• İstanbul’u (Rant Kuyusunu) Kaybetmeyi Hazmedemeyen: AKP, ÇIRPINDIKÇA BATMAKTAYDI VE ERBAKAN HOCA’NIN İLGİNÇ RÜYASI

    İstanbul’u (Rant Kuyusunu) Kaybetmeyi Hazmedemeyen: AKP, ÇIRPINDIKÇA BATMAKTAYDI VE ERBAKAN HOCA’NIN İLGİNÇ RÜYASI

    09 Mayıs 2019

     
    | Devamı


    İstanbul’u (Rant Kuyusunu) Kaybetmeyi Hazmedemeyen:

    AKP, ÇIRPINDIKÇA BATMAKTAYDI

    VE

    ERBAKAN HOCA’NIN İLGİNÇ RÜYASI

          

    YSK, İstanbul seçimlerini yenileme kararı almıştı!

    AKP’nin YSK Temsilcisi Recep Özel; "Kurul, 22 sayım döküm cetvelinin boş ve imzasız olduğu, bir de sandık kurulu başkan ve üyelerinin kamu görevlilerinden seçilmemesini gerekçe göstererek, seçimlerin yenilenmesine karar verdi." açıklamasını yapmıştı.

    AKP’nin YSK Temsilcisi Recep Özel, YSK'nın İstanbul seçimlerine ilişkin kararı için, "Mazbata iptal kararı çıktı" ifadesini kullanmıştı. YSK'nın kararı hakkında gazetecilere açıklamalarda bulunan Özel, özetle şunları sıralamıştı:

    “Talebimizin bu noktada haklılığı, YSK'nın kararıyla tescil edilmiş oldu. Herkes hür iradesiyle karara katıldı. Yeter sayısı aşıldı. Hepsine Allah razı olsun diyoruz. Bu karar hayırlı ve uğurlu olsun. Mazbata iptal kararı da çıktı. Oy pusulaları tekrar basılacak. Resmi takvim 7 Temmuz'a tekabül ediyordu. Bir an önce seçim sürecinden çıkılması için 23 Haziran kararı verildi. Bir şaibe vardı. Şaibesiz bir seçim istiyoruz. Ölüm veya istifa halinde adaylar değişebilir. Seçmen kütükleriyle ilgili ilave bir işlem yapılmayacak. Sadece İBB seçimleri iptal oldu. Kurul, Büyükçekmece ve Maltepe'yi görüşmeye devam edecek."

    CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, YSK'nın İstanbul'da seçimlerin yenilenme kararı almasının ardından yaptığı açıklamada; "Bu ülkeye demokrasiyi getireceğiz. Merak etmeyin her şey çok güzel olacak." temennisinde bulunmuşlardı. CHP Parti Meclisi (PM) ve milletvekilleri, Yüksek Seçim Kurulu'nun (YSK) İstanbul seçimlerinin yenilenmesi kararının ardından, Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu başkanlığında toplanmıştı. Saat 10.00'da parti genel merkezinde düzenlenen toplantıya; Ekrem İmamoğlu, İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu ve Milletvekilleri katılmıştı.

    İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener'in; "Madem İstanbul seçimleri iptal oldu, 24 Haziran’da yapılan genel ve 31 Mart’ta yapılan yerel seçimleri yeniden yapalım. Eğer bu çağrımız kabul edilmezse, CHP ile birlikte sine-i millete dönelim." dediği konuşulmaktaydı.

    Yüksek Seçim Kurulu'nun (YSK) İstanbul’da seçimi yenileme kararı almasının ardından, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, partisinin Başkanlık Divanını olağanüstü toplamıştı. Cumhuriyet'ten Selda Güneysu'nun haberine göre, Akşener’den CHP’ye şu mesajın gittiği aktarılmıştı:

    CHP ile birlikte sine-i millete dönelim.

    “İYİ Parti’nin İmamoğlu’na desteği sürecektir. Ancak CHP’nin alacağı karar beklenmelidir. CHP’ye açık teklifimiz şudur: Madem YSK ‘tam kanunsuzluk’ gerekçesiyle seçimi yenileme kararı aldı. Bu karar tüm Türkiye’deki sandık kurulları için de geçerlidir. Öyleyse bu durum, tüm Türkiye’de seçimlerin iptalini gerektirir. YSK’nin aldığı bu karar, 24 Haziran için de ‘tam kanunsuzluk’ durumu oluşturur. Dolayısıyla madem İstanbul seçimleri iptal oldu. 24 Haziran’da yapılan genel ve 31 Mart’ta yapılan yerel seçimleri yeniden yapalım. Eğer bu çağrımız kabul edilmezse CHP ile birlikte sine-i millete dönelim.”

    İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, partisinin grup toplantısında sert açıklamalar yapmıştı. Meral Akşener, 31 Mart yerel seçim sonuçlarına göre İstanbul'u kaybeden AKP’nin itirazları sonucu YSK'nın seçim yenilenmesi kararı ve gündemdeki diğer konular hakkında partisinin grup toplantısında yaptığı açıklamada:

    “Ben bugün, talimatla karar veren yargı mensupları adına utanıyorum... And olsun ki, demokrasi bayrağını yere düşürmeyeceğiz. Ramazan'ın ilk orucunu hak yiyerek açtınız! Allah şahidim olsun ki, elimde taşıdığım demokrasi bayrağını yere düşürmeyeceğim. Allah’a yemin olsun ki, aziz ve gazi Türk milletini ve sizleri utandırmayacağım. Bize; 'sesimiz ol, sözcümüz ol' diyenleri utandırmayacağım. Sadece 31 Mart değil, Sayın Erdoğan’ın seçildiği 24 Haziran seçimlerini sorgulayacak mısınız? Gerekçeniz tam kanunsuzluksa, bunu yapmalısınız. İYİ Parti olarak, tüm Türkiye’de 31 Mart ve 24 Haziran seçimlerinde görev yapmış tüm sandık kurulu başkanlarının incelenmesini talep ediyoruz!”

    "Binali Yıldırım kaybetti! Ekrem İmamoğlu kazandı!" diyen İYİ Parti'nin İstanbul Kadıköy Belediye Başkan Adayı Emre Kınay: "Seçimlerin hepsi doğru, sadece İmamoğlu mu yanlış? AKP'nin meclis üyelikleri doğru, yani orada hiçbir usulsüzlük hile hurda yapılmamış. Muhtarlarda yok, meclislerde yok, sadece İstanbul Belediye Başkanında var öyle mi? Kimse salak değil! Bu milletle dalga geçmeyin!" ifadelerini kullanmıştı.

    "Demokrasi, YSK eliyle askıya alınmıştır"

    Emre Kınay: “Eğer dediğiniz gibiyse, bu işin sorumlusu İçişleri Bakanı'nın bir an önce görevden azledilmesi gerekir! Bir de ey demokrasi için emek veren herkes! Eğer seçim yapılacaksa, Birleşmiş Milletler gözetimini isteyin! Çünkü o seçime, o seçimin sonucuna, o seçimin seçim kurullarına, bu iktidarın hâkim olduğu hiçbir alana güven kalmadı! Demokrasi YSK eliyle, alınan emirler doğrultusunda askıya alınmıştır... Bu, Türk demokrasisi için utanç günüdür! Aynı zarftan kendi çıktığında sevinen, başkası çıktığında çirkefleşenlerin bizi dünyaya rezil edişidir!” diye çıkışmıştı.

    AKP İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu bile, YSK kararı sonrası resmi Twitter hesabından açıklama yapmış ve bu kararı kınamıştı! Yeneroğlu, Ebu Hanife'nin;"Hukukun sesini kısarsanız, Hz. Allah da sizin nefesinizi, iflâhınızı kısar." sözünü hatırlatarak, "Tuttuğumuz oruç bizi kurtarmayabilir" uyarısında bulunmuşlardı. Anlaşılan AKP içindeki iz’an ve insaf ehli ayaklanacaktı!

    İstanbul seçimlerinin yenilenmesi kararı, dış basında yankılanmıştı.

    Amerikan gazetesi New York Times, Yüksek Seçim Kurulu'nun, İstanbul'daki Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimlerini yenileme kararını haber yapmıştı. Carlotta Gall imzalı haberde, İstanbul'daki karar neticesinde yaşanacak sürece dair yorumlar yapılmıştı.

    ''Sosyal kargaşa ve ekonomik kriz ihtimali artacaktır!''

    Yazıda, "Cumhurbaşkanı Erdoğan için ezici bir mağlubiyeti ortadan kaldırdığı, ancak sosyal kargaşa ve yeni bir ekonomik kriz ihtimalini artırdığı" yorumu yer almıştı. Haberde,"Ülkenin en büyük şehri ve ticari merkezi İstanbul için eşi benzeri görülmemiş mücadele"ifadeleri kullanılmıştı.

    Cumhur İttifakı, Öcalan’la irtibatta mıydı?

    İstanbul'da yeniden yapılacak olan seçimler için Nagehan Alçı: "Bana, Abdullah Öcalan'ın; ‘HDP'nin İstanbul'daki seçimlere kendi adayıyla çıkmasını istediği’ yönünde birtakım bilgiler geldi." ifadelerini kullanmıştı.

    YSK'nın aldığı; "İstanbul'da seçimler yenilenecek" kararıyla ilgili, Habertürk'te çarpıcı açıklamalarda bulunan Nagehan Alçı: "Benim gördüğüm, HDP kendi adayıyla 23 Haziran seçimlerine gidebilir." yorumunu yapmıştı. Terör örgütü PKK elebaşısı Abdullah Öcalan'ın basına yansıyan açıklamalarıyla ilgili de değerlendirmelerde bulunan Alçı’nın: "Bana, Abdullah Öcalan'ın ‘HDP'nin İstanbul'daki seçimlere kendi adayıyla çıkmasını istediği’ yönünde birtakım bilgiler geldi." sözleri kafaları karıştırmıştı. Canlı yayının bir diğer konuğu olan Sözcü Gazetesi yazarı Deniz Zeyrek ise, Alçı'nın bu iddiasının mümkün olmadığını belirterek; "Var olan aday’ın değişebileceğini ama bir parti 31 Mart'ta aday göstermemişse, 23 Haziran'da aday gösteremeyeceğini" hatırlatmıştı.

    Daha önce muhalif partileri sürekli “PKK ile kol kola!” olmakla suçlayan Cumhur İttifakı (AKP ve MHP kurmayları), şimdi İstanbul’u kazanmak, daha doğrusu zorla geri almak için, Abdullah Öcalan’la mı anlaşmışlardı? Çünkü HDP İstanbul’da aday gösterirse, CHP oylarında düşüş yaşanacağı sanılmaktaydı!

    HDP'nin, 23 Haziran'da yeniden yapılacak İstanbul seçimleri hakkında strateji açıklaması da; AKP iktidarına ve Cumhur İttifakına dolaylı destek anlamındaydı.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Sezai Temelli, partisinin grup toplantısında gündemdeki gelişmelere ilişkin konuşurken, 23 Haziran'da tekrarlanacak İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanlığı seçimleri için, "HDP üzerinden manipülasyonlara gerek yok!" ifadelerini kullanmıştı. YSK'nın aldığı kararı yorumlarken,'İstanbul için aday çıkaracaklar mı?' sorusunu da yanıtlamış olmaktaydı.

    HDP Eş Başkanı Sezai Temelli’nin:

    “HDP aday çıkaracak mı? Evet, HDP nerede bir haksızlık hukuksuzluk varsa, HDP orada olacaktır. HDP’siz bir 31 Mart olmazdı, HDP’siz bir gelecek de olmaz. Bizim ne yapacağımızla vakit harcamayın. Esas siz ne yapacaksınız?” sözleri; 23 Haziran 2019’da yenilenecek İstanbul Belediye Başkanlığı seçimlerinde, HDP aday çıkarmak suretiyle CHP’ye verilen oyların azaltılmasıyla, AKP adayına (Cumhur İttifakına) dolaylı destek sağlanacağı vurgulanmıştı. Bu yeni bir “Çözüm Süreci” batağıydı.

    Seçimi iktidara kazandırma kararları!

    YSK, kurulduğu 1950 yılından bu yana, böyle bir itiraz sürecine ve böylesine siyasi bir karara imza atmış değildi. Yasaların ve yerleşik uygulamaların dışına bugünkü gibi çıkarlarsa, nerede ve ne zaman durulacağı bilinmezdi. Artık her konuda YSK’nın, ne zaman ve nerede duracağını kestirmek imkânsız hale gelmişti. 16 Nisan halk oylamasında mühürsüz oy pusulasına ilişkin YSK kararı, türünün tek örneği idi. Artık 31 Mart kararı; yasa ve yerleşik uygulamaları yerle yeksan ettiği gibi, bildik tüm seçim kuralları da tepelenmişti.

    16 Nisan’daki kanunsuzluklar, neden dikkate alınmamıştı?

    Artık her seçim sonrasında kısıtlı, hükümlü, asker ve ölü seçmen arayıp, seçim sonuçlarıyla karşılaştırmanın yanı sıra, yepyeni bir uygulama getirilerek; kamu görevlisi olmayan sandık kurulu başkanı ve üyesi aramak âdet haline mi gelecekti? Böylece kamu görevlisi olmayan sandık kurulu başkanı ve üyesinin, görev yaptıkları sandıklarda hiçbir usulsüzlük olmamasına rağmen; seçmen sayısı seçim sonucundaki oy farkından fazla ise, o sandıklardaki tüm oylar iptal edilip, tüm seçmenlerin iradeleri çöpe mi gidecekti? Yani; İlçe Seçim Kurulu tarafından yapılan hatanın faturası, günahsız seçmene mi kesilecekti? Oysa aynı YSK, sandık kurullarının hatasını 16 Nisan'da seçmene fatura etmemişti. Yoksa hukukta; ‘dün dündür, bugün bugündür’ dönemine mi geçilmişti? Oysa tam kanunsuzluk halinde; süre, itirazda bulunma şartı dahi gerekli değildir. YSK re’sen dahi muttali olduğu tam kanunsuzluk halini tespit ettiğinde, inceler ve karar verir. İşte bunun önü kesilmek istenmiştir.

    “Tam kanunsuzluk itirazları” ciddi bulunmamıştı!

    “Ben tüm delilleri inceledim. Ama kumpas, şüphe, şaibe ve organize bir yolsuzluk görmedim. Kanunsuzluk olduğu kabul edilen sandık kurullarında seçmen iradesini sakatlayan, seçim sonucunu etkileyecek tek bir AKP şikâyet ve itirazı da görmedim. YSK bu durumda bugüne kadar gerek olağanüstü, gerek tam kanunsuzluk itirazlarını reddetmişti.” diyen CHP yetkililerine kulak verilmemişti.

    YSK'nın İstanbul seçimlerini iptal kararı sonrası yükselişe geçen dolar, 7 Mayıs sabahı da hareketli başlamış ve 6.15 seviyelerine yaklaşmıştı.

    YSK; AKP’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçiminin iptali için olağanüstü itirazını, 7’ye karşı 4 oyla kabul etmiş ve seçimin 23 Haziran tarihinde gerçekleşebileceğini açıklamıştı. Bunun üzerine Dolar fırlamaya başlamıştı.

    Çiğdem Toker, İstanbul Belediyesi'nden vakıflara ne kadar destek gittiğini açıklayan bir belge yayınlamıştı:

    Bilal Erdoğan'ın TÜRGEV vakfına; 51,5 milyon TL…

    Ensar Vakfı'na; 28,7 milyon TL…

    TÜGVA vakfına; 74,2 milyon TL…

    Önder İmam Hatipliler Vakfı'na; 13,2 milyon TL…

    Okçular Vakfı'na; 16,6 milyon TL…

    İHA üreticisi, damat, Selçuk Bayraktar'ın 3T Türkiye Teknoloji Takımı Vakfı'na; 41,3 milyon TL…

    Topbaş ailesinin Aziz Mahmut Hüdai Vakfı'na; 17,4 milyon TL…

    15 Temmuz Derneği'ne; 7,7 milyon TL aktarılmıştı. Üstelik bunlar çok daha büyük vurgun ve soygunların kılıfıydı. Yani bu tür vakıflar, bir nevi “yolsuzluk aklama” kuruluşlarıydı. İşte AKP’nin İstanbul ısrarının altında, milyarlarca liralık rant kapısını elden kaçırmama telaşı yatmaktaydı.

    İstanbul Belediyesi’ni zorla geri alma ve AKP’li birine kazandırma ısrarı, iktidarın başına büyük sıkıntılar saracaktı!

    Karar Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni ve eski AKP’li İbrahim Kiras bile, seçimle ilgili bir yazısında, "Yerel seçim sonuçlarına gösterilen tepki, AKP tabanında da sevimli bulunmuyor" uyarısını yapmıştı. Kiras, "Parti medyasının veya internet trollerinin heyecanlandırabildiği dar bir fanatik kitlenin tepkileriyle bunu karıştırmamak gerektiği ortada." ifadelerini kullanmıştı. Kiras, "Kızgın demir nasıl soğur?" başlığıyla çıkan yazısında şunları hatırlatmıştı:

    “Nitekim Erdoğan seçimin hemen ardından, “Başkanlığı CHP almış olsa da İstanbul ve Ankara Belediyelerinde meclis çoğunluğu bizde, her istediklerini yapamazlar.” diyerek parti tabanını sakinleştirmeye ve sonucu kabullenmeye yönelik bir tutum sergilemişti. Ama kısa süre içinde bundan vazgeçip, seçim sonucunu kabul etmeme tavrını benimsemiş görünmesiyle, tıpkı kızgın demir çıkışının gerisini getirmekten imtina edişi gibi bir arayış ve bulamayış döngüsüne düşmüşlerdi… Özellikle İstanbul’da seçimin tekrarlanmasının doğurabileceği risk, çıplak gözle bile görünür durumdayken, böyle bir riskin göze alınabilmesinin siyasi rasyonalite içinde izahı mümkün değil. Bu belki de iki çaresiz seçenekten birini tercih etme mecburiyetidir. AKP’nin oy aldığı tabanın daralması önemli bir problemdir ama bundan daha önemli olan, hitap ettiği veya dilini konuşabildiği toplumsal kitlenin giderek daraldığı gerçeğidir. Bir siyasi hareket için aslında en büyük risk budur.” tespitleri Erdoğan’ın hırçınlığını ve hazımsızlığını açığa vurmaktaydı.

    Erdoğan’ın İstanbul ısrarı ve karanlık sonuçları!

    Kulislerde; iktidarın bir aydır, her hafta yaptırdığı iki-üç kamuoyu araştırmasının tamamında; ‘Ekrem İmamoğlu’nun önde çıktığı’ konuşulmaktaydı. Buna rağmen Saray’ın İstanbul’da ille de seçim kararı ve ısrarı neyi amaçlamıştı? Hatta fısıltılara göre; YSK’daki tablo da başa başmış… Peki, iktidarın ve Erdoğan’ın Türkiye’yi ekonomide çok daha zora sokacak böyle bir “dayatma seçim” inadını neye bağlamalıydı? Bazı yazar ve yorumcular:“İktidar, İstanbul Belediyesi’nin AKP siyasetini finanse etmesinden vazgeçmiyor da ondan” diyorlardı.

    Ayrıca iktidar, ‘çeyrek yüzyıllık sırlarının ortaya çıkmasından’ kuşku duymaktaydı. Ve tabi, “Ekrem İmamoğlu’nun önünü kesmek ve yükselişini dizginlemek istiyor!”diyenler de vardı. Oysa Ekrem İmamoğlu’nun yeniden seçilmesi ağırlıklı bir kanaatti. Ancak; iktidarın her şeyi ama her şeyi devreye sokacağı, yarışmayı kural dışına çıkaracağı artık bir sır sayılmazdı.

    Bazı dedikodulara göre: “Ekrem İmamoğlu her an zehirlenme ve trafik kazası dahil her türlü kötülük girişimine kurban edilme” tehlikesiyle karşı karşıyaymış... Hatta Türkiye’de kaos peşinde olan dış mihrakların kirli amaçları adına, böyle bir suikastı yaptıracağı ihtimali de varmış. “Emin olun bu iddia benim kişisel kuruntum ya da komplo teorim değil, devletin zirvelerinde sorumluluk almış önemli bir istihbarat yöneticisinin korku çığlığıdır, herkesi uyarıyorum!” diyen Sabahattin Önkibar, bilgi kaynağını ise açıklamamıştı.

    İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun mazbatayı almadan önceki davranışları konusunda eleştiri ve uyarılarıyla tepki alan Nagehan Alçı, bu kez CHP'ye çağrı yapmıştı.

    Habertürk yazarı Nagehan Alçı, "Kontrgerillanın ekmeğine yağ sürmek" başlıklı yazısında, CHP eski Milletvekili gazeteci Barış Yarkadaş'ın, 'YSK tekrar seçim kararı verirse CHP boykot etmeli' sözlerini kınamıştı. CHP'nin boykota gideceği ihtimalini değerlendirirken Nagehan Alçı: "Bu yolun sonu demokrasiyi ve iç barışı kaybetmeye kadar varır ve herkes büyük zarar görür." ifadelerini kullanmıştı. "Boykot kararı almak ve YSK kararını tanımamak, açık bir isyan çağrısıdır. Sokakları karıştıracak bir tepki çıkışıdır. Bunun bedelini toplum olarak hepimiz ödemek zorunda kalırız!” diyen Nagehan Hanım’ın bu kuşkularının altında acaba neler yatmaktaydı?

    Nagehan Alçı'yı ve Buket Aydın'ı koruyan siyasetçiler kim olmaktaydı?

    Bank Asya’nın sokağından geçenlerle, Zaman Gazetesi’nin bazı aboneleri hapiste, fakat FETÖ bankasından kaymaklı kredi alan Nagehan Alçı dışarıda ve büyük maaşlar alıp, iktidar tellalı olarak, tabir yerinde ise fink atıyordu. Nagehan Alçı’ya benzer bir diğer örnek; Buket Aydın ki, o da kovulduğu işine Ankara’dan, yani siyasetten gelen bir telefonla geri döndüğü konuşuluyordu. Peki, Nagehan, Buket ve benzerlerinin hamisi, yani koruyucusu olan siyasetçiler kimler oluyordu? Spekülasyonlara göre; birkaç isim sayılmaktaydı, ama en başta damat Berat Albayrak‘la, Ömer Çelik isimleri öne çıkıyordu. Mustafa Varank, Saadet Oruç, Özlem Çelik ve Sefer Turan isimleri de geçiyordu.

    Bu şahıslar ve yakıştırmalar doğru mu yanlış mı; bilmiyoruz. Ancak herkesin mutabık olduğu husus; medyanın yüzde 90’ı iktidar tarafından kontrol ediliyordu. Mesela; Yıldırım Demirören gibi akıllı bir iş adamı, zarar eden medya sektörüne, kamu bankasından faizle kredi alıp neden yatırım yapıyordu? Yoksa Yıldırım Bey, o satın almayı birileri adına ve hatırına mı gerçekleştiriyordu?

    Bu arada kulağı delik bir dostumun, Ankara’da AKP’ye çok yakın yüksek bir bürokratla görüşmesinde: Sn. Erdoğan’ın yakınlarına; “Ekonomide iflas etmek üzereyiz. Bu durumu nasıl düzelteceğimizi de kara kara düşünmekteyiz...”sözlerini bize aktarıyordu.

    Bir dönem Gülen yapılanmasında üst düzey görevlerde bulunan Star yazarı Hüseyin Gülerce’nin, Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) İstanbul için vereceği kararı ne olursa olsun, Türkiye’yi siyasi kaos dönemine sokacağınısöylemesi enteresandı!

    “YSK, nasıl bir karar verirse versin, Türkiye’yi siyasi kaos dönemi bekliyor.” diyen Gülerce’ye göre üç ihtimal vardı:

    1. İtirazlar reddedilir, İmamoğlu’nun Başkanlığı kesinleşir.

    2. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimleri iptal olur, yeni bir seçim için tarih verilir.

    3. Sandık hileleri ve oyunlarının CHP lehine tezgâhlandığı gerekçesiyle, İmamoğlu’nun mazbatası iptal edilir ve ikinci aday olarak Binali Yıldırım’a mazbata devredilir…

    Birinci ihtimal için Cumhurbaşkanı Erdoğan zaten; “YSK kararına tabi ki saygılı oluruz.” demişti. Ancak ikinci ve üçüncü ihtimal CHP’ye neler yaptırır? Bilinmezdi!.. YSK üyelerini “Kızılay’da yüzünüze tükürürler!” diye tehdit eden CHP zihniyetinden endişelenmemek elde değildi…”

    Şimdi asıl soru şuydu: Bu aslı, ayarı ve amacı karanlık şahısların sinsi ve sürekli kışkırtmalarına kapılan Erdoğan, nasıl bir akıbete doğru koşmaktaydı?

    Üstelik AKP içinden ve yakın çevresinden de uyarı sesleri yükselmeye başlamıştı.

    AKP’de Genel Başkanlık da yapmış olan Ahmet Davutoğlu, belirgin yanlışlıkları tek tek sıralamıştı: “Cumhurbaşkanı seçimlerde taraf oldu; ortamı gerdi. Cumhurbaşkanı’nın ‘Genel Başkan’ olması sakıncalı. FET֒yle mücadelede üst düzey isimler kollanıyor; alt kademe fatura ödüyor. Benmerkezci, kibirli bir dille tevazudan kopuldu. Kendisini partimizin kurullarının üstünde gören, adeta paralel bir yapı gibi partiyi yönetmeye çalışan bir odak ortaya çıktı…” (22.04.2019)

    Uzun manifestoyu değerlendiren Erol Mütercimler, “Günaydın Ahmet Davutoğlu Beyefendi!” diyerek, Başbakanlık, Dışişleri Bakanlığı yapmış birinin bunları zamanında söylemesi gerektiğini anlattı. Bazı uzmanlar da Davutoğlu’nun Suriye konusundaki yanlış politikalarını hatırlatmıştı.

    Hükümeti sık uyaran yazarlardan biri de Abdurrahman Dilipak’tı. “Yiyici, tufeyli bir iş adamı tipi türetildiğini” söyleyerek, gelinen noktayı özetledi: “Herkes kendisini hakikatin merkezinde görüyor. Kimi sırtını devlete dayamış; istihbarat raporlarıyla her şeyi bildiklerini düşünüyorlar. AKP’nin kendi tabanıyla da, toplumun diğer kesimleri ile de bağlantıları çöktü. Birileri din, tarih, gelenek, çıkar ilişkileri üzerinden siyaseti meta haline getirmeye çalışıyor sanki. İnsanlar hep akçeli işlerle meşgul.” (Yeni Akit, 27.04.2019)

    Anayasa Mahkemesi eski Başkanı Haşim Kılıç da; yapılan bunca ahlaki ve hukuki yanlışlıklar karşısında sessizliğini bozdu: “İktidara gelen bu arkadaşlarımız; ne pozitif hukuk kuralı bıraktılar, ne ahlâk, ne de rekabet diye bir şey!” (26.04.2019)

    İktidarın hocası olarak da bilinen Hayrettin Karaman, hükümete; lüks, israf, İslâmi hayatı zaafa uğratma gibi konularda sert uyarılar yaptı: “Eline para geçen ve zengin olan dindarlar, lüks ve israfta dinsiz veya dini hayatı gevşek/kusurlu olanları fersah fersah geçtiler. (…) Sözde örtünenler, ‘örtülü açıklar’ nitelendirmesinin örneği haline geldiler.”(Yeni Şafak, 25.04.2019)

    İnsaflı yazarlardan Kemal Öztürk, hükümete yakın medyanın asılsız haber, karalama, çamur atma şeklindeki yayın politikalarından yakınarak, “Bunlar ‘bizim’ dediğimiz medyada yaşanıyor” diyerek, “Eski medya, temiz insanları; ‘irticacı, yobaz, bölücü’ diye yaftalardı; şimdikilerin ‘hain’ olarak yaftaladıklarını” anlattı. (Yeni Şafak, 30.04.2019)

    “Geçmişte çok yanlışlıklar yapıldı, hâlâ da yapılıyor. Bu böyle devam etmemeli. Türkiye’nin problemleri, bu ülkede yaşayan insanlarca çözülmeli. 82 milyon insan kader birliği yapmış, birlikte yaşıyoruz. Çözüm konusunda Cumhurbaşkanı’nın şu sözlerini önemsiyorum: “Kızgın demiri soğutma, kucaklaşma, birliğimizi, beraberliğimizi yeniden perçinleme zamanı.” (18.04.2019)

    Zaten ekonomik kriz kapıdaydı!

    Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Standard&Poor's'tan yapılan açıklamada,"Son haftalardaki oynaklık, Türkiye'nin finansal sisteminin kredibilitesine yönelik endişeleri artırıyor" uyarısı yer almıştı. Standard&Poor's, "Türk ekonomisi resesyonda ve Türk bankaların varlık kalitesi çabuk şekilde kötüleşiyor"ifadelerini kullanmıştı. Dolar/TL 6’nın üstüne yükselirken; Türk Lirası ABD Doları karşısında son birkaç ayda yaklaşık yüzde 10 değer kaybına uğramıştı.

    Gazetelerde yer alan habere göre S&P'nin yayınladığı raporda; yatırımcıların, Türk Lirası'nda devam eden değer kaybının da kısmen etkisiyle ürktüklerini hatırlatmıştı. Yatırımcıların tedirginliğinde siyasi belirsizliğin de bir faktör olduğunu belirten S&P,hükümetin Türk ekonomisinin kırılganlıklarını düzeltmek için siyasi adımlarının sınırlı kalmasının da bu faktörler arasında yer aldığını vurgulamıştı. Raporda, "Türk ekonomisi resesyonda ve Türk bankaların varlık kalitesi çabuk şekilde kötüleşiyor, bu bankaların kârlılığını ve er ya da geç sermaye pozisyonlarını zorlayabilir" ifadesi yer almıştı.

    Evet, maalesef en yüksek faiz oranlarında, yüzde 60’la 1. sırada yer alan Arjantin’den sonra, Türkiye yüzde 25’le dünyada 2. sıradaydı. Aslında enflasyon da yüzde 25 civarındaydı, ama toplum, rakam oyunlarıyla avutulmaktaydı. Çünkü bir ülkedeki enflasyonun, faiz oranlarıyla eşit olduğu, ekonomik bir kuraldı. Yeri gelmişken hatırlatalım: faiz oranları İngiltere'de yüzde 0,75, İsrail'de yüzde 0,10, Malezya'da yüzde 3, Endonezya'da yüzde 5, Rusya'da yüzde 7 kadardı. Hatta Japonya'da, İsveç'te ve İsviçre'de sıfırın altındaydı.

    Dışarıdan da ekonomik ve politik sıkıştırmalar artmaktaydı. Türkiye’ye; ‘İran’a yaptırımlardan muafiyetin kaldırılacağı’ konuşulmaktaydı ve İran’a yaptırımlara uyma şantajı yapılmaktaydı. Fırat’ın doğusunda baskılar artmaktaydı. Türkiye, Doğu Akdeniz’den kuşatılmaktaydı. Peş peşe gelen “Ermeni Soykırımı” tasarıları ve Kıbrıs’taki zorlamalar başımızın belasıydı.

    İçeride, kışkırtıcı ve kuşkuları artırıcı olaylar yaşanmaktaydı. Çubuk’ta şehit cenazesinde Kılıçdaroğlu’na saldırılmış ve hayret, AKP’li saldırgan serbest bırakılmıştı. Muhaliflere yönelik FETÖ suçlamaları kabak tadı vermeye başlamıştı. Varlıklı ve arkalı FET֒cülerin korunması, kafaları karıştırmaktaydı. Eski emniyetçi Sabri Uzun’un tutuklanması tam bir muammaydı.

    AKP’nin doğum sancıları ve Erbakan’ın ahı!

    Tam bu süreçte AKP’de doğum sancısı hızlanmıştı. Davutoğlu deklarasyon yayınlamıştı. Gül-Babacan ekibi çalışmalarını yoğunlaştırmıştı. Bu takımın yabancı yatırımcılara, “parti, yıl sonuna kadar tamam” mesajı verdikleri konuşulmaktaydı.

    Sistem çığırından çıkmıştı!

    Maalesef CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu'na yönelik planlı linç girişiminin üzerinden bir ay geçmesine rağmen, bu karanlık olayın perde arkası hâlâ aydınlatılmamıştı. Saldırının failleri ellerini kollarını sallayarak dışarıda dolaşıyorlardı. Laf cambazlığı üzerinden olay örtbas edilmeye, ayıbın ve ayıplıların da üstü örtülmeye çalışılmıştı. Yetmemiş gibi, Trabzon'da Medikal Park Hastanesi'nde görev yapan Doktor Mahmut Arslan, Kılıçdaroğlu'nun mezhebi ve 88 yaşında vefat eden annesi Yemuş Kılıçdaroğlu hakkında çok çirkin paylaşımda bulunmuşlardı. Kemal Kılıçdaroğlu'na Çubuk Akkuzulu köyünde düzenlenen organize linç girişiminin arkasında karanlık güçler olduğu açıktır. Türkiye'yi bir kaos ortamının içine çekmek isteyenlerin bir planıdır. Ankara'nın Çubuk ilçesinin sosyal yapısını da dikkate almak lazımdır. Çubuk'un neredeyse yarıya yakın nüfusu Alevi kardeşlerimizden oluşmaktadır. CHP lideri ve CHP'lilerin organize linç girişimi sırasında sakinliklerini ve soğukkanlılıklarını koruması, sağduyulu davranmaları ve hâlâ bu çizgide devam etmeleri tabi ki şarttır. Ancak; Türkiye, Çubuk ölçeğinden yola çıkarak, bu karanlık ve tehlikeli oyunları çok dikkatli okumalıdır. Zaman, partizanlık zamanı değildir. O yüzden, Mahmut Arslan'ın çirkin paylaşımı basite indirgenmemelidir. Eğer Türkiye'nin bekasında samimiyseler, hiç vakit kaybetmeden iğrenç tezgâhların perde arkası gün ışığına çıkartılıp, suçluların yargı önünde hak ettiği cezaları bulmaları sağlanmalıdır. Bence Mahmut Arslan, zavallı bir piyondur, kukladır!..” tespitleri haklıydı.

    Yandaş medyada atılan işaret fişeğiyle, paralel bir kampanya başlatılmıştı. Bu saldırgan Osman Sarıgün'ü sevdirme, saldırıya uğrayan Kılıçdaroğlu'ndansa nefret ettirme kampanyasıydı. Maalesef saldırgana melek ve masum, saldırıya uğrayana ise mel’un ve şeytan muamelesi yapılmaktaydı. 'Osman Sarıgün amca; bir anda fiili saldırganlıktan, ortak hislere tercüman olan milli bir kahraman yapılmıştı. Tezahürat ve alkış gırlaydı. Kemal Kılıçdaroğlu ise neredeyse; maruz kaldığı suça zemin hazırlamak ve saldırganları üzerine saldırtmaktan tutuklanıp sorgulanacaktı!?

    AKP Parçalanacak mıydı?

    AKP'li muhaliflerin içinden bir parti mi yoksa iki parti mi çıkacaktı?.. Ahmet Davutoğlu ile Ali Babacan ayrı ayrı mı yoksa birlikte mi hareket ediyorlardı?.. Abdullah Gül ne taraftaydı?.. Bu iki isimden hangisine destek çıkacaktı?.. Gül, tamamen dışarıda mıydı?.. Desteklediği partinin gelir başına oturur mu, yoksa dışarıda kalır ve parti tutarsa, Cumhurbaşkanı adayı olarak mı ortaya çıkardı?.. Yoksa, bu parti kurma çalışmaları, R. Erdoğan ile yeni bir pazarlık yapmak için mi piyasaya çıkmıştı?.. Ahmet Davutoğlu, Erdoğan ile pazarlık edip istediklerini alırsa yeni parti kurmayacak mıydı?..

    Kamuoyunu bir hayli meşgul eden bu sorular, AKP içinde de derin derin tartışılmaktaydı. AKP'nin politbürosu her ne kadar İstanbul seçimlerinin iptali üzerine yoğunlaşsa da, özellikle Milletvekilleri grubunun asıl gündem maddesi "Gülcüler" olmaktaydı. Nedeni ise çok açıktı. Saray ve AKP Genel Merkezi'nin tüm tepeden sürmelerine rağmen, "seçim öncesinde başlayan yanlışlıklar" tartışılmaktaydı. Aday belirleme sürecindeki hatalardan, belediye meclis üyeliklerinin yazımının tek elden yapılmasına, hatta iktidar yönetiminde hanedan görüntüsüne kadar… Duyduğunuzda inanamayacağınız isimler, Damat Berat Albayrak'ı özel sohbet ortamlarında kıyasıya eleştiriyorlardı. "Erdoğan'ın kuşatılmışlığı" ile ilgili fotoğraflar çizilirken, içinde bulundukları durumu "Artık Erdoğan içine düştüğü kıskaçtan kurtulamaz" diye yorumlar bile yapılmaktaydı. "Ekonomi yönetiminde yapılan yanlışlıklar", "Dış politikadaki yetersizlik", "Rusya ile ABD arasında sıkışan Türkiye", "AKP'nin kuruluş ayarlarından kopması" AKP sosyete mekânlarının rutin gündem maddesi halini almıştı. Ankara'ya günübirlik çalışma ziyaretine gelen(!) Ahmet Davutoğlu’nun bulunduğu ofise, "şimdilik görüntü vermeyelim" çekincesi ile gidemeyen AKP'liler, ya bir yakınını ya da çok güvendiği bir arkadaşını gönderiyorlardı. Anlayacağınız, iktidar partisinde çarşı pazar oldukça karışıktı.

    Lafı uzatmayalım... "Abdullah Gül’cüler" cephesinde durum, düne göre daha berraklaşmıştı. Partileşme çalışmaları içinde bulunan oldukça faal bir kaynaktan aldığım bilgileri şöyle özetleyip aktarayım:

    “Ahmet Davutoğlu ile Abdullah Gül arasında bir süredir devam eden soğukluk, önemli ölçüde giderilmişti. Ali Babacan, yeni parti hareketinin lideri yani Genel Başkanı olmak istememekteydi. İstanbul'da yapılan özel bir toplantıda Ahmet Davutoğlu, Abdullah Gül'e, "Siz Cumhurbaşkanlığı yaptınız. Eğer partinin başına geçmek isterseniz, bize de sizin altınızda çalışmak yakışır." demişti. Abdullah Gül de, partinin başında Genel Başkan olarak çalışmak istemediğini açık bir dille söylemişti. Ali Babacan da Genel Başkan olmak istemediğini ama yeni parti içinde görev alacağını bildirmişti. Kaynağım, en geç 1 ay sonra resmileştirilmesi planlanan partide tek sıkıntının kadrolaşma olduğunu belirtmişti. Abdullah Gül'ün, kendisine tam bağlılığı ile bilinen eski Bakan Beşir Atalay üzerinden partinin kadrolaşma ve teşkilatlarında tam hâkimiyet kurmak istediğinin altını çizerek, "Bu da Ahmet Davutoğlu’nda sıkıntı yaratıyor. Ahmet hoca, AKP'de yaşadığı tecrübeyi tekrar yaşamak istemiyor." demişti. Yani, bugün gelinen noktada "Gül’cüler" tek parti ile siyaset sahnesine girmek niyetinde. Abdullah Gül, kendisini ziyarete gelen AKP tabanındaki önemli kanaat önderlerinin "Ne olacak?" sorusuna,"Ahmet Davutoğlu'nu izleyin" diye cevap vermekteymiş!”[1]

    İstanbul seçimlerinin yenilenmesi kararı çıktığı gece, Konya’dan Fatma Betül Erişkin kardeşimizin gördükleri, bu konuyla da ilgili ve ilginç ERBAKAN RÜYASI:

    Fatma Betül Erişkin / Konya / 07.05.2019

    Rüyamda: Konya’ya Milli Çözüm Genel Merkez Binası açılacakmış. Bina 5 katlı, her yeri cam, çok kullanışlı ve şık bir binaymış. Her yer Türk Bayrakları, Milli Çözüm Bayrakları ve balonlarla süslenmiş; ortamda tam bir bayram kutlaması havası varmış. Açılışa Aziz Erbakan Hocamızın da teşrif buyurmalarını bekliyormuşuz. Her yer büyük TV kanallarına ait dev konteynerlerle doluymuş. Canlı yayın için hazırlanmışlar. Ama Erbakan Hocamızın katılımı gecikiyor; 3 saat, 5 saat derken, bekleyiş yerini söylenmelere bırakıyor. Bu esnada telefonumun çaldığını fark ediyorum. Erbakan Hocamız, mübarek isimleriyle kayıtlı bir numaradan arıyorlar. Heyecanla telefona cevap veriyorum. Erbakan Hocamız selam verdiler ve: "Ahmet’i aradım, herhalde gürültü yoğunluğundan olacak telefonun sesini duymadı. Telefonu ona götürür müsün?" buyurdular. Ben: "Tabi ki Aziz Hocam!" diyerek Muhterem Ahmet Hocamızın yanlarına gittim. Telefonu kendilerine arz ettim. Bir süre Erbakan Hocamızla konuştular. Sonra Ahmet Hocamız telefonumu bana uzattılar. Ceplerinden kendi telefonlarını çıkardılar. Gülümseyerek mesajlarına baktılar. Bizim merakla kendilerini izlediğimizi görünce: "Aziz Hocamız ne için geciktiklerini görmemiz için fotoğraf ve video atmışlar ve bir basın toplantısı yapmamızı talimat buyuruyorlar.” Sonra Aykut Bey’e dönerek: “Aykut, bu resimleri tüm yerel ve ulusal medya ile paylaş! Sonra da 10 dakika içinde organize olun, bir basın toplantısı yapacağımızı duyurun. Arkaya da bu fotoğraf ve videoyu ekrana verin ki anlatacağımız daha iyi anlaşılsın!" diye talimat veriyorlar. İstenen hazırlıklar 10 dakika içinde yapıldı. Basın toplantısı, en az yüz kamera ve mikrofonla başladı. Ahmet Hocamız, bütün medya mensuplarına: "Hepinize teşriflerinizden dolayı teşekkür ediyoruz. Açılışımıza ve Dergimize gösterdiğiniz alâkadan dolayı da hassaten teşekkürlerimizi sunuyoruz. Aziz Erbakan Hocamız; ‘açılışa hangi çok önemli ve tarihi ziyaretlere katıldıkları için geciktiklerini’ bize ilettiler. Biz de bunun görsellerini sizlerle paylaştık. Aynı anda hem sizin internet hesaplarınıza, hem de arkamızdaki ekrana düşecek paylaşımlar için biraz sessizlik rica ediyorum!" buyurdular ve arka ekranda ışık belirdi. İlk olarak bir video paylaşıldı. Erbakan Hocamız, Ramazan’ın arifesinde şehit edilmiş ve yan yana sıralanmış Filistinli kardeşlerimizle birlikteydiler. Hepsinin alınlarını tek tek okşadılar, hepsinin başuçlarında tek tek Fatiha okudular. İçlerinden, 1 yaşındayken annesiyle şehit edilmiş yavrumuzu kucaklarına aldılar, bağırlarına bastılar, alnından öpüp ağladılar. Sonra çocuğun yönünü objektiflere doğru çevirip: "İşte, sahipsiz insanlığın en acı görüntüsü bu fotoğraf karesidir. Şimdi, kim çekebilecek bu fotoğrafı ve kim bakabilecek? Bu kareyi gördükten sonra kendi çocuğunuza sıkı sıkı sarılıp, aynı şeyin kendi yavrunuzun başına gelmediğine şükredeceksiniz öyle mi? Birkaç saat içinde de aklınızdan silinip gidecek! Hatta bir kısmınız, kendi gereksiz meşguliyetinden ve gafletinden dolayı bu acı kareleri görmeyecekler bile! Bu nedenle, özellikle dikkat çekmek istedik. Bakınız, az da olsa vicdanı olanlar bile bu kareye bakıp bu yavrumuza üzülmezken, yavrumuzun yüzünde yaşından beklenmeyecek bir hüzün ve acı vardır. Bu yavrumuz ölürken hiç acı çekmeden, Rabbimizin şefkatiyle, yine şefkatli anne kucağında, en merhametli himaye edilişle sarılmıştır. Bu çocuğun hüznü; sahipsizliğidir! Bu çocuğun hüznü; Haram ayların helâl edilişidir! Bu çocuğun hüznü; Adil Düzen medeniyetini, İslam’ın kutlu fethini göremeden gitmesidir! Bu çocuğun hüznü; bu görüntüleri izleyenlerin bu Fethin çabuklaşması, daha fazla masum kanının akıtılmaması için, daha bir hız ve heyecanla gayret göstermemesidir. (Bebeği annesinin hemen yanına bırakarak) Bakınız, buradaki şehit sayısı aktarılandan çok daha fazladırlar. Üstelik Türkiye’mizde de hemen bugünlerde iman ve vatan savunması gayretiyle şehit olmuş gencecik canlarımız da buradadırlar. Sizin duymadığınız, size duyurmadıkları, dünyanın dört bir yanında, cinsiyetine ve yaşına bakılmadan şehit edilip hayattan koparılan canlar da buraya toplanmıştır. Siz ey, o gâvurun kucağından, bu gâvurun kucağına oturan sözüm ona Müslüman idareciler… Siz ey, bir İstanbul seçiminde kaybetmeyi hazmedemeyip, tüm ülkeyi bu meseleyle meşgul edip, haramla hud’ayla seçimi yeniletenler… Siz ey, bunların her türlü hata, haram ve yanlışlarını göre göre, “Seçecek başka kimse mi var?” bahanesiyle bu canların kanlarına elini bulaştıranlar!.. Ey bütün bu acımasız ve alçakça katliamlarına rağmen İsrail’le imzaladığı “Normalleşme Anlaşmasını” bile hâlâ iptal etmeyen iktidarın rezaletlerine mazeret uyduranlar! Tuttuklarınızın oruç olduğunu zannetmeyiniz! Bu acıyı içinde duyarak, “Bu fetih acilen gerçekleşsin” diye çalışıp çabalamayan, bir yazıyı okuyup bunu iki kişiyle paylaşmaktan aciz kardeşler! Hepinize sesleniyorum: "Şuursuz ve sorumsuz oruçlarınız, yani boşuna açlıklarınız hayırlı olsun!"Şimdi sizlerin sahipsiz bıraktığı bu masumların namazını, şu mukaddes ilk kıblemizde inşaallah Peygamberlerin ruhaniyetiyle birlikte kılacağız ve insanlığın kurtuluşu için, ümmetin dirilişi ve onuru için, Feth-i Mübin’in bir an evvel gerçekleşmesi ve vicdanların huzuru için dua edeceğiz!" buyurdular ve yürümeye başladılar. Giderken yerde kanlar içinde şehit düşmüş kardeşlerimizi ellerinden tutup ayağa kaldırdılar. Onlarla birlikte Mescid-i Aksa’ya doğru yönelip, orada saf tutmuş onlarca kişiyle cenaze namazına durdular. (Namazı da Erbakan Hocamız kıldırdılar.) Uzun uzun dualar edip Allah’a yalvardılar. Bizler de gözyaşları içinde açılışın yapılacağı yerde, önde Ahmet Hocamızla birlikte, Erbakan Hocamıza uyarak kardeşlerimizin cenaze namazını kılmaya durmuş, ardından edilen dualara “Âmin” diyorduk. Sonra arkadan "Âmin" diye tok bir ses (Erbakan Hocamızın sesleri) duyuldu. Sesin geldiği yere bakınca Erbakan Hocamızın hemen önümüzde, Ahmet Hocamızın da hemen yanlarında olduklarını gördük. Birlikte namaz kıldıkları Peygamberlerin ve şehitlerin ruhaniyetleri de sanki hazır bulunuyordu. Flaşlar patlıyor, herkes en iyi görüntüyü almaya uğraşıyordu. Erbakan Hocamız ayağa kalktılar:"Görüntülerinizi aldıysanız şimdi Milli Çözüm Dergimizin hizmet binamızın şeridini keselim!" buyurdular. Ahmet Hocamız ve beraberlerinde gelen ekiple birlikte yürüdüler, şeridi kestiler. Erbakan Hocamız: "Allah’a yemin olsun ki ümmetin kurtuluşu bu adrestedir! Allah'a yemin olsun ki kurtuluş bu adrestedir! Allah'a yemin olsun ki kurtuluş bu adrestedir! (Milli Çözüm ve Adil Düzen olmadan bütün arayışlar beyhudedir!..)" buyurdular. Hep birlikte binayı görmek için içeriye girerken uyandım.

     

     


    [1] https://www.yenicaggazetesi.com.tr/gul-davutoglunu-isaret-etti-51776yy.htm






























    Bu Haber 495 defa okunmuştur.
    Dost Siteler...
    www.millicozum.com
    www.necmeddinerbakan.net

 
Yorum Ekleyin
Yorum eklemek için üye olmanız gerekmektedir.
 
Telif Hakkı: Prof. Dr. Necmettin Erbakan - NecmettinErbakan.Net, Necmettinerbakan.org | Milli Çözüm Dergisi | AhmetAkgul.Net | MealiKerim.com | İLETİŞİM |RSS