• KÜÇÜK DÜŞÜNENLERLE, BÜYÜK DÖNÜŞÜMLER BAŞARILAMAZDI!

    KÜÇÜK DÜŞÜNENLERLE, BÜYÜK DÖNÜŞÜMLER BAŞARILAMAZDI!

    05 Ekim 2019

     
    | Devamı


    KÜÇÜK DÜŞÜNENLERLE,

    BÜYÜK DÖNÜŞÜMLER BAŞARILAMAZDI!

          

    Mü’minliğin en belirgin özelliği, MERT’lik ve NET’liktir; “önderlik” ise ayrıca cesaret, metanet ve yüksek feraset istemektedir. Zahiren sahiplendiği kutlu ideallerine kendisi bile inanmamış ve hayatını adamamış olanların, başkalarının pohpohlamalarıyla ve kof edebiyatlarla oluşturdukları heyecan dalgası saman alevi gibidir, parlayıp sönecektir. Oysa; cehalet ve gaflet karanlıklarını, hakikat çağrıları ve basiret çıralarıyla aydınlatıp giderecek; Yüce Allah’ın izni ve inayetiyle, karamsarlık ve nemelazımcılık kışlarında donmuş vicdan buzlarını, avuçlarında ve bağrında eritecek yiğit bilgeler gereklidir. Hamurdan ekmek, çamurdan çömlek ve samurdan kürklü yelek olur, ama hamurdan-çamurdan çelik kılıç yapmak mümkün değildir. Bu bir maya meselesidir.

    Evet; küçük beyinlerle, büyük devrimler yapıldığı hiç görülmemiştir. Çünkü güdük iradelerle ancak düşük idareler gerçekleşir. Tam bir iman teslimiyeti ve Kur’an istikameti bulunmayan, vicdani bağımsızlık ve bağışıklık kazanmayan, takva samimiyeti ve dava gayreti taşımayan tiplerin, kutsi hedeflere öncülük edeceğini düşünmek saflık alâmetidir. Böyleleri ancak, malûm merkezlerin parlatıp vitrin mankeni olarak “yüksek(!) makamlara” taşıdıkları dava hainlerine yaranma ve onların himayesinde bir yerlere tırmanma hesap ve hevesindedir. Oysa her şey Ezel’de tayin ve takdir edilmiştir; Allah’ın nasip etmediğini, kimse bize veremeyecektir.

    Bismillahirrahmanirrahim.

    “… Allah’ın emri; (bütün işleri ve hükümleri, ölçüyle tanzim ve) takdir edilmiş bir kaderdir. (Bunun değiştirilmesi ve geciktirilmesi mümkün değildir.)”

    “(Rabbinin seçtiği ve rehber tayin ettiği kutlu insanlar) Ki onlar; Allah’ın risaletini (mesaj ve müjdesini öğrenip öğreten ve) tebliğ edenlerdir; ve O’ndan haşyet (ve hürmetle) içleri titreyenlerdir; ve Allah’ın dışında hiçbir kimseden (hiçbir güç ve kesimden) korkmadan (davasını ve davetini yürütenlerdir). Hesaba çekici (ve herkese hak ettiği karşılığı verici) olarak, Allah kâfidir.” (Ahzab Suresi 38. ayet son kısım ve 39. ayet)

    İslami diriliş ve derleniş hareketine, insani düşünüş ve Milli Görüş devrimine ve Türkiye merkezli Adil bir Düzen’in yeryüzü hâkimiyetine öncülük yapacak kabiliyet ve karakterde, ulvi hedefler istikametinde bir lider elbette lazımdır ve mutlaka ortaya çıkacaktır. Cenab-ı Hak’kın takdir ve tayin buyurduğu, mazlum halkların da ihtiyaç duyduğu böyle bir değişim ve devrime, hiçbir güç engel olamayacaktır; milyarların duası ve mazlumların davası yerde kalmayacaktır.

    Bir hücredeki harika mucizeyi, bir böcekteki akıl almaz marifeti, bir tohum tanesinde gizlenen İlahi projeyi, insan neslindeki yüksek meziyeti ve sırr-ı hilafeti (Allah’ın adaletini temsil mesuliyetini), yeryüzündeki mükemmel dengeyi ve en küçük dairesinde milyonlarca dünyayı barındıran yedi kat ve milyarlarca tabaka göklerdeki muhteşem âlemlerin esrar perdesini aralamak, araştırmak ve insanlığa yeni ufuklar açmak gayret ve basiretinden mahrum bulunan malum zevatın, “Post’ta oturarak dosta ulaşmak” hevesiyle; şu gaflet, cehalet ve dalâlet batağındaki insanlık irşat olunur mu?

    Samimi bir ihtiyaç ve iştiyak duyarak, mâna ve mealini okuyup Allah’ın maksadını ve mesajını anlamaya çalışarak Kur’an iklimine, yani hakikat ve hikmet sarayının içine girmeyip; sadece mübarek lafzını ezberleyen, Mushaf’ın sürekli çevresinde gezinip, bir türlü özüne nüfuz etmeyen taklitçi ve şekilci, hatta dini istismar edici zerzevattan, mazlumların ve Müslümanların kurtuluş davasına rehberlik yapmaları umulur mu?

    İslam’ın emirlerini ve iyilikleri tebliğden kaçınan, haram ve haksızlıkları, akılsızlık ve ahlâksızlıkları kötülemekten bile korkan; Ayet ve Hadis okuyup, zalim insanlardan makam ve menfaat kollayan; hoşgörü safsatasıyla CİHAD’ı, hikâye ve cevaz fetvalarıyla İCTİHAD’ı unutturan; yani yeni bir Kur’an medeniyetinin ve Adil bir Düzen’in ekonomik, siyasi, ilmi ve ahlâki kurum ve kurallarını hazırlamaktan aciz, hatta böyle bir ihtiyaçtan bile habersiz bulunan madrabazların peşinde sürüklenip, saadet nizamına kavuşulur mu?

    “Ey iman edenler, (sakın) Benim de düşmanım sizin de düşmanınız olan (kişileri, çevreleri ve ülkeleri) evliya edinmeyin. (Zalim ve kâfir güçlerin hükmüne ve himayesine girmeyin. Buna rağmen hangi sebep ve beklentiyle) Siz onlara karşı meveddet (yaranmak için muhabbet ve destek) yöneltmektesiniz; oysa onlar size Hakk’tan gelen (Kur’ani emir ve hükümleri) inkâr etmişler, Rabbiniz olan Allah’a imanınızdan dolayı, Elçiyi de, sizi de (hürriyetlerinizden ve hükümet etmekten) çıkarıp (izzetli hayatın dışına itmişlerdir). Eğer siz, Benim uğrumda (Kur’an’ın adalet kurallarını hâkim kılmak ve herkese temel insan haklarını sağlamak üzere) CİHAD etmek ve Benim rızama erişmek (niyeti ve gayretiyle yola) çıkmış iseniz (nasıl oluyor da hâlâ kalbinizin içinde) onlara (zalim ve kâfir güruhuna) karşı meveddet (sevgi ve destek) gizliyorsunuz? (Oysa) Ben sizin gizli tuttuklarınızı da açığa vurduklarınızı da bilirim. Sizden kim bunu yaparsa (zalim ve kâfir güçlere yaranmaya ve sığınmaya çalışırsa) artık o(nun Hakk) yolun ortasından şaşırıp-sapmış olduğu (kesindir).”[1]

    “… (Deyin ki: Ey kâfirler ve hainler!) Sizi (sisteminizi ve velayetinizi) tanımayıp inkâr ettik. (Her türlü şirkten ve şüpheden uzak) Allah’a Vahid (yegâne kudret ve hüküm sahibi) olarak iman edinceye kadar, sizinle bizim aramızda ebedi bir buğz ve düşmanlık baş göstermiştir...”[2]

    Ayetlerinin emri bu kadar net ve sert şekilde ortada iken, hâlâ gidip İslam ve insanlık düşmanı ABD ve Yahudi Lobilerine ve AB Haçlı mahfillerine sığınan ve ırkçı emperyalist odaklarca beslenip sağılan kimseler, her ne kadar cafcaflı sıfatlar ve yaldızlı yaftalar takılsa da, aslında onlar sefil ve zelil mahlûklardır, gayet basit ve fasit figüranlardır. Böyle zavallı sığınmacılardan himmet ve himaye uman parti Genel Başkanları ve dini cemaat şaklabanları ise, onlardan çok daha zavallı ve geri zekâlıdır.

    “(Onlardan belki) Yardım görürler diye Allah’tan gayrı ilahlara (süper güç sanılan tanrılara, zalim tağutlara ve işbirlikçi iktidarlarına) tutundular. (Oysa) Onların (sahte ilahların) kendilerine (gerçek anlamda) yardım etmeye güçleri yetmez, üstelik kendileri onlar için (hizmete âmade) hazır asker konumundadırlar.”[3] ayetleri bunların durumunu ne güzel anlatmaktadır. Daha önce de yazdık ve hatırlattık:

    Aziz Hocamızın aile efradının ve evlatlarının, bizim ve bütün Milli Görüşçülerin üzerinde beş temel hakları vardır.

    1- “İslam kardeşliği”, “İnnemel mü’minune ihvetün” hakkıdır. Çünkü hepsi de çok şükür iman ve istikamet ehli insanlardır.

    2- “Dava birlikteliği” hakkıdır. Hocamızın çocukları; Hak davamıza bağlı, istikamet, hizmet ve gayret amaçlı, kutsal hedeflerimize ve Adil Düzen medeniyetine sevdalı bulundukları sürece başımız üstünde yerleri vardır. Zaten böyle olmaları lazımdır, aksi halde Hak’tan ve hayırdan savrulacaklardır.

    3- Muhterem Hocamızın evlatları olmanın, O’nun yakınları ve sırdaşları şerefini taşımanın da elbette ayrı ve özel bir hatırı vardır. Kur’an’ın tercümanı ve Hak davasının bayraktarı olması nedeniyle Hocamıza duyulan haklı muhabbet ve bağlılığın bir gereği de, O’nun çocuklarına ve yakınlarına vefalı ve hürmetkâr davranmaktır. Ama onların nefsi ve fevri çıkışları uğruna, davamız ve ukbamız tehlikeye atılmayacaktır.

    4- Aziz Hocamızın vefatından sonra; partiye özel olarak sızdırıldıklarını ve her türlü münafıklığı tezgâhladıklarını, Milli Çözüm’ün 30 yıldır hatırlatıp camiamızı uyardığı Oğuzhan Asiltürk ve Şevket Kazan ekibinin, bugüne kadar gizlenen kirli mahiyetini ve sinsi niyetlerini, Fatih Bey’in bazı toplantılarda ve münasip ortamlarda cesaretle açıklaması da, önce saygı ve takdirle karşılanmıştır. Ancak bu konuda daha kapsamlı, sonuç alıcı ve camiamızı rahatlandırıcı girişimler beklenirken ve üstelik Oğuzhan Asiltürk daha da ileri gidip, TV kanallarında ve binlerce insanın toplandığı konferanslarda bu çirkin iftiralarını tekrarlarken, birdenbire geri adım atılması ve “Bunlar Babamın arkadaşlarıdır, büyüklerimiz sayılır” edebiyatına sığınılması, hatta aday olduğu Genel Kongre konuşmasında bu zevata derin saygılar sunarak ve “Babamın kırk yıllık muhterem dava arkadaşları!” diye iltifatlar yağdırarak başlaması; daha sonra da yine bunları bahane edip parti kurması, sadık ve duyarlı insanlarımızı hayal kırıklığına uğratmıştı. Evet; madem Oğuzhan ve ekibi böylesine sadık ve sağlamdı ve hürmete layıktı, öyle ise kulislerde ve özel sohbetlerde bunlar hakkındaki çok ağır itham ve iddialar ne maksatlıydı ve bu muhterem zevatın ortak adayına karşı, ayrı aday olarak sahaya çıkmanın ne anlamı vardı? Çünkü zaten bir avuç kalmış bu sadıklar camiasını, şahsi hevesler ve kaprisler uğruna birbirine kışkırtmanın vebali çok ağırdı. “Erbakan” soyadının izzet ve haysiyetine yaraşır, ülkemizin ve Ümmetin hasret ve hassasiyetleriyle bağdaşır, dirayetli bir tavır elbette umulmaktaydı, çünkü mü’minleri ve ezilenleri ferahlandıracak çıkışlara şiddetle ihtiyacımız olduğu açıktı. Ve inşaallah, sadıkların talep ve temennilerine tercümanlık yapacak, Partimizi kötü maksatlı ve marazlı tiplerden kurtaracak hamleler başlatılacaktır.

    5- Rahmetli Hocamızın evlatlarına sahip çıkmak ve saygılı olmak gerektiğinin bir nedeni de, bunların davamızın ve camiamızın yüz akları sayılacak ahlâki bir olgunluk ve sorumluluk içindeki davranışlarıydı. Milli Görüşçüleri mahcup ve mahzun edecek yanlış ve yakışıksız durumlardan uzak, erdemli ve edepli bir yaşam tarzı edinip sürdürmeleri, bizim için Rabbimize şükür, kendilerine teşekkür etmemizi gerektiren bir nimet ve fazilet sayılmalıydı; ve inşaallah bundan sonra da böyle devam eder diye duacı olunmalıydı. Oğuzhan Asiltürk ve ekibinin kışkırtmasıyla, miras meselesi yüzünden kardeşlerin mahkemelik olması, Mason münafık medyaya malzeme sunulması ve nihayet AKP iktidarına ve Erdoğan’ın dümen suyuna kayma hazırlığı gibi okunabilecek tavırları ve Milli Görüş’ü parçalayan yeni parti kurmaları ise elbette yanlıştır, yaralayıcıdır ve umulur ki hatalarını anlayıp bunlardan uzaklaşılacaktır.

    Nasip olur ve fırsat bulunur da, münasip bir ortamda ve kendi aramızda sohbet imkânı doğarsa, samimi ve seviyeli ölçüler içinde birbirimize yapacağımız teklif ve tavsiyeler elbette olacaktır. Onların da mutlaka, bazı mazeretleri ve gözetilen hikmetleri varsa tartışılacaktır. Ama, bunları rastgele ve gıybet çerçevesinde konuşmak hem günahtır hem faydasızdır hem de Hocamızın Aziz hatırasına saygısızlıktır. Ne var ki Aziz Hocamızın açık vasiyetine rağmen yeni parti kurmak yanlıştır ve haksız bir çıkış olduğundan, bunun açıkça tenkit edilmesi lazımdır.

    Hak davaya ve tarihi değişim olaylarına liderlik konusuna gelince:

    Erbakan Hocamızın defalarca vurguladığı üzere: “HİDAYET, FERASET, DİRAYET, SİYASİ CESARET” gibi Allah vergisi çok özel ve seçkin meziyetler gerektiren; ilim ve ehliyet, irade ve azimet, ciddiyet ve metanet, Hak’ka teslimiyet ve adalet gibi yüksek ve örnek marifetler isteyen LİDERLİK, Allah-u Teâlâ’nın bir ihsanı, ikramı ve kader programının tayin ve tanzim ettiği bir imtihanıdır.

    Milli Görüş mektebinde yetişmiş, Hak davanın çilesini çekmiş, sadakat ve samimiyetini, feraset ve faziletini, cesaret ve metanetini hizmetleri ve hayat serüveniyle ispat etmiş şahsiyetler içerisinde, yukarıdaki ilmi ve İslami ölçülere uygun görülen kişileri, liderlik makamına lâyık görmek ve desteklemek, hem lazımdır, hem de dava ehlinin en doğal hakkıdır. Ancak bunları yaparken, imani ve vicdani ölçülere sadık kalmak şarttır; kuru ve duygusal bir taraftarlıkla rakipleri karalamak yanlıştır. Ve asla unutmayalım ki, sonuçta Allah’ın dediği olacak ve herkes kendi niyet ve gayretinin karşılığını bulacaktır. Erbakan Hocamızın: “Bu davaya, sadece dünyalık heves ve hesaplar için girip çalışan bir insanın; cehenneme atılmak için artık başka bir günah aramasına gerek yoktur!” uyarılarını asla unutmamalıdır.

    İlgili Ayet-i Kerimelerden ve Hadis-i Şeriflerden, İslam âlimlerinin içtihat ve kanaatlerinden ve Erbakan Hocamızın öğretilerinden anladığımıza göre; evet, Milli değişim ve dönüşüm devrimine şöyle bir Lider lazımdır!

    1- Kur’an-ı Kerim’i ve prensiplerini, Hz. Peygamber Efendimizin Sünnetini ve hayat sistemini, Asr-ı Saadet’i, İslam tarihini ve bunların günümüze nasıl yön vereceğini çok iyi kavrayıp, anlayan ve uygulayan…

    2- Erbakan Hocamızın kutlu hayat hikâyesini, yüksek siyaset ve stratejisini ve evrensel projelerini çok iyi bilen, benimseyen; O’nun özel seminer ve sohbetlerinde yetişmiş olan…

    3- Milli Görüş davasını, manasını, amacını ve üstün farkını detaylarıyla bilen, bunları içine sindiren ve bir ömür boyu sapmadan bunlara sahip çıkan ve yaşayan…

    4- Adil Düzen Projesini, geçiş sürecini, uygulama biçimini teferruatıyla bilen, her platformda bunları ilmi, siyasi, ekonomik ve ahlâki gerekçeleriyle rahatlıkla savunup tartışan…

    5- İlk gençlik yıllarından itibaren, hem de gönüllü ve sürekli olarak, Milli Görüş davasına her kademede, Türkiye’nin ve İslam ülkelerinin her yerinde hizmet sunan… Anarşi dönemlerinde, 12 Eylül sürecinde ve kapatılan partilerimizin yeniden kurulması gayretlerinde hep Aziz Hocamızın yanında, yolunda ve camiamızın hayrına çalışmalara katılan…

    6- Partimize kasıtlı olarak sızdırılan veya sonradan azdırılan gaflet ve hıyanet ehlini, herkesten önce fark edip camiamızı uyaran; öngörülerinin tamamına yakını aynen çıkan; ancak davamıza çöreklenen nifak takımınca kara listeye alınıp dışlanan, suçlanan ve iftiralara uğrayan…

    7- Ama bütün bu saldırı ve mahrumiyetlere rağmen; asla davamızdan, Hocamıza sadakatten ve Milli Görüş’ü savunmaktan geri durmayan…

    8- Her türlü makam ve menfaat teklifine ve çeşitli tehditlere rağmen, asla Milli Görüş’ten ayrılan döneklere kanmayan, kaytaranlara katılmayan ve bâtıl düşüncelere kaymayan; istikametinden ve hedefinden caymayan...

    9- Özellikle, “Bunlar da Milli Görüş’ün devamıdır ve Erbakan Hoca’nın bir planıdır” diye yutturulmaya çalışılan, Aziz Hocamızın tabiriyle; “şu BOP hizmetçisi ve Siyonizm işbirlikçisi” AKP’ye… Ve yine Ilımlı İslam diye Dinimizi yozlaştırıp, emperyalizme hizmet ettirmeye yönelen FETÖ fitnesi Cemaat’e asla meyletmeyen ve en zor zamanlarda bile bunların tahribatlarını yazıp konuşmaktan sakınmayan…

    10- Yani inancı ve davası uğruna nefsi çıkarını ve rahatını feda etmekten asla kaçınmayan…

    11- İslam’ın mesajını, Milli Görüş davasını ve Erbakan hakikatini çok iyi bilmek yanında; Siyonist ve emperyalist dünya düzenini, bunların arkasındaki Yahudi lobilerini ve Masonik merkezleri de çok iyi tanıyan ve yukarıda saydığımız konuların her birisi hakkında ilmi konferanslar sunacak ve bilimsel kitaplar yazacak kadar birikimli bulunan…

    12- Yeni bir Dünya medeniyetinin merkezi ve motoru olacak Türkiye’mizde, Milli birlik ve dirliğimizin korunması; ertelenen SEVR’in ve gizlenen LOZAN’ın özel maddeleri gereği “ülkemizin federasyonlara ayrılıp parçalanmasına” kesinlikle karşı çıkılması hususunda, oldukça dikkatli ve duyarlı davranan…

    13- Ve bu nedenle Yüce Mevlâ’mızın da hidayet ve inayetiyle; Milli ve vicdani gayret güden çok farklı kesimlerde de kendisine itimat ve itibar edilip, saygı duyulan; hidayet, feraset, cesaret, ilim ve dirayet sahibi bir lideri herhalde hazırlamıştır ve yollarını açacaktır.

    “Onlar, süs (hazır kolaylık ve rahatlık) içinde yetiştirilip (bazı imkân ve makamlara ulaştırılan ve nazlı kadın misali mertçe) mücadeleye açık olmayan(ları) mı (Allah’a layık ve yakışık buluyorlar)?”[4]

    Ayetinin ikaz ve işaretiyle: Allah’ın rızası ve davasının hatırı için, hasımları olan din düşmanlarına ve teşkilata sızmış münafıklara karşı, en çetin şartlarda bile, cesaret ve metanetle Hak’kı savunacak, her türlü sıkıntı ve kısıntı içinde ve her çeşit zorlama ve horlamaya rağmen çileli ve çetrefilli yolları bir bir aşıp kutlu hedefe ulaşacak, “dava dertlisi bir devrim rehberine” ihtiyaç vardır, hazırlanmıştır ve inşaallah ortaya çıkacaktır.

    Farklı din ve düşünceden, ayrı kültür ve kökenden bütün insanlarımızın temel hak ve hürriyetlerini sağlayıp koruyacak; milli, ahlâki ve ilmi prensiplere dayalı gerçek bir demokrasiyi ve örnek bir laikliği sistemleştirip uygulayacak; İslamiyet’le medeniyeti, milletle devleti, ferdi özgürlüklerle içtimai mesuliyetleri, dengeli ve disiplinli bir Adil Düzen içinde barıştırmayı başaracak beyin ve birikime sahip, hayatın içinde yetişmiş, çile ve mücadele ateşinde pişmiş nasipli bir şahsiyetle, asırlardır ezilen mazlumlar ve Müslümanlar, inşaallah yeniden ayağa kalkacak ve izzet kazanacaktır. Allah’ın va’adine ve kudretine göre bu oldukça kolaydır ve mutlaka gerçekleşmiş olacaktır!

    Yukarıdaki özellikleri taşıyan bir şahsiyete sahip çıkmak ise; iz’an ve insaf ehli dava erlerimizin, iman ve vicdan ayarını gösterecek bir imtihanıdır. Elbette; “Yardım Allah’tandır ve Zafer Yakındır!” Ve Mevla’mızın va’adi Hak’tır.

    “Mücrimler (sorumluluktan kaçan suçlu günahkârlar) istemese de (Allah) HAKKI gerçekleştirip (üste çıkarmak) ve BÂTILI geçersiz kılmak (istiyordu).”[5]

    “…Velev kâfirler hoşlanmasa da, Allah Kendi nurunu tamamlamaktan başka bir şey murad etmiyordu.”

    “Müşrikler (ve münafık kesimler) kerih görüp (engel olsa da) O (Allah) Dinini bütün (bâtıl düzen ve) dinlere üstün kılmak üzere, Elçisini hidayetle ve Hakk Din ile gönderiyordu.”[6]

    Bu arada, Partimizdeki bazı yetkili ve etiketli kimselerin şahsi kapris ve tahriplerine rağmen, Allah’ın özel bir inayeti ve Hocamızın manevi himmet ve himayesiyle, hem Saadet Partisi hem Milli Gazete, hem Milko dairesindeki vakıf ve dernekler, genel çizgi olarak, çok şükür ki Milli Görüş istikametinde bulunmaktadır ve ümmetin inancına, kutlu amacına ve ihtiyacına ters mecralara kaydırılamamıştır. Bunu İlahi bir lütuf saymalı ve sahip çıkılmalıdır. Çünkü vefalı ve sağlam Milli Görüş camiası, beklenen ve mutlaka gerçekleşmesi takdir edilen büyük devrim ve değişim sonrasında toplumun ıslahında “maya” görevi üstlenmiş olacaktır ve işte bunların hatırına partimize, Milli Gazete’mize ve diğer teşekküllerimize sadık kalınmalıdır. Bu arada Oğuzhan ve ekibinin, etrafına yerleştirdiği adamları eliyle; Fatih Bey’i yanlış yönlendirmeye ve onu haksız ve tutarsız konuma düşürmeye çalıştıkları hususu da dikkate alınmalı ve tedbirli davranılmalıdır. Unutmayalım ki bu davada hıyanete ve hasarete giden yolun kapısı, maalesef gafletle ve nefsi heveslerle aralanmaktadır.

    Erbakan Vakfı Başkan Yardımcısı’nın saptırması!

    Bir dönem, Erbakan Vakfı Genel Başkan Yardımcılığı yapan Necmettin Aydın, SP Genel Başkanı Mustafa Kamalak'ın; Cumhurbaşkanlığı seçiminde hiçbir adayı desteklememe kararına tepki göstererek, “ABD ve İsrail'de Erdoğan'ın kaybetmesi için dua seansları yapılırken; Milli Görüşçülerin herkesten önce sandığa gidip, Sayın Erdoğan'a oy vermeleri şarttır” demeleri, hem ayarlarını hem de eksen kaymalarını ortaya koymaktaydı.[7] Böyle bir açıklama Aziz Hocamızın da kemiklerini sızlatırdı.

    Bu Necmettin Aydın’ın açıklamasında: “10 Ağustos’ta Cumhuriyet tarihinde ilk ve serbest olarak Cumhurbaşkanını halkın seçeceği ve belki de Türkiye'nin yakın zamanda Başkanlık Sistemine geçebileceği” vurgulandıktan sonra, “tarafsız olanın bertaraf olacağının” hatırlatılması ise tam bir safsata ve saptırmacaydı. “Ve hele ‘mevcut üç aday arasında bir fark yok’ demek tamamen siyasi körlüktür. Oy vermemek, en kötü sonuca razı olmak demektir. CHP'nin aday tercihinde milletin manevi değerlerini referans alması fevkalâde olumludur. Ayrıca CHP'nin başörtüsü meselesinin çözümündeki olumlu yaklaşımı da takdire şayandır. Ancak kıymetli akademisyen olmasına rağmen, Sayın Ekmeleddin İhsanoğlu Cumhurbaşkanlığı için çok yetersiz bir adaydır. Yoldan, sudan, sanayiden, ekonomiden ihracattan, memleketten bihaber bir insandır. Siyasetin dışındandır. Döneminde İslam teşkilatı hiçbir inisiyatif almamış, almaması için de fren vazifesi görmüştür. Milletimiz bu tür donuk ve tutuk aktörlere hiçbir zaman meyletmemiştir. Milletimiz daima aktif ve agresif liderlere daha çok prim vermiştir” sözleri bile Ekmel Bey ile Recep Bey arasında zihniyet ve haysiyet olarak hiçbir fark bulunmadığının ispatıydı.

    “11 yıldır Sayın Erdoğan; her yoldan gitmiş gelmiş, fayda ve zararı yakinen bilen bir kişidir. Karizmatik kişiliği ile devleti daha etkili ve verimli çalıştırma ihtimali kuvvetlidir. Sayın Erdoğan, son üç yıllık antiemperyalist duruşu ve çabası ile de çok önemli bir yola girmiştir. Son Gazze olayında tüm dünya İsrail'in yanında yer almış ya da suskunluğa gömülmüşken, adeta tek başına bu zulme karşı durması bile başlı başına yeterlidir. Milli Görüşçülerin herkesten önce sandığa gidip, Sayın Erdoğan'a oy vermeleri gerekir, aksi büyük vebaldir” değerlendirmeleri ise bunların basiret ve hassasiyet hamlığını yansıtmak dışında hiçbir imani ve insani temele ve Milli Görüş prensiplerine dayanmamaktaydı. Bu talihsiz tavırları, basit ve fasit dünyalık hesaplar uğruna kendilerini çok ucuza harcamaktan ve maalesef Oğuzhan Ekibine haklılık kazandırıp, samimi insanlarımızı hayal kırıklığına uğratmaktan başka bir işe de yaramayacaktı.

    Bizzat Vakıf Genel Başkan Yardımcısı böyle bir açıklama yaptıktan sonra, kalkıp “Bu ifadeler bizi ve ailemizi bağlamamaktadır. Bizlerin Cumhurbaşkanlığı Seçiminde herhangi bir adayın tarafında olduğumuza dair bir beyanımız olmamıştır!” gibi yuvarlak laflar yerine: “Erbakan Vakfı olarak Recep T. Erdoğan’ı destekleyeceğimiz iddiaları yalandır; bizim için Rahmetli Babamızın vasiyetiyle Milli Görüş’ün tek adresi olan Saadet Partisi’nin kararı esastır” şeklinde kesin ve net bir tavır takınılması lazımdı, ama maalesef tersi yapılmıştı.

    Asıl Vesayet Amerikan Vesayetidir!

    “Cumhurbaşkanı’nın halk tarafından seçilecek olmasının, vesayet rejimine son vereceği iddiası bir kandırmacadan ibarettir. Çünkü Türkiye’deki sorunların kaynağı askeri veya bürokratik vesayet değil, asıl vesayet; Amerikan vesayetidir. Bu konuda da adayların hiçbiri, ‘Bana ne Amerika’dan’ diyebilecek ve asıl vesayete karşı koyabilecek bir niyet ve işaret gösterememiştir. Seçeneksizliği seçme zorunluluğu özgürce bir seçim değildir. Kısacası, bütün bu ilke ve prensipler çerçevesinde değerlendirildiğinde mevcut adaylardan hiçbiri, maalesef, Milli Görüş’ün prensiplerine ve beklentilerine cevap vermemektedir. Çünkü söylemleri değişik gibi gözükse de eylemleri ve yönelimleri birdir, bunlar Batının takipçileri ve taklitçileridir.” tespitleri aynen gerçekleri ve Milli Görüş’ün haklı gerekçelerini yansıtmaktaydı.

    Aziz Hocamızın vefatı öncesinde ısrarla ve vasiyet makamında: “Milli Görüş’ün tek partisi ve gerçek temsilcisi Saadet Partisidir!” buyurması, aynı zamanda “Saadet Partisi’nin İslami prensiplerinden ve insani hedeflerinden sapmasına Allah’ın merhametinin müsaade etmeyeceği” duasını ve mesajını da özünde barındırmaktadır. Hem genel ve yerel seçimlerde, hem Cumhurbaşkanlığı meselesinde, AKP iktidarına ve adaylarına meyletmek, bu kayma ve sapmaya “ehvenüş-şer” gibi geçersiz gerekçeler üretmek, kendini ve geçmişini inkârdır ve hüsrandır!

    “Allah’a ve ahiret gününe iman eden hiçbir kavmi (topluluk ve kesimi), Allah’a ve Elçisine başkaldıran (haklı ve hayırlı yoldan ayrılıp şımaran) kimselerle bir meveddet (sevgi ve destek bağı sağlamak) üzere asla bulmayacaksın! Velev ki bunlar (Elçiye başkaldırıp ayrılanlar); isterse (kendi) babaları, öz evlatları, ihvanları (kardeşleri veya tarikat arkadaşları) veya aşiretleri (meşrep ve cemaat mensupları) olsunlar (yine de mü’minlerin, hiçbir şekilde ve hiçbir bahane ile hainlere meveddet -destek ve muhabbet- ederken kesinlikle rastlamayacaksın)! Bu kimselerin (mert ve net mü’minleri ve bu sadık ve sağlam gayret ve istikametleri nedeniyle) kalplerine Allah imanı yazmış (gerçek şuura ve huzura ulaştırmış) ve onları (dünyada iken) Kendi katından özel bir ruh (manevi bir güç ve kararlılıkla) te’yid ve takviye buyurmuşlardır, (ahirette ise) altından ırmaklar akan cennetlerine sokacak ve orada ebedi (bir saadet ve saltanat içinde) kalacaklardır. Allah (bu dini gayretli ve ulvi gayeli) olanlardan razı olup memnun kalmıştır, onlar da (zaten, Rablerinin hükmünden ve nimetlerinden) razı (memnun ve mutmain) olmuşlardır. İşte bu (onurlu ve mutlu kullar) Allah’ın partisi (ve Hakkın taraftarlarıdır); felah bulacak (dünyada zafer ve izzete, ahirette cennet ve rü’yete ulaşacak) olanlar da, ancak bunlardır!” (Mücadele: 22) ayetinde: Hak elçisinden ve dava çizgisinden ayrılan, Haçlı-Siyonistlerin himayesinde parlatılıp iktidara taşınan ve bunların hıyanetleri ve işbirlikleri sayesinde İslam Birliği ve Adil Düzen Projeleri sekteye uğratılan, BOP Eşbaşkanlığı eliyle Irak, Libya ve Suriye en vahşi yöntemlerle parçalatılan kimselere, yani “Şeytanın Hizbine” herhangi bir yöntem ve niyetle meveddet-destek ve muhabbet beslemenin imanla ve insanlıkla asla bağdaşmayacağı çok açık ve ağır şekilde ikaz buyrulmaktadır.

    Kaldı ki, bütün hesaplarını; “Hak-Bâtıl mücadelesindeki imtihan mesuliyeti” üzerine değil, “Recep T. Erdoğan’ı kimsenin durduramayacağı ve bundan sonra onun mutlak saltanatının başlayacağı” hayaline göre yapanlar ve buna uygun gerekçeler uydurup tavır takınanlar, böylece davanın haklılığını, Allah’ın uyarılarını unutup Siyonist merkezlerin ve küresel şeytani güçlerin hükümranlığını kabul etmiş olduklarını da açığa vurmaktadır.

    Bediüzzaman’ın, “ancak çok az sayıdaki seçkin bağlılarının yüksek iman nuru ve ferasetiyle tanıyabileceklerini, diğer mü’minlerin ve kalabalık kesimlerin kim olduğunu bilmeleri lazım gelmediğini” söylediği Hz. İsa (AS)’ın yeniden zuhur edip ortaya çıkışı ve Deccalizmi yıkışı da, büyük devrim ve değişimin mutlaka yaşanacağının Nebevi ihbarı ve Kur’ani ispatıdır. Bunu anlamak için Saff Suresi 6 ile 14. ayetlerini dikkatle ve tekraren okumak lazımdır.

    6. Hani Meryem oğlu İsa da: "Ey İsrailoğulları, gerçekten ben, sizin için Allah'tan gönderilmiş bir elçiyim. Benden önceki Tevrat'ı tasdik edici ve benden sonra ismi ‘Ahmed’ olan bir elçinin de müjdeleyicisiyim" demişti. Fakat o, onlara kesin belgelerle gelince: "Bu, açıkça bir büyüdür" demişlerdi.

    7. İslam'a çağrıldığı halde, (sorumluluktan ve sıkıntıdan kaçınmak ve Hakk’tan kaytarmak üzere) Allah'a karşı yalan uyduranlardan daha zalim kimdir? Allah, zalim bir kavmi hidayete erdirmeyecektir.

    8. Onlar, Allah'ın nurunu ağızlarıyla (kuru laf kalabalığıyla) söndürmek istemektedir. Oysa Allah, Kendi nurunu tamamlayıcıdır; kâfirler hoş görmese bile (Kur’an’ın Adil Düzenini getirecektir).

    9. Elçilerini hidayet ve Hakk din üzere gönderen O'dur. Öyle ki onu (Hakk din olan İslam'ı) bütün dinlere karşı üstün kılacaktır; müşrikler hoş görmese bile (bunu gerçekleştirecektir).

    10. Ey iman edenler, sizi acı bir azaptan kurtaracak (dünyada zilletten izzete, ahirette ise cehennemden cennete ulaştıracak) bir ticareti haber vereyim mi?

    11. (İşte bu en kârlı ve hayırlı ticaret) Allah'a ve O'nun Resulü'ne iman etmeniz, mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda mücadele vermeniz, cihat etmenizdir. Bu, sizin için daha hayırlıdır; eğer değerini bilirseniz (böyle davranmanız ve çalışmanız gerekir).

    12. (Böyle yaparsanız) Allah sizin günahlarınızı bağışlayıverir, sizi altlarından ırmaklar akan cennetlere ve Adn cennetlerindeki güzel konaklara yerleştirir. İşte 'büyük mutluluk ve kurtuluş' budur.

    13. Ve (dünyada iken de beklediğiniz ve) seveceğiniz bir başka (nimet) daha var: Allah'tan 'yardım ve zafer (nusret)' ve yakın bir fetih (mutlaka gelecektir). Mü'minleri müjdele!

    14. Ey iman edenler, Allah'ın (Dininin) yardımcıları olun (ve Hakk davanın gayretini çekin). Meryem oğlu İsa'nın Havarilere: "Allah'a (yönelirken) benim yardımcılarım kimlerdir?" demesi gibi. Havariler de: "Allah'ın yardımcıları bizleriz" yanıtını vermişlerdi. Böylece İsrailoğullarından bir topluluk iman etmiş, bir topluluk da inkâr etmişti. Sonunda Biz iman edenleri düşmanlarına karşı destekleyince, onlar da üstün gelmişlerdi. (Saf: 6-14)

    “Hani Allah, İsa'ya demişti ki: "Ey İsa, doğrusu senin hayatına Ben son vereceğim, seni Kendime yükselteceğim, seni inkâr edenlerden temizleyeceğim ve (yeniden yeryüzünde zuhur edip Deccalizm’le mücadelende) sana uyanları (zafere eriştireceğim ve) kıyamete kadar inkâra sapanların üstüne geçireceğim. Sonra dönüşünüz yalnızca Banadır, hakkında anlaşmazlığa düştüğünüz şeyde aranızda Ben hükmedeceğim.” (Al-i İmran: 55)

    Sadakallahülazim. Allah doğru söylemektedir. Bunları aynen kabul etmek ve zuhurunu beklemek imanın gereğidir. Bu müjdeleri ve İslam Devrimini “hayalperestlik” olarak değerlendirenler ise; “dışı mü’min, içi münkir” kimselerdir.

     

     


    [1] Mümtehine: 1

    [2] Mümtehine: 4. Ayet orta kısmı.

    [3] Yasin: 74-75

    [4] Zuhruf: 18

    [5] Enfal: 8

    [6] Tevbe: 32-33

    [7] www.timeturk.com 27 Temmuz 2014
























    Bu Haber 315 defa okunmuştur.
    Dost Siteler...
    www.millicozum.com
    www.necmeddinerbakan.net

 
Yorum Ekleyin
Yorum eklemek için üye olmanız gerekmektedir.
 
Telif Hakkı: Prof. Dr. Necmettin Erbakan - NecmettinErbakan.Net, Necmettinerbakan.org | Milli Çözüm Dergisi | AhmetAkgul.Net | MealiKerim.com | İLETİŞİM |RSS