• DİN DEREBEYLİĞİ OLUŞUMLARI VE TEHLİKELİ SONUÇLARI!

    DİN DEREBEYLİĞİ OLUŞUMLARI VE TEHLİKELİ SONUÇLARI!

    03 Haziran 2018

     
    | Devamı
     



    DİN DEREBEYLİĞİ OLUŞUMLARI VE TEHLİKELİ SONUÇLARI!



    Öncelikle şu gerçeği vurgulayalım; Dini cemaat ve tarikatlar İslam ovalarına-ortamlarına su taşıyan kanallar konumundadır, bunlara elbette ve herhalde ihtiyaç vardır. Bu hayat ve huzur suyu kanallarının tıkanması-kapatılması Müslüman toplulukların (bağların, bahçelerin, tarlaların) susuz kalması ve çoraklaşıp kuruması sonucunu doğuracaktır. Ancak “hayat suyu ve İslam şuuru taşıyıcısı” konumundaki bu kanallara lağım sularının sızdırılması veya çoğu kez şeytani odaklarca satın alınan ve saptırılan şeyhleri, Hoca efendileri ve yakın çevreleri eliyle bu kanallara mikrop ve zehir karıştırılması, çok tehlikeli fikri ve ahlaki sapmalara, sosyal ve siyasal hastalık kapmalara ve nihayet darbe kalkışmalarına bile yol açmaktadır. Bu nedenle Rahmetli Erbakan Hoca’nın hazırlattığı, Bizim de açıklayıp olgunlaştırarak kitap halinde yayınladığımız, ayrıca İngilizce ve Rusçaya tercüme ettirip bütün dünyaya dağıttığımız ADİL DÜZEN’deki Ahlaki Yapılanma’nın mutlaka uygulanması artık kaçınılmazdır.

    Başarısız darbe girişiminin ardından yıkılan ve umutları kararan ve bu perişan hali yüzüne de yansıyan Fetullah Gülen, birkaç hafta sonra yeniden dirilmeye ve değişmeye başlamıştı. Anlaşılan yolun sonuna yaklaştığını ve Amerika’nın (Siyonist odakların) kendisini gözden çıkardığını sanan Feto’ya, yeni hıyanet programları ve şeytani umutlar aşılanmıştı. FETÖ lideri Fetullah Gülen son konuşmasında örgüt elemanlarına yeni mesajlar yollamaktaydı. Terörist başı Gülen uyuyan asker hücrelerin harekete geçmek için emir beklediğini söyleyerek: "Beyindeki 10 milyar hücre harekete geçmek için tenbih bekliyor. Allah onları oraya koyduğuna göre, o kadar asker orada bulunduğuna göre bence onunla çok şeyi fethedebilirsiniz. Ama zannediyorum onlar da uykuda. Çalıştırılmadıklarından dolayı zorlanmadıklarından dolayı" sözleriyle yeni darbe imasında bulunmaktaydı.

    AKP rejimini ve hükümeti desteklemiyorum!

    "Bugün kabul edilebilir kimlik kriteri olarak Erdoğan'a bağlılık, Atatürk'e bağlılığın yerini aldı" diye konuşan Gülen, kendisinin asla Türkiye’de rejim değişimini desteklemediğini, aksine 22 yıl önce tüm kamuoyuna Türkiye’nin ya da başka bir ülkenin bundan böyle demokrasiden dönemeyeceğini söylediğini açıklamıştı. 1990’ların sonunda ve 2000’li yıllarda Türkiye’de yargılandığı dönemde aleyhinde hiçbir kanıt bulunamadığını söyleyen Fetullah Gülen, "Hareketinizin geleceğini nasıl görüyorsunuz?" sorusunu da şöyle yanıtladı:"Cumhurbaşkanı Erdoğan, Hizmet destekçileri tarafından kurulmuş tüm kurumlarımızı yok etmeye ve gelecekte de kurulmalarını önlemeye kararlı görünüyor. Bu Türkiye anayasasına ve taraf olunan tüm uluslararası anlaşmalara aykırıdır.”

    Bu arada; FETÖ elebaşı Fetullah Gülen hakkında kitap yazacağının belirlendiği sırada 5 yıl önce esrarengiz bir şekilde ortadan kaybolan, birkaç hafta sonra da domuz bağı yapılmış şekilde Akçakoca’da denizde cesedi bulunan gazeteci Haydar Meriç cinayetinin firari şüphelilerinden komiser Tolga G. Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri tarafından yakalanmıştı. Tolga G.’nin Haydar Meriç’in ortadan kaldırılmasıyla ilgili illegal olarak çalışma yürüten polislerin irtibatını sağladığı ve buluşmalarına yardımcı olduğu anlaşılmıştı.

    Yeni Darbe beklentileri hayra alamet sayılmazdı!

    “Şimdiye kadar ABD destekli iki FET֒cü kalkışması yaşanmıştı. İlki 17-25 Aralık provasıydı. İkincisi 15 Temmuz kalkışmasıydı. Artık üçüncüsü olmaz” diyenler yanılmaktaydı. “Çünkü bu derece gözü dönmüş güçler, bu işi burada bırakmazlardı” kanaati haklıydı. Öyle ise aynı yerden ve aynı biçimde gelecek yeni bir darbe beklemek yerine yeni darbenin nereden gelebileceği üzerine çok çalışmak, çok kafa yormak, iyi analizler yapmak ve etkili stratejiler oluşturmak vatanın ve milletin geleceği açısından çok daha faydalı olacaktır” tespit ve tavsiyelerine kulak asılmalıydı. Evet İktidar-Cemaat kavgası daha da kızışacaktı. Küresel bir kavganın TÜRKİYE ayağında yeni hamleler yaşanacaktı. Şimdilik güç topluyorlardı. Yakında Uluslararası Mahkeme ve Davalarla Saldırıyabaşlayacaklar. El konulan malların hesabını dışarıda soracaklardı. Herhalde başka planları ve hazırlıkları da vardı. Bu durumda Türkiye’nin Adil Düzen’e sarılmaktan, Tayyip Beyin de Milli esaslara sığınmaktan başka çaresi kalmamıştı.

    FETÖ'nün adamları ve avukatları çalışmaktaydı; darbeyi ulusalcı subayların üzerine yıkacak, kendileri yeni şeytanlıklar hazırlayacaklardı.

    Adalet Bakanlığı, Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) elebaşı Fetullah Gülen’in 15 Temmuz darbe girişiminin “emrini verdiği, komuta ettiği” gerekçesiyle ABD’den geçici tutuklaması talebinde bulunmuşlardı. Böylece Bakanlık, darbe girişimine ilişkin ilk tutuklama talebini ABD’ye iletmiş bulunmaktaydı. Gülen'in iade davasına bakacak olan avukatların savunmada darbe girişimini ulusalcı ve Kemalist subayların üzerine yıkmak için gece gündüz Gülen'in şatosunda çalıştıkları ortaya çıkmıştı. Akşam gazetesi, Fetullahçı Terör Örgütü'nün elebaşı Fetullah Gülen'i ABD'de savunacak avukatlara ve yapacakları savunmaya ulaşmıştı. 2014 yılından bu yana Gülen'in Türkiye'ye iade olasılığı üzerine dosya çalışan avukatlar nasıl savunma yapacaklarını ve ellerindeki uydurma doneleri algı yaratmak için ABD'de basınla paylaşmıştı. Gülen'in iade davasına bakacak olan avukatların savunmada darbe girişimini başka kişi ve gruplar üzerine yıkmak için gece gündüz Gülen'in şatosunda çalıştıkları anlaşılmıştı. Avukatlar FETÖ sempatizanı bazı memurların ve bürokratların olduğunu bilseler de, bunların darbenin içinde olup olmadıklarını "bilmediklerini" savunmuşlardı. Ayrıca darbe girişimini ulusalcı ve Kemalist subayların üzerine yıkmak için ellerinden geleni yapacakları iddiaları dolaşmaktaydı.

    FETÖ Avukatlarından Michael Campion Miller ve Reid H. Weingarten “Gülen'in iade edilme olasılığının gerçeğe dönüşmesinden duydukları derin korkuyu” paylaşmışlardı. Türkiye'nin iade talebinin siyasi içerikli olduğunu iddia ederek davayı manipüle etmeye çalışmaları dikkatlerden kaçmamıştı. FETÖ'nün maskesini mahkemede savunacaklarının da detaylarını veren avukatlar Gülen'in her yönüyle "Batı yanlısı" olduğunu vurgulayıp, ancak hemen ardından haklarındaki suçlamaları kabul edercesine "Evet, Türkiye'de Hizmet hareketine sempati duyan hâkimler, savcılar ve polisler var" ifadelerini kullanmışlardı. Ancak FETÖ'cülerin darbenin içinde olup olmadıklarını "bilmediklerini" söyleyerek bu soruya cevap veremediklerini de açıkça ortaya koymuşlardı.

    Ayrıca savunmalarında Cumhurbaşkanı Recep T. Erdoğan'ın bu darbe girişimini çoktandır bilip beklediği, Türk halkının evlatlarının da önceden örgütlendiği gibi iddialara sığınılacaktı! Savunma dayanaklarını da anlatan FETÖ avukatları bir gaf daha yaparak FETÖ'cülerin ABD genelinde Charter okullar kurduklarını da itirafa mecbur kalmışlardı. Avukatların en büyük gafı ise "Darbe girişiminde bulunanlar arasında Gülen cemaati sempatizanları olabilir ancak bu ABD'de Gülen'i bu işe dâhil olduğunu göstermek için yeterli bir delil değildir" diyerek açıkça darbeciler arasında FETÖ'cülerin olduğu konusunda kendilerini savunamayacaklarını ima etmeleri enteresandı.

    Roni Margulies'ten: “Bana 'Fetullahçılar darbe yaptı' dedirtemezsiniz” çıkışı!

    Taraf Gazetesi eski yazarlarından Roni Margulies, 15 Temmuz darbe girişiminin ana gövdesinin Kemalist ve laik subaylar olduğunu ortaya atmıştı. Roni Margulies, 15 Temmuz FETÖ'cü darbe girişimi hakkında herkesi şaşırtacak bir yorum yaptı. Yeni Şafak gazetesinin yayıncısı Albayrak Medya'nın çıkardığı Cins dergisine konuşan Margulies, darbe girişiminin ana gövdesinin Kemalist ve laik subaylar olduğunu ileri sürüp, “Fethullahçıların orduya bu kadar sirayet etmiş olması mümkün değildir” iddiasında bulunmuşlardı.

    15 Temmuz’dan kısa bir süre önce Cemaat’in Özgür Düşünce gazetesine konuşup, Silivri davalarından tahliye olanların “bir araya gelip hükümete karşı darbe planı yaptığını” ileri süren Roni Margulies, şimdi de darbe girişiminde “Fethullahçı marifeti olduğuna inanmadığını”vurgulamıştı.

    “(…) Ben bu darbenin basitçe bir Fethullahçı marifeti olduğuna inanmıyorum. Evet, belli ki Fethullahçı subaylar da girişimin içindeymiş, fakat meselenin onlardan ibaret olmadığı çok açık. Rütbelilerin %40’ı, %50’si gibi oranlar telaffuz ediliyor. Fethullahçıların orduya bu kadar sirayet etmiş olması mümkün değildir. Demek ki; darbecilerin ana gövdesi 1960’tan beri iyi tanıdığımız klasik Kemalist, “laik”, halk düşmanı subaylardı. Hükümetin sadece FET֒ye odaklanması beni kaygılandırıyor. Kemalistler, Ergenekoncular, hakiki darbeciler aklanmış oluyor çünkü” diyen Margulies ağzındaki baklayı çıkarmamıştı.

    15 Temmuz Darbe Girişimi bir senaryo ise Tayyip Bey’in de haberi var mıydı?

    Bir film vardı hatırlayınız; ‘Üçkâğıtçılar’, vaktiyle tanıştıkları bir Mafya liderinin yüklü miktarda parasını düzenbazlıkla çalmayı kafaya koymuşlardı. “Bunlar beni mutlaka sövüşler” diye düşünen mafya babası ise; yine de her adımı iyi hesaplanmış bu tuzağa düşmekten kurtulamamıştı… Nasıl düşmesin? Tuzağın görünür yüzüyle esas yönü çok farklı olmakla birlikte, baştan sona sanki her şey gerçekmiş gibi sahneye aktarılmıştı. Bahisçi dükkânı aslında bahisçi dükkânı değildi… Dükkânda bahis oynayanlar kumarbaz değildi… Sonunda dükkânı basan FBI ajanları da aslında FBI ajanı değildi… At yarışı gerçekten oynanan at yarışıydı ama, en az beş dakika önce oynanıp bitmiş bir at yarışıydı, ancak sanki canlı yayın gibi sunulmaktaydı… İki üçkâğıtçı birbirlerini vuruyor ve ölüyorlardı; ama bir de bakıyorsunuz aslında ölmemişler, yaşıyorlardı!? Bu filmin “dışarıda ve bizde meydana gelmiş bir olayın daha iyi anlaşılmasına yaradığını” söyleyen Bilderbergci Fehmi Koru herhalde en az bir kez daha izlemem gerekecek ‘The Sting’ filmini derken, 15 Temmuz Darbe girişiminin önceden planlanmış bir senaryo olduğunu mu imaya çalışmıştı?

    Darbe girişimi, İncirlik'teki nükleer bombaları tehlikeye atmıştı!

    ABD'de yayımlanan New Yorker dergisi, “NATO ülkelerindeki uçaklardan atılan B-61 tipi hidrojen bombalarının yaklaşık üçte birinin, yani 60 adedinin İncirlik üssünde bulunduğunu” hatırlatan dergi, NATO'da kural olduğu üzere bu nükleer silahların güvenliğinin ABD tarafından değil, bulundukları ülkenin askerleri tarafından sağlandığını yazmıştı. The New Yorker, İncirlik'in Türk komutanı Tuğgeneral Bekir Ercan Van ile dokuz Türk subayının darbe girişimi suçlamasıyla gözaltına alındığını hatırlatarak, bu durumun nükleer bombaların güvenliği konusunda büyük endişe yarattığını vurgulamıştı. NATO'nun sahip olduğu en büyük B-61 nükleer bomba stokunun İncirlik'te olduğunu belirten dergi, üssün Amerikan savaş uçaklarının uçuşuna yeniden açılmasına karşın, elektrik kesintisinin halen devam ettiğini açıklamıştı. The New Yorker, Türkiye'deki darbe girişiminin yarattığı kaosa, bir de üssün IŞİD topraklarından sadece 100 küsur kilometre uzakta olmasının, yalnızca Türkiye değil, ABD açısından da önemli bir ulusal güvenlik sorunu oluşturduğunu paylaşmıştı.

    Fetullah Gülen’in, önce şaşkınlık ve perişanlığı, 3 hafta sonra tekrar canlanıp şımarması?

    Nasıl oluyorsa, bir zamanlar Erdoğan’ın sırdaşı, Hükümetin yandaşı, şimdi ise güya muhalif Hürriyetin yazarı Abdülkadir Selvi: “Erdoğan’ın darbeden haberi var mıydı?” diye manşetler atıp bunun hayali bir kurgu olduğunu vurgulamaya çalışmaktaydı.

    “15 Temmuz darbe girişimi için de tiyatro diyenler vardı… Antikçağdan bu yana milyarlarca kez tiyatro oyunu sahnelendi ama hiçbirisi 15 Temmuz kadar kanlı olmamıştı. Bombaların parçaladığı cesetler, tankların ezdiği bedenler, kurşunların parçaladığı vücutlarla sergilenen bir tiyatro dünyanın hiçbir sahnesinde oynanmadı” diyen Abdülkadir Selvi yanılmaktaydı. Çünkü tarihte ve geçmişimizde bundan çok daha kanlı ve tahribatlı nice senaryolar ve tiyatrolar oynanmıştı. “Bir de “Erdoğan’ın darbeden haberi vardı” meselesi ortaya atılmıştı. Darbeden haberiniz olacak ama sizi öldürmek için kaldığınız otele baskın yapan özel timlerin elinden 45 dakika farkla kurtulacaksınız. Sizin darbeden haberiniz olacak ancak uçağınız havada savaş uçakları tarafından vurulma tehlikesi atlatacaksınız. Darbeden haberiniz olacak ancak darbeyi eniştenizden öğrenmiş olacaksınız… Oysa kanlı bir darbe planı hazırlanmıştı. Nesiller boyu anlatılacak bir demokrasi mücadelesi başarılmıştı”[1] diyen Bay Selvi aslında kendisinin de inanmadığı bir olayı savunmaya çalışmakta ve tabi çuvallamaktaydı.

    AKP’li önemli bir Baş müşavir, şunları açıklamış, değerli Necati Tuncer Bey ise bunları maddeler halinde sıralamıştı.

    Bu haber gazetelerde ve internet sitelerinde yer almıştı. Haberin güvenlik kaynaklarının verdiği bilgiye göre yazıldığı iddiası da vardı. “Fuat Avni, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yaverlerinden başkası değildi… Fuat Avni bir kişi değildi, ekipti… Devletin birimlerini halka halka kuşatıvermişlerdi… Ekibin ilk halkasında Albay Ali Yazıcı görülmekteydi.” Bu haberi medyaya yayanlar, Cumhurbaşkanlığı Baş müşaviri Sayın Malkoç’un doğrulayan, teyit eden bir açıklamasını da “demişti” fiiliyle dayanak ve sağlamlaştırma malzemesi olarak kullanmışlardı. Fakat yine de Cumhurbaşkanlığı Sayın Baş müşaviri’nin o açıklamasının, toplumumuzda hak ettiği kadar tartışılmadığına tanıktı insanlar. Halbuki bir baş müşavir “demişti” bunları.

    1-“Cumhurbaşkanı’nın sürekli en yakınında olan yaverlerinin FETÖ bağlantılı olmasıyla ilgili ciddi tereddütleri oluşmuştu.

    2-Yaverleri seçip gönderen Genelkurmay Personel Dairesi de FET֒nün elinde bulunuyordu.

    3-Bunu bilen Cumhurbaşkanımız son üç aydır başyaverini çok mecbur kalmadıkça yanında tutmuyordu.

    4-Aslında görevden azledecekti. (Herhalde fırsat bulamıyordu!)

    5-Onuru zedelenmesin diye yollamak için Ağustos’taki Yüksek Askeri Şûra’yı bekliyordu.

    6-Başyaver Ali Yazıcı’ya güvenmediği için de Marmaris’e tatile giderken bu defa yanına almıyordu.

    7-İyi ki de yanına almadan gidiyordu.

    8-Bunun aksini düşünmek bile istemiyorum.

    9-FETÖ üyesi Ali Yazıcı o gece Marmaris’te olsaydı çok daha korkunç şeyler yapacağı kuşkusuzdu..”

    9 tane madde şekli verdiğimiz Sayın Baş müşavir’in “demişti”leri aynen bunlardı.

    Şimdi sormak lazımdı; eğer durum böyle ise:

    a) Fuat Avni iddialarına malzeme olacak bilgileri, halen bu başyaverin yanında niçin ve nasıl konuşmuşlardı?

    b) Bunca kuşku ve kurguyu sezdiği halde, Marmaris tatiline çıkılması; darbeyi sezip karşı tedbirlerin alındığı bilgisinin verdiği bir rahatlık mıydı? Yoksa çok tehlikeli ve tedbirsiz bir gözü karalık mıydı?

    c) Darbenin daha ilk saatlerinde yapılan: “Sakın panik yapmayın, her şerden bir hayır çıkmaktadır” yorumları, çok üstün bir tevekkül ve teslimiyet yansıması mıydı, yoksa önceden bilinen ve neler konuşulması ezberletilen bir senaryonun icabı mıydı?

    Çünkü aynı gün Kemal Kılıçdaroğlu Adil Öksüz’le ilgili: "Adil Öksüz neden serbest bırakıldı? Elimizde birtakım bilgiler var ama şimdi açıklayamıyorum. Söyleyebilmem için elimde belge olması lazım" açıklamasını yapmıştı. Kılıçdaroğlu, CNN Türk'te canlı yayınlanan programda gündeme ilişkin soruları yanıtlarken: "Neden 17-25 milat alınıyor? 17-25'i milat olarak almalarının nedeni 'Efendim biz yolsuzluk yapmadık.' Bu algıyı geniş kitlelerin kafasına yerleştirmek istiyorlar, asıl amaç bu. Oysa Adil Öksüz'ü kim serbest bıraktı? Adil Öksüz'ün hâkimin önüne giden dosyasının içini kim boşalttı. Bu konuda ben, devletin o derin bilgisinden hesap sorarım. Kim bunu yaptı. Niye bu adam halâ yakalanmıyor? Neden bu adam serbest bırakılıyor? Bank Asya'ya para yatıran garibanı alıp hapse atıyorsunuz, o sıcak ortamda her hâkim önüne gelen kişiyi yakalayıp içeri atıyor, hatta soru bile sormuyor ama bunu... Savcı, anlattıklarının tamamının yalan olduğunu bildiği ve kanıtladığı halde bunu serbest bırakıyorsunuz. Bunun üzerinde hükümet niye hiç konuşmuyor? Bu soruyu herkesin kendisine sorması lazım” sözleriyle önemli soruları gündeme taşımış, ama aslında sadece halkın havasını alıp konunun kapatılmasını sağlamıştı.

    Fetullah Gülen’deki tavır değişikliğinin perde arkası!

    Hepiniz TV ekranlarından hatırlayacaksınız. Pensilvanya’daki evliya kılıklı FETO eşkıyası, başarısız darbe kalkışmasının ardından asla gizlenemeyecek bir yıkılmışlık psikolojisiyle oldukça sarsılmış ve çöküp dağılmış halini saklayamamış, bu şaşkınlık ve perişanlığı görüntülere yansımıştı. Ama 3 hafta sonra, ne olduysa, Feto Hoca yeniden canlanmış, toparlanıp ayağa kalkmış, hatta yeniden tehditler savurmaya başlamıştı. Demek ki Siyonist odaklar ve Amerikalı etkin kodamanlar, kendisini harcamayacakları, Türkiye’ye yollamayacakları ve yeni projelerinde kullanacakları, yolunda yeni umutlar aşılamışlardı!

    Dinler arası Diyalog safsatasının nasıl bir Yahudi salatası olduğu hakikatini,“Ilımlı İslamcılar” münafıklığını ve işbirlikçi dönek takımını anlatırken, Aziz Erbakan Hocamızın: “Bunlar, beyaz pirincin içindeki küçük parlak beyaz taşlardan farksızdır. Öyle ilk bakışta ve dikkatsiz bir nazarla fark edilmeleri imkânsızdır. Gaflet ve cehalet ehli olanlar, ancak dişleri kırılınca anlayacak, ama iş işten geçmiş olacaktır!..” tespitleri, hıyanet ve cehalet ehlinin kapışmasıyla bir kez daha doğrulanmıştı. 15 Temmuz darbe teşebbüsünden sonra OHAL ile on binlerce kişi işinden atılmıştı. Bununla yetinilmeyip daha on binlerin işine son verileceği duyuruları yapılmaktaydı. “FET֒cüleri nasıl temizlediysek PKK’lıları da aynen öyle temizleyeceğiz” havaları atılmaktaydı. Yıkılmaya teşebbüs edilen bir devletin bu tür arayışlar içine girmesi ilk başta doğal sayılırdı. Ancak sormak lazımdı. On binlerce insan devletin içine böylesine çöreklenirken AKP iktidarı ve kurmayları hangi salıncakta uyumaktalardı? Böyle bir yapılanmadan devletin hiç mi haberi olmamıştı? Ya da bal gibi haberi olmuştu da anlamaz ve duymaz rolü mü oynanmıştı?

    ABD (Yahudi Lobileri) Feto’yu harcamayacak, biraz dinlendirip yeni projelerinde kullanmak üzere hazırlayacaktı!

    Evet, CIA’nın, NATO’nun ülkemizde, bölgemizde ve Türki Cumhuriyetlerde ve diğer ülkelerdeki yeni hamlelerinde kullanılmak üzere, Feto kısa süreliğine ambara-hangara alınacak, sonra tekrar sahaya salınacaktı. Amerika’ya gidip BM oturumunda dunkofların bile yutmayacağı kof kabadayılık ve laf kalabalıklarıyla Türkiye oyalanacak, bu kadar havalara ve palavralara rağmen Fetullah Gülen’i geri alamayacaktı! Oysa ülkemiz tüm geleceğini etkileyen bir kalkışma atlatmıştı. Ama halâ bu kalkışmayı kimler hazırlamış, düğmeye kimler basmıştı? Askerin içindeki yapılanmayı kim uyandırmıştı? Hedefi kim saptamış, ama kimler saptırmıştı? soruları yanıtsızdı. "Böyle durumlarda darbenin arkasındaki tabelaya bakıldığında kalkışmanın arkasındaki Gülen'in tüm konforuyla Pensilvanya’daki hayatına devam ettiğini, AKP iktidarı ve Erdoğan kahramanı görmüyor ve mesajı anlamıyorlar mıydı? İşte üzerinde durmamız gereken en kritik nokta burasıydı. Türkiye ayağa kalkmış, 300 vatandaşımız şehit olmuş ama adamlar halâ terörist başını koynunda saklamaktaydı” diyen yazar niye AKP’nin kimin kumandasında bulunduğunu açıklamazdı?

    28 Şubat döneminin etkili paşalarından biri ısrara dayanamayıp İngiltere'nin Ankara Büyükelçisi'ne randevu vermek durumunda kalmıştı. Gelen büyükelçi doğrudan söze başlamıştı: "Cemaati CIA kullanmaktaydı..." Paşa şaşırmıştı. "İyi ama siz nereden biliyorsunuz?" diye sorunca karşıdan gelen cevap da kısa ve anlamlıydı: "Çünkü biz kurduk, ama onlara kaptırdık!" diyen yalaka yazar olayı çarpıtmaktaydı. Doğrusu: “Bu oluşumları biz kurarız, kullanmak için CIA’ya bırakırız” olacaktı. Maalesef Gülen ve grubu, biz devlet olamadığımız için bu adamların eline geçmiş bulunmaktaydı. Halâ bunu anlayacak çapımız bile bulunmamaktaydı. Graham Fuller, George Fidas, Marc Grossman ve Morton Abramowitz Paralel'e en büyük desteği veren CIA ajanlarıydı, ama AKP’nin de kurdurucularıydı. Şu anda tam etkili 150 CIA ajanı Pensilvanya'yı korumaya almıştı. En iyi yetişmiş isimler Gülen'in etrafındaydı. Obama için ya da Beyaz Saray kavgası veren Hillary ve Trump için gönüllü 5 CIA görevlisi bulunmazdı. Çünkü bizim bağrımızda yetişen CEMAAT, CIA için son 50 yılın en büyük operasyon oluşumlarıydı. Artık acı gerçeği kavrayalım. Amerika'da hiçbir yargıç Gülen'e karşı şu an adım atamazdı. Attığı an o mahkemede sanık sıfatıyla oturacaktı. Çünkü Amerika’daki bir hâkim ya da bin hâkimGülen'in onlar için yaptığını yapamazdı! CIA cemaatle Orta Asya'ya sızdı ve yerleşip kaldı. Bundan asla vazgeçecekleri sanılmamalıydı.

    Bu nedenle özetle: Gülen asla ve kat'a sağ olarak Türkiye'ye yollanmayacaktı. Eğer Washington ile Ankara aralarındaki sorunlarda uzlaşamazsa Gülen, Kanada'ya postalanacaktı. Büyük ihtimalle oraya yerleşip yaşayacaktı. Çünkü zaten Kanada'nın Vancouver kentinde tam 100 dönüm üzerine bir malikâne bile hazırlanmıştı. İstanbul'a iklim olarak atmosfer olarak en çok benzeyen şehir orasıydı. Başka bir nedeni daha vardı. Birkaç yıl önce Gülen'e en yakın 17 isim büyük titizlikle seçilip ayarlanmış ve hemen sonra bu kente gönderilmiş bulunmaktaydı. Bunların arasında Fetullahçılık gerçeğini yazdığımız ve toplumu uyardığımız için bize özel düşmanlığı bulunan ve iftira broşürleri hazırlayan Faruk Arslan da vardı. Bu 17 ismi de CIA ile birlikte Kanada'nın hâkimi olan İngiliz Gizli Servisi hazırlamıştı. Kanada gizli servisi Service Canadien Du Renseignement De Securite bütün adımları CIA ile birlikte atmıştı. Peki bu servis kime bağlıydı? İngiliz hükümetine sanılmasındı, doğrudan Kraliçe'ye, o da Siyonist patronlara bağlıydı. KanadaBaşbakanı bile buralarda ne olup bittiğini anlayamazdı. Gülen'in buradaki günlük yaşamı, toplantıları, medya ağı, operasyonlar iki gizli servis tarafından planlanırdı. İngiliz ve ABD Siyonist sermayesinin Fetullah Gülen hamlesi Ortadoğu'ya ve kaybettiği Afrika'yatekrar döneceğinin habercisi sayılırdı, zaten Cemaat ya da FETÖ kabul etmeliyiz kiAfrika’da ve Orta Asya’da pek çok devletten çok daha güçlü durumdaydı. Güney Afrika'daki okullarda çalışanların pek çoğu İngiliz MI6 ve CIA elemanıydı. Yani Afrika ve Asya’da FET֒nün İslam kılıfı ve dindarlığı Siyonistlerin çok işine yaramaktaydı.

    Türkiye’nin “Gülen'i tutuklayın, çünkü ikinci darbeye hazırlanıyor” çağrıları dikkate alınmamıştı.

    Bakanlık, FETÖ elebaşı Gülen’in iadesi amacıyla geçici olarak tutuklanması için ABD’ye gönderdiği yazıda 6 ayrı suçlamaya ilişkin delilleri dosyaya koymuşlardı. 6 şüphelinin itiraflarına dayanarak bu tespit yapılmıştı. Ankara Başsavcılığı'nca FETÖ'cü darbe girişimine ilişkin soruşturma kapsamında, elebaşı Gülen'in ABD'de geçici olarak tutuklanması için hazırlanarak ABD'ye iletilmek üzere Adalet Bakanlığı'na gönderilen 15 sayfalık yazıda çarpıcı detaylar yer almıştı. Yazıda, ABD ile Türkiye arasında suçluların iadesine yönelik Adli Yardımlaşma Anlaşması'nın 10. maddesi anımsatılarak, “Bu şahıs ülkemizde işlenen birçok suçun yanı sıra 15 Temmuz tarihinde gerçekleştirilen kanlı darbe teşebbüsü talimatını veren kişi olması nedeniyle tutuklanması için aranmaktadır” uyarısı yapılmıştı. Ancak yazıdaki, “Lütfen bu aramaları iş bu geçici tutuklama talebine istinaden Gülen'in tutuklandığı esnada yapınız” teklifi dikkate alınmamıştı. 15 Temmuz günü TSK içerisindeki FETÖ'cü teröristlerin F-16 ve savaş helikopterleri ile Cumhurbaşkanlığı, TBMM, Özel Harekât, Ankara Emniyeti, MİT, Türksat, Jandarma gibi kurumlara bombalı ve silahlı saldırı gerçekleştirdiği belirtilen yazıda, İstanbul'da da benzer eylemler yapıldığı anlatılmış, darbe girişimi sırasında 246 kişinin şehit olduğu, 3 bin vatandaşın yaralandığı, üst düzey bürokratlar ile kuvvet komutanlarının rehin alınarak kaçırıldığı, ses hızını aşan uçuşlar yapılarak sivil halkın baskı altına alınmaya çalışıldığı hatırlatılarak: “Darbeci teröristler tarafından suikast amacıyla Cumhurbaşkanı'nın bulunduğu otele baskın yapılmış, Cumhurbaşkanı sadece 15 dakika önce otelden ayrıldığı için suikast girişiminden kurtulmuştur. Aynı şekilde İstanbul'dan Ankara'ya karayoluyla gelen Başbakan ve konvoyuna darbeciler tarafından silahlı saldırıda bulunulmuş, konvoyun yolu değiştirilerek başka bölgeye intikal etmesi sayesinde kurtulmuştur” ifadeleri yer almıştı. Şimdi soralım “15 Temmuz kalkışmasının arkasında Amerika ve CIA var” diyen iktidarın, bir de kalkıp aynı Amerika’dan medet ve inayet ve de adalet umması ahmaklık mıydı, yoksa halkı oyalamak amaçlı mıydı?

    Erbakan’a karşı tertiplenen Siyonist destekli 28 Şubat hıyanetinin siyasi mimarı, aslı ve ayarı malum Mesut Yılmaz’ın şimdi Recep T. Erdoğan’a ve 15 Temmuz Demokrasi Kahramanlığına sahip çıkmak üzere Sn. Cumhurbaşkanıyla birlikte Amerika’ya gidip nutuk atması sizce nasıl yorumlanmalıydı?

    Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, BM konuşmasıyla başlayan atak, birçok ülke devlet başkanı ve dünyanın etkili CEO'larıyla sürerken, STK'lar da boş durmamış, farklı mekânlarda farklı kesimlerle buluşmuşlardı. Onlardan biri de Bahçeşehir Üniversitesi'nin bir kuruluşu olan Global Policy Institute'ün düzenlediği 'Başarısız Darbe Girişiminin Anatomisi' paneli olmaktaydı. Mekân New York'un gözde binalarından Harvard Clup'ın salonuydu. Panel, 15 Temmuz darbe girişimini anlatan etkili bir filmle açılmıştı. Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, darbe girişimi karşısında ABD ve AB ülkelerindeki ikircikli yaklaşımları hatırlatıp: "O gece meclis bombalanırken bile bazı Avrupalı dostlarımız bizi sorguluyordu. Darbenin arkasında FETÖ olduğu çok net. Tutuklanmasını sonra da iadesini istiyoruz" havaları atmıştı. İşte bu açış konuşmasından sonra eski Başbakanlardan Mesut Yılmaz'ın yönettiği panel başlamıştı. Panelde bir tarafta eski ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Mark Kimmitt ile Joshua Wolker ve Paola von Schirach, diğer tarafta ise Türkiye'den gelen Prof. Dr. Gülnur Aybet ve Princeton ve Bahçeşehir Üniversitesi Profesörü Heath Lowry vardı.[2] Hatırlatalım bu Heath W. Lowry, babası Yahudi dönmesi bir Protestan din adamıydı, eşi Demet Hanım ise Selanikli bir dönme ailenin kızıydı.

    Eski Başbakan Yılmaz'ın gönüllü olarak Türkiye'yi anlatmayı üstlenmesi az görülen ve son dönemin moda deyimiyle "milli ve yerli" duruşun iyi bir örneği sayılmıştı!? Yılmaz, iktidardan farklı düşünen bir siyasetçi olarak darbeye karşı ölümü göze alan halkın hakkını küresel meydanlarda savunarak gözlerimizi yaşartmıştı. Konuşması da çok dokunaklıydı. Yılmaz şöyle seslendi ABD'lilere: "ABD'de Türkiye'yle ilgili çok az şey biliniyor. Bu nedenle komplo teorileri üretilebiliyor. Bilgisi olmayanlar eminmiş gibi konuşabiliyor. İşte bu toplantıyı bu nedenle yapıyoruz. Daha gerçek bir tablo ortaya çıksın istedik. Türk halkı 70 yıldır ABD'ye demokrasiye ve laikliğe destek olacak gözüyle baktı. Ve 15 Temmuz'da Türkler ABD'nin desteğine çok ihtiyaç duydu ama ne yazık ki bu desteğin gelmesi çok uzun sürdü. Maalesef Türk halkını ilk tebrik eden Putin oldu. Bunu söylemekten üzüntü duyuyorum. Çünkü Türkiye'de laik, dindar sol veya sağ görüşlü, kim olursa olsun hepsinin demokrasinin devamına inançları çok sağlamdı. Halk demokrasinin askeri darbelerden daha üstün olduğunu düşünüyor ve sahip çıkıyor." 28 Şubat’ın siyasi baş figüranı, Koyu Erbakan karşıtı ve Şeriat düşmanı Mason Mesut Yılmaz’ın bu demokrasi savunması ve Erdoğan’a sahip çıkması bile halâ ahmakların gözünü açmasına yeterli olmamıştı.

    Bu operasyonun arkasında da İngiliz ve Amerikalıları kullanan Siyonist Yahudi aklı vardı... Bir yandan İslam'ın içine girip yönetiyorlar, öte yandan Siyasal İslam'ın figüranlarına ayar veriyorlardı. Elbette Pensilvanya da bunların korumasındaydı. Duyumlara göre Pensilvanya'da hareketlilik yaşanmaktaydı. CIA'nın Virginia'daki ajan eğitim merkezi CAMPPEARY'nin çok özel timi Pensilvanya'dan ayrılmıştı. Dedikoduya göreGülen şimdilik başka bir yere taşınmıştı, Kanada hazırlığı başlamıştı. Bu adamların Pensilvanya'yı boş bırakmadığı bilindiği için ortadan kaybolmaları garip karşılanmıştı. Kesin olan bir gerçek vardı: Amerika, Gülen ve ekibini Türkiye’ye kaptırmayacaklardı. 40 yıldır üzerinde çalıştıkları bir organizasyonu tasfiye etmek istemiyorlardı. 150 ülkede ne kadar zengin yeraltı kaynağı varsa yanında Cemaat Okulları bulunmaktaydı. Her şeyiYumuşak Güçle kontrol etmek için bu yapıyı hazırlamışlardı. New York’ta Rothschild’lere ait 51. Sokak'taki 1251 No'lu binanın sakinlerinden biri de ünlü Hukuk bürosu Dla Piperolmaktaydı. Gökdelenin 27. katında bunlar vardı. Amerika'ya eşi ve çocuğuyla gittiğindeRıza Sarraf'ı tutuklayan New York Güney Bölge Hâkimi Richard Berman... Evet Paralel Yapı'nın organizasyonlarına katıldığı bilinen Berman. İşte 1251 nolu binanın sakinleri arasındaydı. Yani FETÖ'yü biraz dinlendirip başka bölgelerde kullanacaklardı. Ama bize farklı bir şekilde saldıracaklardı. Aynı adamlar farklı cephelerden farklı ittifaklarla saldırma ustalarıydı. Uyanık olmak durumundayız... Devletin tepesine kadar yaklaşmaya çalışanları görünce şaşırmaktayız. Kabuk da, kılık da değiştiriyorlardı. Utanma da yoktu, atsan da gitmiyorlardı. Hep havalimanındalardı... İşin garibi ne yaptıklarını kimsenin bilmediğini sanıyorlardı!” diyen ve bazı gerçekleri saptırmak ve Türkiye’yi “İngiliz Yahudilerinden kurtarıp, ABD Siyonistlerine bağlamak” safsatasına inandırmak isteyen yalaka yazar kimlerin elemanıydı?

    FETÖ soruşturması AKP’ye dayanırsa parçalanma kaçınılmazdı!

    Saray yandaşı gazeteci Ömer Turan’ın ifşaatları!

    Ömer Turan adlı “saray yanlısı” hatta yağcısı bir gazetecinin itirafları da önemli ipuçları sunmaktaydı.

    Ömer Turan Erdoğan'ın sarayda “tek başına” kaldığını vurgulamıştı. Ona göre şu an AKP ve devlet içinde FETÖ'ye karşı mücadele eden tek kişi Erdoğan’dı. Bu Ömer Turan, hükümetin içinden direnişle karşılaşıldığını, bazı Bakanların gözaltlarına engel olduklarını, Milletvekillerinin Savcı ve Hâkimleri tehdit etmeye başladıklarını anlatmıştı. Ona göre Türkiye İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana işgal altındaydı ve bugüne kadar gelen bütün iktidarlara izin Amerika’dan çıkmıştı. Erdoğan da Amerika'dan izin almasa Başbakan olamazdı. Amerika Erdoğan'ın yanına üç grubu denge olarak koyduktan sonra AKP iktidarına fırsat tanımıştı. Bunlar İrancılar, cemaatçiler ve Kürtçülerden oluşmaktaydı. Bu üç grup kendi aralarında anlaşamasalar bile belli zamanlarda ittifaklar yapmaktaydı. Bu Saray gazetecisine göre önümüzdeki kısa süreçte; “akılalmaz şeyler olacaktı” ve bazı Bakanlar ve çok önemli adamlar da gözaltına alınacaktı!.. Böylece siyasete ve medyaya sıra geliyordu ve herkes çok şaşıracaktı... Ömer Polat'a göre Abdullah Gül, Fetullah Hoca ve Beşir Atalay troykası Erdoğan'a karşı hazırlık yapmaktaydı. Ama bunların tabanda bir karşılığı bulunmamaktaydı. Ayrıca AKP içinde 40 kadar milletvekili de cemaatin talimatıyla hareket edebilir konumdaydı. “Bütün bunları dinledikten sonra, daha önce kimi saraycı kimi AKP'ci gazetecilerin, siyasetçilerin söylediklerini de zihnimden geçirdiğimde, görüyorum ki Erdoğan artık yolun sonuna gelmiş bulunmaktaydı. Eğer çok ustaca bir plan yapıp başarılı olmazsa, muhalefete bile gerek kalmadan AKP Erdoğan'ın işini kendi bitirmiş olacaktı!..” diyen yazar herhalde bir şeylerin farkındaydı.

    Bu arada, Eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, kendisinden umulmayan bir çıkış yapmış ve "OHAL bir an önce kaldırılsın" diyerek gündemi sarsmıştı. Yıllar yılı mutedil olarak tanınan birinin, adeta patlaması iyi okunmalıydı. Durdu durdu da niye şimdi patlamıştı? Son FETÖ operasyonunda en büyük darbeyi Kayserili iş adamları almıştı. Kimi bin kimi on bin kişiye imkân tanıyan holdinglerin sahip ve yöneticileri önce gözaltına alınmıştı. Gül'ün ilk serzenişine; "Dilerim bu mezalim fazla sürmez" sözleri yansımıştı. Birkaç tahliyeden sonra, bu sefer tutuklamalar başlamıştı, üstelik etkilenen insan gücü olarak kalabalıktı. -Çok da başarılı- holdinglere kayyum atamalara geçilince, hemşerilerinin yakınları Abdullah Gül'ün kapısına dayanmış "Sesimiz ol" çıkışlarına başlamıştı. Hükümetin, Abdullah Gül'ün uyarısını dikkate alması gerektiğine inanıyoruz. AKP içinde Gül'le aynı düşünceleri paylaşanların sayısı giderek artmaktadır. Şimdilik hafif sesle konuşulan bir konuyu da aktaralım. Abdullah Gül'ün başına geçebileceği ve Bülent Arınç ile Ali Babacan gibi isimlerin yer alacağı yeni bir siyasi oluşumun önü kesilmeye çalışılmakta, parasal desteği sağlayacak kişiler bu şekilde devre dışı bırakılmaktadır. "Kayseri'ye indirilen balyoz sırf bu yüzden" diye düşünenlerin sayısı bir hayli fazladır. Bundan sonraki gelişmeleri bu açıdan izlemekte de yarar vardır!” diyen yandaş yazarlar neyin kuşkusunu yaşamaktaydı?

    AKP Sakarya Milletvekili Ayhan Sefer Üstün'ün, “Partiye sızmış olan FETÖ'cülerin temizlenmesi arzusunu” dile getirmesi 21 Eylül gazetelerinde yer almıştı. Aynı gün AKP Genel Merkezi kaynaklı bir bilgi daha haber merkezlerine ulaşmıştı. Parti üst yönetimi ve il başkanları dışında konuşmacıların olacağı etkinlikleri iptal kararı alınmıştı. Bu gelişmeler iki şeyin alameti sayılmalıydı. Birincisi, AKP yönetiminin kendi mahallesindeki Fetullahçı varlığı konusunda duyduğu kuşkunun ne kadar üst düzeylere vardığı. İkincisi de, AKP içinde bir “FETÖ operasyonunun” yaklaştığı anlaşılmaktaydı. Neticede AKP’nin 2002’de iktidara gelmesinden 2013’e dek Gülenciler de AKP yolunda kucak kucağaydı, onun verdiği imkânlardan fazlasıyla, üstelik (sınav soruları çalınması gibi örneklerde yasa dışına çıkarak) faydalanmışlardı. Evet Fetullahçıların neredeyse kırk yıldır siyasetçilerin zaaflarını kullanarak devlet kademelerine sızdığı açıktı. Ama yargının, bürokrasinin, askeriye, üniversite ve medyanın kilit konumlarına yükselmelerinin asıl AKP döneminde olduğu da unutulmamalıydı. AKP’nin “Biz zaten ayıklamıştık” deyip, orada bir Belediye Başkanı, burada bir ilçe elemanını çıkarıp halkı avutarak, aslında ciddi bir ev temizliğine başlamaktan kaçınmasıydı” tespitleri haklıydı.

    Kadir Topbaş'a yardım ve yataklık davası!

    İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş hakkında FETÖ Terör örgütüne yardım ve yataklık yapmak suçlamasıyla dava açılmıştı. (İBB) Meclis üyeleri Hüseyin Sağ ve Süleyman Nadir Ataman, İBB Başkanı Kadir Topbaş hakkında, “FETÖ Terör örgütüne yardım ve yataklık"," Kamu imkânlarını ve gücünü kullanarak şu an FETÖ terör örgütü ile bağlantısı olan kişi ya da kurum yöneticilerine menfaat sağlamak", "Görevi kötüye kullanmak", "İmar Kirliliğine neden olmak" iddiasıyla suç duyurusunda bulunmuşlardı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosu suç duyurusunu işleme koymuş bulunmaktaydı.

    Eski AKP’li Belediye Başkanının başını bu sözler yakmıştı!

    FETÖ/PDY silahlı terör örgütü suçundan tutuklanan ve AKP’den ihraç edilen eski Aşkale Belediye Başkanı Enver Başaran’ın soruşturmasında ilginç detaylara ulaşılmıştı.

    Tutuklu bulunan eski Aşkale Belediye Başkanı Enver Başaran hakkında yapılan istihbarat bilgi raporunda, ‘AKP’nin yolsuzluklarından dolayı vatandaşın bu seçimde Saadet Partisi’ne oy vereceği’ söyleminde bulunduğu, sürekli Cumhurbaşkanı Recep T. Erdoğan’ı her ortamda eleştirdiği ‘Habur Sınır Kapısı’ndan giren mi terörist? Yoksa namaz kılan FET֒ye inanan mı daha çok terörist’ şeklinde beyanlarda bulunduğu tespit edilerek Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusu yapılmıştı.

    AKP Bakanlarından, İl ve İlçe Başkanlarından, Milletvekili yaptıklarından ve yandaş yazarlarından kaç tanesi “1 Dolarlık” adamdı?

    Mehmet Altan'ın evindeki aramalarda FETÖ'nün örgüt içerisinde şifre olarak kullandığı iddia edilen F serisi 1 Dolar çıkmıştı. O anları polis kamerası saniye saniye kayda almıştı.FET֒ye, bilerek isteyerek yardım etmek, darbe propagandası yapmak ve darbeye iştirak suçundan gözaltına alınan Mehmet Altan’ın evinde 1 Amerikan Doları bulunmasına ilişkin video görüntüsü ortaya çıkmıştı.

    TRT'nin eski Haber Dairesi Başkanı Nasuhi Güngör TRT'deki görevinden istifa edip ayrılmıştı. Hakkında başlatılan soruşturma sonrası görevinden istifa eden Göngör zehir zemberek açıklamalar yapmıştı. TRT’nin eski Haber Dairesi Başkanı Nasuhi Güngör: "Bu süreçte kamuoyuyla bazı bilgi ve belgeleri paylaşarak FET֒nün TRT’de nasıl halâ pervasızca hareket ettiğini ortaya koyacağım" diyerek kafaları karıştırmıştı.

    Ali Bayramoğlu Yeni Şafak'tan niye ayrılmıştı. Yeni darbe korkuları mı sarmıştı?

    Yeni Şafak gazetesi ile Ali Bayramoğlu'nun yolları ayrılmıştı. 15 yıldır Yeni Şafak gazetesinde köşe yazarlığı yapan Ali Bayramoğlu ayrılık kararını ve gerekçesini Twitter hesabından yaptığı açıklamayla duyurmuştu. Hükümete yakınlığı ve özellikle Erdoğan hayranlığı ile bilinen Yeni Şafak gazetesi yazarı Ali Bayramoğlu'nun bir süredir Can Dündar, akademisyenler, Ahmet ve Mehmet Altan kardeşlere sahip çıkan yazıları gazete ile arasında soğuk rüzgârlar esmesine neden olduğu konuşulmaktaydı. Ama daha derin kulislerde, Onun yeni bir darbeden kuşkulandığı konuşulmaktaydı.

    FET֒cülerin Asya Finans’ının açılışında kurdeleyi tutanlar, soldan sağa: Abdullah Gül, Fetullah Gülen, Tansu Çiller, Recep T. Erdoğan olmaktaydı. Ama o bankadan para havalesi yapan emekli gariban “FET֔cu oluğu için gözaltına alınmaktaydı… Damat Berat Albayrak Fetö’cülerin Fatih okulundan mezun olmuşlardı. Numarası 1031 olan damat bey, AKP’den Milletvekili yapılmış, Bakan koltuğuna atanmıştı. Ama diğer binlerce aile şaşkındı, çocukları sokakta bırakılmıştı… Konya'da çok değerli o arazi için “Turizm” dışında kullanılamaz hükmü vardı… 2009'da AKP yönetimi değişiklik yapmış “Turizm”maddesinin yanına “eğitim” maddesini ekleyip araziyi cemaate aktarmıştı. O sırada Selçuk Üniversitesi rektörü karşı çıkmış, ama tutuklanmıştı. Bu kıymetli arazi Cemaate verilmiş, üzerine hastane yapılmıştı. Burası kapatılmış ve diyaliz makinesine bağlı hastaları kapının önünde kalmıştı… Cemaat üniversitesinin 2012 akademik yılı açılış töreni şaşaalı yapılmıştı. Recep T. Erdoğan kürsüde, bu değerli eseri yaratanlara teşekkürler ve övgüler yağdırmıştı. Gökten konfetiler saçılmış, Fahri doktora ünvanları takılmış, Cübbe kuşanılmıştı. Ama şimdi o üniversiteyi de kapatıp, akademisyenlerini gözaltına almışlardı… Cemaatin ne mal olduğunu en iyi biz biliriz, kazınıp silinmesi tamam da… Hastalanıp bunların hastanesine yatan hastadan hesap sorulmakta, doktorlar tutuklanmakta, öğretmenler ve öğretim görevlileri işinden atılmakta. Çocuklar mağdur bırakılmakta, veliler suçlu sayılmakta, diyaliz makinesi bile lanete uğramakta, röntgen cihazı ambara kaldırılmaktaydı!..

    Yani; cübbe suçlu sayılıp hesap sorulmakta; hesap soran ise cübbenin içindeki Zat olmaktaydı. Hakikaten “At izi, it izine” karışmış durumdaydı”tespitlerini yapan muhalif bir yazar ve fikren benimsemediğimiz bir şahıstır diye bu çarpıcı gerçeklere sahip çıkmamak bir vicdan ayarsızlığı sayılmaz mıydı?

    Masum olduğuna inanan insanlar intihar etmeye başlamıştı!

    Bursa’da FETÖ soruşturması kapsamında tutuklanan Savcı Seyfettin Yiğit’in kaldığı cezaevinde ölü bulunduğu açıklanmıştı. İntihar ettiği ileri sürülen Yiğit'in ailesi, intihar iddialarını yalanlamıştı. Bursa'da yürütülen FETÖ/PDY operasyonu kapsamında gözaltına alındıktan sonra tutuklanan Cumhuriyet Savcısı Seyfettin Yiğit, cezaevine konulmuştu. Savcı Yiğit'in, kaldığı H Tipi Cezaevi tuvaletinde dün kendini çamaşır ipi ile astığı öne sürüldü. Cansız bedeni koğuş arkadaşları tarafından bulunan Yiğit'in cenazesi Bursa Adli Tıp Kurumuna kaldırılarak otopsi yapılmıştı. Yapılan otopsinin ardından 4 çocuk babası 50 yaşındaki Seyfettin Yiğit, Emirsultan Cami'nde öğle vakti kılınan cenaze namazının ardından, Emirsultan Mezarlığı'na defnedilmişti. Cenaze namazı öncesi gazetecilere açıklamalarda bulunan Yiğit'in ailesi intihar iddialarına karşı çıkarak, Seyfettin Yiğit'in FETÖ örgütü ile ilgisinin olmadığını, hayatı boyunca FETÖ örgütüne karşı dik durduğunu vurgulamışlardı. "Cumhurbaşkanımıza ve bize yazdığı mektup henüz ulaşmadı" diyen Seyfettin Yiğit'in kızı Ayça Yiğit, "Basında çıkan haberler gerçeği yansıtmıyor. Babam Fethullahçı değil, Süleyman Efendi Cemaati'ndendi. Babam hayatı boyunca bu örgütün karşısında olmuş birisidir. Bu kesinlikle bir intihar değil, cinayettir. Kendisi kesinlikle bunu yapacak birisi değildir. Tamamen dinine bağlı bir kişiydi. Biz onun aklanacağına inanıyorduk ama olmadı, onu elimizden aldılar" diyerek çarpıcı şeyler aktarmıştı. Kızı Ayça Yiğit, "Çok bilgisi vardı. Susturulmaya, bastırılmaya çalışıldı. Biz kendisiyle ölmeden bir gün önce görüştük. Kimseden yardım istemiyordu. Cezaevi içerisini bize anlatmıyordu. Baskı olup olmadığını bilemiyoruz. Bize yazdığı bir sürü mektup var, bunların da elimize ulaşacağını düşünüyoruz. Cumhurbaşkanımıza da mektup yazdığını biliyoruz. Mektupları henüz almadık, içeriğini bilmiyoruz fakat onların intihar mektubu olmadığına eminiz"açıklamalarını yapmıştı.

    Son uyarı ve dost hatırlatması!

    Cemaatle AKP’nin 13 yıllık işbirliğinden haberdar olan kesim, tıpkı “Davos tiyatrosu” gibi haklı olarak Darbe olayına da “kurgu” gözüyle bakabiliyorlardı. Evet ortada bir Darbe girişimi vardı, ama önemli olan bu girişimin “bütünde yalnızca bir parça” olduğu gerçeğinin saklanmaya çalışılmasıydı. Tarihten örnekleyecek olursak Amerikan İç Savaşı’nda da benzer bir tezgâh kurgulanmıştı. Uşakları olan Mason localarının yeraltı madenleri için birbirine düşmesinin önünü açan Siyonizm; uşaklarının bu savaşından siyasi rant kazanmıştı. Siyonist odakların ülkemizde de yıllar önce kapıştırmaya başladığıiki işbirlikçisinin savaşından ve CIA’nın planladığı, çok şükür TSK’nın boşa çıkardığı bu darbe girişiminden de kendi hesabına kârlı çıkmaya çalışması olağandı.

    Ortada çok yönlü bir tahrip vardı; bunlardan biri TSK’yı yıpratmak; zayıf noktalarını, açıklarını bulmak, sızmak ve kontrol altına almaktı. Ama yetkili zevatın çıkaracağı dersoldukça açıktı: İsrail’le yaptığı dansa güvenmek tarihi bir hata, vicdani bir vartaydı! Uğruna Irak ve Libya’nın işgaline yardım ettiği Siyonizm; diğer işbirlikçisi FETÖ ile kendisini öldürmeye bile kalkışmıştı!?

    Yaptığı tahripkâr ve tavizkar politikalar nedeniyle artık iki arada bir derede kalan kahramanlara bazı hatırlatmalarımız olacaktı: Bizler kaypak ve yandaş kalemler gibi “İktidar kurmayları Davos’tan sonra ABD’nin güdümünden çıktı; kendi stratejisini yürütmeye başladı” balonunu tekrarlamayacağız. Çünkü bu zırvacılar; Davos’tan önce de Erdoğan’a kılıf buluyorlardı. Kaldı ki bunlar BOP tehdidi karşısında “elle tutulur” hangi milli stratejiyi ortaya koymuşlardı? Bırakın BOP’a karşı stratejiyi; İsrail’in en rahat “çalıştığı kurum” halâ AKP iktidarıydı. Davos’tan sonraki tek fark; bunların BOP hizmetine “mazlum Müslümanların koruyucusu” imajıyla ivme kazandırmalarıydı. Biz balonlara değil; icraatlara bakmalıyız: Büyük İsrail için Irak ve Libya’yı bombalatan kahramanlar; aynı BOP için bu kez Suriye ve Mısır’ın karıştırılmasında görev almışlardı. Yandaş kalemler gibi düşünmediğimizi vurguladık; fakat bizler AKP’li kurmayların bazı politikalarındaMecburiyetten ötürü milli güçlerin güdümüne sığındığı kanaatini taşımaktayız. Şöyle ki; kendisi halâ Açılım derdinde iken, TSK hükümetten YPG’ye karşı operasyonlar için izin istemiş ama sadece bir kısmına “olur” çıkmıştır. Fakat TSK bunlara rağmen operasyonlara başlamış ve kahramanlarımız da imaj “kurtarma gereği” bu operasyonları sahiplenmek zorunda kalmıştır.

    Evet, Erdoğan’ın bazı politikalarında zorunluluktan ötürü milli güçlerin güdümüne girdiği anlaşılmaktadır. Bunu doğuran sebep milli derin gücün mecbur bırakmasıdır. Lakin ihtimal değil kesin olan tek şey vardır; Darbeyle yıpratılsın veya iktidarda kalsın, geçmişte hizmet ettikleri Siyonizm tarafından herkesin sonunda zarara uğratılacağıdır. Bu yüzden kahramanlarımızın, Milli Güçlerin çizgisinde kalmayı sürdürmeleri kendi çıkarları icabıdır. Çünkü İsrail-ABD kullandığı işbirlikçilere işleri bitince asla acımamaktadır. Zaten kendi hayatlarına kasteden darbe girişimi bunun en açık kanıtıdır!

     


    [1] 20.09.2016 Hürriyet

    [2] Mahmut Övür / 24 09 2016 / Sabah
















 
Yorum Ekleyin
Yorum eklemek için üye olmanız gerekmektedir.
 
Telif Hakkı: Prof. Dr. Necmettin Erbakan - NecmettinErbakan.Net, Necmettinerbakan.org | Milli Çözüm Dergisi | AhmetAkgul.Net | MealiKerim.com | İLETİŞİM |RSS