• Milli Görüşçülerin Tarihi Sorumlulukları (Yeni)

    Milli Görüşçülerin Tarihi Sorumlulukları (Yeni)

    17 Mayıs 2015

     
    | Devamı

    Milli Görüşçülerin Tarihi Sorumlulukları

    Yapılan bilimsel araştırmalar, nikotin zehri içeren tütün yapraklarına ve esrar üretilen Hint Keneviri otlarına, böceklerin ve sineklerin bile konmadığını; hatta karınca ve haşeratın margarin gibi suni yağlara yaklaşmadığını ortaya çıkarmıştır. Oysa insanla hayvanın farkı; Hakla Batılı, doğru ile yanlışı, faydalı ile zararlıyı ayırmaya yarayan aklıdır. Hayvanların bile yaklaşmadığı zulüm ve zararlara bulaşan, hayrı ve şerri ayıramayan kimseler insanlık onurundan giderek uzaklaşmaktadır. Elazığ Palu kazasında yaşamış rahmetli Şeyh Mehdin Efendi, yeni kurdukları camilerinin açılışını yapmak üzere Karabegan’ın bir köyüne çağrılmıştı. Şeyh efendi, o köylülerin; faizcilikle uğraşan, komşular arasında fitne çıkaran ve başkasının namusuna kem gözle bakan huysuz ve soysuz bir adamı muhtar seçtiklerini haber almıştı. Camide ilk Cuma namazı kılındıktan ve ikram sofrasından sonra ilim ve hikmet ehli Rahmetullah Mehdin Efendiye yeni camilerini nasıl buldukları sorulunca verdiği yanıt herkesi şaşırtmıştı;

    “Çok güzel ve gösterişli yapılmış, ancak önemli bir husus eksik bırakılmış… Caminin içindeki dört duvarı boyunca yemlikler (ahırlarda hayvanların yemlerini yiyeceği özel bölümler) de tamamlansaydı daha iyi olacakmış!..”

    Sözde dindar kahraman AKP iktidarı döneminde bütün milli ve yerli Sanayimizin çökertilmesi, bütün fabrikalarımızın ve kazanımlarımızın yabancılara peşkeş çekilmesi yanında, ahlaki ve ailevi tahribat da korkunç boyutlara ulaşmıştı. Zina suç olmaktan çıkarılıp fuhuş yaygınlaştırılmış, eşcinselliğe meşruiyet kazandırılmıştı. İşte güya devletin denetimde ve AKP Hükümetinin gözetimindeki çocuk yetiştirme yuvalarının bir kısmı maalesef fuhuş merkezlerine ve gizli genelevine döndürülmüş bulunmaktaydı. Elazığ Harput yetiştirme Yurdunda yıllardır devam ettiği anlaşılan ve bütün görevlileri açığa alınan tecavüz skandalı, bu dindar AKP’nin yüzkarası ve ahlâk aynasıydı. Ülkemizi, milletimizi ve ümmeti bu talihsiz gidişat ve tahribattan kurtarma umudu olması gerekenSaadet Partisi ise, maalesef Oğuzhan Tarikatına çevrilmiş durumdaydı.

    Milli Görüşçülerin Tarihi Sorumlulukları

    Oğuzhan Asiltürk “tanık sıfatı”yla ve kendi iddialarıyla alakalı çağrıldığı savcılıkta ifade veriyor; Erbakan ailesiyle ilgili bütün tükürdüklerini yalıyordu!?

    SP Genel İdare Kurulu üyesi (kendi tertibiyle YİK reisi) Oğuzhan Asiltürk de 12 Nisan 2012’de tanık sıfatıyla savcılıkta ifade veriyordu. Erbakan’ı 1954’ten bu yana tanıdığı için (Oğuzhan Bey gerçeği çarpıtıyor ve camiamızı yanıltıyordu. Çünkü S. Arif Bey’in açık beyanına göre, Erbakan Hocamız 1970 yılına kadar kendisini tanımıyordu. M.Ç.) ailesini de yakından bildiğini belirten Asiltürk, Zeynep Erbakan’ın dilekçe verdiğinden haberi olduğunu anlatıyordu. Çünkü zaten O’nu kendisi kışkırtıyordu. Zeynep Erbakan’ın dilekçesinin ardından Yüksek İstişare Kurulu’nu toplayıp Mehmet Altınöz ile Fatih Erbakan’ı çağırdıklarını, ama Fatih’in gelmediğini, Altınöz’e ise yalıyı sorduklarını belirten Asiltürk, “Kendisi ailesinin tasarrufları ile aldığını, zengin bir aileyi mensup olduğunu söyledi” diyerek, aylarca “Erbakan cihat paralarını, mala çevirip üstüne tapuladı ve bunları çocuklarına miras bıraktı” iddialarının birer iftira olduğunu böylece itiraf ediyordu.

    Kendi iddia ve ithamlarına konu olan şirketlerin ve mal varlığının merhum Erbakan’a ait olduğu konusunda bilgisi olmadığını belirten Asiltürk,“Tam tersine bu şirketlerin hissedarlarının kendilerine ait malları olduğunu biliyorum. Bu şirketlerin ortakları partimizin faaliyetleri sırasında ihtiyaç duyulduğu zaman maddi yardımda bulunan insanlardır. Sürekli partiye yardım ettikleri için Zeynep Erbakan tarafından bu husus yanlış değerlendirilmiş ve şirketlerin mallarının babasına ait olduğu şeklinde bir kanaate varmıştır” (Milliyet / 22 Mayıs 2012) diye konuşuyor, böylece fesatçı ve fırsatçı tavrıyla, aylarca Erbakan Hoca’nın ve çocuklarının töhmet altında kalmasına yol açan yalanlarından, savcı huzurunda vazgeçiyor ve MİLLİ ÇÖZÜM DERGİSİ’nin haklılığı bir kez daha ispatlanıyordu. Bakalım yalancı ve iftiracı Oğuzhan’ın yandaşları şimdi onun bu fitneliğine hangi mazeret ve kerametleri uydurmayı düşünüyordu? Rahmetli Erbakan Hocamız gibi aziz ve tertemiz bir şahsiyete değil, sade ve sıradan bir kimseye ve ailesine bile bu tür yalan isnatlarda bulunmanın ağır vebali ve kepazeliği ortada iken, şimdi zoru görünce kustuklarını yalamaktan sakınmayan bir kişiye; hala rağbet ve hürmet edenlerin, onlardan daha bayağı duruma düştüğüne tarih şahitlik ediyordu![1]

    Bu şartlarda başlıca duyarlılığımız şunlar olmalıdır!

    1- İnancımız ve çağdaş ihtiyaçlarımız doğrultusunda Erbakan Hoca’nın isabetli yorumları ve uygulamalarıyla oluşan MİLLİ GÖRÜŞ düşüncesine ve ADİL DÜZEN’e; ülkemizin, İslam ve insanlık âleminin çok acil ihtiyacı vardır.

    2- Milli Görüş’ün tek adresi olan Saadet Partisi’nin, bugün düşürüldüğü acziyet ve hezimetin asıl sorumluları olan; ne kamuoyunda ne de tabanımızda artık kendilerine güven duyulmayan kişi ve ekiplerden kurtulması mutlaka lazımdır.

    3- Aziz Hocamızın daha sağlığında iken, hem Numan Kurtulmuş’un yerine, hem kendisi yerine Saadet Partisi Genel Başkanlığına teklif buyurduğu, ama tevazu ve teslimiyetinden dolayı uzak durduğu ve o makama Hocamızı layık bulduğu bilinen ve yine vefatından kısa bir süre önce “kendisinin aramızdan ayrılması durumunda Genel Başkan yapılması ve etrafında toplanılması için” nasihat ve talimat verdiğine muhterem Recai Kutan Bey ve benzeri şahsiyetlerin şahadet ettiği, Sn. Mustafa Kamalak beyin artıkOğuzhan Asiltürk’ün güdümünden ve vitrin mankeni görüntüsünden mutlaka kurtarılması farzdır, şarttır. Her yönden güvenilir, dirayetli yüksek bilgili, birikimli ve seçkin bir şahsiyete destek verilmesi; Hocamıza ve davamıza vefamızın, ülkemiz ve milletimize hizmet aşkımızın bir gereği ve görevi sayılmalıdır.

    4- Aziz Hocamızın maddi ve ailevi varisi, Sn. Fatih Erbakan Bey’in de, Mart 2011 Ankara Anadolu Otelde söylediği: “Rahmetli Babamızın ve Hocamızın vasiyet ve tavsiyesine aykırı olarak, Yüksek İstişare Heyeti ve partimizin yetkili birimleriyle görüşülüp, üzerinde mutabakata varılmadan birilerinin kendisini Yeni Lider ilan ettirme gayretleri yanlıştır ve böylesi şahsi kaprislere kapılmamalıdır” anlamındaki uyarılarının muhatabı olan Oğuzhan Asiltürk ve ekibinin tasarlayıp tezgâhladığı:

    · Taşıdıkları şerefli soyadından dolayı kendisini öne çıkarıp yararlanmak heveslerine asla alet olmayacağı umulmaktadır.

    · Fatih Bey’in tarihi ve vicdani sorumluluğun gereğini yapması, bizzat Hocamızın önemle tavsiye ve tayin ettiği istikametten ve Saadetten ayrılmaması, biraz daha deneyim ve donanım sahibi olarak mutlu geleceğe hazırlanması en hayırlı olanıdır.

    5- Camiamızda hizmet ve samimiyetle sivrilip sevilen, başından beri davamıza ve Hocamıza sadakat gösteren, çok değişik ve etkili kesimlerde de saygı gösterilip güvenilen; ama maalesef partimize çöreklenmiş malum kişilerce sürekli dışlanıp-suçlanıp itilen, ilim ve itibar ehli kadroların da yeniden devreye sokulmasının ve hizmetlere kuvvet ve katkı sağlanmasının zamanıdır.

    6- Partimizdeki iz’an, vicdan ve vefa sahibi kurmayların ve yetkili kadroların, kendilerine itimat ve itibar edilen dava erbabıyla kesinlikle irtibat halinde olmaları, önemli açıklamalarını Onların da hazır bulunduğu ortamlarda yapmaları daha inandırıcı ve toparlayıcı olacaktır.

    7- Türkiyemiz, maalesef BOP çerçevesinde, resmen olmasa da, fikren ve fiilen bölünme aşamasına gelip dayanmıştır. Milli vicdanın ve sorumluluk taşıyanların bu talihsiz gidişata fırsat vermeyeceği, ama stratejik bir sabırla şartların olgunlaşmasını beklediği hesaba katılmalıdır. Maalesef basiretsiz ve gayri milli politikalar sonucu Türkiye de siyaset ve meclis tıkanma noktasına gelip dayanmıştır. Bazı muhtemel ve mutlu gelişmeler sonucu, sadık ve sağlam ellerdeki bir Saadet Partisi, kendi partilerinden kopan milletvekilleri için sığınılacak bir liman konumunda olacak, tarihi ve talihli hizmetlere merkezlik yapacaktır.

    8- Şevket Kazan 14 Temmuz 2010 tarihinde Star TV’de gözyaşı dökerek yaptığı konuşmada:

    “Biz gidiyoruz yav… Biz ömrümüzün sonuna gelmişiz. Numan Bey’e kolaylık sağlıyoruz, Numan Bey’e zemin hazırlıyoruz, Numan Bey’in Türkiye çapında değil, dünya çapında bir lider olması için çırpınıyoruz, çırpınıyoruz yav… Ama bunu kendisinin anlamaması bizi fevkalade üzüyor…” diye sızlanıyordu. Saadet partisi GİK üyesi ve Oğuzhan Asiltürk ekibinden Abdulvahap Ekinci ise Elazığ Saadet Partisi İl Binasındaki toplantıda 100 kişinin huzurunda yaptığı konuşmada: “Erbakan Hoca’nın Numan Kurtulmuş’un Genel Başkan olmasını istemediğini, ancak teşkilatların Numan Kurtulmuş Genel Başkan olsun isteklerine müdahale etmediğini bildiğini”, bütün katılımcıların önünde söylüyordu. Tabi bu açıklamayı; “Numan Kurtulmuş’un gerçek niyeti ve mahiyeti ortaya çıktıktan sonra sırf partililere hava olsun diye söyledikleri ve niçin bunları daha önce dile getirmedikleri ve hele Oğuzhan Asiltürk ve Şevket Kazan’ın neden Numan’ın Genel Başkanlığına yardım ettikleri ve iki yıl boyunca onca tahribatına rağmen, asla tenkit ve ikaz etmedikleri de” soru işaretleri oluşturuyor ve kafa karıştırıyordu.

    Abdulvahap Ekinci’nin; Numan Kurtulmuş’un Genel Başkanlığını Erbakan Hoca’nın istemediğini söylemesi, bu durumun GİK üyesi çoğu kişi tarafından da bilindiğini gösterdiği halde ve tabi Şevket Kazan’ın bundan haberinin olmaması mümkün olmadığına göre, Şevket Kazan’ın kalkıp Star TV’de “Biz Numan Bey’in Türkiye çapında değil, dünya çapında bir lider olması için çırpınıyoruz” demesi üzerinde ciddiyetle durmak gerekiyordu. Acaba Şevket Kazan, “BİZ” dediği hangi kesim ve kişilerle, Numan kurtulmuşu Türkiye değil dünya çapında bir lider yapmaya ve Milli Görüş’ü rayından saptırmaya çalışıyordu? Öyle ya Erbakan Hoca Numan’a soğuk baktığına göre Şevket Bey’in “BİZ” dediği hangi gizli ve kirli kesimler oluyordu?

    İşte, tüm sadık dava dertlileri gibi, Sn. Fatih Erbakan Bey’in de; böylesine dava samimiyetine aykırı ve kuşku uyandırıp kafa karıştırıcı davranışları artık kesinleşen ve haklı olarak şüphe edilen Şevket Kazan ve Oğuzhan Asiltürk ekibine ve tahribine karşı sadakat, feraset ve cesaret ehliyle birlikte hareket etmesi, Onun da, davamızın da manevi menfaati icabıdır. Özetle:

    “(Sonunda) azmettiğin zaman, artık Allah’a tevekkül edip (hayırlı işe giriş)” (Ali İmran: 159)

    Ayetinde emrolunduğu gibi, Allah’ın rızası ve insanların huzur ve hatırı yolunda, haklı ve hayırlı bir niyet ve gayretle, her türlü hazırlığını yapıp, sonunda başarı için sadece Allah’a güvenmek, müminlerin şiarıdır.


    [1] Bak: http://gundem.milliyet.com.tr/babam-mallarini-ucuncu-kisilere-emanet-etmedi-/gundem/gundemdetay/22.05.2012/1543244/default.htm

    Bu Haber 2856 defa okunmuştur.
    Dost Siteler...
    www.millicozum.com
    www.necmeddinerbakan.net

 
Yorum Ekleyin
Yorum eklemek için üye olmanız gerekmektedir.
 
Telif Hakkı: Prof. Dr. Necmettin Erbakan - NecmettinErbakan.Net, Necmettinerbakan.org | Milli Çözüm Dergisi | AhmetAkgul.Net | MealiKerim.com | İLETİŞİM |RSS