• Vahşi Kapitalizmde İşçilik Kölelikten Çetindir!

    Vahşi Kapitalizmde İşçilik Kölelikten Çetindir!

    02 Mayıs 2012

     
    | Devamı

    Siyonist sömürü sistemi kapitalizmdeki “çağdaş kölelik” olan işçiliğin tek çaresini Kur’an gösteriyordu

    Vahşi kapitalizmin sebebiyet verdiği "işsizlik" yani "istihdam sorunu" bir yana, "işçilik sistemi"nin bizzat kendisi de tarihteki "kölelikten" kötüdür ve beterdir.

    Evet, Kur'an "Tahriyru Rakabatin" buyurmakta; yani bir köleyi (çağımızda bir işçiyi) hür hâle getirmeyi tavsiye etmektedir. (Maide Suresi, 89. âyet)...

    Kur'an'daki “Tahriyru rakabetin” bir köleyi, normal vatandaş hâline getirmektir. Mesela İmamı Azam Ebu Hanife böyle birisidir, bir kölenin torunudur; azad edilmiş ve İslâm âleminin güneşi haline gelmiştir. Kur'an kölelerden bahsederken “memlük”lerden bahseder, “abd”den bahseder, “esir”ler"den bahseder ve “rakabe”den bahseder...

    "Harir" ipek demektir, sıcak günlerde giyilir ve serinletir. Ketenden veya yünden elbiseler, deriden elbiseler sıcak olur ve sıkıntı verir. "Harur" sıcak demektir. "Hür" ise köle olmayan demektir. "Tahriyru Rakabetin" ifadesindeki "Tahrir" kavramı, bir insanı hür hâle getirmek demektir. Köle ile hürün İslâmiyet'ten önceki Arabistan’da ve Roma'da çok farklı manâsı vardır. Roma'da "köle" her şeyden önce insan sayılmamaktadır. O devirlerde kölenin kişiliği yoktur, mahkemeye başvurma hakkı bile bulunmamaktadır. İsterse efendisi onu öldürebilir, cezası yoktur, hesabı sorulmamaktadır. Oysa İslâmiyet'te kölenin de esirin de kişiliği tamdır. Canı korunmuştur, öldürülürse kısas yapılır. Köleler mahkemeye müracaat ederek daima kendi haklarını savunabilirler. Efendisi kötü muamele ediyorsa hakkını arayabilir. Efendisi uzvunu kırsa kısas yapılır. İslâmiyet'te köle sadece mala sahip olamaz, elde ettiği kazanç efendisinindir. Çünkü o vatandaş değildir. Bu vatanda sadece çalışıp yaşama hakkı vardır. Evlenmek de hakkıdır. Hür olmak istiyorsa takdir edilen miktarı ödeyerek özgür hâle gelir. İslâmiyet'te köle yalnız kişiliği bakımından Roma kölesinden farklı değildir. Roma hukukunda bir kimse borcunu ödeyemediği zaman köle hâline getirilir ve borçlu olduğu kişiye esir edilirdi. İslâmiyet'te borçtan dolayı kimse köle yapılmaz, hattâ onun mallarına ve parasına el konmaz, sadece onun borçlanma ehliyeti alınabilir.

    Kur'an'da "Abd, Memlük, Rakabe ve Esir" kelimeleri geçmektedir. "Rakaba" kelimesi sadece "tahriru rakaba" olarak zikredilmektedir. Sadece bir yerde "tahrir" yerine "fekku rakaba" olarak geçmektedir. "Rıkab" kelimesinden ise borçlular arasında bahsedilmektedir...

    Abd: Gönüllü ve statüsünden memnun köle işçi

    Memlük: Ömür boyu emir altına sokulan, emekli yaşına kadar çalıştırılan köle-işçi-memur

    Rakabe: Anlaşmalı olarak boyunduruk altına alınmış ve emekli olma şartları hazırlanmış köle, işçi

    Esir: Zorla hizmete bağlanmış ve tutsak alınmış köle-işçi anlamına gelir.

    Bugün kölelik olmadığına göre ne yapılacaktır?

    Kişiyi işçilikten, işçilik sisteminin sebebiyet verdiği; kölelikten daha kötü, daha beter zulümlerden kurtarmak çağımızdaki “tahriri rakabe”dir. Köleyi özgürleştirmedir. Bu çağda işçinin durumu tarihteki kölelerden çok daha beterdir. Vahşi kapitalizmde işçilik kölelikten çetindir.

    Peki, bu "çağdaş kölelikten" yani "işçilik sisteminden" nasıl kurtulacağız?

    İşçiler, yani emek sahipleri arasında "dayanışma vakfı" meydana getirilir. Devlet destekli ve faizsiz kredili işletmeler teşkil edilir ve üretime geçilir. Çalışan işçiler yüzde bir ile ortak edilir. İşi olmayan işçiler buraya geldiklerinde kendilerine düşen kısım ödenir. İşçi istediği işi yapmakta serbesttir. Elde edilen hâsılayı "ortaklık vakfı" satar, gelirin yarısı o fona devredilir, yarısı üretici çalışanlara verilir. Böylece çalışanlar bir "ortaklık" kurar ve bu ortaklık bir "işletme" hâline getirilir. O işletmelerde üretime geçtikleri zaman artık hür hale gelmişlerdir.

    İşte Adil Düzende “çağdaş köleler” olan işçileri hürleştirecek mekanizma geliştirilmiştir. İşçilerin hür hâle gelmesi demek iflas edenlerin tekrar borçlanma ehliyeti kazanmaları şeklindedir. Kalıcı, akılcı, huzur ve hürriyet sağlayıcı çözümler isteniyorsa; "vahşi kapitalizm" ve "zalim komünizm"in biricik alternatifi olan "Adil Ekonomik Düzen"i getirip uygulamak mecburiyettir.[2]    

    Yeryüzü tüm insanların ortak malıdır, rızaları ile veya fiilen işgal edilip bölüşülmüş durumdadır. Eğer bir yerde "emek" geçmişse orada "mülkiyet hakkı" doğmakta ve "hak" yani "emek" korunmaktadır. Mirasta o emeğin intikali sağlanır. Sonra sizin emeğiniz de olsa yerin kullanılmasına mâni olamazsınız, sadece emeğin hakkını alırsınız. Diyelim bir fabrikan var, ama sen çalıştıramıyorsun; başkası gelir, çalıştırır, senin "kira hakkını" verir. Bunun dışındaki bölüşme şekilleri haram kılınmıştır. Batılılar, "zararlı" olsa da eğer "kârlı" ise her türlü kazancı "meşru" saymaktadır. Onlar için kâr esastır. Kur'an ise buna şiddetle karşı çıkmış, zararlı bir şeyin kârını yasaklamıştır.

    Batılılar “mutlak mülkiyeti” kabul etmektedir; “insan özgürdür, kendi malını ve canını istediği gibi tasarruf eder” demektedir. Kur'an bunu kabul etmiyor, çünkü kimsenin bedeni ve malı kendisine ait değildir. Topluluk onun yetişmesine emek vermiştir. Herkese ait olan yeryüzü nimetlerini temellük edip başkalarının yararlanmasına mâni olmak da hak değildir. Örneğin, kimse tarlasını boş tutamaz, çünkü arazi topluma aittir ve değerlendirmesi gerekir. Nihayet, tesadüflerle ve şanslarla hareket (yani kumar da) meşru değildir...

    Bütün insanların rahatını ve menfaatini esas alan Kur'an'da kırk yerde "felah" kelimesi geçmektedir.

    "Felah" kelimesi karşılığında "Refah" kelimesi münasiptir. Refahı şöyle tarif etmek gerekir. Bir saatlik çalışmada elde edilen mal "ücret"tir. Bir saatlik çalışmada elde edilen malın bir gün geçindirdiği insan sayısı da o malın "fiyatı" demektir. Böylece ücret ile fiyatı çarparsak, bir kimsenin bir saat çalışmayla geçindirdiği insan sayısı çıkar ki, işte bu refahın ölçeğidir.

    Demek ki insanlar az çalışmakta ve de az insan çalışmaktadır, ama bunların emeği ve üretimiyle çok insan yaşamaktadır. Bu da ancak tarımın sanayileşmesi ile daha da kolaylaşmaktadır. Kazma ile iş yapma Mezopotamya'da başlamıştır. Harut'la Marut'tan birinin çiftçi diğerinin hayvan besicisi olduğu Dr. Mete Firidin'in çalışmasında ortaya çıkmıştır. İşte "felah" yani uygarlık o zaman başlamış, kazma da o dönemde bulunup kullanılmıştır. Sonra "saban" keşfedilmiş, şimdi tarlaları "traktör"le sürmek işleri çabuklaştırmıştır. Sulamanın yanında bugün gübreleme ve ilaçlama teknolojisine gelinmiş, seracılığa ve besi hayvancılığına başlanmıştır. Bunların bakımı otomatik makinelerle yapılınca ve yem sanayi gelişince insanın yaşamak için gerekli olan çalışma saatleri azalmıştır. Bu sayede yaygın refaha yani felaha gidilecek yollar açılmıştır, nüfus artsa bile onları huzurlu ve onurlu yaşatacak imkânlar hazırlanmıştır. Sadece sömürüsüz ve zulümsüz paylaşımı, kaliteli ve şahsiyetli bir yaşam standardını sağlayacak ADİL DÜZEN’e ihtiyaç vardır.

    Faizci kapitalizme İslami jelatin!

    Prof. Dr. Ahmet Tabakoğlu'na kulak verelim:

    "(İslam iktisadının temel ilkelerinden bahisle) Emeğin yüceltilmesi gerekir. Çünkü en yüce değer emektir. Hz. Peygamber emekle geçinmeyi önemsemiş ve önermiştir. İnsanın en önemli kazanç sahası emeğiyle elde ettiğidir. Yani sermaye aslında bağımsız bir değer değildir. Çünkü sermaye de bir noktada birikmiş emek olarak görülebilir ama asıl önemli olan emektir. Toplumsal alanda da “kul hakkı” kavramı çok önemlidir. Hz. Peygamber'in emek tavsiyeleri kul hakkı yememek esası üzerinedir. Oysa kapitalizm kul hakkı yiyerek ve insan öldürerek, insanları köleleştirerek ve ahlaksızlığı teşvik ederek gelişmiştir... Katliamlar, köleleştirme, kıtaların boşaltılması olmasaydı, Aztek ve İnka medeniyetleri yok edilmeseydi kapitalizm doğup gelişemezdi. Bu yüzden kapitalizmi ortaya çıkaran olaylar için, mesela 'Sanayi devrimi İslam toplumunda niye ortaya çıkmadı?' diye üzülemeyiz. Çünkü o kendi süreci ve mantığı içinde ve belirtilen zulüm yöntemleriyle gerçekleştirilen sermaye birikimi ile ortaya çıkmış bir kötü ve kirli neticedir. Bu Müslümanların kabul edemeyeceği bir olgular zinciridir."

    Tabakoğlu, kapitalizm ile İslam'ın ekonomiye bakışındaki temel farklılıkları kısa da olsa, gayet güzel veriyor. Devamlı sermayeyi (ve dahi menfaati) yücelten kapitalizme karşı emeği yücelten İslam, çok farklı yerlerde duruyor. Günümüzde küresel ekonomik sisteme, yani küresel kapitalizme, entegre olmaktan başka bir yolun olmadığını, onun en can alıcı argümanı olan faizin bir "realite" olduğunu söyleyenlere bu gerçekleri hatırlatılmak gerekiyor.

    Kapitalizmi ortaya çıkaran olayları ve süreçleri, kâğıt üzerinde ve sohbet kürsülerinde reddeden ve kötüleyen ılımlı İslamcılar, maalesef bu kirli vasıtalarla elde edilen bu sistemden yararlanmak için hepsi can atıyor. Bu çelişki, kendimizi "onların" kavramları ve araçlarıyla tanımlama tuhaflığından kaynaklanıyor. Asıl garabetimiz, bu zalim ve insani olmayan sistemi içselleştirmekten de öte, kendi inancımızla ve Kur’an ahkâmıyla bağdaştırmaya çalışmakla sergileniyor. Yani, hem faizci, tefeci olsun, hem de abdestinde, namazında. Böyle bir şeyin imkânsızlığı kadar uygulama safhasındaki tuhaflığı da fiilen yaşanıyor.

    AKP ile geçip giden 10 senede İslami bir ekonomik yaklaşım ortaya koyamamak mı daha acıdır, yoksa küresel kapitalizmi hemen her argümanıyla yaşamaya çalışmak mı? İslam ile kapitalizmin yan yana gelemeyeceğini anlamak, şuurun, huzurun ve onurun ilk şartıdır.”[3]



    [1] Bak Star. 19 Şubat 2012

    [2] R. Nuri Erol / Milli Gazete

    [3] Burak Kıllıoğlu / Milli Gazete

     


    Kaynak Makalenin Tamamı: KAVMİYETÇİLİK, İŞÇİLİK VE ÇAĞDAŞ KÖLELİK












    Bu Haber 8815 defa okunmuştur.
    Dost Siteler...
    www.millicozum.com
    www.necmeddinerbakan.net

 
Yorum Ekleyin
Yorum eklemek için üye olmanız gerekmektedir.
 
Telif Hakkı: Prof. Dr. Necmettin Erbakan - NecmettinErbakan.Net, Necmettinerbakan.org | Milli Çözüm Dergisi | AhmetAkgul.Net | MealiKerim.com | İLETİŞİM |RSS