• EMİR ÖNGÜNER’İN KISIR GÖRÜŞLERİ VE ERBAKAN’I KARALAMA GİRİŞİMLERİ

    EMİR ÖNGÜNER’İN KISIR GÖRÜŞLERİ VE ERBAKAN’I KARALAMA GİRİŞİMLERİ

    18 Mart 2021

     
    | Devamı
     

    Ahmet Cömert[1]

            

    EMİR ÖNGÜNER’İN KISIR GÖRÜŞLERİ

    VE

    ERBAKAN’I KARALAMA GİRİŞİMLERİ

            

    Dr. Emir Öngüner: Almanya’nın Stuttgart Üniversitesi Makine Mühendisliği bölümünden 2012 yılında mezun olmuşlardır. Almanya Brandenburg Teknik Üniversitesinde Makine Mühendisliği alanında 2017 yılında doktorasını tamamlamıştır. Yurtdışında çeşitli üniversitelerde yarı zamanlı ve tam zamanlı öğretim üyeliğinde bulunmuşlardır. Şu anda Almanya Havacılık ve Uzay Merkezi’nde (DLR) araştırmacı olarak görev yapmaktadır. “Bir Avcı Tayyaresi Yapmaya Karar Verdim” isimli arşiv taraması mahiyetinde hazırlanmış olan kitabın yazarıdır.

    Emir Öngüner, 2021 Ocak başında “Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın Almanya’daki Bilimsel Faaliyetlerinin” Türk basınına yanlış, yarım ve abartılı yansıtıldığını… Erbakan Hoca’nın sanıldığı gibi, ciddi, gerçekçi ve yeni icatlara yön verici bilimsel program ve buluşlarının bulunmadığını ima hatta iddia eden 43 sayfalık makalesini; doğrularla yanlışları harmanlayarak… Ustalıklı bir çarpıtma, saptırma ve kafa karıştırıp olumsuz imaj oluşturma maharetiyle hazırlayıp, bilimsel ve gerçekçi bir değerlendirme yazısı gibi sunmuşlardı.

    Peki Erbakan gibi inançlı, donanımlı ve kararlı bir Türk bilim erbabının, seçkin ve saygın bir devlet adamının aziz hatırasından, yüksek ve örnek bilimsel başarılarından ve ülkesine katkılarından kimler ve neden gıcık alırlardı? Bunun yanıtını; İslam’dan, milli ve yerli kalkınma çabalarımızdan rahatsızlık duyan kesimler arasında aramalıydı. Rahmetli Erbakan’a, ibretli ve izzetli hayatı boyunca kimlerin karşı çıktığı, Milli kalkınma çabalarını kimlerin bozmaya çalıştığı… Onun hakkında her türlü karalama kampanyalarını kimlerin başlattığı açıktı: Malum ve mel’un Siyonist baronlar ve tarihimiz boyunca kendileriyle 21 kere savaşmak ve devletlerimizi savunmak zorunda kaldığımız Haçlı-emperyalist odaklar!..

    İyi de Bay Emir Öngüner’e neler batmaktaydı?

    Gerekli ve gerçekçi bir Milliyetçilik gayretini kirletip körelterek, basit ve fasit bir Türk ırkçılığı aşılamaya ve İslamiyet’i bu kısır ve kışkırtıcı zihniyetin bir aksesuarı gibi kullanmaya çalışan ve maalesef derin tahribatlar yapan, Yahudi asıllı bir Siyonist olan... Ve zaten vasiyeti üzerine Fransa’daki bir Kilisenin mezarlığındaki özel Yahudi kabristanında metfun bulunan, asıl ismi MOİZ KOHEN iken, Munis Tekinalp takma adıyla zehirli fikirlerini yazıp yayan hain dönmelerin çömezlerinin ve taklitçi takipçilerinin, Erbakan’ı küçültme ve gözden düşürme çabalarına karşı en uygun söz:

    “Yükseklere tükürme, dönüp yüzüne düşer!..” olacaktı.

    Kamuoyunda “Bir Avcı Tayyaresi Yapmaya Karar Verdim - Nuri Demirağ’ın Almanya’da Kaybolan Uçağı Nu.D.40” isimli, arşiv belgelerinin sunumunun yapıldığı kitabı ile tanınan Dr. Emir Öngüner, Ocak 2021’de “Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın Almanya’daki Bilimsel Faaliyetleri ve Türk Basınına Yansımalarına Dair Bir Değerlendirme” başlığıyla bir makale kaleme almıştı. 43 sayfalık makale yazacak kadar Merhum Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hocamız hakkında ilgisi olan bu zat, kaynakçasıyla birlikte 211 sayfalık kitabında Merhum Nuri Demirağ’ın yaptığı Milli hamlelere benzer bir şekilde ve bugün de faaliyette olan ASELSAN, TUSAŞ gibi öncü teknoloji kurumlarından bahsederken, BAYKAR gibi savunma sanayiine ciddi katkılar sunan kurumları anarken ne hikmetse Erbakan ismini unutuvermişti. Buna ek olarak ilgili kitaba önsöz yazan TÜBİTAK Başkanı Prof. Dr. Hasan Mandal, Merhum Nuri Demirağ’ın torunu Prof. Dr. Banu Onaral ve TUSAŞ Genel Müdürü Prof. Dr. Temel Kotil de yazdıkları takdimde ne hikmetse birden “Ağır Sanayi” kavramının, yerli ve yaygın kalkınma atılımlarının tescilli sahibi Merhum Erbakan Hocamızı unutuvermişler de kurumların genel müdürlerini “kurucu” diye okurlara yutturmaya yeltenmişlerdi. İşte ayarı ve amacı belli bu kişi Merhum Erbakan Hocamız hakkında yazdığı sözüm ona bilimsel çerçeveli tenkit yazısı, bilimsel etik ve gerçeklikten uzaktı… Objektif bakış açısı yerine bizzat çarpıtıcı ve yanıltıcı bir tavırla hazırlanmıştı. Daha da kötüsü şu an vefat etmiş olması hasebiyle hakkındaki iddialara cevap veremeyecek olan bir Zat’ı kendince karalamaya ve asılsız ithamlara girişmişti. Oysa fikirleri ve ürettikleriyle cihana damga vurmuş Erbakan gibi bir şahsiyete bu tür sataşmalar, saldıran kişiler açısından ancak birilerinin “emir kulu ve bozuk ideolojik saplantıların dışa vurumu” olduğunun ifşasından öteye geçemeyecekti.

    Emir Öngüner yazmış olduğu makalesinde; bazen gerçeği aktarmış, bazen doğrudan birinci ağızdan kaynaklar kullanmış ve nihayet kırılma noktalarında da kendi çıkarımları ve çarpıtmaları olmasına rağmen sanki bilimsel bir temeli varmış gibi haksız ifadeler kullanarak üstü kapalı bir şekilde Merhum Erbakan Hocamızı ithama kalkışmıştı. Son dönemde sıkça ve ucuz kahramanlıkla yapılan “ülkemizin savunma sanayiindeki teknolojik gelişmeleri sahiplenme” çabalarının bir benzeri olan bu çalışmada yazarın kendine ön açmak ve bir şekilde bir yerlere selam çakmak maksadıyla bu yazıyı kaleme aldığı sırıtmaktaydı. Çalışmanın sonunda ifade ettiği “Asılsız güzellemeler insanı yüceltmez; aksine itibarını zedeler. Kaynağı belli olmayan verilere itibar edilmemesi ve sadece kaynaklı ve belgeli kanıt sunan değerlendirmelerin dikkate alınması gerekmektedir.”[2] tespitleri ise, bir yandan vicdanını bastırma gayreti içinde kıvranırken, öbür yandan da “benim iftiralarıma cevap verecekseniz muhakkak belge getirmeniz gerekmektedir” manasında mesnetsiz mazeretlere sığınma amaçlı olmalıydı. Oysa kendisi de biraz araştırsa, ülkemizde birinci ağızdan dinleyebileceği ve öğreneceği pek çok bilgiye ulaşacaktı.

    Öngüner, çalışmanın giriş bölümünde Merhum Erbakan Hocamızın yükseköğretim hayatı hakkında birtakım bilgileri paylaştıktan sonra, doğrudan Merhum Erbakan Hocamızın doktora tezine konuyu getirerek: “Toplam 161 sayfalık bu çalışmanın 119 sayfası hesaplama olup, 14 sayfası deneysel inceleme üzerinedir. Bu sebeple Erbakan'ın doktora kapsamında motor deneyinden çok nümerik analize ağırlık verdiği görülmektedir.”[3] demekte ve daha baştan Merhum Erbakan Hocamızın aslında motor hakkındaki bilgisinin yeterli olmadığını ima etmektedir. Devamında ise yine kendi kanaatini bir olgu gibi sunarak; “Üniversitenin arşivindeki bilgi notuna göre doktora diplomasının teslim tarihi 7 Ekim 1954'tür. Görüldüğü üzere Erbakan, yüksek ihtimalle danışmanlarının talep ettiği düzeltmeleri yerine getirmek, gerekli eklemeleri yapmak ve tezini temize çekmek için savunma tarihinden itibaren 15 aylık bir zamana ihtiyaç duymuştur.”[4] demiş ve maalesef akademik camiada sık karşılaşılan bir kolaycılığa sanki Merhum Erbakan Hocamız da tenezzül buyurmuşlar gibi lanse etmiştir. Oysa Merhum Erbakan Hocamız böyle bir duruma asla düşmemiş ve ifade etmemişken, çalışmanın müellifi de sürekli “kaynak” diye tutturmuşken, ne hikmetse bilimsel çizgiden çıkılıp “medyumluğa ve sahtekârları taklitçilik maymunluğuna” girişilmiştir. Öngüner, Günaydın gazetesinde yayınlanmış olan röportajdan doğrudan alıntıladığı bölümde: “Almanya'da üç sene kadar kaldık. 1954'te tekrar döndük. Bu kalışımız esnasında bir yıllık bir devrede üç tane tez hazırladık. O gün size söylediğim doktora tezi, Teknik Üniversitenin doçentlik tezi ve Alman İktisat Bakanlığı'na motorlarda ekonomi hakkında bir tezdir. Bu tezler Almanya'da neşredildi. … 1953 yılında doktor olduk. 53 yılının başında mart ayında doktora imtihanlarını verdim. 53 yılının mayıs ayında Teknik Üniversite doçentlik imtihanını verdim. Bunlar ayrı ayrı iki tezdir… 27 yaşında doçent oldum. Bu Teknik Üniversite'nin en genç doçenti demektir…”[5] ifadelerini bizzat kullanan Merhum Erbakan Hocamızın aktarımlarını yok saymış ve kendi çıkarımlarını gerçeklik olarak ifade etmiştir.

    Merhum Erbakan Hocamızın doçentlik tezinde geçen ve bugün Öngüner dâhil pek çok kesimin haksız ve dayanaksız eleştirilerinin yersiz ve geçersiz olduğunu ispat eden tespitleri de oldukça dikkat çekiciydi. Merhum Erbakan Hocamız doçentlik tezinde: “...Dizel motorlarında tutuşmanın ne şekilde husule geldiği hakkında, yakıt damlaları etrafında teşekkül eden akış, sıcaklık ve konsantrasyon sınır tabakaları yardımıyla yeni bir izah verildi. Tutuşma gecikmesi esnasındaki fiziksel ve kimyasal olaylar ve bunların inkişafları incelendi.”[6] diyerek bugün hâlâ sağdan soldan sürülerce takipçileri bulunan taklitçiliğe tutunmayı veya muhakkak bir yerlere sığınmacılığı değil, adeta Merhum Nuri Demirağ’ın ifade etmiş olduğu gibi “kopyacılık” kolaycılığını ve sahtekârlığını değil, gerçek manada yerli ve milli bir kalkınma[7] hedefine tercüman olmaktaydı.

    Merhum Erbakan Hocamızın ifade ettikleri üzere, hazırlamış oldukları doktora tezinden üretilen yeni çalışmalar ortaya çıkmış ve bizzat Öngüner’in de dikkatini çekecek şekilde Almanya’da Bakanlık nezdinde hazırlanmış olan çalışmada bir kısım bilim adamlarının yanında bizzat Merhum Erbakan Hocamızın çizimlerinin de bu çalışmaya kaynaklık ettiği bilgisi paylaşılmıştır. Akabinde Öngüner, “Bakanlık raporunun yayımlandığı sene Erbakan, İTÜ Motorlar Kürsüsü'nde doçent olarak akademik çalışmalarına devam etmektedir ve Türkiye'de kurulmasına önayak olup Genel Müdürlüğünü üstlendiği ‘Gümüş Motor’ firması faaliyettedir.”[8] diyerek, başkalarıyla Erbakan Hocamız arasındaki farkı görmeye fırsat yakalamış, ancak maalesef art niyeti nedeniyle bu fırsatı tepmiştir. Şöyle ki, bugüne kadar yurt dışına eğitime giden pek çok bilim adamımız hep bu topraklardan elde ettikleri sermayeleri harcamış, pek çoğu bilerek ya da bilmeyerek gittikleri ülkelerin gönüllü istihbarat kaynakları haline gelmişlerdir. Ancak Erbakan Hocamız, pek çok kereler ifade edildiği üzere sermayesini ele vermemiş, bağrından yetiştiği topraklara hizmet etmek için her fırsatı sonuna kadar değerlendirmiştir.

    Öngüner, çalışmasının devam eden kısmında kendi imalarını boşa çıkaracak bir itirafta bulunarak, 1991 senesinde Uğur Dündar’ın programına çıkmış olan ve Merhum Erbakan Hocamızın Aachen’deki enstitüden çalışma arkadaşı olan Prof. Dr. Franz Joseph Geller’in ifadelerini yazmak durumunda kalmıştır. Öngüner “Geller'in, Erbakan'ın akademik başarılarının yanı sıra insanî yönlerinden de övgüyle bahsettiği görülmektedir. Erbakan'ın doktora ve doçentlik tezleri için yaptığı yoğun araştırmaların sadece bir buçuk sene sürmüş olması ve bu çalışmaları deneysel olduğu kadar teorik alanda da icra etmiş olduğu da Geller'in açıklamaları ile sabittir.”[9] ifadelerini kullanmıştı.

    Sn. Öngüner, Merhum Erbakan Hocamızın bizzat anlattığı Almanya dönemi ve sonrası yaşananları doğrudan ve Merhum Erbakan Hocamızın şu ifadeleriyle aktarmıştı:

    “...Bakın ben Almanya’dan geliyorum. Alman tank motorlarının gelişmesini sağladık. Almanların ilgili genel müdürü bizden bu çalışmayı isterken dedi ki: ‘Biz harbi, motorlarımızı hatalı yaptığımız için kaybettik. Çünkü tankı Rusya’ya gönderdik, suyu dondu; Afrika’ya gönderdik, suyu kaynadı. Böylece bu kadar tankımız olduğu halde hiç tankımız yokmuş durumuna düştük. Şimdi NATO kuruluyor. Bu NATO’da öyle bir motor yapacağız ki, Sibirya’da donmayacak, Afrika’da kaynamayacak. Amerikalılar benzin kullanır. Biz mazot kullanırız. Benzinle de çalışacak, mazotla da çalışacak, ispirto ile de çalışacak, zeytinyağı ile de çalışacak. Yeni ordunun motorları böyle motorlar olacak. Biz Almanya’daki neşriyatı yakından takip ediyoruz. Sizin bu konuda hazırladığınız tezlerinizi gördük ve bu adam bize layık dedik. Çünkü sizin çalışmalarınız tam bizim istediğimizi karşılıyor. Bu iş yanma işidir, sizin tezleriniz bunun üzerine onun için bu problemi sizin çözmenizi istiyoruz, o yüzden sizi buraya çağırdık.’ Sonra devam etti: ‘Bu deneyleri üç enjektörle yapacaksınız. Birisi Amerikan enjektörü olacak, öbürü Alman enjektörü Bosch. Çünkü biz Almanlar Amerikalılara bağımlı olmak istemeyiz. Ama Bosch da bir özel firmadır, sonradan istediği fiyatı dikte ettirmeye kalkar. Loranj diye bir firma daha var; onun enjektörünü deneyeceksiniz. Her deneyi bu üç enjektörle yapacaksınız. Biz bunu götürüp NATO heyetine takdim edeceğiz. Amerikalılar kendi enjektörlerinin sonucunu görmeden kabul etmezler. Biz ise Alman enjektörü olsun isteriz. Onun için deneyler üç kere yapılacak.’ Biz gece gündüz yatmadık uyumadık, kulaklarımızda pamuk, motorun sesi çünkü çok yüksek, 6 ay bu motoru geliştirdik...”[10]

    “(...Hazırladığımız bu) tezin bilim dergilerinde yayımlanması üzerine o tarihte Almanya'nın en büyük motor fabrikalarının Umum Müdürü Prof. Dr. Flatz tarafından Leopard tanklarının motorlarıyla ilgili araştırmalar yapmak üzere bu fabrikaya davet edildik. Bizim doktora tezimizdeki çalışma konularıyla ilgili olduğu için bize araştırma başmühendisliği teklif ettiler. Leopard tank motorları inkişaf bakımından teknik problemleri çok güç olan sorunlu bir motor idi. Çünkü II. Dünya Savaşı sırasında Rusya'da savaşırken Almanların bu tanklarının yakıtları donmuş ve çalışmamıştı. Leopardların en zor hava şartlarında, donmadan çalışabilmesi için ateşleme sisteminin yeniden düzenlenmesine büyük önem veriyorlardı. Biz bu çalışmaları yürüttük...”[11]

    Öngüner, Merhum Erbakan Hocamızın bu ifadelerinin ardından kendi ayarını ve maksadını ortaya koyan tavırlar sergilemeye başlayıp, bir bilim insanına yakışmayan çarpıtmalarla konuyu saptırmaya çalışmıştı. Ve Öngüner, “Bu metinlerde Flatz'ın KHD'deki pozisyonu hakkında farklı bilgi verildiğinden dolayı buradaki karışıklığı gidermek gerekir. Emil Flatz, bu fabrikaların genel müdürü değil, 1934-1959 yılları arasında Ar-Ge'den sorumlu müdürü ve yönetim kurulu üyesidir. 1927 senesinde firmaya adım atan Flatz, 1931'de tasarım departmanı şefliğini devralmış ve 1934'te yönetim kuruluna seçilmiştir. Graz ve Aachen Teknik Üniversiteleri'nden fahri doktora ünvanı, VDI-Alman Mühendisler Birliği'nden ise en üst derece ödül olan Grashof Madalyası almıştır. 1945 sonrası dönemde, hava soğutmalı dizel motorların seri üretime alınması fikri Flatz'a aittir. Öte yandan Erbakan'ın ifadelerinde Flatz'ın Almanya'nın savaş yenilgisini tank motorlarına bağladığı görülmektedir. Altı sene, üç kıtada, hava, kara ve denizde süren ve onlarca milyon askerin yer aldığı bu savaşın sonucunu sadece tank motorundaki teknik bir soruna bağlamak tamamıyla mantık dışıdır. Fakat Flatz'ın, Alman ordusu Wehrmacht açısından savaşın gidişatını etkileyen faktörlerden birinin zırhlı birliklerin motorda yaşadığı sorunlar olduğunu ifade etmek istediği aşikârdır.”[12] ifadelerini kullanarak kendi aklınca Erbakan’ın yanlışlarını saptamıştı. Oysa öncelikle; özellikle Almanya gibi teknolojik gelişme ve sistemli çalışma kaygısı taşıyan ülkelerde, Ar-Ge departmanları her zaman en çok bütçenin ayrıldığı, en çok önem verilen departmanlardan olurken, doğal olarak buraların sorumlu amirleri de etkinlikleri olan insanlar konumundadır. Bir diğer konu olarak ifade edilen “Almanya’nın savaş yenilgisini tank motoruna bağlamak” hususunu mantık dışı bularak zorlama bir yorumla kasıtlı karalamaya yönelerek, aslında denilmek isteneni bal gibi anlamasına rağmen marazlı bir mantıkla garazlı bir sataşma amacını ortaya koymuşlardır. Çünkü hem Alman Flatz’ın hem de onun sözlerini aktaran Erbakan Hoca’nın: “Almanya’nın 1. Dünya Savaşı’nda umdukları başarıya ulaşamamalarının nedenleri arasında, tank motorlarının çok soğuk (Sibirya) ve çok sıcak (Afrika) şartlarına dayanacak şekilde yapılamadığının da bulunduğunu” anlatmaya çalıştığı açıktı. Ve zaten Erbakan Hoca, işte tankların bu teknik yetersizliğini düzeltecek bilimsel keşifte bulunmuşlar, yepyeni ve orijinal bir icat = sistem ortaya koyarak Alman bilim ve devlet adamlarının hayret ve hayranlığını kazanmışlardı. Bu onur verici gelişmelerden dolayı her Müslüman Türk’ün gururlanması lazımdı. Ama Bay Emir Öngüner gibilerin gocunması ise kafa karıştırıcıydı.

    Çalışmanın ana konusu olarak ele alınan tank motoru meselesine gelince, yazar kafa karıştıracak bir sıralama şeklinde Alman yapımı Leopard 1 tankının geliştirilme ve üretilme sürecini aktarırken, Merhum Erbakan Hocamızın doktora çalışmaları için Almanya’da bulunduğu sırada KHD firmasının bu gelişim sürecine dâhil olduğuna dair bir belge bulunmadığı iddiasını ortaya atmıştır. Oysa bizzat bu çalışmaları yapmış kişinin ifadelerini dikkate almadan, hususi çalışmalar ile ilgili kayıtların tutulup tutulmadığı tam olarak saptamadan, yarım bir cümle ile “aslında olabilir” demekle gerçeği ifade etmiş olmayız. İlgili Alman otoritesinin yapmış olduğu çalışmalar, bahse konu motor çalışması Merhum Erbakan Hocamızın ifadeleri göz önüne alınarak incelenmiş ve ardından herhangi bir etkileşim ve bilgi aktarımı olmadığı tespit edilmiş midir ki utanmadan kişinin açık beyanı olmasına rağmen gerçekliği üzerine “temelsiz” iddialar ortaya atılmıştır. “Leopard 1 tankında kullanılan motor, henüz prototip aşamasında iken aday olarak gösterilen Daimler-Benz motorlarından biridir. KHD'nin mevcut kaynaklarda isminin geçmemesi ve Erbakan'ın müdürü Flatz ile konuşmaları dikkate alındığında şu ihtimal belirmektedir: KHD, Batı Almanya NATO'ya girmeden ve Leopard projesi henüz başlamadan evvel, tank motorlarındaki mevcut teknik sorunları gidermek adına bağımsız araştırmalar sürdürmüş olabilir. Fakat açık kaynaklarda bu ihtimali teyit edecek yazılı bir kanıt ya da belgeye ulaşılamamıştır.”[13] kanaatini ifade eden Öngüner, akla ve mantığa yatkın bu gerçeklere rağmen zorlama bir tavırla inkâr yoluna sapmışlardır. Yetmezmiş gibi birer özensiz haber örneği de vererek işi iyice magazin boyutuna taşımış ve gazete manşetleri ile partileri kapatılan bir liderin, yine kiralık medya malzemeleri ile itibarsızlaştırılması çabalarına çanak tutmuşlardır.

    Öngüner sonuç bölümünde, makalenin değerlendirmesi ve özeti olarak bir kısım çakma çıkarımlarda bulunmuşlardır. Özellikle tank motoru yapımı meselesine dönerek; “Erbakan'ın Almanya'da tank motoru yaptığına dair kendine ait hiçbir beyanı yoktur; tank motorlarındaki teknik problemleri çözmek adına bir araştırma projesinde çalıştığını ve motorun geliştirilmesine katkıda bulunduğunu ifade etmiştir. (Bu beyanlarda kullandığı kelimeler ''araştırmak'' ve ''geliştirmek''tir. ''Üretmek'' ve ''yapmak'' ise farklı kavramlardır.)”[14] ifadelerini kullanmıştır. Üretim ve süreçleri hakkında ufak tefek dahi bilgisi olan herkesin Ar-Ge süreçlerinin önemi hakkında muhakkak bir kanaati vardır. Kavramsal olarak bu süreçlerin farklı oldukları iddiasını ortaya koyması ise kendisinin çarptırma ve hedef şaşırtma çabasını yansıtmaktadır. Evet, Ar-Ge ve üretim-imalat farklı tanımları olan aşamalar olsa da Ar-Ge ve üretim birbirini tamamlayan kavramlardır. Bir işin Ar-Ge faaliyetini yapmış kişinin tezgâhta seri üretime geçmiş kişiye oranla bilgi-birikim ve tecrübesinin üstünlüğü açıktır. Bundan dolayı altı çizilerek okurun dikkatini dağıtma çabası maalesef yazar hokkabazlığından başka bir anlam taşımamaktadır. Devamla ifade edilen ve bir önceki paragrafta gerçeğin üzerini kapatma ve karalama çabasının günahını çıkarmak için Öngüner, “Erbakan'ın beyanları göz önüne alındığında, Leopard projesi 1956'da henüz başlamadan evvel, KHD'nin bağımsız olarak mevcut tank motorlarındaki teknik problemler üzerinde çalışmaya başladığı ve Erbakan'ın tez konusu ile ilgili olduğu için kendisini bu projede görevlendirdikleri anlaşılmaktadır. Mevcut kaynaklarda bu ihtimali teyit edecek başka bir bilgi ve belgeye ulaşılamamıştır.”[15] ifadelerini kullanmış ve nihayet Merhum Erbakan Hocamızın ifadelerini dikkate alma mecburiyet ve mahcubiyetini duymuşlardı.

    Sonuç olarak, ülkemizde ve yeryüzündeki bilim çevrelerinde bir Erbakan olgusu vardır. Ve bu gibi özel şahsiyetler Müslüman Türk’ün yüz akıdır. Bütüncül bir bakış açısıyla ele alınırsa Erbakan’ın çok ender ve önder bir şahsiyet olduğu hemen anlaşılacaktır. Bireysel hayatında daha önce yapılamamış, altından kalkılamamış pek çok şeyi başarmış bir insandır Erbakan Hocamız. Ancak devlet-millet uğruna ve tüm mazlumlar adına yaptıkları söz konusu olunca, ona “efsane” demekten, çoğu zaman abartılı olarak anlatılan şeyleri bile normal kabul etmekten pek çok kişi kendini alamamaktadır. Zaten kendisi hayattayken bile Başbakanlık yaptığı dönemdeki hizmetlerinin seviyesini anlatmak için halkımız kendisine “Efsane Başbakan Necmettin Erbakan!” yakıştırmasını yapmıştır. Her zaman ve her yerde; ülkesinin, milletinin, İslam ümmetinin ve tüm mazlum milletlerin haklarını koruyacak, onları huzura ve refaha kavuşturacak hamleleri hayata geçirmek için uğraşmış, ciddi oranda hedefine ulaşmış, geri kalanların ise projelerini ilgililere bırakmış bir Zat’a “efsane” demek bile az kalırdı. Bu ilim, edep ve erdem sahibi şahsiyeti, aklı ve vicdanı olan hiç kimse kirletme çabasına kalkışmazdı. Ömrünü hayır ve Hak yolunda hizmete adamış birine zarar vermeye gayret etmenin ahmaklık değilse fesatçılık ve fırsatçılık olduğu açıktı.

    Bizzat kendisi akademisyen olmasına rağmen, sanayiye girip Meşhur Gümüş Motorla ticarete atılan, orada yaşanan sıkıntıları bertaraf etmek için merkezi meslek örgütlerine yönetici olan, meslek örgütleri seviyesinde gereken hamlelerin yapılamayacağını anlayınca da siyasete girip çok kısa bir dönemde 100’ün üzerinde fabrikanın temelini atan bu şahsiyetin; ülkesini ve milletini seven bir ilim insanının dikkatini çekecek pek çok yanı vardı. Ancak sipariş usulü yapılan karalama çalışmalarıyla ve uydurma kaynaklarla, güya gerçeği ifade ediyormuş havası verip itham edenlere de söylenecek sözümüz vardı: Kof çıkan sahte iddiaları ve gerçekten sahtekârlık yapanları çok iyi bilenlere sesleniyoruz: Yüreğiniz yetiyorsa ülkemizin gündemini uzun süre işgal eden diploma tartışmalarına girin bakalım... Hem de belgelerin muhafazası da gayet mümkünken… Olmadı ülkemize ve milletimize yönelik büyük tahribatları nedeniyle 13 yıl boyunca iktidara eleştiri, hatta hakaret taşları yağdıran ve bu iddialarının takipçisi olduğunu haykıran ve şayet verdiği sözlere uymazsa “namussuz ve şerefsiz olduğunu!” duyuran ve sonrasında bu sözünü tutmayan siyasileri ifşa edin de alkışlayalım... Elinize tutuşturulan birkaç fotoğraf ve birkaç uyduruk haber kaynağı ile ancak bu kadar yol alınırdı ve ömrünü Hakka hürmet ve halkına hizmet yolunda harcayan bir Zat’a attığınız taş ancak geri dönüp sizlerin kendi kafasını yarardı.

            

    Şiir:

    İlim irfan lazım, duasız olmaz

    İnanç iz’an ispat; davasız olmaz…

    Marifet meziyet, icatla olur

    Salatsız salvatsız, sevdasız olmaz…

            

    Bakıp da görmeyen, körden farkı ne

    Gerçek gören gelsin, her bakan olmaz…

    İHA’nın SİHA’nın, gizli çarkı ne

    Öyle her mühendis, Erbakan olmaz…

            

    Yani Bay Emir Öngüner… Öyle 100 sene önceki bir çalışmanın fotokopilerini bastırıp yayınlamak insanı bilim adamı makamına çıkarmaya yeterli sayılmamaktadır. Varsa bilgi ve beceriniz, varsa marifet ve meziyetiniz, milli savunma ve yerli kalkınma sanayimize, kendi motor ve makine üretimimize katkı sunacak, İHA’lar ve SİHA’lar gibi yeni ve orijinal projeler geliştirin de bakalım…

     

     


       [1] Yazarımız Bilişim Uzmanıdır. Türkiye’deki, Avrupa, Amerika, Asya ve Afrika ülkelerindeki seçkin şirketlere “kurumsal yazılımlar” hazırlamaktadır.

      [2] Öngüner, E., Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın Almanya’daki Bilimsel Faaliyetleri ve Türk Basınına Yansımalarına Dair Bir Değerlendirme, Basılmamış Araştırma Dosyası, Ocak 2021.

       [3] Öngüner, a.g.e.

       [4] Öngüner, a.g.e.

       [5] Öngüner, a.g.e.

       [6] Öngüner, a.g.e.

       [7] Öngüner, E., Bir Avcı Tayyaresi Yapmaya Karar Verdim- Nuri Demirağ’ın Almanya’da Kaybolan Uçağı Nu.D.40, Sf. 59, Tübitak Yay. 2020.

       [8] Öngüner, a.g.e.

       [9] Öngüner, a.g.e.

       [10] Öngüner, a.g.e.

       [11] Öngüner, a.g.e.

       [12] Öngüner, a.g.e.

       [13] Öngüner, a.g.e.

       [14] Öngüner, a.g.e.

       [15] Öngüner, a.g.e.





















 
Yorum Ekleyin
Yorum eklemek için üye olmanız gerekmektedir.
 
Telif Hakkı: Prof. Dr. Necmettin Erbakan - NecmettinErbakan.Net, Necmettinerbakan.org | Milli Çözüm Dergisi | AhmetAkgul.Net | MealiKerim.com | İLETİŞİM |RSS