• SİYASİ MÜCADELEDE STRATEJİK KADROLARIN HAZIRLANMASI

    SİYASİ MÜCADELEDE STRATEJİK KADROLARIN HAZIRLANMASI

    05 Ekim 2017

     
    | Devamı



    SİYASİ MÜCADELEDE STRATEJİK KADROLARIN HAZIRLANMASI

     

    Büyük Liderler, hem hazırlık sürecinde, hem de iktidar döneminde, kendilerinden yararlanmak üzere farklı kadrolar yetiştirmek veya mevcutları değerlendirmek durumundadır. Bunları;

    A- Teşkilat kadrosu,

    B- Bürokratik kadro,

    C- Teknik ve akademik kadro,

    D- Stratejik kadro,

    E- Kiralık ve vitrinlik kadro,

    Şeklinde sıralamak ve sınıflandırmak mümkündür.

    A- Teşkilat Kadrosu: Bir davaya inanmış insanlardan teşkilatın değişik kademelerinde görev alıp sorumluluk yüklenenlerdir. Bu, hem hizmet görmelerini, hem teşkilat bünyesinde eğitilip pişirilmelerini, hem de bazılarının dökülüp elenmelerini netice verir. Bu bakımdan teşkilatlar, staj görme ve çıraklıktan ustalığa geçme mektepleri gibidir. Bu kadrolar statik (durgun) yığınları ve samimi taraftarları, diri ve dinamik bir hale getirmek için de önemlidir.

    B- Bürokratik Kadro: Milletvekilliği, bakanlık, belediye başkanlığı, müsteşarlık, genel müdürlük gibi siyasi ve idari görevler ve yetkiler, hizmete yatkınlığı ve harekete yakınlığı olan kimselere verilir. Böylece, kendilerinin birikim ve deneyimlerinden yararlanıldığı gibi, bilgi ve başarı oranları da anlaşılır. En önemlisi de samimiyet ve sadakat ayarları belirlenir, daha ağır görev ve sorumluluklar için hazır hale getirilir. Nasıl ki, yeni üretilen bir ilacın insan yerine önce fare, tavşan gibi bir hayvan üzerinde denenmesi gerekir. Çünkü aksi tesir yaparsa zarar gören insanın telafisi mümkün değildir. Bunun gibi, özellikle stratejik görevlere getirilecek insanların da, iktidar döneminde devlete zarar vermemeleri için, parti sürecinde test edilmesi oldukça önemlidir.

    C- Teknik ve Akademik Kadro: Bunlar kendi sahalarında yetişmiş uzman kimselerdir... Hem geçiş sürecinde hem de iktidar döneminde bu hazır teknik ve akademik kadrolar, karakter ve kabiliyetleri doğrultusunda değerlendirilir. Yetişmiş hiçbir elemanı israf etmek doğru değildir. Öğretmen, mühendis, doktor ve teknisyen gibi her dalda yetişmiş bütün kadrolar verimli ve düzenli yeni bir sistem disiplini içerisinde, en hayırlı hale getirilir. Düşünceleri ve yaşam biçimleri ne olursa olsun, dürüst ve dengeli olmak şartıyla, herkese hizmet imkânı verilir.

    D- Stratejik Kadro: Bunlar bir davaya tam ve sağlam inanmış... Defalarca denenmiş ve sadakatini ispatlamış.. Hem dışarıdaki muarızların, hem teşkilattaki münafıkların siyaset ve hıyanetlerini herkesten önce kavramış ve onlara uygun mücadele metotlarını başlatmış çok seçkin kimselerdir. Bunlar, öyle tayin edilerek ve resmi görev ve yetkiler verilerek belirlenmeyecektir. Herkese açık fırsatlar ve çok ağır şartlar içerisinde ve tabii bir süreçte yetişip olgunlaşmalarına imkân verilecektir. Belki uzun zaman öne çıkarılmayacak, hedef haline getirilip yıpratılmalarına müsaade edilmeyecektir. Bunların sayısı çok azdır, ama özgül ağırlığı olan bir ekiptir.

    Böyle özel ve stratejik bir kadroya sahip olmayan Liderler ve hareketler, devrimleri gerçekleştirseler bile, onların sürekli ve sistemli bir medeniyete dönüşmesini sağlamaları mümkün değildir. Bunlar davanın ve devrimin sigortaları hükmündedir. Bunlar, kısa zamanda ve hak etmeden yükselenler ve sonra çark ederek düşenler ve değişenler gibi değildir. Bunlar başkalarının hizmeti ve alın teri üzerinden şöhret ve etikete ulaşmış bedavacı tipler de değildir.

    Bir hareketin geleceği ve güvencesi, az ve öz de olsa böylesine seçkin ve seviyeli bir ekiptir. Çünkü “Kem âlât ile kemâlât olmayacağı” kesindir. Yani kötü ve çürük malzeme ile, olgun ve sağlam eserler meydana getirilemeyecektir. Çürük tahtanın çivi tuttuğu görülmemiştir.

    Büyük Liderler, herkesten kendi marifet ve meziyetleri ölçüsünde yararlanmasını bilir. Başkalarının bilgi ve becerilerini kendi hayırlı hedefleri için değerlendirir. Bu nedenle “Akıllı adam sadece kendi aklını, çok akıllı adam ise başkalarının da aklını kullanır” denmiştir. Hatta münafık ve marazlı tipleri bile, ya zararlarını defetmek, ya kontrol altında tutup rakiplerini frenlemek gibi hikmetlerle, en yakın çevrelerine kadar getirip, önemli yetkiler verebilir.

    Ancak sadık ve seçkin elemanlarını vaktinden önce ortaya çıkarmak ve hedef yapıp yıpratmak ve hele bir yerde toplamak elbette doğru değildir.

    Akıllı bir satıcının bile sağlam yumurtalarının hepsini aynı sepete koyması beklenmemelidir. Hırsızların dikkatini ve iştahını çekecek yerlere elmas saklamak, onlara davetiye göndermektir. Ve hele dava hırsızlarının, teşkilatın damına çıkarıldığı bir ortamda, elmaslardan daha kıymetli elemanların, kem gözlerden uzak tutulması daha da önemlidir. Bu seçkin elemanların zahiren dışlanmış zannedilmeleri ve hor görülmeleri de, onların pişmesi ve yetişmesi için gereklidir. Yoksa, huysuz itlerin her havladığı insan, elbette hırsız değildir. Bu mahlûklar niye bağlanmıyor diye sorulursa, cevabı “Gem vurulan itlerin, kendilerini at zannetmemesi içindir.” Ve tabii yerine göre “İtlerle dalaşmaktan ise, çalıyı dolaşmak” daha akıllıca bir harekettir.

    Velhasıl, İslam ve insanlık adına büyük değişimlere öncülük eden Liderler, Allah’a herkesten daha fazla iman ve itimat ederler. Ama yine bu imanları gereği her türlü tedbiri ve kulluk görevini yerine getirirler. Kapılarını ve kasalarını açık bırakıp tevekkül perdesi altında, haşa Allah’a bekçilik teklif etme gafletine düşmezler. Ellerindeki imkân ve elemanları, ucuz ve lüzumsuz girişimlerle israf etmezler. Kuvvet gösterisi yapıp okunu kuştan çok öteye atma ile, avını kaçırmanın aynı şey olduğunun da bilincindedirler.

    Kötü huyları ve huzursuzlukları artık değişmez karakterleri haline gelmiş marazlı tipleri, teşkilatta etkili ve yetkili noktalarda ve kontrol altında tutmak, bunların yularını uzatmak, bazı tahribat ve tahrifatlarına (kasıtlı yıkım ve yozlaştırmalarına) ve hatta Lidere yakınlık ve bağlılık istismarlarına ve suistimallerine göz yummak ve böylece sonunda, ya sağlıklı bünyede eriyip bitmelerini, veya kendiliğinden ayrılıp gitmelerini sağlamak... Ve hatta bu tiplerin, acımasız saldırıları ile seçkin ve stratejik ekiplerin yetiştirilmelerinde, bir nevi antrenör rolü üstlenmelerine ve onların savunma mekanizmalarını geliştirmelerine zemin hazırlamak, ancak büyük Liderlerin başarabileceği bir bilgelik örneğidir.

    Çünkü bu Liderler “Köy değişmekle huy değişmeyeceğinin” bilincindedir. Ama herkesin kendi ayarında ve diyarında idare edilmesi ve yararlı hale getirilmesi gerekmektedir. Yoksa bir insanın çıkarılacağı köşk ne denli yüksek olursa olsun, onun yine kendi kalçası üzerine ve kendi kafasıyla oturacağı değişmez bir gerçektir.

    a- Peygamber Efendimizin başından itibaren davetinin açık olmasına karşılık siyaset ve stratejisini sürekli saklaması.

    b“Darül Erkam” örneğinde olduğu gibi, özellikle geçiş sürecinde örgütlenmesini gizli tutması.

    c- Mekke’den Habeşistan’a hicret edenlerin hepsinin Medine’ye dönmelerini istemeyerek, her ihtimale karşı yedek bir “İhtiyat Birliğini ve Emniyet Merkezini” geride bırakması.

    d- Kendisinin ve yakınlarının, zulmü önlemek ve fitneyi defetmek için, gerektiğinde “bir gerçeği, doğru bir sözle gizleme” yoluna başvurması.

    Örneğin Hicret sırasında, Hz. Ebubekir’e rastlayıp onu tanıyan bir adam, Efendimizi işaret ederek “Peki bu yanındaki kimdir?” diye sorunca, Hz. Ebubekir: “Bu şahıs bana yol gösteriyor.” cevabını vermişti. Hz. Ebubekir bunu “Gördüğün zat benim hidayet rehberimdir.” manasında söylemiş, o kişi ise, yolculuk kılavuzu şeklinde anlamıştı.

    e- Hangi işi en iyi kimin yapabileceği? Konusunda, adayların kendilerine bile sezdirmeden uzaktan uzağa onları takip etmesi ve çeşitli denemelere tabi tutması.

    f- Bazı stratejik görevler ve yüksek yetkiler için kafasında tasarladığı “Özel kişi ve ekipleri” hiç kimseye çaktırmaması, böylece haset ve rekabete yol açmaması da O’nun sağlam bir siyasi yapılanmaya ve stratejik kadrolaşmaya önem verdiğini göstermektedir.

    E- Kiralık ve Vitrinlik Kadro: Mevcut sistem ve konjonktür içerisinde etiket ve etkinliği olan... Sivil ve resmi kurumlarda yetkili bulunan... Üniversite hocası, köşe yazarı, iş adamı gibi sıfatlar taşıyan kimseleri genellikle şöhret ve servet karşılığı kiralayıp kendi amaçları doğrultusunda kullanmak, Siyonistlerin çok sık başvurduğu bir yöntemdir. Bu durum, haklı ve hayırlı hedeflere yönelen Liderler için de geçerlidir. Ama Siyonistler gibi, topluma zararlı değil, yararlı neticeler için, bu gibi şahıslar ve fırsatlar değerlendirilir.

    Bu gibileri geçicidir ve hatta sıkça saf değiştirebilir. Çünkü bir inanç ve ideal etrafında kenetlenmiş kimseler değil, nihayet kiralık tiplerdir. Bunlar şöhret ve etiketlerini pazarlayan ve verilen role göre davranan bir kesimdir ve her dönem ve düzende bulunabilir. Ve toplum bunlar eliyle yönlendirilir.

    Bazen de, toplum tabanında sevilen ve desteklenen kimseler, gerçekte liyakat ve sadakatleri olmadığı halde, vitrine çıkarılabilir. Büyük Liderler büyük düşünen ve büyük hedefler düşleyen şahsiyetlerdir. Kalıcı ve kârlı neticelere ulaşmak için, geçici ve cüz’i tavizler verebilir.

    Bu arada “Efendim, Lider hata yapmaz mı? Onu eleştirme hakkı kimseye tanınmaz mı?” şeklindeki sorulara da cevap verelim.

    1- Lider de insan olarak hata edebilir, yanılabilir, eksiklikleri olabilir... Çünkü kusursuz ve mükemmel olduğu için değil, gerekli şartları en fazla taşıdığı ve kendisini ispatladığı için Liderdir. Ve zaten büyük devrim ve değişimlere öncülük yapan tarihi ve tabii şahsiyetler çok üstün bir beyin ve birikime sahiptir.

    2- Onun eksiğini tamamlamak ve yanlışını hatırlatmak, bir görevdir. Ve tabii, itiraz ve irşadın samimiyet derecesi, kişinin teşkilat disiplini ve hizmet düşüncesiyle ne derece itaat edip etmediği ile ilgilidir.

    3- Ancak “her doğruyu, her yerde söylemek doğru değildir”. Kulağa fısıldanacak sözler, mikrofona söylenmemelidir. Fesat ehlinin eline koz ve fırsat verilmemelidir.

    4- İlla yazılması ve konuşulması gereken şeyler ise “genel ifadelerle ve edep ölçüleriyle” dile getirilmelidir. Keyfi ve kişisel hırs ve heyecanlar yüzünden, teşkilata ve topluma zarar verecek söz ve yazılardan vazgeçilmelidir.

    5- Lidere itaat, şartları ve sınırları Kur’an ve Sünnetle belirlenmiş, tarihi tecrübeler ve siyaset ilmiyle kesinleşmiş bir emirdir. Yani keyfimize bırakılmış bir tercih değildir. Bazılarının “Artık biat ve itaat kültüründen kurtulmalıyız” şeklindeki sözleri, şayet gaflet ve cehalet eseri değilse, manevi bir tehlikedir. Çünkü akli ve Kur’ani bir hükmü, haşa, gereksiz gösterme gayretidir. Başsız, itaatsiz ve irtibatsız bir hareketin başarıya ulaştığı görülmemiştir.

    6- Hak ve hayır adına ve özellikle siyaset alanında hizmet amacıyla yola çıkan bir cemaat ve teşkilatta tefrika çıkarmanın... Veya nefsi heves ve hesaplarla davadan ayrılıp kopmanın suçunu ve sorumluluğunu, Kur’an ve Sünnet haber vermektedir. Bizlerin Allah ve Resulünden daha adaletli ve merhametli olamayacağımız kesindir.

    7- Malum ve marazlı merkezlerin bizleri hangi durumlarda övüp alkışladıkları ve sevindikleri... Hangi durumlarda sövüp saldırdıkları ve tedirginleştikleri de önemli bir göstergedir.“Dediler ki: “Biz Allah'a tevekkül ettik; Rabbimiz bizi zulmeden kavim için bir fitne (aleti) kılma.”[1] ayeti üzerinde iyi düşünmelidir.

    8- Lider, farklı konuları, o sahadaki uzmanlarla istişare etmelidir. Ancak, hem Efendimizin ve Hulefa-i Raşidin’in tatbikatı, hem de İslam âlimlerinin ve çağdaş siyaset bilimcilerinin ortak kanaati: Liderin, hangi konuları ve kimlerle istişare edeceği ve sonunda nasıl karar vereceği kendi tercihidir. Bir kimsenin “Niye benimle istişare etmiyor?” diye Lideri suçlaması ve sızlanması yersizdir. Çünkü kendi fikrini önemli gören ve Lidere iletmek isteyen yüz binlerce insanın her birine vakit ayırması imkânsız şeydir. Bu arada, çok başlılık, kararsızlık ve başarısızlık demektir. Hangi konuyu kiminle görüşeceğine, hangi göreve kimi getireceğine, gerekli istişare ve araştırmadan sonra Lider karar verecektir.

    9- Bu arada teşkilatımız ve cemaatimizle ilgili önemli uyarıları veya ciddi proje ve programları olanların, Lidere ve yetkililere ulaşmaları o kadar da zor değildir. Bu konularda girişimci ve medeni cesaret sahibi olmaya gayret etmelidir.

    10- Ülkemizde ve yeryüzünde hangi şartlarda ve hangi şeytani güçler karşısında mücadele edildiği de asla göz ardı edilmemeli, Liderin hangi ruhsat ve fırsatları ve hangi amaçla değerlendirdiği iyi bilinmelidir.

    Evet, usul ve edep de önemlidir. Ve usulsüzlük vusulsüzlük sebebidir. Ancak “Usul”deki hatalar ve aksaklıklar yüzünden “Asıl”dan kopmamalıdır. Teferruatla uğraşırken “Esas”tan uzaklaşmamalıdır. Savaş ortasında ve top mermileri karşısında, ayağa batan dikenle oyalanmak ne kadar yanlıştır!..

    Hizmet Erlerine, Hikmet Esasları

    Bir ülkede kalıcı ve kapsamlı bir “Düzelim ve değişimi” gerçekleştirmek, insanların hür ve huzurlu yaşayacakları bir “Düzeni ve Dönemi” yerleştirmek elbette kolay değildir, ama olanaksız da değildir.

    Bunun ilk koşulu, aynı hedefe doğru yola çıkan farklı teşkilatların olsun ve aynı teşkilat içindeki farklı grup ve şahısların olsun, asla birbiriyle uğraşmamaları ve potansiyel enerjilerini boşa harcamamalarıdır. İki kişinin ip bağlayıp aynı yönde birlikte çekmeleri halinde rahatlıkla devirebilecekleri bir ağacı “Ben senden güçlüyüm, ben daha önce deviririm.” diye inatlaşıp farklı istikametlerde çekmeye başlamaları durumunda, kendi emeklerini ve enerjilerini boşa tüketmekten başka bir sonuç alınamayacaktır.

    İnsanları haklı ve hayırlı yönde etkilemek ve mutlu hedeflere doğru yönlendirmek için yola çıkan “şuurlu ve sorumlu grupların”, her şeyden önce insanların bakış açılarını ve değer yargılarını değiştirmek ve kendi amaçlarımızı onların da arzuları haline getirmek zorunluluğu vardır. Bu belki zaman alacaktır ama, kutlu değişimin temelini oluşturmaktadır.

    Topluluklara doğru bakış açıları kazandırmak ve doğru algılamalarını sağlamak ve onlarla güç ve gönül birliği yapmak, ordular ve bombalarla başarılmayacak fırsatları önümüze koyacaktır.

    Bu sabırlı ve seviyeli gayretler, tek tek “şahsi değişimleri”; şahsi değişimler “siyasi değişim ve gelişmeleri”; siyasi güç ise “sistemin değişimini ve düzelmesini”doğuracaktır.

    Ancak bu mutlu sona ulaşmak için gereken uzun süreçte, gönül erlerinin ve değişim rehberlerinin uyması gereken önemli kurallar vardır.

    1- Bozuk sistemin ve statükocu rakiplerinizin yanlışlarından ziyade, kendi doğrularınızı anlatmaya çalışınız. İnsanların “Bizim doğrularımızla rakiplerimizin yanlışları arasında bir karşılaştırma yapmasını, hayırlı ve yararlı olanı kendilerinin tanıması ve taraf çıkması”olgunluğuna ulaşmasını sağlayınız.

    2- Etkili ve sürükleyici olmak için, mutlaka yapıcı ve yararlı olunuz. Hiçbir sistemin ve hazır düzenin, her kurumu ve kuralı bütünüyle kötü ve zararlı değildir. Mevcut durumun iyi ve yararlı yönlerini geliştirip devam ettirmeye, çürümüş yönlerini temizlemeye, tıkanan ve zararlı olan kısımlarını ise değiştirip düzeltmeye çalışınız. Eski sistem içinde yetişen ve iş gören elemanların da birikim ve becerilerinden yararlanmaya bakınız ve hiç kimseyi dışlamayınız.

    3- Hem grup üyelerinize, hem yakın çevrenize ve hem de rakipleriniz dâhil herkese saygı gösteriniz. Herkese kendi değerinde ve derecesinde kıymet veriniz. Belki herkesi sevmek zorunda değilsiniz, ama mutlaka herkese saygı göstermek mecburiyetindesiniz. Evet, tenkitlerinizde bile saygı ve insanlık ölçülerini terk etmeyiniz. Herkesin temel haklarına ve insanlık onuruna hürmet ediniz. Edepli ve dikkatli davranışlar, size ağırlık ve saygınlık kazandıracaktır. Ama hakaret eden hürmet görmeyecektir. Velhasıl “Size nasıl davranılmasını istiyorsanız siz de herkese öyle muamele ediniz.”

    4- Kendinizi devamlı ve her yönden yetiştirmeye, yenilemeye ve geliştirmeye gayret ediniz. Değişerek devam etmeyi, devam ederek değişebilmeyi öğreniniz. Ancak temel ilkelerinizden ve genel hedeflerinizden asla vazgeçmeyiniz. Ama teknik ve ekonomik gelişmelerden ve çağdaş gereksinimlerden yararlanmasını biliniz. Bilgi ve beceri eksikliğinizi kabul ediniz. Hatta inancımıza ve ahlakımıza zarar vermeyecek olan sosyal ve kültürel yeniliklere intibak ediniz... Unutmayınız, kendisini değiştirmeyen başkasını değiştiremeyecektir. Bilgisayar kullanmak, basit tamirler yapmak, şiir ve hikâye yazmak gibi yeni ve yararlı becerilere önem veriniz.

    5- Davanıza yararlı olan ve katkıda bulunan kimseler olunuz. “Bu hizmet ve hareketten çıkarım ne olur, dünyalık ne kazanırım?” diye değil, “Bunlara ne katkım olur, hangi özverilerde bulunabilirim?” diye düşünenler, olumlu ve onurlu insanlardır. Bu katkılar: a)Fikir ve proje bazında olabilir. b)Moral desteği şeklinde olabilir, c)Zaman ve mesai ayırma biçiminde olabilir, d)Parasal yardım ve fedakârlık düzeyinde olabilir, e)Teşkilatta görev ve sorumluluk yüklenme şeklinde olabilir.

    6- Olumsuzlukları tenkitten ziyade, olumlu teklifler hazırlayıp getirin. Devamlı eleştirici olmaktan ziyade, yararlı proje ve tasarımlar üretin. Başkasını kınamak ve küçümsemek yerine, kendiniz yükün altına girin ve başarınızı gösterin. Yapamayacağınız şeyi asla söylemeyin ve hele ucuz kahramanlıklara tenezzül etmeyin.

    7- Etkin, üretken ve girişken birisi olunuz. Gereğine ve yararına inandığınız, veya teşkilat tarafından görevli olarak atandığınız bir işi, önce tasarı ve projelerini, araç ve gereçlerini eleman ve ekiplerini hazırladıktan sonra hiç beklemeden hemen yapmaya koyulunuz... (Bir işe başlamanın, başarmanın yarısı olduğunu unutmayınız)... Allah’ın inayetine ve kendi yeteneklerinize güvenin… “Başarısızlık duygusundan veya zarar etme korkusundan” kurtulunuz. Başarısız neticelerin, en azından yeni girişimler için bir deneyim ve birikim olduğunu düşünerek teselli bulunuz.

    8- Birlikte çalışacağınız ve kendisinden yararlanacağınız insanların; a- Psikolojilerini ve ahlaki seviyelerini b- Genel bilgi ve becerilerini, c- İlgi alanlarını ve zayıf yönlerini, d- Özel yetenek ve meziyetlerini iyi tanımaya ve herkesi kendi karakter ve kabiliyeti doğrultusunda çalıştırmaya dikkat ediniz.

    9- Toplumu uyandırmak ve şuurlandırmak ve haklı çağrınızı her kesime ulaştırmak için afiş, broşür, dergi, gazete, radyo ve televizyon gibi iletişim araçlarından en etkili şekilde yararlanmaya özen gösteriniz. Ve yine gençler, öğrenciler, memurlar, işçiler, hanımlar, yaşlılar ve sakatlar gibi toplumun farklı kesimleri ve sendika, dernek, gönüllü kuruluş gibi bunların temsilcileri ile samimi ve sürekli ilişkiler kurup geliştiriniz.

    Sadece belli bir kavimin, dinin, mezhebin veya kesimin sözcüsü ve hizmetçisi görüntüsü vermeyiniz. Özellikle mazlum ve mağdur kimselerin kökeni, dini ve mezhebi ne olursa olsun, bunların hakkını ve hürriyetini gözetiniz.

    10- Bozuk ve barbar sistemin ve onun işbirlikçisi olan kesimlerin zorbalık ve yanlışlıklarını, çarpıcı deyim ve sloganlarla, güldürürken düşündüren ve ders veren fıkralarla, karikatür ve fotoğraflarla, çizgi film ve sahne tiyatrosuyla ortaya koymaya ve insanların kafasında kısa ve kalıcı mesajlar bırakmaya önem veriniz.

    11- Hain güçleri ve rakiplerinizi asla küçümsemeyiniz. Temkin ve tedbir kuralına daima dikkat ediniz... Mayınlı bir tarlada dolaşır gibi, kanunlar çerçevesinde hareket edeniz. Ucuz kahramanlıklara ve lüzumsuz kabadayılıklara girişmeyiniz. Kendinizi ve ekibinizi israf etmeyiniz. Tedbir, korkaklık olmadığı gibi, ahmakça çıkışlar ve şımarıklıklar da kahramanlık değildir.

     


    [1] Yunus: 85

     





























    Bu Haber 459 defa okunmuştur.
    Dost Siteler...
    www.millicozum.com
    www.necmeddinerbakan.net

 
Yorum Ekleyin
Yorum eklemek için üye olmanız gerekmektedir.
 
Telif Hakkı: Prof. Dr. Necmettin Erbakan - NecmettinErbakan.Net, Necmettinerbakan.org | Milli Çözüm Dergisi | AhmetAkgul.Net | MealiKerim.com | İLETİŞİM |RSS