• Hain Darbe Girişimiyle İlgili, Fetullah Gülen’i Beklemek Yerine, Gerekli Bilgileri; FEHMİ KORU’DAN SORUP ALSINLARDI!

    Hain Darbe Girişimiyle İlgili, Fetullah Gülen’i Beklemek Yerine, Gerekli Bilgileri; FEHMİ KORU’DAN SORUP ALSINLARDI!

    28 Eylül 2016

     
    | Devamı
     


    Hain Darbe Girişimiyle İlgili, Fetullah Gülen’i Beklemek Yerine, Gerekli Bilgileri; FEHMİ KORU’DAN SORUP ALSINLARDI!


    Türkiye’de bütün Milli müesseselerin, bunları temsil eden şahsiyetlerin ve tüm siyasilerin, tarihi bir mecburiyet ve mesuliyetle ortak desteği sonucu bir DEVLET MÜDAHALESİ yaşanacağını, çok olumlu ve onurlu değişim ve dönüşümlerin başlayacağını sezen dış güçler ve Siyonist merkezler, kiralık kuklaları olan FET֒cü militanları kışkırtıp kullanarak;

    1- PKK’ya ağır darbe indiren ve İsrail’le yapılan talihsiz anlaşmayı içine sindiremeyen TSK’dan intikam almak ve Orduda tahribat yapıp etkinliğini yıpratmak,

    2- Ordu-Millet savaşını başlatmak, Askerle polisi çatıştırmak ve böylece Türkiye’nin belini kırmak,

    3- Terörle mücadele ve üniter yapımızı gözetme gibi konularda son bir yıldır TSK ve diğer Devlet kurumlarıyla mecburen irtibat ve istişare istikametinde hareket eden AKP iktidarı yerine, kendi güdümlerinde bir hükümete yol açmak amacıyla, alçakça bir darbe girişiminde bulunmuşlar ve çok şükür başarısızlığa uğramışlardır.

    Kanaatimiz şudur ki; DEVLET, bu kalkışma hazırlıklarını vaktinde haber almış, hem deşifre olacakları hem de başarısız kalacakları şekilde yönlendirmeler yapılmış ve tedbirler alınmıştı. Böylesine hain, kirli ve dış destekli bir yapının, bu denli az zayiat ve tahribatla bastırılması başka türlü mümkün olamazdı. Bu hadise aynı zamanda oldukça gerekli ve hayırlı gelişmelere, en başta devletin farklı kurum ve kademelerine sızmış kanserleşmiş çıbanların deşilip temizlenmesine kolaylık sağlayacaktı. Daha şimdiden TSK bünyesine sızmış 103 kadar general ve amiralin, yüzlerce albayın da aralarında bulunduğu 6,038  askerin tutuklanması için gözaltı kararı alınmış, bunların 2500 kadarı yakalanmıştı. Ve yine İçişleri Bakanlığı, merkez ve taşra teşkilatlarından görevli toplam çoğu üst düzey görevli Emniyet personelinden 8 bin 777 kadarı görevinden uzaklaştırılmıştı. Görevden uzaklaştırılanlar arasında 1’i il valisi, 29’u merkez valisi olmak üzere 30 vali, 52 mülkiye müfettişi, 16 hukuk müşaviri, 1 genel müdür yardımcısı, 2 daire başkanı, 3 şube müdürü, 2 hukuk işleri müdürü, 92 vali yardımcısı, 47 kaymakam ve 1 kaymakam adayı olmak üzere 246 mülki idare amiri de vardı. Ve ayrıca HSYK 2. dairesi, 541’i ilk derece idari yargıda, 2 bin 204’ü ilk derece adli yargıda olmak üzere  toplam 2 bin 745 hakimi de açığa alınmıştı. Milli Eğitim Bakanlığı, 21 bin 200 personelin açığa alındığını açıklamıştı. Ayrıca özel eğitim kurumlarında görev yapan 21 bin öğretmenin de lisansı iptal edildi. Böylece 42 bin 200 öğretmenin görevine son verilmiş olmaktaydı. YÖK, bütün devlet ve vakıf üniversitelerindeki toplam bin 577 dekanın istifasını kararlaştırmıştı. Bugün (20 Temmuz) yaptığı açıklamayla da bin 176’sı devlet, 401’i vakıf üniversitesi olmak üzere toplam bin 577 dekanın istifasının tamamlandığını duyurmuşlardı. Evet. Türkiye artık bağırsaklarını temizlemeye başlamıştı. Ancak umarız ki, Ergenekon ve Balyoz davalarındaki gibi haksızlık ve yanlışlıklar yaşanmaz, alakasız ve günahsız kimseler mağduriyete uğramazlardı; hırsla ve hınçla değil, adalet ve hukukla davranılırdı.

    Fehmi Koru,“Darbenin beyni’ Gülen olabilir mi? Olmasa da oldu bile!..”başlıklı yazısında; “Daha henüz tek bir kanal –o da altyazı olarak– “Bu bir Paralel Yapı operasyonudur” demişken, bir milletvekili (AKP) dostum arayıp; “Gerçek olabilir mi; sahiden bunu da yapmışlar mıdır?” diye soruyordu. (Fehmi Koru bu sözleriyle AKP Milletvekilleri içinde halâ Fetullah Gülen’e bağlı ve saygılı isimler bulunduğunu ima ediyordu.) O an gözümün önünden 40 yıl boyunca tanık olduğum olaylar geçiyordu. Fetullah Gülen, 12 Mart (1971) darbesi olmuş, az sayıdaki arkadaşıyla Sıkıyönetim Mahkemesi’nde tutuklu olarak yargılanıyordu… Mahkeme İzmir’de, bizim evle komşu Hava Kuvvetleri’nin Lisan Okulu’nda ve ben bir yerel gazetenin basın kartıyla yargılamanın ilk celsesini izliyordum… Aradan yıllar geçiyor, 12 Eylül darbesi sonrası, ülkenin dört bir tarafına Fetullah Gülen’in asılı ‘Arananlar’ listesi içerisinde yer alan fotoğrafıyla karşılaşıyorum… Kendisiyle aynı mekânlarda bulunduğumda, sonraları, ne zaman siyasetten söz açılsa, en fazla belli ettiği şey ‘darbe korkusu’ oluyordu. Fetullah Gülen’i sevenlerin güdümüne geçmiş gazetenin (Zaman diyemiyor!) Ankara temsilcisiyim. 1990’ların başında başkente gelen yakınlarının ilk sorusu, neredeyse her zaman, “Askerin niyeti ne?” oluyordu.”

    “Kendisini dışarıya kapatmıştı Fetullah Gülen, yakınları dışında kimseyle görüşmüyor, gazetecilerden fersah fersah kaçıyordu. (Ama) ‘Darbenin beyni’ ilân edildiği dün yabancı gazetecileri ağırladı ve yatak odasına kadar mahremini açtığı gazetecilere, yemin billâh, bu işlerin arkasında olmadığını söylüyor; “Yapsa yapsa Tayyip Erdoğan’ın kendisi yapmıştır” diye de ekliyordu. Gülüyorsunuz, biliyorum. Yeni bir ‘komplo teorisi’ işte… Hiç tereddüdünüz olmasın, bu ‘darbe’ Gülen’e ve sempatizanlarına indirilmiş bir darbeye dönüşecek. Parmakları olsa da öyle, olmasa da… Son bir zorunlu açıklama: Bir dostum, okur okumaz, “Ne diyorsun, yani Fetullah Gülen böyle bir talimat vermemiş midir?” diye sormak üzere aradı. Ona verdiğim cevap şu: “Din adamı kimliği taşıyan birisi, gidin, öldürün, darbe yapın diye talimat veremez; ama siyasetle bu denli içiçe biri din adamı sayılabilir mi, buna herkes kendisi karar versin.” Aynı durum Gülen’in güldüğüm ‘komplo teorisi’ için daha fazla geçerli: Kendisini öldürmeyi amaçlayan, halkına ateş açmaktan çekinmeyecek kadar gözü dönmüş askerlere, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, “Gidin, darbe yapın da, benim elim güçlensin” talimatı verir mi?”[1] gibi sorular ve saptamalarla kafaları karıştırmaya ve Fetullah’ı aklamaya çalışmaktaydı.

    Fetullah Gülen’i: “Darbelerin mağduru, dünyalık nimet ve lezzetlerin mahrumu, ümmetin derdinin mahzunu, vatan hasretiyle ABD’nin mahkûmu ve kısacası masumların masumu” gösteren Fehmi Koru şeytanlık sergiliyordu. Karşı taraf ise; ABD Yahudi Lobilerinin ve CIA’nın maşası Feto’yu geri alıp sorgulayınca bütün sorunların son bulacağı ahmaklığını gösteriyordu. Oysa Fetullah, 7. sınıf bir CIA maşası olarak kullanılıyordu. Arkasında sizin de stratejik müttefikiniz ABD ve madalya almakla şereflendiğiniz Yahudi Lobileri bulunuyordu! Fetullah’ı Türkiye’ye getirseniz bile bundan ne çıkacağı sanılıyordu? İşte Fehmi Koru karşınızda duruyordu ve kendisi o malum ve mel’un odakların 5. sınıf figüranı ve üstelik BİLDERBERG katılımcısı (Bakanlarınız Mehmet Şimşek ve diğerleri gibi) oluyordu. FETÖ hıyanet şebekesinin perde arkasını, sinsi ve Siyonist bağlantılarını, gizli ve kirli planlarını Fetullah’tan çok daha iyi Fehmi Koru biliyordu. Siz samimiyetle gerçeği öğrenmek istiyorsanız, Fehmi Koru’yu sorguya alıp konuşturmanız gerekiyordu.

    Evet; yüksek zekaveti (iman feraseti ve hidayeti değil) ve etkili hitabetiyle (ilmi derinlik ve yetkinlikle değil), Risale-i Nuru ezberleyip güncelleyerek ve yer yer kof edebi kelimelerle süsleyerek kalabalıkları coşturması ve peşinden koşturması dışında zavallı zırvacı ve Bel’am kılıklı Fetullah Gülen’in bu organizeyi yapacağına ve bu darbeyi planlayacağına ne çapının ne de çabasının yeterli olmayacağını iz’an sahibi herkes biliyordu. Ama Amerika Feto’nun; lafazanlık ve calkazanlık edebiyatıyla yaptığı din istismarı ve Mesihiyet-Mehdiyet palavrasıyla kendisine bağladığı kadroları kolaylıkla ve Onun adına kullanıyordu.

    İbrahim Karagül’ün yazdıkları doğru saptamalardı; şimdi bunun gereğini yapmayan iktidar ya korkaktı, veya işbirlikçi takımıydı!

    Darbeyi onlar planladı.

    ABD yönetimi, Gülen terör örgütü üzerinden Türkiye'de darbe tertiplemiştir, iç savaş çıkarmak istemiştir, milletimizi birbirine kırdırmaya çalışmıştır. ABD bu darbe teşebbüsünün planlayıcısı ve uygulayıcısıdır. O generaller, o vatan hainleri bütün talimatları Gülen'den almış, o da müdahaleyi planlayanların emirlerini aktarmıştır. Bir terör örgütü liderini koruyan ABD yönetiminin, teröre destek veren ülke ilan edilmesi lazımdır. Halâ Gülen üzerinden Türkiye'ye operasyon çeken bu ülke, nihai saldırısını doğrudan ülkemize yöneltmiş, Gülen'in teröristleri üzerinden sivil halkımıza kurşun yağdırmıştır.

    ABD Erdoğan'ı öldürmeye çalıştı

    Çok açık ve net söylüyorum: ABD yönetimi, doğrudan Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı'nı öldürmeyi planlamış ve bu planı uygulamıştır. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı Marmaris'te şehit etmeye dönük operasyon, Gülen'in teröristleri, suikast timi üzerinden (ABD tarafından) uygulamaya konulmuş bulunmaktadırTekrar ediyorum: Erdoğan'ı şehit etmeye dönük saldırı, Gülen'in teröristleri üzerinden doğrudan ABD'de, ABD tarafından tezgâhlanmış, talimat onlar tarafından aktarılmıştır. Türkiye Büyük Millet Meclisi, ABD'nin koruduğu bir şizofrenin teröristleri tarafından bombalanmıştır. Milletin meclisini bombalamak, millete savaş ilan etmek anlamındadır. Tarihte örneği görülmeyen bu saldırı da, ABD'nin koruduğu bir adamın teröristleri tarafından yapılmıştır”[2] diyen Yeni Şafak başyazarına tekrar hatırlatalım; haydi bakalım madem öyle, kahraman iktidarınız gereğini yapsındı!

    Fetullah Gülen’in ve hareketinin amacını, perde arkasını ve bağlantılarını 1985’ten itibaren konuşmaya, yurtiçi ve yurtdışı konferanslarımda anlatmaya başlamış 1995’ten sonra bunları gazete ve dergilerde yazmış ve nihayet 10 yıl kadar önce tam 825 sayfalık“Küresel Fesatçılık ve Fetullahcılık” (Togan yy. İST.) ve yine “Cumhuriyet Türkiye’sinde Nifak Hareketleri” kitaplarını hazırlamıştık. Bu tespit ve tahlillerimiz yüzünden ve özellikle akılları başlarına daha yeni gelen AKP’li kodamanlar eliyle çok çetin ve çirkin hücumlara uğramış, ama çok şükür ki 40 yıl öncesinden yazıp konuştuklarımız bugün aynen çıkmış ve resmiyet kazanmıştı. Tanıyan dostlarımız hatırlayacaktır ki, Sn. Recep T. Erdoğan ve yakın kurmaylarının kafa ve karakter yapısını ve Milli Görüşten nasıl ve nelerin karşılığı koptuklarını da yine 40 yıldır konuşup yazmaktayız ve Fetullah Gülen’de olduğu gibi haklılığımızın ispatlanacağı günlere yaklaşmaktayız. Şimdi tek tek haklı çıktığımız bu gerçeklerin tespitinde, Kur’anı Azimüşşanı, Resulûllah’ın uyarılarını, aklımızı ve vicdanımızı ölçü aldığımızı ve işte bu yüzden Allah’ın inayeti ve Erbakan’ın ferasetiyle gerçeklerin farkına vardığımızı ve iman cesaretiyle bunları açıklayıp“Haksızlıklar karşısında susan şeytan olmadığımızı” da yeri gelmişken, şükür makamında hatırlatmamız lazımdır.

    Devlet, hıyanet kalkışmasını saatler öncesinden saptamıştı!

    15 Temmuz'daki hain kalkışmayla ilgili olarak MİT Müsteşarı Hakan Fidan Genelkurmay'a çağrılarak kuvvet komutanlarıyla toplantı yaptığı ve askeri hareketlenmeye karşı önlemlerin tartışıldığı ortaya çıkmıştı. Haber siteleri bunu: “Milli İstihbarat Teşkilatı'na MİT Fetullahçı Terör Örgütünün darbe girişimi istihbaratının ulaşmasının ardından, gerekli makam ve mevkilerin uyarıldığı, Genelkurmay Karargâhı’nda Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar, Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Yaşar Güler, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Salih Zeki Çolak ve MİT Müsteşarı Hakan Fidan'ın gizli bir toplantı yaptığı anlaşıldı” şeklinde sunmuşlardı. Böylece 2 gün öncesi tahminimiz de doğru çıkmıştı.

    18.30: Toplantının akabinde Genelkurmay Başkanı, tüm birliklere aşağıdaki talimatları yollamıştı:

    - Tüm ülke hava sahasının uçuşlara kapatılması,

    - Askeri uçakların hiçbir şekilde havalanmaması,

    - Birliklerdeki hareketliliğinin yasaklanması,

    - Tank yürüyüşlerine engel olunması

    - Kara Havacılık Okulu'ndaki faaliyetleri kontrol altında tutulması için Kara Kuvvetleri Komutanı'nın buraya gidip denetime başlaması.

    Saat 21.00: Darbe planının deşifre olması nedeniyle gece 03.00'te planlanan darbe saati öne çekilerek, darbe girişimi resmen başlatılmıştı. Genelkurmay Başkanı, Kara Kuvvetleri Komutanı ile Genelkurmay İkinci Başkanı enterne edilip rehin alınmışlardı.

    Ayrıca çok tuhaf bir durum yaşanmıştı:

    Gazetelere MİT’ten medyaya sızdırılan bir “bilgilendirme notu”na göre MİT, öğleden sonra 16.00 sularında Genelkurmay Başkanı’nı bilgilendirmiş, “Hareketlilik var” diyerek uyarmıştı. Bu bilgi de başka yerden kendisine ulaşmıştı. Genelkurmay Başkanlığı yazılı bir açıklama yaparak bunu doğrulamıştı. Şu soru kafalara takılmıştı: Genelkurmay Başkanı bu bilgiyi aldığı halde, aradan geçen o kadar saat içinde hiçbir şey yapamamış mıydı? Elbette ve herhalde çok ciddi ve caydırıcı tedbirler alınmıştı!..

    ● Hava Kuvvetleri Komutanı, niye sanki hiç böyle bir bilgi yokmuş gibi düğünlerde gidip halay çekmeye başlamıştı? Bütün tedbirleri almanın rahatlığı mıydı?

     Genelkurmay Başkanı’na bu bilgiyi veren MİT, aynı bilgiyi Başkomutan’a yani Cumhurbaşkanı’na niye aktarmamıştı?

    ● Cumhurbaşkanı neden ancak saat 20.00’de haberdar olmuşlardı?

     Ortada böyle çok büyük bir risk varken, neden ülkenin seçilmiş Cumhurbaşkanı, Isparta Komando Birliği ve Aksaz üssünün dibinde tutulmuşlardı?

    Cumhurbaşkanı “15 dakika ile kurtuldum” açıklamasını yapmıştı. O zaman ya “6 saatlik büyük bir ihmal ve skandal vardı; veya MİT ve Genelkurmay bu bilgiyi Cumhurbaşkanı ve Başbakan’la paylaşmamıştı! İletişimi var edenlerin Whatsapp'ı, Twitter'ı, Facebook'u kuranların hata yaptığını söyleyenler olayı saptırmaktaydı. Gökyüzü Amerika uydusu doluyken akıl dışıydı!

    MİT Müsteşarlığı madem darbe istihbaratını saat: 16.00’da almıştı, o halde bunun Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a bildirilmesi neden saat: 20.00’ye sarkıtılmıştı? sorusuna MİT tarafından verilen: “Alınan istihbaratın teyidinin kesinleşmesinin beklendiği”şeklindeki yanıt da pek tutarlı ve inandırıcı bulunmamıştı.

    Erdoğan’a darbeyi haber veren “enişte” değil, Devlet Bahçeli olmasındı!

    11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün eski danışmanı ve Yeniçağ yazarı Ahmet Takan'ın, darbe girişimini Erdoğan'ın "bir siyasetçiden" öğrendiği iddiası Halk TV'de gündeme taşınmıştı. Halk TV'de Medya Mahallesi programını hazırlayıp sunan gazeteci Ayşenur Arslan, Ahmet Takan'ın yazısında bahsedilen ismin, "Devlet Bahçeli" olup olmadığı sorusuna yanıt aramıştı.

    Takan'ın yazısında "önemli siyasetçi", "çok önemli siyasetçi" ve "siyasi lider" sıfatları ile ismini vermediği kişinin Devlet Bahçeli olduğunu ileri süren Ayşenur Arslan, darbe girişimi gecesi 1. Ordu Komutanı Ümit Dündar'ın Cumhurbaşkanı'na "İstanbul'a gelin ben sizi korurum" sözlerini söyledikten sonra güven telkin etmek için "beni Bahçeli'ye sorun" demiş olması da Devlet Bahçeli'nin darbeyi haber veren siyasetçi olduğunun bir kanıtı mıydı?

    İNCİRLİK'ten 42 helikopter kayıptı!

    Nükleer bombaların bulunduğu ÜS'ten 42 helikopter nereye kaçardı? Yoksa IŞİD'e mi? YPG'ye mi aktarılmıştı? Çünkü kayıptı. Eğer CIA sonuca yüzde yüz gitmeyi isteseydi, ne uydu kalırdı, ne haberleşme, ne aydınlatma... Demek ki birileri planlanan çarka çomak sokmuşlardı!? Böyle bir başarısız hareketin sonucunda elde ettikleri bir şeyler kesinlikle ama kesinlikle olmalıydı... Mesela şimdi TASFİYE rüzgarı vardı. Kimin nereye geldiğini geleceğini kimler ayarlamıştı? Ya DARBEYE KALKIŞTIKLARI için alınan askerlerin yerine asıl oyuncular atanacaktı? Bunu bilen var mıydı?

    “DARBE haber veriliyor, herkes düğünde! Bütün komutanlar! Kimse çıkıp işinin başına geçmiyor! Ülke elden gidiyor, birileri halay çekiyor! GARİP DEĞİL Mİ! Kimseyi itham etmek istemem ama hep birlikte İKİNCİ SEANS OLUR MU? OLURSA NE YAPMALIYIZA KAFA YORMALIYIZ. Eğer ikincisi olursa işimiz bu kadar kolay olmayacaktır!?” diyen yandaş yalaka Ergün Diler’in bu korku ve kuşkuları nereden kaynaklanmaktaydı.

    Darbenin seyrini değiştiren gözaltı

    Bursa Jandarma Alay Komutanı Albay Yurdakul Akkuş'un 15 Temmuz gecesi 01.00'de gözaltına alınması ve çantasında ele geçirilen doküman, darbe girişiminin seyrini değiştirmiş, hainlerin planlarını boşa çıkarmıştı.

    ABD – CIA destekli Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) darbe girişiminde görevli olduğu iddiasıyla ülkede hakkında ilk yakalama kararı verilen askerlerden Bursa Jandarma Alay Komutanı Albay Yurdakul Akkuş'un 15 Temmuz gecesi 01.00'de gözaltına alınması ve çantasında ele geçirilen "yeni devlet yapılanması"na ilişkin dokümanın bu girişimin seyrini değiştirdiği anlaşılmıştı. Bursa Cumhuriyet Başsavcılığından alınan bilgiye göre, 15 Temmuz gecesi bir uzman çavuş, ülke yönetimine el konulduğunu ve sözde Bursa Sıkıyönetim Komutanlığına İl Jandarma Komutanı Albay Yurdakul Akkuş'un atandığını içeren bir bildiriyi Garnizon Komutanı Tümgeneral Seyfullah Saldık'ın yanına giderek ulaştırdı. Bildiriyi okuyan Tümgeneral Saldık, söz konusu uzman çavuşu yumrukla darbedip durumu ilgililere aktarmış ve uyarmıştı.

    Hesapları bozulan ABD bile şaşkındı!

    ABD Savunma Bakanlığı sözcüsü Peter Cook Türkiye’de yaşanan darbe girişimini, kendileri için de sürpriz olduğunu açıklamıştı. Peter Cook Pentagonda düzenlediği günlük basın toplantısında, kendisine sorulan konu ile ilgili yönetilen sorulara verdiği yanıtta,“Darbe girişimi yalnızca Türkiye halkı ya da başkaları için değil, bizim için de sürpriz oldu”diyerek şaşkınlıklarını açığa vurmuşlardı.

    Fuat Avni'nin haber kaynakları da ortaya çıkmıştı!

    Darbe girişiminin ardından yapılan istihbari çalışmada internet fenomeni Fuat Avni’nin haber kaynakları da deşifre olmuşlardı. Bu bilgileri Cumhurbaşkanı ve Genelkurmay başkanının en yakınındaki isimler kendisine aktarmaktaydı. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın en yakınındaki isimler meğer Fuat Avni'nin ana kaynakları konumundaydı. İstihbarat birimlerinin yaptığı çalışmada Fuat Avni hesabının ana kaynaklarının Cumhurbaşkanlığı başyaveri, özel kalem danışmanı, kuvvet komutanlarının ve Genelkurmay Başkanı'nın darbeye destek veren emir subayları çıkmıştı. Bu kişilerin hazırlanan istihbarat raporlarını, konuşulan kritik görüşmeleri Fuat Avni hesabına ilettikleri saptanmıştı.

    Fetullah Gülen'den darbe girişimi için küstah açıklama sürpriz sayılmazdı!

    Türkiye’de yandaşı askerlerle darbe yapmak isteyen Fetullah Gülen, ABD gazetesine darbe yapmadığını iddia edip Erdoğan’ı ve iktidarı suçlamıştı.

    Amerika’da Pensilvanya'daki malikânesinde İngiliz Financial Times gazetesinin sorularını yanıtlayan Fetullah Gülen, Türkiye'deki darbe girişimini üstlenip sahip çıkmamış, Fetullah Gülen bunun yerine utanmazca hükümeti darbe yapmakla suçlamıştı.

    ABD'den Gülen için ilginç açıklama yapılmıştı!

    ABD Dışişleri Sözcüsü, Fetullah Gülen için yaptığı açıklamada "Gülen Pensilvanya'da huzur içinde yaşıyor" diyecek kadar küstahlaşmıştı. ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mark Toner Türkiye tarafından iadesi istenen Fetullah Gülen'le ilgili açıklamalar yapmış; 'Bildiğimiz kadarıyla Fetullah Gülen Pensilvanya'da huzur içinde yaşıyor' diyerek adeta Türkiye ile dalga geçmeye kalkışmıştı.

    Aslı ve ayarı malum Nazlı Ilıcak da Fehmi Koru gibi ABD Yahudi Lobileri ağzıyla konuşmaktaydı!

    Mehmet Ali Ilıcak Türkiye'deki darbe girişimine tepki göstermeyen ve üstelik hükümeti eleştiren annesi Nazlı Ilıcak'a sert çıkmıştı. Türkiye, bir grup asker tarafından yapılan darbe girişimi karşısında ayaklanırken bazıları sessiz kalmışlardı. Yapılmak istenen darbeye sessiz kalıp üstüne üstelik hükümeti eleştiren bir isim daha vardı. O da kaşarlanmış gazeteci Nazlı Ilıcak'tı... Ilıcak darbeciler yerine hükümeti ve halkı suçlayınca oğlu Mehmet Ali Ilıcak'tan tepki almıştı.

    Fehmi Koru’da, Sözcü Gazetesi ağzıyla ve Amerikan aksanıyla: “Hiç tereddüdünüz olmasın, bu 'darbe' Gülen'e ve sempatizanlarına indirilmiş bir darbeye dönüşecek. / Parmakları olsa da öyle, olmasa da…” diye yazmış, olayı saptırmaya çalışmıştı. Oysa “Ergenekon” ve “Balyoz” konularında “olsa da olmasa da” yollu ihtiyat payı hiç bırakmamıştı! Ama Pensilvanya söz konusu olunca hep böyle davranmaktaydı.

    “AKP iktidara gelince, Yüksek Askeri Şura kararları kriz halini almıştı. İrticaya bulaşan subay-astsubaylar ordudan ihraç edilirken, Tayyip Erdoğan “şerh” koymaktaydı. Bunun üzerine askeri istihbarat devre dışı bırakıldı. Bundan böyle askeri personelle alakalı raporları, Milli İstihbarat Teşkilatı hazırlayacaktı çünkü MİT, başbakana bağlıydı. Ancak enteresan bir durum vardı. MİT tarafından sunulan raporlarda, hep “Kurdoğlu grubu” yer almıştı. İrticaya bulaşan subay-astsubaylar şu şu şu diye isim isim sıralanıyor, istisnasız hepsinin “Kurdoğlu grubu”na bağlı oldukları vurgulanmaktaydı.

    (Mehmet Kurdoğlu grubu, Nurcu'ydu… Nurcular sekiz ana gruptan oluşuyordu: Yeni Asya grubu, Şura grubu, Med-Zehra grubu, Acz-i Mendi grubu, Yazıcılar grubu, Mustafa Sungur grubu, Mehmet Kurdoğlu grubu ve Fetullah Gülen hareketi… Kurdoğlu grubu, Nurcuların en içe kapanık grubu, gazete-televizyon filan kurmadılar, medyada yoklar, merkezleri Ankara ama, iç Anadolu ağırlıklı tüm yurtta yaygınlar, “dershane” adını verdikleri evler kuruyorlar, bu evlerde talebe yetiştiriyorlar, çocuklar bir yandan devletin okullarına gidiyor, lise-üniversite eğitimi alıyor, bir yandan bu dershanelere gidiyor, bu dershaneler bildiğimiz üniversiteye hazırlık dershanesi falan değil, adı dershane, dini-ideolojik eğitim veriliyor, tıpkı Gülen cemaatinin ışık evleri'nde olduğu gibi “ağabey” sistemi var, aslında “hizmet hareketi” sıfatı en önce bu Kurdoğlu grubu için kullanılıyordu, sonra her nasılsa, Gülen cemaati “hizmet hareketi” olarak anılmaya başlandı.)

    Bunda bir tuhaflık vardı. MİT'in raporlarına göre, Türk Silahlı Kuvvetleri'ne sızmış başka tarikat veya cemaat yoktu; Varsa yoksa, hepsi, Kurdoğlu grubundan çıkmaktaydı. Tarikatçı marikatçı tüm subay-astsubay aynı çuvalın içine konularak, hepsine “Kurdoğlu” damgası basılıp ordudan atılmışlardı.

    Şimdi dikkatle bakalım ve üzerinde kafa yoralım: Acaba MİT raporlarıyla, 2003'ten bu yana Fetullah Gülen Hareketi’ne mensup olup da, Yüksek Askeri Şura kararıyla ihraç edilmiş bir tek subay, bir tek astsubay var mıydı? Hayır, buna hiç rastlanmamıştı. Ama işte bugün görüyoruz, 103 general ve amiral, dile kolay, iki binden fazla subay-astsubay Fetullahçılıktan gözaltına alınmıştı. Genelkurmay başkanının emir subayından, cumhurbaşkanının yaverine kadar, burunlarının dibinden bile Fetullahçı çıkmıştı!

    Şimdi soralım: Bunca Fetullahçı, MİT'in gözünden mi kaçmıştı?İrtica raporları marifetiyle, 2003'ten bu yana Fetullah Gülen hareketine hiç dokunulmayıp, FET֒cülerin TSK içindeki rakiplerinin temizlenmesi, sadece bir tesadüf mü sayılmalıydı? Cumhuriyet tarihimizde harp okullarından en fazla sayıda öğrenci 2007-2013 yılları arasında atılmıştı. Bu tarih aralığı, Fetullah Gülen hareketinin TSK'ya en fazla sayıda öğrenci monte ettiği dönem olmaktaydı. O halde, irticacı mirticacı diye atılan öğrenciler hangi garibanlardı? Aynı tarih aralığının yani, 2007-2013 arasının; Asrın iftirası ve kumpasıyla Türk Silahlı Kuvvetleri'nin esir alındığı, Milli kafalı ve Amerikan karşıtı general amiral ve kurmay albayların hapse tıkıldığı dönem olması nasıl açıklanacaktı?

    “AKP’yle cemaat imam nikâhlıyken, Fetullahçılara nerdeyse devletin tapusu verilmişken; MİT'e hiç sızmamış olmalarının, hiç Fetullahçı MİT'çi bulunmamasının, MİT açısından en büyük başarı sayılması, hangi gizli gerçekleri ve kirli girişimleri saklama amaçlıydı?” diye soran yazar haksız mıydı?

    İsrail'in flaş Türkiye açıklaması, hangi kuşkuları yansıtmaktaydı?

    İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Fetullahçı Terör Örgütü'nün darbe girişiminin ardından “İsrail ile Türkiye arasında daha önce imzalanan mutabakatın sürmesini beklediğini” vurgulamıştı. İsrail Başbakanlık Ofisi’nden yapılan yazılı açıklamaya göre  Netanyahu, Bakanlar Kurulu’nun haftalık toplantısı sırasında, “İsrail ve Türkiye  yakın zamanda aralarında bir mutabakata vardı. Türkiye’de hafta sonu meydana  gelen dramatik olaylara rağmen söz konusu sürecin devam edeceğini farz ediyoruz”  ifadelerini kullanmıştı. Türkiye ile İsrail arasında 27 Haziran’da iki ülke arasındaki  ilişkilerin normalleşmesi yolunda mutabakat metni imzalanmış, dindar kahraman AKP iktidarı böylece İsrail zulmüne ve işgaline meşruiyet kazandırmıştı. Bizim asıl dikkat çektiğimiz husus; CIA maşası ve gizli MOSSAD ajanı FET֒cü militanların bu hain darbe girişimlerinin başarısız kalması, İsrail’i neden bu denli telaşlandırmıştı. İsrail’in işini kolaylaştırmak, Siyonist-terörist şebekenin geleceğini ve güvenliğini sağlama almak karşılığı bir proje partisi olarak iktidara taşınan AKP’nin akıbeti mi, yoksa İsrail’le anlaşmaya tepkili TSK’nın etkinliği mi, Siyonist Netenyahu’yu bu kadar kuşkulandırmıştı.

    Darbe girişimcisi (esrarengiz) askerler Yunanistan'a sığınmıştı!

    İçinde 8 Türk vatandaşının bulunduğu bir Türk helikopterinin Dedeağaç’a iniş yaptığı anlaşılmıştı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Çipras ile telefonda görüştü ve kaçan askerlerin iadesi talebinde bulunmuşlardı. 8 darbeci Dedeağaç Emniyet Müdürlüğü'nde sorgulanmıştı. Emniyet Müdürlüğünün bulunduğu sokak güvenlik gerekçesi ile araç trafiğine kapatılmıştı. Merkezin önünde çelik yelek giyen ve ağır silahlar taşıyan polisler nöbet tutmaya başlamış bölgeye kimseyi yaklaştırmamıştı. Yunanistan Hükümet Sözcüsü Olga Gerovasili, Yunan devlet televizyonu ERT'ye yaptığı açıklamada, üniformalarındaki rütbelerini sökmüş olan bu kişilerin gözaltına alındığını belirterek, "Helikopterdeki kişiler için uluslararası hukuk tarafından öngörülen prosedür uygulanacak. Ancak ülkelerindeki anayasal düzene ve demokrasiye karşı darbe girişimini içeren suçlamalar göz önünde tutulacak" açıklamasını yapmıştı.

    Öte yandan helikopterle Yunanistan’a kaçan darbeciler kimliklerini gizli tutmuşlardı. Türkiye’deki askeri darbe girişiminden sonra helikopterle Yunan polisinin 3 binbaşı, 3 yüzbaşı ve 2 astsubay rütbesinde olduğu bilgisini verdiği darbeci askerlerin kimlikleri açıklanmamıştı. Ama 8 darbeciyle ilgili olarak avukatları Lia Marinaki, sorgudaki tavır ve hareketlerine ilişkin soruya “Ben kendilerini Amerikan filmlerinde izlediğimiz operasyonel askerlere benzettim” değerlendirmesi enteresandı.Yunanistan’a kaçan 8 kişiden 5’i Er sınıfında. Er’ler helikopterle neden Yunanistan’a kaçsındı? İkisi de pilot olduğunu düşünürseniz kim bu VİP erler, yoksa Türk askeri elbisesi giydirilmiş, özel Amerikan komandoları mıydı?

    39. Mekanize Tugayı Komutanı Tuğgeneral Hasan Polat’ın, İncirlik Hava Üssünde Amerikan yetkilileriyle 12 sefer darbe girişimini ve neticelerini görüştüklerinin, hatta darbeden sonra öldürülecek kişilerin isimlerinin tek tek belirlendiğinin ortaya çıkmış olmasını da hesaba katarsanız, stratejik ortağımız ve en sinsi-hain düşmanımız Amerika’nın bu darbedeki rolü daha iyi anlaşılmaktaydı!

    ABD: “Darbe ithamı ilişkilerimize zarar verici nitelikte” diyerek Türkiye’yi tehdide kalkışmıştı!

    ABD Dışişleri Bakanı John Kerry'nin sözcüsü John Kirby, Siyonist Yahudi Kerry'nin Türk mevkidaşı Mevlüt Çavuşoğlu'nu bir kez daha telefonla arayarak darbe girişiminin soruşturulması konusunda işbirliği yapabileceklerini söylediğini açıklamıştı. Sözcü, ABD Dışişleri Bakanı'nın ayrıca Çavuşoğlu'na, kamuoyu önünde "ABD'nin darbe girişiminde payı olduğu yönündeki ima ve iddiaların 'tamamen yanlış' ve ABD-Türkiye ilişkilerine "zarar verici nitelikte" olduğunu açık şekilde dile getirdiğini vurgulamıştı. Oysa bazı ordu mensuplarının 15 Temmuz gecesi başlattığı darbe girişiminin bastırılmasının ardından Türkiye Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Süleyman Soylu, canlı televizyon yayına bağlanarak darbenin arkasında ABD'nin olduğunu hatırlatmıştı. Soylu,"Darbenin arkasında ABD var. Oradan yayınlanan birkaç dergi, birkaç aydır faaliyette bulunuyordu. Biz ABD'ye aylardır Fetullah Gülen konusunda mesaj veriyoruz. ABD Fetullah Gülen'i vermek zorundadır" ifadelerini kullanmıştı.

    Başbakan Binali Yıldırım da, yaptığı açıklamada darbe girişiminin sorumlusu olarak Fetullah Gülen'i işaret ederek, Gülen'in yaşadığı ABD'yi Gülen'i korumakla suçlamıştı. Binali Yıldırım,"Arkasında duracak ülke göremiyorum, bunun arkasında duracak ülke Türkiye’ye dost değildir. Türkiye’ye karşı ciddi bir savaşın içindedir" diye konuşmuşlardı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da Kısıklı'da yaptığı konuşmada “Paralel yapının darbe girişiminde olduğunu ABD'ye daha önce söylediğini ama dinletemediğini” açıklamıştı.

    ABD medyası ise, Sn. Erdoğan’ın Almanya'dan sığınma talep ettiği haberlerini yayınlamıştı!

    ABD medyasında Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ülke dışına kaçmaya çalıştığı yönünde haberler çıkmıştı. CNN kanalı, sokaklarda darbe karşıtı göstericileri darbeyi destekleyen halk kitleleri diye sunmaya çalışmıştı. Cuma akşamı sağcı Fox News televizyonuna çıkıp işin başarılı olmasını beklediğini söyleyen Ralph Peters gibi yorumcular vardı. Amerikan Ordusu’nun eski istihbaratçılarından emekli Yarbaydı. “Durum çok net. Bu darbe, Türkiye’nin İslami bir diktatörlük olmaktan kurtulması için son şansıdır. Sakın hata yapmayalım. Bu darbede rol alanlar iyi adamlar” yorumunu yapmıştı. Hatta, işin başında, Pentagon’daki bazı muvazzaflardan bile Amerikan medyasına işin başarılı olduğu izlenimi yayan temelsiz açıklamalar yapılmıştı. İlk saatlerde birileri MSNBC’ye konuşurken. Ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Almanya’dan sığınma talep ettiğini bile açıklamıştı.

    John Kerry'den Türkiye'ye küstah NATO iması ve Gülen yanıtı!

    Türkiye'deki darbe girişimi ve Fetullah Gülen'in iadesi konusunda ABD Dışişleri Bakanı John Kerry küstah açıklamalar yapmıştı. Washington Post gazetesi NATO yorumuyla verince bizim Amerikan taparlarda soğuk duş etkisine yol açmıştı. ABD Dışişleri Bakanı John Kerry, başarısız darbe girişiminin ardından verdiği NATO mesajı çok tartışılmıştı. ABD merkezli Washington Post gazetesi, Brüksel'de konuşan Kerry'nin açıklamalarını, "Türkiye'nin NATO üyeliği tehlikeye girebilir" yorumuyla aktarmıştı. Washington Post daha sonra bu yorumunu geri çekmiş ve Kerry'nin NATO sözlerinin bu mealde olmadığını belirtmiş olsa da küstahlıkları zaten kanıtlanmıştı.

    AB’nin: “İdam gelirse Türkiye AB üyesi olamaz!” şantajı!

    AB Dışişleri Bakanlarının Kerry ile gerçekleştirdiği görüşmenin ardından düzenlenen toplantıda konuşan AB Dışişleri ve Güvenlik Politikaları Yüksek Temsilcisi Federica Mogherini ise “Türkiye’de anayasal düzene sonuna kadar uyma çağrısı yapıyoruz ve AB olarak ülkede hukukun üstünlüğünün tecelli etmesinin önemini bir kez daha belirtiyoruz”dedikten sonra, Türkiye idam cezasını yeniden yasalaştırırsa kesinlikle AB üyesi olamayacağını hatırlatmıştı.

    “ ‘Devletin ‘karşı-darbe planı’ vardı’diyorum ve ayakta alkışlıyorum…” diyen Fehmi Koru, Fetullah Gülen’in ve ABD’nin temsilcisi gibi konuşmakta, AKP iktidarını ve TSK’yı “Tiyatro oynamak”la suçlamaktaydı!

    Evet, darbe girişimine katılanların ‘motivasyonları’ tek bir sebebe bağlanabilecek gibi görünmüyor; özellikle TRT ekranlarından okuttukları ‘Yurtta Sulh Konseyi’ bildirisi mercek altına alındığında, ‘paçal bir kadro’ görüntüsü de alınabiliyor. Türkiye hayırlı bir iş yaptı. Bu girişimin halktan destek bulmadığı için başarısız kalması sayesinde, yalnız Türkiye’nin kendisi artık darbe yapılamaz bir ülke haline gelmekle kalmıyor; darbeleri başka ülkeler için de kolay icra edilemez bir olağandışılık haline dönüştürüyor.

    İstihbarat zaafı mı, devletin operasyon planı mı?

    Girişim sonrası tartışmalarda merkezi konuyu ‘istihbarat zaafı’ işgal ediyor. Akşam CNN-Türk’te darbeyle ilgili stratejik ve lojistik yönler masaya yatırılmışken, bir ceza hukuku profesörü (Ersan Şen) ısrarla ‘istihbarat zaafı’ konusunu özellikle hatırlatılıyor… Sabah kalktım, baktım. Ahmet Hakan da (Hürriyet) aynı konuyu işliyor.“İSTİHBARAT DÜKKÂNI KAPATSIN: – Sabahtan akşama kadar ‘Fetullah… Fetullah…’ diye bağırıldığı… / – ‘En büyük sorunumuz Paralel Yapı’ diye çığlık atıldığı… / – Her gün Cemaatçilere şafak operasyonları yapıldığı… / – Kayyum atanmayan tek bir yerin bile kalmadığı… / – ‘Paralel Yapı’ konusunda abartılı bir teyakkuzun söz konusu olduğu… / Bir ortamda… / Ordu içindeki Cemaatçilerin darbe girişiminden haberi olmayan ülkemizdeki tüm istihbarat birimlerinin dükkânı kapatmasını teklif ediyorum.”

    Girişimin olduğu gün MİT Müsteşarı Hakan Fidan’a, diğer binlerce devlet memuru statüsündeki kişiyle birlikte görevden el çektirilmemişse, “Neden acaba?” diye sorarım ben. Oysa şu ana kadar meydana gelen gelişmelere bakarak vardığım sonuç şu: Görevini fazlasıyla yapmış olmalı MİT… Girişimin başarıya ulaşamamasında, öncesinde toplanan istihbaratın büyük payı olduğunu, sonrasında başlatılan tasfiye girişiminde de MİT’in önceden hazırladığı listelerin kullanıldığını düşünüyorum. Hatta, “Bunlar darbeye kalkışabilirler, eğer böyle bir şey olursa, biz de şöyle davranalım” diye bir operasyon planı devlet tarafından belirlenmiş ve darbeciler düğmeye bastığında, o plan, sâdık devlet birimleri tarafından devreye sokulmuş bile olabilir” diyen Fehmi Koru neleri ima etmeye çalışmaktaydı?

    Darbeciler yeme takılmışlardı!

    İki hafta sonra yapılacak YAŞ toplantısına bayağı kalabalık bir tasfiye listesiyle gidileceği haberlerinin, darbecilerde, planladıklarından daha önce düğmeye basma ihtiyacı doğurduğu herkesin dilinde dolaşıyor. Yine ‘acaba’ sözcüğü ile başlayacak bir cümlem olacak: “Acaba YAŞ’ta geniş tasfiye ve Cumhurbaşkanlığında bile adamları olduğuna dair dokundurmalar, ağızdan öylesine kaçırılmış cümleler değil de, tam da bu sonucu doğurmak üzere söylenmiş ortaya atılan yemler olmasın?” Darbecileri “Eyvah, ya şimdi ya hiçbir zaman” noktasına o sözler getirmiş olabilir çünkü. Nuray Babacan’ın Hürriyet gazetesinde yayınlanan haberini okuyalım: “Alınan bilgiye göre, İzmir Cumhuriyet Başsavcı Vekili Okan Bato, soruşturma kapsamında mahkeme kararıyla bir süreden beri yapılan dinlemelerde bazı ifadeleri saptadı. Bu ifadelerin darbe hazırlığı olarak yorumlanabileceği bilgisi devletin kademeleriyle paylaşıldı. Marmaris’te tatilde olan Erdoğan’a da bu uyarı, darbe girişimin yapıldığı 15 Temmuz günü saat 15.00’te ulaştırıldı.”

    Buradan öğrendiğimiz şu: Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın darbenin o gün yapılacağından öğle saatlerinde haberi olmuşlardı… MİT de daha önce bilgi almıştı. (TSK yetkilileri hepsini uyarmıştı!)diyen Fehmi Koru’nun, dilinin altında hangi baklalar vardı ve hangi neticelerden üzüntü duymaktaydı?

    Çok değerli bir kardeşimizin yorumlarıyla; Elbette bu olayları Siyonizm'den bağımsız düşünmek akıl dışıdır.

    1) Öncelikle böyle bir müdahale haklı olamaz ve sahip çıkılamazdı. Ancak Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hocamızın sorduğu soruyu hatırlatmak lazımdı: "… (Bu)olay en çok kime ve neye yarayacaktı?" Bu sorunun cevapları bizi yaşanan olayla ilgili ipuçlarına ulaştıracaktı.

    2) Amaç ülkemizi Suriye, Libya ve Irak gibi yapmak, ordu ile milleti birbirine kırdırmak ve iç karışıklık çıkarmaktı, ama çok şükür Siyonizm başarılı olamamıştı.

    3) Tarih boyunca olduğu gibi ordumuzun Güneydoğu'da da göstermiş olduğu şanlı zaferlerimize gölge düşürmek (-ki hükümetin bu operasyonlara izin vermeye mecbur kaldığını belirtmek gerekir), milletin ordumuza olan güvenini ve sevgisini yok etmek hedefleri ve hevesleri kursaklarında kalmıştı.

    4) Bu olay beşinci seviye CIA ajanı olan Feto ve takipçilerinin değil Siyonist odakların planıydı. Ordumuz bu girişime olaya sahip çıkmayarak, kendisine düşman edilmek istenen halka sahip çıkmıştır. Şahsi kanaatime göre en başından beri milli derin devlet olayları kontrol altına almıştır. Olayların başında Skorsky tipi helikopter düşürülerek etkili şekilde olayların büyümesine engel olmuşlardır. Netice olarak olayları önleyen halk ve hükümet değil milli devlet aklıdır.

    5) Türk milleti birbirine düşürülmeye çalışılmış, gruplara ayrılarak birbirine düşman edilmek amaçlanmış, ancak herkes tek yürek olmuş ordusuna ve devletine sahip çıkmıştır. Askerimize vahşice davranan bir bakıma askerimize olan kinini kusan alçaklara rağmen Siyonizm istediğini yapamamıştır.

    6) Bosna, Afganistan, Filistin, Libya, Irak, Myanmar, Orta Afrika… Kısacası dünyayı kana bulayan İsrail ile anlaşmayı ve diğer başarısızlıkları örtmek, mevcut kahramanı daha da ön plana çıkarmak ve başkanlık yolunun önünü açmak isteyenler yanıldıklarını ve yapamayacaklarını yakında anlayacaklardır.

    7) Hiçbir lider (gerçek lider) halkı sokağa çağırıp, ülkenin geleceğini ve güvenliğini başıboş kalabalıkların psikolojik patavatsızlıklarına ve kontrol dışı kargaşa ve kaos ortamına bırakmamıştır. (Prof. Dr. Necmettin Erbakan 28 Şubat sonrasında AYM'nin Refah Partisi'ni kapatma kararı sonrası şu tarihi açıklamayı yapmıştır: "…Bu olay aslında tarihin akışı içerisinde fevkalade basit bir olaydır. Bundan dolayı huzuru sükûneti muhafazaya her zamandan daha fazla riayet etmeliyiz.” (Bkz. www.youtube.com/.../) Sonuç olarak, yaşananlarla alakalı çok fazla yorum yapılacaktır. Bu olayın galibi elbette devletimiz olacaktır, ırkçı Siyonizm yenilgiye uğramış ve planları boşa çıkarılmıştır.”

    Tarih 15 Temmuz 2016. Kanlı darbeden yaklaşık bir saat önce Genelkurmay Başkanlığı'nın ışıkları yanmaktaydı. Mesai saati bittiği için personel dahil pek çok üst düzey komutan binayı terk etmiş bulunmaktaydı. İçeride Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar, Genelkurmay. 2. Başkanı Yaşar Güler, bir kaç kuvvet komutanı ve onların hizmetindeki emir subayları ile özel kalem müdürleri vardı. Her iki komutanın korumaları ortalıktan toz olmuşlardı; çünkü "Güvenlik Tedbirleri" gerekçesiyle bir toplantıya sokulmuşlardı. Koca Genelkurmay'ın kapısında sadece nöbetçiler dışında iki veya üç asker nöbet tutmaktaydı. O sırada ana kapıya beyaz bir otobüs yanaşmıştı. Asker kıyafetli, maskeli ve uzun namlulu silah taşıyan 60 kişi seri bir şekilde inip darbeyi başlatan ilk kurşunu sıkmışlardı. Otobüsten inenlerden iki kişi, kapıda bulunan ve kendilerini şaşkınlıkla izleyen askerleri hedef alarak tetiğe basmışlardı. Askerler panik ve korku içinde yere yatmış, ateş eden iki asker onları kelepçeleyerek başlarında dururken diğer askerler yıldırım hızıyla içeriye dalmışlardı. Bunların büyük bölümü Hulusi Akar'ın bulunduğu makama yönelirken, onlardan ayrılan iki kişi başka bir kata çıkmışlardı.

    Onların geldiğini gören Hulusi Akar'ın yaveri elinde bir dosya ile içeri girerek paşanın yanına sessiz bir tehdit gibi yaklaşmış ve aniden silahını çıkararak kafasına dayamıştı. Sn. Hulusi Akar'ın özel kalemi makam katına çıkan darbeci askerlere eskortluk yaparak onları Hulusi Akar ile ikinci başkan Yaşar Güler'in makamına sokmuşlardı. Hulusi Akar Paşa'nın önüne ilk etapta darbe bildirisi konulmuş ve imza atması için zorlanmıştı. Paşa bağırarak direnince tekmelenerek yere yüzükoyun yatırılıp kelepçe takılmıştı. Boynuna kemer bağlanmış ve imzalamaması durumunda öldürüleceği haykırılmıştı. Ancak Paşa bu tehdide rağmen istenileni yapmamıştı. Aynı dakikalarda Genelkurmay İkinci Başkanı da kelepçelenmiş ve Akar Paşa'nın makam odasına taşınmıştı. Bu sırada Genelkurmay'ın bahçesinde dehşet verici başka olaylar yaşanmıştı. Üst geçidin hizasında beliren tank, demir kapıyı parçalayarak Genelkurmay'ın bahçesine dalmıştı. Aynı saniyeler içinde bir helikopter korkunç bir gürültüyle bahçeye konmuş bulunmaktaydı.

    Darbecilerden iki kişi ise santral bölümüne yönelerek buradaki askerleri rehin almıştı. Askerlerin elleri kelepçelendikten sonra iletişim sağlanamaması için santraldeki teknik cihazlar otomatik silahlarla taranarak etkisiz hale sokulmuşlardı. İçerideki darbeciler, Genelkurmay Başkanı'nın bildiriyi imzalamayacağını öğrenince kendisini sürükleyerek binanın bahçesine taşımış ve helikoptere binip oradan uzaklaşmış ve Hulusi Akar böylece rehin alınmış durumdaydı.
    Geride kalan darbeciler ise Genelkurmay'ın içindeki diğer askerleri ve korumaları rehin alıp etkisiz bırakmışlardı. 
    Ama bu Amerikan kuklası kiralık kahramanlar, devletin her türlü tedbiri aldığının farkına çok geç varacaklardı.

    Bazı gazete köşelerinde “Darbecilerin salaklıkları” diye sıralanan:

    İki köprüyü zapt edip sekiz-on jeti alçaktan uçurarak ülkeye egemen olacaklarını sanmışlardı...

    Sanki ta Talat Aydemir zamanındaymışız gibi TRT’de köhne bir bildiri okutup işi bitireceklerine inanmışlardı...

    Menderes asılırken bir mantar tabancasının bile patlamamış olmasına fazlaca güvenip vatandaşın olup bitene razı olacağı zannına kapılmışlardı...

    Güya kurmay falan olmalarına rağmen strateji ve planlamadan zerre nasip almamış sersemlikler yapmışlardı.

    Saat 22.30’da başlayan bir darbenin başarı şansının sıfır olduğunu akıl edemeyecek kadar şapşal takımıydı...

    Kurdukları cuntaya, “Yurtta Sulh Konseyi” gibi Türkiye darbeler tarihinin en berbat cunta ismini koymuşlardı...

    Halka kurşun sıkarak, sağa sola bomba yağdırarak... Darbeden ziyade üniformalı bir terör eylemine imza atmışlardı.

    Türk Silahlı Kuvvetleri’nin büyük çoğunluğunun kendileriyle yan yana durmayacağını hesaplayamamışlardı...

    Erdoğan’ı eleştiren, Erdoğan’a karşı çıkan, Erdoğan’dan hoşnut olmayan herkesin otomatikman kendilerinden yana olacağını varsaymışlardı... Şeklindeki yanlışlıkları ise darbeciler; Devletin derin manipülasyonları sonucu yapıp oltaya takıldıklarını da, herhalde bu darbe tarihini yazanlar ortaya koyacaklardı.

    Bu darbe girişiminden bir hafta önce bulunduğumuz MEDİNE-İ MÜVEVVERE’DE sabaha yakın seher vakti şöyle bir rüya görmüş ve hayretler içinde kalmıştık.

    Sn. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, tarihi açıklamalar yapmak ve artık tüm engelleri aşıp amacına ulaştığını paylaşmak üzere, büyük bir meydandaki özel platforma çıkmıştı. Bir anda dönüp yakınlarında bizi görünce şaşırıp telaşlanmış ve bana bakarak isim vermeden: “Bizim iktidarımıza ve Başkanlığımıza karşı olanlar alçaktır!” diye bağırmaya başlamıştı. Bizim yanlış bir tepki koyup suçlu duruma düşerek tutuklanmamızı veya linç girişimine uğramamızı istediğini sezip, ona karşı dönmüş ve doğrudan kendisini muhatap almadan ortaya: “Biz sizin şahsınıza ve başkanlığınıza değil yanlışlıklarınıza karşıyız. İnancımıza ve ülke çıkarlarımıza aykırı olarak, şahsi ikbal ve iktidar uğruna, zalim ve Siyonist İsrail’le işbirliği yapanların ve onları alkışlayanların binlercesinin şerefi toplansa bizim ayağımızı bastığımız toprağın bile şerefine ulaşamayacaktır!” diye haykırınca havası inmiş ve istediği açıklamayı yapamadan oradan ayrılmak zorunda kalmıştı.

    Ardından birden Mesut Barzani ortaya çıkmış ve bana karşı: “Sen bize Yahudi asıllı ve İsrail uşağı deyip durmaktasın. Oysa biz Peygamber torunlarıyız ve Nakşi Tarikatının öncü mensuplarıyız. Bu tavrından vazgeçmezsen emrimizdeki PKK ve Peşmergeleri üzerine salıp Seni ortadan kaldıracağız!”diye tehditlere başlamıştı. Biz ise Ona: “Sizin aslınızı da amacınızı da biliyoruz. Kaldı ki İsrail ve ABD uşaklığınız ispatlıdır. Biz sizin gibi kuklalardan değil, patronlarınız İsrail ve Amerika’dan bile korkmayız, çünkü yegâne kuvvet ve kudret sahibi olan Allah’a sığınmışız!” deyince O da sıvışıp uzaklaşmışlardı. Bu sahnenin ardından Fehmi Korukarşımıza çıkmış ve şöyle söylenmeye başlamıştı: “Yahu Sen niye ortalığı karıştırıp duruyorsun? Hem Erdoğan’ın, hem de AKP’den ayırmayı düşündüğümüz, Fetullah’la irtibatlı yeni oluşumların işini bozuyorsun!.. Sen neyine güveniyorsun ve başına gelecekleri hiç düşünmüyor musun?” şeklinde kurusıkı tehditler savurmuşlardı. Biz ise Ona: “Sizler hem Cenabı Hakkın hem de aziz halkınızın çıkarlarını, rahatını ve refahını savunmak yerine, şahsi imkân ve ihtiraslarınız uğruna şeytanın karargâhı Yahudi odaklara ve Amerika’ya kuklalık yapmaktasınız. Hatta nefsi ve dünyevi beklentiler aşkına yıllarca birlikte çalıştığınız ortaklarınızla şimdi biribirinize ayak takmaktasınız… Sizin gibi dinini ve davasını satmış uşakların değil, tanrı diye tapındığınız Amerika’nın ve Siyonist odakların bile gücü Allah’ın yanında hiç kalır... Biz sadece O’na sığındık ve O’nun rızasını, Müslümanların davasını ve tüm mazlumların duasını her şeyin üstünde tutmaktayız!” deyince bir anda buharlaşıp kaybolmuşlardı. Bu rüyanın te’vili yaşanan bu darbe girişimi ile sanırım ortaya çıkmıştı ve daha da çıkacaktı, inşallah ve biiznillah!..

     


    [1] 17 Temmuz 2016, Fehmi Koru’nun günlüğü

    [2] 19 Temmuz 2016, Yeni Şafak

 
Yorum Ekleyin
Yorum eklemek için üye olmanız gerekmektedir.
 
Telif Hakkı: Prof. Dr. Necmettin Erbakan - NecmettinErbakan.Net, Necmettinerbakan.org | Milli Çözüm Dergisi | AhmetAkgul.Net | MealiKerim.com | İLETİŞİM |RSS