• ÜSTÜNLÜK SAPLANTISI, ŞEYTAN AHLAKIDIR

    ÜSTÜNLÜK SAPLANTISI, ŞEYTAN AHLAKIDIR

    05 Nisan 2019

     
    | Devamı


    ÜSTÜNLÜK SAPLANTISI, ŞEYTAN AHLAKIDIR

        

    Bazı insanlar, “herkesten çok farklı ve faziletli yaratıldığını, olağanüstü kabiliyetlerle donatıldığını ve bütün bu yüksek marifet ve meziyetlerin kendi aklından ve aslından kaynaklandığını” düşünerek bir üstünlük duygusuna kapılmaktadır. Bu saplantı içine girenler, zamanla herkesi horlamaya ve kendilerini kutsallaştırmaya başlamaktadır. Oysa bu durum tamamen şeytani bir aldanıştır. Çünkü herkese ve her türlü nimet ve fazileti veren Cenab-ı Hak’tır ve bunlarla kullarını imtihan buyurmaktadır. Ancak; övünmek için değil sevincini göstermek için, tekebbür (büyüklenmek ve böbürlenmek) için değil, tevazu ve teşekkür amacıyla Allah’ın lütfettiği nimetleri hatırlatmak ise caizdir. “Rabbin nimetini (hamdü sena ederek) devamlı anlat”[1] ayeti bunu ifade etmektedir. Ya zenginliğine, ya zekâvetine veya diğer dünyalık nimet ve ziynetlerine, ya da ibadet ve hizmetlerine aldanarak kibirlenen ve başkalarını küçük gören kimseler, şeytanın boş kuruntulara düşürdüğü gafillerdir. “(Şeytan) Onlara (çeşitli) va’adler ediyor, onları olmadık kuruntulara düşürüyor. Oysa şeytan onlara bir aldanıştan başka bir şey va’ad etmez.”[2] ayeti bunların durumunu haber vermektedir. İşte bunlardan birisi olan, mal varlığı ve Firavun’a yakınlığı ile şımaran Karun şöyle diyordu: “(Bütün bunlar) Bende olan bir bilgi dolayısıyla bana verilmiştir.”[3] Yani kendisine verilen nimetlerin, Allah’ın bir ihsanı ve imtihanı olduğunu unutup, kendisindeki özel bilgi ve beceriler sayesinde her şeyi kazandığını zannederek sapıtanlardan birisidir. Oysa bu düşünce şahsi zannından ve zırvasından başka bir şey değildir. “Siz ancak zanna uymakta ve sadece tahmin ve yalan uydurmaktasınız.”[4] “Gerçekte zan ise, Haktan hiçbir şeyi sağlamaz (ve doğruya ulaştırmaz).”[5] ayetleri bu gerçeği açıkça haber vermektedir.

    Ve yine, Hz. Musa Tur-i Sina’ya çıktıktan sonra, Beni İsrail’i saptıran ve altından bir buzağı heykeli yaparak ona taptıran Samiri de, kendisinde çok gizli yetenek ve özellikler vehmeden birisidir.

    “Hz. Musa sorup dedi ki: ‘Ey Samiri, senin amacın nedir, (bu sapkınlığı niçin işledin?’ Samiri:) ‘Ben onların görmediklerini gördüm. Böylece elçinin (Cebrail’in) izinden bir avuç (toprak) alıp atıverdim...”[6] ayetlerinde de bildirdiği gibi, Samiri’nin fesat çıkarmasına neden olan düşünce, kendisinin herkesten bilgili, sezgili ve önemli olduğunu zannetmesidir. “Ben tarikat ve maneviyat ehliyim. Bana gizli işaretler ve keşifler gelmektedir” diyerek böbürlenen ve Kur’an ahlakına aykırı düşünce ve davranışlar sergileyen kimseler de bu şaşkınlığın içerisindedir. Bu aldanış, “farklı şeyler yaparak, ilgi ve sevgi toplamak ve liderliğe oynamak” hevesinin birleşmesiyle ve şeytanın da şişirmesiyle insanı sapıklığa sürüklemektedir.

    Firavun’u azgınlaştıran ve hatta ilahlık iddiasına kalkıştıran da yine bu üstünlük düşüncesidir.

    “Firavun kendi kavmi içinde bağırıp dedi ki: Ey kavmim, Mısır’ın mülkü ve şu altımda akmakta olan nehirler (Nil’in kolları ve kanalları) benim değil mi? Yoksa ben şu (Musa)dan daha hayırlı değil miyim, ki o aşağı (köle sınıfından) bir zavallı (kimsedir) ve neredeyse (sözünü) anlatmaktan aciz (birisi)dir.”[7] ayetlerinde de görüldüğü gibi, Firavun Mısır ülkesinin ve ona hayat veren Nil nehrinin sanki kendi mülkü olduğu hayaline kapılmış, Firavunlar sülalesinden gelmesini bir üstünlük sebebi saymış ve Hz. Musa’yı, sırf ezilen ve hor görülen Beni İsrail kavminden olmasını, ve konuşmada zorlanmasını düşüklük ve (haşa) değersizlik nedeni zannetmiştir. Yani, Allah’tan ayrı ve bağımsız bir varlığı ve O’nun mülküne ortaklığı bulunduğunu vehmetmektedir. Ve bu aldanış ve saplantı onu ilahlık iddiasına kadar sürüklemiştir. “(Firavun) Dedi ki: Sizin en yüce Rabbiniz benim.”[8]

     

    Şeytanın gururlanmasına ve Allah’ın rahmetinden kovulmasına sebep de yine bu üstünlük düşüncesidir:

    “(Allah) Dedi: ‘Sana emrettiğimde, seni secde etmekten alıkoyan neydi?’ (İblis) Dedi ki: ‘Ben ondan hayırlıyım. (Çünkü) Beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan yarattın.”[9] ayetinden de anlaşılacağı gibi şeytan, Firavun, Samiri ve Karun gibileri, aslında Allah’ı inkâr etmiyorlar, sadece O’na itaat ve teslimiyete yanaşmıyorlar... Kendilerine verilen bazı özellikleri, bir üstünlük sebebi sayarak, gururlanıp sapıtıyorlar. Allah’tan bağımsız bir mevcudiyetleri, marifetleri, mülkleri ve güçleri olduğu zannına kapılıyorlar... İşte bu gurur ve kibirleri yüzünden şirke ve çirkefe saplanıyorlar.

    “Yeryüzünde, hakkı olmadan büyüklük taslayanları ayetlerimden (Kur’ani gerçekleri anlamaktan ve kâinattaki ibretli ve hikmetli yaratılışların sahibini kavramaktan) engelleyeceğim. (Öyle ki) Onlar her türlü ayeti görseler bile (asla) ona inanmazlar. Dosdoğru yolu da görseler (yine de, haklı ve hayırlı olan budur diyerek ve benimseyerek, hayat) yolu tutmaz ve tabi olmazlar. Azgınlık ve sapkınlık yolunu gördüklerinde ise hemen onu (kendilerine hayat tarzı olarak kabullenip) yol edinirler. Bu, onların ayetlerimizi yalanlamaları ve onlardan gafil olmaları yüzündendir.”[10] ayeti, bazı nimet ve faziletleri Rabbinden değil, kendinden bilen ve bunlara aldanıp kibirlenen ve üstün özellikleri bulunduğunu vehmeden kimselerin hidayet nurundan mahrum edileceğini bildirmektedir.

    Buna karşılık bütün Peygamberlerin ve Kur’an’da övülen salih kişilerin, Allah’a karşı devamlı mütevazı ve mahviyet sahibi oldukları görülmektedir.

    “İşte sizin İlahınız, bir tek İlahtır. Artık yalnızca O’na teslim olun... Sen, alçak gönüllü olanlara müjde ver... Onlar ki, Allah anıldığı zaman kalpleri ürperir”[11] ayetleri bunları övmektedir. İşte Hz. Adem (a.s)... Ki kendisine “Safiyullah”, Allah’ın tertemiz kıldığı zat denilmektedir... Bütün melekler kendisine saygı secdesi ile emredilmiştir. Buna rağmen beşeriyet zafiyeti ile işlediği bir zelle yüzünden Allah’a şöyle seslenmektedir: “(Hz. Adem ve Havva;) Ey Rabbimiz... Biz nefislerimize zulmettik. Eğer bizi bağışlamazsan ve esirgeyip korumazsan, gerçekten hüsrana düşenlerden olacağız, dediler.”[12]

    İşte Hz. İsa (a.s) ki O “Ruhullah”tır. Allah’ın Kendi Ruhundan üflediği yüce bir peygamberdir. Ama:

    “Allah; ‘Ey Meryem oğlu İsa! İnsanlara, Allah’ı bırakarak, beni ve annemi ilah edinin diye sen mi söyledin’ diye sorduğunda, ‘(Haşa) Seni tenzih ederim, hakkım ve haddim olmayan bir sözü söylemek bana düşmez’”[13] diye titremektedir.

    ........................

    MAKALENİN DEVAMI İÇİN: 

    http://www.millicozum.com/mc/duyurular/ustunluk-saplantisi-seytan-ahlakidir
























    Bu Haber 236 defa okunmuştur.
    Dost Siteler...
    www.millicozum.com
    www.necmeddinerbakan.net

 
Yorum Ekleyin
Yorum eklemek için üye olmanız gerekmektedir.
 
Telif Hakkı: Prof. Dr. Necmettin Erbakan - NecmettinErbakan.Net, Necmettinerbakan.org | Milli Çözüm Dergisi | AhmetAkgul.Net | MealiKerim.com | İLETİŞİM |RSS