• SİNDİRİM SİSTEMİ VE HARİKA ORGANLARI

    SİNDİRİM SİSTEMİ VE HARİKA ORGANLARI

    03 Ocak 2023

     
    | Devamı

    Yüce Allah’ın biz insanlar için yarattığı bin bir çeşit en güzel ve leziz nimetleri… En gerekli ve temiz su ve içecekleri… Aile yuvalarımızda annelerimizin veya lokantalarda aşçı şeflerimizin hazırladıkları türlü türlü yemekleri… Renkleri, görüntüleri ve lezzetleri farklı farklı, çeşit çeşit meyveleri, sebzeleri… Evet bütün bunları iştahla yiyip, çiğneyip tadını alarak yuttuktan sonra; bu lokmaların yemek borusundan midemize kolaylıkla nasıl ulaştığını… Midemizin sindirim için nasıl çalışmaya başladığını… Demiri bile eriten asitli mide salgısına rağmen midemizin nasıl sağlıklı kaldığını… Bulamaç kıvamına gelen yiyeceklerin ince bağırsaklara nasıl aktarıldığını… Karaciğerden ve safra kesesinden hangi çözücü sıvıların ince bağırsaklara akıtıldığını… Hangi vitaminlerin ve yararlı maddelerin ince bağırsaklarda nasıl tanınıp tutulduklarını ve kana karıştırılıp beyin, kalp, ilik gibi ilgili ve ihtiyaç hissedici bütün organlara nasıl taşındığını… Ve sonunda yediklerimizin ve içtiklerimizin yararsız posalarının kalın bağırsaklardaki son emiliminin ardından nasıl dışarı atıldıklarını hiç bilmiyoruz, hatta birçok hayati organımızın yerini bile gösteremiyoruz. En güzel ve mükemmel şekilde yaratılan; beyin, bilgi ve beceri gibi üstün yeteneklerle donatılan insanlar bile, ihtiyaçla ve iştahla yiyip içtiklerinin, hangi organlarda ve hangi oranlarda nasıl sindirilip emildiğini, en yararlı ve gıdalı kısımlarının vücudumuzun değişik bölgelerine nasıl gönderildiğini ve bu sayede hayatımızın nasıl huzur ve mutluluk içinde devam ettirildiğini dahi bilmiyorsak… Ve bütün bu aşamalar bizim irademiz ve kontrolümüz dışında ve üstelik akılsız ve şuursuz organlarda gerçekleşiyorsa; demek ki her organımızı yarattığı amaca uygun olarak ve her an çalıştıran, koca fabrikaların ve laboratuvarlarının başaramayacağı işleri el kadar ve et parçası organlarımıza yaptıran, sonsuz kudret ve rahmet sahibi bir Allah’ımız vardır.

    “Nerede olursanız (ve hangi halde bulunursanız, mutlaka ve her anınızda) O (Allah) sizinle beraberdir. (Hücrelerinizden sistemlerinize kadar, vücudumuzun her ihtiyacını bilen ve nasıl çalışacağını irade eden ve yönetendir.)” (Kur’an-ı Kerim Hadid Suresi, 4. ayet sonu.)

    Ve işte O Yüce Yaratıcı’ya kulluk ve teşekkür etmek, varoluşumuzun en kutsal amacıdır. Şimdi gelin, sindirim sistemimize ve organlarımızın harika işlevlerine dikkatle göz atalım.

    Özel Sindirim Sıvısı: Tükürük ve Fonksiyonları

    Besinler bir yandan dişler tarafından öğütülürken, bir yandan da kimyasal bir karışıma uğramaktadır. Bu karışımı gerçekleştiren ise tükürük sıvısıdır. Bu sıvı öncelikle besinlerdeki tadı almamızı sağlar. Besinlerin içindeki tat veren moleküller, tükürük içinde çözülerek dilin üzerinde bulunan tat algılayıcı sinir uçlarıyla birleşirler. Ancak bu şekilde yediğimiz yiyeceklerin tadını alabiliriz. Kuru bir ağızla yenen yiyeceklerin tatlarının alınmaması da bu yüzdendir. Peki tükürük salgısı olmasaydı ne olurdu? Elbette ki ağzımızdaki kuruluktan dolayı ne yediklerimizi yutabilir, ne besinlerin tadını alabilir, ne de doğru dürüst konuşabilirdik. Katı hiçbir besini yiyemez, sadece sıvı olanlarla beslenmek zorunda kalırdık. Bu da insan için oldukça zor bir durum olurdu. Üç ayrı salgı bezinden salgılanan tükürük, bir yandan yiyecekleri nemlendirerek yutulmasını kolaylaştırırken, diğer yandan da içerdiği kimyasal maddeyle yiyeceklerin içinde vücuda faydalı olan parçaların çözünmesini sağlar.

    Ağzımız adeta bir kimya laboratuvarı gibi çalışır ve yediğimiz besinlerdeki nişastayı parçalar. Tükürükte bulunan ve pityalin adı verilen enzim bu iş için özel üretilmiş bir kimyasaldır. Pityalin, nişastayı ayrıştırarak şekere dönüştürür. Ağızda yapılan sindirim sadece kimyasal değildir. Aynı zamanda dişlerin yaptığı mekanik bir sindirim de söz konusudur. Bu iki sindirim çeşidi de birbirlerini tamamlayacak şekilde çalışırlar.

    Dilin de Sindirimde Rolü Vardır

    Mekanik öğütmede dilin de önemli bir rolü vardır. Çok hassas bir tat ölçme özelliğine sahip olan dil, aynı zamanda yiyeceklerin ağızda yuvarlanarak boğazdan geçişinde kolaylık sağlar. Dilin üst yüzeyinde ve yanlarında bulunan dört farklı tada; acıya, tatlıya, tuzluya ve ekşiye duyarlı 10.000'e yakın tat noktası vardır. İşte bu tat tomurcukları her gün yediğimiz onlarca çeşit besinin tadını birbirlerine hiç karıştırmadan algılamamızı sağlar. Öyle ki dil daha önce hiç tanımadığı bir besinin tadını da kolaylıkla ayrıştırabilir. Bu sayede hiçbir zaman bir karpuzun tadını greyfurt gibi ekşi olarak algılamayız veya bir pastaya tuzlu demeyiz. Üstelik tat tomurcukları milyarlarca insanda, aynı besinde aynı tadı algılar. Herkes için tatlı, tuzlu, ekşi gibi kavramlar aynıdır. Bazı bilim adamları dilin bu yeteneğini "olağanüstü kimya teknolojisi" olarak adlandırırlar.

    Peki dilin üzerinde daha az tat noktası olsaydı ne olurdu? O zaman yediğimiz yiyeceklerin hiçbirinin tatlarını alamazdık. Ne tatlının, ne ızgaranın, ne ekmeğin, ne de başka bir yiyeceğin tadını bilemezdik. Her ne yersek yiyelim, hep aynı yavan tadı alırdık. Yemek yemek zevkli bir nimet olmaktan çıkarak, her gün yapmak zorunda olduğumuz bir eziyet haline gelirdi. Ancak böyle olmaz ve dildeki özel tat tomurcukları sayesinde yediğimiz bütün yiyeceklerin tatlarını ayırt edebiliriz. Bu sayede zevk alarak yemek yeriz.

    Yemek Borusu ve Mucize Yapısı

    Sindirimin ikinci aşamasında yiyecekler yemek borusundan geçerek asıl sindirimin başlayacağı mideye giderler. Yemek borusunda herhangi bir sindirim işlemi gerçekleşmez. Biz yutkunduktan sonra, boynun arkasındaki düz kasların, besini yemek borusuna itmesiyle birlikte hareketli bir yolculuk başlar. Yiyecekler yemek borusunun ritmik kasılmasıyla aşağı doğru hareket eder. Peristaltik (sağımsal) adı verilen bu ritmik kas kasılmaları o denli kuvvetlidir ki, siz yatarken dahi besinlerin aşağı doğru itilmesini sağlar. Besinlerin 25 cm uzunluğundaki yemek borusundan geçişi yalnızca 12 saniye sürer.

    İnsan ağzını hem yemek yemek hem de nefes almak için kullanabilir. Çünkü yiyeceklerin itildiği yemek borusunun hemen yanında, havanın ciğerlere çekildiği nefes borusu bulunur. Fakat burada çok önemli bir nokta vardır. Eğer çiğnenmiş besin, yemek borusu değil de soluk borusuna kaçarsa, bu, ölüm demektir. İnsan her gün yüzlerce kez yutkunur. Herhangi bir durumda yanlışlıkla soluk borusuna kaçan bir besin parçası insanın ölümüne neden olacaktır. Ancak solunum borusunun sürekli kapalı durması bir çözüm değildir. En akılcı ve pratik çözüm solunum borusunun açılır-kapanır bir engelleyiciye (kapağa) sahip olmasıdır.

    Görüldüğü gibi insan vücudundaki tasarım kusursuzdur ve nefes borusunda da olabilecek en mükemmel ve en güvenli sistem vardır. Nefes borusunun üstünde yer alan ve küçük bir dokudan oluşan bir kapak, yutkunurken otomatik olarak nefes borusunu kapatır. İşte bu sayede yemek yerken nefes borusuna su veya yiyecek kaçması engellenmiş olur. Yutkunmadan sonra ise bu kapakçık tekrar yerine gider ve böylece nefes borusundan hava geçmesi sağlanır.



    ...



    MAKALENİN TAMAMINI OKUMAK İÇİN LÜTFEN TIKLAYINIZ..







    Bu Haber 87 defa okunmuştur.
    Dost Siteler...
    www.millicozum.com
    www.necmeddinerbakan.net

 
Yorum Ekleyin
Yorum eklemek için üye olmanız gerekmektedir.
 
Telif Hakkı: Prof. Dr. Necmettin Erbakan - NecmettinErbakan.Net, Necmettinerbakan.org | Milli Çözüm Dergisi | AhmetAkgul.Net | MealiKerim.com | İLETİŞİM |RSS