• Sonsuz ve Kusursuz Bir Hayat: CENNET DİYARI VE YÜKSEK STANDARTLARI

    Sonsuz ve Kusursuz Bir Hayat: CENNET DİYARI VE YÜKSEK STANDARTLARI

    20 Eylül 2017

     
    | Devamı



    Sonsuz ve Kusursuz Bir Hayat: CENNET DİYARI VE YÜKSEK STANDARTLARI 

    Cenabı Hak; mevcudiyetini, vahdaniyetini, kudret ve rahmet eserlerini ilan ve izhar etmek üzere kâinatı yarattı. Tabiattaki bu muazzam resimlerden ressamını, harika eserlerden ustasını düşünüp tanımak ve O’na kulluk yapmak üzere, yeryüzünde Allah'a halife olabilecek kabiliyetlerle insan donatıldı ve dünya geçici bir imtihan alanı olarak hazırlandı. Hakkı Batılı, Doğruyu Yanlışı, Helâlı Haramı, Güzel Ahlakı, Haksızlık ve Hayâsızlığı öğretmek üzere Peygamberler ve Kitaplar gönderip, insanları hür iradeleriyle baş başa bıraktı. İşte bu büyük imtihanı kazananlar, şu fani dünya hayatına karşılık ebedi Cennet diyarında, sonsuz ve kusursuz bir mutluluğa kavuşacaklardır. İman, ihlâs, ibadet ve istikamet sahipleri, dini gayret ve hassasiyet ehli, kötülük ve musibetlere karşı sabır ve teslimiyet sahipleri elbette ve herhalde Allah'ın lütfuyla dünyada gönül huzuruna, ahirette cennet yurduna varis olacaklardır.

    Kutlu Cennet gerçeği ve ebedi mutluluk ülkesi!

    Cennetin en büyük özelliği; ölümle sonlanması, yaşlılık ve sakatlıkla zevklerin sınırlanması, oradaki nimet ve lezzetlerden usanılması ve sıkıntı duyulması gibi her türlü olumsuzluk ve huzursuzluktan uzak bulunması; yüksek özellik ve güzelliklerin sürekli artmasıdır. Kur'an'da tarif edilen ve övülen cenneti düşünerek, ayetlerde yapılan tasvirlerden esinlenerek, CENNET denen o muhteşem mekânı kavrayabilmek bir ilim ve ibadet sayılır. Ancak bundan önce değinilmesi gereken bazı önemli noktalar vardır. Cennet konusundaki bazı yanlış kanaatler ve izlenimler birçok insanın aklında ya da bilinçaltında bu konuya doğru bakmalarını önleyen engeller oluşturmuş durumdadır. Bu engeller nedeniyle, asıl anlamlarından saptırılmış bazı temel İslami kavramları Kur'an'a göre yeniden tarif etmek lazımdır. Bu amaçla yapılması gereken ilk iş, nimet ve sefahat kavramlarını birbirinden ayırmaktır.

    Kur'an'da tarif edilen cennetin son derece "lüks" ve ihtişamlı bir mekân olduğu kesindir. Cennet hayatının olabilecek en konforlu, en göz alıcı hayat olduğunu ayetler ve hadisler haber vermektedir. Allah'ın kulları için seçip beğendiği cennet hayatı; her türlü lüksü, konforu, gösterişi içinde barındırmakla birlikte, olabilecek en güzel, en asil, din ahlakına en uygun olan sonsuz nimetler ülkesidir. Hatta Cennette, Hz. Adem'den, öncesinden, kıyamete kadar bütün olayları ve zamanları ileri-geri alma ve bizzat görüp yaşama imkânının da mü'minlere verileceği sezilmektedir.

    Allah Kur'an'daki, "Biz ise, yeryüzünde güçten düşürülenlere lütufta bulunmak, onları önderler yapmak ve mirasçılar kılmak istiyoruz" (Kasas Suresi, 5) şeklindeki vaadi, dünyada da gerçekleşecektir, ancak ahirette kesin olarak verilecektir. Allah Araf Suresi'nde bu gerçeği iman edenlere şöyle bildirmektedir: "De ki: 'Allah'ın kulları için çıkardığı ziyneti ve temiz rızıkları kim haram kılmıştır?' De ki: 'Bunlar, dünya hayatında iman edenler içindir, kıyamet günü ise yalnızca onlarındır'..." (Araf Suresi, 32) Nitekim Kur'an'da iman edenlere örnek olarak Hz. Süleyman'ın zenginliği verilmektedir. Hz. Süleyman'a Allah çok büyük bir mülk vermiştir. Kur'an'da, Hz. Süleyman'ın sarayındaki ihtişam ve sanat eserleri çok ayrıntılı olarak tarif edilmektedir. (Sebe Suresi, 12-13, Neml Suresi, 44) Ancak önemli olan, Hz. Süleyman'ın tüm bu mülk ve ihtişam içinde Allah'a sürekli şükretmesi ve tüm bunların Rabbimiz'den gelen birer lütuf olduğunu bilmesidir. Kur'an'da, Hz. Süleyman'ın "Gerçekten ben, mal sevgisini Rabbimi zikretmekten dolayı tercih ettim..." (Sad Suresi, 32) şeklindeki sözü haber verilirken, bu derin kavrayışa dikkat çekilmektedir.

    Hz. Süleyman'ın hayatının anlatıldığı kıssalar bize göstermektedir ki, "mal sevgisi" kavramı, yani zenginliğe ve zenginliğin her türlü çeşidine karşı istek duymak, Allah'ı zikretmeye vesile olduğu sürece, meşru ve mübarektir. Kuşkusuz bu tür bir "mal sevgisi"ne sahip olan mü'min, o malı Allah'ın gösterdiği yolda kullanmaktan ve harcamaktan da çekinmeyecektir. Çünkü mal bir nimettir ve sahibi de Allah'tır; dolayısıyla Allah Kur'an'da nasıl emretmişse, sahip olunan tüm mal ve zenginlikler de o şekilde değerlendirilecektir. Ancak eğer mal, bir nimet olarak görülmez ise, o zaman sefahate dönüşebilir. Kur'an'da Allah, fasıklara ait olan bu zenginlik anlayışına pek çok ayette örnek verir. "Bu, bende olan bir bilgi dolayısıyla bana verilmiştir..." (Kasas Suresi, 78) diyen ve "Şımararak sevince kapılan..." (Kasas Suresi, 76) dönemin zenginlerinden Karun bu yanlış zihniyete bir örnektir. Karun'daki gibi bir mal sevgisi insanı Allah'a yaklaştırmaz, aksine O'nun yolundan sapıverir. Kur'an'da, insanı Allah'a imandan ve elçilerin bildirdiği gerçeklerden uzaklaştıran mal sevgisinden şu şekilde bahsedilmektedir: "Gerçekten insan, Rabbine karşı nankördür. Ve gerçekten, kendisi buna şahittir. Muhakkak o, mal sevgisinden dolayı (bencil ve cimri tutumundan) çok katıdır." (Adiyat Suresi, 6-8)

    Allah'ın Kudret ve Rahmet tecellisi ve Dünyanın geçiciliği:

    "Dünya" kelimesinin kökeni bu konuda çok önemli bir anlam içerir. Kelime, Arapçadaki "deniy" sıfatından türemiştir. "Deniy" ise, alçak, düşük, basit, değersiz gibi anlamlara gelmektedir. Bu durumda "dünya" kelimesi de, bu sıfatlara haiz bir mekân anlamını içerir. Nitekim Kur'an'da, dünya hayatının değersizliği ve önemsizliği sık sık belirtilir. Dünya hayatını güzel kıldığı düşünülen zenginlik, aile, statü, başarı gibi faktörler, Kur'an'a göre geçici ve aldatıcı birer metadan başka bir şey değildirler. Allah bir ayette dünya hayatı hakkında şunları bildirmektedir: "Bilin ki, dünya hayatı ancak bir oyun, '(eğlence türünden) tutkulu bir oyalama', bir süs, kendi aranızda bir övünme (süresi ve konusu), mal ve çocuklarda bir 'çoğalma-tutkusu'dur. Bir yağmur örneği gibi; onun bitirdiği ekin ekicilerin (veya kâfirlerin) hoşuna gitmiştir, sonra kuruyuverir, bir de bakarsın ki sapsarı kesilmiş, sonra o, bir çer-çöp oluvermiştir. Ahirette ise şiddetli bir azap; Allah'tan bir mağfiret ve bir hoşnutluk (rıza) vardır. Dünya hayatı, aldanış olan bir metadan başka bir şey değildir." (Hadid Suresi, 20)

    Başka ayetlerde ise insanın dünya hayatı dolayısıyla nasıl bir aldanışa kapıldığı şöyle açıklanır: "Hayır siz, dünya hayatını seçip üstün tutuyorsunuz. Ahiret ise daha hayırlı ve daha süreklidir." (A'la Suresi, 16-17) Ayette bildirildiği gibi söz konusu kişiler dünya hayatını ahirete üstün tutmaktadırlar. Bunu yaparak, Allah'a iman etmemiş ve Kur'an ayetlerine yüz çevirmiş olmaktadırlar. Kur'an'da bu gibi kişiler "Bizimle karşılaşmayı ummayanlar, dünya hayatına razı olanlar ve bununla tatmin bulanlar ve Bizim ayetlerimizden habersiz olanlar"(Yunus Suresi, 7) şeklinde tanımlanmakta ve hepsinin sonsuz cehennem azabıyla karşılık bulacakları uyarılmaktadır. Elbette, dünya hayatının eksikliği, bu dünyada güzel şeylerin var olmadığı anlamını taşımamaktadır. Aksine, Allah dünyayı cenneti hatırlatacak pek çok güzel nimetle donatmıştır. Fakat bu güzelliklerin yanına cehenneme ait olan eksiklik, çirkinlik ve kusurlar da katılmıştır. Dünyada, imtihan ortamının hikmeti gereği cennet ve cehenneme ait özellikler bir arada bulunmaktadır. Bu şekilde mü'minler hem cennet hem de cehennem hakkında fikir sahibi olmaktadır, hem de kendilerini dünyadaki kısa ve geçici yaşama kaptırmak yerine, gerçek, kusursuz, eksiksiz ve sonsuz yaşam olan ahirete hazırlanmaktadır. Allah'ın kulları için seçip beğendiği yaşam da işte bu ahiret hayatıdır.

    Maalesef birçok insan dünyada mükemmel bir hayat kurulabileceğini zannetmektedir. Dünya hayatına özgü büyük kusur ve eksiklikleri ise, son derece doğal özellikler olarak görmektedir. Örneğin hasta olmak çoğu insana çok doğal gelir. Aynı şekilde yorgunluk, acı, sıkıntı gibi kavramlar da son derece olağan şeyler olarak benimsenir. Oysa dünya hayatına ait tüm eksiklikleri Allah çok büyük hikmetlerle takdir etmiştir. İnsana düşen bu hikmetler üzerinde derin derin düşünmek ve bunlardan kendine öğütler çıkarabilmektir. İnsan hiçbir zaman hasta olmayabilir, hiçbir zaman yorulmayabilir, uyumak ve dinlenmek zorunda kalmayabilirdi. Hiç yorgunluk duymayacak bir güç ve enerjiye sahip olabilirdi. Allah dileseydi insanı tüm bu eksikliklerden ve kusurlardan arındırarak yaratabilirdi. Ancak Allah insanı bu şekilde yaratmakla, ona kendi acizliğini ve zayıflığını göstermektedir. İnsan acizliği ve zafiyetiyle, dünya hayatının her anında defalarca yüzleşmek zorunda kalır. Öncelikle çok değer verdiği bedeni ona bu durumu sürekli olarak hatırlatır. Her sabah uyandığında şişmiş ve şekli bozulmuş bir yüzle güne başlar. Ağzında hoş olmayan bir tat ve koku, cildinde, saçlarında ve bedeninde rahatsızlık verecek bir kirlilik vardır. Eğer ayrıntılı bir temizlik yapmazsa, insan içine çıkamayacak durumdadır. Üstelik bu temizliği gün içinde sık sık tekrarlaması gerekmektedir. Çünkü üzerinden birkaç saat geçmesi, sabah yapılan temizliği yok edecektir. Birkaç gün ayrıntılı temizlik yapmaması ise insanı çok aciz ve çevresindekileri dahi rahatsız edecek bir duruma sokmaktadır. İnsan bedeni, taş ya da metal gibi sağlam ve dayanıklı bir maddeden değil, son derece çürük bir malzeme olan etten yapılmıştır. Bu etten oluşan beden, incecik bir deri ile kaplıdır; her an en ufak bir kazada bu deri yırtılabilir. Et de yapısı gereği son derece dayanıksızdır; basit darbelerden etkilenir, şekli bozulur, morarır ve yaralanır. Ve yaşlılıkla birlikte de eski canlılığını yitirmeye, buruşmaya ve pürüzsüz halini kaybetmeye başlar. Ölümle birlikte çürüme gerçekleşir. Toprağa konulduktan birkaç hafta sonra, beden parçalanmaya başlar, kurtlanır, bakteriler tarafından yenir ve yok olup toprağa karışır.

    Başta belirttiğimiz gibi, tüm bunlar insana aczini göstermek ve dünyanın eksikliğini hatırlatmak için özel olarak yaratılmış kusurlardır. Oysa insan et yerine çok daha sağlam ve temiz bir malzemeden yaratılmış olabilirdi. Acıdan, hastalıktan ve pislikten tamamen uzak olabilirdi. Tüm bunlar aslında, insanın Allah'a ne kadar muhtaç olduğunu ve acizliğini hissettirmek ve dünyanın ne denli "eksik ve kusurlu" bir yer olduğunu göstermek için var edilmektedir. Kişi bu eksikliklere bakarak, hem kendi acizliğini hem de diğer insanların dünya hayatındaki güç ve değerlerinin ne kadar geçici olduğunu anlayabilir. Gözünde büyüttüğü, ilgisini çekmeye, takdirini toplamaya çalıştığı insanlar da kendisi kadar aciz, eksik ve kusurları olan, bakıma muhtaç insanlardır. Ancak çoğu insan bunları kavrayamaz, var olan büyük eksiklik ve kusurları göremez. İşte bu nedenle de dünya hayatı ile tatmin bulur. Aslında bu son derece büyük bir akılsızlığın sonucudur ve cehaletin göstergelerindendir. Nitekim Kur'an'da bu insanların ahlakı şu şekilde tarif edilmektedir: "Şu halde sen, Bizim zikrimize sırt çeviren ve dünya hayatından başkasını istemeyenden yüz çevir. İşte onların ilimden yana ulaşabildikleri (son sınır) budur..." (Necm Suresi, 29-30)

    Dünya ahiretin hazırlık yeridir:

    "Yoksa sizden önce gelip-geçenlerin hali başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Onlara öyle bir yoksulluk, öyle dayanılmaz bir zorluk çattı ve öylesine sarsıldılar ki, sonunda elçi, beraberindeki mü'minlerle; "Allah'ın yardımı ne zaman?" diyordu. Dikkat edin, şüphesiz Allah'ın yardımı pek yakındır." (Bakara Suresi, 214)

    Kuşkusuz ki zor durumlar, Peygamberin ve onların yolundaki mü'minlerin Rabbimiz'e olan güçlü imanlarını ve Kur'an ayetlerini uygulamadaki kararlılıklarını kesinlikle etkilememiştir. Mü'min zorlukların imanının denenmesi için özel olarak yaratıldığını, güzel bir sabır ve tevekkül gösterdiği takdirde bunların ahireti için sınırsız bir ecir kaynağı, olgunlaşması için büyük fırsatlar olduğunu bilir. Bu nedenle de bu zorluklar karşısında tevekkül eder, huzur, mutluluk ve neşesinden hiçbir şey kaybetmez. Bu sıkıntılar onun ruhi dengesini, dirayet ve cesaretini hiçbir zaman olumsuz yönde değiştirmeyecektir. Hatta sabrının ve tevekkülünün karşılığını Allah Katında alacağını bildiğinden şevki ve heyecanı daha da güçlenir. Bu durum inkâr edenler için tam tersi yöndedir. Allah'ın ayetlerini inkâr eden bir kişi, dünya hayatında çektiği çeşitli bedensel acıların yanında, ruhen de azap çeker. Korku, üzüntü, ümitsizlik, tedirginlik, karamsarlık gibi negatif duygular onların cehennemde çekecekleri azabın bu dünyadaki küçük bir başlangıcı sayılabilir. Allah, bu insanları bir ayette şöyle tarif etmektedir: "Allah, kimi hidayete erdirmek isterse, onun göğsünü İslam'a açar; kimi saptırmak isterse, onun göğsünü, sanki göğe yükseliyormuş gibi dar ve sıkıntılı kılar. Allah, iman etmeyenlerin üstüne işte böyle pislik çökertir." (Enam Suresi, 125)

    Allah, Kendisi'nden içi titreyerek korkan, hatalarından ve günahlarından dolayı bağışlanma dileyip, tevbe eden salih mü'minleri ise, dünya hayatında da en güzel şekilde nimetlendireceğini ve onlara ihsanda bulunacağını bildirmiştir. Hud Suresi'nin 3. ayetinde şu şekilde emredilir: "Ve Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra O'na tevbe edin. O da sizi, adı konulmuş bir vakte kadar güzel bir meta (fayda) ile metalandırsın ve her ihsan sahibine Kendi ihsanını versin. Eğer yüz çevirirseniz gerçekten ben, sizin için büyük bir günün azabından korkarım." (Hud Suresi, 3) Burada bildirildiği gibi, Allah'tan bağışlanma dilemek, tevbe etmek salih mü'minlerin özellikleridir. Bu davranışlar mü'minin Allah karşısında ne kadar aciz ve zayıf olduğunun, farkında olduğunun da bir ifadesidir. Çünkü iman edenler hataları ve eksiklikleri olduğunu ve dünya hayatı boyunca da hata yapabileceklerini bilmekte, bundan dolayı Allah'ın rahmetini dilemektedirler. Rabbimiz de ayette bildirildiği gibi onların bu güzel ahlaklarının karşılığını dünya hayatında vermekte, bu kişileri ölümlerine kadar güzel bir yaşamla şereflendirir. Bir ayette mü'minlerin dünya hayatı şöyle tarif edilir: "Allah'tan sakınanlara: "Rabbiniz ne indirdi?" dendiğinde "Hayır" dediler. Bu dünyada güzel davranışlarda bulunanlara güzellik vardır; ahiret yurdu ise daha hayırlıdır. Takva sahiplerinin yurdu ne güzeldir." (Nahl Suresi, 30)

    Dünya hayatının tüm güzellikleri, ahiret yurdu ile mukayese edildiğinde değerini tamamen yitirmektedir. O halde bir hedef belirlenecekse, bunun sadece sonsuz ahiret hayatı olması gerekmektedir. Zaten bunu hedefleyen mü'minlere Allah, dünya hayatlarında da nimetlerini ziyadeleştirir. Mü'minler dualarında, ahiretle birlikte dünya hayatının nimetlerini ve iyiliklerini de Allah'tan isterler. İman edenlerin bu duaları Bakara Suresi'nde şu şekilde bildirilir: "Artık (Hacc) ibadetlerinizi bitirdiğinizde; (cahiliye döneminde) atalarınızı andığınız (şeref ve faziletlerini heyecanla anlatıp övmeye çalıştığınız) gibi; hatta ondan daha kuvvetli (ve içtenlikli) bir yalvarma ile, Allah’ı zikredip çağırın. İnsanlardan öylesi vardır ki (ahireti önemsiz görüp): "Rabbimiz, bize (her nimeti) dünyada ver" der; onun ahirette nasibi yoktur, olmayacaktır."

    "Onlardan öylesi de vardır ki: "Rabbimiz, bize dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik (ver) ve bizi ateşin azabından koru" diyerek (yalvarmakta ve dengeli davranmaktadır)"

    "İşte bunların kazandıklarına (güzel davranışlarına ve ahiret hazırlıklarına) karşılık nasipleri vardır. Allah, hesabı pek seri görendir (unutmayın)." (Bakara Suresi, 200-202)

    Kur'an'da Allah'a gönülden iman eden, ihlâs sahibi kulların bu dünyaya mirasçı kılındıkları bildirilmektedir. Şüphesiz ki Allah'ın vaadi haktır ve gerçekleşecektir. Allah bir ayette şöyle haber vermektedir: "Allah, içinizden iman edenlere ve salih ameller işleyenlere (şunları) va’detmiştir: Hiç şüphesiz onlardan öncekileri nasıl ‘güç ve iktidar sahibi’ kıldıysa, onları da yeryüzünde ‘güç ve iktidar sahibi’ kılacak, kendileri için seçip beğendiği dinlerini kendilerine yerleşik kılıp sağlamlaştıracak ve onları korkularından sonra güvenliğe çevirip (huzura ulaştıracaktır. Çünkü) Onlar, yalnızca Bana ibadet yaparlar (her hususta Kur’ani kuralları esas alırlar) ve Bana hiç bir şeyi ortak koşmazlar. Kim bundan sonra inkâr ederse, işte onlar fasıkların ta kendileridir." (Nur Suresi, 55)

    Sadakat ve cihat ehlinin övülmesi ve mü'minlerin müjdelenmesi:

    Allah'a gönülden teslim olmuş ihlâslı mü'minlerin daha cennete girmeden önce, bu dünyada Allah'ın nimetlerine ve güzelliklerine kavuştuklarından bahsetmiştik. Bu güzelliklerin en önemlilerinden birisi mü'minlerin "müjdelenmeleridir". Kur'an'ın birçok ayetinde Allah'ın cenneti vaat etmesinden ve mü'minleri bununla müjdelemesinden bahsedilmektedir. Bu müjdeleme bir ayette şöyle ifade edilmiştir: "Rableri onlara Katından bir rahmeti, bir hoşnutluğu ve onlar için, kendisinde sürekli bir nimet bulunan cennetleri müjdeler." (Tevbe Suresi, 21)

    Bir başka ayette ise mü'minler için şöyle denmektedir: "Müjde dünya hayatında ve ahirette onlarındır. Allah'ın sözleri için değişiklik yoktur. İşte büyük kurtuluş ve mutluluk budur."(Yunus Suresi, 64)

    Allah'ın kendilerini çeşitli ayetlerle cennetle müjdelediğini, yapmakta oldukları salih amellerin Allah Katında geçerli sayıldığını ve bekledikleri güzelliğin ise pek yakında olduğunu umut eden mü'minlerin kalplerini büyük bir ferahlık kaplayıverir. Kur'an'da mü'minlerin melekler vasıtasıyla da müjdelenecekleri bildirilmektedir. Allah'a samimi bir kalple iman edip, O'na hiçbir şeyi şirk koşmayan, Allah'ın Kur'an'da bildirdiği emir ve tavsiyelerine titizlikle uyan ve Kur'an ahlakını yaşamak için gayret eden salih kullar böyle bir müjdeyi umut edebilirler. Şüphesiz ki bu müjde, cenneti şiddetle arzulayan bir mü'min için tarifsiz bir sevinçtir. Bu durum Kur'an'da şöyle bildirir:

    "Şüphesiz "Bizim Rabbimiz Allah'tır" deyip sonra dosdoğru bir istikamet tutturanlar (yok mu); onların üzerine melekler iner (ve der ki:) "Korkmayın ve hüzne kapılmayın, size vaadolunan cennetle sevinin." "Biz, dünya hayatında da, ahirette de sizin Velileriniziz. Orda nefislerinizin arzuladığı her şey sizindir ve istediğiniz her şey de sizindir." "Çok bağışlayan, çok esirgeyen (Allah)tan bir ağırlanma olarak." (Fussilet Suresi, 30-32)

    Allah, resullere de mü'minleri müjdeleme görevi vermiştir. Allah Ahzap Suresi'nin 47. ayetinde elçisine, mü'minlere Kendisi'nden büyük bir fazl olduğunu müjdelemesini, Yasin Suresi 11. ayette de Kur'an'a uyan ve gayb ile Rahman'a karşı içi titreyerek korkan kimseleri bir bağışlanma ve üstün bir ecirle müjdelemesini emretmektedir. Zümer Suresi'nin 17. ayetinde ise tağuta kulluk etmekten kaçınan ve Allah'a içten yönelenler için bir müjde olduğu haber verilmektedir. Yunus Suresi'nin, 2. ayetinde ise Allah elçisine, "… İman edenlere Rableri Katında gerçek bir makam olduğunu müjde ver" diye vahyetmektedir. Cennetle müjdelenen mü'minlerin ayetlerde belirtilen ortak özelliklerine baktığımızda, bunların Allah'a karşı son derece samimi, acizliklerinin bilincinde, Kur'an'a ve elçiye itaat eden, Allah'tan korkan ihlâslı kimseler olduklarını görmekteyiz. Mü'min olarak huzuruna gelecekler için Allah içlerinde ebedi olarak kalacakları cennetleri vaat etmiştir. Allah'ın vaadi ise şüphesiz ki gerçekleşmesi kuşku götürmeyen, en kesin gerçektir. Böylece kesin bir bilgiyle inananlar, bu vaadin gerçekleşeceğinden asla kuşkuya kapılmaz ve mü'min olarak canlarını teslim ettikleri takdirde günahlarının bağışlanarak cennete kabul edileceklerini umabilir. Bir ayette şöyle müjde verilir: "Adn cennetleri (onlarındır) ki, Rahman (olan Allah, onu) Kendi kullarına gaybtan vaadetmiştir. Şüphesiz O'nun vaadi yerine gelecektir." (Meryem Suresi, 61)

    Allah'ın kendilerine cenneti vaat etmiş olması, mü'minleri tarifsiz bir sevinç ve coşkuya sürükler. Onlar, Allah'ın salih kulları için cenneti istediğini ve onları buraya mirasçı kıldığını bilmektedirler. Allah'ın kullarına cenneti vaat etmesiyle ilgili bir başka ayet şöyledir: "Şimdi kendisine güzel bir vaatte bulunduğumuz, dolayısıyla ona kavuşan kişi, dünya hayatının metaı ile metalandırdığımız sonra kıyamet günü (azaba uğramak için) hazır bulundurulan kişi gibi midir?" (Kasas Suresi, 61) Bu ayetten de açıkça anlaşıldığı gibi, Allah'ın bir vaatte bulunması, buna kavuşmak için kesinlikle yeterlidir. Allah kimlere cenneti vaat etmişse, bunlar Allah'ın izniyle sonsuz nimetlere kavuşacaklardır. Mü'minler de cennete girdiklerinde bu durumu ifade edecek ve Allah'a şöyle şükredeceklerdir: "(Onlar da) Dediler ki: Bize olan vaadinde sadık kalan ve bizi bu yere mirasçı kılan Allah'a hamd olsun ki, cennetten dilediğimiz yerde konaklayabiliriz. (Salih) amellere bulunanların ecri ne güzeldir." (Zümer Suresi, 74)

    Dünya hayatında çeşitli kereler müjdelenmiş olan ve Allah'ın kendilerine cenneti vaat ettiği mü'minler, yaşamlarının sonunda umut ettiklerine kavuşacaklardır. En sonunda o beklenen an gelir. Bir mü'minin hayatı boyunca tefekkür ettiği, kavuşabilmek için dua ettiği ve layık olabilmek için var gücüyle çalıştığı yer, "kalınacak yerlerin en hayırlısı" ve "Allah Katındaki asıl varılacak güzel yer" olan cennettir. Bu kusursuz mekân mü'minler için hazırlanmış ve onlara sunulmak üzere kapıları açılmıştır. Mü'minlerin cennete girişleriyle ilgili bir ayette bu eşsiz manzara şöyle anlatılır: "Onlar Adn cennetlerine girerler. Babalarından, eşlerinden ve soylarından salih davranışlarda bulunanlar da (Adn cennetlerine girer). Melekler onlara her bir kapıdan girip (şöyle derler:) "Sabrettiğinize karşılık selam size. (Dünya) Yurdun(un) sonu ne güzel." (Rad Suresi, 23-24) Onlar cennette "esenlik dileği ve selamla" (Furkan Suresi, 75) karşılanacak ve "oraya esenlikle ve güvenlikle" gireceklerdir. (Hicr Suresi, 46) Yapılacak tek şey kalmıştır: Sadece mü'minler için hazırlanmış ve türlü nimetlerle donatılmış bu sonsuz yurdun güzelliklerini keşfetmek ve yaşamaktır.

    Ahirete kutlu geçiş ve ölüm süreci:

    "Ki melekler, güzellikle canlarını aldıklarında: "Selam size" derler. "Yaptıklarınıza karşılık olmak üzere cennete girin." (Nahl Suresi, 32)

    Bu ayetlerden, salih mü'minlerin dünyada güzel bir hayatla yaşatıldıkları, korkuya ve hüzne kapılmadıkları, sağlıklı ve huzurlu bir ruh haline sahip oldukları anlaşılmaktadır. İman edenlerin Allah'ın rızasına uymalarından ötürü Allah'ın özel yardımını ve korumasını kazandıklarını, kötülüklerinin örtüleceğini, yaptıklarının en güzeliyle karşılık göreceklerini ve hiçbir haksızlığa uğratılmayacaklarını da Kur'an ayetleri sıklıkla vurgulamaktadır. Dünya hayatına karşılık ahireti "satın alarak", Kur'an'da geçen ifadeyle "güzel bir alışveriş" yapmışlar ve Allah onlardan, onlar da Allah'tan hoşnut olmuşlardır. Peki bu kişiler ömürlerinin sonuna ulaştıklarında ne olacaktır? Allah'ın takdir ettiği ölüm anı onlarla nasıl ve nerede buluşacaktır? İster iman eden bir kişi olsun, isterse Allah'ın ayetlerini inkâr eden bir kişi, hiç kimse nerede ve ne zaman öleceğini bilmesi imkânsızdır. Bu gerçek Lokman Suresi'nde şöyle açıklanmıştır: "Kıyamet saatinin bilgisi, şüphesiz Allah'ın Katındadır. Yağmuru yağdırır; rahimlerde olanı bilir. Hiç kimse, yarın ne kazanacağını bilmez. Hiç kimse de, hangi yerde öleceğini bilmez. Hiç şüphesiz Allah bilendir, haberdardır." (Lokman Suresi, 34)

    Bununla birlikte, ölümün mü'minleri nasıl karşılayacağını, canlarının nasıl alınacağını, ölüm anında neler olacağını Kur'an'dan öğrenme imkânımız vardır. Kur'an'da bize bildirildiği kadarıyla, mü'minin ölümü çok yumuşak bir geçiş, anlık bir boyut değiştirme şeklinde olacaktır. Aynen uyku sırasında Allah'ın "bir tür ölüme sokmuş olduğu kişinin" (Zümer Suresi, 42) ertesi sabah uyanarak yeni bir güne başlaması gibi, mü'min de ölümünde, bir anda "dünya" boyutundan sıyrılacak ve "ahiret" boyutuna ulaşmış olacaktır. Allah bu sıkıntısız ve rahat geçişi, Naziat Suresi'nin 2. ayetinde görevli meleklere işaret ederek, "yumuşacık çekip alanlara" şeklinde haber buyurmaktadır. Melekler, mü'minlerin canlarını almaya geldiklerinde aralarında geçen bir konuşma Nahl Suresi'nin 32. ayetinde ise şu şekilde anlatılır: "Ki melekler, güzellikle canlarını aldıklarında: 'Selam size' derler. Yaptıklarınıza karşılık olmak üzere cennete girin." (Nahl Suresi, 32)

    Başka bir ayette de mü'minlerin ölüm anı şöyle anlatılır: "Onları, o en büyük korku hüzne kaptırmaz ve: 'İşte bu sizin gününüzdür, size va'dedilmişti' diye melekler onları karşılayacaklardır." (Enbiya Suresi, 103) Görüldüğü gibi, dünyada güzel bir hayat yaşatılan mü'minin ölümü de güzel ve rahat olacak, ahiret hayatı meleklerin karşılamasıyla başlayacaktır. O andan itibaren dünyayla tüm ilişkileri kesilmiş ve kişi, Allah'ın huzuruna çıkmak üzere tespit edilmiş bir yere yollanmıştır. Bunun devamında da mü'minler için sonsuz bir rahatlık ve kolaylık vardır.

    Mü'minlerin kolay hesap vermeleri ve berat etmeleri:

    Kabirden sonra hesap anı, yani insanların tüm yapıp ettikleriyle Rabbimizin huzuruna çıkacakları an gelmektedir. Kıyametin kopmasıyla birlikte başlayan tüm gelişmeler, dünya tarihi boyunca yaratılmış bütün insanların yeni bir bedenle diriltilmeleri ve cehennem ateşinin çevresinde bir araya toplanmalarıyla devam edecektir. Daha sonra tüm şahitler getirilecek, her bir kişinin amel defteri açılacak ve herkes dünya hayatında yaptıklarından hesaba çekilecektir. Bunların sonunda Allah mü'minleri rahmetiyle cehennem ateşinden kurtararak, cennetine sokuverecektir. Kıyamet günü ve mü'minlerin o günkü durumları Kur'an'da ayrıntılı olarak bildirilmiştir:

    Sur'a ilk üfürülüş ile artık kıyamet başlamıştır. Dünya ve tüm evren, geriye dönüşü olmayan bir yok oluşa sahne olacaktır. Dağlar parçalanacak, denizler kaynatılacak, gökler yok edilip yıkılacaktır. Sur'a ikinci kez üfürülmesiyle birlikte insanlar diriltilir ve hesaba çekilmek üzere bir araya toplanacaktır. En ufak bir ayrıntı dahi atlanmadan, hayatı boyunca yapmış olduğu her şey kişinin ve şahitlerin gözleri önüne konulacaktır. Kâfirleri öldürücü bir utanca sürükleyen bu anda mü'minler, sevinçli ve coşkuludurlar. Çünkü Kur'an'da, "... O gün Allah, peygamberi ve onunla birlikte iman edenleri küçük düşürmeyecektir..." (Tahrim Suresi, 8) şeklinde buyrulmaktadır. Allah, "Elçilerine ve iman edenlere, hem dünya hayatında hem de şahitlerin (şahitlik için) duracakları gün yardım edeceğini" vaat etmiştir.” (Mü'min Suresi, 51) Kıyamet günü salih mü'minler, tüm hayatları boyunca yapıp-ettiklerinin yazılmış olduğu hesap defterlerini "sağ yanlarından" alacaklardır. Kitabını sağ tarafından alacak olan insanlar, Kur'an'da "kolay" hesaba çekilecek ve cennete sokulacak insanlar olarak tanımlanmıştır: "Artık kitabı sağ eline verilen kişi, der ki: "Alın, kitabımı okuyun. Çünkü ben, gerçekten hesabıma kavuşacağımı sanmış (anlamış)tım. Artık o, hoşnut bir yaşama içindedir. Yüksek bir cennette." (Hakka Suresi, 19-22)

    Rabbimiz'in kendilerine vaat ettiğine kavuşmak üzere olan mü'minler, o "ebedilik gününde" (Kaf Suresi, 34) heyecanlı ve mutludurlar, bu durumları İnşikak Suresi'nde şöyle aktarılır: "Artık kimin kitabı sağ yanından verilirse. O, kolay bir hesap (sorgu) ile sorguya çekilecek. Ve kendi yakınlarına sevinç içinde dönmüş olacaktır." (İnşikak Suresi, 7-9)

    Hesaba çekilmeleri bittiğinde artık mü'minler, kurtulmuş olmanın sevincini tadacaktır. Ayette,"Oraya esenlikle ve güvenlikle girin." (Hicr Suresi, 46) buyrulmaktadır. Bu durum başka ayetlerde de şöyle anlatılır: "Ey mutmain (tatmin bulmuş) nefis, Rabbine, hoşnut edici ve hoşnut edilmiş olarak dön. Artık kullarımın arasına gir. Cennetime gir." (Fecr Suresi, 27-30)

    Artık Allah, rahmet etmiş olduğu kullarının günahlarını da bağışlayıp silmiş, kötülüklerini iyiliğe çevirmiş ve cennete girmelerine izin vermiştir. Kendisine "cennete gir" denilen mü'min ise şöyle diyecektir: "... Keşke kavmim de bir bilseydi, Rabbimin beni bağışladığını ve ağırlananlardan kıldığını." (Yasin Suresi, 26-27) Bir başka ayette Allah, cennet ehlini şöyle müjdelemektedir:

    “Allah dedi ki: "Bu, doğrulara, doğru söylemelerinin (sadakat ve samimiyet göstermelerinin) yarar sağladığı gün (olacaktır). Onlar için, içinde ebedi kalacakları, altından ırmaklar akan cennetler vardır. Allah onlardan razıdır, onlar da O'ndan razı olmuşlardır. İşte (asıl) büyük 'kurtuluş ve mutluluk' bu (olacaktır.)" (Maide Suresi, 119)

    "Ey (muttaki) kullarım, bugün sizin için korku yoktur ve siz mahzun olmayacaksınız."(Zuhruf Suresi, 68) Başka bir ayette de Allah, “Cennet de (o gün) muttakiler için yakınlaştırılmıştır (hiç de) uzak değildir.” (Kaf Suresi, 31) şeklinde bildirmektedir.

    Selamet ve Saadet yurdu Cennettin olağanüstü doğal güzellikleri:

    "Takva sahiplerine vaat edilen cennet; onun altından ırmaklar akar, yemişleri ve gölgelikleri süreklidir. Bu korkup-sakınanların (mutlu) sonudur, inkâr edenlerin sonu ise ateştir." (Rad Suresi, 35) Evet doğal güzellikler ve yeşillikler cennetin mükemmel nimetlerindendir. Köşklerin ve gölgeliklerin bahçelerin içinde, pınarların yanı başında kurulmuş olması da ayrı bir güzelliktir.

    Cennet, "... ne (yakıcı) bir güneş, ve ne de dondurucu bir soğuk..." (İnsan Suresi, 13) şeklinde tarif edilen, insana hiçbir rahatsızlık vermeyen, hoş bir iklime sahip bulunmaktadır. İnsanı bunaltan, terleten sıcaklar ya da titreten, donduran soğuklar orada yoktur. Allah mü'minleri cennette, "... ne sıcak-ne soğuk, tam kararında bir gölgeliğe..."sokacaktır. (Nisa Suresi, 57) "Tam kararında" ifadesi, bu ayette iklimin tam insanın isteyeceği ve rahat edeceği gibi olduğunu bildirmekle beraber, aslında cennetteki bütün ortam ve şartların, insan ruhunun gerçek anlamda doyum sağlayacağı, rahat edeceği biçimde hazırlandığına işaret buyrulmaktadır. Cennetteki her şey ve her durum mü'minin "tam istediği" gibi olacaktır. Allah'ın cennet ayetlerinde en çok bahsettiği doğal güzelliklerden biri de, "Durmaksızın akan su(lar)"dır. (Vakıa Suresi, 31) Dünya hayatından da gözlemlediğimiz gibi insan ruhu sudan, özellikle de akan sulardan büyük zevk alır. Bir göl, bir akarsu veya bir şelale, ormanın içinden akan bir ırmak insanın ruhuna ferahlık katacaktır. Sarayların, konakların, malikânelerin ya da villaların bahçelerine yapılan göletler, havuzlar ve fıskiyelerin, yapay veya doğal akarsuların amacı hep ruhtaki bu estetik özleminden kaynaklanır.

    Bu estetik görüntülerin hoşa gitmesinin başlıca sebebi insan ruhunun cennete göre yaratılmış olmasıdır. Bir diğer ayette de bu güzellik şöyle ifade edilmiştir:"İçlerinde durmaksızın fışkırıp-akan iki pınar vardır." (Rahman Suresi, 66) Akan suyun görüntüsü, çıkardığı ses insanın kalbine huzur ve ferahlık verir. Yükseklerden dökülen suların görüntüsü ve gür sesi ruhu şenlendirir. İnsanı Allah'a şükretmesine ve O'nun adını yüceltmesine yönlendirir. Özellikle su tepelerden, ağaçların ve yeşilliklerin arasından akıyorsa, ya da kayaların üzerinden süzülüyorsa oldukça etkileyici bir görünüm arzetmektedir. Ya döküldüğü yerde birikir ya da kat kat havuzlar oluşturarak birinden diğerine akıp gider. Sürekli akan bir su, sonsuzluk ve tükenmeyen bir bolluk göstergesidir. "Gerçekten takva sahibi olanlar, cennetlerde ve pınar başlarındadır" (Hicr Suresi, 45) ayetinden de anladığımız gibi, mü'minler cennette bu tür yerlerde yaşayıp bundan zevk alarak sevinmektedir. Benzer başka bir ayette de "Şüphesiz muttaki olanlar, gölgeliklerde ve pınar-başlarındadır" (Mürselat Suresi, 41) şeklinde bildirilmektedir. Bahsedilen gölgelikler, (Doğrusunu Allah bilir) oturmak ve güzellikleri seyretmek amacıyla özel olarak oluşturulmuş mekânlar olabilir. Cennet köşkleri gibi gölgelikler de yükseklerde kuruluvermiştir. Böylece yükseklerden bakılarak daha aşağılardaki güzellikler seyredilebilir, birçok detay aynı anda görüş sahasına girmektedir. Gölgelikler, özel olarak mü'minlere zevk alacakları bir ortam hazırlamak için yapılmış, her çeşit yiyecek ve meyvenin yeneceği, cennete has içkilerin içileceği, mü'minlerin bir araya gelerek sohbet edecekleri ve birlikte eğlenecekleri yerlerdir. Bu gölgeliklerin pınar başlarına, insan ruhunun çok hoşlandığı yerlere kurulmuş olması da buraları daha da güzelleştirir. Bu pınarlardan tertemiz, tadı güzel ve içenlere lezzet veren sular fışkırdığını da Kur'an haber verir.

    Cennete has bir başka doğal güzellik ise ayette sözü geçen bahçeler ve çeşit çeşit ağaçlardır. Şura Suresi'nin 22. ayetinde bahsedilen "cennet bahçeleri" sadece mü'minler için hazırlanmıştır. Bahçelerin özelliği, birçok doğal güzelliği uyum içinde barındırıyor olmasıdır. Bu bahçelerde dünyanın çeşitli bölgelerinde yetişen en narin ve en güzel kokulu bitkilerin benzerleri ve bunlar gibi sonsuz çeşidi yetişmekte, insanın bildiği ve de bilmediği birçok hayvan bir arada yaşamaktadır. Bahçeler, değişik boylarda ağaçlar, "alabildiğine yemyeşil" (Rahman Suresi, 64) alanlar, bitkiler ve çiçekler, bazı yerlerde havuzlar ve fıskiyelerle donatılmıştır. Civarda görülen ağaçların bir kısmı da meyve ağaçlarıdır ve cennetin bolluğunu simgelercesine "yüklü dalları bükülmüştür" (Vakıa Suresi, 28), "üst üste dizilmiş meyveleri sarkmıştır". (Vakıa Suresi, 29).

    Tüm bu saydıklarımız, cennete has özelliklerin ayetler ışığında tefekkür edebildiğimiz en genel bilgilerdir. Bir kısmı dünyadakileri andıran, bir kısmı ise daha önce hiçbir nefsin görüp bilmediği, "çeşit çeşit inceliklere ve güzelliklere sahip" (Rahman Suresi, 48) olan cennetin nimet ve güzellikleri, tahayyül ve ifade sınırlarımızın çok ötesindedir. Bilinmelidir ki, bizim hayal gücümüzün ötesinde ve Allah'ın sonsuz ilmiyle hazırlanmış birçok güzellik ve sürpriz de cennette mü'minleri beklemektedir. Özellikle "... Rableri Katında her diledikleri onlarındır. İşte büyük fazl (nimet ve üstünlük) budur..." (Şura Suresi, 22) ayetiyle bildirildiği gibi, tüm doğal güzellikler de dahil cennetteki her şey mü'minin kendi zevkiyle dilemesi neticesinde gerçekleşmektedir. (Doğrusunu Allah bilir)

    Ebedi Cennetin mükemmel lezzetleri ve muhteşem nimetleri:

    "Yaptıklarınıza karşılık olmak üzere, afiyetle yiyin ve için." (Mürselat Suresi, 43) gibi ayetlerde cennet ehlinin en güzel yemeklerle ve çeşitli içeceklerle nimetlendirildikleri bildirilmektedir. İnsan cennette dünyadaki eksikliklerden arındırıldığı için, beslenme gibi bir ihtiyacı olmayabilir. Cennetteki yemek-içmek zevk almak için yaratılıyor olabilir. Dünyada iman edip salih amellerde bulunan ve çaba harcamalarını Allah'ın şükre değer bulduğu mü'minler için cennette hazırlanan yiyecekler, dünyadakilere çok benzemektedir. Bir ayette cennet ehlinin bu benzerliği şu şekilde ifade ettiği haber verilir:

    "(Ey Muhammed) iman edip salih amellerde bulunanları müjdele. Gerçekten onlar için altlarından ırmaklar akan cennetler vardır. Kendilerine rızık olarak bu ürünlerden her yedirildiğinde: "Bu daha önce de rızıklandığımızdır" derler. Bu, onlara, (dünyadakine) benzer olarak sunulmuştur. Orada, onlar için tertemiz eşler vardır ve onlar orada süresiz kalacaklardır." (Bakara Suresi, 25)

    Gerçekten de dünyada insanın nefsinin çektiği, hem görüntü hem de tat olarak zevk veren yüzlerce çeşit yemek ve yiyecek bulunabilir. Bu yemeklerin benzerlerinin Cennette de mü'minlere hoşnutluk vermek üzere var edilmeleri şüphesiz Allah için çok kolaydır ve zaten vaad edilmiştir. Ancak bunlar dünyadaki gibi insanda fiziksel sıkıntılara (şişmanlık, kolesterol, aşırı doyma hissi, vs.) sebebiyet vermeyecektir. Allah cennet ehline "yaptıklarınıza karşılık olmak üzere afiyetle yiyin ve için" (Mürselat Suresi, 43) şeklinde seslenmektedir. Bu, Allah'ın bir ödüllendirmesidir. Allah, yemek yemeyi, içmeyi cennet ehline hesapsız bir rızık olarak çok zevk alınan, haz duyulan bir ödül haline getirmiştir. Cennete kavuşabilmek için insanlar dünya hayatında imtihan edilirler. İman edenler de dünyadaki hayatları boyunca Rabbimiz'in rızasını kazanmak için ciddi bir çaba ve üstün bir gayret göstermiş, gönülden O'na yönelip, sürekli şükredip, dua ve tevbe etmişlerdir. Allah da bu çabalarına karşılık olarak onlara cennet nimetlerini ayette haber verildiği üzere,"Yaptıklarınıza karşılık olmak üzere" (Mürselat Suresi, 43) diyerek arzedilmektedir. Kur'an'da bizlere bildirilen cennet rızıklarının başında etler gelir. Allah cennetteki mü'minlere "... istek duyup-arzuladıkları meyvelerden ve etten bol bol" (Tur Suresi, 22) verdiğini, "canlarının çektiği kuş eti"nden (Vakıa Suresi, 21) de orada onlara sunulacağını bildirmektedir. Üstelik orada, mü'minlerin rızıklarının "... bitip tükenmesi de yok"tur. (Sad Suresi, 54) Çünkü mü'minler,"... içinde hesapsız olarak rızıklandırılmak üzere cennete girerler." (Mü'min Suresi, 40) İstenilen yemek, istenildiği kadar yenebilir, bu yemekler ne tükenir, ne de insan doyarak ya da rahatsız olarak durulacak cinsten değildir.

    Cennette var olan rızıklardan, Kur'an'da belki de en çok söz edileni, meyvelerdir. İstek duyulup arzulanan her türden meyve, orada mü'minlere ikram edilmektedir. Üstelik bu meyvelerin "gölgeleri onlara pek yakın ve devşirilmeleri kolaylaştırıldıkça kolaylaştırılmış"vaziyettedir. (İnsan Suresi, 14) Ayetten anlaşıldığı kadarıyla, cennet meyveleri doğal ortamlarında, ağaçlarda bulunmakta ve mü'minler de bunları oradan kolayca alarak yiyebilmektedir. Nitekim Vakıa Suresi'nin 28. ve 29. Ayetlerinde "yüklü dalları bükülmüş kiraz (ağaçları), üst üste dizili meyveleri sarkmış muz ağaçları" ifadeleri kullanılarak, meyvelerin ulaşılmasının kolaylığı, cennetin bereketine ve bolluğuna örnek gösterilmiştir. Meyveler öylesine bol ve bereketlidirler ki, ağaçların dalları onları taşıyamayıp eğilmektedir. Bükülmüş ve aşağı sarkmış bu dallardan da o meyvelere ulaşmak da kolay hale gelir. Cennette meyveler gümüş ya da altın tepsilerde, şık ve estetik kaplarda mü'minlere tahtlar üzerinde sohbet ederlerken ikram edilecektir. Şüphesiz bunların dünyada insana rahatsızlık veren çekirdek, çürük, eziklik gibi kusurları da cennete layık bir şekilde giderilmiştir. Hepsi kusursuz ve göz alıcı bir güzelliğe sahip olarak mü'minlere ikram edilmektedir. Meyveler bir yandan da cennetin güzelliğine ayrı bir renk ve estetik katıverir. Her cinsten meyveyle yüklü ağaçların rengârenk görüntüsü cennetin muhteşem manzarasını daha da güzelleştirir. Cennetteki her şey insan gözüne hitap eden çok estetik görüntülere sahiptir. Bu görüntü Allah'ın sanat ve kudretinin de bir göstergesi olarak ayrı bir şükür vesilesidir.

    Yaratılan bunca güzel yemekler ve meyveler yanında, elbette çeşitli ve çok lezzetli içeceklerin olması da arzulanabilir. Ayetlerde bu içeceklerden de bahsedilmektedir. Örneğin bir ayette "kaynaktan (doldurulmuş) kadehlerle çevrelerinde dolaşılır" (Saffat Suresi, 45) şeklinde geçmektedir. Mü'minler için cennette "sonu misk olan, karışımı tesnimden, mühürlü, katıksız bir şarap" (Mutaffifin Suresi, 25-27) hazır haldedir. Ayetlerde de belirtildiği gibi bu içecekler aynı zamanda güzel kokular da içermektedir. Ayrıca şüphesiz bu şarap, dünyadakilere benzememektedir. Bunlar Cennet ehlini sarhoş etmeyecek, içenlerin şuurunu gidermeyecektir. Allah cennette içkilerin kadehlerle sunulduğunu ve bu içkilerden başların ağrımayacağını, mü'minlerin kendilerinden geçip akıllarının çelinmeyeceğini ayetlerde belirtmektedir. Bu ikramı yapanlar ise, Allah'ın özel olarak görevlendirdiği civanlar olabilir.

    İyilik ve istikamet ehli mü'minlerin sonsuz yaşayacağı ve oranın sultanı olacağı kusursuz yerleri:

    “Allah, mü'min erkeklere ve mü'min kadınlara içinde ebedi kalmak üzere, altından ırmaklar akan cennetler ve Adn cennetlerinde güzel meskenler vaadetmiştir. Allah'tan olan hoşnutluk ise en büyüktür. İşte büyük kurtuluş ve mutluluk budur." (Tevbe Suresi, 72)

    Mü'minlerin dünya hayatlarını geçirdikleri evler, "içinde Allah'ın adının anılmasına izin verdiği" (Nur Suresi, 36) mekanlardır ve yine Allah'ın emri doğrultusunda tertemiz tutulan, özen gösterilen yuvalardır. Cennet evleri de bunun benzeri olarak yine, mü'minlerin Allah'ı andıkları ve O'na şükrettikleri tertemiz saraylardır. Mü'minlerin Cennette yaşadıkları güzel meskenler, evler, köşkler, doğal güzelliklerin içinde kurulmuş olabileceği gibi, bunların son derece modern, üstün bir teknolojiye ve estetik mimariye sahip şehirlerde inşa edilmiş olması da akla yatkındır.

    Kur’an'da sözü geçen Cennet evleri, genellikle doğal güzelliklerin içine inşa edilmiştir. Bunu bildiren bir ayet şöyledir: "Ancak Rablerinden korkup-sakınanlar ise, onlara yüksek köşkler vardır, onların üstünde de yüksek köşkler bina edilmiştir. Onların altında ırmaklar akmaktadır. (Bu), Allah'ın va'didir. Allah va'dinden dönmez." (Zümer Suresi, 20)

    Köşklerin yükseklerde olması karşılarındaki ve aşağılarındaki manzara seyredilirken, görüntüye çok sayıda detay girmesini sağlayacaktır. Böylece birçok güzelliği aynı anda algılama imkânı doğacaktır. Yükseklik değiştikçe görüntünün güzelliği de artacaktır. Her metre farkta görünen güzelliklerin boyutu bir öncekiyle aynı olmayacaktır. Cennette bazı köşkler daha yüksekte, bazıları daha alçakta olabilir, böylece her birinin manzarasının ve dolayısıyla buralardan alınacak zevklerin farklı olması sağlanacaktır. Ayette bahsedilen, yüksek yerlerde kurulmuş köşklerin altlarından sular akacaktır, bu manzarayı seyretmek için geniş pencereli ya da dört bir tarafı camlardan inşa edilmiş salonlar vardır. Böylece insan ruhunun en çok zevk alacağı şekilde döşenmiş evlerde, tahtlar üzerinde yaslanırken, ve en güzel meyveler ve içeceklerle rızıklandırılırken mü'minler, yükseklerden bakarak birbirinden muhteşem manzaraları da seyretme zevkini tadacaktır. Elbette bu köşklerin tasarımı ve döşenmesi en kaliteli malzemeyle, en uyumlu renklerle yapılmıştır. Rahat koltukları, karşılıklı oturulan tahtları vardır. "Özenle işlenmiş mücevher tahtlar üzerindedirler. Karşılıklı yaslanmışlardır." (Vakıa Suresi, 15-16) Ve "özenle dizilmiş tahtlar üzerinde yaslanmışlardır..." (Tur Suresi, 20) şeklindeki ayetlerden de anlaşılacağı gibi tahtlar zenginlik, ihtişam ve kudret sembolü yapılardır. Allah sonsuz cennet nimetlerini nasip ettiği mü'minlere böyle güzellikleri hazırlamıştır. Onlar cennetteki tahtlar üzerinde kurulup yaslanırlar. Bu ortamda mü'minler sürekli Allah'ı anarlar. Bunu haber veren ayetlerde şöyle buyrulmaktadır:

    "Adn cennetleri (onlarındır); oraya girerler, orada altından bileziklerle ve incilerle süslenirler. Ve orada onların elbiseleri ipek(ten)dir. Derler ki: "Bizden hüznü giderip yok eden Allah'a hamdolsun; şüphesiz Rabbimiz, gerçekten bağışlayandır, şükrü kabul edendir. Ki O, bizi Kendi fazlından (ebedi olarak) kalınacak bir yurda yerleştirdi; burada bize bir yorgunluk dokunmaz ve burada bize bir bıkkınlık da dokunmaz." (Fatır Suresi, 33-35)

    Ayrıca Cennette mü'minlerin her diledikleri şey yaratılacaktır. Allah dileklerinin kendilerine ulaştırılması için özel hizmetkârlar yaratmıştır. Ayette şöyle buyrulmaktadır: "Kendileri için (hizmet eden) civanlar, etrafında dönüp dolaşırlar; sanki (her biri) sedefte saklı inci gibi tertemiz, pırıl pırıl. " (Tur Suresi, 24)

    Allah'ın cennetine layık kıldığı mü'minler son derece değerli ve seçkin insanlardır. Mü'minlerin hizmet edilen, "ikram görenler" (Saffat Suresi, 42) konumunda olmaları da Allah'ın onlara verdiği değeri yansıtır. Mü'minlere hizmet etmeleri için yaratılan hizmetkârlar mü'minlerin arasında dönüp dolaşacak, mü'minlerin her arzusu yapılacaktır. Sürekli, kesintisiz bir hizmet ve ikram sunulacaktır. Kur’an'da cennettekilere hizmet için yaratılmış civanlar şöyle anlatılır: "Çevrelerinde (gençlikleri ve dinçlikleri) ebedi kılınmış civanlar dolaşır-durur; sen onları gördüğün zaman saçılmış birer inci sanırsın." (İnsan Suresi, 19)

    Cennette mü'minlerin dilediklerinin anında sebepsiz yaratılmasının yanı sıra, nimetlerin böyle kusursuz bir hizmet ve ikram içinde sunulmaları da görkemli bir güzellik oluşturacaktır. Hizmette kullanılan eşyalar da çok değerli, kaliteli ve gösterişli yaratılmıştır. Ayetlerde altın ve gümüş kullanıldığı anlatılır: "Çevrelerinde gümüşten billur kaplar, kupalar dolaştırılır. Gümüşten billur kaplar ki, onları belli bir ölçüyle tespit etmişlerdir." (İnsan Suresi, 15-16) "Onların etrafında altın tepsiler ve testilerle dolaşılır; orada nefislerin arzu ettiği ve gözlerin lezzet (zevk) aldığı herşey var. Ve siz orada süresiz kalacaksınız." (Zuhruf Suresi, 71)

    Mü'minlerin hedeflerinden biri de dünya hayatındayken Kur’an'da tarif edilen cennet nimetlerine, cennet hayatına yakınlaşmaktır. Cennetteki kıyafetlerin, elbiselerin ve kumaşların mükemmelliğini ayetler haber buyurmaktadır. Dünyada Allah giyinmeyi insanlara öğreterek onların bu sayede hem örtünmelerini hem de şık ve estetik olmalarını sağlamıştır. "Ey Ademoğulları, Biz sizin çirkin yerlerinizi örtecek bir elbise ve size 'süs kazandıracak bir giyim' indirdik (var ettik). Takva ile kuşanıp-donanmak ise, bu daha hayırlıdır. Bu, Allah'ın ayetlerindendir. Umulur ki öğüt alıp-düşünürler." (Araf Suresi, 26) Ayrıca Cenabı Hak: "Ey Ademoğulları, her mescid yanında ziynetlerinizi takının. Yiyin, için ve israf etmeyin. Çünkü O, israf edenleri sevmez." (Araf Suresi, 31) ayetiyle iman edenlere şık ve temiz kıyafetler giymelerini uyarmıştır. İşte cennette mü'minlere giydirilecek kıyafetler de, dünyadakilerden kat kat ihtişamlı ve gösterişli olacaktır. Kur’an'da özellikle cennette bulunan iki kumaşa dikkat çekilmiştir: bunlar ipek ve atlastır. Bir ayette cennettekiler için "hafif ipekten ve ağır işlenmiş atlastan (elbiseler) giyinirler"(Duhan Suresi, 53) buyrulmaktadır. Bu iki kumaş da dünya standartlarında az bulunan, pahalı ve çok kaliteli kumaşlardır. Bunlardan yapılan elbiseler de giyen kişiye estetik bir zevk vereceği gibi seyreden kişiye de çok büyük bir hayranlık kazandıracaktır. Bu elbiselerin güzelliği ve ihtişamı, onları taşıyanların kusursuzluğu ile bütünleşince ortaya muhteşem bir manzara çıkmaktadır.

    Elbette ki, cennetteki kumaşların ve kıyafetlerin hepsi bu ikisiyle kısıtlı değildir, Allah bu büyük mükafatı nasip ettiği mü'minlere daha nice güzel kumaşlardan nice güzel elbiseler giydirecektir. Öyle ki, bizim henüz bilmediğimiz kumaş cinslerinden, henüz bilmediğimiz modellerde elbiseler de cennette var edilebilir. Kur’an'da bize, bu güzel elbiselerin bazı takılarla süslendiği ve gösterişlerinin artırıldığı haber verilir. Bu takılardan özellikle dikkat çekilenler altından ve gümüşten bilezikler ve incilerdir. Örneğin, Hac Suresi 23. ayette "... orada altın bileziklerle ve incilerle süslenirler, oradaki elbiseleri ipek(ten)dir"şeklinde bildirilmektedir. Bir başka ayette ise "Onların üzerinde hafif ipek ve ağır işlenmiş atlastan yeşil elbiseler vardır. Gümüşten bileziklerle bezenmişlerdir..." (İnsan Suresi, 21) şeklinde bildirilir. Böylece güzel kıyafetler güzel takılarla tamamlanmış ve mü'minlerin hizmetine verilmiştir. Cennetteki malzemenin temeli "çeşit çeşit incelik" ve "çarpıcı güzellikler"dir. Bunlar Allah'ın sonsuz ilminin ve sanatının birer örnekleridir. Örneğin tahtlar mücevherli, yükseklere kurulmuş ve özenle dizilmiştir. Kıyafetler ipekten ve atlastandır. Altın ve gümüş takılar bu kıyafetleri süslemektedir.

    Allah Kur’an'da cennetle ilgili pek çok detay vermiş, ancak hayalgücünü açık bırakan ifadeler de kullanmıştır. Cennette her mü'minin kendi zevkine göre özel olarak ayarlanmış türlü nimetler, görüntüler ve çeşit çeşit mekanlar olacaktır. Kuşkusuz Allah, cennete layık ve ehil kıldığı değerli mü'minlere, Kur’an'da belirttiği nimetlerin dışında daha nice sürprizler hazırlamıştır.

    Sonsuz mutluluk diyarı Cennettekilerin eşleri :

    "İman edip salih amellerde bulunanları, altından ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları cennetlere sokacağız. Onda onlar için tertemiz kılınmış eşler vardır..." (Nisa Suresi, 57)

    Evet Cennet sonsuz ve kusursuz bir hayatın yaşanacağı, Allah'ın iman etmiş salih kullarına mükafat olarak hazırlamış olduğu muhteşem bir mekandır. Kur’an'da cennet tasvir edilirken, önceki sayfalarda değindiğimiz gibi içinde yaşanılacak evlerden, yenilecek yemeklerden, içkilerden, cennet ehlinin giyimlerinden ve cennete has doğal güzelliklerden örnekler anlatılır. Aynı dünya hayatında olduğu gibi cennette de devam eden, "yaşanılan" bir hayat vardır. Elbette ki bu hayat dünya ile kıyas yapılamayacak kadar mükemmel ve muhteşem hazırlanmıştır, ancak genel anlamda birbirine benzerlikleri vardır. Bu nedenle de iman edenler dünya hayatından ahiret hayatına geçtiklerinde, herhangi bir şaşırma, yadırgama ya da bir uyum zorluğu ile karşılaşmayacaktır. Bu sonsuz hayat içinde elbette ki mü'minler, dünya hayatlarında yaşadıklarına benzer, ama çok üstün bir yaşantı bulacaklardır. Yani kusursuz güzellikte yiyecek, içecek ve giyecekleri olacak ve ihtişamlı evlerde kalacaklar ve elbette ki eşleri olacaktır. Ayetlerde haber verildiği üzere, Allah'ın onlara sunmuş olduğu bir nimet olarak güzel eşlerle birlikte cennete girecek ve sevinç içinde ağırlanacaklardır. (Zuhruf Suresi, 70)

    Kur’an'da tarif edilen cennet kadınlarının önemli bir özelliği "tertemiz" olmalarıdır. Kur’an'da bu, "...onda, onlar için tertemiz kılınmış eşler vardır..." (Nisa Suresi, 57) ifadesiyle anlatılmaktadır. Dünyaya ait tüm noksanlıklar, sıkıntılar ve ihtiyaçlar cennet hayatında tamamen ortadan kaldırılmıştır. Bu duruma işaret eden bir başka ayet de "Gerçek şu ki, Biz onları yeni bir inşa (yaratma) ile inşa edip-yarattık." (Vakıa Suresi, 35) buyrulmaktadır. Bu yeni yaratılış, cennete has üstün ve mükemmel özelliklere uygun bir yaratılış olacaktır. Cennetin kusursuzluğuna uygun bir yaratılışı tefekkür ettiğimizde cennetteki kadınlar hakkında şu genel özellikler hatırlanır: saçları her zaman pırıl pırıl ve tertemiz durumdadır, ciltleri de tertemiz ve pürüzsüzdür, vücutlarından enfes kokular yayılır. Bir hadiste bu kadınlar şöyle anlatılır: "Eğer cennet kadınlarından bir tanesi dünyaya gelseydi, dünyanın her tarafını (güneş gibi) aydınlatır ve dünyayı güzel koku ile doldururdu." (Buhari 6467) Cennette mü'minlerin evlendirildiği kadınların diğer bir özelliği, sadece kendi eşleri için yaratılmış "yaşıt kadınlar" (Sad Suresi, 52) olmalarıdır. Kur’an'da cennetteki kadınlar için, "ve yanlarında bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş iri gözlü kadınlar vardır." (Saffat Suresi, 48) "Orada bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş kadınlar vardır ki, bunlardan önce kendilerine ne bir insan, ne bir cin dokunmuştur." (Rahman Suresi, 56) buyrulmaktadır.

    Bazı ayetlerde söylendiği şekilde "saklı bir yumurta gibi" (Saffat Suresi, 49) ya da"saklı inciler gibi" (Vakıa Suresi, 23) olmaları da, bu kadınların sadece eşleri için yaratılmış ve korunmuş olduklarını düşündürmektedir. "Saklı" ifadesi, erişilmelerinin zor, sahip olunmalarının da aynı oranda kıymetli olduğunun göstergesidir. Yumurta ve inci benzetmeleri ise ciltlerinin parlak ve pürüzsüz olmasına işaret ediyor olabilir. (Allah en iyisini bilir.) Sadece kendisine ait olan, yalnızca kendisine ilgi ve sevgi gösteren kadına duyulan istek, insanın ruhuna çok zevk veren bir histir. Şüphesiz ki bu güçlü duygu mü'min ruhunun cennete göre yaratılmış olmasından ileri gelir. İnsan ruhu güzel konuşmaktan, iltifat etmekten ve güzel sözler işitmekten çok fazla etkilenir. İşte "bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş" cennet kadınları ile bu istek fazlasıyla yerine getirilebilir. Allah Rahman Suresi'nin 70. ayetinde cennet kadınlarını "huyları güzel" (Rahman Suresi, 70) şeklinde tarif etmiştir.

    Mü'minlerin kadınlarının sadece eşleri için var olduğunun bir başka göstergesi ise, "otağlar içinde korunmuş huri kadınlar" (Rahman Suresi, 72) ayetinden anlaşıldığı üzere, bu kadınların özel bir ihtimam gösterilerek saklanıverdikleridir. Nitekim bir başka ayette de "Bunlardan önce kendilerine ne bir insan, ne bir cin dokunmuştur" (Rahman Suresi, 74) şeklinde, birlikte olacakları varlığın eşleri olacağına işaret edilmiştir. Vakıa Suresi, 36. ayette ise "onları hep bakireler olarak kıldık" denerek bu ifade pekiştirilmiştir. Allah, cennetteki mü'minleri ve eşlerini, gölgeliklerde, tahtlar üzerinde yaslanmış olarak, 'sevinç ve mutluluk dolu bir meşguliyet' içinde (Yasin Suresi, 55-56) tasvir etmektedir. Cennette tüm mü'minlerin kendi eşleri vardır, hepsi de kişinin arzuladığı özelliklere sahip olarak mükemmel bir biçimde yaratılmışlardır. "Eşlerine sevgiyle tutkun" (Vakıa Suresi, 37) olmaları, kadınların dünyadaki cahiliye kıstaslarını anımsatır şekilde "çıkar elde etme ve geleceğini güvene alma" gibi dürtülerle değil, sadece Allah rızasını temel alan bir sevgi ve tutkuyla bağlı olduklarına işaret etmektedir. Cennete has bir özellik olarak Allah, kadınların yüz güzelliğine "orada huyları güzel, yüzleri güzel kadınlar vardır" (Rahman Suresi, 70) diyerek dikkat çekmiştir. Kadınların yüzlerinde ruh temizliklerini yansıtan bir içsel güzelliğin parıltısı sezilir. Bu ifadeyle, görünüş olarak da son derece simetrik, orijinal, kusursuz ve pürüzsüz bir yüze sahip olduklarına işaret edilmiştir. Bu orijinallik göz renginde, burun yapısında, kaşlarda, çenede, elmacık kemiklerinde, kısacası yüzün her ayrıntısında gizli olabilir. Nitekim ayetteki, "... ve Biz onları iri-ceylan gözlü hurilerle evlendirmişiz" (Tur Suresi, 20) şeklindeki anlatımlarla yüz güzelliğine ait bir ayrıntıya, gözlerinin iriliğine de dikkat çekilmiştir.

    Gerçekten de, tahtlar üzerinde ya da gölgeliklerde karşılıklı oturulup muhabbet edilirken bakışların odaklandığı merkez kişinin yüz güzelliğidir. Karşımızdakiyle konuşurken de onun yüzüne bakarız. Allah'ın anıldığı güzel bir ortamda hoş sohbetler içinde olan, ilgi çekici şeyler anlatan çok güzel yüzlü bir huriyi dinlemek, onunla sohbet etmek insana tarif edilmez zevkler verecektir. Cennet kadınlarının kusursuzluğu elbette ki yüzleriyle kısıtlı değildir. Onlar baştan aşağı muhteşem ve "değişik" bir inşa ile var edilmiştir. Nebe Suresi 33'te vücut güzelliklerine de atıfta bulunularak "göğüsleri henüz tomurcuklanmış yaşıt kızlar" denmektedir. Yaşıt olduklarına dikkat çeken bir diğer ayette de "… Ve yanlarında bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş yaşıt kadınlar vardır" (Sad Suresi, 52) ifadesi geçmektedir. Sonsuz yaşamda yaş söz konusu olmayacağına göre, bu ifade cennetteki kadınların ve erkeklerin birbirlerine çok uygun yaratıldığını göstermektedir. Kur’an'da cennet kadınları için kullanılan benzetmelerden biri de,"yakut ve mercan" ifadeleridir. (Rahman Suresi, 58) Göze son derece hoş gelen bu zarif ve değerli taşlar cennet kadınlarının gözalıcı güzelliklerini belirtmektedir. Yakut ve mercan benzetmelerinin, hurilerin ciltlerinin ve tenlerinin pembemsi, beyazla karışık kırmızı rengini tarif için kullanıldığı da düşünülebilir. Kur’an'daki bu tür veciz benzetmeler ve özlü tasvirler sayesinde mü'minler, Allah'ın kendileri için ne muhteşem bir karşılık hazırladığını anlayabilmekte, Allah'ın rızası, rahmeti ve cennetine kavuşabilmek için daha çok dua etmekte ve bunları kazanabilmek için daha yoğun bir çaba göstermektedirler. Unutulmamalıdır ki, nimetlerle donatılmış olan cennet, Allah'ın Kur’an'da mü'minlere bildirdiğinin de ötesinde, tahayyül dahi edilemeyecek, insanın düşünce sınırlarının çok üzerinde özelliklere sahiptir. Cennette daha önce hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği sayısız nimetler Allah'tan bir karşılık olmak üzere mü'minlere lütfedilecektir.

    Hayal gücü ötesindeki saadet iklimi

    "... Orada nefislerin arzu ettiği ve gözlerin lezzet (zevk) aldığı herşey var. Ve siz orada süresiz kalacaksınız." (Zuhruf Suresi, 71)

    Kur’an'daki tarif, tasvir ve benzetmelerden, 'cennet nimetlerinin dünyadakilere benziyor olmasından' (Bakara Suresi, 25) yola çıkarak, cennetin nasıl bir yer olacağını ana hatlarıyla tahmin imkânı vardır, bu gibi ayetler ve müjdeler üzerinde düşünmek de ibadet sayılmıştır. Allah mü'minleri "Kendilerine tarif edip tanıttığı cennete sokacaktır". (Muhammed Suresi, 6) Böylece dünya hayatında da, Allah'ın izniyle cennete dair bilgiler edinmemiz mümkün olmaktadır. Ancak edinilen bu bilgi, sadece Allah'ın bize öğrettiği ve cenneti tefekkür etmemize vesile olan bilgidir. Bunun dışında cennet, kavrayışımızın ötesinde güzelliklere ve nimetlere sahip bir mekandır. Kur’an'da bahsi geçen "bozulmayan sudan ırmaklar, tadı değişmeyen sütten ırmaklar, içenler için lezzet veren şaraptan ırmaklar ve süzme baldan ırmaklar" (Muhammed Suresi, 15) örneği bizlere, cennetin dünyadakilerle kıyaslanamayacak mükemmelliklere sahip olduğunu anlatmaktadır. Bu ayet insan ruhunda, cennette insanlara süprizler sunulmakta olduğu izlenimini uyandırmaktadır. Allah bir ayette de cenneti "bir şölen" olarak tarif buyurmaktadır. "Ama Rablerinden korkup-sakınanlar; onlar için Allah Katında -bir şölen olarak- altından ırmaklar akan -içinde ebedi kalacakları- cennetler vardır. İyilik yapanlar için, Allah Katında olanlar daha hayırlıdır." (Al-i İmran Suresi, 198)

    Allah bu ayetinde cenneti bir kutlama ve bir eğlence içinde huzur bulma yeri olarak tanıtmıştır. Dünyanın "bitişi", imtihanın kazanılması ve Kur’an'daki tarifiyle asıl yurda, yani kalınacak yerin güzel olanına ulaşılması, şüphesiz ki kutlanmaya ve mükâfata değer bir sonuçtur. Bu kutlama, süresi, boyutları ve içeriği ile dünyadakilerin hiçbiriyle kıyaslanamayacak kadar görkemli olacaktır. Ebedi hayatta bu tür şölenlerle ve buna benzer, bitmek tükenmek bilmeyen çeşitli nimetlerle yaşamak, yalnızca cennete özgü bir vasfı da mü'minlere sunacaktır: Bu asla yorulmamaktır! Kur’an'da bu mükemmellik cennetteki mü'minlerin ağzından şöyle duyurulmaktadır: "... Burada bize bir yorgunluk dokunmaz ve burada bize bir bıkkınlık da dokunmaz." (Fatır Suresi, 35) Elbette bu yorgunluğa zihinsel yorgunluk da dahil bulunmaktadır. Dünyevi şartlarda insan, bedenen zayıf yaratıldığından kolay yorulmaktadır. Yorulduğunda ise zihni bulanmaya başlar, konsantrasyonu dağılır, sağlıklı düşünebilmesi zorlaşır, algılaması da zayıflar. Oysa bu durum cennette söz konusu olmayacaktır. Mü'minin Allah'ın nimetlerini eksiksiz algılayabilmesi ve bunlardan zevk alabilmesi için zihni her zaman açık, şuuru keskin olacaktır. Dünyanın eksikliklerinden birisi olan yorgunluk hissi ortadan kaldırılacağı için, mü'minlerin sonsuz nimetlerden aralıksız istifade edebilmeleri mümkün olacaktır. Ayetlerde de bildirildiği gibi cennet nimetlerinden eksiksiz bir haz alınacağı ve bir nimetten diğerine geçileceği vurgulanmaktadır.

    Yorgunluğun ve bıkkınlığın dokunmadığı bir ortamda Allah, mü'minlerin "her dilediklerini" (Şura Suresi, 22; Furkan Suresi, 16; Zümer Suresi, 34) yaratarak onları ödüllendirmektedir. Olmasını arzuladıkları akla gelebilecek herşey orada mü'minlerindir. Allah "Orada diledikleri herşey onlarındır, Katımızda daha fazlası da var" (Kaf Suresi, 35) ayetiyle insanın isteyebileceğinden, hayal edebileceğinden de fazlasını vereceğini, nimetlerin cennette kat kat artırılacağını belirtmektedir. İnsanı yaratmış olan Allah, onun nefsinin isteyebileceklerini kuşkusuz ondan daha iyi bilmektedir. "Onların etrafında altın tepsiler ve testilerle dolaşılır; orada nefislerin arzu ettiği ve gözlerin lezzet (zevk) aldığı herşey var. Ve siz orada süresiz kalacaksınız." (Zuhruf Suresi, 71) Bu ayetten anlaşılan, mü'mini cennette süprizlerin beklediğidir. Mü'min gördüğü şeylere sevinecek, bunlardan zevklenecektir. Diğer mü'minlerin zevk aldıklarını, gördüklerinden ve yaşadıklarından hoşlandıklarını görmek de kuşkusuz mü'min için ayrı bir mutluluk vesilesidir.

    Unutulmaması gerekir ki, 'doğruluk makamı' olan cennetin en büyük nimetlerinden biri de cehennem azabından korunmuş ve kurtulmuş olmalarıdır. (Duhan Suresi, 56). Tüm bunlar, büyük şükür vesilesi olmaktadır. İman edenlerin Allah'a nasıl şükrettikleri Kur’an'da şöyle buyrulmaktadır:"Dediler ki: "Biz doğrusu daha önce, ailemiz (yakın akrabalarımız) içinde endişe edip-korkardık. Şimdi Allah, bize lütufta bulundu ve hücrelere kadar işleyen kavurucu azaptan korudu. Şüphesiz biz bundan önce O'na dua (kulluk) ederdik. Gerçekten O, iyiliği bol, esirgemesi çok olanın ta Kendisidir." (Tur Suresi, 26-28)

    Kur’an'da cennetin çeşitli dereceleri, ya da farklı bölümleri olduğu anlatılır. Bu dereceler Adn, Me'va, Firdevs ya da Naim cennetleri olarak adlandırılır. Bu isimler, içlerinde değişik zevklerin alınacağı, cennetin birbirinden farklı bölümlerini tasvir ediyor olabilir. (Doğrusunu Allah bilir.) Taha Suresi, 75. ayette de buyurulduğu gibi, "Kim O'na iman edip salih amellerde bulunarak O'na gelirse, işte onlar, onlar için de yüksek dereceler vardır"Cennet öyle bir mekandır ki, Kur’an'daki tarifiyle "her nereye baksan, bir nimet ve büyük bir mülk görürsün" (İnsan Suresi, 20). Burada her bir ayrıntıda çok büyük güzellikler, nimetler vardır. Her yer ve her köşe Allah'ın eşsiz ilmi sayesinde sayısız nimetlerle donatılmıştır. Sadece ve sadece Allah'ın rahmet edip bağışladığı ve cennetine soktuğu mü'minlere has kılınmış olarak... Allah ayetlerde cennetteki mü'minlerin durumlarını şöyle hatırlatır:

    "Onların göğüslerinde kinden (ne varsa tümünü) sıyırıp-çekmiştir, kardeşler olarak tahtlar üzerinde karşı karşıyadırlar." (Hicr Suresi, 47) "Onda ebedi olarak kalıcıdırlar, ondan ayrılmak istemezler." (Kehf Suresi, 108)

    Yüce Rabbimizin rızasına erişilmesi ve rü'yeti:

    "Allah, mü'min erkeklere ve mü'min kadınlara içinde ebedi kalmak üzere, altından ırmaklar akan cennetler ve Adn cennetlerinde güzel meskenler vaadetmiştir. Allah'tan olan hoşnutluk ise en büyüktür. İşte büyük kurtuluş ve mutluluk budur." (Tevbe Suresi, 72)

    Ayet ve hadisler cennetin, insanın beş duyusuna olabilecek en büyük zevk ve lezzetleri tattırdığını göstermektedir. Ancak cennetin tüm bunlardan çok daha üstün olan en büyük nimeti, Allah'ın rızasına erişmektir. Mü'minin Allah'ın rızasını kazanabilmiş olmasından dolayı hissettiği sevinç ve huzur en büyük nimet ve fazilettir. Dahası, Allah'ın verdiği herşey için O'ndan razı olmanın, O'na daimi bir şükür içinde bulunmanın verdiği asıl mutluluk ve saadettir. Kur’an'da, cennet ehlinin bu vasfına şu şekilde dikkat çekilir: "... Allah onlardan razı oldu, onlar da O'ndan razı olmuşlardır. İşte büyük 'kurtuluş ve mutluluk' budur." (Maide Suresi, 119)

    Mü'minlerin Allah'ın rızasını kazandıklarını hissetmelerinin en çarpıcı ifadesi ise, Allah'ın onlara görünecek şekilde tecelli etmesidir. Oysa Dünyada iken bu durum mümkün değildir, çünkü ayette belirtildiği gibi, "gözler O'nu idrak edemez..." (Enam Suresi, 103). Ancak Kur’an'da bildirildiğine göre, Allah, ahirette mü'min kullarına belirli bir şekilde tecelli ederek gözükecektir. Bunun nasıl olacağı ise belirsizdir. Ancak ayetlerde geçen ifadelere göre, mahşer günü, Allah sekiz meleğin taşıdığı arşında mü'minlerin karşısına gelecektir. (Hakka Suresi, 17) Ayetlerde haber verildiği üzere o an mü'minlerin "yüzleri ışıl ışıl parlar, Rablerine bakıp-durur". (Kıyamet Suresi, 22-23) Dahası "çok esirgeyen Rabb'dan onlara bir de sözlü 'Selam' (vardır)". (Yasin Suresi, 58) İçinde bulundukları doğruluk makamı, Allah'ın onurlu-üstün makamıdır ve mü'minler burada "çok kudretli, mülkünün sonu olmayan (Allah)'ın yanında, doğruluk makamındadırlar". (Kamer Suresi, 55) Tüm bunlar, mü'minlerin Allah'ın rahmetini ve rızasını üzerlerinde en yoğun biçimde hissetmeleri anlamına gelir ki, olabilecek en büyük nimet ve beşarettir. Allah'ın rızasını kazanmış olmak, hiçbir maddi güzellikle karşılaştırılamayacak kadar büyük bir sevinç ve mutluluk verecektir.

    Aslında cennetin diğer nimetlerini değerli kılan şey de, yine Allah'ın rızasıdır. Çünkü aynı nimetler dünyada da kısmen var olabilirler, ama Allah'ın rızası dahilinde olmadıktan sonra mü'min için bir anlam taşımamaktadır. Bu nokta son derece önemlidir ve iman edenlerin bunun üzerinde dikkatle düşünmeleri lazımdır. Çünkü nimeti asıl değerli kılan şey, onun kendi içinde taşıdığı lezzet ve zevkin çok daha ötesinde, o nimeti Allah'ın "ikram" etmiş olmasıdır. O nimeti kullanan ve bunun için Allah'a şükreden mü'min, Allah'ın ikramıyla muhatap olduğunu, Rabbimiz'in kendisini sevdiğini, koruyup-gözettiğini ve kendisine rahmetinden tattırdığını hisseder ki, asıl hazzı bundan alır. Çünkü nimet, bir amaç değil, araçtır. İnsanın Allah'a daha çok şükretmesini sağlamak için vardır. Dolayısıyla cennetin tüm nimetleri de yine birer araçtır; içindeki mü'minler ebediyen Allah'a şükretsinler diye yaratılmışlardır. Nitekim eğer, "Allah'ın ikramı" olmasa, bir mü'min için bu nimetlerin anlamı kalmayacaktır. Hz. Yusuf'un gösterdiği büyük asalet, mü'min ahlakının bu yönünü en güzel şekilde ortaya koymaktadır. Kur’an'da Mısır vezirinin karısının Hz. Yusuf'tan murad almak istediği, hatta bunun için Hz. Yusuf'u zorladığı anlatılmakta, hatta ayetlerde, Hz. Yusuf'un da söz konusu kadını çekici bulduğu hatırlatılmaktadır. Ancak Hz. Yusuf, Allah'ın haram kıldığı bu ilişkiden Allah'ın işaretiyle sakınmıştır. Kadın onu tekrar zorladığında ise, zina etmektense, hapse girmeyi yeğleyerek şöyle buyurmuşlardır: "Rabbim, zindan, bunların beni kendisine çağırdıkları şeyden bana daha sevimlidir..." (Yusuf Suresi, 33) Hz. Yusuf'un son derece kötü şartlardaki bir hapishaneyi vezirin karısının kendisini çağırdığı fiilden daha "sevimli" bulması, Allah'ın rızasının mü'min için olan önemini vurgulamaktadır. Allah'ın rızasına uygun hareket etmek, O'nun hoşnutluğunu kazandığını bilmek, mü'minin kalbi için herşeyden daha önemli sayılır. Maddi nimetler, eğer Allah'ın rızasına aykırı biçimde mü'minin önüne gelirse, nimet olmaktan çıkacak ve değerlerini yitirmiş olacaktır. Cennette ise, tüm maddi nimetler Allah'ın rızasına uygun bir biçimde vardırlar. Hurileri Allah özel olarak yaratmış ve kullarına ikram buyurmuşlardır. Evler, yiyecekler, tabiat güzellikleri ve diğer herşey, Allah'ın sunduğu ihsan ve ikramlardır. Onları değerli kılan şey de Allah'ın lütfetmiş olmasıdır.

    Yüce Rabbimizin rızası ve kulundan memnun kalması ve ona sonsuz ve kusursuz Cennetleri bağışlaması yanında; en yüksek lezzet ve fazilet olarak sevdiği ve seçtiği kullarına misilsiz ve tarifsiz bir tecelli ile nur cemalini gösterecek ve rü'yetini seyretme şerefine ulaştıracaktır.

    “Hayır, siz peşin ve acele olan (dünya nimetlerini) seviyorsunuz.” “Ve ahireti terk edip-bırakıyorsunuz. (Yani genellikle insanlar; hazır ve peşin olan menfaat ve makamları istiyorlar, dünyalık umduklarına kavuşmak hususunda acele ediyorlar ve maalesef ahireti ve ebedi cenneti terk ediyorlar.)” “Ahirette nice yüzler vardır ki güzelliği ile parıldayacaktır.” “(Onlar sevinç ve saadetle) Rablerine bakıp duracak (ve tarifsiz mutluluğa ulaşacaktır).” “Ama O Gün, öyle yüzler de vardır ki kararmış (utanç ve pişmanlıktan suratı) ekşiyip (öne kaymıştır).” (Kıyamet Suresi, 20-24) ayetleri de bu kutlu müjdeyi haber buyurmaktadır.
























    Bu Haber 211 defa okunmuştur.
    Dost Siteler...
    www.millicozum.com
    www.necmeddinerbakan.net

 
Yorum Ekleyin
Yorum eklemek için üye olmanız gerekmektedir.
 
Telif Hakkı: Prof. Dr. Necmettin Erbakan - NecmettinErbakan.Net, Necmettinerbakan.org | Milli Çözüm Dergisi | AhmetAkgul.Net | MealiKerim.com | İLETİŞİM |RSS