• KIBRIS NEDİR?!

    KIBRIS NEDİR?!

    20 Temmuz 2015

     
    | Devamı


     KIBRIS NEDİR?!


    “Bir uçak gemisi düşünün. Dünyanın en büyüğü olsun. Üzerine onlarca değil, gerekirse yüzlerce, binlerce uçak yerleştirilebilsin. Bir kaç yüz asker değil, on binlercesi bir anda bu gemide olsun. Başta taze gıda olmak üzere, iğneden ipliğe ihtiyaç duyulabilecek birçok şey on yıllarca karaya çıkılmadan yine bu geminin sunduğu imkânlarla karşılanabilsin. Üstelik herhangi bir saldırı ile batırılma, denizin dibini boylama gibi bir korkunuz da olmasın. Yani, dünyanın en büyük, konforlu, güvenli, sağlam ve ekonomik uçak gemisi olsun. Ve siz bu uçak gemisiyle Cebelitarık, Boğazlar (İstanbul-Çanakkale) ve Süveyş "Su Yolları Üçgeni" üzerinden dünyanın en stratejik geçiş noktalarını kontrol edebilme, Akdeniz-Karadeniz-Hazar-Basra-Kızıldeniz "Beşgen Havzası"na en az maliyetle, her an çok daha etkin güç projeksiyonu yapabilme imkân ve inisiyatifine sahip olun. Üstelik bu uçak gemisine sahip olma, size bölgedeki enerji güvenliği ve çevreleme politikalarında da iktisadi-ticari çıkarlarınızı her an savunabilecek birer sabit askeri ve ticari üs boyutlarıyla da büyük bir avantaj sağlasın.

     

    Sanırım dünyanın en büyük uçak gemisinin doğudan batıya doğru birer mızrak ucu gibi uzanan ve Avrasya merkezli "Yeni Büyük Oyun"da önemi her geçen gün daha da artan Kıbrıs adası olduğunu anlamışsınızdır. Anlamışsınızdır diye özellikle belirtiyorum, çünkü bu uçak gemisinin öneminin halen farkında olmayan ve AB aşkına Kıbrıs’ı feda etmeye hazırlanan önemli bir kesim vardır. Rahmetli Erbakan Hoca’nın, Kıbrıs bütünüyle elimizden çıkmak üzereyken 1974 Şanlı Barış harekâtıyla Kuzey Kıbrıs’ı kurtarma çabalarının asıl nedeni, dış güçleri ve işbirlikçileri niye bu denli rahatsız ettiği şimdi daha iyi anlaşılmaktadır!


    Türkiye’nin Kıbrıs’a ulaştırdığı suyun, Ortadoğu’da kuraklıkla boğuşan İsrail’e nefes aldırabilecek kapasitede olması… Geçmiş dönemlerde yapılan sinsi ve şeytani planları hatırlatmıştı!

    Geçtiğimiz aylarda hayata geçirilen KKTC’ye su temin projesinin Türkiye ile KKTC arasındaki anlaşmaya göre “Türkiye’nin KKTC’deki suyu başka ülkelere de satabilecek olması” “İsrail endişesi”ni de gündeme taşımıştı. Öte yandan KKTC Dışişleri Bakanı’nın geçtiğimiz yıl İsrail’deki bir konferansta, “Türkiye’den Kuzey Kıbrıs’a içme ve tarım suyu ile elektrik taşıması hedeflenen denizaltı su temin projesinden ortak yararlanma gibi diğer alanlarda işbirliğine yol açabilir” sözlerini ağzından kaçırması da İsrail endişesinin yersiz olmadığını ortaya koymaktaydı! Geçen yıl Kasım ayında Tel-Aviv’e düzenlenen ABD ve İsrailli üst düzey yetkililerin yanı sıra dev petrol şirketlerinin CEO’larının yer aldığı toplantıda konuşan KKTC’li Bakan Özdil Nami İsrail ile işbirliğinin önemine değinerek suyun İsrail’e de satılabileceğini şu sözlerle ağzından kaçırmıştı: “Bu hususta atılan olumlu adımlar, Türkiye’den Kuzey Kıbrıs’a içme ve tarım suyu ile elektrik taşıması hedeflenen denizaltı su temin projesinden ortak yararlanma gibi diğer alanlarda işbirliğine yol açabilir.”

    Türkiye ile İsrail arasında özellikle su konusunda bir de protokol olduğu yetkililer tarafından açıklanmış ancak gündeme taşınmamıştı. Dragon Çayı ile ilgili fizibilite çalışmasını yürüten Alarko firması İsrail ile ilgili de projeyi de kendilerinin üstlenebileceğini söylediği bir haberin detayında dönemin Enerji Müsteşarı olan Doç. Dr. Sami Demirbilek, bu protokolü onaylayan açıklamalar yapmıştı.

    Peki, KKTC, AB’ye alınırsa ne olacaktı?

    KKTC’ye Dragon Çayı üzerinden verilen su ile ilgili bir diğer konu ise KKTC’nin AB’ye alınıp alınmaması ile alakalıydı. KKTC ile Rumların anlaşması sonucunda eğer ada toptan AB’ye dahil edilirse bu konuda da uluslararası bir sorun yaşanacaktı. Türkiye’nin KKTC ile yaptığı anlaşmalar geçerliliğini yitireceğinden KKTC’ye verilen su üzerindeki tasarrufunu da kaybetmiş olacaktı.

    "Türk askeri Kıbrıs’tan çekilmeli" küstahlığı!

    Yunanistan Dışişleri Bakanı Nikos Kocas, Kıbrıs sorununda Türkiye’yi sorumlu tutarak, meselenin uluslararası hukuk ihlali ve işgal sorunu olduğunu açıklamıştı. Rum kesiminde resmi temaslar yapan Yunanistan Dışişleri Bakanı, Ada'nın iki kesimli, iki toplumlu bir federasyon çatısı altında birleşmesini desteklediklerini ancak bunun için Türk askerinin Kıbrıs’tan çekilmesi gerektiğini savunmaktaydı. Ada’da asker bulunduran Yunanistan’ın, garantörlükten vazgeçme kararını hatırlatan Kocas, Türk askerinin Kıbrıs’tan çekilmesiyle Türkiye, İngiltere ve Yunanistan’ın dahil olduğu 3’lü garantörlük sisteminin sona erdirilebileceğini vurgulamıştı. Rum Dışişleri Bakanı Yoannis Kasulidis ise, Türkiye'nin AB müzakerelerinde yeni fasıllar açılması konusundaki baskılara işaret ederek 2016'da bu konuyla yüzleşmek zorunda kalacaklarını söyleyerek “Toplumumuzu ilgilendiren hayati bir konuda bizden adım atmamız istenecekse Türkiye de harekete geçmelidir. Kıbrıs sorununa yön veren ülkeler, Türkiye’nin görüşlerini değiştirmesine yardımcı olmalıdır” tehditlerini sıralamıştı.

    Gizli Kıbrıs pazarlıkları, hıyanet ortaklığıdır!

    “Bir uçak gemisi düşünün. Dünyanın en büyüğü olsun. Üzerine onlarca değil, gerekirse yüzlerce, binlerce uçak yerleştirilebilsin. Bir kaç yüz asker değil, on binlercesi bir anda bu gemide olsun. Başta taze gıda olmak üzere, iğneden ipliğe ihtiyaç duyulabilecek birçok şey on yıllarca karaya çıkılmadan yine bu geminin sunduğu imkânlarla karşılanabilsin. Üstelik herhangi bir saldırı ile batırılma, denizin dibini boylama gibi bir korkunuz da olmasın. Yani, dünyanın en büyük, konforlu, güvenli, sağlam ve ekonomik uçak gemisi olsun. Ve siz bu uçak gemisiyle Cebelitarık, Boğazlar (İstanbul-Çanakkale) ve Süveyş "Su Yolları Üçgeni" üzerinden dünyanın en stratejik geçiş noktalarını kontrol edebilme, Akdeniz-Karadeniz-Hazar-Basra-Kızıldeniz "Beşgen Havzası"na en az maliyetle, her an çok daha etkin güç projeksiyonu yapabilme imkân ve inisiyatifine sahip olun. Üstelik bu uçak gemisine sahip olma, size bölgedeki enerji güvenliği ve çevreleme politikalarında da iktisadi-ticari çıkarlarınızı her an savunabilecek birer sabit askeri ve ticari üs boyutlarıyla da büyük bir avantaj sağlasın.

    Sanırım dünyanın en büyük uçak gemisinin doğudan batıya doğru birer mızrak ucu gibi uzanan ve Avrasya merkezli "Yeni Büyük Oyun"da önemi her geçen gün daha da artan Kıbrıs adası olduğunu anlamışsınızdır. Anlamışsınızdır diye özellikle belirtiyorum, çünkü bu uçak gemisinin öneminin halen farkında olmayan ve AB aşkına Kıbrıs’ı feda etmeye hazırlanan önemli bir kesim vardır. Rahmetli Erbakan Hoca’nın, Kıbrıs bütünüyle elimizden çıkmak üzereyken 1974 Şanlı Barış harekâtıyla Kuzey Kıbrıs’ı kurtarma çabalarının asıl nedeni, dış güçleri ve işbirlikçileri niye bu denli rahatsız ettiği şimdi daha iyi anlaşılmaktadır!

    Oysa adanın jeopolitiğinde çok hızlı bir değişim yaşanmaktadır. Bu değişimi görenler, "Uzaktaki Yakın Çevreler Politikası" anlayışı çerçevesinde bölgeye değişik gerekçeleri göstererek yerleşmeye başlamış durumdalar. Örneğin, düne kadar bölgede Türkiye ve Yunanistan ikilisi arasında ön plana çıkan, ABD'nin ise doğrudan müdahil olmaktan çekindiği Kıbrıs sorununda bugün Avrupa Birliği (AB), Rusya, İsrail, Çin ve hatta Suriye-Lübnan boyutuyla İran'ın da "ben varım" dediği yeni bir mücadeleyle karşı karşıyayız. ABD'nin BOP projesi ve tek başına uygulamada karşı karşıya kaldığı sıkıntılar sonucu ortaya çıkan güç zafiyeti ve bunun bölgede yol açtığı güç boşluğunu doldurma girişimleri yatıyor. ABD, Doğu Akdeniz merkezli bölgesel hegemonyasında ilk defa bu kapsamda bir meydan okuma ile karşı karşıyadır. Bunun dışında, Doğu Akdeniz'de keşfedilen hidrokarbon kaynakları, enerji güzergâhlarının güvenliği, su, Suriye'de dip yapan Arap Baharı ve bunun yol açtığı çok boyutlu güvenlik sorunları, AB'nin Annan'ı telafi girişimleri ve Büyük İsrail Projesi’ni de göz önünde bulundurmak lazımdır. Bu değişim ve girişimleri görmemek gaflet, önem vermemek hıyanet sayılır. Türkiye açısından bakıldığında, "Kıbrıs Gemisi"nin ciddi anlamda su almaya başladığı anlaşılacaktır. Arka planda büyük ölçüde ABD'nin destek verdiği AB'nin Kıbrıs'a yönelik yumuşak güç politikası büyük ölçüde etkisini göstermeye başlamıştır. AB'nin Kıbrıs sorununu "siyaseten çözüm" adı altında başlattığı Türkiye'yi adadan "AB'ye üyelik vaadiyle" sıfırlamaya çalıştığı, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin adadan tamamen ya da büyük ölçüde çekilmesini amaçladığı, bu kapsamda Kıbrıs Türklerine yönelik "duygusal kopuş" hedefli "Kılcal Damarlar Operasyonu" ile de Türkiye ile KKTC arasında derin bariyerler oluşturmaya başladığı politikada Haçlı Batı çok önemli mesafeler almış durumdadır”[2]uyarıları ciddiyet ve aciliyetle dikkate alınmalıdır.


    Devamı için: http://www.millicozum.com/mc/ozel-yazilar/akp-mi-yoksa-turkiye-mi-korunmalidir











    Bu Haber 1663 defa okunmuştur.
    Dost Siteler...
    www.millicozum.com
    www.necmeddinerbakan.net

 
Yorum Ekleyin
Yorum eklemek için üye olmanız gerekmektedir.
 
Telif Hakkı: Prof. Dr. Necmettin Erbakan - NecmettinErbakan.Net, Necmettinerbakan.org | Milli Çözüm Dergisi | AhmetAkgul.Net | MealiKerim.com | İLETİŞİM |RSS