• KÜÇÜK KIZ ÇOCUKLARININ EVLENDİRİLMESİ SAPKINLIĞI!

    KÜÇÜK KIZ ÇOCUKLARININ EVLENDİRİLMESİ SAPKINLIĞI!

    31 Aralık 2022

     
    | Devamı

    Akıl ile nakil (Ayet ve Hadislerin zahiri manaları) çatıştığında, nakil; akla göre te’vil olunur”, yani; aklın ve vicdanın esas alınması lazımdır kuralı, İmam-ı Azam Ebu Hanife’ye göre de doğru bir yaklaşımdır. Şimdi bu temel ve genel kurala ve insan fıtratına (yaratılış tabiatına) aykırı olarak 6-9-11… gibi çocuk, hatta bebek yaştaki kız çocuklarının evlendirilebileceğine yönelik fasit fetvaların, “İslam’ın bir ruhsatı” veya “Resulüllah’ın uygulaması” gibi algılanması, esasta inancımıza da insanlığımıza da aykırıdır.

    Erken dönemlerden günümüze dek başta fıkıh kitapları olmak üzere konuyla doğrudan ya da dolaylı, ilgili birçok eserlerde küçüklerin evlendirilebileceğine hükmedilmiş olması, maalesef yaygın bir yanlıştır. Bu eserlerde konuyu delillendirme maksadıyla, özellikle Talâk Suresi’nin 4. ve Nisa Suresi’nin 6. ayetlerine, Hz. Aişe’nin küçük yaşta evlendirildiğine dair rivayetlere, icmâ deliline, fıkhî kıyas metodolojisine ve maslahat prensibine atıf yapılması da alâkasız bir yaklaşımdır. Bu konu; fürû-ı fıkıh (fıkhın dalları) bakımından ve usul-i fıkıhta Kur’an, Sünnet ve kıyasın nasıl algılanıp uygulandığı açısından teorik; varılan sonucun hukuki, sosyal ve psikolojik etkileri açısından da pratik öneme sahip bulunmaktadır. Bu konudaki yazı, yorum ve yayınlarda; bu hükmün delili olarak öne sürülen ayetlerden yapılan istidlaller, Hz. Aişe’nin küçük yaşta evlendirildiğine dair rivayetler, icmâ delili, yapılan kıyas işlemi ve maslahat prensibi öne sürülürken, bunların özellikle ve öncelikle fıtrata (yani insan tabiatına ve yaratılışa), ayrıca akla ve vicdana aykırı olduğu üzerinde pek durulmamıştır. İşte bu yüzden yanlış, hatta vahim bulduğumuz hatalar yapılmıştır.

    Şu kitaplarda bu yanlışa rastlanmaktadır:

    a- Şeybânî, el-Câmi’u’s-sağîr (en-Nâfiu’l-kebîr isimli şerhle birlikte), Âlemü’l-kütüb, Beyrut, 1986, s. 170 vd.; 171;

    b- Kitâbü’l-asl el-ma’rûf bi’l-Mebsût, Âlemü’l-kütüb, Beyrut, 1990, I, 409-410, II, 395; el-Câmi’u’l-kebîr, Dâru’l-kütübi’l-ılmiyye, Beyrût, 2000, s. 101, 102;

    c- Mergînânî, el-Hidâye, Beyrut, 1995, I, 186, 294;

    ç- Mevsılî, el-İhtiyâr, İstanbul, 1984, III, 94, 172, IV, 12;

    d- Meydânî, el-Lübâb, İstanbul, t.y., III, 10, 14, 18, III, 80, 83;

    e- Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, Mısır, 1958, III, 168 vd.;

    f- Derdîr, eş-Şerhu’s-sağîr, Kahire, II, 396 vd.

    g- Serahsî, el-Mebsût, Dâru’l-ma’rife, Beyrût, 1406, IV, 212-213;

    h- Zeydân, el-Vecîz, Dersaadet, t.y., s. 209;

    ı- Şa’bân, İslam Hukuk İlminin Esasları, trc. İbrahim K. Dönmez, TDV, Ankara, 1990, s. 143-144;

    i- Buhârî, Sahîhu’l-Buhârî, thk. Mustafa Dîb el-Büğâ, Dâru İbn Kesîr, Beyrût, 1987, “Nikâh”, 38;

    j- Müslim, Sahîhu Müslim, thk. Muhammed Fuâd Abdülbâkî, Dâru İhyâi’t-türâsi’l-arabî, Beyrût, t.y., “Nikâh”, 69,

    k- Nesâî, Sünen (el-Müctebâ), Haleb, 1986, “Nikâh”, 29;

    l- İbn Mâce, thk. Muhammed Fuâd Abdülbâkî, Dâru’l-fikr, Beyrût, t.y., “Nikâh”, 13.

    Bu arada, bir durumu açıklığa kavuşturmakta fayda vardır:

    İslami literatürde “kaynak” deyince sadece; 1- Kur’an-ı Kerim’in sarih (açık) ayetleri, 2- Peygamber Efendimizin sahih (doğru) hadisleri anlaşılır. Yoksa, bir bilginin yer aldığı, bir fetvanın yazıldığı kitaplar “Kaynak” değil, sadece alıntı adresleri konumundadır.

    Kur’an’ın temel esaslarına, Resulüllah’ın genel amaçlarına, aklın ve vicdanın, yani fıtratın gerekli yasalarına aykırı kanaat ve fetvaların yer aldığı Dini kitapları “değişmez kaynak ve kutsal dayanak” yerine koymak ise, Müslümanları “EHL-İ KİTAP” konumuna taşır. Çünkü Ehl-i Kitap kavramı; Kur’an’ı ve Resulüllah’ı bırakıp, Dini eserleri yeterli ve yegâne başvuru kaynağı yapan kimseleri de kapsamaktadır.

    Günümüzde, bu tür fetvaları ve cevazları doğru ve uygun sanarak, ama aklını ve vicdanını devre dışı bırakarak, 6 (altı) yaşındaki kız çocuklarını evlendiren marazlı kafalardan ziyade, bu kanaat ve kararları İslami hükümler diye kitaplarına yazan ilim erbabının yanlışlığı ve vahim bir hata yaptıkları üzerinde yoğunlaşmak lazımdır. Önce; Kur’an’ın ruhuna ve genel esaslarına, Resulüllah’ın son peygamberlik vasfına ve kıyamete kadar en güzel örneklik sıfatına… Ayrıca akla, vicdana ve insan fıtratına asla uymayan bu tür fasit fetvalar:

    A- Ya İslam’ın ulvi mana ve maksadına, fıtrat esaslarına ve toplum maslahatına uygun olup olmadığı üzerinde yeterince durulmadan alınmıştır.

    B- Veya, Araplarda kadınların aybaşı haline girdikten sonraki yıllarını “yaş” olarak saymaları (Bak: Musa Carullah. Hatun 81. Kitabiyet yy. Trc. Mehmet Görmez) geleneğinden habersiz olarak bu karara varılmıştır.

    C- Yahut, kendisinden önceki bir fetvayı, taklitçilik damarıyla aynen alıp tekrarlamıştır.

    Ç- Ya da; bazı etkili ve yetkili çevrelere yaranma amaçlı ve bilgiçlik taslama hesaplı yapılmıştır.

    D- Bu kitaplarda %95 hayırlı, yararlı, açıklayıcı ve hayatı kolaylaştırıcı uygun ve doğru tespitler yanında, böylesi alâkasız ve yakışıksız tevillerin bulunmasını hatırlatmamızı da insaflı bulmak ve İslam’ı bu töhmetten kurtarmak lazımdır.

    Ve zaten, herhangi bir İslam âlimini, hâşâ, hatasız saymak, her kanaat ve içtihadını doğru sanmak… Kur’an’a, İslam’ın amacına, akla ve vicdana uygun olup olmadığını tartışmaktan sakınmak, onu ilahlaştırmaktır ve elbette sapkınlıktır.

    Çok Soru Alan Bir İnternet Sitesinde Şöyle Bir Fetva Yayınlanmıştı ve İslam Adına Yüz Karasıydı:

    “Fıkıhta evlilik yaşları kaçtır. Küçük yaşta evlenen kızın gerdek için hayız görme şartı var mıdır?” sorusu şöyle yanıtlanmıştı:

    “Evlilik yaşı konusunda belirlenen bir sınır yoktur. Evlenen kızın nikâh için büluğ çağına ermesi şart değildir; ancak cima için büluğ çağına ermesi gerekir. Fıkıh açısından teorik olarak bebek de, yüz ellilik ihtiyar da evlenebilir. Ancak evlilik hayatında problem olabilecek derecedeki yaş farklılıklarına kefâet (denklik) açısından bu konuda dikkat edilmelidir.”

    Oysa “Evlilikte yaş sınırı yoktur” yaklaşımı yanlıştır, İslam’a ve fıtrata aykırıdır. Halbuki Kur'an evlilik çağına dikkat çekip, “reşit olmayı” şart koşmaktadır. Çocukların evlenebileceğine dair fetva, Talâk Suresi dördüncü ayetini yanlış anlama çabalarından kaynaklıdır. Ayetteki "adet görmeyenler" ifadesinden çocuklarla evlenmeye fetva çıkarmışlardır.

    Talâk Suresi 4. ayetin meali şöyledir:

    “(Yaşlılık sebebiyle) Kadınlarınızdan artık âdetten kesilmiş (menopoza girmiş veya ameliyatla aybaşı özelliğini yitirmiş) bulunanlarla; (ve yine evlenme çağına geldiği halde tıbbi nedenler ve fıtri -doğuştan gelen- bazı engellerle) âdet görmemiş olanların iddet (bekleme süre)leri ise -eğer şüpheye düşecek olursanız- (biliniz ki) üç aydır. Hamile kadınların bekleme süresi ise, yüklerini bırakmaları (doğum yapmaları ile sona ulaşır). Kim Allah’tan korkup (haksızlık ve hayâsızlıktan) sakınırsa (Allah) ona (her) işinde bir kolaylık kılacaktır.” [Not: Nisa Suresi 6. ayeti; kızlar için “nikâh-evlenme” çağının; “büluğa-ergenliğe” erişmeleri şartından öte; rüşd’e, yani akli ve bedeni olgunluğa ulaşmış olmalarını da şart koşmaktadır. Bu nedenle çocuk evlilikleri İslam’a da insanlık fıtratına da aykırıdır. Hz. Peygamberimizden sonra kaç yıl yaşadığı ve kaç yaşında bu dünyadan ayrıldığı tarihi belgelerle hesaplandığında Aişe validemizin Aleyhissalatü Vesselam Efendimizle 18 (on sekiz) yaşında evlendiği ortaya çıkmaktadır. Çünkü sağlam kaynaklara göre Hz. Fatıma ile aynı yılda (M.605) doğmuşlardır.]

    Suriyeli âlim Vehbe Zuhayli'nin el-Fıkhu’l-İslamî kitabında; Talâk Suresi dördüncü ayetinin, küçük kız çocukların evlenmesine delil sayılması da yanlıştır.

    “İslam âlimlerinin birçoğuna göre, erginlik çağına girmemiş bir kız çocuğunun uygun bir kimseyle evlendirilmesi caiz bulunmaktadır. ‘Kadınlarınızdan âdetten kesilenlerin iddetinde tereddüt ederseniz, onların iddet süreleri üç aydır. Henüz âdet görmeyenlerin (de süreleri böyle hesaplanır)’ (Talak: 4) mealindeki ayette yer alan ‘Henüz âdet görmeyenlerin de süreleri böyledir.’ ifadesi, âdet görmemiş kız çocuklarının da evlendirilebileceğine delil sayılmıştır. Bazen küçük yaştaki kızı evlendirmek bir maslahata binaen yapılır. Baba, uygun talibi kaçırdığı takdirde, bir daha öyle bir kimseyi bulamayabilir endişesiyle kızını evlendirmesi maslahata uygun bulunmaktadır. Maslahat ise, şer’î bir delildir. (Bak: V. Zuhaylî, el-Fıkhu’l-İslamî, 7/179-180).”

    Talâk Suresi Dördüncü Ayette Yapılan Tahrifatlar ve Yanılgılar Şunlardır:

    “Küçüklerin veliler tarafından evlendirilebilmesine cevaz veren hükmün ayet, rivâyet, icmâ, kıyas ve maslahat gibi delillerine kısaca değindik. Şimdi bu delilleri değerlendirip meseleyi Kur’an açısından hükme bağlamaya çalışacağız. “Kadınlarınız içinden, âdetten kesilmiş olanlarla, âdet görmeyenler hususunda tereddüt ederseniz, onların bekleme süresi üç aydır…” mealindeki Talâk Suresi’nin 4. ayetini “henüz hayız görmemiş olanlar” olarak yorumlayanlar “küçüklerin evlendirilebilmesi” için bu ayeti delil saymaktadır. Oysa Arapça’da “lem” edatı di’li ve miş’li geçmiş zamanın olumsuzu (cahd-i mutlak), “lemm┠edatı ise şimdiki bitmiş zamanın olumsuzunu (cahd-i müstağrak) ifade etmek için kullanılır. Dolayısıyla “henüz” anlamını “lem” değil “lemm┠edatı kazandırır. “Lemm┠başına geldiği muzari fiilin zamanını geçmişe, anlamını ise olumsuza çeviren bir edattır. Fiilin henüz olmadığı, ama olmasının beklendiği anlamını kazandırır. Ayrıca çocuk için “hayız görmedi” ifadesi kullanılmaz. Çünkü zaten hayız görmediği için çocuktur. Bu ifadenin kullanılması için şahsın önce hayız görmeye başlaması sonra da çeşitli sebeplerle hayız görememesi lazımdır. Bize göre “lem yahıdne” ile kastedilen “mümteddetü’t-tuhr” denilen ve hayzı birkaç yıl uzayabilen kadınlardır. Ayet bu kadınların durumunu konu almaktadır. Aksi halde bu durumda olan bir kadının boşandıktan sonra iddetinin bitmesi ve kocasının evinde geçireceği zaman, seneleri bulacaktır.”[1]

    "Henüz adet görmemiş" ifadesinin başındaki “henüz” kelimesi ayetin mealine dışarıdan katılmıştır. Üstelik eğer “lem” edatı değil de “lemm┠edatı olsaydı, bu insanların yorumları haklılık kazanırdı. O zaman âdet görme olayının henüz olmadığı ama olmasının beklendiği anlamı çıkarılacaktı. Ama "(henüz) adet görmemiş" ifadesinin başında “lemma” değil “lem” vardır. Peki anadili gibi Arapça bilen insanlar bunları nasıl gözden kaçırır? Talâk Suresi’nde bahsedilen olay boşanma şartları ve kurallarıdır. Bu sure evlenmiş, evli yaşamış sonra da evliliklerini bitirme kararı alan insanlara, nasıl ayrılacaklarını anlatmaktadır. Ayet, âdetten kesilen ve âdet düzensizliği yaşayan kadınların bekleme süresini açıklamaktadır. Arapça bilmeyen Müslümanlar ve İslam karşıtı insanlar da Talâk Suresi dördüncü ayetin mealine veya Vehbe Zuhayli gibi insanların kitaplarındaki açıklamalara bakarak İslam'da çocukların evlendirilmesine izin verildiğini sanıp yanılmakta ve sapıtmaktadır.




    ...



    MAKALENİN TAMAMI İÇİN LÜTFEN TIKLAYINIZ..








    Bu Haber 107 defa okunmuştur.
    Dost Siteler...
    www.millicozum.com
    www.necmeddinerbakan.net

 
Yorum Ekleyin
Yorum eklemek için üye olmanız gerekmektedir.
 
Telif Hakkı: Prof. Dr. Necmettin Erbakan - NecmettinErbakan.Net, Necmettinerbakan.org | Milli Çözüm Dergisi | AhmetAkgul.Net | MealiKerim.com | İLETİŞİM |RSS