• Ayet ve Hadislerle; ÖFKEYİ YENME VE YÖNETME AŞAMALARI

    Ayet ve Hadislerle; ÖFKEYİ YENME VE YÖNETME AŞAMALARI

    05 Mart 2020

     
    | Devamı
     

    Ayet ve Hadislerle;

    ÖFKEYİ YENME VE YÖNETME AŞAMALARI

          

    Kur’an’da hiç öfkelenmemek değil, öfkeyi yenmek ve kontrol etmek öğütlenmiştir.

    “Ki onlar, bollukta da, darlıkta da infak edenler, (yoksula ve cihat yoluna para verenler), öfkelerini yenenler ve insanlar(daki hakların)dan bağışlama ile (vaz)geçenlerdir. Allah, muhsinleri (her türlü iyilik ve takvada titizlik ehlini) sevendir.” (Al-i İmran: 134)

    Öfke; gerçekten yaşanan veya var sanılan bir “engellenme” durumunda veya tehdit ve haksızlıklar karşısında oluşan bilişler ve hissedişler sonucu nefsi müdafaa (haklarını ve çıkarlarını koruma) ile ilgili doğal tepkiler ve davranışlar ve kişiyi rahatsız edici uyarıcıları ortadan kaldırmaya yönelten güçlü duygulardır. Öfke; basit bir sinirlilik veya kızgınlık halinden, yoğun hiddet durumuna kadar değişen derecelerdeki duygusal tavırlardır. Öfke, kişilerin hayırlı ve yararlı sandıkları girişimlerine engel olunduğunda ve haksızlığa uğradıklarında yaşadıkları normal, doğal ve sağlıklı bir duygu ortamıdır. Öfke, bireyin amacına ulaşmasının engellenmeye çalışıldığında ya da ihtiyaçları karşılanmadığında yaşadığı etkili ve harekete geçirici bir tepki yumağıdır.

    “Dedi ki: "Gerçekten ben, sizin bu yaptığınıza öfke ile karşı olanlardanım." (Şuara: 168)

    “Bunun üzerine (Hz.) Musa oldukça kızgın ve üzgün olarak kavmine döndü ve dedi ki: “Ey kavmim, Rabbiniz size güzel bir va’adde bulunmadı mı? Size (verilen) söz (ya da süre) pek uzun mu geldi? Yoksa Rabbinizden üzerinize kaçınılmaz bir gazabın inmesini mi istediniz de bana verdiğiniz (iman ve itaat) sözünüzden caydınız?” (Taha: 86)

    “Musa, kabaran öfkesi (gazabı) yatışınca (Kutsal Emirler kayıtlı) Levhalar'ı aldı. (Onlardan bir) Nüshasında ‘Rablerinden korkanlar için (elbette) bir hidayet ve bir rahmet (doğru yolu bulmak ve onurlu yaşamak) vardır’ (yazılıydı).” (A’raf: 154) ayetleri bu gerçeği anlatmaktadır.

    Öfke tavrının tezahüründe farklı davranışlar bulunmasına rağmen, temelinde ve tepkilerde bazı noktalarda benzerlikler bulunmaktadır. Bu tanımlardan yola çıkarsak öfke duygusunun özellikleri şunlar olmaktadır:

    • Öfkelenmek içsel bir kızgınlık ve bir duygu halidir. Belirli bir engel, eleştiri ya da saldırı karşısında birden ve kendiliğinden ortaya çıkabilir. Öfke, planlı olarak meydana gelmez, aniden ifade edilir.

    • Öfke evrensel bir duygu ve tepki biçimidir. Gerekli koşullar oluştuğunda herkes öfke duygusunu yaşayabilir.

    • Öfke ifadesinin farklı olması, bu duygu karşısında verilen tepkilerin farklı olması nedeniyle, kişiyi daha fazla eleştiriye ve saldırıya açık hale getirir.

    • Öfkeli davranışlarımız öğrenilmiş şekillerdir. Bu davranışları çevremizden ve ailemizden öğreniriz. Bu nedenle öfkenin ifadesi, kişiden kişiye farklılıklar gösterir.

    • Öfke ifadesi öğrenilen bir özellikle alışkanlık halini alabilir. Bu nedenle olumsuz ifade öğeleri taşıyan davranış biçimlerinin yerine, daha uygun ve yeni ifade biçimleri edinilebilir.

    Öfke duygusu haksızlık ve engellenme durumunda birden ortaya çıkan bir duygu ve tepkidir. Hemen ifade edilmesi ya da hemen bastırılması sağlıklı değildir.

    Bu nedenle öfkenin nedeninin araştırılması ve öfkenin tanınması çok önemlidir. Araştırmalar sonucunda öfke duygusu hakkında doğru olduğu kabul edilmiş bazı bulgular elde edilmiştir.

    • Normal öfke fizyolojik öğeleri olan bir duygudur, davranış tarzı değildir.

    • Ancak kronik öfke, sağlık için tehlikeli olabilir. Kronik kalp krizi riskini artırabilir.

    • Öfke çoğu kez ortaya çıkmadan tehlikesiz hale getirilebilir ve getirilmelidir.

    • Öfkenin ifade edilmesi gerektiği zaman; ifade şekli, intikama yönelik değil, çözüme yönelik ve etkin bir şekilde gösterilmelidir. Duyguların saldırganca ifadesi, çözümü değil, daha fazla saldırganlığı tetikleyecektir.

    • Öfkenin hedefi çoğu zaman yabancılar değil, yakınlarımızdaki kişilerdir.

    • “Öfkenin boşaltılması” sadece sorunun çözümü için zemin hazırlanması açısından değerlidir.

    • Öfke ile başa çıkmanın en sağlıklı yolu; onu daha az zarar verecek bir hale getirmektir.

    Doğru ve olumlu yöntemlerle ifade edilmeyen öfke, fizyolojik ve psikolojik tahribatlar yapabilir. İçimizde saklanan kin ve öfke kahredici olabilir.

    “(Ey mü’minler!) Sizler, işte böylesiniz; (hâlâ) onları seversiniz, oysa onlar sizi sevmezler (üstelik düşmandırlar). Siz Kitabın tümüne inanırsınız, onlar (münafıklar ise sadece) sizinle karşılaştıklarında ‘inandık’ derler (ama Kur’an’ın bazı şeriat hükümlerini inkâr ve itiraz ederler), kendi başlarına kaldıklarında ise, size olan kin ve öfkelerinden dolayı parmak uçlarını ısırırlar. De ki: ‘Kin ve öfkenizle geberin!’ Şüphesiz Allah, gönüllerin özünde saklı duranı Bilendir.” (Al-i İmran: 119)

    “(O cehennem) Öfkesinin-şiddetinden neredeyse patlayıp parçalanacaktır. Her bir (kâfir ve zalim) grup onun içine atıldığında, bekçileri onlara: ‘Size (bugünleri haber veren) bir uyarıcı gelmedi mi?’ diye soracaklardır.” (Mülk: 8)

    Öfkeyi ifade tarzının; öğrenilebilen ve değişebilen bir özellik olması nedeniyle ve saldırgan öğeler içeren olumsuz öfke ifade biçimlerinin yerine, daha uygun-olumlu ve saldırgan öğeler içermeyen öfke ifade biçimleri öğrenilebilir. Ayrıca duygu enerjisinin gelişigüzel ortaya salınmasının doğuracağı tehlikeli sorunlar da olabilir. Oysa duygularımızın enerjisinin kontrollü bir şekilde açığa çıkması, yani eğitilmesi onları yaşamamıza engel değildir. Öfke denetimi ve bunun yararları ayet ve hadislerle öğretilmiştir.

    Öfkenin olumsuz yanları

    Öfke duygusunun olumlu yönleri olduğu kadar, uygun ve sağlıklı ifade edilmeyen öfkenin, olumsuz birçok yönü de vardır. Öfke kişiler arası ilişkilere zarar verdiğinde sağlıksız bir duygu halini alacaktır. Bu haliyle öfke, yıkıcı, zararlı ve saldırgancadır. Kötüye kullanımı açısından diğer duygulardan ayrılır. Sağlıksız öfkenin içeriğinde zarar verici kızgınlık, kırgınlık ve sık sık saldırganlık vardır.

    Öfke hali, beraberinde saldırganlık davranışına dönüşerek son derece tehlikeli sonuçlara neden olabilir. Öfke duygusunun sonuçlarının başında öncelikle bireyin kendisine verdiği zararlar gelir. Öfke duygusu yaşanırken beyin ve vücutta enerji yoğunluğu meydana gelmekte ve bu enerjinin dışarıya yanlış aktarılması bireyde ruhsal ve fiziksel zararlara sebebiyet vermektedir. Yaşanan ruhsal gerilim sonucu kişilerde, mide rahatsızlıkları, sinir bozuklukları gibi rahatsızlıklar görülebilir. Öfke anlarında seçilen davranışlar, ses yükseltilmesi, hakaretler, kaba kuvvet ve şiddet, saldırganlıklar ya da bunların tam tersi örüntüde içe kapanmalar, durumu yok saymalar, sözlerle taş atmalar, dedikodular gibi olumsuz davranışlardır ve bu davranışlarla olumlu sonuçlara ulaşmak mümkün değildir. Bu tür davranışlar bireyin benliğine zarar verir. Her iki şekilde de öfke anlarında yaşanılan kontrolsüz davranışlar daha sonradan pişmanlıkları beraberinde getirecektir. Açık bir biçimde ifade edilen öfke, yıkıcı olabilir. Bunlar aile içinde ve kişiler arası ilişkilerde çatışmaya neden olabilmekte ve ilişkiye zarar verebilmektedir. Aşırı öfke ve saldırganlık çocukların eğitiminde, aile ve akranları ile ilişkilerinde olumsuzluklara yol açabilmektedir.

    Öfke kontrolü olmayan kişilerde şiddetli ve ani öfke patlamaları, güç kazanmak için öfkeyi bir araç gibi kullanmaları, öfkenin altındaki nedenlerle baş edebilmek için içki ve madde kullanmaları, eleştirilmeye, reddedilmeye karşı aşırı tepki koymaları, kendi davranışlarının sorumluluğunu kabul etmeyerek başkalarını suçlamaya çalışmaları gibi bazı davranışlar gözlenir. Öfke denetiminde problem yaşayan öğrenciler genelde saldırgan ve başkalarının niyetlerini anlamada zorlanan öğrencilerdir. Bu öğrenciler, kendilerini öfkelendiren durumlar karşısında yaşıtlarıyla anlaşamadıklarında suç işlemektedirler. Ayrıca onların sosyal problemleri çözme konusunda başarısız oldukları gözlenmektedir. Öfke aynı zamanda intihar davranışı için de risk faktörlerinden biridir. Yoğun öfke kaygı bozukluklarına etkilidir, öfkenin yoğunluğunun azalmasına bağlı olarak kaygı belirtilerinin de azaldığı araştırmalarla belirlenmiştir. Saldırgan davranışlar ve şiddet eylemlerinin çoğu; öfke, kaygı, korku gibi duygu durumları sonucunda ortaya çıktığı bilinmektedir. Çocukluk ve gençlik çağında bir duygulanım ve coşku biçimi olarak yaşanılan öfkenin kişilik üzerinde bıraktığı olumsuz etkiler daha sonraki yıllardaki kin, nefret, kıskançlık, düşmanlık gibi duygulara dönüşebilir. Bu tür duyguların etkisi altında olan insan daha sık ve şiddetli öfkelenir. Böylece öfkeden kaynaklanan kimi davranışlar büyük sıkıntılara ve yıkımlara sebep olabilir.

    Öfkenin dönüşümleri “bir şamar oğlanı bulma” (yön değiştirme) de olabilir. Bazen tersi yönde ifade edilerek aşırı kibarlık biçiminde (tepki oluşturma) görülebilir. Bazen de ruh sağlığını etkileyerek dengemizi bozabilir. Felç ve tiklere neden olabilir (dönüşüm). Kimi psikosomatik hastalıkların (baş ağrısı, ülser, gastrit, yüksek tansiyon, astım) temelinde öfke duygusu sezilmektedir. İftira, dedikodu, komplo gibi olaylar öfkenin farklı ve yanlış ifade biçimleridir. Öfke aynı zamanda kişinin bilişsel yetilerini ve devinimlerini etkilemektedir. Artık bütün olaylar ve şahıslar bu doğrultuda düşünülür ve değerlendirilir ki bu çok tehlikelidir. Öfke yaşayan birey olayları olumsuz değerlendireceğinden, öfke kişinin sağlıklı düşünmesine de engeldir. Bu açıdan öfke yaşandığında verilen ani tepkiler sağlıksız öfkeli tepkilerdir. Sağlıklı biçimde dışa vurulamayan bu duygu, kişiler arası ilişkilerde olumsuz sonuçlara neden olabilir. Kişiye ve çevresine zarar vererek, dostlar arası ilişkiler de bozulabilir. Öfke yönetimindeki yetersizlik sonucu dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, karşıt gelme bozukluğu, davranış bozukluğu, motor depresyon bozukluğu ve anksiyete bozuklukları gibi çeşitli zihinsel sağlık problemleri ortaya çıkabilir.

    (Firavun, Hz. Musa ve iman edenler için:) “Bunlar (sayı ve güç bakımından) çok az ve zayıf bir topluluktur”. (Yani bunlar çok azınlık olan bir taifedir, marjinal bir ekiptir). (Şuara: 54)

    “Ve bunlar elbette bize karşı da büyük bir öfke beslemektedir (bu yüzden Musa’ya uyanların hepsi fesatlık peşindedir).” (Şuara: 55)

    “(Öyle ki cehennem ateşi) Onları uzak bir yerden gördüğünde, onlar bunun gazaplı öfkesini ve uğultusunu işitip (ürkeceklerdir).” (Furkan: 12)

    “Her kim Allah’ın (davet ve istikamet yolunda sebat ve sadakat ehli kuluna) O’na ne dünyada ne de ahirette asla yardım etmeyeceğini (ve başarıya eriştirmeyeceğini) sanıyor (ve savunuyorsa, aldanıyor ve şeytani karakterinden böyle söylüyor.) Hele göğe (darağacı gibi) bir araç uzatsın (ve ipi boynuna taksın) sonra (ayaklarını yerden) kesiversin de baksın (bakalım, ruhundaki nifaktan dolayı) kurduğu tuzak içindeki öfkesini giderebilecek mi? (Hâlbuki hainler ve kâfirler çatlasa da, Allah elçilerini muvaffak, dinini hükümran kılıverecektir.)” (Hacc: 15)

    Öfkenin olumlu yanları

    “Musa oldukça kızgın ve üzgün olarak kavmine döndüğünde onlara: ‘Beni arkamdan, ne kötü temsil ettiniz (ne çirkin işler çevirdiniz)? Rabbinizin (azap) emrini çabuklaştıracak (sapkınlık ve taşkınlıklara yöneldiniz), öyle mi?’ dedi. (Allah’ın emirleri yazılı) Levhaları bıraktı ve kardeşini başından tutup kendisine doğru çekmeye başladı (ki Harun ona): ‘Ey anamın oğlu, bu topluluk beni zayıflattılar (hırpalayıp çaresiz bıraktılar) ve neredeyse beni öldürmeye kalkıştılar. Bari sen düşmanları sevindirip bana güldürecek (ve kuru gürültüyle onların diline düşürecek) bir şey yapma ve beni bu zalimler topluluğuyla beraber kılma (onlarla bir tutma!)’ diye (yalvardı).” (A’raf: 150)

    Yaşadığımız öfke duygusunun olumsuz yönleri olduğu kadar, sağlıklı ve yararlı tarafları da bilinmektedir. Sağlıklı öfke; uygun zamanda, uygun kişiye, uygun nedenlerle, kontrollü şekilde ifade edilen öfkedir. Öfke duygusu hemen hemen herkesin aklına olumsuz duygu olarak yerleşmiş ve öyle kabul edilmiştir. Gerçekte öfke; kişiyi zor ve tehlikeli durumlara hazırlayıcı ve koruyucu özellikler içermektedir. Çünkü, Cenab-ı Hak gereksiz bir duyguyu bize vermemiştir. Öfke duygumuz yaşanan olumsuz herhangi bir duruma karşı verilen tepkidir. Yaşadığımız bu duygu; bazı şeylerin değişmesi gerektiğini bize hatırlatarak, ilişki sorunlarının veya durumların daha verimli daha dengeli hale dönüştürülmesine yardımcı olabilir. Öfke duygusu, kişiye birey olduğunu hatırlatarak kendi değer ve ilkelerini sahiplenme sorumluluğunu belirtir. Gerektiğinde kızmak ve uyarmak, çevremizde ve ekibimizde, görevinde gevşeklik gösterenleri gayrete getirir, düzenli ve disiplinli harekete yönlendirir. Bu öfke duygusu birey olarak haklarımızın yendiği, ihtiyaç ve isteklerimizin verilmediği, istemediğimiz şekilde engellendiğimiz, bazı işlerin yolunda gitmediği, hiçbir şekilde kabul etmememiz gereken konularda bize mesajlar gönderir. Bu duygunun bizdeki görevi, karşılaşılan zor durum anında kendimizi koruyarak ve savunma konusunda uyararak bizi desteklemesidir. Bu uyarılar ile vücudumuzdaki güç ve enerji miktarı artmakta ve yeni duruma karşı vücut savunma pozisyonuna geçmektedir.

    Evet, öfkenin insan yaşamında çift yönlü etkisinin olduğu belirlenmiştir. Öfke duygusu sıklıkla yıkıcı, saldırgan davranışlarla sonuçlanmasına rağmen, uyum sağlayıcı işlevi de bilinmektedir. Bunlar altı madde ile özetlenebilir:

    • Sağlıklı öfke, enerji verir ve başarıya yönlendirir.

    • Doğru öfke; içsel ve öğrenilmiş bir uyarıcı olarak, onurlu davranışta bulunma yönünde insanı güdüler ve güçlendirir.

    • Öfke sayesinde, kaygıyı dış çatışmaya çevirerek, ego tehdidine karşı kişi kendini savunmaya geçmektedir.

    • Öfke, süregelen davranışın ve haksız saldırıların uyarıcılığını azaltarak acılara engel olabilir.

    • Haksızlık ve yanlışlıkta ısrar eden insanlara yönelik olumsuz duyguların açıklanmasını kolaylaştırıverir.

    • Öfke, stresle başa çıkmada, başlangıçta bir kışkırtıcı olarak olayı daha kolay geçiştirir.

    Öfke duygumuz, bireylerin problem çözme becerilerini geliştirdiği gibi, karşılaştığı bazı engelleri aşmasına da yardımcı olabilir. Öfkeyi doğru ifade etmek sağlık açısından faydalı görülmektedir. Öfkelerini sağlıklı bir şekilde ifade eden kanserli hastaların, ifade etmeyenlere göre daha uzun yaşadığı gözlenmiştir. Belirli bir sınır içinde uygun ve kontrollü öfke, karşılaşılan engeli aşmak, hoş olmayan durumlardan kurtulmak için gerekli tutum ve davranışlarda bulunma olanağı verir. Öfke, diğer duygular ve coşkular gibi, kişiliği koruyucu yönde işlev yapabilir. Bu nedenle çocukluktan yaşlılığa kadar çeşitli çağlar içinde öfkeyi ortaya çıkaran nedenlerin ve öfkenin anlatım biçiminin, kişilik yapısının gelişmesinde ve yapılanmasında olumlu, olumsuz birçok etkisi gözlenmiştir. Çoğunlukla öfke hatalı, kötü bir tavır ve hırçınlık durumu olarak değerlendirilir. Oysa öfke bir sınır içinde bireyin kendi varlığını koruması, tanıtması ve çevreye hatırlatması için gereklidir. Çocukluk ve gençlik çağında belirli engeller karşısında öfkelenmek kişiliğin korunması, saygınlık kazanması ve bu saygınlığın sürdürülmesi açısından geliştirici, yapıcı yönde rol oynayabilir.

    “Ki onlar, Allah'ın ayetleri (ve Kitabın açık hükümleri) konusunda kendilerine gelmiş bir delil bulunmaksızın (kafa karıştırmak ve sorumluluktan kaçmak için) mücadele edip duran kimselerdir. (Bu) Allah katında da, iman edenler katında da büyük bir öfke (sebebi)dir. İşte Allah, her mütekebbir zorbanın kalbini böyle mühürlemekte (ve hidayetini karartıvermektedir).” (Mü’min: 35)

    “(Her şeyin mutlak sahibi ve âlemlerin tek yetkili yöneticisi) Allah ‘Bir’ olarak anıldığı vakit, ahirete gerçekten iman etmeyenlerin kalpleri (öfkeyle) sıkılıp tiksinir. Ama ondan başkaları (Allah’a ortak koşulan putlaştırılmış zatları) anıldığı zaman, hemen (yüzleri güler ve) sevinirler.” (Zümer: 45)

    “(Sonunda) Allah, (Medine’yi kuşatan) kâfirleri kin ve öfkeleriyle geri çevirdi, onlar (bu saldırılarında) hiçbir hayra (ve başarıya da) erişememişlerdi. Savaşta Allah (yardımcı ve tehlikelerden kurtarıcı olarak) mü'minlere yetti. (Bundan sonra da yetecektir.) Allah çok Güçlüdür, Üstün ve Galiptir.” (Ahzab: 25)

    Hadis-i Şeriflerin uyarıları

    İbnu Mes’ud radıyallahu anh anlatıyor. “Resulüllah aleyhissalatu vesselam (bir gün): ‘Siz aranızda kimi pehlivan ve kahraman addedersiniz?’ diye sordu. Ashab radıyallahu anh: ‘(Başka) Erkeklerin kendisini yenmeye muvaffak olamadığı kimseyi!’ dediler. Resulüllah aleyhissalatu vesselam: ‘Hayır, gerçek pehlivan öfkelendiği zaman nefsine hâkim olabilen kimsedir’ dedi.”

    Hazreti Ebu Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor: Resulüllah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: “Kuvvetli kimse, (güreşte ve dövüşte hasmını yenen) pehlivan değildir. Hakikaten kuvvetli kişi; öfkelendiği zaman nefsini yenen kimsedir  

    Ebu Vail radıyallahu anh anlatıyor: “Babam, dedem Atiyye radıyallahu anh’tan anlattı ki, o, Resulüllah aleyhissalatu vesselam’dan şöyle söylediğini nakletmiştir: “Öfke şeytandandır, şeytan da ateşten yaratılmıştır, ateş ise su ile söndürülmektedir; öyleyse biriniz öfkelenince hemen kalkıp abdest alsın

    Ebu Zerr el-Gıfari radıyallahu anh anlatıyor: Resulüllah aleyhissalatu vesselam bize buyurmuştu ki: “Biriniz ayakta iken öfkelenirse hemen otursun. Öfkesi geçerse ne âlâ, eğer geçmezse yatıp uzansın!”

    Hazreti Mu’az İbnu Cebel radıyallahu anh anlatıyor: “İki kişi Resulüllah aleyhissalatu vesselam’ın huzurunda küfürleştiler. (Öyle ki) Birinin yüzünde (diğerine karşı) öfkesi gözüküyordu. Resulüllah aleyhissalatu vesselam: ‘Ben bir kelime biliyorum, eğer onu söyleyecek olsa, kendinde zuhur eden öfke giderdi (o kelime): ‘Eûzu billahi mineşşeytanirracim’ (Yani Şeytanın şerrinden ve kışkırtıcı dürtülerinden Allah’a sığınırım...) buyurdular’

    Hazreti Ebu Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor: “Bir adam: ‘Ey Allah’ın Resulü! Bana kısa bir nasihatte bulun, uzun yapma! Ta ki nasihatini unutmayayım’ demişti (ve birkaç kere tekrar etmişti). Aleyhissalatu vesselam (bir kelimeyle): ‘Öfkelenme!’ cevabını verdi!”

    Sehl İbnu Mu’az İbni Enes el-Cüheni, babası radıyallahu anh’tan naklediyor: Resulüllah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Öfkesinin gereğini yerine getirebilecek güçte olduğu halde öfkesini tutan kimseyi, Allah Teâlâ Hazretleri, kıyamet günü, mahlûkatın başları üstüne davet eder; ta ki, (onlardan önce) dilediği huriyi kendine seçsin.”  

    İbnu Abbas radıyallahu anh anlatıyor: “Uyeyne İbnu Hısn (Medine’ye) gelince, kardeşinin oğlu Hürr İbnu Kays’ın yanına indi. Hürr İbnu Kays ise Hazreti Ömer’in yakınlarındandı. Onun meclisinde yaşlı veya genç bir kısım kurrâ ve fakihler müşavere heyeti olarak bulunurdu. Uyeyne İbnu Hısn: ‘Ey kardeşimin oğlu! Emirü’l-mü’minin’in yanına girmem için izin talep et!’ dedi. O da izin istedi. Ancak yanına girince: ‘Yeter artık! Ey İbnu’l-Hattab sen bize (devlet bütçesinden) bol (ganimet) vermediğin gibi, aramızda adaletle de hükmetmiyorsun!’ dedi. Hazreti Ömer radıyallahu anh pek öfkelendi. Neredeyse dövmek için üzerine yürüyecekti ki, Hürr radıyallahu anh atılıp: ‘Ey emiru’l-mü’minin! Allah Teâlâ Hazretleri, Resulüne‘Affı tut, ma’rufu emret ve cahillerden de yüz çevir!’ (A’raf: 199) emretmiştir. Bu adam da cahillerden biridir’ dedi. Vallahi, Hürr bu ayeti okuyunca, Hazreti Ömer olduğu yerde kalıp hiçbir şey yapmadı. Hazreti Ömer radıyallahu anh Kitabullah’ın emirleri karşısında hemen durur, onu koyup geçmezdi.”

    Celâlî tecelliler (sert ve net tepkiler), herkeste az veya çok muhakkak bulunabilir. Mühim olan, bunu terbiye-i Muhammedî ile terbiye edebilmektir. Bunun ölçüsü de şudur: Celâlî tecellilerin başı sayılan öfke; eğer İslami terbiyeden geçerse, bu takdirde küfre ve zulme karşı haklı bir tepki ve gayret, mü’minlere ve mazlum kimselere karşı ise tenkit ve hassasiyet şeklinde kendini gösterir. Maruz kaldığımız kötülükler veya can sıkıcı başka hâdiseler karşısında; hiç kızmama, öfkelenmeme insan tabiatına zıttır, ama bizden beklenen itidalli ve dikkatli tepkilerdir. Zaten bir insan, hiç kızmıyor ve öfkelenmiyorsa, o insan mutlaka eksiktir veya dengesizdir. Kur’an’ın bu mevzuda bizden istediği hiç öfkelenmemek değil, öfkemizi yenmek, öfkelendiren şeylere sabretmektir. Öfkelenmeme ile öfkeyi yenmek çok farklı şeylerdir. Öfkelenmeyen ve kızmayan insan, bu gayr-i tabii davranışından dolayı sevap kazanacak değildir, onunki gayretsizliktir. Ama yanardağlar gibi lav püskürtmeye hazırlanmışken öfkesini yutabilen insan, bazen bu davranışıyla velayet derecesi bile elde edebilir.

    “Öfkelenen, dilediğini yapmaya gücü yettiği halde, yumuşak davranırsa, Allahü Teâlâ da onun kalbini emniyet ve iman ile doldurur.” (İbni Ebid-dünya)

    “Öfke, şeytanın vesvesesinden hasıl olur. Şeytan, ateşten yaratılmıştır. Ateş, su ile söndürülür. Sinirlenince, abdest alın. Sinirlenen, ayakta ise otursun. Öfkesi geçmezse yan yatsın.” (Ebu Davud) hadisleri bu gerçeğe dikkat çekmektedir.

    “Ayakta olanın intikam alması kolaydır. Oturunca, azalır. Yatınca, daha da azalır. Sinirlenmek, kibirden doğar. Yatmak, kibrin azalmasına sebep olur. Kızınca, (Allahümmağfir li-zenbi ve ezhib gayza kalbi ve ecirni mineşşeytan) okumak”, Hadis-i Şeriflerle hatırlatılmıştır. (İbni Sünni)

    Öfkenin fiziki zararları:

    • Soluk alıp vermede zorlanma, kalp atışlarında hızlanma, tansiyonun fırlaması, kas geriliminin artması, terleme ve titreme başlaması,

    • Yüzde kızarma ve sararma, baş ağrısı ve baş dönmesi, mide şikâyetleri; ağrı, bulantı,

    • Bağışıklık sisteminde zayıflama, hastalanma riskinin çoğalması,

    • Hafıza ve düşünme süreçlerinde zayıflama, uyku problemlerinin yaşanması, üretkenlikte ve verimde düşüş başlaması, kronik yorgunluk ve isteksizliğin artması.

    Öfke kontrolünün yolları

    Öfkeyi kontrol etmenin amacı, insanın bu duygusunu saldırgan davranışlara dönüştürmeden, kendisine ve çevresine zarar vermeden; kızgınlığını doğru olarak ifade etme becerisini kazanabilmesidir. Çünkü yetersizlik, acizlik, kıskançlık, korku, endişe, yalnızlık, itilmişlik ve de anlaşılamamak öfkeyi ortaya çıkaran duygu halleridir. Öfkenin kaynağı olan bu duyguları paylaşabildiğiniz, anlayabildiğiniz ve duyurabildiğinizde aktarımı da daha olumlu hale gelecektir. Amacımız öfkeyi tamamen yok etmek değil, öfkenin belirtilmesinde çevremize zarar vermesini önlemektir. Öfke, tabii ve geçici bir duygudur, her insan yaşayabilir. Önemli olan sinirinizin ve öfkenizin saldırgan davranışlara ve kine dönüşmemesidir. Öfkenizi kontrol edemezseniz, haklı olduğunuz durumda bile haksız duruma düşebilirsiniz. Sinirinizi doğru bir şekilde ifade edememeniz, geri dönülmesi imkânsız durumlara ve pişmanlıklar yaşamanıza sebep olabilir. Öfkenizi sağlıklı bir biçimde aktarabilmek için önce kendinizi tanımanız ve isteklerinizi tartmanız gerekir. Duygularınızı açıkça ifade edebiliyor ve sorumluluklarınızı biliyorsanız, olumsuz duygularınızı da karşı tarafa sağlıklı bir biçimde aktarabiliyorsunuz demektir.

    5 maddede öfkeyi kontrol etmenin yolları

    1- Öfkenin sağlıklı bir şekilde ifade edilebilmesi için öncelikle bazı farkındalıkları kazanmanız gerekir. Ne istediğini bilen, duygularını ölçen ve düşüncelerini tespit eden insan, hislerini de doğru bir şekilde ifade edecektir. Öfkeli olan insan, olayları istemeden abartılı ve çarpıtılmış olarak algılamaya meyillidir. Öyle ise önce öfkenin hangi düşünceyle arttığını ve azaldığını gözden geçirin.

    2- Olumsuzluk ifade eden ve öfke uyandıran "Asla" ya da "Her zaman" gibi sözcükleri kullanmaktan vazgeçin. Bu sözcüklerle başlayan cümleler kurmak, öfkelendiğinizde haklı olduğunuzu sanmanıza ve saldırganlaşmanıza sebebiyet verir. Bir durumla ilgili peşin yargıyı koyduğunuz için de problemin çözümü zorlaşabilir.

    3- Öfkeli insanlar genellikle düşünmeden yargılama ve bu yargıları yönünde davranma eğilimindedirler. Öfkeli olduğunuzda önce sakinleşin, gösterdiğiniz tepkileri gözden geçirin, aklınıza gelen ilk şeyi söylemeyin, asıl söylemek istediğiniz şeyi belirleyin, karşınızdaki kişinin söylemeye çalıştıklarını dinlemeye ve anlamaya yönelin ve hemen cevap vermeyin.

    4- Öfkenizin altında yatan gerçek sebebi ve düşünceyi tespit edin. Hadislerde öğütlendiği gibi o ortamdan bir süre uzaklaşıp, sakinleşmeyi deneyin. Kendinizin ve karşınızdakinin öfkesinin kontrolden çıkmasına izin vermeyin.

    5- Derin nefes alıp verme egzersizleri yapıp, sakinleştirici durumlar hayal edin. Bu sırada kendinize "Sakin ol!" ya da "Gevşe!" diyerek Euzü Besmele çekin. Unutulmamalıdır ki, öfke duygusunu kökten yok edemeyiz, mutlaka öfkelenmenize sebep olacak olaylar zuhur edecektir. Yaşamda her zaman için engellerle, kayıplarla ve istemediğiniz durumlarla karşılaşma olasılığınız yüksektir. Bunu değiştirmek mümkün değildir. Ancak olaylara bakış açınızı değiştirmek sizin elinizdedir. Bakış açınızın değişmesi, olayların sizde yarattığı öfke duygusunu taşınabilir boyuta indirgemenizi ve doğru biçimde ifade etmenizi destekleyecektir.

    “Zün-nûn” Balık sahibi (Yunus'u da an ki); hani o, (Musul Ninova’daki isyankâr kavmine) kızmış vaziyette (görev bölgesini izinsiz terk edip) gitmişti ki; bundan dolayı kendisini sıkıntıya düşürmeyeceğimizi zannetmişti. (Okyanus altında balığın karnındaki) Karanlıklar içinde: ‘Allah’ım Senden başka İlah yoktur, Sen Yücesin, gerçekten ben (nefsime) zulmedenlerden oldum’ diye yalvarıp seslenmişti.” (Enbiya: 87)

    Öfke ile başa çıkmak ve kontrol altına almak; manevi cihattır!

    Öfke fıtraten doğal, normal, çoğunlukla da sağlıklı bir duygu halidir. Fakat öfke kontrolden çıkıp, yıkıcı hale gelmeye başladığında, iş disiplininde, kişisel ilişkilerde ve hayatınızın genel niteliğinde problemlere sebep olabilir. Ayrıca size kendinizi, tahmin edilemez ve çok güçlü bir duygunun kölesiymişsiniz gibi hissettirebilir. Çünkü öfke: Hafif bir rahatsızlıktan, şiddetli kızgınlık, hiddet ve hırçınlığa kadar değişebilen bir duygu selidir. Diğer duygular gibi fizyolojik ve biyolojik değişimler tarafından izlenir; öfkelendiğinizde, enerji hormonlarınız adrenalin ve noradrenalinle beraber kalp hızınız ve kan basıncınız da yükselir. Öfke hem içsel hem de dışsal sebeplerden kaynaklanıyor olabilir. Belirli bir insana veya bir olaya öfkelenmiş olabilirsiniz, veya öfkeniz genel kişisel sorunlarınızdan da kaynaklanıyor olabilir. Hatıralar veya travma canlandırıcı olaylar da öfke duygularınızı harekete geçirebilir.

    Öfkeyi ifade etme davranışları

    Öfkeyi ifade etmenin içgüdüsel ve genel yolu saldırgan tepkilerdir. Öfke tehditlere karşı koyma ve tehlikelere uyum sağlama açısından doğal bir reflekstir; saldırı anında kendimizi korumamıza veya savaşmamıza yardımcı olan güçlü ve çoğunlukla da saldırgan davranış ve duyguları tetikleyiverir. Diğer bir deyişle, yaşamımızın devamı için ölçülü öfke gereklidir. Ancak diğer taraftan da bizi rahatsız eden veya kızdıran her şeye fiziki olarak karşılık veremeyiz; sosyal normlar, yasalar ve genel geçer doğrular öfkemizin bizi ne kadar sürükleyebileceğini belirleyicidir. İnsanlar öfkeleriyle başa çıkmak için bilinçli ve bilinçdışı süreçlerin her ikisini de kullanıverir. Üç ana yaklaşım; ifade etmek, bastırmak veya sakinleşmektir. Öfkenizi saldırgan olarak değil de savunucu bir biçimde ifade etmek en sağlıklı yöntemdir. Bunu yapmak için ihtiyaçlarınızın neler olduğunu net olarak bilmeli ve başkalarını incitmeden bunları nasıl karşılayacağınıza karar vermelisiniz. Savunucu olmak; talepkâr veya ısrarcı olmak değil, kendinize ve başkalarına karşı saygı duymak anlamına gelmektedir.

    Öfke bastırılabilir, sonra da dönüştürülür ve yönlendirilir. Bu durum, öfkenizi içinizde tutmayı başardığınız, üzerinde durmadığınız ve olumlu bir şeye odaklandığınız zamanlarda gerçekleşir. Amaç, öfkenizi yatıştırmak veya bastırmak ve onu daha yapıcı bir davranışa dönüştürmektir. Ancak bu tür tepkinin bir tehlikesi de, öfkenin dışarıya çıkmadığında içeri yani size yönelebileceğidir. İçe yönelen öfke hipertansiyona, yüksek kan basıncına veya depresyona sebep olabilir. İfade edilmemiş öfke başka sorunlar da doğurabilir. Pasif agresif davranış (onlarla yüzleşmeden veya sebebini açıklamadan insanlara dolaylı yollarla saldırmak) ya da devamlı alaycı ve kaba davranan bir kişilik yapısı gibi öfkenin patolojik sayılan ifadelerine de yol açabilir. Sürekli başkalarını suçlu gören, her şeyi eleştiren ve alaycı fikirler öne süren kimseler, öfkelerini yapıcı bir biçimde ifade etmeyi beceremeyenlerdir. Öyle ise bize gereken, kendi içimizde sakinleşebilmeyi öğrenmektir. Bu yalnızca dışa yönelttiğiniz davranışı değil, kalp hızınızı yavaşlatmak için uğraşmak, kendinizi sakinleştirmek, duygularınızı yatıştırıp yönlendirmek gibi yöntemlerle içsel tepkilerinizi de kontrol etmeyi de içermektedir.

    Öfke duygularınızın şiddetini, öfkeye eğiliminizi ve bununla ne derece başa çıkabileceğinizi ölçen bazı psikolojik deneyimlerden yararlanmanız gerekir. Bu konunun en iyi tarafı; eğer öfkeyle ilgili bir probleminiz varsa, bunu zaten biliyor oluşunuz önemlidir. Eğer kendinizi kontrolden çıkmış ve korkutucu bir biçimde davranırken bulursanız, bu duyguyla başa çıkmak için bazı yollar aramaya başlayabilirsiniz.

    Bazı insanlar gerçekten diğerlerine oranla daha “barut gibidir” ve ortalama bir insandan daha çok ve daha kolay sinirlenirler. Bazıları da öfkelerini gürültülü bir biçimde göstermeseler de, kronik olarak hırçınlık ve huysuzluk gösterirler. Kolay öfkelenen insanlar her zaman lanet okuyup etrafa bir şeyler fırlatmazlar; bazen kendilerini geri çeker, somurtur veya hasta olabilirler. Çok çabuk sinirlenen insanların; genel olarak psikologların “strese karşı düşük tolerans” dedikleri bir kişilik yapısı tespit edilmiştir. Bunlar hayırlı ve başarılı işler yürütürken, rahatsızlık, sıkıntı ve strese maruz kalmamaları gerektiğini düşünmektedir. Olayları uzun vadede değerlendirmek yerine özellikle küçük ama stratejik hatalar yüzünden kızmaya ve azarlamaya girişilmektedir.

    Öfkenin diğer bir sebebi, genetik veya fizyolojik olabilir. Çocukların huysuz, alıngan ve çabuk kızan özelliklerle doğduğuna ve bu işaretlerin çok erken yaşlardan beri mevcut olduğuna dair bulgular tespit edilmiştir. Diğer bir sebep de sosyokültürel olabilir. Öfkenin çoğunlukla olumsuz olarak algılanması yersizdir, bize kaygı, depresyon ve diğer duyguları ifade etmenin normal olduğu, öfkeyi ifade etmenin ise doğru olmadığı söylenir. Bu yüzden de öfkeyle nasıl başa çıkabileceğimizi ya da onu ne şekilde yapıcı yollara kanalize edebileceğimizi öğrenemeyiz. Araştırmalar aile yaşantısının da rolü olduğunu göstermiştir. Çabuk öfkelenen ve çevresini kırıp döken insanların tipik olarak yıkıcı, kaotik ve duygusal iletişimi iyi olmayan ailelerden geldiği gözlenmiştir. Araştırmalar göstermiştir ki, içimizdekini boşaltmak, bizi sanıldığı gibi rahatlatmak bir tarafa; üstelik öfkemizi yükseltecek ve bize ya da öfkelendiğiniz kişiye durumu çözmek için hiçbir fayda vermeyecektir.

    Yeni bir bilinç oluşturmalıyız!

    Bilişsel yeniden yapılandırma, en basit anlamıyla düşünce biçiminizi değiştirmek demektir. Öfkeli insanlar lanet okumaya, hakaretler yağdırmaya ve düşüncelerini ifade etmek için yüksek duygusallık içeren ifadeler kullanmaya meyillidirler. Kızgın olduğunuzda, düşünceleriniz mübalağalı ve aşırı dramatik olabilir. Bu düşünceleri daha rasyonel olanlarla değiştirmeyi deneyin. Kendi kendinize “Çok korkunç, çok kötü, her şey mahvoldu” demek yerine; “Bunaltıcı bir durum ve benim bu duruma kızmam anlaşılabilir, fakat bu dünyanın sonu değildir ve kızmış olmam hiçbir şeyi çözmeyecektir” deyin. Kendiniz veya başkası ile ilgili konuşurken “kesinlikle” veya “hiçbir şekilde” gibi kesin sözler kullanmamaya dikkat edin. Ayrıca sizinle beraber sorunu çözmeye istekli olan kişileri de küçümseyerek devre dışına itmeyin. Kendinize öfkelenmenin hiçbir şeyi çözmediğini, size kendinizi daha iyi hissettirmediğini hatta daha kötü hissetmenize bile yol açabileceğini bilin.

    Mantık öfkeyi yenebilir, çünkü öfke meşrulaştırıldığında bile çok çabuk hedef değiştirebilir. Bu nedenle kendinize soğuk ve sert bir mantık uygulaması deneyin. Bütün dünyanın “size düşman olmadığını”, sadece günlük yaşamın ve imtihanda bulunmanın bazı zorluklarıyla karşı karşıya kaldığınızı hatırlayıverin. Bunu her öfke duyduğunuzda deneyin, bu sizde daha dengeli bir algı oluşturabilir. Kızgın kişiler talep etmeye meyillidir. Her şeyin kendi arzularınca yapılmasını beklerler. Bunları herkes ister ve hepimiz bunlar karşılanmadığında hayal kırıklığına uğrar ve inciniriz; fakat öfkeli kişilerin istekleri karşılanmadığında, duydukları hayal kırıklığı öfkeye dönüşmektedir. Öfkeli insanlar bilişsel yapılandırmanın bir parçası olarak talepkâr kişiliklerinin farkına varmalı ve beklentilerini doğal ve normal isteklere dönüştürmelidir. Başka bir ifadeyle “isterdim”; “istiyorum” veya “almalıyım”dan daha sağlıklı bir ifade biçimidir. Eğer isteklerinizi alamazsanız, öfke değil hayal kırıklığı, hüsran ve incinmişlik gibi daha normal tepkiler verirsiniz.

    Unutmayınız bazen öfke ve hüsran duyguları, hayatımızdaki çok gerçek ve kaçınılmaz bir durumdan da kaynaklanmış olabilir. Bütün öfkemiz yanlış yönlendirilmiş değildir. Bu gibi durumlarda öfke doğal ve sağlıklı bir tepkidir. Bu durumlarda bir plan yapıp gelişiminizi denetleyin. Elinizden gelenin en iyisini yapmaya gayret edin, fakat çözüme hemen ulaşamadığınızda kendinizi yermeyin. Eğer soruna en iyi niyetle yaklaşır ve yüzleşmek için girişimlerde bulunursanız, sorun çözülmese bile “ya hep ya hi甠düşüncesine kapılmaya veya sabrınızı yitirmeye karşı daha dayanıklı olabilirsiniz. Öfkeli insanlar aceleci sonuçlar çıkarmayı sever ve bunu çok sıklıkla yapıverirler, fakat bu sonuçlardan bazıları gerçeklikten ve kesinlikten uzak şeylerdir. Öyle ise kızışmış bir tartışmada ilk yapmanız gereken yavaşlamak ve tepkilerinizi gözden geçirmektir. Aklınıza gelen ilk şeyi söylemektense, sakinleşmeli ve ne söylemek istediğinize dair düşünmelisiniz. Aynı zamanda karşınızdakinin söylediğini dinleyin ve cevaplamadan önce kendinize zaman verin. Öfkenizin altında neyin yattığına dair kendinizi dinleyin. Örneğin, siz özgürlük ve kendinize zaman ayırmak isterken, partneriniz daha fazla ortaklık ve yakınlık istiyor olabilir. Eğer faaliyetlerinizden şikâyet ederse, onu tutucu, gardiyan veya kıskanç gibi ithamlarla değerlendirmeyin. Eleştirildiğinizde savunucu olmak doğaldır, fakat eleştiriye saldırıyla karşılık vermeyin. Sözlerin altında yatanları düşünün; karşınızdaki kendini ihmal edilmiş ve sevgisiz bırakılmış hissediyor olabilir. Sizin için uzun ve sabırlı bir sorgulama ya da biraz nefes alacağınız bir süre gerekebilir. Bu nedenle kendi öfkenizin ya da onunkinin, tartışmayı kontrolden çıkarmasına izin vermeyin. Soğukkanlılığınızı koruyarak, durumun felakete sürüklenmesini engelleyebilirsiniz. Acil ihtiyaçlarımız, bazen bizde rahatsızlık ve öfke doğurabilir. Sorunlar ve sorumluluklar üzerinize çökebilir ve bu yüzden öfke duyabilirsiniz. Bu durumda kendinize zaman verin. Günün sizin için en stresli geçen zamanlarını unutturacak eylemlere girişin. Hadislerde öğütlendiği gibi, fiziki halinizi, olmazsa çevrenizi değiştirin.

    Öfkemizi kontrol edemediğimizde olumsuz sonuçları meydana gelecektir. Korkaklık, kızgınlık, kırgınlık ve saldırganlık gibi birçok duygunun merkezi, beynin temporal lobunun (beynin şakak bölgesi) orta kısmında yer alan limbik sistemdir. Bu sistemde beyinde duygusal tepkilerin oluşmasında ilk role sahip olan ‘amigdala’ bölgesidir. Amigdala, küçük bir badem büyüklüğündedir ve iki adettir. Tehdit algısına çok hızlı tepki verir. Amigdala uyarıldığında, beynin düşünen ve muhakeme eden kısmı devreye girmeden önce bedende değişimler gözlenir. Adrenalin, noradrenalin ve kortizol gibi stres hormonları salgılanıverir. Sık öfkelenen bir kişide, vücutta meydana gelen bu değişimlerin bazıları, ileriki dönemde rahatsızlıklara yol açabilir. Ve öfkenin sonuçları; fizyolojik, düşünsel ve davranışsal olmak üzere 3 boyutta kendini gösterir.

     Öfkeyi doğru ifade etme becerisini kazanmaya‚ öfke kontrolü denir. Öfke kontrolünde temel amaç; saldırganlık göstermeyen, şiddet içermeyen, kişinin kendisine ve çevresindekilere zarar vermeyecek şekilde duygusunu ifade etme becerisini edinmektir. Öfke kontrolü; öfkenin denetimli ve disiplinli bir biçimde, kişiye zarar vermeden gösterilmesidir.

     Hiç gadaba gelmeyen, yani sinirlenmeyen insanlar normal değildir. Kiminde az, kiminde çok öfke olabilir. Bu öfke ise bıçak gibidir. İyi işlerde kullanılırsa yararlı, kötü işlerde kullanılırsa zararlı hale gelir. İnsandaki bütün huylar böyledir, ifrat ve tefritleri zarar vericidir.

    Resulüllah Efendimiz, nasihat isteyen bir kimseye, “Kızma, sinirlenme!” buyurmuş, birkaç kere tekrarlandığında ise hepsine “Kızma, sinirlenme!” demiştir. (Buhari)

    Kibrinden dolayı öfkelenmek ise, en kötüleridir. İsa aleyhisselam öfkenin de kibirden ileri geldiğini bildirmiştir. Hadis-i Şerifte “Öfkelenmek imanı bozar” şeklinde ikaz edilmiştir. (Beyheki)

    Gadabın (öfkenin) aşırı olmasına saldırganlık denir. Böyle kimse, hiddetlenir, kendine ve başkasına zarar verir, bu hâl, kişiyi küfre kadar götürebilir. Hadis-i Şerifte, “Gadab imanı bozar” buyrulması bunun içindir. (Beyheki)

    Gadabın lüzumlu olanına şecaat “kahramanlık, yiğitlik”, lüzumundan az olmasına da korkaklık denir. Hadis-i Şeriflerde, “İfrat ve tefritten (aşırılıktan) sakının!”“Aşırı giden helâk olur” ve “İşlerin hayırlısı vasat olanıdır” buyrulduğu bilinmektedir.

    “Şecaat” orta yoldur; Şecaat halindeki kontrollü ve ölçülü öfke iyidir. İmam-ı Şafii hazretleri, “Şecaat gereken yerde korkaklık gösteren, merkebe benzer” demiştir.

    İslam’a ve Müslümanlara düşmanlık edenlere, temel insan haklarına tecavüze yeltenenlere karşı sert olmak gerekir. Fakat kendini gereksiz tehlikeye atmak ve haddinden fazla hırçınlaşmak da caiz değildir. Oysa düşmanlara karşı korkaklık zayıf bir karakterdir. Oysa korkarak kaçmak, Allahu Teâlâ’nın takdirini değiştirmez. Korkak kimse, karısına, kızına karşı gayretsizlik ve hamiyetsizlik gösterir, onları korumaktan acizdir. Zillete ve zulme boyun eğer, hainlik yapanı görünce susuverir.

     Kur'an-ı Kerim’de mealen buyruluyor ki:

     “(Ashab-ı kiram) kâfirlere karşı çetin, kendi aralarında merhametlidir.” (Fetih: 29)

    Hadis-i Şeriflerde de buyuruldu ki:

     “Ümmetimin hayırlısı demir gibi sert, mert ve dayanıklı olan kimselerdir.” (Beyheki)

    “(Adalet ve dini gayret için) Hiddet, ümmetimin seçkinlerine (iyilerine) gelen bir haslettir.” (Taberani)

    “Amellerin, ibadetlerin en kıymetlisi, Hubb-i fillah ve Buğz-i fillahtır.” (İ. Ahmed) [Hubb-i fillah: Allah için sevmek; buğz-i fillah, Allah için buğzetmek, dargın durmak demektir.]

    Allahu Teâlâ, öfkesini yeneni övmekte, fakat hiç öfkelenmeyeni övmemektedir. Hadis-i Şerifte buyruldu ki:

     “Asıl yiğitlik ve kuvvetlilik, hasmını yenen değil, öfkesini yenendir.” (Buhari)

    İnsan; dinini, değerlerini, ülkesini, milletini ve ailesini bu gayret ve gadap sıfatı ile koruyabilir. İslam düşmanlarına karşı, bu sıfat yardımı ile cihat edebilir. İslamiyet gadabın yok edilmesini değil, buna hâkim olup, dine uygun kullanılmasını emretmektedir. Allah için öfke, din gayretindendir. Taberani’deki bir Hadis-i Şerifte Enes bin Malik hazretleri, “Biz tartışırken, Resulüllah Efendimiz geldi. Bize öyle öfkelenmişti ki, hiç böylesini görmemiştik” buyuruyor. Müslim’deki Hadis-i Şerifte, “Ben de insanım, diğer insanlar gibi kızarım” buyurduğu rivayet edilmektedir. Fakat kızması onu haktan ayırmazdı, öfkesini yener ve affederdi. Allahu Teâlâ, iyileri şöyle övüyor: “Onlar, bollukta ve darlıkta da infak eder, öfkelerini yener, insanları affederler.” (Al-i İmran: 134)

     İnsanlar, kızmak ve öfkelenmek yönünden farklılık gösterir:

     Tirmizi’deki Hadis-i Şerifte, “İnsanlar çeşitli mizaçtadır. Kimi geç kızar, öfkesi tez geçer. Kimi çabuk kızar, çabuk yatışır, bu ise kendisini telafi eder. Kimi de tez kızar geç yatışır. En iyisi, geç kızıp öfkesi çabuk geçendir. En kötüsü de çabuk kızıp geç yatışandır” buyurmuştur. Bir Hadis-i Şerifte “Mü’min, tez kızar, tez barışır” buyrulmuş, fakat “Mü’min hiç kızmaz” denilmemiştir.

    Öfkeyi yenmenin fazileti ile ilgili Hadis-i Şeriflerden birkaçı şöyledir:

     “Kim Allah rızası için öfkesini yenerse, Allahu Teâlâ da ondan azabını defedecektir.” (Taberani)

    “Öfkesini yenen Cennetle ödüllendirilir.” (Taberani)

    “Öfkesini yeneni, Allahu Teâlâ korur ve düşmanını ona boyun eğdirir.” (Buhari)

    Makam ve menfaat hırsını, kibir ve gurur duygularını yok eden öfkesine hâkim olacaktır!

     Peygamber Efendimiz, taş kaldırıp kuvvet denemesi yapanlara sordu: “Bu taşı kaldırmaktan daha zoru nedir?” ‘Bildir ya Resulüllah’, dediler. Efendimiz: “Öfkeli iken, öfkesini yener, sonra sabır yolunu tutarsa, sizin en ağır taş kaldıranınızdan daha kuvvetlidir.” (T. Gafilin)

    Hiddeti yenmek

     Hiddetli ortamı değiştirmek ve kızgınlık alevlerini söndürmek, beş şeyle mümkündür:

    a) Böyle bir zamanda Cenab-ı Hakkı hatırlamak Allah’tan korkmaya yöneltir. Allah korkusu da gadabı ve öfkeyi sakinleştirir. Böylece, Allahu Teâlâ’yı anmakla, hiddetin ateşi sakinleşip sönecektir.

    b) Suçluyu affetmenin ve bağışlamanın sevap olduğunu hatırlamak gerekir. Bu hatırlayış kişiyi sevaba sevk eder, suçluları bağışlayanlara Cenab-ı Hakkın vaat ettiği Cennet nimetlerini elde etmeye sürükleyip, kızgınlığı giderecek, serkeş nefsi kahrederek sahibini, huzurlu bir ortama doğru itecektir.

    c) Kızgınlığını giderip, yumuşaklık göstererek affedici olursa, insanların, kendisine sevgi besleyeceğini düşünmelidir. Bu takdirde insanların sevgisini elde etmek ve onlar arasında saygıdeğer bir kişi olmak ideali, hiddet hâlinin gitmesine sebep olabilir.

    d) Kızgınlık zamanındaki halden başka bir hale geçmek. Mesela otururken kalkıp gitmek gibi hadislerin emirleri yerine getirilmelidir.

    e) Kızgınlığın sonunda doğacak pişmanlığı, intikamın zararlarını ve kolaylıkla giderilemeyecek acı sonuçlar doğuracağını düşünmelidir. Yani öfkelendiği şeyin bir musibete dönüşeceğini düşünmeli, sabretmeli ve başka musibetlere sebebiyet vermemelidir. Allah korusun, elini kana bulayabilir, hapislere düşebilir, yuvasını dağıtabilir veya büyük maddi zararlara uğrayabilir. Bir musibete sabretmemekle dünyasını ve ahiretini mahvedebilir.

     Şehvet ve gadab terbiye edilebilir duygulardır

     Dinimiz, insandaki şehvetin, öfkenin ve benzerlerinin yok edilmesini değil, terbiye edilmesini emretmektedir. Bu süvarinin bineğini ve avcının köpeğini yok etmeleri değil, bunları terbiye ederek, kendilerinden faydalanmaları gerektiği gibidir. Yani, şehvet ve öfke, avcının köpeği ve süvarinin bineği yerindedir. Bu ikisi olmadıkça, ahiret nimetlerini avlamak, kazanmak mümkün değildir. Fakat bunlardan faydalanabilmek için, terbiye edilmeleri, akla, vicdana, İslam’a ve insanlığa uygun değerlendirilmeleri gereklidir. Terbiye ve disiplin altına alınmayıp, azgınlaşarak dinin sınırlarını aşarlarsa, insanı felakete sürükleyebilir. Riyazet (nefis terbiyesi) yapmak, bu iki sıfatı yok etmek için değil, terbiye edip disipline girdirmek içindir.

 
Yorum Ekleyin
Yorum eklemek için üye olmanız gerekmektedir.
 
Telif Hakkı: Prof. Dr. Necmettin Erbakan - NecmettinErbakan.Net, Necmettinerbakan.org | Milli Çözüm Dergisi | AhmetAkgul.Net | MealiKerim.com | İLETİŞİM |RSS