• MEHDİ’NİN HAKİKATİ VE ÇIKIŞININ ALÂMETLERİ

    MEHDİ’NİN HAKİKATİ VE ÇIKIŞININ ALÂMETLERİ

    03 Mart 2020

     
    | Devamı

    MEHDİ’NİN HAKİKATİ VE ÇIKIŞININ ALÂMETLERİ

          

    Biz; inanmış olduğumuz, ihtiyaç duyduğumuz ve onunla huzur bulduğumuz, Mehdiyetle ilgili bazı bilgileri ve belgeleri başkalarıyla paylaşmak... Bu konulara ilgi duyan ve araştırma yapanlara bazı anahtar bilgiler sunmak ve kolaylık sağlamak niyetiyle hazırladık... Kendimizi ve bildiklerimizi başkalarına ispatlamak... Veya herkesi bizim gibi inanmaya zorlamak yönünde bir gayemiz ve gayretimiz olmadığından, samimi bir üslup kullandık...

    Önemli olayların ve kahramanların “Vukuundan önce şüyu bulması”, yani ortaya çıkmaları yaklaşınca bir sevk-i tabii olarak, halk arasında bu kişi ve konuların tartışılır ve araştırılır olması, zihinleri hazırlamak, gönülleri yatıştırmak için, manevi bir inayet ve işarettir. Mehdiyle ilgili konuşmayı ve Mehdi’yi araştırmayı yersiz ve gereksiz görenler, hatta bu konuyla uğraşanların tehlikeli ve fesat ehli olduğunu ileri sürenler, ya Mehdi gerçeğinden ürkenlerdir, ya İslam’ın hâkimiyet ümidini yitirenlerdir, ya da bu konudaki bilgi yetersizliğinden kafası hurafelerle örülenlerdir.

    Oysa Hz. Mehdi’yle ilgili yüzlerce rivayet en sahih hadis kitaplarında zikredilmiş... Mezhep imamlarından tasavvuf kutuplarına; yüzlerce müctehit, müceddid ve mürşit bu kutlu müjdeyi haber vermiş ve beklemiş... Yani Mehdi’nin gerçekliği ve geleceği hususunda, tüm Ümmet-i Muhammed arasında, manevi bir icma meydana gelmiştir. “Cenab-ı Hakkın, yanlış ve yararsız bir konuda, ümmetinin ittifakına fırsat vermeyeceği”, Peygamber Efendimizin hadisiyle sabittir.

    Bu konunun bazı art niyetli, makam ve menfaat heveslisi kimselerce, zaman zaman istismar ve suistimal edilmesi, ve bazı safdil insanları peşlerinden sürüklemesi, bu gerçeğin terk edilmesini ve gündeme getirilmemesini gerektirmez... Çünkü haklı ve hayırlı olan, önemli ve değerli bulunan her şeyin istismarı yapılabilmektedir. Her istismar edilenin terkedilmesi ise, elbette söz konusu değildir. “Mehdiyet meselesinin, Müslümanları tembelliğe ve boş beklentilere sevk ettiği ve bu nedenle gündeme getirilmemesi gerektiği” iddiaları da tutarlı değildir. Her şeyden önce, eğer Mehdiyet müjdesi, mü’minleri rehavet ve meskenete sevk edecek olsaydı, Aleyhisselatü Vesselam Efendimiz bunları, hem de ısrarla haber vermezdi... Halbuki mü’minleri esaret ve sefalete sürükleyen şey gayretsizlik... Gayretsizliğin asıl sebebi ise, ümitsizliktir. Yüksek ve kutsal hedeflere kavuşma... Zulüm ve zilletten kurtulma ümidi küllenen ve artık idealini ve gayesini yitiren kimseler, geçici ve nefsi heveslerinin kölesi, hâkim ve hain güçlerin kuklası olmaya aday demektir.

    Hadis ve haberlerde bildirilen, dünya çapında liderlik şartlarını taşıdığına kanaat getirilen, ehil ve emin şahsiyetlerin “Mehdi” olarak bilinmesinin ve Onun hakkında hüsnü zan edilmesinin ise, ne itikadi, ne içtimai hiçbir zararı söz konusu değildir. Zaten böyle bir konuda, başkalarının bizim gibi inanmaya ve bir şahsiyete bizim gözümüzle bakmaya ne dinen, ne vicdanen bir mecburiyetleri ve mesuliyetleri de ileri sürülemeyecektir. Ne var ki, Peygamberimizin özellikle haber verdiği bir müjdeyi önemseyen, dünyadaki şartların ve ihtiyaçların doğrultusunda böyle bir hareketin ve şahsiyetin zuhurunu gerekli gören... Adem Peygamberden günümüze tüm şeytani düşünce ve düzenlerin ortak birikimi ve en güçlü temsilcisi olan Deccalizme-Siyonizm’e[1] karşı, yeterli ve gerekli tedbirleri alabildiğine, alt yapı hazırlıklarını tamamlayabildiğine güvenilen... Hikmet ve feraset ehli tarafından takdir ve takdim edilen... Velhâsıl pek çok işaret ve beşaretler kendisini gösteren, dünya çapındaki bir şahsiyeti, Mehdi olarak görmek ve onun insanlık davasına samimiyetle gönül vermek, günah olmak bir tarafa, büyük bir mutluluk ve bir o kadar da sorumluluk vesilesidir.

    Acizane, Hz. Mehdi’yle ilgili hadis ve haberleri... Bu konuda yazılmış eski ve yeni eserleri okuyup araştırdıktan... Ulaştığımız velâyet ve hikmet ehlinin sırlı sohbetlerine vakıf olduktan... Ve ülkemizde, bölgemizde ve yeryüzünde yaşanan olayların perde arkasını kavramaya ve doğru yorumlamaya çalıştıktan... Asya, Avrupa ve Afrika’daki önemli ülkeleri dolaşıp, oralardaki ilmi, İslami ve insani girişim ve gelişmeleri ana hatlarıyla da olsa tanıyıp anlamaya başladıktan sonra, bizde oluşan şu beş kanaat giderek güçlendi:

    1- İnşaallah Hz. Mehdi’nin zuhuru çok yakındır.

    2- İşaretler ve gelişmeler, Hz. Mehdi’nin Türkiye’den çıkacağı doğrultusundadır.

    3- Hz. Mehdi hizmet aracı olarak siyaseti kullanacaktır.

    4- Kahraman Ordumuz, Türkiye merkezli bu büyük değişimin ve mutluluk medeniyetinin, en sağlam direği ve en sadık destekçisi olacaktır.

    5- Hz. Mehdi’nin büyük inkılabı, Onun temellerini attığı hedefler doğrultusunda, imtihan sırrı olarak, vefatından sonra tamamlanacaktır.

    1- İnşaallah Hz. Mehdi’nin Zuhuru Çok Yakındır:

    Bediüzzaman Hz.leri, “Elhasıl Mevlâna Halid Hicri 12. asrın, Risale-i Nur 13. asrın müceddidi hükmündedir.”[2]

    “... Onun için Nurlara O ismi vermek (yani Mehdi demek) münasip görülmüyor. Belki, müceddittir, Onun pişdarıdır (Mehdi’nin öncü komutanı ve hazırlık yapıcısıdır.) denilebilir.”[3] Öyle ise Hz. Mehdi 14. asrın (Hicri 1400 ve sonrasının) müceddididir.

    Ve yine Üstat: “Bundan bir asır sonra, zulümatı dağıtacak olan zatlar Hz. Mehdi’nin şakirtleri olabilir.”[4] Bu verilen tarih Hicri 1393–Miladi 1978 etmektedir. Bu tarih Bediüzzaman’ın “Hem Türk unsurunda, ebedi kabil-i, iltiyam olmamak suretinde bir inşikak çıkacak... Bir şık diğer şıkkın kuvvetini kırdığı için, milletin kuvveti hiçe inecek” Yani; “Türkiye’de, asla uzlaşmayacak şekilde millet iki fırkaya bölünecek ve birbiriyle vuruşturulup milletin gücü sıfıra düşecek”[5] diye haber verdiği olayların sağ-sol kavgası olarak hızlandığı, ama bunların dışında, milli ve manevi değerleri esas alan, ama zahiren zayıf durumda olan bir hayırlı hareketin ortaya çıktığı ve sağcı solcularla hükümet kurarak onların tahribatlarına engel olduğu bir tarihe işaret edilmektedir. Konuyla ilgili Tevbe suresi 32. Ayetin Ebced hesabı ise Hicri=1424'ü Miladi 2004'ü göstermektedir.

    Özellikle Risale-i Nur camiasında malum ve makbul olan ve ahir zaman fitnelerini ve müjdelerini haber veren rivayetleri içinde toplayan “Esrarname” adlı kitapçıkta yer alan ve Hicri 3. asır muhaddislerinden olduğu sanılan Kelde bin Zeyd'in Esmel Mesalik adlı hadis kitabında bulunan ve Ebu Hureyre’den rivayet olunan bir Hadis-i Şerif’te şöyle buyrulmaktadır:

    “...Sonra Şam bölgesinden Irak'ta cebbar bir adam zuhur eder ki, O adam süfyanilerden (İslam ülkelerindeki zalim ve saptırıcı idarecilerden) biridir. Ve onun bir gözünde hafif bir aksama vardır. Onun adı Saddam’dır. O kendisine muarız olanlara karşı Saddam (zorba, gaddar ve saldırgan)dır. Bütün dünya Küçük Kut'ta (Kuveyt'te) onun (yenilmesi) için toplanırlar ki, Saddam da bu Kuveyt'e daha evvel aldatılarak girmiştir. Bu süfyanide hiçbir hayır yoktur. İllaki İslamiyet’e dönerse, o zaman, onda hayır olur. O hem hayır, hem de şer (için müsait)dir. Mehdi-yi Emin'e hain olana veyl olsun”

    (Demek ki, Saddam'la Hz. Mehdi aynı dönemdedir. Ve Saddam, aslında Siyonistlerin uşağı bir hain ve zalim olduğu halde, ama gözden çıkarılınca bir dönem onlara karşı tavır takınıp hayra taraf görünse de, sonunda yakınları ülkesine, milletine, hidayet ve İslamiyet cephesine hıyanet edecektir.)

    “Hicretten bin dört yüz (1400) sene sonraki akidlerden iki veya üç akid say. (Her akid=10 senedir. Demek ki Hicri 1432-Miladi 2011 ve sonrası yıllarda) O vakit Mehdi-yi Emin çıkar ve bütün dünya ile harp eder. Dalâlete düşenler, (sapık Hristiyanlar) Allah’ın gadabına uğramış olanlar (Siyonist Yahudiler) ve Münafıklar (Müslüman ve makbul insan zannedilip, masonlara çalışan ve zalim düzenle ve Siyonizm’le işbirliği yapan kimselerin hepsi O'nun karşısında birleşir) ve İsra ve Miraç beldesi olan Kudüs’teki Meciddun dağlarında (O'nu engellemek üzere) toplanırlar. Bütün dünyanın ve bütün hilelerin melikesi (simgesi kadın olan ülke-Amerika'ya işarettir.) de Mehdiye karşı çıkar ki onun ismi zaniyedir. Bu melike (simgesi kadın olan ülke) o gün bütün dünyayı küfür ve dalâlete sevk eder. Yahudiler o dönemde, dünyaca en yüksek makamdadırlar. Bütün Kudüs'e ve mukaddes beldelere hâkim durumdadırlar. Bütün dünya, denizden ve havadan Mehdi'nin (ve İslam ülkelerinin) üzerine hücum eder. Ancak, çok soğuk ve çok sıcak ülkeler müstesna... (Sonunda her türlü) Kudrete sahip olan Cenab-ı Hak Mehdiye nusret için, en şiddetli bir darbe ile onları (küfür ve kötülük ordularını) vurur... Ve karayı, denizi ve havayı, onların üzerine yandırır... Allah küfür (ve zulüm saltanatının) zevalini irade eder.”

    Hadis olarak anlatılan bu rivayet günümüzdeki gelişmeleri açıkça haber vermekte ve Hz. Mehdi'nin Hicri 1420 ile 1430 arasında büyük devrimini gerçekleştireceğini söylemektedir.[NOT]

    Mehdi'nin 40 (kırk) yıl hizmet süreci olacağı, bunun 33 yılının hazırlık, son 7 yılının ise hükümranlık şeklinde yaşanacağını bildiren haberler[6] dikkate alındığında, içinde bulunduğumuz dönem, daha bir önem ve özellik arz etmektedir. Bu arada Peygamberimiz (SAV) Türk milletinin şahsi manevisinde zuhur edeceğine inandığımız; “Hz. Mehdi’nin çıkışına yakın bir zamanda Irak’ta büyük olayların meydana geleceğinden” de bahsetmiştir. Aşağıda geniş bir araştırma sonucu güvenilir birçok kaynaktan elde edilen Irak savaşı ile ilgili hadisleri, güncel haberlerin ışığında sizlere sunuyoruz.[7]

    1- Ordu’nun kaybolması:

    “Mehdi’nin beş alâmeti bulunur. Bunlar Süfyani, Yemani Sana’dan bir sayha, Beyda da bir ordunun batışı ve günahsız insanların öldürülmesidir.”[8]

    2- Irak ve Şam’a ambargo uygulanması:

    Ebu Nadre (R.A) dedi ki; Cabir’in (R.A) yanında idik, şöyle dedi: “Öyle bir zaman yaklaşıyor ki, Irak ahalisine bir kafiz (kile), bir dirhem sevk olunmayacak”. Dedik ki: “Bu kimden dolayı olur”. Dedi ki: “Acemler (Arab’ın gayrısı) bunu men ederler.” Sonra dedi: “Şam ahalisine bir dinar, bir müdy (kile) sevk olunmayacak”. “Bu kimden dolayı olur” dedik. “Rumlardan dolayı” dedi.[9]

    3- Irak’ın yeniden yapılanması:

    “İnsanların en şerlisi Irak’a saldırmadıkça kıyamet kopmaz. Ve Irak’taki masum insanlar Şam’a doğru sığınma yerleri ararlar. Şam yeniden yapılanır, Irak da yeniden yapılanır.”[10]

    4- Irak’ın üçe ayrılması:

    Resulüllah’ın (SAV) bildirdiğine göre, Irak halkı üç fırkaya ayrılır. Bir kısmı çapulculara katılır. Bir kısmı ailelerini geride bırakıp kaçarlar. Bir kısmı savaşır ve öldürülürler. Siz bunları gördüğünüz vakit kıyamete hazırlanın.[11]

    İman ve ibadet esaslarıyla, genel ahlâk ve insan hakları kurallarıyla ilgili olmayan, Müslümanların amel etmekle zorunlu tutulmadıkları, gaipten haber veren ve asırlar sonrası olayları bildiren böylesi rivayetleri, hadis kriterlerine vurmanın veya peşinen inkâr ve itiraza kalkmanın bir anlamı yoktur. Bu tür haberleri zamana bırakmak en doğrusudur. Eğer aynen veya benzeri şekilde zuhur ederse, bu Hz. Peygamberimizin bir mucizesi ve mü’minlerin moral kaynağı ve müjdesi olur.

    Hem, makbul ve mantıki temellere dayanan bu yoldaki temenni ve tahminler doğru çıkarsa, bunun kârı ve yararı tüm Müslümanların ve insanlığın olacaktır. Yok yanılırsak, bunun hiç kimseye ve hiçbir şekilde zararı dokunmayacaktır.

    Bütün işaret ve alâmetler Hz. Mehdi’nin tüm hazırlık ve hizmetlerini tamamlamış ve sadık takipçilerinin kesin zafere çok yaklaşmış olduğu doğrultusundadır. “Dünya çapında program ve projeleri olan filan şahsiyet son hazırlıkları yapacaktır. Ondan sonra da Mehdi ortaya çıkacaktır” iddiaları hem akıl dışıdır hem de görünen gerçekleri çarpıtmayı amaçlamaktadır. Çünkü peygamberlerin ve devrim önderlerinin en önemli özelliği ve en büyük şerefi çok zor ve zahmetli olan hazırlık sürecini ve alt yapı hizmetlerini tamamlamalarıdır. Sadece açılış merasimine ve kurdele kesmeye gelecek bir Mehdi inancı saflıktır ve safsatadır. Oysa Hz. Mehdi’den sonra, Onun plan ve programlarıyla Deccalizmi yıkacak olan İsa Mesih Aleyhisselamdır.

    Yok eğer, haber verilen zat bütün altyapı hazırlıklarını tamamlamamışsa yeni gelecek veya zuhur edecek zatın sünnetullah gereği en az 30-40 yıl daha hazırlık yapması, yani yeniden teşkilat kurması, tedbirlerini alması, cemaatini ve sadıklarını tanıması ve tartması ve çeşitli imtihanlara tabi tutulması icab eder ki ne insanlığın ihtiyaçları ve ne de dünya şartları bakımından böyle uzun bir zamana tahammül kalmamıştır.

    .........................

    MAKALENİN DEVAMI İÇİN TIKLAYINIZ





























    Bu Haber 2200 defa okunmuştur.
    Dost Siteler...
    www.millicozum.com
    www.necmeddinerbakan.net

 
Yorum Ekleyin
Yorum eklemek için üye olmanız gerekmektedir.
 
Telif Hakkı: Prof. Dr. Necmettin Erbakan - NecmettinErbakan.Net, Necmettinerbakan.org | Milli Çözüm Dergisi | AhmetAkgul.Net | MealiKerim.com | İLETİŞİM |RSS