmayacağının bir garantisi veya göstergesi var mıydı?

    4- Biz yıllardır FETO'nun perde arkasını, bağlantılarını ve tahribatlarını yazdığımız, üstelik "Küresel Fesatçılık ve Fetullahçılık" kitabıyla "Cemaatin Cılkı, Erdoğan'ın Çarkı ve Erbakan'ın Farkı" kitabını çıkardığımız için "Muhterem bir din âlimine töhmet ve Başbakana hakaret" suçlamasıyla hakkımızda dava açılmış, uzayınca ve bir kanıt bulamayınca sık sık hâkimler değiştirilip yenileri atanmış ve nihayet, bu suç sabit olsa bile verilecek cezanın (4000 liranın) ağırlaştırıcı bahaneler uydurularak tam 9 (dokuz) katı 37 bin lira (eski milyar) paramızı tazminat olarak almıştınız. Bu türden nice haksızlıkların telafisi nasıl olacaktı? 1700 TL emekli maaşı ile geçinen birisi için 37 bin liranın ne anlama geldiği açıktır. Ancak biz şahsımıza yönelik bu sıkıntı ve sarsıntıyı o gün yaşamış ve unutmuştuk. Ama hâlâ yüreğimizi dağlayan; dinime, devletime, ülkeme ve milletime yönelik tahribatlardır.

    Bunca horozlanmalarına ve atıp tutmalarına rağmen ABD Fetullah Gülen’i teslime yanaşmadığı gibi üstelik FETÖ bağlantılı okullara 27 milyon Dolar destek kararı almıştı. ABD Eğitim Bakanlığı’nın, Teksas’taki Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) bağlantılı sözleşmeli (charter) Harmony Okullarına “öğretmen teşvikleri programı” kapsamında 5 yıllığına 27 milyon Dolar finansal destek kararı aldığı ortaya çıkmıştı.

    Suriye Batağı ve Siyonist Senaryoları

    Stratejik ortaklarımızın Türkiye’yi parçalama haritaları ve AKP iktidarının korkunç hataları.

    Suriye sınırımız boyunca, 10-15 km. derinlikte bir güvenlik koridoru oluşturmak, mültecilerin kamplarını burada kurmak ve onlara bakıp korumak gereğini defalarca yazıp hatırlattık. Şimdi Büyük İsrail hesabına Suriye'nin parçalanması ve kukla Kürdistan'ın kurulup kantonlar oluşturulması hazırlıklarına karşı Silahlı Kuvvetlerimizin müdahalesi de lüzumlu ve cesur bir adımdı. Ancak Musul ve Kerkük'ün geri alınması tuzağına kapılmak, bu şartlarda bir intihar sayılırdı.

    ABD’li Yahudi komutanın Suriye ziyareti TSK’ya gözdağı mesajıydı.

    ABD Merkez Kuvvetler Komutanı Joseph Votel, Suriye’de Amerikan askeri desteği ile PKK/PYD’nin denetiminde bulunan bölgeye 11 saatlik bir ziyaret yapmıştı. ABD’li Yahudi komutanın bu ziyareti, “Türkiye’ye mesaj” olarak yorumlanmıştı. (CENT-COM) komutanı General Joseph Votel’in, Suriye’nin Kuzeyinde PYD ve diğer bazı muhalif gruplarla buluştuğu ortaya çıkmıştı. Votel’in, Esad’a karşı savaşan gruplarla yaptığı toplantıyı dünyaya Amerikan AP ajansı aktarmıştı. ABD Merkez Kuvvetler Komutanı Votel’in Suriye’de 11 saat süren gizli ziyaretinde ABD özel kuvvetleriyle ve Suriye Demokratik Güçleri içerisindeki Arap ve Kürt grupların üst düzey temsilcileriyle sözde IŞİD’e karşı yürütülen mücadeledeki işbirliğini görüştüğü açıklanmıştı.

    TSK Yedi Düvele karşı teyakkuzda ve ataktaydı!

    Hem Güneydoğu Bölgemizde hem sınır ötesinde Kahraman Ordumuz, eski tabirle aynen yedi düvele karşı bağımsızlık ve bekamızı savunmakta ve adı konulmamış bir savaşın tam ortasında bulunmaktaydı. ABD, İsrail, İngiltere, Rusya, Almanya, Fransa, İtalya... Evet hepsi PKK'nın, PYD'nin ve IŞİD'in arkasındaydı ve TSK bu taşeron örgütlerle değil, arkalarındaki güçlerle yani küresel çeteyle savaşmakta ve kazanmaktaydı. Üstelik TSK bünyesine sızmış ve artık kangren olmaya başlamış CIA-MAAT (FETÖ)cü kurmay ve komutanların köstekleme ve körletme hıyanetlerine rağmen bunlar başarılmaktadır. İktidarın ve yüksek bürokratların büyük gafleti belki de hıyanetiyle ve bizzat Hüseyin Çelik gibi AKP'li E. Bakanların itirafıyla; Çözüm Süreci bahanesiyle yıllarca PKK'nın Güneydoğudaki illeri ve ilçeleri fiilen işgal etmesine, sokaklara ve evlere kadar delik deşik edip son sistem silah ve patlayıcılarla yerleşmelerine ve artık hiçbir gücün kendileri ile baş edemeyeceği kanaatine rağmen, inançlı ve kararlı asker ve polisimiz, hiçbir ülkenin başaramayacağı bir destan yazmışlardı, hâlâ yazıyorlardı.

    John Kerry'den Türkiye'ye küstah NATO iması ve Gülen yanıtı!

    Türkiye'deki darbe girişimi ve Fetullah Gülen'in iadesi konusunda ABD Dışişleri Bakanı John Kerry küstah açıklamalar yapmıştı. Washington Post gazetesi NATO yorumuyla verince bizim Amerikan taparlarda soğuk duş etkisine yol açmıştı. ABD Dışişleri Bakanı John Kerry, başarısız darbe girişiminin ardından verdiği NATO mesajı çok tartışılmıştı. ABD merkezli Washington Post gazetesi, Brüksel'de konuşan Kerry'nin açıklamalarını, "Türkiye'nin NATO üyeliği tehlikeye girebilir" yorumuyla aktarmıştı.

    AB’nin: “İdam gelirse Türkiye AB üyesi olamaz!” şantajı!

    AB Dışişleri Bakanlarının Kerry ile gerçekleştirdiği görüşmenin ardından düzenlenen toplantıda konuşan AB Dışişleri ve Güvenlik Politikaları Yüksek Temsilcisi Federica Mogherini ise “Türkiye’de anayasal düzene sonuna kadar uyma çağrısı yapıyoruz ve AB olarak ülkede hukukun üstünlüğünün tecelli etmesinin önemini bir kez daha belirtiyoruz”dedikten sonra, Türkiye idam cezasını yeniden yasalaştırırsa kesinlikle AB üyesi olamayacağını hatırlatmıştı.

    Haçlı İslamcıların Mustafa Kemal küstahlığı!

    Mustafa Kemal size göre diktatör gibi davransa da hiç değilse onurlu, milli şuurlu ve dik duruşlu bir şahsiyetti. Sizin gibi AB kuyruğunda Milli haysiyetini taviz vermemiş, Haçlı Gâvurlara karşı Şanlı Kurtuluş Savaşı'nı yönetmişti. Libya'nın işgalden kurtuluşu için ta oralara gidip İtalyanlarla mücadeleye girişmiş, sizin gibi Haçlı sürüleriyle birlikte Libya'yı bombalayacak kadar basitleşmemişti. Filistin'de bir Yahudi devleti kurulması girişimlerine resmen müdahale edip 13 yıl geciktirmiş, sizin gibi Dindar Kahraman rolüyle İsrail'le normalleşme anlaşması imzalayıp Siyonist işgaline ve vahşetine meşruiyet kazandıracak kadar hainleşmemişti. Üstelik Atatürk Devleti İttihat ve Terakki cuntalarından temizlemeye gayret etmişti. Çünkü Padişahlar ve Halifeler zaten 50 yıldır, İttihatçı Masonların elinde, resmen yetkili ama fiilen etkisiz bir günah keçisi haline getirilmişlerdi.

    Atatürk bu vatanı düşmanlardan temizlemiş, Türkiye'yi kurtarabilmiş, ama size göre Musul'a ve 12 Ada'ya sahiplik edememişti, öyle mi?.. Şimdi Dünyaya meydan okuyan bir lideriniz, muktedir ve metin bir hükümetiniz var; hazır 15 Temmuz Cumhuriyetini kurmuşken haydi meydan sizin, şu 12 Ada'dan en küçüğünü geri alın, Aziz Vatanımıza katın da görelim... En azından zatıâliniz gibi cesur ve mağrur İslamcı yazar takımı, şöyle bir girişime öncülük etsin, Ege'deki en küçük adayı geri alma kampanyasıyla Kahraman AKP iktidarını ve Başkomutanı cesaretlendirsin de, aferin diyelim... Ne oldu, niye tırstınız, balonunuzun bir iğnelik canı varmış, bari idrak ettiniz mi?

    Hem madem bu Atatürk diktatör ve zalim biriydi... Din ve millet düşmanı idi... Her türlü küfür ve kötülüğü bu memlekete O yerleştirmişti... O halde 15 Temmuz Zaferi'nin başkomutanı ve yeni Cumhuriyetin Devlet Başkanı Sn. Recep T. Erdoğan, meşhur ve muhteşem Yenikapı Mitinginde, neden Mustafa Kemal'in vecize ve vasiyetiyle millete seslenmişti? Ardından 30 Ağustos'ta Anıtkabir'e çıkıp böyle bir diktatörün huzurunda neden hazırola geçmiş ve "O'nun izinde, kutlu hedeflerine erişme" sözleri vermişti?

    Veya size göre Sn. Cumhurbaşkanı inanmadığı ve vicdanı yatmadığı halde birtakım mazeret ve mecburiyetler karşısında siyasi takiyye icabı böyle hareket etmişse; hani 15 yılda bütün engelleri devirmişti? Hani herkesi ve her kesimi hizaya getirmişti? Hani bırakın Türkiye'yi, Dünyanın bile lideriydi? Yok eğer Sn. Erdoğan kendi istek ve iradesi ve vicdani kanaati gereği bunları dile getirdiyse, o takdirde sizin gibi uyuz İslamcılar ve ucuz istismarcılar, Mustafa Kemal'e yönelik bu tür hamaset ve hakaretlerle başta Cumhurbaşkanı ve iktidarın başını belaya sokacağınızın ve işlerini zorlaştıracağınızın farkında bile olmayacak kadar ebleh kişiler misiniz? Bir Farisice beytinde ne diyor hikmet ehli şair:

    "Ebleh olacağıma razıyım eşek olaydım.

    Zira hiç değilse, sorumlu tutulmazdım!"

    Hem sizin gibi gaflet, cehalet, hatta dalalet ehlinin en büyük iddianız ve dayanağınız:"Şer'i kanunları ilga edip Medeni kanunları getirdiği için" Mustafa Kemal'e küfretmekte ve sövmektesiniz... Ama aynı Haçlı AB'nin bütün dayatma kanunlarını ve uyum yasalarını 15 yıldır neredeyse her ay Meclis'ten takır takır geçiren AKP iktidarını ve elebaşlarını mü'min kahramanlar diye övmektesiniz!.. İşte bu çifte standart münafıklığın en belirgin özelliğidir.

    Musul, Kerkük ve Rakka'yı Kurtarmamızı ABD ve AB niye bu denli arzulamaktaydı?

    Tam kırk yıldır, Sn. Recep T. Erdoğan'ı yakından tanıyan, kendisini dikkatle takip ve tahlil etmeye çalışan ve hakkında yüzlerce makale yanında tam beş kitap yazan birisi olarak şu kanaate varmış bulunmaktayım: Sn. Erdoğan'ın BM Genel Kurulu'ndaki “Dünya beşten büyüktür!” gibi çağrılarının, AB’ye yönelik "Artık yol ayrımına geldik!" şeklindeki çıkışlarının,"PYD'nin de katıldığı bir Rakka-Musul (IŞİD) saldırısında yer almayız!"anlamındaki beyanlarının ardından, bunların tam aksine ABD, AB ve İsrail’e büyük tavizlere yanaşıldığını ve bu çıkışların; dikkatleri başka yönlere yoğunlaştırıp o tavizleri yumuşatmaya ve muhtemel tepkileri peşinen törpüleyip halkı avutmaya yönelik kılıflar olarak kullanıldığını onlarca tecrübeyle anlamış durumdayım.

    Oysa Siyonizm’in bir programı olarak İsrail'i kurmak ve korumak üzere şekillenen BM teşkilatında, daimi üyelerin sayısı beşten 20'ye çıkarılsa ne değişmiş olacaktı? Yine Siyonist odakların güdümündeki veto yetkili beş ülkenin figüranı durumundan asla çıkamayacağımız bu şeytani oluşum içerisinde kurusıkı çıkışlar yerine, D-8'lere etkinlik ve yetkinlik kazandıracak; İslam Birleşmiş Milletleri Teşkilatı, İslam Ortak Pazarı, İslam Savunma Paktı, İslam Dinarı, İslam Kültür ve Eğitim İşbirliği Programları gibi tarihi ve talihli projelere sahip çıkılması ve gereğinin yapılması daha ciddi ve gerçekçi bir yaklaşımken, böylesine kof iddialarla nereye varılacaktı?

    Mesut Yılmaz'ın Erdoğan reklamcılığı!

    Bu sefer daha derin tavizler verilecek olmalı ki, "darbeye karşı demokrasiyi savunuyoruz!" palavrasıyla koyu Erbakan karşıtı ve İslam şeriatı düşmanı Mesut Yılmaz bile Cumhurbaşkanıyla birlikte Amerikalara koşup konferanslara katılmakta ve Sn. Recep T. Erdoğan'a sahip çıkmaktalardı. Oysa 28 Şubat sürecinde postmodern darbenin baş şakşakçıları arasındalardı. Yetmez Darwinist Ulusalcı Vatan Partisi'nin sözde Kemalist Genel Başkan Yardımcıları Sn. Erdoğan'ı savunmak üzere Amerika'ya koşmuşlardı... Koyu Erbakan karşıtı ve Şeriat düşmanı Mason Mesut Yılmaz’ın bu demokrasi savunması ve Erdoğan’a sahip çıkması bile hâlâ ahmakların gözünü açmasına yeterli olmamıştı.

    Ülkemizde ve yeryüzünde yeni bir düzen ve dönem kaçınılmazdır!

    Maalesef, ülkemiz ve milletimiz belki de tarihin en sinsi ve tehlikeli bir sürecini yaşamakta, parçalanma ve dağılma aşamasına dayanmış bulunmaktadır. Rahmetli Erbakan Hoca’nın ifadesiyle “Artık toprak ayaklarımızın altından kaymaya başlamıştır”. Bir ruh için beden ne ise, bir millet için de vatan aynı konumdadır. Vatanı işgal edilen veya bölünüp başka güçlerin güdümüne giren bir toplum: Hürriyet ve huzurunu, namus ve onurunu ve haysiyetli millet şuurunu kaybetmiş olacaktır.

    Bugün İsrail’i kurmak ve Siyonizm’in Dünya hâkimiyeti hedefine kavuşmak üzere BOP istikametinde ve maalesef böylesine yabancı ve Türkiye’yi de yıkıcı bir projede, dış odaklarca bir dönem Türkiye’ye verildiği söylenen eşbaşkanlık sayesinde:

    1- Irak fiilen üçe parçalanmıştır.

    2- Libya NATO tahribatıyla ikiye ayrılmıştır.

    3- Şimdi Suriye dağıtılmak üzere hedef tahtasındadır.

    4- Daha önce Keşmir bölgesi kopartılan Pakistan’dan, bu sefer Peştunistan’ı da koparıp, Afganistan’a bağlama hesapları yapılmaktadır.

    5- Ardından Afganistan Peştunlarıyla, Pakistan Peştunları birleştirilip yeni bir kukla devlet kurulması amaçlanmaktadır. Yani Afganistan da şeriatçı Taliban bölgesiyle, demokratik Karzai bölgesi olarak parçalanmaya hazırlanmaktadır.

    6- Daha sonra İran’a saldırılıp Kürtler; Azeriler, Farisiler ve Arap Şiiler diye dörde ayrılacaktır.

    7- Bütün bunların ardından “Güneydoğu Özerk Kürdistan’ı, AB’ye katılım sürecinde pilot bölge Marmara Özel Dükalığı, Tarihi ve turistik amaçlı Karadeniz Pontus mirası” olarak, sıra Türkiye’nin parçalanmasına gelip dayanacaktır.

    Özetle ve önemle vurgulayalım ki: Siyonist odakların Türkiye senaryolarının ve figüran kahramanlarının halâ farkına varmadan; bunların rol icabına veya şahsi çıkarlar hesabına farklı ve karşıt tavırlarına aldanmamak gereğini kavramadan ve ona göre ciddi ve cesaretli tedbirler almadan, bu sıkıntı ve sarsıntıları atlatıp düze çıkmamız mümkün olmayacaktır!

    “İlluminati”; Siyonist Yahudilerce kurgulanan, içine masonluğu da katıp yaygınlaşan ve dünya genelinde Şeytani hedefleri olan bir gizli yapılanmadır. Yahudi asıllı bir dönme Hıristiyan Albert Pike, İlluminati'ye etkinlik kazandıran, büyük planların altında imzası bulunan özellikli bir adamdır. Bir mason üstadı, İskoç Riti'nde uzun bir dönem büyük patron, (masonlukla ilgili olan Morals and Dogma adlı kitabını yazmıştır) Amerika İç Savaşı'nda görevli bir Tuğgeneral olmaktadır. 1871 yılında meşhur mason üstadı İtalyan Mazzini'ye bir mektup yazarak, Yeni Dünya Düzenini oluşturmak için 3. Dünya Savaşı çıkarma gerekliliğini ortaya atmıştır. Unutmayalım bu mektup 1871 yılında yazılmıştır. O mektupta şu şeytani senaryolar sıralanmıştı:

    1. Dünya Savaşı: Önce Osmanlı devleti savaşa sokulup ortadan kaldırılacaktır. Rus çarlığı İlluminati tarafından yıkılacak ve ateistik-komünizmin kalesi olacaktır. İngiliz ve Alman imparatorlukları arasındaki anlaşmazlıklar kışkırtılacak, savaş sona erdikten sonra Rusya'da komünist bir rejim kurulacaktır. Ve bu rejim, hükümetleri ve dinleri zayıflatmak için kullanılacaktır. (Nitekim 1. Dünya Savaşı bu şekilde başlamış ve sonuçlanmıştır.)

    2. Dünya Savaşı: Bu savaş Faşizm ve Siyonizm arasında olmalıdır. Savaş sonucunda Siyonizm galip gelmeli, Faşizm yıkılmalıdır. Ortadoğu'da bağımsız bir İsrail Devleti kurulmalıdır. (Nitekim Planlara göre Nazi Almanya’sı ve sözde Yahudi düşmanı olan Hitler çıkarılmış ve savaş sonunda Naziler ortadan kaldırılmıştır. 1948'de İsrail Devleti kurulmuş ve dünyaya Siyonizm hâkim olmuş durumdadır.)

    3. Dünya Savaşı: Müslümanlar ile Hıristiyan-Siyonistler arasında olacaktır. Önce; Müslümanlar birbirlerini yok edene kadar kendi arasında savaşacaklardır. Geriye kalan milletler de bölünecek ve bir sosyal kıyamete neden olunacaktır. Radikal ve ılımlı İslamcılar bizim kontrolümüzde olacak, ama birbiriyle çarpışıp duracaktır.

    Yıllar sonra Siyonist Yahudi kuklası PAPA Franciskus, (19 AĞUSTOS 2014) "Biz Üçüncü Dünya Savaşı'ndayız, ama parça parça bunu yapmaktayız” sözleriyle Sinsi ve Siyonist hedeflerini açıklamıştı.

    Siyonist Yahudi öncülerinden Rockefeller şu küstahlıkta bulunmuşlardı:

    David Rockefeller ve Rotschild beraberce dünyayı idare eden İlluminati'nin ÜST AKLI'dır. David Rockefeller'in, onursal başkanı olduğu CFR'ın (Council on Foreign Relations), yedi Yahudi bankerin finansal desteği ile oluşturulan, amacı ise ABD Dünya politikası için senaryo üreten bir kuruluş konumundadır. David Rockefeller, Baronların Top secret (çok gizli) toplantısında şöyle konuşmuşlardı: "Türkiye, dünyadaki en stratejik konumdaki ülkedir ve bizim için çok önemlidir. Büyük İsrail topraklarının su kaynaklarının önemli bir kısmı şu anda Türkiye'ye aittir. İslam dünyasında etkili olmak istiyorsak, önce Türkiye'den başlamamız gerekir. Türkiye Avrupa ve Asya arasında bir köprü gibidir. Türkiye'yi dağıtmadan Büyük İsrail hedefine ulaşmak hayaldir; bunun da ilk adımı Türk Ordusu’nu zayıf ve itibarsız hale düşürmektir.”

    Şimdi bu gerçekleri yazan ve yorumlayan yandaş yazar takımı; AKP’yi hangi odakların ve hangi maksatla kurduklarını, Sn. Erdoğan’ın nasıl ve nelerin karşılığı iktidara taşındığını, BOP eşbaşkanlığının anlamını ve amacını, hangi Siyonist odakların hangi dindar kahramanlara ve hangi madalyaları taktıklarını niye tartışmaz, hatta saklamaya çalışırlardı? Yok eğer bütün bu gizli ve kirli ilişkilerden pişmanlık duyulup vazgeçilmişse, niye bunları da “Kandırıldık, ama geç de olsa uyandık” itirafıyla topluma açıklamazlardı?

    Kurtuluş Yakındır!

    Rahmetli Erbakan Hoca, özellikle son dönemlerindeki sohbet, seminer ve konferanslarında:

    ● Haksızlık ve ahlaksızlık üzerine kurulan Siyonist ve emperyalist zulüm düzeninin, öyle barış ve adalete çağırmakla veya hoşgörü edebiyatıyla düzeltilemeyeceğini…

    ● Bunların, tahribi çok ürkütücü nükleer füzelerine ve etkili silah sistemlerine güvenip, dünyayı tehdit ederek barbarlıklarını yürüttüklerini…

    ● Öyle ise, Batılıların bu Şeytani güçlerini etkisiz bırakacak, yeni ve yüksek teknolojilere sahip olmak gerektiğini ve Allah’ın izniyle bunları başarıp ilgili ve yetkili makamlara teslim ettiklerini defalarca anlatmıştı.

    Bütün zalim ve Batıl güçlerin elinde bulunan:

    a- Nükleer başlıklı füzelerini, b- Uçak gemilerini, c- İnsansız hava gereçlerini, d- Savaş kontrol merkezlerini,

    1- Duvardan, kapıdan, mayınlı ortamdan, tel örgülü ve elektrikli mânialardan aşan ve hedefine ulaşıp görevini yapan ve çok ucuza mal edilecek teknolojik böcekleri,

    2- Silah mekanizmalarını çürütecek metalik virüsleri,

    3- Fırlatılan füzeleri havadan yakalayıp tersine çevirecek elektromanyetik sistemleri:

    4- Ulusal ve uluslararası her türlü stratejik konuşma ve yazışmaları dinleyecek ve değerlendirecek, ama kendisi asla çözülmeyecek son sistem iletişim aletlerini,

    5- Bilgisayar sistemlerini, teknolojik projelerini, hıyanet ve saldırı girişimlerini, çok özel ve gizli casusluk şebekelerini takip ve tahrip edici, sentetik ilaç kapsülleri benzeri, uzaktan kumandalı ve fark edilmesi imkânsız; bir nevi “suni cin” modellerini:

    A-   Planlayıp yaptıklarını,

    B-   Bunları seri üretime hazırladıklarını,

    C-   Tasarım ve proje aşamasından deneme safhasına kadar, hangi aşamalardan geçtiğini gösteren video kayıtlarını,

    D- Ve bunların Kahraman Ordumuzun özel yetkili birimlerine aktarıldığını özellikle vurgulamıştı.

    Bu müjdeler, aynı zamanda; ülke ve bölge şartlarının olgunlaşması durumunda, süper şeytani güçlerin burnunun kırılacağı bir tarihi hesaplaşmanın yaşanacağının ihbarı ve ihtarı yanında; bazı hadislere dayanılarak nakledilen “Ahir zamanda ve Mehdi-Deccal çatışmasında, barut patlamayacak, böylece Deccal’ın silahları boşa çıkacak ve işe yaramayacak!” şeklindeki rivayetler de bu gerçeği doğrulamaktadır.

    ● Kur’an’ı, aklı, vicdanı ve Erbakan Hoca’nın doğru bakış açısını esas aldığımızdan, şimdiye kadar 100 kişi ve girişimle ilgili tespit ve öngörülerimiz aynen çıkmıştır. Bu bizim marifetimiz değil, Kur’an’ın kerameti olmaktadır. Sadece 99-AKP’nin akıbeti, 100-İsrail’in yıkılışı kalmıştır.








 
Yorum Ekleyin
Yorum eklemek için üye olmanız gerekmektedir.
 
Telif Hakkı: Prof. Dr. Necmettin Erbakan - NecmettinErbakan.Net, Necmettinerbakan.org | Milli Çözüm Dergisi | AhmetAkgul.Net | MealiKerim.com | İLETİŞİM |RSS