• Tarihin En Talihsiz Hadiselerinden Biri: YILDIRIM BAYEZİD HAN VE EMİR TİMUR ÇEKİŞMESİ

    Tarihin En Talihsiz Hadiselerinden Biri: YILDIRIM BAYEZİD HAN VE EMİR TİMUR ÇEKİŞMESİ

    27 Mart 2013
    Tarihin En Talihsiz Hadiselerinden Biri: YILDIRIM BAYEZİD HAN VE EMİR TİMUR ÇEKİŞMESİ

     
    | Devamı

    Tarihin En Talihsiz Hadiselerinden Biri: YILDIRIM BAYEZİD HAN VE EMİR TİMUR ÇEKİŞMESİ


    Bu yazı, tarihi ve talihsiz bir hadisenin gerçeğine ışık tutmak ve özellikle, Recep T. Erdoğan ve AKP ekibinin “Osmanlı ruhuna mı yoksa Timur ve ona katılan Anadolu Beylerinin ihtirasına mı” sahip olduklarının yanıtını bulmak üzere, okurlarımızdan gelen yoğun talepler üzerine hazırlanmıştır.

    “Onlar bir ümmetti, gelip geçti; onların kazandıkları (hayır-şer) kendilerinin, sizin kazandıklarınız sizindir. Siz onların yaptıklarından sorulacak değilsiniz.”[1] 

    Bizim gayemiz ve gayretimiz; sadece tarihten ders almak, günümüzdeki olayları ve şahısları daha doğru tanıma ve yorumlama şansını yakalamak ve geleceğimizi daha sağlam temeller üzerinde kurmaya çalışmaktır.

    Timur Kimdir?

    Timur’un gençliği Medrese ve tekkelerde, Nakşi pirlerinden Emir Küla’lin talebeleri içinde geçmiş ve çok karmaşık bir psikoloji ve farklı bir karakterle yetişmiştir. Zalim ve kâfir Moğol Cengiz’in ve varislerinin büyük bir din düşmanlığıyla yakıp yıktığı Semerkant ve Buhara’yı yeniden dirilten şahsiyettir. 16 Türk devletinden biri olan büyük imparatorluğun banisidir.

    “Biz mülukü Turan, emiri Türkistanız-Biz ki Türkoğlu Türküz” diyen Timur’un Moğol gösterilmesi art niyetlidir. Oysa Timur zalim ve vahşi Moğolları İslamlaştırıp medenileştirmiştir. Ancak her tarafa hâkim olan Moğol boylarına rağmen baş olmak çok zor olduğundan, Timur bir yolunu bulup Maveraünnehirde hükümdar bir Moğol olan Emir Kazagan’ın torunuyla evlenerek Moğol hanlarına intisab yolunu seçmiştir. Böylece daha rahat sivrilmiş ve hedefine kolay yükselebilmiştir. (bizde Cengiz, Hülagu, Olcay isimleri Yargıtay, Sayıştay, Danıştay gibi Moğolcadan kapma kelimeleri bazı ırkçı ve din düşmanı kesimler kasıtlı olarak yaygın hale getirmiştir.)

    Hatta Amerikalı ve Avrupalı araştırmacılar ve bir çok dönemin Arap-İslam yazarı bile Timur’un bir takım yüksek meziyet ve faziletlerini teslim etmişlerdir. Elbette Timur’un bazı odaklarca kışkırtılıp, Osmanlıya ve Yıldırım Bayezid’e hücumları tam bir talihsizliktir ve Timur’un en büyük vebalidir.

    Evet Timur pek çok İslam beldesini barbar Moğol zulmünden kurtaran, Müslüman âlimlerin ve hatta seyyidlerin (Hz. Peygamber sülalesinin), erkeklerinin köle, kadınlarının cariye edilmesine son veren bir emirdir. Kurtuluş savaşımızı başarıp Cumhuriyetimizi kuran kadroların, yeni devlet ve düzenlerini savunmak ve sevdirmek üzere eski sistemi ve Osmanlı halifelerini kötülemeleri konjektürel siyaset süreci içinde olsa, bir talihsizliktir. Ancak bilim adamlarının tarihe çok daha gerçekçi yaklaşmaları gerekir. İşte bakın, Selçuklu devletine ve Anadolu Türklerine en büyük saldırı ve zulümleri reva gören Cengiz göklere çıkarılıp ismi tesbih gibi zikredilirken, Osmanlı Sultanlarına karşı duyulan nefretin asıl sebebi İslam’a duyulan kindir.

    Timur’a bağlılığını ilan eden İran şahı 1379’da ölünce ülke 10 parçaya bölünmüş ve iç savaş başlayıvermişti. Bunun üzerine Timur’dan yardım istenince o da İran’a girmişti. O sırada kışkırtılan bazı Şii gruplar “Ey Müslümanlar, ayaklanın ve Timur kâfirinin ordularını kırın” diye halkı kışkırtıp Timur’un 3000 kadar muhafızını kılıçtan geçirmişlerdi. Bunun üzerine Timur Horasan ve İsfahan civarına (İran’a) tekrar sefere çıkıp onları hizaya getirmeye çalışırken, “Anadolu’ya kaçan ve fesat çıkaran bazı başıbozuk-çete reislerinin ve Anadolu’da kendisine kafa tutan bazı beylerin Osmanlı tarafından korunup kollanmasına son verilmesi” isteğine karşı çıkılması üzerine, Yıldırım’a savaş ilan etmişti.

    Rusya topraklarındaki Altınordu Hanı Toktamış ta, aslında Timur’un sayesinde o devlete kavuştuğu halde, sonunda hıyanet edip hücuma yeltenmiş, Semerkant ve Buhara’yı yakıp yıkmak üzereyken tepelenmiştir. Ancak Osmanlı’ya karşı Ankara seferi ve Yıldırım’ı esir edip zelil düşürmesi, kaderin bir cilvesi ve Timur’un “dünyanın yegâne hâkimi olma” heves ve havasının acı bir neticesidir.“Aynen Hz. Ali (R.A) ile Hz. Muaviye arasındaki kanlı kapışmalar gibi, Yıldırım ve Timur gibi iki Müslüman Türk hükümdarı arasındaki mücadeleye esef edip üzülmek gerekir ama bunların şahsiyetine hücum etmek yersizdir” diyenler, bize göre aşırı bir hüsniyet ve iyimserlik peşindedir.

    Hafız Şirazi, İran seferi sırasında, Timur’un karşısına, eski püskü elbiselerle çıkarılıp:

    “Eğer bir acem güzeline aşık olsam, Semerkant ve Buhara’nın servetini onun beline kemer olarak takarım” mısraları kendisine sorulunca:

    “Ey cihangir Sultanım öyle bol keseden altın kemer dağıtmasaydım, böyle fakir ve zelil kalır mıydım?” demiş ve onun şefaatiyle Şiraz halkının ağır vergileri indirilmiştir.

    Ankara savaşı sonrası Anadolu’da kaldığı süreçte Osmanlı şairlerinden Ahmedi ile bir hamamda karşılaşan Timur’un “Senin nazarında kaç milyon altın ederim?” yollu espirisi üzerine şair Ahmedi ona “kırk akçe edersiniz!” yanıtını vermiş, Timur ise;

    “Yahu insaf eyle, sadece üzerimdeki şu peştemali kırk akçeye aldım…” deyince Ahmedi:

    “Zaten ben de onun değerini söyledim!”

    Yani; “Sen bir kuruş bile etmezsin. Çünkü şahsi inat ve ihtirasın yüzünden, cihat ve fütuhat kahramanı yıldırım Bayezid’e savaş açıp, Osmanlının hızını ve heyecanını kestin. Haçlı kâfirleri ve hain çevreleri sevindirdin. Görelim böyle ağır bir vebalin kefaretini nasıl ödeyeceksin?” demeye getirmiş ve herkes cezalandırılacağını beklerken, Timur onu affetmiş ve ödüllendirmiştir.

    Emir Timur’la İlgili Genel Bilgiler:

    Timur (Çağatayca: - Temür, "demir"; Eski Osmanlıca: Timür yazılıp, "demir" telaffuz edilir; Batıda bilinen ismiyle Timurlenk, Maveraünnehirli Türk komutan ve hükümdar, Büyük Timur İmparatorluğu'nun kurucusu olarak bilinir.

    Ailesi ve Geçmişi:

    Timur’un babası Muhammed Turagay, Çağatay Hanlığında sonradan Türkleşmiş bir Moğol aşireti olan Barlasların lideriydi, Cengiz Han'ın soyundan gelmediği için "Han" ünvanı yerine "Emir" ünvanını tercih etmişti. Aynı zamanda Timur, Cengiz Han soyundan olanlara damat olduğu için, kendisine damat anlamına gelen emir Gurkani ünvanı verilmişti. 1336 senesinde Maveraünnehir’de Semerkand’la Belh arasında Keş (diğer adıyla Şehrisebz) kasabasında dünyaya gelmişti. Timur, babasının vefatından sonra emirler arasındaki geçimsizlikler yüzünden memlekette anarşinin hâkim olması üzerine siyasete girmişti. Mâveraünnehir Hâkimi Emir Hüseyin ile birlikte Doğu Türkistan Hükümdarı Tuğluk Timur’a karşı mücadele etmişlerdi. Kendisi Türk dilini ve kimliğini benimsemiştir. Ayrıca Fars geleneklerini (örneğin divan teşkilatı) devlete ve günlük yaşama geçirmiştir. Saltanatı sırasında Türk edebiyatı büyüme ve gelişme göstermişti ama Farsça resmi dil haline getirilmiştir.

    Siyasi ve Askeri becerisi:

    Timur, 1360'ta Maveraünnehir'de önemli bir üne erişmişti. Çağatay Hanlığında önemli bir başarı kazanıp kendi hükümdarlığını ilan etmişti. 1369’da, Emir Hüseyin ile arası açılan Timur, onun ölümünden sonra Mâverâünnehir’e tek başına hâkim olup Semerkand’a gelerek tahta geçmişti. Timur, yedi senede İran’ı hâkimiyeti altına alabilmiş, Azerbaycan’ı ve Irak’ı ele geçirmişti. Yine 1371 ve 1379 yıllarında yaptığı seferlerle Harezm’i kendine boyun eğdirdi. Timur, 1389’a kadar beş sefer yaparak Uygurları itaat altına sokup, Altınordu Prensi Toktamış’ı destekleyerek Altınordu hükümdarlığına getirmişti. Ancak Toktamış Han, Emir Timur'a ihanet edince, 1390 ve 1391’de onu iki kere mağlup ederek, İtil Irmağı doğusuna kadar hâkimiyetini genişletmişti.

    Daha sonra Hindistan üzerine de sefer açan Timur, 1399’da Kuzey Hindistan’ı zapt etti. Yaptığı bütün savaşları kazanan Emir Timur, 1400'de Ermenistan ve Gürcistan’a, 1401-1402’de Suriye’ye girdi. Halep ve Şam'ı da aldıktan sonra Memlukluları bozguna uğrattı ve 1401 Haziranında Bağdat'ı ele geçirdi. Daha sonra Yıldırım Bayezid ile yaptığı 1402 Ankara Savaşı sonunda bazı Osmanlı topraklarını hâkimiyeti altına aldı ve Osmanlı’da 12 yıl sürecek Fetret Devri'ne sebebiyet verdi. Bu onun belki de en büyük vebali, gurur ve kibirin bir neticesiydi. Böylece Çin’e ve Delhi’ye kadar bütün Asya’yı, Irak, Suriye ve İzmir’e kadar Anadolu’yu ele geçirmişti. 200.000 kişilik bir ordunun başında Çin’e sefere giderken Şubat 1405’te Sir Derya yakınlarındaki Otrar'da vefat etmişti.

    Timur, pek çok medrese ve kütüphane yaptırmış, bilhassa Semerkant şehrini imar etmişti. Burada görkemli sanat eserleri diktirip, Semerkant'ı örnek ve zengin bir şehir hâline getirmişti. Tüzükât-ı Tîmûr adıyla yasalar çıkaran ve kendi tarihini kendi yazan ender bir şahsiyetti. Çağatay dilinde yazdığı bu kitaplar Farsça'ya ve Avrupa dillerine de tercüme edildi. Avrupa edebiyatında kendisine geniş yer verilmiş, 16. yüzyıldan itibaren hakkında pek çok eser neşredilmiştir. Bu eserlerin pek çoğunda Timur'dan iyi kalpli ve büyük hükümdar olarak bahsedilmektedir.

    Timur öncesinde Türkistan Türkleri göçebeydi, O, Mâverâünnehr’i şehirleştirdi ve Obaları iskân etti. Su kanalları inşasıyla toplumu tarıma geçirdi. Büyük şehirleri ticaret yollarına bağlayıp imar etti. Fetihleriyle âlimleri, sanatkârları Orta Asya’ya getirtti. Taftazani gibi âlimleri meclisinde bulundurur, nasihatlerini dinlerdi. Timur bizzat komuta ettiği hiçbir savaşı kaybetmeyen bir emirdir. Zamanında Fadlullah-ı Hurûfî tarafından kurulan ve "Hurûfîlik" adı verilen bozuk fırka mensupları tehlike arz etmekteydi. Kendisini tanrı ilan ederek bütün dinleri reddeden Fadlullah’ı, Timur oğlu Miranşah’a emir vererek 1393’te tepelemiş ve İslam âlemindeki büyük bir fitneyi önlemiştir.

    Yıldırım Han ve Emir Timur hadisesi:

    Sonunda Timur, Sultan Yıldırım Bayezid’e elçilerle mektup gönderip, kendi hükümranlığına boyun eğmesini istemiştir. O asırda Timur’a karşı çıkabilecek tek cengâver konumundaki Yıldırım ise “sen kimsin ve kendini ne zannedersin? Bu ülkeyi fethedip bize emanet bırakan Osmanlı ceddimdir. Geleceğin varsa göreceğinde vardır” gibi ağır bir yanıt göndermiştir. Hatta Sivas, Amasya ve Tokat civarına hükmeden kadı Burhanettin, Yıldırım’a “Timur’a karşı birlikte hareket etme” teklifi göndermiş ve takdir edilmiştir. Ancak kadı Burhanettin Akkoyunlu hükümdarı Karayülük Osman Bey’le yaptığı savaşta yenilince, onun toprakları Osmanlı egemenliğine geçmiştir. Bu durum Timur’u daha da hasetleştirmiş ve hele Yıldırım Hanın Malatya ve Erzincan’a girmesi hırsını bilemiştir. Bunun üzerine Anadolu’ya gelen Timur Sivas’ı alıp büyük katliama girişmiş ve tekrar Suriye’ye geçmiş, Yezid Bin Muaviye’nin mezarını buldurup tahrip etmiştir. Suriye’den sonra Timur kendine rakip gördüğü Yıldırım Bayezid’ı halletmek üzere dönüp Ankara’ya gelmiştir. 1402 yılında Çubuk Ovasında korkunç bir kapışma gerçekleşmiştir. Önceden Osmanlıya boyun eğmek zorunda kalan ve o esnada Yıldırım’ın safında yer alan bazı beylerin, ikbal ve iktidar hevesindeki bazı gafillerin ani bir hıyanetle Timur’un tarafına geçmeleri, talih Yıldırım’a gülmüş ve üstünlüğü ele geçirmişken, birden durum değişmiş ve Osmanlı ordusunda panik ve yenilgi baş göstermiş ve maalesef Yıldırım yenilip esir edilmiştir.

    Bizim Tespit ve Tahlillerimize göre:

    Vatikan papasının teşvik ve tahriki ile özel seçilip Anadolu’ya yollanan ve bölge halkından para ile satın alınan ajanların kışkırtmaları da önemli bir etkendir. Memlük hükümdarı Berkuk’un Avrupa’da Hıristiyan dünyasına karşı parlak zaferler kazanan Yıldırım Bayezid’i, Timur’dan daha büyük bir tehlike saydığını dönemin Mısır maliki baş kadısı meşhur İbni Haldun’a itiraf etmesi,

    Ve yine Ankara galibiyeti üzerine Timur’un tutup Fransa Kralı VI. Şarla ve İngiltere Kralı IV. Henri’ye mektup yazıp “Niğbolu’nun rövanşını aldığını” söyleyip onları sevindirmesi…[2] Bizim bu kanaatimizi pekiştirmektedir. Kaldı ki Timur’un çevresindeki bazı büyük âlimler “Osmanlı İslam’ın sancaktarıdır ve küffara karşı cihat yapmaktadır. Onlarla savaşmak dünyevi ve uhrevi kayıptır.” diyerek onu yumuşatmayı başardıkları bilinmektedir. Bunun üzerine, Yıldırım’a daha mülayim bir mektup yazıp “büyüklüğünü tanımasını ve saygılı olmasını” istemiştir. Çünkü Timur büyük bir gurur ve kibir abidesidir. Timur’un bu teklifine karşı belki daha temkinli ve dikkatli davranması gerekirken, Yıldırım da cihangirlik onuruna bunu yedirememiştir.

    Ankara Savaşı:

    Timur Sivas ve Tokat tutulduğu için, Savaş için Ankara Çubuk ovasını seçmiş ve Beyazid Han’dan en az 1 gün önce oraya gitmek üzere bölgeye vardığında, Yıldırım’ın süvarilerini tepelerde hazır görünce şaşırıvermiştir. Yıldırım’ın yakın çevresi, hemen hücum edip Timur’u tepelemek tekliflerini Sultan Bayezid aşırı bir özgüvenle reddetmiş “yarın onlarla bir meydan muharebesi yapıp hadlerini bildirelim” demiştir. Bu asil tavır karşısında oldukça etkilenen Timur’un morali gevşemiş, sabaha kadar dua etmiştir.

    Ve sabahleyin savaş başlayınca önceleri Osmanlı galip gelmişken, hasetçi ve fırsatçı Anadolu beylerinin, önceden ortaklaşa tasarlanmış ve kışkırtılmış gibi, birden saf değiştirip Timur’un tarafına geçmeleri ve hatta Yıldırım’ın oğullarının ve yakınlarının bile gevşeklik gösterip meydanı terk etmeleri sonucu yine yılmayan Yıldırım, birkaç bin Yeniçeriyle savaşmak zorunda kalmış ve maalesef sonunda kaybetmiştir. Timur’un korkunç direnci ve savaş filleri de önemli bir etkendir. Ve tabii unutulmasın ki; Timur devleti 50 yıl geçmeden bitip tükenmiş, ama Osmanlı tekrar derlenip İstanbul’u fethetmiş ve Cihan Medeniyetini gerçekleştirmiştir. Timur 120 bin askeriyle 9 ayı Anadolu’da geçirip sonra dönüp gidecektir. Bu arada İzmir’e de girmiş ve Hıristiyan şövalyelerini defetmiştir. Kütahya Beylerbeyi kendisine hazineleri takdim ederken Timur: “Bu serveti cihat yolunda ve velinimetin Yıldırım Bayezid uğrunda kullanıp, ordu hazırlayıp bu durumlara düşmeseydin daha iyi olmaz mıydı?” deyince Timurtaş paşanın “Benim efendim sonradan görme ve yeni yetme birisi değildi. O sultanoğlu Sultan olan şerefli bir şahsiyettir ve kullarının malına göz dikmemiştir” yanıtından oldukça etkilenmiştir.

    Yıldırım’ın hanımı ve iki kızı da Bursa’da esir edilmiştir. Oğlu Musa Çelebi de esir düşenlerden idi. Ve Timur o kızlardan birini kendi torunu ile evlendirmiş, diğer kızını en yüksek komutanına nikâh etmiş, hanımını ise Yıldırım’ın hizmetine vermiştir. Yıldırım’ın hanımının ismi Maria Olivera idi. Hatta: Timur’un Osmanlıyla akrabalık şerefine ermek için kendi kızlarından birini Yıldırım’ın oğlu İsa Çelebi’ye vermek istediği rivayet edilmektedir. İsa Çelebi ve Çelebi Mehmet Timur’a bağlılıklarını bildirmişler ve artık takip edilmemişlerdir. Yıldırım’ın hanımı, Sırp Kralının kızı idi. Fatih Öncesi Osmanlı padişahları akrabalık kursunlar diye Balkan ülkeleri Krallarının hür kızları ile ve Anadolu beylerinin kızları ile evlenmişlerdir. Fatih’ten sonra, Müslüman olan yabancı dönme cariyelerle evlenmek prensibi benimsenmiştir.

    Yıldırım Bayezid Han, ordusundaki Kara Tatarların hıyaneti ve Anadolu Beylerine bağlı Sipahilerin Timur tarafına geçmesi üzerine, Veziri Azam Veli Paşa’ya ve Yeniçeri Ağasına,“oğlu Süleyman Çelebi’yi alıp gitmelerini böylece başına bir şey gelmesi halinde Osmanlı devletini yeniden derleyip toparlayacak bir şehzadenin sağ kalıp kurtulması gerektiğini”bizzat kendisi söylediği rivayet edilmektedir ve bu çok önemli bir tespittir. Bu arada ihtiyat kuvvetlerinin başındaki şehzade Çelebi Mehmet’te maiyetindeki birkaç bin kişi ile Amasya’ya yönlenmişti. Emrinde kalan üç dört bin kişilik kuvvetle Timur’a karşı kahramanca direnen ve müthiş bir yarma harekâtını başarmak üzereyken atı tökezleyince esir düşen Yıldırım, Timur’un yanında Eğridir’in zaptı sırasında hastalanıp Akşehir’e gönderilmiş ve meşhur tıp âlimi İzzettin Mesut Şiraziyi tedavisi için getirtmiş, ama maalesef bu kahırlara dayanamayan Bayezid Han sonunda vefat etmiştir.

    Osmanlı ülkesini üçe bölen Timur, Yıldırım’ın çocukları arasında taht kavgalarının ve kanlı bir iç savaşın çıkmasına sebebiyet vermiştir. Böylece Osmanlı sınırları 1. Murat dönemindeki sınırlarına çekilmişti. Ancak Yıldırım Hanın oğlu Çelebi Mehmet sonunda, bütün sıkıntı ve sarsıntıların üstesinden gelip, bu fetret dönemine son vererek Osmanlı birliğini yeniden tesis edecek ve İstanbul’un Fethine giden yoldaki pürüzleri temizleyecekti. Timur Osmanlıyı yendiğini, Haçlı dünyası Müslüman-Türk belasının halledildiğini zannedecek, ama kader, bir insan ömründe bile kısa sayılacak 50 yıl kadar sonra İstanbul’un fethini, bu aziz ve asil millete nasip edecekti. Rahmetli Erbakan hocamız defalarca hatırlattığı gibi “Cenabı Hak bizim milletimize, “Dış güçler ve işbirlikçiler tarafından artık bittiler, tükendiler, bir daha kendilerine gelemezler zannedildiği en vahim durum ve dönemlerin hemen ardından, hiç beklenmedik hamleler yapma ve zaferler kazanma yetenek ve şerefi bahşetmiştir.”

    Bayezid (Yıldırım Han’ın Kısa Hayatı)

    1’nci Yıldırım Bayezid (1360, Edirne – 8 Mart 1403, Akşehir) Harp sahasındaki üstün yetenek ve cesareti ve savaş sanatındaki ani taktik ve mahareti sebebiyle kendisine “YILDIRIM” unvanı verilen dördüncü Osmanlı padişahıdır. 1389'dan 1403 yılına kadar hükümdarlık yapmıştır. Babası Sultan I. Murat, annesi ise Gülçiçek Hatun'dur.

    Küçük yaştan itibaren zamanın seçkin âlimlerinden genel İslam eğitimi ve değerli kumandanlardan askerlik, sevk ve idare dersleri almıştır. Osmanlı tarihlerinde kendisinden ilk olarak söz edilmesi, 1381'de Germiyanoğulları beyi Süleyman Şah'ın kızı Devlet Sultan/Hatun'la evlenişi dolayısıyladır. Bu evlilik babası I. Murat'ın Germiyan topraklarının neredeyse tamamını "gelin çeyizi" olarak sınırlarına katmak politikasının sonucu yapılmıştır. 1381 yılında evlenişinin takip eden yıllarda devlet idaresinde yetişmesi için Sultanönü Eskişehir ve sonra Germiyan ili Kütahya sancakları beyliğine atandı. Sancaklarının askeriyle Anadolu ve Rumeli yakalarında savaşlarda babasının safında yer aldı. 1385'de kardeşi Şehzade Savcı Bey'in, Bizans veliahdı Andronikos Palaiologos ile birlikte hareket ederek ayaklanmasının bastırılışında görev aldı. 1389'da Sırpların çoğunluğunu oluşturduğu Haçlı ordusu ile yapılan Birinci Kosova Savaşı'na katıldı. Osmanlı ordusunun sağ kanadının komutanlığını yaptı; savaşta büyük kahramanlık gösterdi ve savaşın Osmanlılar tarafından kazanılmasında komutası altında bulunan birliklerin kahramanlığı ve Yıldırım’ın atakları çok önemli katkı sağladı. Babası Sultan Murat, bu savaş sonunda bir Sırp soylusu olan Milos Obilic tarafından şehit edilince, devlet ileri gelenlerinin müşterek kararı ile Osmanlı tahtı kendisine bırakıldı.

    Niğbolu Zaferi

    1389'da ilk olarak I. Bayezid, Anadolu işlerini bir köşeye koyup Rumeli sorunlarına el attı. Kosova Savaşında öldürülen Sırp Kralı Lazar'in yerine geçen İstvan Lazaroviç'le yeni bir anlaşma yapılarak Sırplar için yıllık vergi ödenmesi kararı alındı ve yeni Kralın kız kardeşi Mara Despina'nın I. Bayezid ile evlenmesi için anlaşma yapıldı. Yeni bir Hıristiyan ittifakını önlemek amacıyla Vidin, Eflak ve Bosna yörelerine Paşa Yiğit, Hoca Firuz ve diğer akıncı beyleri komutasında süvari birlikleri Balkanlara yollandı. Yoğun bir Türkmen göçmen grubunun Üsküp ve civarına yerleştirilmesi sağlandı. Venedik Cumhuriyeti elçisi Francesko Kuirini'ne Venedik ticari kolonilerine tanınan imtiyazların devam etmesi için kolaylık tanındı.

    1391 ilkbaharında Anadolu'da Kastamonu seferi yapmaktayken Eflak Voyvodası Mirce Tuna Nehrini geçip Karinabad'a saldırdı. Bunun üzerine I. Bayezid hızla Rumeli'ye sefere çıktı. Arkus Ovası Savaşı'na Mirce komutasındaki Eflak ordusunu bozguna uğrattı. Eflak Voyvadalığı da Osmanlı devletine bağlandı.

    1393'de de I. Bayezid Anadolu'da Amasya ve civarında iken Macarların saldırıları üzerine tekrar Rumeli'ye dönmek zorunda kaldı. Bulgarların başkenti olan Tırnova'yi ele geçirip Macar-Bulgar ordularının işgaline uğrayan Tuna boyu kaleleri olan Silistre, Niğbolu ve Vidin'i tekrar Osmanlı egemenliğine aldı. Niğbolu kalesine kapanmış Bulgar Kralı Şişman ve oğlu Aleksander kısa bir kuşatma sonunda bu kalede I. Bayezid eline esir düşmekten kurtulamadı. 1394'te Selanik ve Yenişehir'i (Mora) alan Osmanlı orduları, Teselya ve Arnavutluk'a kadar uzanmıştı. 1396'da ise, yine Rumeli'nde çok büyük bir Haçlı Seferi ordusuna karşı 23 Eylül 1396'da Niğbolu Savaşı yapıldı ve I. Bayezid çok büyük bir zafer kazandı.

    Anadolu Sorunları ve Beylerin Hizaya Sokulması:

    1389'da Osmanlıya yönelik büyük tehlike Anadolu Türkmen beyliklerinin ayaklanmasıydı. Sözde Yakup Çelebi'nin öcünü almak üzere, Germiyanlı, Aydınlı, Saruhanlı, Menteşeli, Hamitli beylikleri ve hatta Sivas Hükümdarı Kadı Burhaneddin fesatlığa başlamıştı. Amaçları giderek büyüyen Osmanlı devletinin gücünü kırmak ve kaybettikleri topraklar tekrar geri almaktı.

    1390 baharında I. Bayezid yanına Sırp Kıralı İstavan Lazarovic ile Bizans İmparatorunun oğlu ve veliahdı Manuel'i alarak olağanüstü başarılar sağlayan bir Anadolu seferi yapmıştı. Hızla hareket ederek Aydınoğulları, Saruhanoğulları, Germiyanoğulları, Menteşeoğulları ve Hamitoğulları beyliklerini ortadan kaldırdı. Saruhan beyleri Hızırşah ve Orhan Bey'in Bursa'da, Germiyanlı Yakup Bey'in İpsala'da ve Aydınlı İsa Bey'in ise Tire'de oturmaları sağlandı. Antalya'ya kadar inerek Bizans’ın elinde bulunan Anadolu içinde dört tarafı Osmanlı arazisi ile çevrilen Filedelfia (şimdiki Alaşehir) kalesini Bizans veliahdı Manuel'e aldırttı. O yıl sonbaharda Karamanoğlu Alaeddin Bey, Candaroğlu Emir Süleyman ve Sivas Hükümdarı Kadı Burhaneddin arasındaki ittifakı yıkmak için Konya'yı kuşattı. Yıldırım’ın eniştesi olan Karamanoğlu Alaeddin Bey barış imzalayarak Çarşamba Suyu'na kadar topraklarını Osmanlılara bırakmak zorunda kaldı.

    1391-92 kışını Bursa'da geçiren I. Bayezid 1392 baharında Kastamonu üzerine yürüyerek, Candaroğlu topraklarını Osmanlıya kattı. Kadı Burhaneddin üzerine gönderilen öncü Osmanlı birlikleri önce Osmancık kalesini almıştı. Fakat Kadı Burhaneddin’e karşı Kırk Dilim Muharebesi'nde yenilince, Osmanlı ordusunun komutanı olan I. Bayezid'ın büyük oğlu Şehzade Ertuğrul Çelebi’yi bu savaşta şehit etmişti. Kadı Burhaneddin'in Moğol asıllı akıncıları Anadolu Osmanlı topraklarına yayıldı. I. Bayezid ise Macar ordularının Rumeli'de yaptıkları hücumları önlemek amacıyla Rumeli'ye dönmek zorunda kaldı.

    I. Bayezid ilk fırsatta Amasya ve Tokat civarını kontrol altına alıp bu stratejik önemi çok büyük olan doğu sınır bölgesini yeni bir Osmanlı eyaleti olarak organize etmiş ve eyalet valiliğine oğlu I. Mehmet'i atamıştır. O yıl yazı da I. Bayezid Rumeli'ye dönüp Bulgar ve Macarların Tuna kalelerini işgalleri sorunu ile uğraşmıştır. 1396'daki en önemli olay ise Niğbolu Savaşının yapılmasıdır. Büyük bir Haçlı ordusuna karşı çok önemli bir zafer kazanan I. Bayezid bu savaştan sonra Bursa’ya dönüp kazandığı ganimetlerini Bursa'nın imarına sarf etmeye başlamıştır. Bursa Ulu Camii bu ganimetlerin kullanıldığı eserlerin başında sayılır. Ayrıca Bursa’da bir hastahane, bir darûlhayr, Ebu İshakane ve iki medrese de yaptırılmıştır.

    1397'de I. Bayezid'ın eniştesi olan Karamanoğulları Beyi Alaeddin Bey Oğuz boyları Türkmenlerinden büyük bir ordu oluşturup 1390’da Osmanlılara kaybetmiş olduğu arazileri almaya hazırlanmaktaydı. I. Bayezid İstanbul kuşatmasını bırakarak bir ordu ile Karamanoğulları üzerine varmıştır. Karamanlılar ve Osmanlılar arasında yapılan Akçay Ovası Savaşı I. Bayezid'ın kesin galibiyeti ile sonuçlanmıştır.

    1399'da ise tekrar bir Anadolu Seferi düzenleyen I. Bayezid, Mısırdaki Memluklular elinde bulunan güney ve güneydoğu Anadolu yörelerini zaptu rapt altına almıştır. Memluklar yıllar süren barışı sağlayan karşılıklı anlaşmaları bozmuşlardı. Fakat I. Bayezid Mısır Memluk Sultanı Berkuk'un ölmesi üzerine bu anlaşmanın da yürürlüğü kalmadığını anlayıp Malatya, Darende ve Divriği kalelerini alıp Dulkadiroğulları topraklarına sahip çıkmıştı.

    O yıl Uygur asıllı Erzincan Emiri Mutahharten'in teşviki ile Timur bir öncü Anadolu seferi yapmıştı. Bölgelerini Osmanlı'lara kaptırmış olan Anadolu beyleri de Mutahharren vasıtasıyla Timur'a yamanmışlardı. Buna karşılık Timur’da kaçan Karakoyunlu Kara Yusuf Bey ve Sultan Ahmed Celayir de Osmanlı'lara sığınmıştı.

    Yıldırım Bayezid’ın İstanbul kuşatmaları!

    1400'un ilk aylarında I. Bayezid yine İstanbul kuşatmasına hazırlanırken Timur'un Sivas’ı aldığı, Kayseri yakınlarında bir Osmanlı Anadolu eyaletleri ordusunu mağlup edip dağıttığı ve Malatya'ya vardığı haberlerini aldı. Yıldırım Ağustos'ta İstanbul kuşatmasından mecburen ayrılmakla beraber, o yıl Anadolu'ya çıkmadı. 1402'de Timur büyük bir ordu ile Anadolu seferi başlattı. O yıl baharında Erzincan Kemah kalesini kuşatıp aldı ve Sivas üzerine yürüdü. I. Bayezid ise ordusu ile Tokat'a gelmiş ve orada ordugâh kurmuştu. Her iki taraf da bu yörede savaşa razı olmayarak biri kuzeyden diğeri güneyden Kızılırmak'ı takip ederek Ankara'da karşılaştı. Burada 22 Temmuz,1402'de Ankara Savaşı başladı. Timur Ankara Savaşında belirttiğimiz sebepler ve gelişmeler sonucu büyük başarı kazanmış ve Haçlı dünyasında bayram yapılmıştı. Yıldırım Bayezid Anadolu Türk siyasi birliğini kuran ilk Osmanlı hükümdarıdır. Bu faaliyetleri üzerine Yıldırım Bayezid, Abbasi halifesinden Sultan-ı İklim-i Rum (Anadolu ülkesi sultanı) ünvanını almıştır.

    Merak Edilmesin Diye Söyleyelim:

    Bu konuyu şunun için araştırıp okurlarımıza aktardık; 27 İslam ülkesini parçalayıp Büyük İsrail’e zemin hazırlama projesi olan BOP’un kâhyalığına “Yeni Osmanlıcılık” kılıfı geçiren… İslâm’ın birliğini ve insanlığın dirliğini hedefleyen çağımızın en önemli hareketi olan Milli Görüş’ü köstekleyip körletmek karşılığı, ABD’nin ve Yahudi lobilerinin gözüne girip iktidara getirilen şu AKP ve Recep T. Erdoğan:

    •  Acaba Yıldırım Bayezid’in mi yoksa, Timur Lenk’in mi rolünü üstlenmiştir?

    •  AKP ve Recep T. Erdoğan ekibi, gerçekten Osmanlı ruhuna ve şuuruna mı, yoksa Haçlı destekli basit menfaat ve iktidar hırsına mı sahiptir? Sorularının yanıtını bulmaktır.

    Ve peşinen belirtelim; nasıl ki, ilk bakışta Timur Yıldırım’a galebe çalmış ve Osmanlı’yı dağıtmış görünse de, kısa bir fetret döneminin hemen ardından tarihin akışını değiştiren İstanbul’un fethine bir nevi zemin hazırlamıştır… Aynen öyle de, AKP’nin yol açtığı bu fetret ve Batıya teslimiyet sürecinin hemen ardından yeni bir Milli Görüş şahlanışı yaşanacaktır.

    AKP’nin “Milli irade ve demokratik idare” gibi kavramların arkasına sığınması tam bir aldatmacadır. Çünkü bu kavram kargaşası altında, Türkiye Haçlı Batının kuyruğu ve küresel Siyonizm’in uyumlu bir uyruğu yapılmaya çalışılmaktadır. Üstelik “Milli İrade” Jan Jak Rosso tarafından ortaya atılan ve demokrasi kılıflı gizli despotizme gerekçe yapılan bir kavramdır. Öyle ki bir seçimde diyelim beş parti içerisinde %30 oy alan iktidara gelip kendisini Milli İradenin temsilcisi diye yutturmakla ve %70’i bir nevi esir almaktadır. Oysa Milli İrade yerine “Milli Egemenlik” kavramı daha tutarlıdır. Ve tabii “Egemenlik kayıtsız şartsız Meclisin ve yeterli oyu kotaran partinin ve hükümetindir” mantığı da sakattır ve demokratik bir sahtekârlıktır.

    Böylesine istismara ve suistimale açık bir sistemde, halk bir nevi kandırılmakta ve dolandırılmaktadır. Kiralık medya ile kafalar karıştırılmakta ve toplum hipnozlanmaktadır. GDA’lar (Genetiği Değiştirilmiş Aydınlar) ise süper şeytanlar hesabına insanların beyinlerini yıkamaktadır. Bu durumda halkı suçlamak ve hele onların inancına ve yaşam tarzına sataşmak ise, ayrı bir şapşallıktır. Milleti bu hipnozdan kurtarmanın ve onların inancıyla uzlaşıp kucaklaşmanın yollarını arayıp bulmak lazımdır ve şimdi bunun tam zamanıdır. Ve Adil Düzen artık kaçınılmaz bir ihtiyaçtır.

     



    [1] Bakara: 134-141

    [2] Bak: Mukrimin Halil Yınanç-Bayezid-1, 2.cilt. Sh. 378
















    Bu Haber 13984 defa okunmuştur.
    Dost Siteler...
    www.millicozum.com
    www.necmeddinerbakan.net

 
Yorum Ekleyin
Yorum eklemek için üye olmanız gerekmektedir.
 
Telif Hakkı: Prof. Dr. Necmettin Erbakan - NecmettinErbakan.Net, Necmettinerbakan.org | Milli Çözüm Dergisi | AhmetAkgul.Net | MealiKerim.com | İLETİŞİM |RSS