• UMUT VE HUZUR VEREN BİR RÜYA

    UMUT VE HUZUR VEREN BİR RÜYA

    18 Nisan 2016

     
    | Devamı


     UMUT VE HUZUR VEREN BİR RÜYA


    FATMA BETÜL ERİŞKİN - Konya / 16.04.2016

    Rüyamda:

    Bir deniz kenarında oluyoruz, deryanın ucu bucağı seçilmiyor. Etrafı, sağı solu her yer deniz şeklindeymiş, toprak görünmüyor. Çok kalabalıkmışız; Aziz Erbakan Hocam ve Muhterem Ahmet Hocam da oradalar. Erbakan Hocamız: “Ahmet, sayınız ne kadar?” diye soruyorlar. Ahmet Hocam: “Tam bilemiyorum Aziz Hocam” diye cevap veriyorlar. Erbakan Hocam: “Sayını sıkça netleştir ki, samimiyetle yanında bulunmayanlar, dönem dönem zora talip olamayacakları için kendiliğinden ayrılıp uzaklaşsınlar. Bu dava ucunu bucağını göremeyeceğin, gördüğün kadarında da, başına ne geleceğini bilemeyeceğin bir denizdir. Seninle birlikte, samimiyetle ve sonunu düşünmeden denize yürüyenlere deniz yarılıp açılır, eğlence ve geçici hevesler için yanında olanlardan ise kaçacaktır. Gösteriş ve hıyanet için yanında olanın da üzerine kapanır!” buyurdular. (Biz korku ve endişe içinde bu üç gruptan hangisinde olacağımızı düşünüyoruz.) Ben: “O zaman herkesin ayarı ortaya çıkmış olacak öyle mi Hocam?” diye soruyorum. Sonra yine: “Peki ya kendimizden tam emin değilsek, samimi olduğumuzu sanıyorsak ama samimiyetimiz eksikse. Hem eğlendiğimiz, hem de sevdiğimiz için bulunuyorsak bu davada? Ya öyle olmadığımızı zannettiğimiz halde hıyanet içindeysek davamızda? Bir yanımız içimizde gösteriş yapıyorsa? O zaman, yine de deniz bizden kaçar veya uzaklaşır mı? Bu ayarı denize yürümeden, iş işten geçmeden tutturmanın, öğrenmenin başka bir yolu olamaz mı?” diye korku, endişe ve hüzün içinde soruyorum. Erbakan Hocam gülümseyerek: “Mümin odur ki, asla kendinden ve geleceğinden emin olmaz, hep korku ve ümit arasında yaşar. Yani bundan aslaa emin olunmaz. Ammaa; Ahmet sizi zaman zaman zorlu görevlere sürebilir. Mesela, tek eğlencesi; aralarda ve gecelerde, kardeşler arası sohbet ve muhabbet ve hatta vakit ve nafile namazlarda bir arada olmak olan kamplar, eğitimler düzenleyebilir. Bakalım termalli eğitime gelenlerle; şartları ağır, asıl ve tek eğlencenin kardeşlik ve muhabbet olduğu eğitimin katılımcıları aynı sayı ve heveste gerçekleşecek mi?” buyurdular. “Bu şartlarda bir organize, deniz üzerine kapanmadan bir ayar terazisi olabilir size!” diye de uyardılar. Ahmet Hocama dönerek: “Üç aylar nefsi ve kardeşliği muhasebe zamanıdır. Grubumuzdaki her bir kardeşimiz, karşısındakini kendine tercih edip, benliğini öldürmedikçe bu denizi geçemez!” buyurdular. Ahmet Hocam:“Aziz Hocam,19 Mayısta bir organize düşünmüştü çocuklar, siz “üç aylar eğlence ayı değildir” buyurunca, yeni talimatınız ne şekilde olacaksa öyle ayarlanması için askıya aldırmıştık kamp programımızı” buyurdular. Erbakan Hocam mübarek sağ ellerini Ahmet Hocamın omuzlarına attılar ve gülümseyerek“O zaman, bize yakın bir yer ayarlasınlar da, siz bize biz de size daha kolay gidip gelelim” buyurdular: “Ahmet, sayınız ne kadar?” Bunun üzerine yanımdaki arkadaşıma dönerek “Sanırım bizi zorlu bir kamp bekliyor” dedim. Erbakan Hocam bize doğru döndüler ve“Eee, ayar testi isteyen siz değil miydiniz?” buyurdular. Sonra: “Sadece selam vermek için dahi birbirinizin yanında bulunmak, gönlünü ferahlatıp hal hatır sormak, varsa sıkıntısı onları dinleyip tavsiyede bulunarak kardeşinizi rahatlatarak ve yine selam vererek ayrılmak, dünya ve içindeki her şeyden daha hayırlıdır!” buyurdular. Sonra Erbakan Hocam ve Ahmet Hocamdenize doğru yürüyüp gözden kayboldular, biz orada arkalarından bakakaldık, öylece uyandım.

    Rüyanın Yorumu:

    Tek kişilik bir ordu.. Tek kişilik bir okul.. Ve tek kişilik bir kutlu oluşum; MİLLİ ÇÖZÜM ve Onun şahs-ı manevisi Ahmet Akgül..!

    Katı Ulusalcısından Ilımlı İslamcısına, AKP iktidarından, müzmin CHP+HDP muhalefet kanadına, tarikat istismarcılarından Cemaat (FETÖ) yapılanmasına; hepsinin haksızlık ve yanlışlıklarını yıllardır yazıp konuşan, ama bunlara karşı doğruları, ilmi ve milli programları da ortaya koyan ve bu yüzden nice saldırı ve sataşmalara uğramasına ve mahkemeler açılıp çeşitli cezalara çarptırılmasına rağmen hala dimdik duran ve metanetini bozmayan bir bilge ve mücahit insan!. Bu yüksek marifetlerin ve örnek meziyetlerin hiç birini kendi şahsına mal etmeyip, Cenabı Rabbil Âleminin lütfu inayeti ve Milli Çözüm Ekibinin himmet ve gayreti sayan, bunların sayesinde bu hizmetlerin başarıldığına inanan yılmaz, yorulmaz, sarsılmaz ve savrulmaz, adam gibi bir adam!.

    Bilmiyorum, çağımızda 67 yılına 67 kitap sığdıran, ömrünü verdiği kendi partisinden ve yakın çevresinden bile gördüğü onca hıyanet ve hakaretlere rağmen, haklı ve hayırlı Milli Görüş davasından ve hele Erbakan sevdasından milim sapmayan ve caymayan başka biri daha var mıydı?

    Ahmet Akgül dışında, Saadet Partisi ve teşkilatlarının, yan kuruluşlarının ve Erbakan Vakfının bunca eleman ve imkâna rağmen solcuların, ulusalcıların, sağcıların, din istismarcılarının ve iktidar yalakalarının onlarca gazete, dergi ve TV’lerinde Erbakan Hocaya ve İslami hakikatlere yönelik saldırılara susmaları karşısında, hepsinin tek tek yanıtlarını veren ve hadlerini bildiren ve bu uğurda her türlü tehdit ve tehlikeye göğüs geren biri daha çıkar mıydı?

    Evet, biraz serttir; ama bu sertliği mertliğinden ve netliğinden kaynaklıdır. Ve zaten çelik gibi bir irade ve karakteri olmayanın, bunca yükün altında sağlam kalması imkânsızdır. Hamur gibi yumuşak değil demir gibi sert ve sağlam olması bu hizmet ve gayretlerin devamı ve davasının hatırı için herhalde lazımdır ki, Cenabı Hak Onun fıtratını böyle kılmıştır.

    Şahsına ve menfaatine yönelik haksızlık ve yanlışlıkları -o an kızsa bile- kısa zamanda unutan, bütün bunların bizzat Allah tarafından ve imtihan kastıyla takdir buyrulduğuna inanan ve zahiri sebepler ve kişiler üzerinde fazla durmayan; ama Yüce Dinimize, Milli ve Manevi değerlerimize, Milli Görüşün şahs-ı manevisine, ilmi ve insani projelerine yönelik kasıtlı ve şeytan kafalı saldırı ve sataşmaları ve bunlara cesaret eden küstahları – tevbe edip vazgeçmedikçe – asla unutmayan, Allah için buğzedip ayarsızlıklarını ortaya koyan ve bunlara karşı -makam ve mansıplarına bakmadan- metin ve çetin duruşuyla hayranlık uyandıran Ahmet Akgül Hocamız, üstadımızdır. Kırk yıldan fazladır Onu tanıyorum, yakından takip ediyorum; geceleri abid, gündüzleri mücahit ve fani dünyaya karşı zahid bir zattır. Sözü özüne, dışı içine, düşüncesi işine uygun bir zattır. Erbakan Hoca hariç, Kur’ana ve İslama bu kadar aşina, Hak davasına bu denli sadık ve Aziz Hocasına bu denli aşık… Ve şeytanın cisimleşmiş ekibi Siyonizme, Deccalizme ve onların sinsi plan ve projelerine bu kadar vakıf başka bir insana rastlamadım. Allah’ın lütfu ihsanı olan bu yüksek sıfatlara ve bu yüksek donanıma rağmen bu denli sade, samimi ve mütevazı başka bir insan tanımadım.

    Olayların akışını, amacını ve sonuçlarını tam bir mümin ferasetiyle, 10 yıllarca önce tahlil ve tahmin ettiğinde, önce şüphe ile karşılanan; hatta bu yüzden çeşitli ithamlara maruz kalan, ama sonunda, hayranlık ve şaşkınlık uyandıracak şekilde hep kendisi haklı çıkan.. Ve bunları da tamamen Kur’anın işaretine ve Resulullah’ın beşaretine dayandıran Muhterem Ahmet Akgül Hocamızdan niye acaba; kendi partimiz ve dava kardeşlerimiz ürküp çekinmektedir?.. Niye tüm İslamcı ve yandaş medya Onu yokluğa mahkûm etme peşindedir? Niye sözde iktidar karşıtı medya ondan hiç bahsetmemekte, gündeme getirmemektedir? Çünkü malum ve mel’un odakların açık piyonları da, münafık (İslamcı) taşeronları da ve hepsinin ortak patronları da elbette Kur’an’dan ve onun tercümanından korkmakta haklıdırlar; ama kim bilir, belki de Cenabı Hak, özlenen ve gözlenen hakikat devriminin hazırlık şartları olgunlaşıncaya kadar bu gibi zevatı, nazardan ve kazalardan korumak için bir nevi saklamaktadır!..

    Cenabı Allah’a tam güvenmeyen, sadece Onun rızasını gözetmeyen, her oluşumu ve sonucu Onun takdiri ve taksimi bilip teslimiyet göstermeyen, her halde ve her meselede sadece kulluk şuuru ve sorumluluğuyla hareket etmeyen, övülmeyi de sövülmeyi de bu imtihanın bir sırrı ve parçası görmeyen bir insan, tam yarım asır (elli yıl) boyunca hiç usanmadan, değişip başkalaşmadan aynı hakikat noktasında sadık ve sağlam kalmayı nasıl başaracaktı? Tek yaranı ve yardımcısı bir avuç sadık Milli Çözüm ekibi arkadaşları olan bu Zatı tanımak, Onun talebesi ve takipçisi olmak bizler için ne büyük şans ve bahtiyarlıktı… Ya Rabbi bizi rızandan, Hak davandan ve bu kutlu Milli Çözümcü dostlardan ayırma, ayaklarımızı kaydırma, bu hayırlı oluşumdan caydırma… Amin.

    Emekli Öğretim Üyesi

    Kazım Candan 






















    Bu Haber 1402 defa okunmuştur.
    Dost Siteler...
    www.millicozum.com
    www.necmeddinerbakan.net

 
Yorum Ekleyin
Yorum eklemek için üye olmanız gerekmektedir.
 
Telif Hakkı: Prof. Dr. Necmettin Erbakan - NecmettinErbakan.Net, Necmettinerbakan.org | Milli Çözüm Dergisi | AhmetAkgul.Net | MealiKerim.com | İLETİŞİM |RSS