• ERDOĞAN MI İKTİDARDAYDI, YOKSA MASONLAR MI?

    ERDOĞAN MI İKTİDARDAYDI, YOKSA MASONLAR MI?

    01 Eylül 2020

     
    | Devamı
     

    ERDOĞAN MI İKTİDARDAYDI, YOKSA MASONLAR MI?

          

    Eski Mason Üstadının ilginç itirafları!

    Mason-FETÖ işbirliği ile akıl hastanesine tıkılan gazeteci ve eski TRT spikeri Yüce Katırcıoğlu, sonunda dışarı çıkarılmıştı. Ancak kendisine bir vasi tayin edilmediği için resmi işlemlerini takip edemiyor durumdaydı. Sağlık durumundan endişe edilen Katırcıoğlu için masonların tehdidi kafa karıştırıcıydı.

    Bazı yazarların ısrarlı takibi sonucu Eskişehir Şehir Hastanesi bünyesindeki Yüksek Güvenlikli Adli Psikiyatri Birimi’nden (YGAP) 2020 Haziran’ında taburcu olan Mehmet Yüce Katırcıoğlu için mason tehdidi giderek yoğunlaşmaktaydı. Ankara Bilgi Locası eski Genel Sekreteri iken ayrılıp mason yapılanmasıyla ilgili önemli ifşaatlarda bulunan yüksek fizik mühendisi ve eski TRT spikeri Yüce Katırcıoğlu, yaptığı açıklamalardan dolayı masonların hışmına uğramıştı. 2009 yılında dönemin yüksek yargı mensuplarıyla ilgili yaptığı bazı açıklamalar nedeniyle hakkında dava açılmıştı. 2012 yılında FET֒cü hâkimler, Katırcıoğlu’nu akıl sağlığının tespiti için psikiyatriye sevk etme kararı almışlardı.

    Psikiyatriden gelen tartışmalı rapor neticesinde ceza ehliyetinde olmadığına karar verilen eski Mason Üstadı Mehmet Yüce Katırcıoğlu hastaneye kapatılmıştı. Sicili tertemiz olmasına rağmen hastaneye kapatılmasına hükmedilen Katırcıoğlu, mahkemenin kararını Yargıtay’ın onamasının ardından, 2019 yılında polis eliyle Eskişehir Yüksek Güvenlikli Adli Psikiyatri Birimi’ne yatırılmıştı.

    Mahkemeden Skandal Karar Nasıl Çıkmıştı?

    Eski Mason Üstadı Katırcıoğlu, “Sabataycı” dediği ve bir dönem yargının en tepesinde olan isimlerin şikâyeti üzerine “hakaret”ten yargılanmıştı. Ancak dava aşamasında ortada böyle bir talep olmamasına karşın, 2012’de psikiyatri heyetine sevk edilen Katırcıoğlu’nun “ceza ehliyetinin olmadığı” kararı alınmıştı. Mahkemenin, Katırcıoğlu’nu iyileşinceye kadar yüksek güvenlikli koruma ve tedavi altında tutulmasına hükmetmesi şaşırtıcıydı. Ancak mahkeme skandal bir şekilde vasi tayin etmeye bile gerek duymamıştı. Karar, 2017’de Yargıtay tarafından onanmış, ancak mahkemenin “toplum açısından tehlikeli” olarak nitelendirdiği Katırcıoğlu, 2019 Temmuz’unda tesadüfen yakalanarak hastaneye kapatılmıştı. Bugüne kadar hiçbir suça karışmayan Katırcıoğlu, yaklaşık bir yıldır da hastanede tutulmaktaydı.

    Yargılama sürecinde hastaneden gelen ‘ceza ehliyeti yoktur’ raporuna istinaden karar veren mahkeme, vasi tayin etmediği için Katırcıoğlu’nun resmi işlemlerini takip edecek kimsesi kalmamıştı. Bazı duyarlı yazarların ısrarlı takibi sonucu Katırcıoğlu’nun Eskişehir’deki hastanede olduğu ortaya çıkmıştı. Hiçbir saldırgan davranışı olmayan ve yaklaşık bir yıl hastanede tutulan Katırcıoğlu sonunda taburcu edilip bırakılmıştı. Mahkeme vasi tayin etmediği için kimsesiz durumunda olan Katırcıoğlu’nun şu anki sağlık durumundan endişe duyulmaktaydı. Katırcıoğlu için mason tehdidinin halen sürdüğü anlaşılmıştı. Katırcıoğlu’nun bugüne kadar çevresindekilere zarar verdiğine ilişkin hakkında hiçbir şikâyetin olmadığı vurgulanmıştı. Buna karşın Katırcıoğlu’nun yaklaşık bir yıldır Eskişehir’deki hastanede tutulması şüphe uyandırıcıydı. Öte yandan, Katırcıoğlu’nun Eskişehir’deki hastaneye yatırılmasından yaklaşık bir hafta sonra komşularının emniyete kayıp ilanında bulunduğu, Katırcıoğlu’nun hastaneye kapatıldığını öğrenince ise büyük şaşkınlık yaşadığı ortaya çıkmıştı. Evet O’nun esas suçu, Masonlarla ilgili itiraf ve ifşaatlarıydı.

    FETÖ'yü gladyo yapılanması olarak tanımlamak lazımdı!

    Uluslararası bir tehdit haline gelen FETÖ ile ilgili bilinmeyenler TVNET özel yayınında TVNET Haber Müdürünün moderatörlüğünde bazı yazarlarca masaya yatırılmıştı. FETÖ yapılanmasına ilişkin önemli açıklamalarda bulunan Ceyhun Bozkurt’un, “FETÖ'nün tamamen bir gladyo, bir kontrgerilla örgütlenmesi olarak tanımlanması lazımdır. Sadece terör tanımına sıkıştırırsak eksik kalır. Çünkü bu yapının istihbarat yapılanması var, terör boyutu var, iç karışıklık için yürüttüğü kontrgerilla çalışmaları vardır” şeklindeki yorumları haklıydı.

    Örgütten ayrılmak isteyen gençlere FETÖ damgası vurulmaktaydı!

    17-25 Aralık sürecinden sonra örgütten ayrılmak isteyen gençlere FETÖ damgası vurulmaya başlanmıştı. 15 Temmuz'dan sonra örgütün baskısından kurtuldukları için doğruyu söyleme eğiliminde olanları ilk bunlar (FETÖ) ispiyonlamışlar, ilk bunlar ihbar mektuplarıyla gündeme taşımışlardı. Çünkü biliyorlardı ki eğer bunlara FETÖ'cü yaftasını vurmazsak bunlar gidecek doğruları konuşacaklardı.

    İşte Mehmet Yüce Katırcıoğlu’nun “ceza ehliyeti yok” raporu almasına ve hastaneye yatırılmasına neden olan “hakaret” davasının şikâyetçileri bunlardı:

    • Hasan Gerçeker: 1995’te Yargıtay üyeliğine seçilen Gerçeker, 6 Şubat 2008’de Yargıtay Başkanı oldu, 1 Haziran 2011’de emekliye ayrıldı.

    • Mustafa Birden: 28 Mayıs 2008 - 1 Haziran 2011 tarihleri arasında Danıştay Başkanlığı yaptı.

    • Sumru Çörtoğlu: 1992’de Danıştay üyeliğine, 2001’de Danıştay Dördüncü Daire Başkanlığı’na seçildi. Çörtoğlu, 2 Mayıs 2006’da ise Danıştay Başkanıydı.

    • Kadir Özbek: 8 Mayıs 2001’de Yargıtay üyeliğine seçildi. Yargıtay 13. Hukuk Dairesi üyesi olarak görevini sürdürmekte iken, 13 Ekim 2006 tarihinde HSYK üyeliğine seçildi. 9 Mayıs 2008 HSYK Başkanvekilliğine seçilen Özbek, 11 Ekim 2010’da istifa etti. 10 Mart 2011’de kendi isteğiyle Yargıtay üyeliğinden emekli olan Özbek, CHP’den milletvekili aday adayıydı.

    • Celal Altunkaynak: Adalet Bakanlığı Müsteşar Yardımcılığı, HSYK Başkanvekilliği görevlerini yürüten Altunkaynak, 2009-2015 yılları arasında Yargıtay 6. Ceza Dairesi Başkanlığı yaptı.

    • Ali Suat Ertosun: 10 Eylül 2003’te Yargıtay üyeliğine seçilen ve 6. Ceza Dairesi üyesi olarak görev yapan Ertosun, 2008-2012 yılları arasında HSYK üyesiydi. Ertosun’un HSYK üyeliği sırasında 2009 yaz kararnamesi krizi yaşandı. 12 Eylül 2010 referandumu sonrası 7 HSYK üyesi istifa ederken, Ali Suat Ertosun ayrılmamıştı.

    • Tansel Çölaşan: 1992’de Danıştay üyeliğine, 2001’de Danıştay Başkanvekilliğine ve 2006’da Danıştay Başsavcılığı’na seçildi. 11 Ekim 2008 tarihinde yaş haddinden emekliye ayrıldı. 4 Haziran 2010’da yapılan Atatürkçü Düşünce Derneği 11. Olağan Genel Kurulu’nda Genel Başkan olmuştu.

    • Bekir Selçuk: Eski Ankara Cumhuriyet Başsavcı vekilliği yapmıştı.

    • Ömer Gürsel Özgencil: Eski Ankara Cumhuriyet Savcısıydı.

    Masonlar FETÖ'ye kalkan olmakta, Erdoğan iktidarı ise kolaylık sağlamaktaydı!

    15 Temmuz’dan sonra kamu kurumlarından tasfiye edilen FET֒cüler, Masonları kullanarak etkinliklerini sürdürmeye çabalamaktaydı. Uzun yıllardır 15 bin olan üye sayısını artıramayan locaların, bu darbe girişiminden sonra 3 bin yeni üye kaydetmesi dikkatlerden kaçmamıştı. Masonlar Anadolu’da da iyice yayılmaya başlamıştı, üstelik Erdoğan iktidarı bunlara yol açmaktaydı.

    Eski Mason Özhan Kızıltan Gerçek Hayat’a şunları açıklamıştı:

    15 Temmuz’dan sonra devletin tüm kurumlarından büyük ölçüde tasfiye edilen terör örgütü FETÖ, değişik isim ve sıfatlarla yeniden etkinliğini artırma çabasındadır. Terör örgütünün kullanmaya çalıştığı yapılardan biri de masonluk tarikatıdır. AKP’nin iktidara gelmesiyle mevzi kaybeden (rahatlayıp gevşeyen) masonlar, 15 Temmuz darbe girişiminden sonra yeniden hareketlenmeye başlamıştı. Mason derneklerinin 15 Temmuz sonrası en az 3 bin yeni üye kaydı alması, FET֒cülerin bu kez ‘masonlara sığındığı’ endişesini gündeme taşımıştı. Uzmanlara göre mason yapılanma, Erdoğan’ın 18 yıllık iktidarına rağmen hâlâ finans sektörü ve yargıda etkin konumdaydı. FETÖ operasyonlarında ‘ibadet’ tabakası denilen sıradan üyeler mahkûm olurken, ‘ihanet’ tabakasında yer alan tehlikeli isimlerin serbest kalması dikkatlerden kaçmamıştı.

    Masonların Üye Sayısı Son 5 Yılda Yüzde 20 Artmıştı!?

    Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locası’na bağlı Erdem Locası’nın eski Üstad-ı Muhteremi Özhan Kızıltan, masonlarla ilgili bilinmeyenleri Gerçek Hayat Dergisi’ne anlatmıştı. Masonların yıllardır 15 bin üye sayısında takılıp kaldığını belirten Kızıltan, 15 Temmuz darbe girişiminden sonra locaların üyelerini yüzde 20 artırdığını, 3 bin yeni üye kaydı yaptığını vurgulamıştı. Kızıltan, “Aslında az gibi görünse de 3 bin üyelik bir artış masonların yüzlerini fazlasıyla güldüren bir artıştır. Son yıllarda istifalar çoğaldı, bunu da göz önünde bulundurursak, 5 yılda 3 bin üye artışını başarı olarak görmek lazımdır. (AKP iktidarında) Masonlar giderek çoğalmakta, güney illerine, Anadolu’ya yayılmakta, mason locaları dernek çatısı altında ama Dernekler Kanunu’na aykırı şekilde çalışmaktadır. Bu konuda yetkili organlara çeşitli şikâyetler yaptım. Ancak maalesef bir sonuç alamadım” diyerek AKP iktidarının masonlara dolaylı desteğini anlatmaya çalışmıştı.

    15 Temmuz; FETÖ, ABD ve Mason Ortak Yapımıydı!

    Özhan Kızıltan’ın verdiği bilgiler, ABD-FETÖ işbirliğiyle gerçekleşen 15 Temmuz darbe girişiminde masonların güçlü bir rolü olduğunu ortaya koymaktaydı. 15 Temmuz darbe girişiminden 5 ay önce masonlara ait bir belgede, “Yakında büyük bir değişiklik olacak” şeklinde ifadelerin kullanıldığını belirten Kızıltan, şunları aktarmıştı: “Raporda, masonların yeni değişiklikler konusunda bir pozisyon alması gerektiği vurgulanmaktaydı. Bu pozisyonu CHP’nin yanında almışlardı. Dünya tarihine bakıldığında masonların kolay kolay iktidarla ters düşmediği anlaşılmaktaydı. ABD’ye ya da başka bir ülkeye gidin bakın, çoğunlukla iktidara yakın olduklarını görürsünüz. Ama Türkiye’de Osmanlı’dan beri masonlar ihtilalci bir yapıya sahip konumdaydı!”

    En Rütbeli Darbeciler İsrail Locasına Kayıtlıydı!

    15 Temmuz’daki darbe girişimine katılan üniformalı FET֒cülerin 1 numarası sayılan generalin de mason olduğu bilgisini veren Kızıltan, “Bu şahsın İsrail’de bir locaya intisap ettiği söyleniyor. İspatlanırsa hiç şaşırmam. Mason localarındaki ‘askerlere’ ilişkin çarpıcı bilgilere ulaştım. Eskiden daha fazla üye olduklarını duyuyordum. Benim locamda ya da benim dönemimde bir istisna hariç pek rastlamadım. Ancak muvazzaf bir subayın, Ankara Erdem Locası üyesi olarak kabul edildiğini biliyorum. Çok enteresan ve üzerinde durulması gereken bir şahsiyet konumundaydı. Mason olduktan sonra emekli oldu. Bu kişi GATA kökenli ve derneğe teklif ettiği kişi de GATA kökenli bir paşaydı. Elbette tüm GATA’lılar aynı tornadan çıkmadı ama FETÖ nedeniyle kapatılan askerî bir kurumdan yetişenlerin ısrarlı şekilde localara girmek istemesi üzerine düşünmek lazımdı. Ankara’da çoğunluğunun subay kökenli olduğu Sümer adında bir loca vardı. Bu yapıların üzerinde durmak lazımdı.”

    Bu eski Birader; masonlar ve İsrail arasındaki ilişki konusunda da net mesajlar aktarmıştı. “1948’den beri... İsrail devletinin kuruluşundan sonra Türkiye’deki masonların İsrail devletinin güvenliği için çalıştıklarını düşünüyorum. İsrail’le anlaşabilecek, İsrail’le uyumlu çalışabilecek bürokratlar yetiştirdiler bugüne kadar” ifadeleri anlamlıydı.

    FETÖ; CHP’nin arka bahçesi, AKP’nin ise işbirlikçisi olmaktaydı!

    Masonların bütün siyasi partiler içinde aktif rol aldığına dikkat çeken Özhan Kızıltan, “Her partiye girerler veya her partide mason vardır. Masonluğun kendisi siyasi kuruluşlardır. Masonluk kesinlikle kendilerinin söylediği gibi sadece kişisel gelişim yolu sanılmamalıdır. Büyük oranda siyasidir ve çok palavrası vardır. Güzel sözlerle nasıl FETÖ insanları kendine çekti ve İslam’ı kullandı ise, bunlar da ahlâkı kullanarak insanları kendilerine bağlamaktadır. Bir de Atatürk’ü kullanıyorlar. Atatürkçüleri kendilerine çekiyorlar. O nedenle CHP’yi arka bahçeleri gibi kullanma amacındalar, bu algı onlara yeni üyeler sağlıyor. Sanki Kemalizm’in adresi mason localarıymış gibi propaganda yapıyorlar. Oysa Atatürk masonluğu kapatmıştı.”

    FET֒den hapis yiyen Mason birader kim olmaktaydı?

    Birleşmiş Milletler Ceza Mahkemeleri Üyesi Aydın Sefa Akay’ın ByLock kullanımı ve FETÖ üyeliğinden tutuklandığını hatırlatan eski mason üstadı; “Bu kişi 7.5 yıl ceza aldı, o bir mason ama masonlar o kişiyi halen masonluktan atmadılar. Aydın Sefa Akay adlı bu kişinin, Lahey Mahkemesi hâkimi olduğunu düşündüğünüzde, kimlerin Lahey’de yargılanması için lobi yapmış olacağını düşünebilirsiniz. Bu bir bilgiye dayanmıyor, sadece bir varsayım. Bana kalırsa bu adam durdurulmasaydı, Başbakan’ın Lahey’de yargılanma lobisini de bu adama yaptıracaklardı. Şimdi bir masonun ne kadar tehlikeli olabileceğini anladınız mı?” diye sormuşlardı. “Aydın Sefa Akay, ifadesinde ‘ByLock yüklememi bana Djibrill Bassole tavsiye etti’ diyor. Bu kişi kim? Burkina Faso Dışişleri Bakanı. Ayrıca Burkina Faso’nun en üst düzey masonlarından birisi, üstat seviyesinde bir adamdır. Türkiye Büyük Locası büyük üstadı Remzi Sanver’in en yakın arkadaşıdır. Bu kişi masonların onur konuğu olarak karşılandı, Türkiye’de mason localarını dolaştı. Ankara’daki Varoluş Locası’nın kuruluş törenine katıldı. Bizzat ben bütün bunlara şahit bulunmaktayım.”

    Türkiye’de 300’e yakın Mason Locası vardı!

    Türkiye’de 300’e yakın mason locası bulunduğuna işaret eden Kızıltan, “Mason locasında büyük üstat olabilmek için ya bunlardan (Yahudilerden ve Sabataistlerden) doğmalısınız ya da bunların değirmenine su taşıyanlar arasındaki en iyi hizmeti yapan olmalısınız. 18 bin üyenin birçoğu onlar için seçkin değildir, yani mason olsalar dahi, hatta 33 bile olsalar aralarına alınmazlar. Türkiye’de 300’e yakın loca vardır. Üstad-ı muhterem olanlar arasında benim gibi Anadolu çocuklarına da rastlanır. Ama asıl etkin ve yetkin olanlar Yahudiler ve Sabataistler olmaktadır.”

    Türkiye’de İngiliz ekolü daha güçlü konumdadır!

    Türkiye’de İngiliz ve Fransız ekolüyle faaliyet gösteren mason localarının yer aldığını aktaran Kızıltan, “Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locası, İngiltere’ye bağlıdır. Diğer ekole dâhil olan Özgür Masonlar Büyük Locası ise Fransız Grand Orient adı verilen kuruluştan icazet almıştır. Fransız ekolünü takip edenlerin sayısı daha azdır. Türkiye’de küçük bir grup olarak çalışmaktadır. Fransız ekolü bir kişinin ateist olup olmadığını sorgulamadan üye kabulü yapmaktadır. Fakat İngiliz ekolü için gizli inkârcılık ama zahiren dindarlık daha önemli sayılmaktadır!” ifadelerini kullanmıştı.

    FET֒cü masonlar finans sektörüne sızmışlardı!

    15 Temmuz öncesinde kamuda finans sektörüyle ilgili birimleri ele geçiren FETÖ, şimdi de özel sektöre sızmaktadır. FETÖ masonluğu da kullanarak özel sektörde, bilhassa da finans sektöründe söz sahibi olmaya çalışmaktadır. “AKP’nin iktidara gelmesiyle masonlar kamudan çok, özel sektöre yönelmiş durumdadır. Masonlar şu an büyük oranda özel sektörde örgütlenmeye başlamıştır. Devlet kademelerinde terfi almak için mason olmanın etkinliği azaldığından, genç üyelerin hemen hemen tamamına yakını artık özel sektöre kaymaya başlamıştır.”

    İsmail Hakkı Karadayı’nın masonluk kanıtı!

    Eski mason üstadı Kızıltan, Türkiye’nin en önemli mason örgütlerinden birisi olarak görülen ‘Büyük Kulüp’ün, 28 Şubat sürecinin önemli aktörlerinden birisi olan İsmail Hakkı Karadayı için verdiği taziye ilanıyla ilgili şu çarpıcı saptamayı yapmıştı: “Ben bu kadar derneğe girdim çıktım, her derneğin bir sicil kaydı vardır. Ama mason locaları haricinde bu sicil numaraları insanın ismiyle birlikte anılmaz. Bu sadece masonlarda vardır. Buna; ‘Matrikül Numarası’ adı takılmıştır. Bir kişinin bağlı bulunduğu dernekte sicil numarasıyla birlikte anılması masonik bir uygulamadır. İsmail Hakkı Karadayı öldüğünde vefat ilanını üye numarasıyla birlikte vermekten sakınmamışlardır. Bu normal bir dernekte görülmemiş bir uygulamadır. O halde adı geçen kulübü sıradan bir dernek olarak görmek yanlıştır ve yanıltıcıdır!”

    İstihbarat niye sessiz ve ilgisiz kalmaktadır?

    Masonların (18 yıllık AKP iktidarında bile) giderek çoğaldığını ve Anadolu’ya yayıldığını ifade eden Kızıltan, “Mason locaları dernek çatısı altındadır ama Dernekler Kanunu’na aykırı şekilde çalışmaktadır. Resmi olarak derneklerin üye kayıtlarını Dernekler Müdürlüğü’ne bildirmesi lazımdır. Ama masonlar bu zorunluluğu ihlal ederek, tüm üyelerini derneğe kayıt yapmamaktadır. Özellikle 15 Temmuz’dan sonra hızla çoğalan ve FETÖ ile ilişkileri ortalara saçılan mason localarının milli güvenlik sorunu olduğu kesinlik kazanmıştır. 15 Temmuz’dan sonra localara kayıt olanlar ile resmi kayıtlarda gözükmeyen üyelerin kimliklerinin tespiti için başta istihbarat birimleri olmak üzere güvenlik makamları büyük sorumluluklar taşımaktadır. Ama maalesef bizzat benim yaptığım uyarılar bile (bu AKP iktidarında) dikkate alınmamıştır!”

    Mason Locaları ve kaset komploları!

    Masonların üst masasında; sağcı, solcu, ve İslamcı maşalarla, ulusalcı ve Kemalist paşalar aynı ayarda ve ortak amaçla bir aradadır. Örneğin; sağcı, milliyetçi ve bir dönem ülkücülerin hamisi bilinen… Mafya ve mason ilişkileri sık sık gündeme getirilen Mehmet Ağar’la… Değerli Alevi vatandaşlarımızdan, solcu ve sosyalist, hatta biraz da Ecevitvari militarist eski Çankaya Belediye Başkanı Rahmetli Doğan Taşdelen’lerin, hemşeriliğin çok ötesinde pek özel, samimi ve gizemli bir aile dostlukları vardı. Doğan Taşdelen’in vefatında hastaneye ilk koşanlardan biri de Mehmet Ağar’dı. Sn. Mehmet Ağar’ın oğlu Zülfü Tolga Ağar ile Doğan Taşdelen’in yeğeni Gürsel Erol 2018 seçimlerinde, aynı dönemde ve aynı ilden (Elazığ’dan), birisi Din istismarcısı AKP’den, diğeri devrim simsarcısı CHP’den aday gösterilip Meclis’e taşınmışlardı… Evet, hem AKP’de hem CHP’de aynı oranda etkin ve yetkin olan ve ortak aile dostlarının birer üyelerini bu partilerden Milletvekili yaptıran güç, herhalde Mason Localarıydı.

    İşte bu Mason localarının en yaygın tuzaklarından birisi de; siyaset adamlarına, asker ve sivil yüksek bürokratlara ve iş adamlarına baskı yapmak ve talimatlarını uygulatmak üzere; kendileri, eşleri ve yakın çevrelerini ahlâk dışı ilişkilere zemin hazırlamaları ve bunları kayda alıp şantaj unsuru olarak kullanmalarıdır. Eşlerinin zina çekimleri, bazı siyasilerin eşcinsel ilişkileri, muhalif kişilerin uygunsuz video görüntüleri, Siyonist odakların ve mason localarının artık en etkili silahlarıydı. Hatta bazı ülkelerde yöneticiler iktidarlarını uzatmak için, devletin istihbarat örgütlerini de kullanarak, otellerdeki ve kamp yerlerindeki gizli ve kirli ilişkileri kayda aldırıp, bunları rakiplerine karşı koz olarak kullandıkları yazılıp konuşulmaktadır. Ve tabi önünde sonunda “su testisi, su yolunda kırılacaktır!..”Böylesine çirkin ve rezil yöntemlerle iktidar ömürlerini uzatmaya çalışanlar, ahını aldıkları mazlumların bedduaları veya suç ortaklarının çelme takmalarıyla yıkılıp tarumar olacaklardır.

    Katar Ana Kraliçesinin Karanlık Bağlantıları!

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın 2011 yılında çılgın proje olarak duyurduğu Kanal İstanbul projesine yönelik tartışmalar sürerken, çevresinde kurulacak yeni şehir için imar çalışmaları hız kazanmıştı. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, yedi etaptan oluşan 1/5000'lik Nazım ve 1/1000 Uygulama İmar Planı hazırlığındaydı. Projenin ilk üç etabından oluşan ve Arnavutköy ile Başakşehir ilçelerini kapsayan planlar bakanlık tarafından 2 Temmuz'da itiraz süreci için askıya çıkarılmıştı. Katar Emiri'nin annesinin Kanal İstanbul güzergâhındaki gayrimenkul yatırımının amacı da planların onaylanması ile ortaya çıkmıştı. Bu plana göre, turizm + ticaret alanlarında iş, alışveriş ve yönetim merkezi, otel, motel, ofis, büro, lokanta, çarşı, çok katlı mağazalar, banka ve finans kurumları yapılacaktı. Bu yeni planlarla Katar Emiri'nin annesinin şirketinin satın aldığı arazi yapılaşmaya açılmıştı. Turizm + ticaret alanı olarak belirlenen 44 dönüm arazide emsale dahil 22 bin metrekare inşaat kurulacaktı. Yüksekliği en çok zemin + iki kat ile sınırlandırılan arazinin tamamında turistik yapılar inşa edilirse, iki bodrum katı iskân olacak, toplam emsal inşaat alanının yüzde 30’u da ticaret alanı olarak kullanılacaktı.

    Arazinin Değeri Yirmiye Katlanmıştı!?

    Gayrimenkul değerleme uzmanları, Triple M Gayrimenkul'ün alım yaptığı tarihte bölgede metrekare birim fiyatının 300 lira seviyesinde olduğuna dikkat çekerek arazinin tamamının birkaç milyon lira bedelle satın alınmış olabileceğini konuşmaktalardı. Arazinin şu anki değerinin 25-30 milyon lira civarında olduğunu kaydeden uzmanlar, yeni imar planlarının yürürlüğe girmesinin ardından arazinin değerinin en az 10 ile 20 kat daha artabileceğine, bölgenin gelişimine göre bu miktarının daha da yükselebileceğine dikkat çekiyorlardı.

    Şeyha Moza’ya Özel Kıyak mı?

    Üstelik Katar emirinin annesi Şeyha Moza'nın ortağı olduğu şirketinin arazi satın aldığı bölge, yeni şehir planlarında sağlık turizmi için ayrılmıştı. Ulusal ve uluslararası ölçekte hizmet sunacak ve tüm ihtisas dallarını bünyesinde barındıracak hastanenin bulunduğu bölge, fakülte ve yüksekokullar, araştırma ve geliştirme birimleri, sağlıklı yaşam ve rehabilitasyon merkezi, uzmanlaşmış sağlık köyleri (alzheimer-fizik tedavi vb.) yaşlı bakım evi gibi tesislere ev sahipliği yapacaktı. Bu alanların çevresinde ise İstanbul'a sağlık sorunları nedeniyle gelen hasta ve hasta yakınlarının konaklamasını ve ihtiyaçlarını karşılayabilecekleri oteller ve alışveriş alanları yer alacaktı. İşte Katar Emiri'nin arazisi de bu bölgenin içerisinde bulunmaktaydı.

    Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamed el-Sani’nin annesi Şeyha Moza bint Nasır el-Missned, 8 Kasım 2018'de 100 bin lira sermaye ile Triple M Gayrimenkul Turizm Ticaret Anonim Şirketi'ni kurmuşlardı. Başakşehir merkezli şirketin hisselerinin yüzde 45.45’ini Şeyha Moza'ya, yüzde 31.82'sini Katar eski Başbakan Yardımcısı Abdullah bin Hamad el-Attiyah’ın eşi olan Munira bint Nasır el-Misnad'a, yüzde 22.73'ünü ise Shanna Nasır el-Misned'a ait olarak paylaşılmıştı. Bu şirket kurulduktan 1.5 ay sonra Kanal İstanbul güzergâhında yer alan 44 bin 702 metrekare araziyi satın almıştı.

    Katar Emirinin Annesi Moza Bint Nasır’ın Demokrasi Anlayışı!

    Şeyha Moza bint Nasır el-Misned, 8 Ağustos 1959, el-Hor doğumlu olduğu kayıtlıdır. Katar Emiri Temim bin Hamad es-Sani'nin annesi, eski Katar Emiri Hamad bin Halife es-Sani'nin hanımıdır. 1995 yılından bu yana Katar'daki eğitim ve sosyal reformlara liderlik eden Şeyha Moza, ulusal ve uluslararası kalkınma projeleri başlatmıştır. Güya bu eğitim çalışmalarıyla dünya çapında beğeni toplamıştır ve Kendisi Qatar Foundation başkanı ve Silatech'in kurucusu olmuşlardır.

    Kanal İstanbul Yatırımcısı ve Katar’ın ana Kraliçesi Moza Hanımın Masonluk İrtibatları!

    Bir yandan dolabında 4 bin Christian Louboutin'i (dünyanın en pahalı ayakkabıları) olduğunu gururla söyleyen, Londra'da üç binayı birleştirerek 'saray yapma' projesine onay verilmediği için isyan eden Katar Emiri'nin stil ikonu annesi Şeyha Moza Katar Eğitim, Bilim ve Toplumsal Kalkınma Vakfı Yönetim Kurulu Başkanıdır. 1996'da Doha yakınlarında, içinde altı Amerikan, bir İngiliz ve bir Fransız üniversitesinin bulunduğu 'Eğitim Kenti'nin mimarıdır... El Cezire'nin çocuk kanalı Onun kontrolü altındadır. Siyonist Yahudi güdümlü UNESCO'nun Yüksek Eğitim Özel Elçisi yapılmıştır, Katar Filarmoni Orkestra'sının kurucusu olan kadındır. 2008'de açılan İslami Sanat Müzesi'nin ve Kültürler Arası Dayanışma Derneğinin yapılanmasındaki kilit isimler arasındadır.

    Siyonist medyada Moza Sultan hakkında şu cümleler yazılmıştı; Yahudi sermayeli Huffington Post'a göre, “Sadece ülkesinin değil, dünyanın first lady'si sayılırdı.” WikiLeaks sızıntılarına göre: "Katarlıların gözünde, hayatlarını iyiye doğru değiştiren bir film yıldızıydı..." Moda ve Sanat Dergisi Vanity Fair'e göre ise: "Hitchcock filminin yıldızı olabilecek seviyede zarafet, asil bir zenginlikle birleşmiş bir kadındı..." Katar Emiri Şeyh Temim'in annesi Şeyha Moza Bint Nasır stiliyle Marie Antoinette, savaşçı ruhuyla Jeanne d'Arc'ı andıran bir dişi savaşçı diye tanıtılmıştı. Babasının baş düşmanı olan Şeyh Hamid bin Halife'ye âşık olup nikâh kıymışlardı ve anne tarafından Yahudi oldukları konuşulmaktaydı.

    2003'te Katar'ın demokratikleşme(!) yolundaki adımlarını kocasıyla anlattığı CBS kanalında yayınlanan '60 Dakika' programına katılmış ve Katar tipi “Demokratik Sultanlık” kerametlerini aktarmışlardı… Huffington Post'un konuyla ilgili yorumları anlamlıydı: "Emirin yanındaki, ışık saçan kutsal varlık, ilk görüşte onu etkisi altına aldı. Şeyha Moza, bu karışık zamanlarda sadece ülkesinin değil, dünyanın First Lady'si olabileceğini kanıtladı."

    Moda dünyasının Sultanı ve Katar’daki gizli-özel Mason Localarının Hanım anası!

    1995'te eşiyle kurdukları Katar Fonu sayesinde ülkesini modern sanat ve eğitim merkezi yapma konusunda çalışmaları sürerken, stil ikonu titrini bir adım öteye taşıdı: 'Ekonomik krizdeki lüks ve moda dünyasının hamisi' konumuna çıktı. 'Mayhoola' adlı yatırım şirketini paravan olarak kullanıp, 2010'da lüksün Londra'daki merkezi Harrods'ı, 2012'de 850 milyon dolara moda devi Valentino'yu satın aldı; (Bunlar gizemli ve kirli ilişkili Mason Localarının irtibat büroları olarak anılmaktaydı. Aslında kadınlar masonluğa sokulmamaktaydı; ama böylesi kuruluşlar ve kılıflar altında Siyonist hizmetlere katılmaktalardı.) Böylece Şeyha Moza Hanım LVMH grubunda da hisse sahibi olmuşlardı.

    Kıvanç Tatlıtuğ ile buluşmak arzusundaydı!? 

    2009'da Emine Erdoğan, Katar ziyaretine, Moza Sultana jest olarak onun en sevdiği, Kıvanç Tatlıtuğ'un da oynadığı dizi 'Gümüş'ün başrol oyuncusu Songül Oden'i götürmüştü. 2011'de İstanbul'a gelen Moza Sultan, Çırağan Sarayı'nda Tatlıtuğ ile çay içmek için can atmış, ancak, Tatlıtuğ yurt dışında olduğu için buluşamamışlardı.

    Çarpıcı İddia; Atatürk Havalimanı Katarlılara mı Satıldı?

    Gazeteci-yazar Celal Eren Çelik, sosyal medya hesabından Atatürk Havalimanı’nın Katarlılara satıldığını yazmıştı. Gazeteci Çelik, söz konusu paylaşımında; “Ey AKP iktidarı, milleti Ayasofya ile meşgul ederken Atatürk Havalimanı'nı Katarlılara sattığınız doğru mu?” diye sormuşlardı. Korona virüs salgını nedeniyle, iki piste salgın ve afet durumlarında kullanılması amacıyla hastane inşa edilen Atatürk Havalimanı hakkında büyük bir iddia ortaya atılmıştı. Gazeteci-Yazar Celal Eren Çelik, sosyal medya hesabından: “Ey AKP iktidarı, milleti Ayasofya ile meşgul ederken Atatürk Havalimanı'nı Katarlılara sattığınız doğru mu? Bana Katar'dan gelen bilgi bu şekilde... Soruyorum ve cevap bekliyorum...”[1] şeklinde çarpıcı bir paylaşımda bulunmuşlardı.

     

     


    [1] Yeniçağ / 12.07.2020




















 
Yorum Ekleyin
Yorum eklemek için üye olmanız gerekmektedir.
 
Telif Hakkı: Prof. Dr. Necmettin Erbakan - NecmettinErbakan.Net, Necmettinerbakan.org | Milli Çözüm Dergisi | AhmetAkgul.Net | MealiKerim.com | İLETİŞİM |RSS