• RAUF DENKTAŞ:ERBAKAN KIBRIS'IN TAMAMINI ALACAKTI

    RAUF DENKTAŞ:ERBAKAN KIBRIS'IN TAMAMINI ALACAKTI

    10 Nisan 2011
    RAUF DENKTAŞ : ERBAKAN KIBRIS'IN TAMAMINI ALACAKTI ...

     
    | Devamı

    KKTC 1. CUMHURBAŞKANI Rauf DENKTAŞ , Başbakan Necmettin ERBAKAN'ın Kıbrıs adasının tamamını alma düşüncesinde olduğunu ; ancak adanın alınması esnasında gelebilecek tepkilerden ve şehit sayısının fazla olacağından endişe edilmesinden dolayı Erbakan 'ın var olan haklarını korumakta en doğru kararı verdiğini söyledi...

    KAYNAK : RAUF DENKTAŞIN  21 MART 2011 , Şok Gazetesine Verdiği Röportaj...

    ...

    KIBRIS KONUSUYLA İLGİLİ ANLAMLI BİR MAKALE DAHA BEĞENİNİZE SUNMAK İSTİYORUZ

    ...

    KIBRIS KAYGIMIZ VE TARİHİ KAVGAMIZ

    KKTC’de yapılan seçimler sonucu tavizci ve teslimiyetçi Mehmet Ali Talat’ın yerine, Milli sorun ve sorumluluklar konusunda daha duyarlı ve tutarlı bir tavır sergileyen Derviş Eroğlu’nun Cumhurbaşkanı olması olumlu ve umutlu bir gelişmedir.

    Derviş Eroğlu, seçim sonucunu kutlayan binlerce taraftarına, ''Müzakere masasında onurumuzla mücadele edeceğiz'' diye seslenirken Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'la Kıbrıs sorununu çözeceğine inandığını söylemesi seçim öncesinde kendisine yöneltilen  “Eroğlu uzlaşmazdır, Eroğlu gelirse görüşmeler kopar” şeklindeki iddiaları çürütme amaçlı değilse maalesef bir yanılgıdır.

    Çünkü Kıbrıs Rum kesimi, KKTC'de Cumhurbaşkanlığını kazanan Derviş Eloğlu’nun seçim zaferinin "olumsuz" bir gelişme olduğunu açıklamıştır. Rum kesimi hükümet sözcüsü Stefanos Stefanu, Eroğlu'nun sözleri ve görüşlerini göz önüne aldığında, seçilmesinin endişe yarattığını vurgulamıştır.

    Talat’ın: “Yeni bir dönemin başlangıcı” saptaması!?

    Seçimi kaybeden KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Derviş Eloğlu’nun ilk turda kazandığı Cumhurbaşkanlığı seçim sonuçlarının, ''yeni bir dönemin başlangıcını işaret ettiğini'' söylerken ''Benim çözüm hayalim devam etmektedir. Kıbrıs sorununun çözümünün son derece hayati olduğunu düşünüyorum. Çözüm süreci için bundan sonraki yaşamımda elimden gelen çabayı ortaya koyacağım'' ifadeleri ise kafa karıştırıcıdır.

    KKTC’nin geleceği şu soruların yanıtlarıyla yakından alakalıdır:

    • Güney Kıbrıs’ta 735 resmi ve açık kimlikli Yahudi, buna karşılık 5312 (kripto) gizli Yahudi bulunmasına rağmen, Kuzey Kıbrıs’ta 1213 resmi Yahudi, ama 9912 gizli Yahudi bulunmasının (Bak. hhmemis.blogspot.com) ve bu sayının hızla artmasının sebebi hikmeti nedir?
    • Kuzey Kıbrıs’taki partiler, enteller ve şirketler içerisinde kripto Yahudiler kimlerdir ve ne denli etkilidir?
    • Sn. Rauf Denktaş’ın bu kesimlerle ilişkisi nedir ve bu konuda neden hiç söz etmemektedir?
    • Yahudi siyonizmin ve beynelmilel masonizmin alt kuruluşları olan Rotary ve Lions Kulüplerinin KKTC’de saray yavrusu villa evlerde ve özel barınaklar içersinde faaliyet yürütmeleri kimlerin sayesindedir?
    • Kıbrıs’ın fundamantalist Hıristiyan Yunanistan’dan ziyade masonların ve sabataist odakların etkili olduğu Türkiye’nin güdümünde kalmasını, ancak kof hatta Moskof kafalı ulusalcılık dışında İslami şuurdan uzak tutulmasını isteyen; yani resmen Türkiye’nin garantörlüğünde ama fiilen İsrail’in kontrolünde olmasını hedefleyen ve bu nedenle koca Kıbrıs Türk halkına bir tek dini eğitim okulunu reva görmeyen kimlerdir?
    • KKTC cumhurbaşkanlığını Derviş Eroğlu’nun kazanması üzerine Aydınlık’ın: “Kıbrıs’ta kilise cami ittifakının iflası” yazısının başlığının ise:

    “Kıbrıs’ta, siyonist Yahudi güdümlü emperyalist Haçlı kilise-kapitalist ılımlı cami ittifakının iflası” şeklinde olması gerekir. Zaten bu AKP’nin ve işbirlikçi dincilerin dinler arası diyalog zırvasını da yansıtan bir gerçektir. Ama sadece “cami-kilise ittifakı” hem asla söz konusu değildir, hem de mertçe açığa vurulmayan bir din düşmanlığının ve dinsiz-komünist mantığının bir göstergesidir.

    “No be annem!” sloganına milli bir kimlik ve içerik kazandırılmalıdır

    Mehmet Ali Talat, "Türkiye ile işbirliği içinde halkın hak ve çıkarlarını" koruduğunu belirtmişti de bize inandırıcı gelmemişti. Talat’ın anti anavatancı müttefiklerine bakıvermiştik de, şu atasözü nüksetmişti zihnimizde: "Topalla gezen, aksamaya başlar, körle yatan şaşı kalkar!” Neler vaat etmediler ki, "barış, çözüm ve birleşme" adı altında... Bir "dünyalılar ülkesi" olarak arzı endam edecekti KKTC! Esasında yıllar öncesinden pankartını açmıştı halk: "No be annem!"

    Türk'ün Kıbrıs davasını bir türlü içselleştirememiş olan ve kripto Yahudilerin desteğini alan bazı "Kıbrıslılar" Kıbrıs meselesinde, Rum'un ulusal politikası ile örtüşen görüşlerini yansıtıyorlardı. Türkiye'nin Kıbrıs'ta "kansız soykırım uyguladığını, dolayısıyla haklı olarak işgalci sayıldığını, KKTC'nin adayı bölüp parçaladığını" savunurlardı! Bu tip dışavurumlar, "birleşme" şevk-u iştiyakı ile yanıp tutuşanların yaşadığı "yabancılaşmışlık" ve “yozlaşıp soysuzlaşmışlık” psikolojisinin kanıtıydı, üzücü ve ürkütücü bir olaydı. Devletlerarası çıkar kavgaları anlaşılırdı da, insanın kendi devletini meşru kabul etmeyişi nasıl yorumlanacaktı? Acaba, Beşparmak Dağları'ndaki bayraklar, spor olsun diye mi kazılmıştı? Türk askerinin varlığı kimlerin huzurunu kaçırmaktaydı? Kökten birleşmeci bağnazlığın bunca destekçisi varken, safları sıklaştırmak kaçınılmazdı. Çünkü "Birleşmek" derken kast edilen şeyin, "Enosis" ile sonuçlanacağı açıktı. Kıbrıs'ta halen daha devam eden barışın, tanınmış iki ayrı devletli yahut konfederal devletli olarak sürdürülebilirliğini sağlamak yerine, "Birleşik Kıbrıs" tezi, Kıbrıs Türk halkına "ilericilik" olarak dayatılmıştı. "Halkların kardeşliği" adına, şöyle yırtınmışlardı: "Ceberut devlet yıkılacak, yeşil giysili canilerin işgali son bulacak!” Yani Müslüman Türk ordusu adadan kovulacaktı!..

    Ne hazin bir manzaraydı ve bu acı ve alçaltıcı sonuçta, bu güne kadar Kıbrıs’ı yönetenlerin ve Türk hükümetlerinin günah payı vardı.

    Oysa, yan yana yaşamak başka, birleşmek başkaydı. Fakat heyhat! Neyin aynılaşması isteniyor adada? Dini, dili, tarihi, ülküsü, soyu farklı olan iki halkın... İngiliz yönetiminde iken bile, farklılıklarına rağmen bütünüyle aynılaşmayan bu iki halkı, bugün, küresel düzen çerçevesinde, yan yana değil de, bir arada yaşattırmaya kalkışmak, hangi akla hizmet olacaktı? Melezleşme ve kozmopolitleşme salgını "küreselleşen dünya"da devam ededursun, 1960'lı yıllarda adanın "kurucu ortağı" olan Kıbrıs Türkleri, bu çağın azınlığı mı olacaktı, öz vatanında?

    Bilhassa "dünyalı" kardeşlerimize duyurulur: Başpiskopos Hrisostomos bir müddet evvel ne denli insancıl olduğunu kanıtlamıştı: "Topraklarımızı geri almak, bütün Rum göçmenlerin geri dönüşünü sağlamak, Türkiye ve Türk askerinden kurtulmak için anavatan Yunanistan'dan yardım bekliyoruz" çağrısı yapmıştı.

    Meselelerde öncelikle en kötü ihtimali düşünmenin, insanı her şeye hazırlıklı kılması açısından, sağlıklı bir yaklaşım tarzı olduğu unutulmamalıdır. Hele ki Kıbrıs meselesinde... "Taviz tavizi doğuracak, her taviz yeni tavizlerin kapısını açacaktır..." Birileri "doku uyuşması" yaşıyor diye, Kıbrıs'tan vaz mı geçelim? Kendi egemenlik sınırları içerisinde yaşayan bir halkın, nasıl olur da, dağına taşına, bayrağına müdahale etmeye kalkışılır, anlaşılır gibi değil... BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon, Türk ve Rum halkına, "Kaderiniz kendi ellerinizdedir" demişti ya hani... Biz de tercihimizi yaparak, kaderimizi şekillendiriyoruz bu durumda: Kıbrıs'ta halen daha var olan bir "barış" var ve bunun farkında olamama sorunu yaşıyor birileri![1]

    Kıbrıs’a İmam Hatibe Mason Locaları engel çıkardı!

    Kıbrıs Barış Harekâtı’nın mimarı Milli Görüş Lideri Necmettin Erbakan, "Kıbrıs'a bir an önce İHL açın" çağrısının önemine dikkat çekip şunları söylemişti:

    "Son derece hayati bir meseleye işaret ediyorsunuz. Allah rızası için çok hayırlı bir hizmette bulunuyorsunuz. Biz, 1975 yılında hükümet ortağı iken, 'Her köyden bir çocuk alalım, bir İmam Hatip kuralım' diye harekete geçmiştik. Ancak başta Turhan Feyzioğlu olmak üzere ortaklarımız ve o zamanki Kıbrıs yönetimi, bu işe karşı çıkmışlardı. Feyzioğlu, kendisiyle koalisyon ortağı olarak aynı çatı altında bulunduğumuz dönemlerde, Kıbrıs'a İmam Hatip açıldığı takdirde koalisyondan çekileceğini bile söylemiştir. Öte yandan, Kıbrıs'taki yönetim de, bu işe şiddetle karşı çıkıyordu. Öne sürdükleri sebep ise 'gericilik' idi. İmam Hatip açmak, Kur'an Kursu açmak, gericilik imiş. İşte bu hastalıklı kafadır, bu cahilliktir. Bir ülkenin gerçek gücü ne parasıdır, ne tankıdır. Bir ülkenin gerçek gücü milli, manevi değerlere bağlı evlatlarıdır. Şehit kanlarıyla elde edilmiş Kıbrıs'ımıza bir İmam Hatip açılmamış olması, büyük bir eksikliktir. Bugünkü hükümeti, en kısa sürede bir İmam Hatip açmaya davet ediyorum. Bu çok hayırlı bir hizmet olacaktır. Kıbrıs, manevi boşluk içindedir. Gençlik hızla dejenere olmaktadır. Bu durum böyle devam ederse, bundan papaz zihniyeti istifade eder. Siyonistler istifade eder. Kıbrıs'ımızın-Allah muhafaza-yıkılışı manevi boşluktan ve bunun yol açtığı dejenerasyondan olur. Aman, bu iş ihmal edilmesin!.."

    'İHL yaptırmak istedik, yer yerinden oynadı!.."

    Milli Görüş Lideri Erbakan'ın işaret ettiği 1. MC hükümetinde Diyanet'ten Sorumlu Devlet Bakanı olarak görev yapan Hasan Aksay da şunları belirtmişti: "Feyzioğlu, Demirel ve Denktaş Kıbrıs'a imam hatip yapılmasına ısrarla karşı çıkmışlardır. Diyanet'ten Sorumlu Devlet Bakanı olarak görev yaptığım dönemde, Hoca'nın Kıbrıs'a yönelik 'manevi kalkınma' projelerini hayata geçirmek için elimizden geleni yaptık. Lakin müthiş bir direnç oluştu. Mason Locaları bu işe imkan vermedi!.. Evrensel gizli örgütler, Kıbrıs Türkü'ndeki Milli heyecanın; İmam Hatiplerin, Kur'an Kurslarının katkısıyla yükselmesini engellemek için, organize hareket etti. O dönemde, ben Kıbrıs'ta din hizmetleri vermek, insanımızı irşat etmek üzere, 18 kadro çıkarttım. Fakat, o kadroları maalesef başka işlerde kullanıldı."

    Hükümete çağrı

    O dönemde engellemeler yüzünden Kıbrıs'a İmam Hatip açmanın mümkün olmadığını ifade eden eski Devlet Bakanı Hasan Aksay; "...İnsanlığın boşluk içinde olduğu bir zamandayız. İslam gibi fertleri ve toplumları bütün kötülüklerden arındıran, insanları vatan-millet sevgisi ile dolduran bir manevi kuvvet kaynağından mahrum bırakmak felaketlere yol açmaktır. İmam Hatip okulunun burada açılmaması, çok büyük kayıptır. Bugüne kadar açılmamasının vebali vardır. Zararın neresinden dönülürse kardır. Kıbrıs'a bir an önce İmam Hatip açmak zarureti vardır. Bugünkü Hükümet yetkililerine çağrıda bulunuyorum; Kıbrıs'a Allah rızası için İmam Hatip açın."

    "Kıbrıs eriyip gidiyor!.."

    "Zamanında, Rahmetli Adnan Menderes, Kıbrıs'tan Adana İmam Hatip'te okutmak üzere 7 kişi getirmişti. Bunlar Adana İmam Hatip'ten mezun olup gitmişti. Ancak, o zaman yetiştirilen bu 7 kişiden hiç birinden din adamı olarak Kıbrıs'ta istifade edilmedi. Bunlardan bir kısmı mecburen lokantacılık vesaire gibi işlere girişmişti. Biz Kıbrıs'ta manevi eğitim için uğraştık, engellendik. Şimdi, parlamento aritmetiği ve diğer şartlar açısından AKP’ye uygun bir ortam ve imkân verilmiştir. Kıbrıs'a bir İmam Hatip okulunun açılması elzemdir. Kıbrıs eriyip gidiyor. Evrensel gizli örgütler niçin İmam Hatip okuluna düşmanlık ediyor? Niçin Kıbrıs'ta İmam Hatip okulu açılması istenmiyor?.. Milleti eritmek için. Esrar, içki, kumarla milleti eritip yok etmek, insanları daha rahat kullanılır hale getirmek için... Allah'ın önünde eğilmeyen, menfaatinin kulu oluyor. Localar, insanımızı daha rahat kullanabilmek için, Kıbrıs'ta İmam Hatip okuluna karşı çıkıyor. Hükümetin, bu işe el atması gerekiyor. Bu konu, hem Kıbrıs'ın, hem de Türkiye'nin güvenliği için hayati önem taşıyor. Kıbrıs'a Allah rızası için İmam Hatip açın” çağrısına şu AKP niçin kulak tıkıyor?[2]

    Kağan Güner’in tespitleriyle:

    Irak işgaliyle iktidara gelen AKP, Kıbrıs ile gidiyor. Kıbrıs Türk’ü Erdoğan’ın arkasında AB’ye, ABD’ye ve AKP’ye “Hayır” diyor.

    Annan Planı’nda “Yes be anam” diyerek AB’ye girmek isteyen Kıbrıs Türkü ve Kıbrıs’taki Türkiyeli göçmen nüfus uzun bir süredir kötü bir şekilde kandırıldığının farkında ve bugün bu kırılganlığından Eroğlu ile onurlu ve egemen bir halk olarak çıkmak istiyor.

    KKTC cumhurbaşkanlığı seçimleri üç temel slogan ve iki aday üzerinde şekilleniyor.

    Derviş Eroğlu’nun seçim sloganı: “Fark var, arkasında halk var.”

    M. Ali Talat’ın sloganı: “Ya dün, ya dünya.”

    Tahsin Ertuğruloğlu’nun sloganı ise: “Hanedandan korkmadan oy ver.”

    Bu üç slogan aslında partilerin perde arkasını da ele veriyor.

    Talat’a AKP, ABD ve AB desteği

    M. Ali Talat’ın “Ya dün, ya dünya, Kıbrıs Türkünü dünya ile birleştirecek lider Talat” diye sunulan reklâm kampanyası bunlar küreselleşme hevesiyle, Siyonist sömürü sermayesine köleleşme hedefleri güdülüyor.

    AKP bu imajı, Tahsin Ertuğruloğlu’nun sloganı ile destekliyor. “Hanedandan korkmadan oy ver.” “Hanedan”  ile Rauf Denktaş’a gönderme yapan Ertuğruloğlu ise seçimler öncesinde Ankara’ya çağrılıyor ve UBP’nin içinden Eroğlu’na karşı Cumhurbaşkanı adayı olarak devreye sokuluyor ve böylece Derviş Eroğlu’nun oyları parçalanıyor.

    AKP’nin K. Kıbrıs uzantısı “Özgürlük ve Reform Partisi” ise “sağ”dan Talat adaylığına destek veren tek siyasi parti olarak seçime giriyor. Bu ittifak arkasına AB ve ABD’yi de alıyor. Hilary Clinton Talat’ı arıyor. Jack Straw Talat’ın elini sıkıyor. BM Genel Sekreteri Kuzey Kıbrıs’ta Talat ile buluşuyor. STAR Gazetesi Kuzey Kıbrıs’a Talat propagandası için çıkartma yapıyor, ama hiçbirisi tutmuyor.

    Bu bloğun karşısında; UBP adayı Eroğlu; doğrudan halkı ve Kıbrıs Türkünün iradesini referans vererek seçime giriyor. Ve bu seçimin sonucu; AKP iktidarının ve AB politikalarının iflasının, Kuzey Kıbrıs’tan gelen ilk habercisi sayılıyor.

    Özetle:

    a) Ne, Kripto Yahudilerin ve onların maşası olan Rotary ve Lions kulüplerinin “KKTC’den İsrail’in arka bahçesi ve güvenlik bölgesi” olarak gizli bir siyon devleti yaratma ama Türkiye cumhuriyetine ve askerine de bedava bekçilik yaptırma hevesleri

    b) Ne, Rumlarla birleşmeyi ve Avrupa ile bütünleşmeyi, Türk askerini himayesinde hayat sürmeye tercih eden bazı soysuzlaşmış kesimlerin keyifleri.

    c) Ne de, KKTC’yi “kolay para aklama merkezi, kumarhane ve fuhuş bölgesi, ucuz tatil cenneti “ gören veya “bağımsızlığımızı haçlı emperyalizmine devretmek anlamına gelen AB’ye giriş niyetiyle bir pazarlık aleti ve taviz rüşveti” olarak değerlendiren Türkiye’li gafil ve hainlerin beklentileri için değil; Kıbrıs, Türkiye Cumhuriyetinin ve aziz milletimizin, Akdeniz’deki son kalesi, yani güvenlik garantisi ve Hz. Peygamberimizin süt halasından başlayarak bugüne kadar uğrunda verilmiş on binlerce şehidin bize emaneti ve hediyesi olduğu için sahip çıkılacak ve hiç kimseye bırakılmayacaktır.

    İsterseniz ‘Kıbrıs Rum İmparatorluğu’ deyin…

    Tanzimatçı ve İttihatçı Masonların meymenetsizliği yüzünden Ada'nın İngilizlere devri... İngiliz yönetiminde adadaki tüm dengelerin altüst edilişi. Türkiye, Yunanistan ve İngiltere'nin garantörlüğünde Kıbrıs Cumhuriyeti'nin tesisi. ENOSİS planlarının yavaş yavaş devreye girmesi. Kundaktaki bebeklerin bile katledildiği Rum baskınları ve katliamlarının gerçekleşmesi. Nihayetinde Erbakan Hoca’nın yüksek dirayet ve cesaretiyle ve Kahraman Ordumuzun gerçekleştirdiği 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı ile birlikte Ada'da barış ve huzurun temini.

    İsmail Cem İpekci'nin Dışişleri Bakanlığı döneminde verilen önemli tavizler. Ekonomide Kemal Derviş politikalarına devam eden AKP'nin Kıbrıs'ta da İsmail Cem İpekci politikalarına aynen devam edişi... AB sürecinin hızlanmasıyla birlikte Kıbrıs'ın pazarlık masasında AKP tarafından koz olarak kullanılır hale gelmesi… Kıbrıs Rum Yönetimi'nin AB'ye girmesi, Türkiye'nin bu gelişmeyi sadece seyretmesi. Hatta zımnen desteklemesi. Annan planının referandumda bizatihi AKP tarafından desteklenmesi. Ve yine Ankara'nın desteğiyle Talat'ın Denktaş'ın koltuğuna yerleştirilmesi…

    Bir Kıbrıs anekdotuyla devam edelim:

    1979'da BM Güvenlik Konseyi toplantısında Türkiye temsilcisi her zamanki gibi Kıbrıs Rumlarına Güney Kıbrıs Rum Yönetimi diye hitap etmektedir. Rum temsilci Mayromatis buna tepki gösterir ve küçümser bir edayla: "150 Birleşmiş Milletler üyesi bizi Kıbrıs Cumhuriyeti olarak tanıyor. Sizin tanımamanız önemli değil" yanıtını vermektedir.

    Bunun üzerine Büyükelçi Orhan Eralp'ten hafızalara kazınacak olan tarihi açıklama gelir: "Kıbrıs sorunu bir aritmetik toplama işlemi değildir. Bir cebir denklemidir. Bu denklemin 'x'i de Türkiye'dir. Tüm dünya sizi tanısa bile Türkiye sizi tanımadıkça bu denklem çözülemez. Şimdi kendinize isterseniz 'Kıbrıs Rum İmparatorluğu' diyebilirsiniz"

    KKTC'deki Cumhurbaşkanlığı seçimleri Kıbrıs sorununun bir aritmetik toplama işlemi olmadığını bir kez daha ortaya çıkarmıştır. ABD siyasi nüfuzunu, AKP Hükümet gücünü, AB fonlarını, ünlü Yahudi spekülatör George Soros da bütün imkanlarını seferber ederek KKTC'de bazı dengelerin değişmesine çalışmıştı. Fakat bir seçim sonra KKTC'de halk yeniden denklemdeki yerini aldı. Aslında biraz da Rumların tavrı halkın aklını başına topladı. Bizce bu gelişmeden en başta ders çıkarması gereken AKP iktidarıdır. Zira KKTC'deki Cumhurbaşkanlığı seçimleri sonuçları aslında AKP’nin Kıbrıs politikalarının yanlışlığının kanıtıdır.  Ankara artık Kıbrıs politikasını gözden geçirmek ve yeniden denklemdeki yerini almak zorundadır.[3]

    “KKTC'de 18 Nisan'da yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimini oyların yüzde 50.38’ini alan UBP Genel Başkanı ve Başbakan Dr. Derviş Eroğlu kazandı. Mukavemetçi Kıbrıs Türkü bir kez daha tarih yazma fırsatı bularak devletine, egemenliğine ve ulusal davamıza sahip çıktığını herkese gösterdi. Kıbrıs Türkü KKTC'yi tasfiye ederek bizi Rum'a yamamayı hedefleyen emperyalizme ve onun içimizdeki piyonlarına güçlü bir ders vermiştir. Kıbrıs Türkü seçim propagandası sürecinde AB, ABD, BM, Garantör İngiltere ve Anavatan Türkiye'deki AKP iktidarının Talat'ı destekleyen telkin ve baskılarına karşı dik durmasını bilmiştir. Verilen mesaj oldukça anlamlıdır ve emperyalizm tarafından iyice anlaşılması gerekir. Kıbrıs Türkü canı pahasına,   bin bir meşakkatle kurduğu KKTC'ye ilelebet sahip çıkacağını bir kez daha teyit etmiştir. İki devletli çözümden başka yol olmadığının altını çizmiştir. Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti safsatasını çöpe atmıştır. Bundan böyle hiç kimse Annan Planı ve 24 Nisan 2004 iradesinden bahsedemeyecektir. Halkımız eski Cumhurbaşkanı Talat'ın 'ben yaptım oldu' zihniyetiyle aldığı kararlara geçit vermeyerek 'tek halka', 'tek temsiliyete', 'tek egemenliğe' dayalı bir çözümü kesinlikle kabul etmeyeceğini, Rum'a hiçbir şekilde mahkûm olmayacağını göstermiştir.”

    Eroğlu Emperyalizme pabuç bırakmayız

    ABD Büyükelçisi Frank Urbancic ise görüşme sonrasında, diğer bütün büyükelçiler adına yaptığı açıklamada, Kıbrıs müzakerelerine kaldığı yerden devam etme kararını kutladıklarını ve bu yaklaşımı doğru bulduklarını söylemiştir.

    Cumhurbaşkanı Eroğlu’nun Kıbrıs Türkünün kendisine niye destek verdiğinin bilincinde Anavatan Türkiye’nin etkin ve fiili garantörlüğünde iki devlete, iki halka dayalı çözüm iradesine bağlı kalacağından şüphe edilmemelidir. Eroğlu’nun emperyalizme pabuç bırakacak karakterde olmadığını yakında dost düşman herkes yaşayarak görecektir.”[4] Tespit ve temennilerini takdir etmek gerekir ve Derviş Eroğlu’nun Cumhurbaşkanlığını kazanması elbette sevinilecek ve sahiplenilecek olumlu, onurlu ve umutlu bir neticedir.

    Ancak çeşitli vesilelerle yaptığımız Kıbrıs Gezilerinde, beynelmilel Yahudi siyonizminin ve ırkçı emperyalizmin karakolları olan ve Atatürk tarafından kapatılan Mason Localarının alt kuruluşları sayılan Rotary ve Lionsların görkemli binalarını bizzat gözlemlemiştik.

      Şayet Derviş Eroğlu ve yandaşları da bu masonların ve Lionsların güdümünde ise, zaten emperyalizmin hizmetinde demektir. Gerisi boş laf ve emektir. Çünkü AKP’de aynı masonik merkezlerin emrindedir.

    Recep T. Erdoğan, Yahudi ve Siyonistlerin güdümünde olduklarını; Askerlerin de emrinde bulundukları masonlar eliyle paşaları hizaya sokacaklarını şöyle itiraf etmiştir:

    18 Ekim 2005 tarihli Star Gazetesi'nde Faruk Mangırcı "Bu kadar demokrasi fazla" başlıklı yazısında, Sesar adlı internet sitesinde yer alan ve “Başbakan Erdoğan'a sorular” başlığı ile yayınlanan konulara dikkat çekiyordu. Bu haberler gazete sayfalarına yansımasına rağmen cevap verilemeyişi de olayı ilginç kılan gelişmeler arasına katıyordu. Erdoğan ve mason ilişkisinin açıklandığı ve Erdoğan'ın AKP Genel İdare Kurulu'nda söylediği iddia edilen yazıda özetle şöyle deniyordu: "Tüm dünyadaki Yahudi Lobilerinin ve Masonların desteğini aldık. Türkiye'de her istediğimizi yapabiliriz. Ordu da masonların kontrolündedir. Tüm paşalar ya masondur ya da masonların kontrolündeki kimselerdir. İsrail’le stratejik işbirliği yapıldığı için paşaları İsrail bağlantılarımız ile bağladık. Masonlar, Mason Localarının kapatılmasının hesabını soracaktır. Atatürkçülüğü ve Atatürk'ü Türkiye'den silerek intikamlarını Atatürk'ten alacaktır. (Meşhur Mason ve Yahudi asıllı işadamı) İshak Alaton bana bu konuda teminat verdi"

     

     

     

     


     

    [1] Afşin Selim / Milli Gazete

    [2] Serdar Arseven / Vakit

    [3] Kulis Ankara / Milli Gazete

    [4] 28 Nisan 2010 / Aydınlık

    Bu Haber 11224 defa okunmuştur.
    Dost Siteler...
    www.millicozum.com
    www.necmeddinerbakan.net

 
Yorum Ekleyin
Yorum eklemek için üye olmanız gerekmektedir.
 
Telif Hakkı: Prof. Dr. Necmettin Erbakan - NecmettinErbakan.Net, Necmettinerbakan.org | Milli Çözüm Dergisi | AhmetAkgul.Net | MealiKerim.com | İLETİŞİM |RSS