• KIBRIS KARIŞACAK MI?

    KIBRIS KARIŞACAK MI?

    19 Ocak 2017

     
    | Devamı


    A- KIBRIS VE EGE SORUNLARIMIZ

     KIBRIS KARIŞACAK MI? (1998)

     

    Birkaç yıldır Rusların Rumlara sattığı S-300 füzelerini, gemilerle Kuzey Kıbrıs'a gönderileceği konusu gündemdedir. Bunların Kıbrıs yerine Girit Adası'na yerleştirilmesi de sonucu değiştirmeyecektir.

    Kıbrıs Adası'nın iki ülke için hayati önem taşıyan stratejik bir özelliği olduğu bilinmektedir. Bu ülkelerden birisi Türkiye diğeri İsrail'dir. Kıbrıs, Türkiye'nin Akdeniz'de, nefes alacak ve ayak basacak tek kalesidir.

    İsrail'in ise, hem Amerika ve Avrupa'dan gelecek yardımların kendisine ulaşması hem de Akdeniz'deki güvenliğini sağlaması açısından bir nevi arka bahçesidir. Yunanistan ise sadece İsrail'in piyonu görünümündedir.

    İsrail'in güdümündeki Birleşmiş Milletlerin ve özellikle ABD, Rusya, İngiltere, Fransa ve Çin'den oluşan 5 daimi delegenin, Türkiye'yi Kıbrıs'tan çıkarmak ve bütünüyle Yunanlıların kontrolüne bırakmak hevesleri ve hesapları da işte bu yüzdendir.

    Ve şimdi Kıbrıs Rum Kesimi bu ülkelerin tahrik ve teşvikleriyle yalnız Ege'yi ve Akdeniz'i değil, bütün dünyayı karıştıracak hazırlıklar ve huzursuzluklar içerisine girmiştir.

    Geçen aylarda Rum Temsilciler Meclisi, Rusya'dan alınması öngörülen orta menzilli S-300 füzeleriyle ilgili ödeneği serbest bırakmıştır. Böylece ilk taksitin Rusya'ya ödenmesi ile başlayan “füzelerin adaya getirilmesini öngören 16 aylık süreçte” başlamış olmaktadır. Kıbrıs Rum Meclisi savunma bütçesine 210 Milyon Kıbrıs Lirası (Yaklaşık 90 Trilyon TL.) ayırmıştır. Bu para tüm 1998 bütçesinin yarısına yakındır. Önümüzdeki 5 yıllık dönem için 1,5 Milyar Kıbrıs Lirası (700 Trilyon TL.) harcanmasının öngörülmesi sadece masum bir savunma ihtiyacından ziyade, asıl Türkiye'ye yönelik bir saldırının amaçlandığını ortaya koymaktadır. Buna tek başına gücü yetmeyecek ve cesaret edemeyecek olan Rumların, İsrail ve 5 daimi delege tarafından desteklendiği de açıktır.

    Türkiye'nin ikaz ve itirazına rağmen, Rumların S-300 füzelerini vermeye hazırlanan Rusya, diğer taraftan da sözde Kürt Parlamentosuna ev sahipliği yapmakta, PKK'yı devamlı korumakta ve kışkırtmaktadır. Apo'nun en önemli destekçilerinden biri de Yunanistan ve Kıbrıs Rum Kesimi’dir.

    Geçtiğimiz seneler, hem de Rusya Parlamentosunun alt meclisi Duma'da toplanan ve çok sayıda Rus Parlamenterinin de  katıldığı saptanan bu uydurma Kürt Parlamentosunda konuşan Moskof yetkililer "Çiller etek altından Aprupa'ya uyuşturucu satmaktadır. Böyle bir hükümetin Kürt'lerin hakkını vermesini bekleyemeyiz." diyecek kadar çizgiyi aşmışlar ve Refah-Yol'dan duydukları rahatsızlığı ortaya koymuşlardır.

    Ayrıca 10 tane kadar Türkiye düşmanı ve vatan haini PKK'lıyı da, Rus alt meclisi olan Duma'ya "Jeopolitik konular uzmanı" olarak almışlardır. Bunların, Rus emelleri için Türkiye'de kışkırtıcı ajan olarak çalıştıracaklarını söylemek bir kehanet sayılmamalıdır. Apo'yu kaçıran ve saklayan ülkelerin başında da yine özellikle Jironovski gibi Rus Yahudileri kullanılmaktadır.

    Bütün bunların yanında Rusya, Kıbrıs sorununun BM konseyinin 5 daimi üyesi tarafından görüşülmesi girişimlerini de başarıya ulaştırmış durumdadır. Kıbrıs konusunun uluslararası platformlara çekilmesine devamlı karşı olan Türkiye, Rusya'nın bu şeytani tuzağına maalesef engel olamamıştır. Bu girişimler sonucu, uluslararası kararlar ve karambollerle, Kıbrıs elimizden alınmaya çalışılmaktadır.            

    Eski Genelkurmay Başkanı Karadayı'nın Rusya gezisi ise, yerinde ve verimli olmakla beraber, hükümetle Genelkurmay arasında bir strateji farklılığı bulunduğu anlaşılmakta, bu durum ise dış politikamızda başarı şansını azaltmaktadır.

    ABD Savunma Bakanlarından William Cohen'in, Kıbrıs yüzünden, Ege ve Akdeniz'i "Alevlenmeye hazır bir bölge" olarak yorumlaması ve "Bu durumdan çok ciddi kaygılar duymalıyız" şeklindeki uyarması ve hatta "Durum kontrolden çıkabilir" tehdidinde bulunması, mutlaka dikkate alınmalıdır.

    İngiltere eski Dışişleri Bakanı Malcom Rifkid'in "Ege'de bir Türk-Yunan savaşının çıkmasını ciddi bir olasılık olarak gördüğünü" açıklaması da, Kıbrıs bahane edilerek Türkiye üzerinde sinsi hesaplar yapıldığını ortaya koymaktadır.

    Ve yine önce Polonya, Macaristan, Çekoslovakya ve Slovakya'nın ve ardından Rusya'nın da NATO'ya dahil edilmesi girişimleri, giderek gelişme ve gerçekleşme sürecindeki "İslam Bloku"na karşı bir düşman cephesi oluşturmayı amaçladığı da ortadadır.

    Türkiye'yi “NATO'nun genişleme girişimlerini veto etmek niyetinden vazgeçirmek” üzere, milyarlarca dolarlık rüşvet teklifleri getiren gizli pazarlıklar yapıldığı da gazete sütunlarında yer almaktadır.

    Peki, Türkiye dışarıda böylesine ciddi tehdit ve tehlikelerle karşı karşıya bulunurken, içeride ise enflasyon ve anarşi canavarıyla boğuşurken, sorumsuz masonik mahfillerin ve bazı sivil (ce) örgütlerin tahrikiyle, hükümetin uydurma bir irtica tehlikesiyle uğraşması, acaba koyu bir gafletin mi, yoksa kasıtlı bir hıyanetin mi neticesi olarak yapılmaktadır?

    Bu adamlar, milli birliğimize, manevi değer ve dinamiklerimize zaaf ve zarar verecek, bu talihsiz ve terbiyesiz eylem ve söylemlerinin, acaba Rumlara ve Ruslara dolaylı destek sağlayacağını fark etmeyecek kadar fikir fukarası mıdır? Kilise okulları açık tutulurken, İmam-Hatip'lerin kapatılması gizli hıyanetin bir parçası mıdır?

    Ama tüm şeytani güçlerin ve şer cephesinin çırpınışları boşunadır. Tarihi hesaplaşma kaçınılmazdır ve bunun kıvılcımının Kıbrıs'tan başlaması ihtimali giderek kuvvet kazanmaktadır.

    "Allah (c.c.) imhal eder, ama ihmal etmez" yani imtihan hikmeti ve adaleti gereği münkir ve münafık zalimlere mühlet ve fırsat verir, belli bir müddet yularlarını uzatır... Ama asla ihmal etmeyecek ve eninde sonunda azgınları cezalandıracak ve deccalizm düzeni (Siyonizm)i mutlaka yıkacaktır. Yerli gâvurcuklar da bu şımarıklıklarına pişman ve perişan olacaklardır.

    Öyle görünüyor ki, beklenen tarihi devrim ve değişimin denge merkezi Kıbrıs olacaktır. Biz elbette devamlı barıştan yanayız. Savaş ve saldırıdan hoşlanmayız. Ama her türlü savunma hazırlıklarını da yapmak ve uyanık bulunmak zorundayız. Çünkü savaşı "teknolojik, psikolojik ve stratejik" üstünlüğe sahip olan tarafın kazanması, sünnetullahtır.

    Unutulmasın ki Yunanistan, Osmanlı'dan ayrılıp bağımsızlığını kazandıktan bu yana Bizans İmparatorluğunu yeniden diriltme ve devamlı genişleme politikasında asla vazgeçmemiş ve kurulduğu tarihten bugüne kadar topraklarını tam sekiz kat arttırmıştır. 1864 yılında İyon Adaları'nı, 1881'de Tasalya'yı, 1913'te Makedonya, Güney Epir, Rodos ve Ege Adaları'nı, 1919'da Batı Trakya'yı ve 1947 yılında İtalya'dan Oniki Adaları almış ve nihayet Kıbrıs'ı topraklarına katmanın planlarına başlamıştır.

    1947 Temmuzunda Kıbrıs Cumhurbaşkanı olan Makarios, Yunan Cumhurbaşkanı General Gizikis'e, sonradan bütün kamuoyuna açıklanan bir mektup gönderdi. Makarios, Kıbrıs Milli Muhafız Alayı'nda bulunan 650 Yunan subayının kendisini düşürmek için EOKA-B teröristleri ile birlikte çalıştığını söylüyor ve bunların derhal geri çağrılmasını istiyordu.

    Buna rağmen 15 Temmuz 1974'te EOKA'cıların darbesiyle Makarios devrilmiş ve Türk düşmanlığı ve eşkıyalığı ile meşhur Nikos Sampson idareyi ele almıştı. Yunan cuntası, ileride Kıbrıs'ı Yunanistan'a bağlamak üzere söz veren Sampson'u destekliyordu. Oysa Kıbrıs Cumhuriyeti'nin varlığını garanti eden 1959 antlaşmasına göre İngiltere, Türkiye ve Yunanistan, adanın bağımsızlığını korumak üzere garantör devlet olarak müdahale hakkına ve sorumluluğuna sahip bulunuyordu.

    Türkiye'nin o günkü Başbakanı B. Ecevit İngiltere'ye bu sorumluluğu hatırlattı ve ortak müdahale teklifinde bulundu. Bu isteği reddedilince adadaki İngiliz bölgesindeki üslerden yararlanarak Türk birliklerinin çıkarma yapmasını önerdi. Çünkü Ecevit İngiltere ve Amerika'nın müsaadesi olmadan, Türkiye'nin bir girişimde bulunmayacağına inanıyordu. Bu istekleri de geri çevirilince, daha önceki Kıbrıs katliamları karşısında, oradaki insanlarımızı sahipsiz bırakan Türk hükümetleri gibi, boş beyanatlar veya kuru kahramanlık nutuklarıyla olayı geçiştirmeye çalışıyordu. Çok şükür ki Milli Görüş koalisyon ortağıydı ve Erbakan Başbakan Yardımcısı bulunuyordu. Başta Amerika ve İngiltere olmak üzere, bütün Batı’nın tehditlerine ve maalesef hükümet ortağı olan CHP'nin bile karşı çıkıp diretmesine rağmen, 20 Temmuz 1974 günü kahraman ordumuzun, Kıbrıs Barış Hareketi'yle Girne'ye çıkmasını sağlıyordu.

    Türk ordusu, batılılarca "imkânsız" görüleni başarıyor, hem asırlarca bu ocakta İslam'a ve insanlığa hizmet etmiş şehitlerin himmeti, hem de yakın gelecekte yeniden yeryüzünde hak ve adaletin bekçileri olmaya aday bulunmasının peşin bereketiyle Kıbrıs kurtarılıyor ve her iki topluma barış ve güven sağlıyordu. Milli Görüş'ün gayret ve cesaretiyle gerçekleştirilen Kıbrıs Hareketiyle sadece Türklere değil, adadaki Rumlara bile huzur ve hürriyet getiriliyordu. Çünkü EOKA'cılarla yerli Rumlar arasında da kanlı boğuşmalar ve bir iç savaş başlamış bulunuyordu. Hatta Kıbrıs Hareketi Yunanistan'ın da, askeri cuntadan kurtulup, demokrasiye kavuşmasına sebep oluyordu.

    1975 yılının yaz aylarında, Atina'da yayınlanan "Katamirini" Gazetesinin "Türk Milletinin yeryüzünden silinmesiyle dünya hiçbir şey kaybetmez" şeklindeki manşetinden de anlaşılacağı gibi, milletimiz aleyhinde derin bir nefret, kin ve korku hisleriyle dolan olan Yunanlıları, dış güçler ve Siyonist merkezler devamlı kışkırtmakta ve Türkiye aleyhine kullanmaktadır.

    Lozan ve Montrö Antlaşmalarına göre Oniki Ada dahil, diğer Ege Adaları'nın silahlardan ve askeri yığınaklardan arındırılması öngörüldüğü halde, bu adalar ağzına kadar silah depoları ve askeri tesislerle donatılmış ve hatta çoğu kez güya "boğazlardan gelecek Rus donanmasına karşılık NATO'nun caydırıcılığını arttırır" bahanesi ile, bizim bazı asker ve politikacılarımız tarafından bile, açıkça ülkemizi hedef alan bu Yunan hazırlıkları, haklı gösterilmeye çalışılmıştır.

    Bu dış güçler, şimdi yeniden Kıbrıs'ı karıştırmak ve adayı tamamen Rumlaştırmak için Rauf Denktaş'ı ülkesine hıyanete zorlamaktadırlar... Türkiye'de ki masonlar da "zaten pek işimize yaramıyor. Maraş'ı verip kurtulalım. Hakkımızdaki uzlaşmaz ve barışa yanaşmaz imajını silip atalım" yolunda beyanatlar vererek Denktaş'ı arkasından vurmaktadırlar.

    Önce Bosna'da,Kosova'da,şimdi Irak’ta yıllarca süren ve buradaki Müslüman’ların kökünü getiren vahşet ve cinayetleri durdurmak için 9 ayda bir araya gelemeyen Birleşmiş Milletler'in veto yetkisi olan 5 daimi üyesi, Kıbrıs'ı satmaya mecbur bırakmak için 9 dakikada toplanıp, Siyonizme teslim olması için Denktaş'ın üzerine çullanıyordu.

    Ama bu durum daha fazla devam edemez!. Artık uzatmalar oynanıyor... "Ya herro, ya merro" denilecek günler yaklaşıyor. Tabi bilesiniz ki asıl hedef; sadece Kıbrıs değildir. Milli güçlerin kesin iktidara yaklaştığı bir Türkiye hedeftir. Bölgesinin tabii İslam aleminin tarihi ve fiili lideri  olmaya aday bir Türkiye boğulmak istenmektedir.

    Evet, evet Siyonizmin ve tüm dış güçlerin asıl hedefi ve hesabı Türkiye üzerindedir.

    Türkiye ise artık kendi sorunlarına ve sorumluluklarına elbette sahip çıkmak mecburiyetindedir. Başımıza bela edilen  uğursuz ve şuursuz hükümetler ise, iyileşen yaranın kabuğu gibi yakında düşecek ve defolup gidecektir.

     

     

     

    KAYNAK: BOP’UN TEMELLERİ KİTABI , AHMET AKGÜL

     

     

     

     

     

     

     

     

     

    Bu Haber 950 defa okunmuştur.
    Dost Siteler...
    www.millicozum.com
    www.necmeddinerbakan.net

 
Yorum Ekleyin
Yorum eklemek için üye olmanız gerekmektedir.
 
Telif Hakkı: Prof. Dr. Necmettin Erbakan - NecmettinErbakan.Net, Necmettinerbakan.org | Milli Çözüm Dergisi | AhmetAkgul.Net | MealiKerim.com | İLETİŞİM |RSS