• KIRGIZİSTAN TARİHİ VE TABİİ ÖZELLİKLERİ

    KIRGIZİSTAN TARİHİ VE TABİİ ÖZELLİKLERİ

    26 Ocak 2016

     
    | Devamı


    KIRGIZİSTAN TARİHİ VE TABİİ ÖZELLİKLERİ


    Kırgızistan, Ata yurdumuz Orta Asya’da bulunan, stratejik öneme sahip önemli bir kardeş ülkedir. Kırgızistan, (Azerbaycan, Kazakistan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Özbekistan, Türkiye ve Türkmenistan ile birlikte) günümüzdeki yedi bağımsız Türk devletlerinden biri olup Türk Konseyi ve TÜRKSOY'un üyesidir. Denize kıyısı olmayan ülkenin komşuları kuzeyde Kazakistan; batıda Özbekistan, güneybatıda Tacikistan ve güneydoğuda Çin Halk Cumhuriyeti'dir.

    Sade ve samimi, oldukça misafirperver ve gayretli Kırgız halkı, Sovyetlerin dağılmasından sonraki bağımsızlık ve yeniden toparlanma sürecinde, maalesef kötü amaçlı bazı dini cemaatlerin ve kavmiyetçi kesimlerin istismarına uğradıklarından dışardan gelenlere karşı bir güvensizlik ve tedirginlik sezilmektedir. İşsizliğin artması ve genel sağlık sigortasının kalkması nedeniyle ekonomik sıkıntılar ve sosyal sarsıntılar baş göstermiştir. Hükümetler bu sorunları aşıcı bazı tedbirlere girişseler de henüz problemler bütünüyle giderilmiş değildir. Ülkede ciddi ekonomik dinamiklere, sosyal ve psikolojik takviyelere büyük ihtiyaç hissedilmektedir.

    Coğrafi yapı:

    Kırgızistan Orta Asya'da yer alan bir ülkedir. Komşuları kuzeyde Kazakistan, batıda Özbekistan, güneybatıda Tacikistan ve güneydoğuda Çin Halk Cumhuriyeti'dir. Tanrı Dağları ülkenin %65'ini kaplar ve ülke bu yüzden "Orta Asya'nın İsviçre'si" olarak bilinir. Kuzeybatı Tanrı Dağları üzerinde bulunan ve ülkenin en büyük gölü olan Issık Göl, Titikaka'dan sonra dünyanın en büyük dağ göllerinden biridir.

    Demografik yapı:

    2005 Dünya Almanağı verilerine göre Kırgızistan nüfusu 5.210.450'dir. Bu nüfusun %34,4’ü 0-15 yaş, %6,2’si ise 65 yaş ve üzeridir. Kırgızistan'da halkın %63,9’u şehirlerde geri kalanı ise kırsal kesimde yaşamını sürdürmektedir. Ülkede kilometrekare başına 29 insan düşmektedir. Kırgızistan’ın 2009 yılındaki nüfusu 5.482.000 olarak tahmin edilmiştir. Kırgızistan'da yerli halk olarak belli olan Kırgızlardır (%64,9). Diğer etnik gruplar içinde en büyük oranı Özbekler (13,8%) ve Ruslar (%12,5) oluşturmaktadır. Küçük gruplar ise Tatarlar (%1,9), Uygurlar (%1,1), Kazaklar (%0,7) ve Ukraynalılardır (%0,5).

    Kırgızistan, "Kırgız ülkesi" anlamına gelir. Kırgız isminin kökeni hakkında ise birkaç teori ileri sürülmektedir. Bunlardan birincisi “-iz” eki (iki - iz=ikiz vb.) almış "kırk -iz"den gelir. Yani Kırk-ız, "Kırklar" anlamını içermektedir. Bir başka teoriye göre de "Kırgız" ismi, "kırk uz" yani "kırk boy" anlamına gelmektedir ve Kırgız bayrağındaki kırk kollu güneş de bu kırk boyu temsil etmektedir.

    Kırgızlar, Göktürk devrinde Kögmen (Sayan) Dağları'nın kuzeyinde yaşayagelmişlerdir. 840 yılında Uygur Devleti'ni yıkarak bu topraklarda kendi devletlerini meydana getirmişlerdir. Daha sonra bugün yaşadıkları topraklara gelen Kırgızlar, Karahanlılar zamanında Müslümanlığı seçmişlerdir. Toplumlar arası kavgalar şiddetlenince Kırgızların Bagış uruusu (toplumu), 1881 yılında Rusya İmparatorluğu'nun egemenliği altına girmeye karar vermiştir.

    Avrupalıların başta Afrika olmak üzere sömürgeler edinmeye başladığı 1720’lerde, Rusya hammadde tedariki ve pazar temini için Orta Asya’ya yönelmişti. Bir asır kadar özellikle Müslüman Türklerin yaşadığı ülkelere diplomatik heyetler ve ticari ekipler gönderip işgal için alt yapı hazırlıklarına girişmişti. Bölgedeki ülke halklarının etnik, kültürel, dini ve mezhebi farklılıklarını kışkırtıp tarafları kendisine mecbur ve mahkûm hale getirmişti. Öyle ki bazı Kırgız Boyları ve Beyleri bizzat kendileri Rus himayesine girmişti. 1820’lerdeki Çarlık Rusya’sı bu bölgeleri fiilen işgal etmişti. Bir asır da böyle devam ettikten sonra bu ülkeler otomatikman Komünizm’in güdümüne girmişti. Derken 1990’larda Sovyetlerin dağılması üzerine yeniden bağımsızlık ve toparlanma süreci başlayınca, Rahmetli Erbakan Hoca, üstat Süleyman Karagül’ün başkanlığında bir ekibi Kırgızistan’a gönderip; Bakanlıkların ve bağlı kurumların yeniden teşkilatlandırılması, para biriminin (som) ayarlanması, kağıt ve madeni paraların basılması, kredi kurumlarının ve okulların yapılandırılması konularında projeler üretip gerçekleştirmiş ve Devlet Başkanına danışmanlık edilmişti. Fakat Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in “Milli Görüşü aşırı dinci ve tehdit merkezi” olarak gösterdiği mektubu üzerine maalesef bu hizmetlere son verilmişti.

    Komünist Sovyet Dönemi

    1919'da Sovyet gücü bölgede mecburen kabul edilmiştir ve Rusya Sovyet Federatif Sosyalist Cumhuriyeti içinde Kara-Kırgız Özerk Bölgesi meydana getirilmiştir. Kara-Kırgız terimi 1920'lerin ortasında Ruslar onları aynı zamanda Kırgız olarak bakılan Kazaklardan ayırıncaya kadar kullanılagelmiştir. 5 Aralık 1936'da Kırgız Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti, tam bir Sovyetler Birliği cumhuriyeti haline getirilmiştir. 1920'ler boyunca Kırgızistan, kültür, eğitim ve sosyal yaşam açısından kısmen geliştirildi, okuryazarlık oranı büyük ölçüde genişlemiş ve standart bir edebi dil gerçekleşmiştir. Bu dönemde sosyal yapıda da önemli değişim ve dejenerasyon meydana gelmiştir. Komünist Sovyet Rusya’nın hâkimiyeti sürecinde diğer ülkelerde olduğu gibi maalesef Kırgızistan’da da zoraki bir inanç ve maneviyat tahribine girişilmiş, ahlaki ve ailevi disiplin dejenere edilmek istenmiş, ama sağlam İslami temeller ve Milli gelenekler sayesinde Kırgız Türkleri kendi köklerini ve kültürlerini mümkün mertebe koruyabilmiştir. Kırgız milli kültürünün çok sayıda yönleri Stalin'in milliyetçi eyleminin baskısına rağmen muhafaza edilmiştir ve bu nedenle, tüm Birlik otoriteleri ile olan gerginlikler süregelmiştir. Sovyetlerin sözde açıklık ve dürüstlük politikasının ilk yılları, Kırgızistan'da politik iklimini fazla etkilememiştir. Bununla birlikte Cumhuriyet'in basın mensuplarına daha fazla liberal bakış edinmeleri ve Yazarlar Birliği'nce yeni bir yayın olan Literaturniy Kirghizstan'ı kurmaları için izin verilmiştir.

    1990 yılının Haziran ayında Özbekler ve Kırgızlar arasındaki etnik gerginlikler Özbeklerin yoğun olduğu Oş İli'ni karıştırıvermişti. Şiddetli karşılaşmalar birbirini izledi ve mecburen sokağa çıkma yasağı ilan edildi. 1990 yılının Ağustos ayına kadar düzen eski haline getirilemedi. 1990'ların başları Kırgızistan'a yeni değişimler getirdi. Kırgızistan Demokratik Hareketi, Parlamento'nun desteğiyle önemli bir politik güç haline geldi. Kırgız Bilim Akademisi'nin liberal başkanı Askar Akayev 1990 yılının Ekim ayında başkan seçildi. Takip eden Ocak ayında Akayev, yeni hükümet yapılarını öne sürdü ve çoğunlukla daha genç ve reforma yönelik politikacılardan oluşan yeni bir hükümet tayin etti.

    1990 yılının Aralık ayında Yüksek Sovyet, cumhuriyetin adını Kırgızistan Cumhuriyeti olarak değiştirmek üzere oy verdi. 1991 yılının Şubat ayında başkent Frunze'nin adı devrim öncesi adı olan Bişkek olarak değiştirildi. Bağımsızlığa giden bu estetik hareketlere rağmen, ekonomik gerçeklikler Eski Sovyetler Birliği'nden ayrılmaya karşı durur gibi gözükmekteydi. 1991 yılının Mart ayındaki Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'nin yaptığı bir referandumda seçmenlerin %95,7'si eski Sovyetler Birliği'nin yenilenmiş federasyon olarak tutulması teklifini uygun görmüşlerdi.

    19 Ağustos 1991'de Olağanüstü Hal Komitesi, Kırgızistan'da Akayev'i indirme girişiminin görüldüğü Moskova'da güç elde etti. Ertesi hafta darbenin sönmesinden sonra Akayev ve İkinci Başkan German Kuznetsov Sovyetler Birliği Komünist Partisi'nden istifalarını açıkladılar ve tüm daire ve sekreterya istifa etti. Bunu 31 Ağustos 1991'de Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'nden bağımsızlığı sağlayan Yüksek Sovyet oylaması takip etti.

    Bağımsızlık Süreci

    1991 yılının Ekim ayında Akayev rakipsiz olarak ve oyların %95'ini alarak doğrudan yeni bağımsız cumhuriyetin başkanı yapıldı. O ay diğer yedi cumhuriyetin delegeleriyle birlikte Yeni Ekonomik Toplum Paktı'nı imzaladı. Sonunda 21 Aralık 1991'de diğer dört Orta Asya cumhuriyeti ile birlikte Bağımsız Devletler Topluluğu'na resmen katıldı. 1992'de Kırgızistan, Birleşmiş Milletler ve Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı'na katıldı. 2005 yılının Mart ayındaki parlamenter seçimlerden sonraki Lale Devri, Başkan Akayev'i 4 Nisan 2005'te istifaya zorladı. Muhalefet liderleri koalisyon kurdular ve yeni hükümet Başkan Kurmanbek Bakiyev ve Başbakan Feliks Kulov altında şekillenmiş durumdaydı.

    Siyaset ve sistem şekli:

    Kırgızistan Cumhuriyeti anayasaya göre parlamenter demokrasi ile yönetilen laik ve üniter bir devlettir. Yürütme yetkisi hükümet tarafından icra edilir. Yasama yetkisi ise hükümet ve meclise aittir. Kırgızistan, bağımsızlığını kazanması ve serbest piyasa ekonomisine geçişle birlikte ciddi ekonomik sorunlar baş göstermiştir. Artan işsizlik ve enflasyon gibi sorunlar yoksulluk ve açlığın ortaya çıkmasına sebebiyet vermiştir. 2000 yılında yapılan genel seçimlerde Komünist Parti %27.65 oy alarak meclisteki en güçlü parti oldu. Ancak meclisteki farklı siyasi eğilimler ülkede istikrarlı bir ekonominin uygulanmasını engellemiştir.

    2007 genel seçimleri: 16 Aralık 2007'de yapılan parlamento seçimlerinde ise Ak Yol Partisi %46,99 oy alarak birinci geldi ve 71 milletvekili elde etmiştir. Komünist Parti ise %5,12 oy oranıyla 8 milletvekili çıkarabilmiştir. Kırgızistan Sosyal Demokrat Partisi ise %5,05 oy alabilmiştir.

    2010 genel seçimleri ve neticeleri: 6 Nisan 2010 tarihinde Talas'ta başlayan halk isyanı, ertesi gün başkent Bişkek'e sıçrayınca olayların yükselmesi üzerine hükümet istifa etmiştir. Kurulan geçici hükümetin başına ise Dışişleri eski Bakanı ve Sosyal Demokrat Partisi Milletvekili Roza Otunbayeva getirilmiştir.

    Demokrasi

    1991'den beri cumhurbaşkanı değişen ve çok partili sisteme geçerek, Jogorku Keneş'te (meclis) muhalefetin temsil edildiği tek bölge ülkesidir.

    Diller

    Kırgızca Eylül 1991'den beri ülkenin resmî dilidir. Bunun yanında Rusça da bu ülkede resmî konuma sahiptir. Kırgızca Türk lehçelerinin Kıpçak Grubu'na mensup bir lehçe olarak kabul edilir. Ayrıca, onu Güney Sibirya bölgesi içinde bir Türk şivesi olarak da kabul edilir. 20. yüzyıla kadar Arap alfabesi kullanılarak yazılan Kırgızca 1928'de Latin alfabesini, 1948'de ise Rus Kiril alfabesini kullanmaya mecbur edilmiştir.

    Dinler:

    Kırgızistan halkı Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği dönemleri diğer birlik üyeleri gibi Devlet Ateizmi içinde yaşamıştır. Bugün Kırgızistan'ın resmi dini İslam'dır. Müslüman oranı %76'dır. Ülkede %18 Hıristiyan, %2 Budist, %4 Ateist bulunur.

    Yönetim Birimleri

    Kırgızistan, başkent Bişkek dâhil 8 ile (oblast) ayrılmış vaziyettedir. Başkent Bişkek'tir. İller, başkent ve il merkezleri: 1. Bişkek (eskiden Frunze), 2. Batken (Batken), 3. Çuy (Tokmok), 4. Calal-Abad (Celal-Abad), 5. Narın (Narın), 6. Oş (Oş), 7. Talas (Talas), 8. Issık-Göl (Karakol)

    Kültür ve Eğitim:

    Kırgızlar önceleri göçebe olduğundan eğitime önem verilmemiştir. Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği zamanında eğitim alanında önemli girişimler görülmektedir. 1934 yılında 7 yıllık okul okuma zorunluluğu getirilmiştir. 1950 yılından itibaren bu zorunluluğuna uyulması ile birlikte eğitim gelişmiştir. Kırgızistan İlimler Akademisi 1965 yılında kurulmuştur. Bugün 17 araştırma enstitüsü mevcuttur.

    Üniversiteler:

    Kırgızistan'da 40 civarında üniversite bulunmaktadır. Kırgızistan'daki belli üniversiteler şunlardır: Uluslararası Atatürk-Alatoo Üniversitesi, Orta Asya Amerikan Üniversitesi, İktisat ve Girişimcilik Üniversitesi, Bişkek Arabaev Üniversitesi, Kırgız-Rus Slav Üniversitesi, Ulusal Kırgız Üniversitesi, Kırgızistan-Türkiye Manas Üniversitesi, Bişkek Beşeri Bilimler Üniversitesi, Uluslararası Kırgızistan Üniversitesi, Oş Devlet Üniversitesi, Kırgız Özbek Üniversitesi, Oş Teknoloji Üniversitesi, Kasım Tınıstanov Üniversitesi.

    Edebiyat

    Kırgız halk edebiyatında Manas Destanı önemli bir yere sahiptir. Daha sonraları bazı Batılı Türkiyatçı ve Şarkiyatçılar, Manas Destanını Kırgızları İslam’dan ürkütme ve ırkçılık damarını körükleme kastıyla istismar etmişlerdir. Kırgız edebiyatının kurucusu olarak Toktoul Satılgan kabul edilir. Kırgızların dünyaca meşhur edebiyatçıları Cengiz Aytmatov’dur.

    Turizm:

    Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği zamanında ülke, birliğin önemli bir turizm merkezine dönüşmüştü. Son senelerde Issık Göl çevresine yüz binlerce turist gelmektedir. Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'nin dağılmasından sonra seçilen Kırgızistan Başkanı Askar Akayev yaptığı bir açıklamada turizmin ülke ekonomisine en önemli katkıyı yapabilecek sektör olduğunu ifade etmiştir. Ülke son yıllarda turizm alanında büyük gelişmeler göstermektedir. Denize kıyısı olmasa da yaz mevsimlerinde göl turizmi yapılmakta, ayrıca ülke dağlarla kaplı olması nedeniyle kış sporlarına bağlı turizm gelişmektedir. Kış sporlarından sonra doğa gezileri, termal turizm yapılmaktadır. Ülkenin turist çeken başka bir özelliği ise çok sayılardaki ormanlar ve Issık Göl'e sahip olmasıdır. Bunlar yaz turizmine açık yerlerdir.

    Ekonomi:

    Ülke ekonomisi tarım ve madenciliğe dayalıdır, daha çok hayvancılık ağırlıklı bir tarım ekonomisi hâkimdir. Kırgızistan çok doğal ve lezzetli et ve süt ürünlerine sahiptir. Başlıca tarım ürünleri buğday, pamuk, şekerpancarı, mısır, tütün, sebze ve meyvedir. Dağlık bölgelerde yarış atları yetiştirilir, tavşan beslenir, arıcılık yapılır ve çok kaliteli bal üretilir. En çok küçükbaş hayvan beslenir. Kırgızistan'da 1970'li yıllarda çeşitli madenler çıkarılmaya başlanınca bu sahada bazı gelişmeler gözlenmiştir. Makine ve otomotiv yan sanayi, gıda, çimento, cam ve konserve fabrikaları dışında sanayi fazla gelişmemiştir. Akarsu üzerlerinde kurulan hidroelektrik santralleri ekonomiye önemli ölçüde katkı da vermektedir. Ülkede irili ufaklı 600 civarında atölye ve küçük fabrika bilinmektedir. Kırgızistan’da son yıllarda doğal güzelliklerin etkisi ile turizm faaliyetleri de gelişmekte ve bu da ülke ekonomisine büyük katkı üretmektedir. Ekonomik ve siyasi yönden halâ önemli ölçüde Rusya’nın gölgesindedir.

    Ulaşım:

    Ülkenin dağlık yapısından ötürü ulaşım büyük ölçüde kısıtlanmıştır. Yollar, yüksekliği 2000 metre ve üzerini bulabilen rakımlar ve dik vadilerden dolayı sık sık viraj yapmak durumundadır. Kış boyunca ulaşım ülkenin kimi yüksek rakımlı ve tenha bölgelerinde hemen hemen imkânsızdır. Bunun yanında ulaşımı güçleştiren diğer etmenlerden biri de kara ve demiryolunun bugün uluslararası sınırlarla kesilmiş olmasıdır. Bu da, yolların kapalı olmadığı yerlerde birçok zaman alıcı formalite gerektirdiğinden ulaşımı zorlaştırmaktadır.

    Talas Muharebesi

    Talas Muharebesi, 751 yılında bugünkü Kırgızistan sınırları içindeki Talas Nehri civarında, Abbâsîler ve müttefiki olan Karluklar ile Çinliler arasında yapılan ve 5 gün süren muharebedir. Çin ordusunun yenilgisi ile sonuçlanan muharebe gerek Çin, gerekse Türk ve İslam tarihi açısından önemlidir.

    Olayların gelişimi ve neticeleri:

    Parçalanan Türgişlerin “Kara Türgişler” grubu M. 742'de Çinlilerin desteğiyle Tumoça komutasında bağımsızlıklarını koruyagelmişti. Keş'teki (bugünkü Taşkent) Kara Türgişlerin sonraki hükümdarı Bahadır Tudun, Çinli komutan Kao Siyen Çe (ya da Gao Hsien-çı) tarafından 751'de öldürülüp bütün malları ele geçirildi ve şehri yağma edildi. Çinli komutan, hükümdar ile antlaşma yaptığı halde ona komplo kurup hıyanet etmişti. Bu olaydan sonra kaçmayı başaran hükümdarın oğlu Müslüman Araplardan yardım istemişti. Bu gelişmeden bir yıl önce Emevîler yıkılarak (750) yerlerine Abbasiler gelmişti. Ebu Müslim Horasani 745 yılında Emevîlerin Horasan valisi Nasr Selçuk Seyyar’ı yenerek Horasan’dan sürmüşlerdi. Bu olay Emevîlerden memnun olmayan Müslümanlar için bir kıvılcım mahiyetindeydi. Taşkent'in yardım istediği sırada Horasan valisi olan Ebu Müslim Horasani komutanı Ziya bin Salih’i Kırgız Türklerine gönderdi.

    Çin kaynaklarına göre, Çin ordusundaki Karluklar ve Yağmalar muharebe sırasında taraf değiştirerek Arapların tarafına geçmiş ve Çin ordusuna arkadan saldırıvermişti. Böylece sayıca çok üstün olan Çin kuvvetleri Müslüman Arapların yardımı sayesinde büyük bir hezimete uğrayıp geri çekilmişti.

    Bu muharebe ile birlikte matbaa ilk defa Çin dışına götürülecekti. Bunun yanı sıra barut, kâğıt ve pusulayı da Araplar öğrenmişlerdir. Bu önemli buluşlar Avrupa'ya ise Avrupa ülkelerinin İslam dünyasına karşı düzenlediği Haçlı Seferleri ile geçmiştir. Bu bakımdan da Talas Savaşı dünya tarihi için çok önemlidir. Türk tarihi için de önemi büyüktür, çünkü Türkler bu savaşta Müslümanlığı yakından tanıma fırsatı elde etmiş ve çoğu tarih kaynaklarında Türklerin Müslümanlığı kabul etmesine sebebiyet vermiştir.

    Talas Zaferi sayesinde:

    • Orta Asya'nın Çin egemenliğine girmesi engellenmiştir.

    • Türkler, bu savaştan sonra gruplar halinde İslamiyet'i kabul etmişlerdir.

    • Esir alınan Çinlilerden kâğıt yapım tekniği öğrenilmiştir.

    • Abbasiler, yönetimde Emevilerin Arap Devleti tezi yerine, İslam devleti özelliği göstermişler, Türkler gibi yeni Müslüman olanlara eşit yaklaşımla kutlu bir medeniyetin tohumlarını ekmişlerdir.

    • Arap Milliyetçiliği politikası, yerini Ümmetçi anlayışa terk etmiştir.

    • Fetih politikasından çok, kültür politikasına ağırlık verilmeye yönelmiştir.

    • Halife Mansur döneminde, Bağdat şehri kurularak, merkez buraya nakledilmiştir. İlk defa Yunan filozoflarının eserleri, bu dönemde Arapçaya çevrilmiştir.

    • En parlak dönemlerini, Harun Reşit ile oğulları Memun ve Mutasım zamanlarında yaşayan Abbasiler, İslam’ın yeni ve yenilmez kılıcı ve bayraktarı olacak Türkleri devlet yönetiminde, özellikle askeri birliklerde öne geçirmişlerdir.

    751 Talas Savaşı ve etkileri

    Özetle Miladi (751) senesinde doğudan batıya ilerleyen Çinliler ile Ön-Asya’dan doğuya ilerleyen Müslüman Araplar, Talas ırmağı kıyılarında kapışıvermişlerdir. Bu savaşta, Orta Asya’nın Çin egemenliğine girmesini istemeyen Kırgızların, Karluk ve Yağma Türkleri, Arapların yanına geçmişler ve savaşta Müslümanları desteklemişlerdir. Çin’in, Batı Türkistan’da egemenlik kurmasını istemediklerinden Batı Tür­kistan’daki Türklerin, Abbasilerin, Horasan Valisi Ebu Müslim’den yardım talep etmeleri sonucu, tarihin gidişini değiştirecek mutlu neticelerin fitilini ateşlemişler, ardından kendileri de zaten fıtratlarına uygun bulunan İslamiyet’e girmişlerdir.

    Hicri 133, Miladi 751 yılındaki Talas Savaşı, Müslüman Araplarla Karluk Türkleri'nin Çin orduları karşısında zafer kazandığı muharebedir.

    Çin’de T’ang hânedanı, 659 yılında Batı Göktürkleri’ni kendisine bağlayıp Tanrı dağlarının güneyindeki şehir devletleri üzerinde otorite tesis ederken Batı Göktürkleri’nden gelen Türgişler bağımsızlıklarını uzun süre sürdürmüşlerdi. II. Göktürk Devleti’nin 682’de güçlü bir şekilde ortaya çıkması ve Türgişler’in batıda güçlenip komşularıyla rekabete girmesi Çinlilerin bölgedeki hedeflerini sona erdirmişti. Batı Türkistan’daki Çin nüfuzunu ortadan kaldıran Kapgan Kağan, Türgişler’i yenip kendisine bağlayarak bölgede Göktürk hakimiyetini yeniden tesis etmişti. Ancak Kuteybe b. Müslim’in Mâverâünnehir’i fethi ve Batı Türkistan’a düzenlediği askerî harekât bölgenin siyasî hayatında önemli değişikliklere yol açmıştı. Sulu Kağan liderliğinde toparlanan Türgiş ordusu 720-721 yılında Semerkant üzerine saldırmıştı. Türgişler önce yenilmelerine rağmen ardından Araplar’ı mağlûp etmeyi başarmışlardı. Ancak sonuçta Türgiş Kağanlığı, Arap orduları karşısında fazla tutunamamıştı. Zor durumda kalan şehirlerde Türk beylerinden Fergana ihşîdi, Buhara ve Semerkant hükümdarları, Toharistan yabgusu Araplar’a karşı Çin’den yardım istemek zorunda kalmışlardı. Mâverâünnehir’de ve Batı Türkistan’da Türk-Arap mücadelesinin devam ettiği bu dönemde Çin’de T’ang hânedanının başında güçlü bir hükümdar olan Hivan-tsâng bulunmaktaydı. Hivan-tsâng cesaretiyle meşhur kumandanlarından Kao Sien-Chih’yi Türk beylerine yardım etmekle görevlendirdi. Kao Sien-Chih, 748 yılında Tanrı dağlarının kuzeyindeki Tokmak’ı alarak Batı Türkistan’a giden stratejik mevkiyi ele geçirdi. Bu sırada Kao’nun idam ettirdiği Taşkent hâkiminin oğlu, babasının intikamını almak için Ebû Müslim-i Horasânî ile Yedisu ve Isık Göl civarında yaşayan Karluklar’dan yardım istemişti.

    Çin ordusu, İslâm ordularıyla, Talas (Taraz) nehri kıyısında (bugünkü Evliyaata’nın doğusunda) savaşa girişti. Fergana ordusu da Çinliler’i destekledi. Ebû Müslim’in gönderdiği İslâm ordusuna Ziyâd b. Sâlih kumanda etmekteydi. Kuzeyden Karluklar da yardıma gelmişti. Zilhicce 133’te (Temmuz 751) Talas nehri kıyısındaki Atlah mevkiinde cereyan eden savaş beş gün devam etti. Savaşın son günü Karluk Türkleri Çin ordusuna arkadan hücuma geçti. İki ateş arasında kalan Çinliler ağır bir yenilgiye uğradı. Makdisî’ye göre Talas Savaşı’nda 100.000 kişiyi aşkın Çin ordusundan 45.000 kişi öldürülmüş, 25.000 kişi esir alınmıştır (el-Bedǿ ve’t-târîħ, VI, 74). Savaşın sebebi ve sonucuyla ilgili olarak önemli bilgiler veren İbnü’l-Esîr, Fergana ihşîdi ile Taşkent (Şâş) meliki arasında ihtilâf çıkınca ihşîdin Çin imparatorundan yardım istediğini, onun gönderdiği 100.000 kişilik bir ordunun Taşkent’i kuşattığını, Taşkent melikinin de Çin imparatorunun hâkimiyetini kabul ettiğini, Çin ordusunun geldiğini haber alan Ebû Müslim’in Ziyâd b. Sâlih’i onlara karşı sevkettiğini, savaşı Müslümanların kazandığını, 50.000 Çinlinin öldürüldüğünü ve 20.000’inin esir alındığını, kurtulanların Çin’e kaçtığını, savaşın Zilhicce 133 (Temmuz 751) tarihinde meydana geldiğini belirtir (el-Kâmil [trc. Yunus Apaydın], V, 365).

    Böylece Karluklar 766’da Tanrı dağları yöresinde bağımsız devletlerini oluşturmuşlardı. Bu yeni siyasî ortam ve nüfus hareketleri Karahanlı Devleti’nin oluşumuna zemin hazırladı. Hz. Ömer zamanında Sâsânî Devleti’nin yıkılmasının ardından bölgede İslâm fütuhatı sırasında başlayan ve bir asır devam eden Türk-Arap mücadelesi Talas Savaşı’ndan sonra yerini dostluğa ve iş birliğine bırakmış, sağlanan barış ortamında İslâmiyet Türkler arasında hızla yayılmış, Müslümanlığı benimseyen Türkler, Abbâsî halifeliğinin askerî ve siyasî kadrolarında yer almaya başlamıştır. Talas Savaşı kültür tarihi açısından da önemli gelişmelere yol açmıştır.

    Ebû Müslim Horasânî Kimdir?

    Ebû Müslim (Abd-ur Rahman bin Müslim) El-Horasanî, asıl adı Abd-ur Rahman'dır, Türk ve İslam tarihi için önemli bir şahsiyettir. Ebû Müslim künyesi ile tanınmış; ailesi İran Horasanı’na taşınmış ve İslam’la tanışmış bir Türk siyasetçidir. Emevi Devleti'nin yıkılışı ve Abbasi Devleti'nin kurulması aşamalarında önemli roller üstlenmiştir. Horasan'da bulunduğu sıralarda Emevîler'e karşı faaliyetlere girişmiş ve isyan hazırlıklarını organize etmiştir. Abbasi Devleti'nin kuruluşundan sonra nüfuzunun giderek artması, devlet yönetiminde etkisinin güçlü hale gelmesi yönetimi rahatsız etmiş ve ortadan kaldırılmasına karar verilerek, bir görüşme sırasında katledilmiştir.

    Hayat hikâyesi:

    Asıl adı Abdurrahman olan Ebu Müslim Horasani, 718 yılında Merv'de dünyaya gelmiş, ama çocukluğu ve gençliği Küfe'de geçmiştir. Bu dönemde Küfe, Emevi hanedanına karşı siyasi faaliyetlerin yoğun şekilde yaşandığı bir yer durumunda idi. Bu sebeple, kendisi Emevi aleyhtarı ve Ehlibeyt taraftarı olarak yetişmişti. Abbasi soyuna mensup ileri gelenler tarafından yakın ilgi görüp desteklenmiştir. Kendisiyle Küfe'de karşılaşan bu şahıslar zekâsına hayran kaldıklarından yakın ilgi gösterip Mekke'de bulunan İmam Muhammed'e ondan bahsetmişlerdir.

    Ebu Müslim Horasani, İmam Muhammed'in yerine geçen oğlu İmam İbrahim'in huzuruna çıkarılarak kendisine takdim ve tavsiye edildi. Bu yakın temastan sonra Ebu Müslim Horasani, Horasan'daki Emevi karşıtı faaliyetleri idare etmekle görevlendirildi ve bu amaçla Horasan'a gönderildi. Horasan'ın hilafet merkezine uzak olması ve yönetimin buradaki etkisinin oldukça zayıf bulunması, muhalefetin gelişip güçlenmesi için verimli bir ortam meydana getirmişti. Ayrıca, burada cereyan eden kavimler arası mücadelelerde Emevilerin taraf tutması da kendilerine karşı olan hoşnutsuzluğunu artırıvermişti. Burası Abbasiler için siyasi faaliyetlerinin merkeziydi.

    Ebu Müslim, zalim Emevi saltanatını yıkan ayaklanmanın başkomutanı olan Türk asıllı bir İslam cengâveriydi. Emevi saltanatı her türlü yozluğun merkezi haline gelmişti. Geniş halk yığınları büyük sıkıntılar ve baskılar altında inlemekteydi. Ehlibeyt’e küfür hakaret zorunlu hale getirilmişti. Her mescitte Ehlibeyte küfürler edilen vaazlar verilmekte ve halk bundan nefret etmekteydi. Emevi yöneticileri halkın halinden ve tepkisinden habersizdi. Onlar kendi zevki sefalarının peşindeydi. Bütün bunlara yıllardır sürdürülen Ehlibeyt düşmanlığının yarattığı öfke de katılınca isyan baş göstermişti. Ebu Müslim Horasani, Horasan'da faaliyetlerini sürdürürken kendisi için önemli zorluklardan birisi soyunun kesin olarak bilinmemesi idi. Onu Arap, Kürt veya Fars kökenli gösteren kaynaklar işin aslını tam olarak bilmemekteydi. Çünkü Ebu Müslim bir Türk aileden gelmekteydi. Bu durum Şiilerin ileri gelenlerinin kendisinden şüphelenmelerine ve hemen kabullenmemelerine sebebiyet vermişti. Fakat Ebu Müslim Horasani kısa sürede Mezopotamya’da sevilen ve sayılan biri haline gelmişti. Ama İmam İbrahim’in kendisine destek ve yetki vermesi üzerine tarihi isyanı planlamış ve bölgedeki Emevi saltanatını devirmişti.

    Manas Destanı ve Cengiz Aytmatov’un kişiliği

    Manas Destanı, Kırgızların millî destanıdır. O süreçte Mani dinini yaşayan Karahitay Türkleri ile Müslüman Karahanlılar arasındaki mücadelede Kırgızların durumunu ve Manas adlı kişinin başından geçenleri anlatan destandır. Ünlü Türkolog Wilhelm Radloff (1837-1918), Manas Destanı'yla ilgili ilk derlemeyi, Kırgızistan'ın Tokmok kenti güneyindeki Sarı Bağış boyuna mensup bir Manasçıdan (destanı günümüze kadar nesilden nesile aktaragelen sözlü anlatıcılardan) 1869'da yapmış ve İslam inancına karşı Türk ırkçılığını körüklemek kastıyla yozlaştırmıştır. Manas Destanı'na hala çeşitli eklemeler yapılmaktadır ve destanın 130'dan fazla değişik aktarım biçimi vardır.

    “Manas”ın doğması ve aktarılması

    Bu destanın kahramanı Manas Han'ın babası Yakup Han'dır. Annesinin adı Çığrıcı'dır. Yakup Han ile Çığrıcı Hanım evlendikten on dört sene sonra Manas doğacaktır. Doğumu üzerine civardan gelen kâhinler, onun bir kahraman olacağını hemen anlamışlardır. On yaşına gelince tam bir cengâvar olup çıkmıştır. Düşmanlarının üzerine saldırarak onları perişan bırakmıştır. Atlarına at erişemez, zırhına ok işlemez bir destan kahramanıdır. Yakup Han, oğlunun atılganlıklarını, kahramanlıklarını görünce, onu korumak ve arkadaş olmak üzere, Bakay adında bir kişiyi onun yanına katmıştır. Manas, Nogay boyundan gelen bir bahadırdır. Kalmuk baskınlarına karşı Kırgız halkının birliğini ve dirliğini koruyan bir özgürlük savaşçısıdır.

    Manas Destanından bir bölümü:

    “Ey Cengiz hanın oğulları!

    Sen dağların Bürküt-batır'ı,

    Sen göllerin Er-Sazan'ı,

    Hızla fırlayan Kan-keldi'm,

    Kara talihe Can-keldi'm,

    Iraman'ın Irçı-uul,

    Yırtıkları yamayan,

    Bozukları tamamlayan

    Tatlı dilli Acıbay keldim..”

    Aytmatov’un hayatı ve eserleri:

    Kırgız Edebiyatı denince akla ilk gelen isim şüphesiz Cengiz Aytmatov olmaktadır. Aytmatov, dünyada en çok okunan yazarlar arasında yer almıştır. Aytmatov’un eserleri dünya okuyucularının ilgisini hem edebî hem felsefi derinliğiyle çekmiş, eserleri 170’ten fazla dile çevrilmiş, toplam baskı sayısı 60 milyonu aşmıştır. Cengiz Aytmatov, Tanrı Dağlarının eteklerini yurt edinen Kırgız adlı köklü bir Türk boyunun varlığını dünyaya duyurmuş bir fikir adamıdır. Cengiz Aytmatov, 1928 yılında Kırgızistan’ın başkenti Bişkek’e bağlı Talas vadisinde yer alan Şeker Köyü’nde doğmuştur. Babası Törekul Aytmatov, annesi Nagima Hamzayevna Aytmatova’dır. Memur olan babası 1937 yılında Stalin’in temizlik harekâtının kurbanları arasındadır. Annesi çeşitli memuriyetlerde bulunmuş bir kadındır. Dört çocuğunu kendi başına büyütmek durumunda kalmıştır. Cengiz Aytmatov ilkokula kendi köyünde gider. Babaannesi Ayıkman Hanım, etrafında saygı gören bilge bir kadındır. Torunu Aytmatov’u ninniler, masallar, efsanelerle besleyip büyütmeye çalışmıştır.

    İkinci Dünya savaşının yokluk yıllarını babasız geçiren Aytmatov, çocuk yaşından itibaren çalışmaya başlamış, on dört yaşında Şeker Köyü’nde köy sovyeti kolhozu sekreterliğinde vergi memuru olarak çalışmıştır. 1946 yılında Kazakistan’ın Cambul şehrinde veteriner teknik okuluna yazılmıştır. Bu okul bitince, 1948’de Kırgızistan tarım enstitüsüne başlamış, 1953’te buradan veteriner olarak mezun olmuştur.

    Aytmatov’un ilk eseri, 1952 yılında Rus Pravda Gazetesi’nde yayınlanan Gazeteci Cyuda’dır. Bu hikâyeyi, 1957 yılında yayımlanan Yüzyüze takip eder. 1956-58 yılları arasında Moskova’da Gorki Edebiyat Enstitüsü’ne devam eden yazarın Cemile adlı hikâyesi 1958 yılında Novy Mir (Yeni Dünya) dergisinde yayınlanır. Aytmatov, bu eserinin Fransız şair Louis Aragon tarafından Fransızca’ya tercüme edilmesi ve Avrupa’da yayımlanması ile şöhreti yakalamıştır. Aragon bu hikâyeye yazdığı önsözde Cemile hikâyesi için “dünyanın en güzel aşk hikayesi” ifadesini kullanır.

    Aytmatov, Cemile’nin yayımlandığı 1958 yılında Moskova Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’ne kayıt yaptırır. Aynı yılın sonunda Kruşçev’in anti-Stalinist kampanyası sırasında Sovyet Komünist Partisine ve Yazarlar Birliğine alınır, çünkü Aytmatov’un babası Stalin muhalifidir, sırf bu yüzden öğrencilik yıllarında bursu kesilmiş, babasının muhalif olmasından dolayı terslikler yaşamıştır. Bu tarihten sonra hem Kırgız hem de Rus yazarlar arasında saygınlık kazanmıştır. Aytmatov 1963 yılında, İlk Öğretmen, Deve Gözü, Cemile ve Selvi Boylum Al Yazmalım adlı hikâyelerinden oluşan Steplerden ve Dağlardan Hikâyeler adlı kitabıyla Lenin Edebiyat Ödülü’nü kazanır. 1959-67 yılları arasında Novy Mir’in editörlüğünü yapar. 1968’de Büyük Sovyet Edebiyat Ödülü’nü kazanır. Aynı yıl Kırgızistan milli yazarı seçilmeyi başarır.

    Aytmatov, başarılı bir edebiyatçı olması yüzünden devletten itibar görmüş, devletin çeşitli birimlerinde görev almıştır. 1978 tarihinde Yüksek Sovyet Prezidium’u tarafından Sosyalist İşçi Kahramanı olarak ödüllendirilir. 1983 yılında Büyük Sovyet Edebiyat Ödülü’nü ikinci kez kazanır. Gorbaçov döneminde Sovyet Parlamentosu Kültür ve Ulusal Diller Komitesi Başkanlığı ve Sovyet Yazarlar Birliği Sekreterliği görevlerinde bulunmuştur. Sovyetler birliği dağılmadan önce Gorbaçov’un beş danışmanından biri yapılmıştır.

    Cengiz Aytmatov; edebi çalışmalarına ek olarak, 15 yıl Avrupa’da SSCB ve bilahare Kırgızistan’ın büyükelçiliğini yapmıştır. Avrupa Birliği, NATO, UNESCO ve Benelüks ülkelerinde diplomat olarak çalışmıştır.

















    Bu Haber 1326 defa okunmuştur.
    Dost Siteler...
    www.millicozum.com
    www.necmeddinerbakan.net

 
Yorum Ekleyin
Yorum eklemek için üye olmanız gerekmektedir.
 
Telif Hakkı: Prof. Dr. Necmettin Erbakan - NecmettinErbakan.Net, Necmettinerbakan.org | Milli Çözüm Dergisi | AhmetAkgul.Net | MealiKerim.com | İLETİŞİM |RSS