• KIYMETİMİZ GAYRETİMİZ KADARDIR

    KIYMETİMİZ GAYRETİMİZ KADARDIR

    29 Ocak 2018

     
    | Devamı


    KIYMETİMİZ GAYRETİMİZ KADARDIR


    İnsanın kıymeti, gayreti nispetindedir: Gayreti ve hizmeti ise, niyetiyle değerlendirilir. Çünkü, “ameller, niyetlere göredir”.

    Gayesiz ve gayretsiz insan, seviyesiz ve nasipsiz bir kimsedir. İnsanın himmeti, hedef aldığı şeylerin değeri ve derecesi ile ölçülecektir. Basit heveslerin ve küçük hesapların sahipleri, yüksek düşünemezler ve büyük işlere girişemezler. Büyük faydalar, büyük fedakârlıklar ister. Büyük amaçlar, büyük atılımlar gerektirir.

    Şeytani duyguların ve nefsani arzuların kölesi olanlar, onurlu bir özgürlüğe ve insana yakışır bir karakter düzeyine erişemeyecektir. Bir insanın hedefi ve himmeti ne kadar küçükse, onun gayreti ve cesareti de o kadar düşecektir. Çünkü ucuz kahramanlıklarla uzun vadeli ve kıymetli kazançlar elde edilemeyecektir.

    "Hiç kimse bir başkasının yükünü yüklenemez (ve hiç kimse başkasının gayreti ve hizmetiyle sevaba ve şerefe erişemez)… Gerçekten, insanın kendi çalışıp çabalamasından başka (hakkı ve hasılatı) yoktur. Ve bütün yaptıkları (ve kazandıkları da) ileride görülecek (ve değerlendirilecektir. Sonra da karşılığı tastamam verilecektir. Ve şüphesiz en son varış Rabbinedir..."[1]

    İlim de, ibadet de, gayrete bağlıdır. Dünya ticareti de, ahiret sermayesi de, ancak çalışmakla kazanılacaktır. Hizmet de, zafer de sabredenlerin olacaktır. Ve herkesin niyeti, ciddiyeti, gayreti, cesareti ve metaneti kadar, rütbesi ve şerefi bulunacaktır.

    Zira "Herkesin yaptıkları işlere göre birtakım dereceleri vardır. Ve Rabbin onların yaptıklarından asla gâfil olmayandır."[2]

    İnsanların yaptıkları iyi veya kötü işler, onların karakterlerinin oluşmasında ve kabiliyetlerinin olgunlaşmasında önemli rol oynayacaktır. Ve arkasından bu karakterlerine uygun davranışlara başlayacaktır.

    "De ki: Herkes kendi mizaç ve meşrebine göre bir iş yapar... Bu durumda, kimin haklı ve hayırlı bir yol tuttuğunu en iyi bilen Rabbinizdir."[3]

    "Herkesin sevabı ve seviyesi amellerine göredir. Allah herkese yaptıklarının karşılığını verecektir ve hiç kimseye asla zulmedilmeyecektir."[4]

    İnsanların kabiliyetine, karakterine, gayretine ve samimiyetine göre işleri ve gidişleri farklılık göstermektedir. Kimisi küfürde ve kötülükte ileri giderken, kimileri imanda ve iyilikte ileri geçmektedir. Kimisi günahta ve tembellikte yarışırken, kimileri ibadet ve hizmette önde gitmektedir. Kimileri, kahpece zalimleri alkışlarken, kimileri erkekçe mazlumları desteklemektedir.

    "Ve yemin olsun ki, sizin işiniz pek çeşitlidir. İçinizden her kim cömertlik gösterir ve kötülükten sakınırsa ve (her hususta en güzeli tercih ve tasdik ederse Biz de ona (ibadet ve hizmet yollarını) kolaylaştırır ve başarılı kılarız. Her kim de cimrilik eder, kendini herkesten müstağni görürse (servetine ve şöhretine güvenip, ilmine ve ibadetine aldanıp, cemaat ve teşkilattan yüz çevirirse ve de (her hususta ihtirasından, en güzel ve en mükemmel olanı yalanlar da Hakka boyun eğmezse, onu da zora ve zahmete yöneltiriz. (Kötülükleri ve çirkinlikleri yapmaya terk ederiz.)”[5]

    "Kim Rahman’ın zikrinden (ve Kur’an’ın izinden) yüz çevirirse, ona bir şeytanı musallat ederiz. Artık onun yakını ve yardımcısı Şeytan’dır. O şeytanlar bunları Hakk yoldan saptırdıkları halde, onlar kendilerini hâlâ hidayet ve istikamet üzerinde zannederler."[6]

    Basit arzular insanı basitleştirip alçaltır. Pasif duygular insanı köleleştirip kısırlaştırır.

    Himmeti ve hedefi sadece yedikleri ve karnına doldurdukları şeyler kadar olan kimsenin, kıymeti de karnından çıkardıkları şeyler kadardır. Dünyalık makam ve menfaatler uğrunda, siyasi ikbal ve ihtiraslar yolunda, dostlarını bile tepeleyenlerin, mukaddeslerini terk edenlerin, maneviyatını rüşvet verenlerin, belki etiketleri yükselir, ama tıynetleri alçalır...

    Evet, Kimisi servet, kimisi cennet için çalışır. Kimisi şöhret, kimisi hizmet için uğraşır. Kimisi ganimet ve para, kimisi Allah’ın rızası ve insanların duası için çırpınır... Kimisi makam ve menfaat, kimisi ma'buduna vuslat için yanar tutuşur... Kimisi zalim ve adi sistemler yürüsün, kimisi de Adil bir Düzen kurulsun diye koşuşur... Ve sonunda herkes niyetine ve hak ettiğine kavuşur.

    Kalitesizlik, Kaliteye Düşmandır!

    Kalitesizlik, kaliteye düşmandır. Seviyesizlik, seviyeye karşıdır. Çirkinlik güzelliğe, aşağılık yüceliğe zıttır. Çünkü gerçeğinin yanında sahteleri sırıtacak, orijinalinin yanında taklitleri belli olacaktır.

    Bunun içindir ki "Ay, yıldızlardan hoşlanır, ama Güneşe tahammül edemez. Zira yıldızlar içerisinde Melik, Güneşin yanında ise sönük ve siliktir."

    Aşağılık kompleksi içinde kıvranan insanlar ve bayağılığının farkında olan şahıslar kaliteli ve karakterli kimselerden hoşlanmazlar, haset ederler. Bunlardan bazıları daha farklı ve faziletli görünmek, başkalarından seçilmek ve sivrilmek için, hep seviyesiz ve beceriksiz insanlar arasında bulunmak isterler. Hatta bu tipler, hasbelkader şayet tayin ve tercih etme makamında bulunurlarsa, kendilerini gölgede bırakacaklarından korktukları çaplı ve başarılı kimselere asla fırsat vermezler...

    Bu yüzden: Korkak ve metanetsiz kimseler, ciddiyet ve cesaret ehlini, çekemezler. Akılsız ve anlayışsız tipler, marifet ve feraset ehlini istemezler.

    Sabırsız ve samimiyetsiz kimseler, teslimiyet ve sadakat ehlini, beğenmezler. Laçka ve laubali tipler, ibadet ve istikamet ehlini sindiremezler. Tembel ve beleşçi tipler ise gayret ve hizmet erlerini asla sevmezler. Üstelik bunlara "gösteriş meraklısı, şöhret budalası" diye saldırmaktan ve karalamaktan da çekinmezler.

    "Uyuşuk ve pısırık merkepler, küheylan atları hep şımarıklıkla suçlarmış." sözünü, elbette boşuna söylememişler.

    Yüksek gayeler ve örnek gayretler içinde olanlara: "Bunlar makam ve menfaat peşinde koşuyorlar. Onun için bu kadar çırpınıyorlar." diyenlerin cevabını ise Hz. Mevlâna veriyor:

    "Gonca güller aşkına ve yüce değerler hatırına, bağlara ve bahçelere uçuşan bülbülleri gören öküzler, şayet "bunlar otlamak için oralara gidiyor" derlerse buna şaşmayınız. Zira öküzler, güllerin sadece otlanmak için yaratıldıklarını zannederler... Gül koklamayı ve ondaki güzelliğe hayran kalmayı bilmezler ve hele bülbülün aşk davasına hiç akıl erdiremezler!.."

    Bu tipler insan kıymetini bilmezler. Fazilet ve fedakârlıkları takdir etmezler. Bir başkasına hürmet ve itaat etmeyi içlerine sindiremezler... Tabii, İblis gibi ilim ve ibadetle nice makamlara çıksalar bile, Adem'e secde etmedikçe yani fazilet ve hizmet ehlini takdir ve takdim etmedikçe, sonunda şeytanın akıbetine uğrayacaklarını düşünmezler!..

    "Kitap sahiplerinden çoğu Hakk ve hakikat kendilerine apaçık belli olduktan sonra bile, sırf içlerindeki haset ve kıskançlık yüzünden, sizi iman davanızdan ve haklı yolunuzdan küfre ve sapıklığa döndürmek isterler."[7] ayeti de işaret ediyor ki, maalesef zalim düzenlerin zilleti altında, oturup faydasız ve fantezi tartışmalar yapanlar ve ucuz kahramanlık taslayanlar, onurlu ve şuurlu hizmet ehlini kıskanırlar ve başarısız olmalarına çalışırlar...

    "Kendilerine kitap verilmiş olanlar, onlara apaçık deliller geldiği halde, sırf aralarındaki kıskançlıktan ötürü onda anlaşmazlığa düştüler."[8] ayetinin de ifade buyurduğu gibi, maalesef aynı cemaat ve teşkilat mensupları bile, sadece benlik, beleşçilik, çekememezlik yüzünden birbirine girmekte ve ihtilafa düşmektedirler.

    Hatta bu kıskançlık yüzünden, hizmet ve hakikat erbabını inkârcılardan daha aşağı gören hainler vardır.

    "İşte bunlar, Allah'ın lanetlediği insanlardır. Ve Allah kimi lanetlerse artık onların hiçbir yardımcıları bulunmayacaktır. Yoksa onların, (Allah'ın) mülkünde bir hisseleri mi var (ki Allah'ın kullarına verdiği nimet ve faziletleri kıskanıyorlar)? Demek bunların elinde olsaydı insanlara bir çekirdek tanesi bile vermeyeceklerdi. Yoksa Allah'ın kendi lütfundan insanlara bahşettiği (nimet ve faziletler) yüzünden onları kıskanıyorlar mı?.."[9] ayetleri haset ve hıyanetin, kin ve nefretin, insanı ne aşağılık hallere sürüklediğini haber vermektedir. İşte bunun içindir ki, "Haset ettiği zaman hasetçinin şerrinden."[10] özellikle Rabbimize sığınmamız öğütlenmektedir.

    Bu yüzden, Cenab-ı Hakk’ın bize bahşettiği servet, şöhret, ilim, hikmet gibi şereflerle, başkalarının gıpta ve kıskançlık damarını tahrik edecek şekilde övünmek yanlıştır ve yersizdir. Hâlbuki, özellikle aynı davanın ve aynı teşkilatın mensupları, bir vücudun azaları, bir motorun parçaları gibidirler... Şerefleri ve sevapları ortak olan “manevi bir şirket” hükmündedirler. İçlerinden bazılarının daha başarılı ve daha becerikli olmaları diğerlerini sadece sevindirmesi ve memnun etmesi gerekir. Çünkü, dava arkadaşlarının gayret ve katkıları sonunda, kendi kârları ve kazançları da yükselecektir.

    Ama ne yazıktır ki, kıskançlık damarı ağır basmaktadır. Pek çok kişi aşağılık duygusundan bir türlü kurtulamamaktadır. Kendi gayret ve marifetiyle yükseleceğine, başkalarını körelterek ve köstekleyerek sivrilmeyi arzulamaktadır.

    Evet işte bu yüzden kalitesizlik kaliteye düşmandır... Seviyesizlik seviyeye karşıdır. Hâlbuki özel kabiliyet ve marifetlerimizi birleştirip, ortak hedefleri gerçekleştirmek, neticede hasıl olan şerefi ve sevabı bölüştürmek varken, birbirimizin ayağına çelme atmak, “herkes başarısız olsun ki en başarılı ben görüneyim” havasına kapılmak şeytanlık damarıdır. Ve tabii kıskançlık, herkesten önce kendi sahibini huysuz ve huzursuz yapacak, ama hiç kimse Allah'ın takdirine ve taksimine mani olamayacaktır. Kardeşlerinin kin ve hasedi, Hz. Yusuf’a geçici bir sıkıntı vermiş olsa bile, neticede onun Mısır'a sultan olmasına engel olamamış, hatta bu mutlu sona ulaşmasına zemin hazırlamıştır... Çünkü, Hak zeytinyağı gibidir. Onu altta tutmak ve boğmak için üzerine ne kadar su dökerseniz dökünüz, O yine üste çıkacaktır. Ve tabii çaresi yok, herkes ancak kendi tıynetine yakışanı yapacak ve herkes kendi niyetinin karşılığını bulacaktır...

    Külfetsiz Nimet, Zahmetsiz Rahmet Olmaz

    Her nimet bir külfet karşılığıdır. Her türlü şeref ve fazilet mutlaka bir gayret ve bir ücret ödenerek sahip olunmaktadır. En büyük nimet ise, bir insanın akılla beraber hidayete ulaştırılmasıdır. Zira İslamsız ve hidayetsiz bütün nimetler yarımdır ve nimetler ancak İslâm'la tamamlanır.[11]

    Cenabı Allah, Rahman sıfatının gereği, aklı her insana vermiş ama "hidayeti" ise Rahim sıfatının gereği olarak sadece Onu arayana; yani aklını, Hakkın ve hayrın hizmetinde kullanıp, İslâm’a ulaşana ve "iman - hidayet" nimetinin ücretini karşılayana lütfetmiştir. Özetle İslâm’ın Hak olduğuna aklı yatmak ve bu hususta pek çok alamet ve ayetlere şahit olmak yetmemekte, "hidayete" ulaşmak için bunun ücretini ödemek, birtakım külfet ve zahmetleri yüklenmek de gerekmektedir. Bunun da ilk şartı, iman etmek ve İslami düzeni seçmek durumunda, zalimlerden gelecek her türlü tehdit ve tehlikeye karşı metin olup göğüs germek, Allah'a tevekkül edip kafirlerden asla ürkmemektir... Menfaatlerini kaybedeceği ve zalimlerin tecavüzüne uğrayabileceği endişesiyle, şehadetinden vazgeçenler, asla hidayete eremezler ve Allah'ın vaad ettiği nimet ve saadetin tamamını ve sonsuz devamını elde edemezler.[12]

    Bu konuda Firavun' un sihirbazları çarpıcı örnektir:

    "Sihirbazlar iplerini ve değneklerini (meydana) attılar ve “Firavunun şerefine, elbette her türlü hünerimizi göstereceğiz ve biz galip geleceğiz" dediler.”

    "(Bunun üzerine) Hz. Musa da asasını bıraktı ve bir anda onların uydurdukları (hayali canavarları)nı yutmaya başladı."

    "(Bu durumu gören ve İlahi bir mucize olduğunu sezen) sihirbazlar, hemen secdeye kapandılar ve “Biz alemlerin Rabbine, Musa ve Harun'un Rabbine iman ettik" dediler.

    "(Bunu duyan Firavun) Bana danışmadan ve benden izin almadan mı Ona inandınız? (Hem Ona iman edecek ne var?) O büyücülükte sizden biraz ileri bir insan... (Haydi, bu kararınızdan vazgeçin, yoksa) Yakında (başınıza neler geleceğini görecek ve) bileceksiniz! (Şöyle ki): Ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve hepinizi astırıp (en feci şekilde öldüreceğim)” dedi.

    (Sihirbazlar ise bu tehdit ve tehlikelere hiç aldırmadan) "Zararı yok. (Ne yaparsan yap, imanımızdan ve davamızdan asla vazgeçmeyeceğiz. Zira nasıl olsa) Biz Rabbimize döneceğiz!" Karşılığını verdiler."[13] Yani imanın ve hidayetin fiyatını verdiler ve ebedi mükafatına da erdiler...

    Kur'an, Firavun'un bu dediklerini yapıp yapmadığını haber vermemiştir. Böylece asıl önemli olanın; mü’min sihirbazların bu kesin kararlılığı ve her türlü tehdidi göze alan sağlam imanları olduğunu öğretmiştir.

    Bugün de, mesela, çağın önemli düşünürlerinden ve sosyalist öncülerinden Fransız Filozof Roger Graudy pek çok suçlanmayı ve dışlanmayı göze alarak imanda ve İslam’da sebat ve sadakat gösterdi. Ama maalesef bir Kaptan Kusto, bir Astronot Armstrong, pek büyük alamet ve ayetlere şahit oldukları halde, yapılan baskı ve korkular sonucu, ikrar ve itiraflarından geri dönmüşlerdi. Hatırlanacağı gibi Kaptan Kusto yaptığı araştırmalar sırasında Cebeli Tarık boğazında, iki denizin sularının birbirine karışmadığını görmüş ama bunun ilmi bir izahını yapamamıştı. Daha sonra eline geçen Kur'an-ı Kerim'de "(Rabbin) İki denizi (bir boğazda) salıverdi. Birbirlerine kavuşuyor (temas ediyor)lar. (Ama) Aralarında (suların yoğunluk farklılığı yüzünden) bir engel bulunduğu için asla birbirine geçip karışmıyorlar. (Bunu gördükten sonra) Artık (ne hakla) ve Rabbinizin hangi nimet (ve alametini) yalanlıyorsunuz?"[14] ayetlerini okuyunca hayretinden şaşakalmış ve iman ettiğini açıklamıştı. Ama genellikle Siyonistlerin tekelinde ve dinsiz çevrelerin güdümünde olan tüm ülke televizyonları ve basın organları, (Türkiye dahil) Kaptan Kusto’nun bir ömür verdiği denizaltı araştırmalarına ve belgesel yayınlarına derhal ambargo koydular ve gösterimden kaldırdılar... Şöhretinin ve servetinin bir anda yok olacağından korkan Kusto, buna dayanamamış ve geri adım atmıştı.

    Ve tabii "İşte bunlar hidayetten (vazgeçip) karşılığında dalaleti satın aldılar. (Geçici bir dünyalık kazandılar ama sonunda) Bu ticaretleri de fayda sağlamadı, hidayetten, (ebedi saadetten) de mahrum kaldılar."[15] ayeti bunların durumunu anlatmaktadır.

    Ve işte Ay’a ilk ayak basan Amerikalı Astronot Neil Armstrong... Diğer iki arkadaşıyla birlikte Ay’a ilk ulaştıklarında, ruhları saran esrarengiz sözler ve sesler duymuşlar, ama ne olduğunu bir türlü anlayamamışlardı. Nihayet döndükten bir yıl sonra, bir konferans için gittiği Mısır-Kahire'de okunan Ezanı duyunca, hayretten sarsılmış ve gayri ihtiyarı haykırmaya başlamıştı: "Ay’da duyduğum esrarengiz sesler ve sözler işte bunlardı!.."

    Neil Armstrong'un bu samimi itirafı dünyada bomba gibi patlamış, Allah'ın varlığını ve İslâm’ın haklılığını bir kez daha ortaya koymuşlardı. Ama bu gelişmeleri içine sindiremeyen, İslâm ve insanlık düşmanı Siyonistlerin denetiminde olduğu bilinen Amerikan Uzay Araştırma Merkezi "NASA"nın ismi açıklanmayan bir yetkilisi, hemen şu beyanatta bulunmuştu: “Astronot Neil Armstrong, akli dengesindeki bozukluklar ve yaptığı garip saçmalıklar nedeniyle, bir akıl hastanesinde gözetim altına alınmıştır!..”

    Ve sonunda bütün ömrünü tımarhanede geçirmeyi, bütün şöhretini ve servetini yitirmeyi göze alamayan Armstrong bu iddia ve itiraflarından vazgeçiyor, yan çiziyor ve imtihanı kaybediyordu...

    Aslında biraz sabır ve sadakat gösterseler, kâfir ve zalimlerden değil "Allah'tan korksalar (ve O’na güvenip dayansalardı), Allah (her türlü darlık ve zorluktan kendilerine) bir çıkış ve kurtuluş yolu açacak, hiç ummadıkları yerlerden onları rızıklandıracak (huzur ve hürriyete kavuşturacak)tır."[16]

    Hatta Müslüman bir anne-babadan dünyaya geldikleri ve Müslüman bir ülkede doğup büyüdükleri halde, bozuk bir çevrenin ve batıl bir eğitim düzeninin etkisiyle, belli bir zaman cahili bir hayat yaşayan bazı kimselerin, sonunda ibadet ve istikamete yönelmeleri durumunda bile, buna benzer sıkıntılarla karşılaşmakta ve mutlaka bir bedel ödemek zorunda kalmaktadırlar... Pek çok insanımızın, içkiyi, kumarı, faizi, fuhşu terk etmesi, namaza, oruca ve İslami hayata yönelmesi ve tesettüre bürünmesi ve İslami gerçekleri savunmaya ve batıl düzeni sorgulamaya girişmesi sonucu amirlerinden, müdürlerinden hatta ailesinden ve yakın çevresinden "gerici yobaz, aşırı dinci" gibi ithamlarla karşılaşması, hatta aleyhinde tavır takınılması ve dışlanması ve bazen daha da ileri gidilerek "devlet ve medeniyet düşmanı" olmakla suçlanması, sorgulanması ve sürgüne uğratılması, hep birer imtihandır ve Müslüman, bütün bu zorluklara katlanmak zorundadır. Belki de, geçmişteki hatalarına kefaret olmak üzere çeşitli hastalıklara ve belalara uğratılacaktır.

    Müslümana yakışan sabretmek ve teslimiyet göstermektir. Zira itiraz ve isyan eden, zalimlerin saldırısına göğüs geremeyen, kısaca imanın ve hidayetin fiyatını ödemeyen, bu nimet ve devletten mahrum edilecektir...

    "Yoksa siz, daha önce gelip geçen (kavimlerin durumu, başınıza gelmeden (onların İslâm yolunda ve imtihan amacıyla çektiklerini siz de çekmeden saadet ve selameti hak edeceğinizi ve) cennete gireceğinizi mi zannettiniz? Onlara öylesine yoksulluk ve hastalıklar dokunmuş ve öylesine sarsılmışlardı ki, sonunda peygamber ve onunla birlikte iman eden kimseler "Allah'ın yardımı ne zaman” diyecek kadar çaresiz kalmışlar (ama buna rağmen davalarından) asla caymamışlardı... (Sadakat ve samimiyetlerini böylece ispat ettikten sonra) İyi bilin ve bekleyin ki artık Allah'ın yardımı yakında ulaşacaktır."[17]

    Bir tür imtihanın bir benzeri de, teşkilat içinde yaşanmaktadır. Bazı iyi niyetli ve gayretli kimseler, üst makamlardaki kimselerin, davaya ve camiaya zarar verecek yanlışlarına rastladıkları, başarılı ve liderine bağlı kimseleri dışladıklarına şahit oldukları halde, sırf onlarla arası bozulmasın diye, bu hakaret ve hıyanetlerine göz yumup yozlaşmakta ve vicdani ayarları giderek bozulmaktadır.

     

     


    [1] Necm: 38-42

    [2] En’am: 132

    [3] İsra: 84

    [4] Ahzap: 19

    [5] Leyl: 4-11

    [6] Zuhruf: 36-37

    [7] Bakara: 109

    [8] Bakara: 213

    [9] Nisa: 52-53-54

    [10] Felak: 5

    [11] Maide:3 -6

    [12] Bakara: 150

    [13] Şuara:45 - 50

    [14] Rahman: 19 - 21

    [15] Bakara: 16

    [16] Talak: 2 - 3

    [17] Bakara: 214
















    Bu Haber 286 defa okunmuştur.
    Dost Siteler...
    www.millicozum.com
    www.necmeddinerbakan.net

 
Yorum Ekleyin
Yorum eklemek için üye olmanız gerekmektedir.
 
Telif Hakkı: Prof. Dr. Necmettin Erbakan - NecmettinErbakan.Net, Necmettinerbakan.org | Milli Çözüm Dergisi | AhmetAkgul.Net | MealiKerim.com | İLETİŞİM |RSS