• Kur’an’ın Asıl Sakındırdığı YAHUDİ VE HRİSTİYANLARIN SİYONİST TAKIMIDIR!

    Kur’an’ın Asıl Sakındırdığı YAHUDİ VE HRİSTİYANLARIN SİYONİST TAKIMIDIR!

    22 Nisan 2017

     
    | Devamı



    Kur’an’ın Asıl Sakındırdığı YAHUDİ VE HRİSTİYANLARIN SİYONİST TAKIMIDIR!


    En az 40 yıllık ciddi ve mesuliyetli bir araştırmanın ve kelime kelime üzerinde kafa yormanın sonunda, Cenabı Hakkın lütfuyla “Rabbani Yaklaşım ve Anlayışımızla YÜCE KUR’AN’IN MANASI VE MESAJI” isimli Türkçe Mealimiz, oğlum Ezher-Tefsir mezunu Abdullah Akgül tarafından yayına hazırlandı. İlk baskısından sonra en az 10 defa baştan sona tekrar dikkatle okunup yeni düzeltme ve eklemeler yapıldı. Bu mealimizde Yahudi ve Hristiyanların (Ehli Kitabın) bozuk tabiatlı ve tahribatcı kısmını tanıtan ve tehlikelerinden sakındıran ayetlerde belirtilen Yahudilerin ve Hristiyan kesimlerin tamamını töhmet altından kurtarmak üzere parantez içinde: “(Siyonist) Yahudiler ve Hristiyan (emperyalistler)” diye ayırdık. Ve özellikle Maide 51 ve 52. ayetlerinde gerekli ilmi ve insani izahları yazdık.

    “Ey iman edenler (fitne çıkarmamak, anarşi ve ahlaksızlığı kışkırtmamak ve karşılıklı hak ve hürriyetlere saygılı bulunmak şartıyla; onlarla birlikte yaşayın, komşuluk yapın, ülke ve bölge nimetlerini paylaşın, ilmi ve iktisadi konularda yardımlaşın, ama gerçekten iman ediyor ve gereğini yapmaya razı ve hazır bulunuyorsanız, sakın) Yahudilerin (ırkçı emperyalist kesimlerini ve yine haksızlık ve ahlaksızlık hedefleyen bazı) Hıristiyan (merkezlerini) veliler (yöneticiler) edinmeyin. (Onları dost ve dürüst zannedip, kendinize idareci, karar verici olarak kabullenmeyin. Zulüm ve hıyanet örgütlerine ve girişimlerine destek vermeyin) Onlar, (sizin değil) birbirlerinin dostları ve destekleyicileridir. (Artık) Sizden her kim onları dost ve rehber edinip (peşlerine giderse), kesinlikle o da onlardandır. Şüphesiz Allah (Siyonist Yahudilere ve emperyalist Hıristiyanlara değer ve destek veren ve Müslümanlara hıyanet eden) zalimler topluluğuna hidayet etmez (onların iman nurunu karartır). (Not: Bu ayet Yahudi ve Hıristiyan kimselerle iyi ve insani ilişkileri, ticari ve bilimsel işbirliğini değil; zulüm sistemlerinin ve oluşumlarının güdümüne girmeyi yasaklamaktadır.)

    (Bu ilahi ikazlarımıza rağmen) Kalbinde maraz bulunan (şuursuz Müslümanları) görürsün ki, halâ (Yahudi ve Hıristiyanlarla ve onlara ait batıl kural ve kurumlarla dostluk hususunda) yarışırlar (kâfirlere yaranmaya çalışırlar, ve bu münafıklıklarına bahane olarak da;) aleyhimize gelişen ve değişen zaman içinde, Müslümanların mağlup olmasından korkuyoruz. (Bari hiç değilse, Yahudi ve Hıristiyanların yardımını kaçırmayalım, diye düşünüyoruz) derler. Fakat pek yakında Allah Müslümanlara umulmadık bir zaferi veya kendi katından mutlu bir emri ve haberi gönderecek de, (o sahtekârlar) kendi içlerinde gizledikleri (şeytani heves ve hesaplarına) bin pişman (ve perişan) olacaklardır.” (Maide: 51-52)

    Bu hassasiyet ve hüsnü niyetimize rağmen, tebrik ve takdir edilmemiz gerekirken“Siyonist ve emperyalist” tanımlarından rahatsızlık duyanlar aslında kendi tıynet ve zihniyetlerini açığa vurmuşlardı. Anlaşılan Fetullahçı zihniyetin bertaraf edildiğini sananlar aldanmaktaydı. Çünkü bir ara Vatikan’a gidip Papa’nın hürmetle ellerini öpen Fetullah Gülen “Papalık misyonunun aciz bir takipçisi ve samimi hizmetçisi olduğu”yolunda nifakını ve ajanlığını açığa vuran beyanlarda bulunmuşlardı. Bugün Haçlı AB’nin dayatmaları ve masonik mahfillerin talimatları doğrultusunda, Kur’an’ı Kerim’in özellikle ve yüzlerce kez ikaz ettiği, Yahudi ve Hristiyanların Siyonist ve emperyalist tabakasına dikkat çekmemizden rahatsızlık duyanlar, halâ bazı yüksek kurumlarda ve makamlarda oturuyorlarsa, bu kiralık kafalardan henüz kurtulamadığımızı ortaya koymaktaydı.

    Artık bu konuyu ilmi ve İslami bir tahlile tabi tutmamız lazımdı:

    Kur’an’ı Kerim’de “Beni İsrail=İsrail oğulları” kavramı ile “Yahudi” kavramları ayrı ayrı kullanılmıştır ve kanaatimizce anlamları da farklıdır. Beni İsrail; Yakup Aleyhisselamın soyundan gelen bir kavmiyeti hatırlatır. “Yahudi” ise: dünya için dinlerini bozan ve satan; servet, şöhret ve şehvet uğruna kutsalını istismar edip pazarlayan şeytani bir zihniyeti tanıtır. Böylesine bir aşağılık ahlakına; yani riyakârlık ve münafıklığa kayan herkes, hangi din ve kökenden olursa olsun, o aslında Yahudi Kafalıdır. Oysa Kur’an’ın lanetlediği, Beni İsrail’in hepsi değil, onların sadece Yahudi kafalı-Siyonist takımıdır.

    “Onların hepsi bir değildir. Kitap Ehlinden (Yahudi ve Hıristiyan kesimlerden) gece vakti kıyama durup, Allah’ın ayetlerini okuyarak secdeye kapananlar vardır. Bunlar, Allah’a ve ahiret hayatına inanır, marufu (iyi, güzel ve doğru olanı) emredip (uygulanmasına çalışır), münkerden (kötü, zararlı ve haksız olandan) sakındırır ve hayırda yarışırlar. İşte bunlar salih (yararlı ve barışçı) olanlardır.” (Al-i İmran: 113-114)

    “Musa’nın kavminden, Hakk ile hidayete eren (insanları) Hakk’a yönlendiren ve onunla (Allah’ın kitabıyla) adalet eden (Halkı hidayet ve adaletle yöneten) bir topluluk ve teşkilat da vardı.” (Araf:159)

    Ayetleri Beni İsrail’in hepsinin aynı olmadığını, bunlar içinde Salih (barışçı ve hayırlı) kimselerin de bulunduğunu haber buyurmaktadır.

    Ancak, Kur’an’ı Kerim ayetlerinden, hadisi şeriflerden ve tarihi belgelerden anlıyoruz ki, Beni İsrail’in salih ve samimi kısmı değil, sapkın ve azgın takımı maalesef baskın çıkmaktadır. İyileri ve istikamet sahipleri ya azınlıktır veya pasif ve etkisiz konumda kalmaktadır. Ve zaten, İsrail Devletinin ve onu destekleyenlerin önemli kısmı Siyonist-Yahudi kafalıdır; ayet ve hadislerde haber verilen acı ve aşağılatıcı akıbeti bin kere hak etmiş durumdadır.

    “Onları (İsrailoğullarını hile ve hıyanetleri, isyan ve fitneleri sebebiyle) yeryüzünde ayrı ayrı topluluklar halinde paramparça edip dağıttık. (Bunların) kimileri Salih (davranışlarda bulunuyor, ama genellikle) bunların dışında kalanlar aşağılık kimselerdir. Olur ki dönerler (ve tövbe ederler) diye onları iyiliklerle ve kötülüklerle imtihan ettik.” (Araf: 168)

    “Onların ardından yerlerine kitaba mirasçı olan bir takım 'kötü kimseler' geçti. (Bunlar) Şu değersiz olan (dünyan)ın geçici yararını alıyor ve: "İleride bağışlanacağız" diyerek (her türlü zulüm ve ahlaksızlığı yapıyorlardı,) bunun benzeri bir yarar (haram ve haksız bir kazanç fırsatı) gelince onu da alıyorlardı. Kendilerinden Allah'a karşı hakkı söylemekten başka bir şeyi konuşmayacaklarına (din adına yalan uydurmayacaklarına ve halkı aldatmayacaklarına) ilişkin Kitap sözü alınmamış mıydı? Oysa (kitabın) içinde olanı okudular (ama hükümlerine uymadılar. Allah'tan) Korkanlar için ahiret yurdu daha hayırlıdır. Hâlâ akıl erdirmeyecek misiniz?” (Araf: 169) ayetlerinin haber verdiği şekilde yaptıkları zulüm ve kötülükler nedeniyle Beni İsrail, Filistin’den çıkarılıp dünyanın her tarafına dağıtıldılar. Kötü huylarından ve fesatlıklarından vazgeçmedikleri için sığındıkları ülkeler de horlandılar ve çeşitli hakaretlere uğradılar. Ama büyük İsrail hayalini ve dünyaya hâkimiyet hedefini sürekli yaşatmayı başardılar. Sonunda adaleti ilahi ve kaderin cilvesiyle yeniden İsrail’i kurup hedeflerine kavuştular. Ancak bununla iyice şımarıp azıttıkları için şimdi büyük yıkıma hazırlanmaktalar. Bu gerçekleri ve tarihi gelişmeleri Kur’an’ı Kerim şöyle haber buyurmaktadır.

    “Biz Kitapta (Levhi Mahfuzda -kader programında-, olacakları önceden bildiğimizden) İsrailoğullarına şu hükmü verdik: “Muhakkak siz yer(yüzün)de iki defa (çok yaygın ve azgın bir fesat) bozgunculuk çıkaracaksınız ve muhakkak büyük bir kibirleniş-yükselişle böbürlenip şımaracaksınız. (Ekonomik, askeri ve siyasi gücü ele geçirecek ve bölgeye hükümran olacaksınız. Ne var ki bununla şımaracak haksızlığa ve ahlaksızlığa başlayacaksınız).” (İsra: 4)

     “Nitekim (bunlardan) ilk vaid (birinci azgınlığınızı cezalandırma vakti) geldiği zaman güç ve şiddet sahibi kullarımızı (İslam kaynaklarında Buhdunnasr, batılılarca Nabukadnezar denen komutanı ve ordularını) üzerinize gönderdik de sizi evlerin aralarına kadar girip araştırıp (buldular, yurtlarınızı ve zulüm saltanatlarınızı yıktılar). Bu yerine getirilmesi gereken bir sözdü (ve tarihte aynen gerçekleşmiş bulunmaktaydı.)” (İsra: 5)

    “Sonra onlara karşı size tekrar “güç ve kuvvet sağladık-sağlayacağız”, size mallar ve çocuklarla destek çıktık-çıkacağız, (karşılıksız dolar ve masonik organizasyonlarla Siyonist sömürü saltanatını kuracaksınız) ve topluluk olarak sizi sayıca çok kıldık-kılacağız. (BM ve NATO’yu güdümünüze alıp söz sahibi olacaksınız).” (İsra: 6)

    “İşte (Böyle bir durumda) şayet iyilik (ve adalet) yaparsanız kendi menfaatinize olacaktır. Yok, eğer kötülük (ve zulüm) yaparsanız, o da kendi aleyhinize sonuçlar doğuracaktır. (Ama siz maalesef yine zulüm ve kötülük yoluna sapacak, elinizdeki ve emrinizdeki imkân ve iktidarları Siyonist hayallerinizi ve şeytani niyetinizi gerçekleştirmek için korkunç bir haksızlık ve ahlaksızlık yolunda kullanacaksınız. Dünyayı savaş ve soygun alanına çevirecek ve insanları birbirine kırdıracaksınız.) Arkasından bu sonuncu (sapkınlık ve şımarıklığınızı cezalandırma) zamanı gelince, yine size öyle (Mü’min ve Mücahit kullarımızı göndereceğiz ki) yüzlerinizi kötüleştirsinler (servet ve saltanatınızı yıkıp sizi dize getirsinler, yüzlerinizi yere sürdürsünler) ve ilk kez girdikleri (Buhtunnasr ve Hz. Ömer döneminde Kudüs’ü fethettikleri) gibi tekrar yine Mescid’i (Aksa’ya) girsinler ve ele geçirdikleri (hain ve katilleri ve mel’anet merkezlerini) mahvu perişan etsinler. (Böylece Siyonist saltanatınıza son versinler ve İsrail denen beşeriyet bünyesindeki kanser urunu kesip temizlesinler. Ey Beni İsrail, bu Allah’ın va’di ve tehdididir ki, mutlaka yaşayacaksınız!)” (İsra: 7) ayetleri;

    a- Hem Yahudilerin dağıldıkları ülkelerden toplanıp yeniden Filistin’e taşınarak yeniden İsrail’i kuracaklarını,

    b- Hem, karşılıksız para olan dolar sayesinde dünya ekonomisine ve masonik yapılanmalar, BM ve NATO gibi teşkilatlar sayesinde insanlığı etkileyip yönlendirmeye başlayacaklarını,

    c- Hem de, bu fırsat ve imkanları sömürü ve zulüm yolunda kullanıp kudurdukları için yeniden yıkılıp darmadağın olacaklarını açıkça haber vermektedir ve bunlar Kur’an’ın bir mucizesidir.

    Amerika saldırgan İsrail’i değil, savunmacı Hamas’ı suçlamaktaydı!

    Vahşi İsrail’e kayıtsız şartsız destek veren ABD, Siyonistlerin her katliamında suçlu olarak, Filistin halkının savunucusu Hamas’ı göstermeye çalışmakta ve çözümü, direnişin durmasına bağlamaktaydı. Amerika çirkin bir utanmazlık ve umursamazlıkla, Filistin halkını yıllardır ambargo ile sindirmeye çalışan ve her bahane ile masum insanlara saldıran Siyonist İsrail'e değil, suçu halkını ve devletini savunmaya çalışan Hamas'a yıkmaktaydı! Şeytanla işbirliği halindeki ABD, “Türkiye ve Mısır gibi bölge ülkelerinin Hamas'ın durdurulması için gücünü kullanması gerektiğini” söylerken Gazze'ye acımasızca saldıranİsrail’in güya 'kendini savunma hakkı' olduğunu açıklamaktaydı. Dönemin Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışman Yardımcısı Ben Rhodes''Hamas üzerinde bir ölçüde etkisi olan, Türkiye ve Mısır ile bazı Avrupalı ortaklara, Hamas'a gerilimi azaltması için baskı yapma yönünde etkilerini kullanmaları çağrısını yapıyoruz'' diyerek işbirlikçilerini göreve çağırmıştı. ABD eski Başkanı Barak Obama ve Başkan Yardımcısı Joe Biden'in, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile görüştüğünü hatırlatan Rhodes, Obama'nın ayrıca Mısır Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi ile telefonla konuştuğunu da vurgulamıştı. Rhodes,''İsrail halkına karşı Gazze'den devam eden roket atışları tehditlerinin kabul edilemez'' şarlatanlığını yapıp, ''İsrail'in devam eden çirkin tehdide karşı kendisini savunma hakkı olduğunu, ABD'nin, roket atışlarıyla baş etmek için İsrail’in, Demir Kubbe sistemi gibi savunma kapasitelerine sahip olmasını desteklediğini, aynı zamanda İsrail'in, vatandaşları bu tür saldırılarla yüz yüze olduğundan meşru savunma hakkı(!) olması gerektiğini'' savunmaktaydı. Rhodes’in, ''İsrail ve Filistin tarafında hayatlarını kaybedenler dolayısıyla da çok üzgün durumdayız. Burada, gerilimi azaltma ve bölgede barışın hüküm sürebilmesi için roket saldırılarına son verme sorumluluğu tamamen Hamas'a aittir''sözleri, tam bir Siyonist uşaklığını yansıtmaktaydı. Yetmez, başta Almanya, Fransa, İngiltere… Tüm haçlı Batı dünyası: “kendisini savunma hakkını kullanıyor” yalanıyla İsrail’e destek çıkmaktaydı. O sırada Başbakan olan Sn. Recep T. Erdoğan’ın hal⠓Konuyu BM’ye götürme” çıkışları tam bir şaşkınlıktı. Çünkü zaten BM, İsrail’i kurmak ve korumak üzere oluşturulmuş bir Siyonist yapıydı. Obama’ya telefon açmakla övünüp avunanlar ve halkın havasını almaya çalışanlar: “Sen çocuk mu kandırıyorsun… Masum insanları suçsuz ve sebepsiz yere vahşice katleden İsrail’in, nasıl “kendini savunduğunu” söyleyip arka çıkıyorsun?” diye soramamıştı.

    Rahmetli Erbakan Hocamız’ın 23 Haziran 2007 tarihinde ve yaklaşan genel seçimler öncesinde, Tv-5’te Prof. Hasan Ünal ve Ekrem Kızıltaş’ın sorularını yanıtlarken söylediği:“İsrail uyduruk bahanelerle Lübnan ve Suriye’ye girip bizim sınırımıza kadar dayanacak, Adana İncirlik üssündeki ABD savaş uçaklarını ve füze rampalarını da kullanarak, Arz-ı Mev’ud (İsrail’e vaad edilen kutsal topraklar) arasında saydıkları Türkiye’mizi de işgale kalkışacaktır.” uyarıları, şimdi giderek derinleşen Suriye krizi ve Gazze gerginliği nedeniyle gerçekleşme aşamasındadır.

    Yahudilerin Siyonist takımını daha yakından tanımak ve İsrail’in tuzaklarına karşı tedbirli olmak için şu ayetleri dikkatlice okumalıdır:

     “Siz (Ey Müslümanlar halâ,) onların (Yahudi ve Hıristiyanların) size inanacaklarını mı umuyorsunuz? Oysa onlardan bir bölümü, Allah'ın sözünü işittikten, (iyice algılayıpyararına ve doğruluğuna kanaat getirip) akıl erdirdikten sonra, bile bile değiştirip (tahrif ederlerdi).” (Bakara: 75)

    “(Yahudilerden Münafık insanlar) İman edenlerle karşılaştıklarında (biz de) "İman ettik" (sizinle beraberiz) diye (yalan) söylerler; kendi başlarına kaldıkları zaman ise:(Birbirine) "Allah'ın size açtıklarını (açıkladıklarını), Rabbiniz katında size karşı (aleyhinize) bir belge olsun diye mi onlarla hadisleşip (Müslümanlarla konuşuverip gizli kalması gereken gerçekleri) bildirirsiniz, halâ akıllanıp (ikiyüzlü hareket etmeyecek misiniz?) demektedirler." (Bakara: 76)

    “Andolsun, onları (Yahudileri ve Yahudileşmiş kimseleri) hayata (dünya rahatına ve menfaatine) karşı (diğer) insanlardan ve şirk koşanlardan (bile) daha ihtiraslı bulacaksın. (Onlardan) Her biri, bin yıl yaşatılsın arzusundadır; oysa bunca yaşaması (bile) onu azaptan kurtarmayacaktır. Allah, onların yapmakta olduklarını Görendir (ve kayıt altına almaktadır).” (Bakara: 96)

    “(Yahudiler) Ne zaman bir ahidde bulundularsa (kiminle anlaşma yaptılarsa), içlerinden bir bölümü onu bozmadı mı? Doğrusu, onların çoğu iman etmez (sapkınlardı).”(Bakara: 100)

    “Kitap Ehlinden olan kâfirler ve müşrikler (ve içimizdeki münafık ve marazlı kişiler), Rabbinizden üzerinize bir hayrın indirilmesini arzu etmezler. (Yararınıza olan girişimleri desteklemezler.) Allah ise, dilediğine rahmetini tahsis eder. Allah büyük fazl sahibidir.”(Bakara: 105)

    “(Yahudiler) Her nerede bulunurlarsa bulunsunlar -Allah'ın ipine ve insanların ipine (ahdine) sığınanlar başka- onlara zillet (zorluk ve horluk damgası) vurulanlardır. Onlar, Allah'tan (hak ettikleri) bir gazaba uğramışlardır da üzerlerine aşağılanma (damgası) basılmıştır. Bu, Allah'ın ayetlerini inkâr etmeleri ve peygamberleri haksız yere öldürmeleri nedeniyledir. (Yine) Bu, isyan etmeleri ve haddi aşmaları dolayısıyladır.” (Al-i İmran: 112)

    “(Ey Mü’minler) Sizler, işte böylesiniz; (halâ) onları seversiniz, oysa onlar sizi sevmezler (üstelik düşmandırlar). Siz Kitabın tümüne inanırsınız, onlar (Yahudi uşağı münafıklar ise) sizinle karşılaştıklarında "inandık" derler, (ama Kur’an’ın şeriat hükümlerine inkâr ve itiraz ederler) kendi başlarına kaldıklarında ise, size olan kin ve öfkelerinden dolayı parmak uçlarını ısırırlar. De ki: "Kin ve öfkenizle geberin!" Şüphesiz Allah, sinelerin özünde saklı duranı Bilendir.” (Al-i İmran: 119)

    “Allah'ı ve elçilerini (Ayet ve hadislerin hükümlerini gereksiz ve geçersiz sayıp) inkâr eden, (Kur’an yeterlidir, hadise lüzum yoktur iddiasıyla) Allah ile elçilerinin arasını ayırmak isteyen, "Bazısına inanırız, bazısını tanımayız" diyen ve bu ikisi arasında bir yol tutturmak isteyenler. (Allah’ın ve Müslümanların düşmanı, Siyonist şeytanların uşağıdır.)” (Nisa: 150)

    “İşte bunlar, gerçekten kâfir olanlardır. Kâfirlere ise aşağılatıcı bir azap hazırlamışızdır.” (Nisa:151)

    “(Yahudileri) Ondan nehyedildikleri halde faiz almaları ve insanların mallarını haksız yere yemek (ve gasp etmek üzere sömürü ve soygun düzeni kurmaları) nedeniyle (öyle yaptık ve lanete uğrattık). Onlardan kâfir olanlara pek acıklı bir azap hazırlamışızdır.” (Nisa: 161)

    “Ey Elçi (ve Allah yolunun öncüleri! Haklı ve hayırlı bir davaya) kalpleri inanmadığı halde, ağızlarıyla “inandık” deyip (istismar eden münafık kimselerle), Yahudilerden küfür içinde çaba gösteren (Siyonistler) Seni üzmesin… Onlar (hem kendileri şeytani kesimlerin) yalanına kulak asanlar, (hem de açıkça) gelip (içinize giremeyen malum ve melun bir) kavim adına, kulak tutan (sizden haber toplayıp onlara ulaştıran) kimselerdir. Onlar, kelime (ve kavramları, temel esas ve kuralları) yerlerine konulduktan (ve sağlam bir düzene bağlandıktan sonra) onları saptırmaya ve çarpıtmaya uğraşırlar ve (çevrelerine): “Size şu (makam ve menfaatler) verilirse onu alın, o (ruhsat ve fırsatlar) verilmezse ayrılıp uzaklaşın” (diyen hainlerdir). Allah (niyeti ve tiyneti bozuk) kimlerin fitneye düşmesini isterse, artık Sen onun için Allah’tan hiçbir şeye malik olamazsın (düzeltemezsin). İşte onlar, Allah'ın kalplerini temizleyip arıtmak istemedikleridir. Dünyada onlar için bir aşağılanma, ahirette ise onlar için büyük bir azap (gereklidir).” (Maide: 41)

    “(Bu münafık insanların) çoğunluğu günah işlemek, (İslami harekete) düşmanlık etmek ve (faiz ve rüşvet gibi) haram yemek hususunda adeta yarış etmektedirler. Yaptıkları ne kadar kötü ve çirkindir.” (Maide: 62)

    “(Maneviyat ehli geçinen ve Rabbaniyyun denilen) Din adamlarıyla, ilim erbabı bilinen (ve Ahbar denilen) bazı insanlar da (maalesef makam ve menfaat hatırına) bunların yalan yanlış sözlerine ve açıkça haram yemelerine (göz yumup fetva vermektedirler.) Oysa bunlara mani olmaları gerekmez miydi? (Bütün bilginlerinin ve maneviyat önderlerinin (şeyhlerinin ve ağabeylerinin bu münafıklarla menfaat ortaklıkları yüzünden) susmaları ne kötü bir şeydi!) Bu süslü amelleri ne çirkindi!” (Maide: 63)

    “Andolsun, insanlar içinde, mü'minlere en şiddetli (ve tehlikeli) düşman olarak Yahudileri ve müşrikleri (ve Protestan, Evanjelik gibi Siyonistleşmiş Hıristiyan kesimleri ve sözde Müslüman geçinen işbirlikçileri) bulursun. Onlardan, iman edenlere sevgi bakımından en yakın olarak da: "Biz Nasarayız. (Hakka ve hayra yardımcılarız)" diyenleri bulursun. Bu, onlardan (birtakım iyi niyetli ve istikamet ehli) papaz ve rahiplerin olması ve onların gerçekte büyüklük taslamamaları (Kur’an’a ve İslam’a saygılı davranmaları) nedeniyledir.” (Maide: 82)

    “Onlar, kendisinden nehyolundukları ‘şeyi yapmada ısrar edip başkaldırınca’ onlara: “Aşağılık maymunlar olunuz” dedik. (Onları taklitçi ve batı takipçisi kimseler haline getirdik.)”

    “İşte o zaman Rabbin onlara en kötü azabı yapacak kimse(leri) kıyamet gününe kadar üzerlerine mutlaka göndereceğini de bildirdi. (Bu yüzden Yahudiler fitne ve hile ile her azdıklarında onları rezil ve zelil edecek kimseler geldi.) Şüphesiz, Rabbin (ceza ile) sonuçlandırması pek çabuk olandır ve gerçekten O, Bağışlayandır, Esirgeyendir.”

    “Onları (İsrailoğullarını hile ve hıyanetleri, isyan ve fitneleri sebebiyle) yeryüzünde ayrı ayrı topluluklar halinde paramparça edip dağıttık. (Bunların) kimileri Salih (davranışlarda bulunuyor, ama genellikle) bunların dışında kalanlar aşağılık kimselerdir. Olur ki dönerler (ve tövbe ederler) diye onları iyiliklerle ve kötülüklerle imtihan ettik.” (Araf: 166-167-168)

    İşte İsrail, İslam ülkelerindeki bu işbirlikçi hükümetler ve teslimiyetçi zihniyetler sayesinde her gün şeytani sefere(!) çıkmakta ve Siyonist zaferler(!) kazanmaktaydı. Sözde İsrail aleyhine atıp tutanların ve onun zulmünü kınayanların bu tavrı ise, gerçekte Siyonizm’e hizmetkârlığın kahramanlık kılıfıydı. Oysa haklayacak adam hava atmazdı!.. Hesap soracak olan, horozlanmazdı! İsrail’e yönelik bu kof kabadayılıklar, Siyonist keferenin işini kolaylaştırmaktan ve öfkesi kabaran halkların gazını almaktan başka işe yaramazdı!.. Ne Ahmet Davutoğlu, Arap birliği üyesi bakanlarla beraber Gazze’yi ziyaret ederken ve ne de Kültür Bakanı Nabi Avcı İsrail’e resmi ziyaret gerçekleştirirken bile kuduz İsrail bunları hesaba katmadığını ve dikkate almadığını göstermek için saldırı ve katliamlarına ara vermeye dahi tenezzül buyurmamış, üstelik konuk bakanların yaralıları görmeye gittiği Şifa Hastanesini hedef alıp iki kameramanı öldürmekten sakınmamıştı.

    Katil Ariel Şaron’un kendisine: “En huzurlu olduğum ve mutluluk duyduğum an; Filistinlilere karşı tankların üzerinde bulunduğum andır” dediğini nedense çok sonraları hatırlayan ve yıllarca bu ağır ve aşağılayıcı ifadeleri sinesinde taşıyan kahraman iktidarımız ve kurmaylarımız sonunda aynı İsrail’le normalleşme anlaşması bile imzalamışlardı. Oysa yıllardır can çekişip bir türlü öteye geçemeyen Ariel Şaron, sizin dişlerinizi defalarca saydığı ve kim bilir kaç kez test edip ayarınızı anladığı içindir ki, bu hakareti yüzünüze karşı küstahlıkla yapmış, ama gerekli yanıtı alamamıştı.

    İsrail’i caydırmak ve cesaretini kırmak istiyorsanız, Erbakan’ın D-8 ülkeleri başbakanlarını ve Genel Kurmay Başkanlarını Ankara’da toplayıp, Siyonist saldırganlara karşı ilk adım olarak siyasi ve diplomatik ilişkileri askıya aldığınızı açıklayın da sizi alkışlayalım… En azından Venezüella eski Devlet Başkanı Hugo Chavez kadar cesaret ve dirayet gösterip, İsrail Büyükelçisini kovup dışarı atın da ciddiyet ve cesaretinize inanalım. İsrail vahşetine hala destek çıkan ABD ve AB ülkelerine ekonomik bağımlılıktan ve bizi esir alan borç batağından kurtaracak gerekli ve gerçekçi adımları atın; İslam Dünyasını, hatta Rusya, Çin, Hindistan ve Güney Amerika’yı harekete geçirip, yeni bir barış ve adalet işbirliğini başlatın da arkanızda saf bağlayalım. Ama bunları yapamazdınız ve keşke yapıp da bizleri yalancı çıkarsaydınız! Çünkü Erbakan Hocamızın dediği gibi, bunlar duyarsız ve mayasız olmazdı!.. Bunlar davasız ve sevdasız olmazdı!.. Ama her şeye rağmen İsrail’in zulüm ve terör mekanizması yok olacak, Amerika ve Avrupa’nın sömürü saltanatı yıkılacak ve mazlumlar elbette kurtulacaktı!



























    Bu Haber 874 defa okunmuştur.
    Dost Siteler...
    www.millicozum.com
    www.necmeddinerbakan.net

 
Yorum Ekleyin
Yorum eklemek için üye olmanız gerekmektedir.
 
Telif Hakkı: Prof. Dr. Necmettin Erbakan - NecmettinErbakan.Net, Necmettinerbakan.org | Milli Çözüm Dergisi | AhmetAkgul.Net | MealiKerim.com | İLETİŞİM |RSS