• DİYALOGDA; KASIT, LAFIZ VE TAVIR

    DİYALOGDA; KASIT, LAFIZ VE TAVIR

    01 Kasım 2022

     
    | Devamı
     

    Uygar ve uyumlu insanların olgunluk derecesini gösteren en önemli işaretlerden birisi de karşılıklı diyaloglarında, iletişim (irtibat) kurma ve işbirliği yapma konularında ortaya koydukları olumlu ve sorumlu tutumlarıdır. Nezaket ve faziletten kopuk, edep ve erdemden yoksun yaklaşımlar, itici ve incitici konuşmalar üzerine dostluk ve dayanışma köprüleri kurulamayacaktır. Kim tarafından ve kime karşı yapılırsa yapılsın, elbette zulüm ve haksızlıklar; inancımıza ve kutsalımıza yönelik saldırılar karşısında "susan dilsiz şeytan" olmamalı, ama gereksiz ve seviyesiz tepkilerden ve sataşmalardan da uzak durmalıdır. Çünkü lafızlarımız, tavırlarımız ve davranışlarımız, iç dünyamızın aynalarıdır.

    İsrâ Suresi 84’üncü ayeti bu gerçeği vurgulamaktadır.

    “De ki: ‘Herkes kendi şâkilesine (fıtrat halini almış karakter ve tıynetine göre bir düşünce ve) davranış ortaya koyacak (kendi mizaç ve meşrebine göre bir iş yapacak)tır. Bu durumda, kimin haklı ve hayırlı bir yol tuttuğunu en iyi bilen Rabbiniz Teâlâ’dır.’ [Not: Bu nedenle devlet, herkesin mizacına, marifet ve meslek kazanımına uygun çalışma ve üretim yapma şartlarını oluşturmalıdır… Eğitim sistemini de, kişilerin ilgi ve yeteneklerini keşfedip geliştirecek şekilde ayarlamalıdır.]” (İsrâ Suresi: 84)

    İnsanlarla ilişkilerimizde: a) Önce kastımız ve ne niyetle yaklaştığımız... b) Sonra kurduğumuz cümleler ve konuşma tarzımız... c) Ve tabi davranışlarımız ve yüz tavrımız, muhataplarımız üzerinde iyi veya kötü, olumlu veya olumsuz bir etki yapacaktır. Aslında, konuşma tarzımız ve yüz tavrımız, gayemizi ve hedefimizi yansıtacağından, halis bir niyetle başlanan sözlere, hatta öğütlere ve tenkitlere bile saygı duyulacaktır.

    Fâtır Suresi 10’uncu ayet-i kerimesi de bu gerçeğe işaret buyurmaktadır:

    “Kim izzet ve şeref istiyorsa (bilsin ki) izzet ve şerefin hepsi Allah’ındır (ve O’nun yolunda aranmalıdır). O (Rabbimize) ancak (tevazu ve teslimiyetle yapılan övgüler ve şükürler gibi) güzel sözler yükselir. (Bu güzel dua ve zikirleri de sadece) Salih ameller (ve halis niyetler) yukarı kaldırıp (Allah’a eriştirir). Ama kötülükler (ve şeytani niyetler)le hile ve tuzak kuranlara (halkı aldatmak için dini duyguları ve değerleri istismara kalkışanlara) gelince, onlar için de çetin bir azap vardır ve tuzakları (şeytani tasarıları) boşa çıkacaktır.” (Fâtır Suresi: 10)

    Yani sözlerimiz, cümlelerimiz güzel olmalı, yapıcı, yatıştırıcı bir tavır takınılmalı, ama amellerimiz de bunlara uygun olmalı, salih ve halis davranışlar ortaya koyulmalıdır ki, bu hayırlı ve yararlı girişimleri Allah başarıya ulaştırsın…

    İnsanlara;

    • Allah’ın diğer bütün varlıklardan farklı ve faziletli yarattığı…

    • Yeryüzünde Kendi Zatına halife olabilecek özel yeteneklerle donattığı…

    • Rabbimiz Teâlâ’nın en mükemmel sanat harikası, Esma ve sıfatlarının mazharı…

    • Tüm mevcudatın hizmetine musahhar kıldığı, mükerrem ve muhterem birisi olarak bakmalı; onu yanıltan, yamuklaştıran ve yanlışlara sokan, (aile, çevre, eğitim, medya ve ihtiyaçlar gibi) nedenlerin etkisini, nefsi ve şeytani dürtüleri hesaba katarak kendisine yaklaşılmalıdır. Bizim vesilemizle nura ve huzura kavuşur, uyumlu ve olumlu bir birey halini alırsa, büyük sevap kapımız ve manevi şirketimize kazanç kaynağımız olarak saygıyla sahip çıkılmalıdır.

    Zalimler hariç, hiç kimseye peşin düşmanlık duyguları taşımamalıdır:

    “(Bununla beraber, ülkenizde, bölgenizde ve yeryüzünde) Fitne kalmayıncaya ve din yalnız Allah’ın oluncaya (herkese temel insan haklarını sağlayan bir düzen kuruluncaya; adalet ve hürriyet ortamını bozmaya kalkışan fesat odakları etkisiz bırakılıncaya) kadar onlarla (zulüm odaklarıyla) çarpışıp (Hakkı hâkim kılmaya çalışın!) ["Onlara (gizli, açık düşmanlara) karşı gücünüzün yettiği kadar (bütün imkânları kullanarak siyasi, askeri ve iktisadi her türlü) kuvvet ve bağlanıp beslenen atlar, (bugün ise üretilip devamlı bakımı yapılan uçaklar, füzeler ve tanklar) hazırlayın." (Enfâl: 60)] Eğer (kâfir ve hain odaklar saldırı ve fesatlıktan) vazgeçerlerse, artık zalimlerden başkasına karşı düşmanlık yoktur (saldırganlık ve zulümkârlık caiz değildir).” (Bakara Suresi: 193)

    Hz. Peygamberimiz (SAV):

    “Mü’min kendisiyle ülfet ve ünsiyet edilen kimsedir. İnsanlarla hoş geçinmeyen ve kendisiyle ahbaplık-arkadaşlık edilmeyen kimsede hayır yoktur.” buyurmuşlardır. (Ahmed B. Hanbel Müsned C.2 No:400)

    Ülfet: Kolayca iletişim sağlamak ve ulaşılmak, alışılmak, kaynaşmak anlamındadır.

    Ünsiyet ise: Güzel arkadaşlık, ahbaplık, cana yakınlık manaları taşır.

    İnsanlarla iyi ve verimli ilişkiler kurmanın ilk adımı ise güler yüzle ve güzel sözle atılır. Bu nedenle “Üslub-u beyan, aynıyla insan” deyimi oldukça yaygındır. Yani konuşma tarzı ve yaklaşım tavrı insanın ayarını ve amacını yansıtır. Kalpten kalbe giden bir yol vardır ve muhataplarımız gerçek niyetimizi ve samimiyetimizi sezerek ona göre bize davranır.

    Rahman Suresi: 3 ve 4’üncü ayetleri:

    “(Allah CC) İnsanı (üstün meziyet ve faziletlerle yaratıp) halk etti. Ona beyanı (iletişim kurmayı ve duygularını başkalarına anlatmayı) öğretti.” bu gerçeği vurgulamaktadır.

    İnsanlara güzel yaklaşmanın ve tatlı konuşmanın ilk şartı ise, kalbinde ve niyetinde olumlu şeyler taşınmasıdır. Çünkü dil kalbin tercümanıdır. Bu nedenle mü’min gönüllerde, esasen herkese karşı şefkat ve muhabbet hâkim durumdadır. Nefret ve husumet ise, sadece zalimlere ve hainlere karşı geçici bir gayret tavrıdır. Fasık ve münafık kalpleri maalesef herkese ve her şeye karşı bir adavet (düşmanlık) duygusu kaplamıştır, sevgi ve saygıları ise suni ve sahte bir tavırdır.

    Bu yüzdendir ki insanların; hayırlı, yararlı, huzurlu ve onurlu bireyler olabilmeleri için, önce kendilerini, yani niyetlerini, mahiyetlerini, kalplerini ve karakterlerini değiştirip düzeltmeleri, kısaca nefislerini ıslah etmeleri lazımdır.

    Bu hususu daha iyi kavramak için aşağıdaki ayet-i kerimelerin üzerinde dikkatle durulmalıdır:

    “Biz elçileri müjde vericiler ve uyarıp-inzar ediciler olmaktan başka (bir nedenle) göndermiyoruz. Şu halde kim iman ederse ve (davranışlarını) düzeltip (hidayet ve istikamet yoluna girerse), artık onlar için korku yoktur, onlar mahzun da olmayacaklardır.” (En’am Suresi: 48)

    “(Şuayb) Dedi ki: ‘Ey kavmim görüşünüz nedir söyler misiniz? Ya ben Rabbimden apaçık bir belge üzerinde bulunuyorsam ve O da beni Kendisinden güzel bir (manevi) rızık (iman ve irfan) ile rızıklandırmışsa? Ben, size yasakladığım durumlardan (sakınmayarak) ve size muhalefet ettiğim (hususları kendim yaparak, tutarsız bir konuma düşmek) istemiyorum. Benim istediğim, gücüm oranında yalnızca ıslah etmektir. Benim başarım ancak Allah iledir (O’nun yardımı sayesindedir); O'na tevekkül ettim, (her halde ve sadece) içtenlikle O'na yönelip-dönerim.’” (Hûd Suresi: 88)

    “Şayet ahalisi ıslah edici (muslih) kimseler (gibi, toplumu ve düzeni iyileştirme yolunda çalışsalardı), Rabbin o şehirleri (hâşâ) zulmen=haksız yere helak edecek olmazdı.” (Hûd Suresi: 117)

    İslam, “SİLM” kökünden “barış ve bereket” anlamı taşır. Kendi nefsimiz kadar, yakın ve uzak çevremizi ve toplumu yönlendiren ve şekillendiren SİSTEM’imizi de değiştirip düzeltme çabası içinde olmalıdır.

    Bu gaye ve gayretlerle diyalog kurmak ve iletişim sağlamak durumunda olduğumuz insanlarla münasebetlerimizde, iç içe dört halka halinde, birbirlerini tamamlayan tavrımız vardır:

    1- Hangi din ve düşünceden, hangi köken ve kültürden olursa olsunlar, bütün insanlara karşı yaklaşım ölçümüz; insan eşitliğidir… Bunun gereği ve göstergesi ise; Şefkat ve Adalettir!.. Hadis-i şeriflerde buyrulduğu gibi: “İnsanlar, ya yaratılışımızda eşimizdir veya Dinde kardeşimizdir…” gerçeğini unutmadan hareket etmelidir.

    “Sani’i Zülcelal”; her şeyi ve tüm evreni yüksek bir san’at ve hikmetle yaratan, sonsuz Yücelik ve kusursuz Haşmet (Görkem) sahibi olan ALLAH (CC), insanı Kendi Zatına halife (temsilci) olabilecek yetenek ve özelliklerle donatmıştır. Yani her insan, Allah’ın verdiği akıl ve anlayışla, yaptığı ve başardığı yararlı icraatlarıyla bir SAN’ATÇI konumundadır. Öyle ise; herhangi bir insanın, bazı olumsuz ve uygunsuz davranışları ve kusurları yüzünden, onu tamamen dışlamak ve devre dışı bırakmak; ondaki iyi ve verimli kabiliyetleri boğmaktır. Ve bu, toplumu onun marifet ve meziyetlerinden mahrum bırakmak anlamını taşır ki, bu Allah’ın yasakladığı en zararlı İSRAF’lardan biri sayılır. Sani’i Zülcelal (En Yüce San’atçı) olan Cenab-ı Hak; “İnsanı Kendi suretiyle yaratmış”, onu harika meziyet ve yeteneklerle donatmış, ve insanlara san’at eseri sayılacak icraat ve icatlar yapacak istidat ve fırsatlar tanımıştır.




    ...




    MAKALENİN TAMAMI İÇİN TIKLAYINIZ..







 
Yorum Ekleyin
Yorum eklemek için üye olmanız gerekmektedir.
 
Telif Hakkı: Prof. Dr. Necmettin Erbakan - NecmettinErbakan.Net, Necmettinerbakan.org | Milli Çözüm Dergisi | AhmetAkgul.Net | MealiKerim.com | İLETİŞİM |RSS