• VATAN VE NAMUS KAVRAMI VE AKP’NİN TAHRİBATI

    VATAN VE NAMUS KAVRAMI VE AKP’NİN TAHRİBATI

    09 Ocak 2020

     
    | Devamı

    VATAN VE NAMUS KAVRAMI

    VE

    AKP’NİN TAHRİBATI

          

    Harputlu Müderrisin Cihat Aşkı ve İhlası!

    Rahmetli Babam Hacı Behzat Efendi; Harputlu Beyzade Efendi’nin halifesi Alişamlı Bekir Efendi, Alim Ömer Efendi ve Osman Efendi gibi zatların sohbetlerinden dinleyip öğrendiği, çok ibretli hadiseleri asla unutmamıştı ve dinleyenleri hayran bırakan bir üslupla devamlı anlatırdı. Aziz Erbakan Hocamızın: “Eğer muhterem ve mübarek dedelerimiz; cihattan kaçmak isteselerdi, bir sürü mazeret bulurlardı ve mesela gidenlerin çoğunun geri dönemediği Yemen seferine katılmazlardı. Oysa onlar biliyorlardı ki, eğer Yemen elden çıkarsa Mekke Medine, Beytullah ve makamı Resulüllah tehlike altında olacaktı, ve bu zillet ve esaretle yaşamaktansa ölümü ve şehadeti seve seve göze almışlardı!” buyurduklarına çok uygun ve unutulmaz bir olay Harput’ta yaşanmıştı. Daha sonraları, değerli araştırmacılar bu hadiseyi, hem de belgeleriyle yazıp kitaplarına almışlardı.

    Evet, Osmanlı’yı yıkmak ve İsrail terör şebekesini kurmak isteyen Siyonist güdümlü Haçlı Batı, bu maksatla 1. Dünya Savaşı’nı çıkarmış, Enver, Talat ve Cemal gibi İttihatçı masonlar, gaflet ve hıyanetle bizi bu savaşa bulaştırmıştı. Batılı gâvurlar tam 9 cepheden Osmanlı’ya savaş açmışlar ve İngilizler Yemen Körfezi’ne saldırmışlardı.

    O sırada Elaziz Valisi Harput’a gelip, toplanan halka bir konuşma yaparak; Yemen’e gönüllü asker çağrısında bulunmuşlardı: “Ey Müslüman ve kahraman Milletimizin evlatları!.. Unutmayınız, Yemen düşerse kutsal beldelerimiz Mekke Medine düşecektir. O takdirde bu zilletle yaşamak mümkün değildir. Öyle ise, 18 ile 40 yaş arası, eli silah tutan gönüllüler gerekmektedir!..” deyince Harputlular galeyana gelip askerlik şubesine koşmuşlardı. Kıblemiz Beytullah ve Hz. Peygamberimizin mübarek makamı, Haçlı kâfirlerince çiğnenmesin diye… Namus ve şerefimiz, hürriyet ve haysiyetimiz elimizden gitmesin diye… Türkiye Haçlı NATO’nun himayesine mecbur ve mahkûm edilmesin diye… Evini barkını, ailesini çocuklarını, bağını tarlasını, dükkânını tezgâhını bırakıp, gönüllü sefere yazılanlar arasında kırkına yaklaşmış Müderris (Profesör) Musa Efendi de vardı.

    Derin bir ilim adamıydı ve çok saygın bir insandı. Talebelerinden henüz 16 yaşında olmasına rağmen, iri ve gürbüz yapılı bir genç de ona katılmış; “Hocam ne olur beni bu kutlu seferden ve kendi hizmetinizden ayırmayın!..” diye yalvarınca onu da yanına alıp gönüllü kafile ile birlikte Harput’tan dualarla ve gözyaşlarıyla uğurlanmışlardı.

    Oldukça uzun ve zorlu bir gemi yolculuğundan sonra, Kızıldeniz’den karaya çıkarılmışlar, yürüyerek amansız çölleri aşıp Yemen’e varmışlar, ve orada tam 11 yıl kalmışlardı. Hem İngilizlerle savaşmış, hem de çeşitli isyan hareketlerini bastırmak için uğraşmışlardı. Zaten Müderris olması, Arapçayı konuşması ve harp hususundaki üstün başarıları nedeniyle, kendisine komutanlık ve hatta Paşalık teklif edilmesine rağmen; “Hayır, ben sade bir er olarak cihad yapmak ve bu sıfatla Allah’a ve Resulüllah’a varmak istiyorum. Komutanlık, sevabımı azaltır ve ihlasımı zayıflaştırır…” diyerek herkesin can attığı bu fırsatı, kabule yanaşmamıştı.

    11 yıl ve çok ağır şartlar ve sıkıntılar altında Yemen’de savaştıktan sonra, Müderris Musa Efendi ve talebesi, bu sefer Mekke-i Mükerreme’deki meşhur ECYAD kalesine atanmışlar, 2 yıl kadar da orada görev yapmışlardı. Derken maalesef 1. Dünya savaşında yenilmiş sayılmamızın ardından, yine bin türlü mihnet ve zahmetler sonucu memlekete dönüp Elazığ’a ulaşmışlardı.

    O zaman Elaziz’in üst tarafında ve Harput’un altındaki Hüseynik civarındaki kalabalığı görünce merakla sormuşlar ve “Rus saldırılarına karşı, Sarıkamış cephesine asker toplandığını” anlamışlardı. Bu durumu öğrenen Müderris Musa Efendi, hemen ilgili komutanlara gidip; “Kendisini de gönüllü yazmaları ricasında” bulunmuşlardı. Yaşı 50’yi aşmıştı ve savaş tecrübeleri ve yararlılıkları ve Müderris olması nedeniyle tercihen yazmışlardı.

    Bu Mücahit Müderris Musa Efendi, artık 1 saat mesafedeki Harput’a ve ailesinin yanına bile çıkmamış, asker toplama kışlasında kalmıştı. Talebesi olan ve 30’una yaklaşan sadık yol arkadaşına bir mektup yazıp vererek onu, Harput’a ve ailesinin yanına yollamıştı. Mektubunda Hanımına hitaben: “Hakkınızı helâl edin, Yemen’den döndüğüm halde yanınıza gelemedim.

    Çünkü Sarıkamış savunmasına gönüllü asker istenmekteydi. Şayet eve uğrar, 13 yıldır sıcak su görmemiş bedenimi yıkar, hasretlerini çektiğim çocuklarımın kokusunu alırsam, artık yuvamdan ayrılamayacağım endişesiyle Hüseynik’te geceledim. Eğer sevgili kızım, hâlâ gelin olmadıysa, bu sadık ve sağlam mücahitle evlendirin… Tekrar haklarınızı helâl edin!..” diye yazmıştı. Bu mektubu görüp, Bey’inin el yazısını tanıyan mübarek Hanım, hemen o gece Kurşunlu Cami İmamını ve resmi evlendirme yetkisi ve kütük defteri bulunan Mahalle Muhtarını çağırıp şahitler huzurunda kızıyla bu mücahit gencin nikâhını kıydırmıştı. Ve ertesi sabah hep birlikte Müderris Musa Efendi’yi görmek üzere, Hüseynik Kışlasına uğramışlardı. Musa Efendi, mescit gibi bir yerde namaz kılmaktaydı. Hanımının, kızının ve damadının gelişlerini anlamış gibi, selamdan sonra dönüp onlara hasret ve muhabbetle bir bakış atmış, ama hiç konuşmadan yine namaza başlamıştı. Sadece “Acaba oğlum Faik Efendi niye bunlara katılmamış?” diye meraklanmıştı. Mübarek eşleri ferasetli bir Harput Hanımıydı ve çocuklarına dönüp: “Hoca Efendi’nin bizimle konuşmaması, burada kalıp çoluk çocuğuna karışması için vesvese verip duran şeytanın tuzağını bozma amaçlıydı!” buyurmuşlardı.

    Ve bundan bir gün sonra Sarıkamış’a gitmek üzere, Elaziz’den ayrılmışlardı. Erzurum Sarıkamış’ta korkunç bir kış vardı ve kahraman askerlerimizin birçoğu yazlık ve yırtık kıyafetler içinde perişandı. Bu şiddetli don şartlarında, on binlerce askerimizi çeşitli barınaklarda ve kasabalarda, uygun şartlar oluşuncaya kadar savunmada tutmak yerine, Enver’in geceler boyu cepheye sürüp 100 bin Mehmetçiğin donarak ölümüne yol açması; akılsız bir gaflet miydi, yoksa kasıtlı bir hıyanet miydi? Ahirette hesabı sorulacaktır.

    İşte o Sarıkamış cephesinde, Müderris Musa Efendi’ye “Harputlu bir genç asker sizi arıyor!” denilince buluşmuşlardı. Bu gencin, Hoca Efendi’nin biricik oğlu Faik Efendi olduğu anlaşılınca, hasretle kucaklaşmışlardı. Ve aynı akşam, ayazda donma belirtileri başlayınca, Faik Efendi Babasına: “Karşıda açılan saray kapısını görüyor musun? Bak o beyaz giysiler içindeki nurani Zat, ve yanında sana çok benzeyen hizmetkârı bizi çağırıyorlar!..” deyince, Müderris Musa Efendi ona: “Yavrucuğum O Zat Hz. Peygamber Aleyhisselam’dır. Hizmetkârı ise senin şehit deden ve benim babamdır. Çağırdıkları kutlu mekân ise cennet saraylarıdır…” diye hatırlatmış ve birlikte tekbir ve Kelime-i Şehadet getirip, sonsuzluğa uğurlanmışlardı. Görgü tanıkları, baba oğulun birbirlerine sarılmış vaziyette donduklarını aktarmışlardı. Böylece dede-oğul-torun, üç Harputlu aynı amaçla şehadete ulaşmışlardı.

    Bunlar gibi, kendisini tanıdığım, eşim Cevriye Hanım’ın dedesi Mehmet Çavuş tam 13 sene bu cephelerde savaşmıştı. Kayınvalidemin babası Yemen’de 9 yıl kalmıştı. Cevdet Amcamızın babası Hafız Ömer Efendi de gidip Yemen’de şehit olmuşlardı.

    Canlarım! İşte bu vatan böyle kazanılmış, böyle sahip çıkılmış ve bu fedakârlıklarla elimizde kalmıştı.

    Maalesef 1. Dünya Savaşı’ndan sonra yurdumuz işgale uğramış, ama Mustafa Kemal’in önderliğindeki şanlı Kurtuluş Savaşımızla, yeniden bağımsızlığımızı kazanmıştık. Ancak Atatürk’ün şüpheli ve şaibeli ölümünden sonra, Sabataist ve masonik odaklar, uydurdukları Kemalizm kılıfıyla; Milli ve manevi değerlerimize savaş açmışlardı… Derken Erbakan Hocamızın üstün çabaları ve toplumun gözünü açması sonucu, yeni bir diriliş ve öze dönüş dönemi yaşanmıştı. Ama aynı odaklar 28 Şubat darbesi sonucu, bu sefer iyice laçkalaşan ve Batı uşaklığını çağdaşlık sanan Kemalizmin yerine, şimdi de İslamcılık soslu, dindar kahraman kurgulu bir Tayyibizm uydurup daha büyük tahribatlara başlamışlardı.

    Erdoğan’ın ABD Ziyareti; ZAFER MİYDİ, HEZİMET MİYDİ?

    Cübbeli Ahmet’in, Sn. Erdoğan-Trump görüşmesiyle ilgili toplu dua seanslarına rağmen, 2019 Kasım’ı ortasındaki ABD ziyareti büyük bir hezimetle sonuçlanmıştı. Ve tabi maalesef, pek çok yandaş bunu bile zafer gibi sunmuşlardı. Milli haysiyet ve hassasiyet sahibi yazar ve yorumcuların, vicdanları sızlayarak ve yüzleri kızararak aktardıkları tehlikeli girişim ve gelişmeleri duyanlar ve üzerinde kafa yoranlar ise oldukça azalmıştı…

    Yandaş yazar ve yorumcular, Erdoğan’ın ABD gezisinden “her istediğimizi aldığımızı” yazıp konuşmaktalardı. Onlara göre bu sayede; ●Çok şükür ki ABD ile ipler kopmamıştı, ●Türkiye derdini iyi anlatmıştı, ●Sorunlar zamana yayılmıştı, ●ABD/Rusya dengesi işe yaramıştı, ●ABD’nin ipliği pazara çıkarılmıştı, ●Trump’ın hakaret mektubunu iade buyurmuşlardı. Oysa, bu iddialar birer patavatsız palavraydı.

    ......................

    MAKALENİN DEVAMI İÇİN TIKLAYINIZ

























    Bu Haber 900 defa okunmuştur.
    Dost Siteler...
    www.millicozum.com
    www.necmeddinerbakan.net

 
Yorum Ekleyin
Yorum eklemek için üye olmanız gerekmektedir.
 
Telif Hakkı: Prof. Dr. Necmettin Erbakan - NecmettinErbakan.Net, Necmettinerbakan.org | Milli Çözüm Dergisi | AhmetAkgul.Net | MealiKerim.com | İLETİŞİM |RSS