• Trump Siyonizm’in Maşasıydı İKTİDAR İSE TRUMP’IN PAŞASI MIYDI?

    Trump Siyonizm’in Maşasıydı İKTİDAR İSE TRUMP’IN PAŞASI MIYDI?

    29 Kasım 2019

     
    | Devamı


    Trump Siyonizm’in Maşasıydı

    İKTİDAR İSE TRUMP’IN PAŞASI MIYDI?

          

    Trump açıkça ve alçakça Türkiye ile dalga geçmeye başlamıştı!

    ABD Başkanı Trump 18 Ekim 2019’da, Türkiye ile terör örgütü YPG’nin durumunu “okul bahçesinde kavga eden iki çocuğa”(!) benzeterek; “Biraz kavga etmeleri gerekiyordu, sonra ayırdım” diyecek kadar küstahlaşmıştı. ABD Başkan Yardımcısı Pence ise anlaşma ile birlikte yaptırımların kaldırılacağını söyleyerek, görüşmelerde Halkbank’a yaptırım konusunun görüşülmesinin askıya alındığını açıklamıştı. Donald Trump, Texas’taki mitinginde Türkiye’nin Fırat’ın doğusuna gerçekleştirdiği Barış Pınarı Harekâtı ile ilgili açıklamalar yapmıştı. Türkiye ve ABD’nin, Suriye operasyonuna ara vermesi konusunda anlaşması sonrasında, Türkiye’nin Suriye’de terör örgütü PKK/YPG’nin kontrolü altındaki bölgelere yönelik operasyonunu “okul bahçesinde kavga eden iki çocuğa” benzeterek; “Ben biraz kavga etmeleri gerekiyor dedim. Okul bahçesindeki iki çocuk gibi kavga etmelerine izin vereceksiniz, sonra da ayıracaksınız. Birkaç gün kavga ettiler ve oldukça şiddetliydi” diyerek, bu süreçteki (kuklaları vuruşturma) tavrının bazı kesimlerce anlaşılmadığını vurgulamıştı.

    Trump, 9 günlük Barış Pınarı Harekâtı’ında “tek bir damla Amerikan kanının bile akmadığını” ifade ederek; “Biz oraya gittik ve bir ara vermelerini istedik. PKK/YPG müthişti(!) Şimdilik biraz geri çekilmeleri gerekmişti” diyerek, Türkiye’nin de YPG’nin de kendi güdümlerinde olduklarını anlatmaya çalışmıştı. Trump: “Suriye’de petrolü emniyet altına aldık. Dolayısıyla petrolün bulunduğu sahada küçük bir ABD askeri gücünü tutacağız. Biz petrolü koruyacağız ve bununla (petrolle) ilgili daha neler yapacağımızın kararını alacağız!” diyerek, Suriye’deki sinsi amaçlarını açığa vurmuşlardı.

    İlginçtir ki, Trump’ın Türkiye ve Suriye konularında en çok danıştığı siyasi şahsiyet olan Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham, aynı gün Suriye konusunda yazılı bir açıklama yaparak, Türkiye ile varılan ‘ateşkes’ mutabakatına sahip çıkmış ve ardından o da sözü petrol meselesine getirip bağlamıştı. Siyonist Senatör Graham“Amerikan askeri gücünün akıllıca bir kullanımı” çerçevesinde “küçük ancak yetenekli bir askeri gücün yani SDG-PKK unsurlarıyla askeri ortaklığı üzerinden, IŞİD’in yeniden ortaya çıkmasının önlenebileceğini, aynı zamanda Türkiye ile birlikte tutuklu IŞİD savaşçılarının kontrolünün de sağlanabileceğini” vurgulamıştı. Ancak bu hedefler için ABD’nin Suriye hava sahasını kontrol etmeye devam etmesi gerektiğini de hatırlatmıştı.

    Trump ile Graham’ın görüşleri arasındaki büyük benzerlik, bu konuyu aralarında konuştuklarını ve özellikle Yahudi Lobilerinden talimat aldıklarını ortaya koymaktaydı. ABD Başkanı, daha sonra gönderdiği ikinci bir mesajda (SDG/YPG komutanı) “General Mazlum Abdi” ile gerçekleştirdiği telefon görüşmesinden duyduğu memnuniyeti belirtip, sözlerine devamla “General Kobani bizim yaptıklarımızı takdir ediyor, ben de Kürtlerin yaptıklarını takdir ediyorum” diyerek, dilinin altındaki baklayı çıkarmıştı: “Belki de artık Kürtlerin petrol bölgesine doğru gitmeye başlamalarının zamanıdır...” Trump’ın bu sözleri gayet net ve açıktı. YPG, Türkiye’nin Barış Pınarı Harekâtı’nın sonucu olarak, Fırat’ın doğusunda sınır boyunca 30 kilometrelik derinlikte geniş bir alandan çekilerek, petrol bölgelerine taşınacak ve Suriyeli Kürtler ülkedeki petrol sahalarının korumacılığını yapacak ve özel statülü bir özerklik kazanacaklardı.

    Bütün bunlardan sonra şu soruyu sormak hakkımızdı: “Milli güvenliğimiz ve geleceğimiz için gerekli olan Barış Pınarı Harekâtı’nı, ABD’nin petrol hesaplarına ve özel bir Kürdistan oluşumuna yarayacak şekilde sonlandıran ve sulandıran yöneticiler kimlerin adamıydı?”

     Artık bölgemizde ABD ve müttefiklerinin ne işi olduğunun sorgulanması lazımdı. Trump göreve başlar başlamaz ilk ziyaretini İsrail’e, ardından da Suudi Arabistan’a yapmıştı. Yani asıl amaçları İsrail’in korunması, ikinci amaçları petrolün ABD’ye akmasıydı. Trump’ın ziyareti sırasında Suudi Arabistan ile ABD arasında 280 milyar dolarlık silah anlaşması yapıldığı açıklanmıştı. Peki Suudi Arabistan bu 280 milyar dolarlık silahı kime karşı kullanacak ki? Yandaş gazetelerde, “ABD, Suriye’deki ikiyüzlü politikasını sürdürüyor” başlığı ile verilen haberlerin altında yer alan iki fotoğrafın birinde ABD askerlerinin bizim askerlerimizle, ikincisinde ise YPG/PKK teröristleri ile yan yana devriyeye çıktıkları görülüyordu. Belli ki ABD’nin Suriye ile ilgili beklentisi bizden çok farklıydı. Biz terörden temizlenmiş bir bölge isterken, ABD terör örgütlerini kalıcı hale -bir konuma- taşımanın ve petrole bekçilik yaptırmanın hesabındaydı. Trump, açıklamalarının birinde: Türkiye’nin, Güvenli Bölge’den çekilen YPG’lilere “ateş açmaması gerektiğini anladığını” vurgulamıştı. Ve “ateş açılması” halinde bunun anlaşmayı ihlal olacağını ileri sürerek; “Bu durumda yaptırımların uygulanacağını tekrarlamaya gerek yok” diyecek kadar küstahlaşmıştı.

     ABD Başkanı Trump’ın bu tutarsızlıklarına hak ettiği cevabın verilmeyişi, kanımıza dokunmaktaydı. İçeride Türkiye’nin bir zafer kazandığı havası estirilirken, dışarıdan gelen haberler umutlarımızı karartmaktaydı.

     Toplum bazında dünyada Amerikan karşıtlığının en fazla olduğu ülkeler arasında Türkiye ilk sıralarda yer almaktaydı. Açık yürütülen ilişkilerin yanında, Amerika’nın sürekli gizli bir ajandasının olduğuna dair derin şüphelerin bu karşıtlıkta etkisi vardı. Şimdi ülkemizde herkes Trump’ı anlamaya çalışmaktaydı. Bir gün tehdit ediyor, ertesi gün tam aksi bir tutum sergiliyordu. Peki, Trump neden böyle bir tavır sergiliyordu? Ayrıca neden azledilmek ister gibi davranıyordu? Hangi aldığı kararlar, hangi gerekçeyle, kimleri rahatsız ediyordu? Amerika’nın müesses nizamını Evanjelistler kontrol ettiğine, onların arkasında da (Siyonist Merkezler) Yahudi Lobileri gizlendiğine göre, çoğunluğu Cumhuriyetçi olan bu Evanjelistler acaba Trump’tan ne bekliyordu da, onu alamıyordu? Amerikan derin devletinin merkeze aldığı ana konu Ortadoğu’da İsrail’in güvenliği olduğuna göre, yoksa Trump İsrail karşıtı mı ki, CIA/Pentagon, Trump ile anlaşılması zor bir çatışma içine giriyordu? Hayır, çünkü Trump aslında Başkan olduğu günden beri, görmek isteyene attığı adımlarla ne yapmak istediğini net bir şekilde ortaya koyuyordu.

     Trump öncelikle siyasi şahsiyetten ziyade, bir şirketin CEO’su veya yönetim kurulu başkanı gibi hareket ediyordu. Önüne gelen konulara basit ticari bir mantıkla “ne aldım, ne verdim, sonuçta ne kazandım?” diye bakıyordu. Ticaret savaşlarını kurgularken de bakışını “ambara düşen darı” anlayışı şekillendiriyordu. Özünde Amerika derin yapısıyla hedef farklılığı falan yoktu. Sadece yeni yöntemler uygulanıyordu. Mesela Trump kendisine eleştiri getirenlere, “Sizin derdiniz İsrail’in güvenliği değil mi, evet. Sizin silahla yapmaya çalıştığınızı ben zaten silahsız da yapabilirim” demiş oluyordu. “Bakınız işte yıllardan beri konuşup yapamadığınız elçiliği Kudüs’e taşıma işini bir kalemde hallettim. Golan Tepeleri’ni de İsrail’e verdim. Şimdi bir de ‘Yüzyılın Anlaşması’nı’ bitirmek üzereyim. Sizin silahla, para harcayarak yıllardan beri yapamadıklarınızı ben tıkır tıkır hayata geçiriyorum” diyerek yaptıklarını delil gösteriyordu.

    Bugün Trump’ın yenilir yutulur olmayan tehditlerinin yanıtsız bırakılmasına ve Milli onurumuzun kırılmasına; “bırakalım da adam iç kamuoyuna mesajlarını versin” mazereti geveleniyordu… Oysa bakıyoruz aslında işin özünde “Batı yakasında değişen bir şey yoktu.” Bildiğiniz Amerika aynı Amerika’ydı. Hâlâ Siyonist planlar uygulanıyordu. Ama artık post modern yöntemler kullanılıyordu.[1]

     Erdoğan’ın ABD ziyaretinin altında, kendisine yönelik itham ve şantajların payı var mıydı?

     Sn. Erdoğan, “Amerika’nın ve Rusya’nın PYD-PKK teröristlerinin sınırdan 30 km. aşağıya çekilecekleri konusundaki sözlerini tutmadıklarını” bizzat kendisi açıkladığına göre, bu güvenilmez Amerika’nın ve Trump’ın ayağına gitmesinin altında neler yatmaktaydı? Yoksa kendisi ve ailesi hakkındaki milyarlarca dolarlık “haksız mal varlığı edinmesi şantajları mı” Erdoğan’ı sıkıştırmaktaydı?

    Üstelik Fehmi Koru; “ABD Başkanı Donald Trump ile Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Beyaz Saray’da görüşürken, YPG elebaşı Mazlum Kobani'nin yan odada hazır tutulması ve emrivâki yapılması” senaryosunu gündeme taşımıştı!

    MAKALENİN DEVAMI İÇİN TIKLAYINIZ



















    Bu Haber 613 defa okunmuştur.
    Dost Siteler...
    www.millicozum.com
    www.necmeddinerbakan.net

 
Yorum Ekleyin
Yorum eklemek için üye olmanız gerekmektedir.
 
Telif Hakkı: Prof. Dr. Necmettin Erbakan - NecmettinErbakan.Net, Necmettinerbakan.org | Milli Çözüm Dergisi | AhmetAkgul.Net | MealiKerim.com | İLETİŞİM |RSS