• Diyanetin ve İlahiyat Fakültelerinin  KUR’ANİ GERÇEKLERİ GİZLEMELERİ

    Diyanetin ve İlahiyat Fakültelerinin KUR’ANİ GERÇEKLERİ GİZLEMELERİ

    10 Ekim 2022

     
    | Devamı
     

    Çukurova Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi; Yıl: 2021, Cilt: 21, Sayı: 1’de, Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesinden Dr. Bayram Köseoğlu'na ait “Kur'an Mealinde İdeolojik Yaklaşım: Bir Örnek İncelemesi” başlıklı, bizim “Rabbani Yaklaşım ve Anlayışımızla: Yüce Kur’an’ın Manası ve Mesajı” Mealimizle ilgili bir tenkit yayınlanmıştı. Öncelikle bu gayretin sahiplerini tebrik ve teşekkürle başlayalım. Çünkü ilmi ve iyi niyetli tenkit ve teklifler, bizlerin hem yanlışlarımızdan kurtulmamıza, hem noksanlarımızı tamamlamamıza, hem de daha olgun bakış açıları kazanmamıza vesile olacaktır. İslami açıdan “Tenkit meşru, tahkir memnudur!” kaidesine uyularak yazıldığı için de ayrıca takdire şayandır.

    Gelelim, yaklaşık 20 sayfalık iddialara ve bizim yanıtlarımıza:

    A- Özellikle, hazırladığımız Meal-i Kerim’in parantez içi izahlarında geçen NATO, BM, AB gibi kurum ve kavramlar; Kur’an’ın mana ve mesajıyla ilgisiz ve gereksiz sayılmış ve Mealin ideolojik bir yaklaşımla yazıldığı vurgulanmıştır.

    Oysa Kur’an-ı Azimüşşan’da sıkça hatırlatılan ve her çağdaki zulüm iktidarlarının vasıflarını ve vasıtalarını anlatan; FİRAVUN, KARUN, HAMAN ve hadislerle haber buyrulan BEL’AM gibi şahıslar, çağımızda Kapitalizm ve Komünizm gibi zalim, bâtıl ve barbar nizamlar ve onları uygulayan NATO, BM ve AB gibi oluşumlar şeklinde kurumlaşmış bulunmaktadır. Bu nedenle, şimdiki çağdaş zulüm sistemlerini ve aktörlerini ve bunların sömürü ve tahakküm projelerini insanların ve özellikle Müslümanların dikkatine sunmadan, Kur’an’ın mana ve mesajına tercümanlık yapılamayacaktır.

    B- İdeolojik yaklaşıldığı iddiasına gelince…

    İSLAM, tek ve gerçek Hakk Dindir, asla beşerî bir ideoloji değildir. Ancak bu durum; İslam’ın kutlu ve evrensel bir hedefi ve amacı bulunmadığı… Müslümanların da kutsal bir çabası ve maksadı olmadığı-olmayacağı… Aksine idealsiz ve iddiasız, silik ve edilgen, şer düzenlere-merkezlere teslimiyetçi bir tavır takınacakları anlamına gelmemektedir. Çünkü tüm insanları refah ve huzura kavuşturacak, yeryüzünde adalet ve saadeti sağlayacak bir amacı ve çabası bulunmayan Müslümanlar Kur’an’da ikaz edilmekte ve yerilmektedir.

    “(Ey Müslümanlar!) Size ne oluyor (ve nasıl bir vicdani sorumsuzluğa kayıyorsunuz) ki; ‘Ya Rabbi, ehli (ve idarecileri) zalim olan şu ülkeden (ve şu düzenden) bizi kurtar, bize Kendi katından bir sahip gönder ve bize Kendi rahmetinden bir yardımcı ver’ diye yalvarıp duran; erkek, kadın ve çocuklardan oluşan aciz ve çaresiz kimseleri kurtarmak için Allah yolunda (çalışıp) çarpışmıyorsunuz? (Bu duyarsızlık ve nemelâzımcılık imani ve vicdani bir tavır değildir.) [Not: Bugün Anadolu’muzdaki milyonlarca Suriyeli sığınmacının; Afrika’da, Asya’da ve Güney Amerika’daki milyonlarca aç, biilaç, çıplak ve muhtaç Müslümanların ve farklı din ve kavimden nice mazlum ve mağdur insanların ezilmesine ve sömürülmesine yol açan bu zalim ve Siyonist sistemi yıkacak ve yeryüzünde Adil bir Düzen’i kuracak niyet ve gayreti taşımayanları Cenab-ı Hakk bu ayetle ve şiddetle ikaz etmektedir.]” (Nisa Suresi: 75)

    Hatta, Kur’an’ın bu yöndeki uyarılarına kulak asmayan ve cihat sorumluluklarını kuşanmayan kimselerin, değil Müslümanlıktan, hatta insanlıktan bile nasipsiz oldukları belirtilmektedir.

    “Yoksa Sen, onların çoğunu (Hakk sözü) işitir ya da aklını kullanır (gerçeği dinleyip anlar ve vicdanına uyar) mı sanıyorsun? Oysa onlar ancak hayvanlar gibidirler; hayır, onlar (tuttukları) yol bakımından daha şaşkın (ve aşağı)dırlar.” (Furkan Suresi: 44)

    “Andolsun, cinn ve insanlardan (küfre, kötülüğe ve nankörlüğe sapan) birçoğunu cehennemlik (olarak) yetiştirip (ve fırsat verip) çıkardık ki; onların kalpleri vardır, bununla (gerçeği) kavrayıp anlamazlar. Gözleri vardır, onlarla (ibret alarak) görüp bakmazlar. Kulakları vardır, bununla işitip (hakikati) duymazlar. Bunlar, hayvanlar gibidirler, hatta daha aşağılıktırlar. İşte bunlar, (yaratılış amacından ve ahiret hazırlığından) gafil olanlardır.” (A’raf Suresi: 179) ayetleri bizleri ikaz etmektedir.

    C- Adiyat Suresi’nin ABD’deki 11 Eylül Hadisesine işaret buyurması!

    Kur’an’ın 100. sırasında bulunan Adiyat Suresi’nin ilk beş ayetinde; ABD’deki 11 Eylül Saldırılarına, tam yedi yönden, yapılış sırasına göre ve tarihi değiştiren sonuçları itibariyle, aynen haber verilmesinin, tarafımızdan tespit olunması ve mucizevi bir işaret sayılması, tebrik ve takdir edilmesi gerekirken, buna bile itiraz etmek, şayet anlayış kısırlığından kaynaklanmıyorsa, Kur’ani haber ve müjdelerden rahatsız olan malum ve mel’un çevrelere yaranma hesaplıdır ve onlara kiralanmış gibi davranmaktan Allah’a sığınmalıdır.

    Çağımızın en önemli mütefekkir ve mücedditlerinden sayılan Bediüzzaman Said Nursi Hz.lerinin: “Kur’an ayetlerinin; her asra, her ortama, her soruna, her oluşuma ve önemli olaya, hatta her şahsın ruh dünyasına bakan, ayrı ayrı işaret ve beşaretleri vardır” anlamındaki tespitleri de, hem günümüzdeki hem gelecekteki tarihi hadiselere yönelik işaret mesajlarını araştırıp, yakalayıp yorumlamanın caiz olduğunu vurgulamaktadır.

    Oysa "İşâri mana" ve "İşâri tefsir yapma" Kur’an’ın genel mana ve mesajı içinde saklı hikmet ve hedeflere açıklık kazandırmaktadır!..

    İşâri mana, bir kelâmın doğrudan değil, işaret olarak dolaylı şekilde, ince ve derin anlamlar taşımasıdır. Fıkıh âlimleri kıyas yoluyla bazı neticelere varırlar. İşâri tefsir ehli de sezdikleri manalarla yeni ve ibretli ufuklar açmaya çalışırlar. Fukahanın yaptığı kıyasların hem doğru, hem yanlış olabileceği gibi, işâri tefsir de hem isabetli, hem isabetsiz olabilme ihtimali vardır. Mesela, "Ona (Kur’an’a) ancak tertemiz olanlar dokunabilir." (Vakıa: 79) ayetini "Levh-i mahfuz" veya "Mushaf" şeklinde anlayıp, buradan "Nasıl ki Kur’an’a ancak temiz ve abdestli kimseler dokunabilir. Onun gibi, Kur’an’ın manalarını da ancak müttaki insanların temiz kalpleri zevk edebilir" neticesine ulaşmak güzel bir manadır.

    Makbul bir işâri tefsir için şu dört esas dikkate alınmalıdır:

    1- Kur’an’ın zahirine, İslam’ın özüne aykırı olmaması.

    2- Onu teyid ve takviye eden şer'i bir şahidi ve delili bulunması.

    3- Şer'i ve akli bir arızadan uzak tutulması.

    4- Zahiri mananın reddedilip, "bundan murad ancak bu işârî manadır" iddiasına kalkışılmaması lazımdır.

    Konuyu bazı örneklerle açmakta yarar vardır.

    “Allah'ın yardımı ve fetih geldiğinde, insanların fevc fevc Allah'ın dinine gireceklerini” haber veren "Nasr" Suresi nazil olduğunda, artık Resulüllah’ın dünyadaki görevi bitmek üzere olduğunu hisseden Hz. Ömer ağlamaya başlamıştır. Keza, Hz. Peygamber ömrünün sonlarına doğru bir konuşmasında: "Bir kul dünyada kalmakla Allah'a dönmek hususunda muhayyer bırakıldı. O, Allah katında olanı seçti" deyince, Hz. Ebubekir gözyaşlarını tutamamıştır. (Buhari, Menakıbu'l- Ensar, 45) Çünkü Hz. Ebubekir, Veda Haccında nazil olan; "Bugün dininizi kemale erdirdim ve size olan nimetimi tamamladım." (Maide, 3) ayetini duyunca "Kemalden sonra ancak noksan vardır." der, Hz. Peygamberin vefatının yaklaştığına işaret saymıştır.

    “O, gökten bir su (yağmur) indirmekte, (ardından) vadiler (dereler) kendi miktarınca sel haline gelmekte, (o) sel ise yüze çıkan bir köpük yüklenip götürmektedir. Nitekim bir ziynet veya bir eşya yapmak amacıyla ateşte üzerini (körükleyip) yaktıkları şeylerden (madenlerden) de bunun gibi bir köpük (posa meydana gelir). İşte Allah, Hakk ile Bâtıl’ı böyle karşılaştırıp misal verir. Amma köpük (posa ve çöküntü) atılır gider. İnsanlara fayda verecek olan şeye (asıl cevhere) gelince, o yeryüzünde kalır. İşte Allah böylece misaller getirir. (Yani bâtıl, akarsuların üzerinde oluşan veya eritilen madenlerin üzerinde kaynaşan köpük misalidir. Hiçbir işe yaramamakta ve kısa bir zaman sonra kaybolup gitmektedir.)” (Ra'd Suresi: 17)

    Bu ayet aslında Hak ve Bâtıl mücadelesini anlatmaktadır. Rahmetullah Hamdi Yazır, “Gökten indirilen yağmurun İlahi vahyi temsil ettiğini, bunda beşer kesbinin bir müdahalesi olmadığını; madenlerden süs eşyası ve alet yapılmasının ise beşerin kesb ve ictihadı ile istinbat ve telif olunan Hak malumata işaret sayıldığını” söyler ve şu neticeye varır: "Bunların ikisi de esas itibariyle Hakk'ın birer ihsanıdır."

    İmam-ı Gazali ise, ayetle ilgili şu yorumu yapmaktadır: “Ayette geçen su, Kur’an’dır. Vadiler kalpler ve kafalardır. Her kalbin kapasitesi farklı farklıdır. Köpük, küfür ve nifaktır. Her ne kadar suyun üstünde görülse de köpüğün sebatı bulunmamaktadır. İnsanlara faydası olan hidayet ise, kalıcıdır. Bir başka cihetten ise, ayette geçen su, ilim ve imana işaret buyurmaktadır. Her kalp ve kafa kendi miktarınca ilim ve imandan nasibini alır. Suyun üzerindeki köpük gibi, bu ilim ve imanda bazen şeytani şüpheler, şehvetler zuhur etmesi ihtimali de vardır. İnsanlara fayda verecek şeylerin, madenlerin ayrışma ameliyesinden sonra aslının kalması gibi, faydalı ilim de kalplerde sebat bulacaktır”

    Ç- Bizi “ideolojik davranmakla” suçlayanlar, aslında kendileri mevcut Din istismarcısı, ahlâk ve aile tahribatçısı iktidarların ve onların kapıldıkları şerli odakların, şeytani ideolojilerinin basit ve fasit taraftarları olmasınlardı!?

    Çünkü siyasi şuur ve sorumluluktan mahrum İlahiyatçıların ve Diyanet Hocalarının, İmam-ı Azam Hz.lerinin, siyasi gayret ve tarafgirliğinden, zalim ve hain iktidarlara alet olmamak için verdiği mücadeleden ve çektiği çilelerden biraz olsun ibret almaları ve utanmaları lazımdı.

    D- Biz Mealimizde, asla Yahudi ve Hristiyanların değil, Siyonist odakların ve Haçlı emperyalist kurumların sinsi ve kirli hesaplarına dikkat çekmeye çalıştık.

    Bu durum Maide Suresi 51 ve 52’nci ayet meallerimizde açıkça vurgulanmıştır.

    “Ey iman edenler! (Fitne çıkarmamak, anarşi ve ahlâksızlığı kışkırtmamak ve karşılıklı hak ve hürriyetlere saygılı bulunmak şartıyla; onlarla birlikte yaşayın, komşuluk yapın, ülke ve bölge nimetlerini paylaşın, ilmi ve iktisadi konularda yardımlaşın, ama gerçekten iman ve Allah’a itimat ediyorsanız sakın ha!) Yahudilerin (ırkçı emperyalist kesimlerini ve yine haksızlık ve ahlâksızlık hedefleyen bazı) Hristiyan (merkezlerini) veliler (yöneticiler) edinmeyin. (Onları dost ve dürüst zannedip, kendinize idareci, karar verici olarak kabullenmeyin. Zulüm ve hıyanet örgütlerine ve girişimlerine destek vermeyin.) Onlar, (sizin değil) birbirlerinin dostları ve destekleyicileridir. (Artık) Sizden her kim onları dost (ve rehber) edinip (peşlerine giderse), kesinlikle o da onlardandır. Şüphesiz Allah (Siyonist Yahudilere ve emperyalist Hristiyanlara değer ve destek veren ve Müslümanlara hıyanet eden) zalimler topluluğuna hidayet etmez (onların iman nurunu karartır). [Not: Bu ayet Yahudi ve Hristiyan kimselerle iyi ve insani ilişkileri, ticari ve bilimsel işbirliğini değil; zulüm sistemlerinin ve oluşumlarının güdümüne girmeyi yasaklamaktadır.]” (Maide Suresi: 51)




    ...



    MAKALENİN TAMAMI İÇİN TIKLAYINIZ..







 
Yorum Ekleyin
Yorum eklemek için üye olmanız gerekmektedir.
 
Telif Hakkı: Prof. Dr. Necmettin Erbakan - NecmettinErbakan.Net, Necmettinerbakan.org | Milli Çözüm Dergisi | AhmetAkgul.Net | MealiKerim.com | İLETİŞİM |RSS