•  İSTANBUL MİTİNGİ VE ÇUVALLAYAN TV

    İSTANBUL MİTİNGİ VE ÇUVALLAYAN TV

    19 Temmuz 2011
    ERBAKAN KÜTÜPHANESİNDEN DÜNYANIN DEĞİŞİMİ VE ERBAKAN DEVRİMİ

     
    | Devamı

    İSTANBUL MİTİNGİ VE

    ÇUVALLAYAN TV

    29 Kasım 2004 Pazartesi saat 20 Ana Haber Bülteninde, bir TV’nin sulu sunucusu Milli Görüş’ün Çağlayan Mitingi’ni yorumluyor:

    “20–30 bin kişinin katıldığı bu miting, artık iyice yıpranan ve gözden çıkarılan AKP’nin yerine derin devletin yeniden Erbakan’ı gündeme ve umut haline getirme girişimidir. Emekli Necati Özgen Paşa’nın: “Başörtüsü için Cuma namazı sonrası meydanlara taşanlar, hani nerede, şimdi niye Irak vahşeti ve Felluce felaketi için harekete geçmiyorlar?” sözlerinin hemen ardından geçen Cuma gösterileri ve arkasından Erbakan’ın Çağlayan Mitingi, herhalde bir tesadüf değildir.

    Avrupa Birliği de, Türkiye’yi rencide eden ve AKP’yi zor duruma düşüren tavırları ve raporlarıyla, sanki bizim derin devletle işbirliği içindeymiş gibidir.

    AKP’yi bölecek ve derin devletin istediği yeni bir oluşumu gerçekleştirecek en etkili isim olarak da elbette Erbakan hatıra gelmektedir?”

    Bu televizyonun sulu sunucusu, böylece kimlerin borazanı olduklarını da ifşa etmişlerdir.

    Önce çağlayanda 20–30 bin değil en az 100 bin kişi katılıp tek vücut haline gelmişti ve bunlar öyle toplama taşıma insanlar değil, “Yürekleri deryalar kadar derin ve büyük; azim ve iradeleri dağlar ve granit kayalar gibi sağlam ve güçlü” Kuvay-ı Milliyecilerdi…

    Hem, derin devlet, bir tane değil, iki tanedir:

    1-                      AKP’nin ve sizlerin yani tüm AB’cilerin, ABD’cilerin, IMF’cilerin güdümüne girdikleri, siyonist ve masonik merkezlerin ve dış güçlerin içimizdeki işbirlikçileri olan KİRLİ HAİN DERİN DEVLET.

    2-                      Ülkenin birlik ve dirliğine, milli ve manevi değerlere sahip çıkan, Kuvay-ı Milliye ruhunu ve şanlı tarih şuurunu taşıyan, temel insan haklarına ve evrensel hukuk kurallarına sadık ve saygılı yeni bir dünyadan, köle ve kuyruk değil, lider ve lokomotif bir Türkiye davasından yana olan MİLLİ ve HAYSİYETLİ DERİN DEVLET..

    Ve fırsatçı fesatlar böylece Erbakan’a bir iftira atarken, bir itirafta da bulunmuş oldular;

    Erbakan ve Milli Görüşçüler her zaman olduğu gibi, bugün de, hain ve kirli cephede değil, milli ve asaletli çizgidedir.

    AKP ise, siyonist ve emperyalist zalimlerin işbirlikçisidir.

    Fetullah Gülen’in medyaya yansıyan, “AKP hükümetiyle, Türkiye’de her şey iyiye giderken, bazı mahfiller yeniden bu huzur ortamını karıştıracak eylemlere girebilirler” şeklinde siyonist merkezlerin, milli cephe karşısındaki telaş ve tedirginliklerine tercüman olan sözlerine, daha doğrusu ihbarcılığa soyunma heveslerine, şimdi kiralık medya da, başka bir açıdan destek vermektedir.

    Ortak kuşku ve korkuları şudur:

    AKP hükümetine ve onun temsil ettiği batıcı ve batırıcı zihniyet, Avrupa hatırına ülkemizi parçalamaya, layt İslamla dinimizi yozlaştırmaya çalışan kesimlere karşı, artık her an milli bir hareket olabilir..

    Hitler ve Musolini gibi gaddar ve barbar bir faşist olan Fransa Kralı Franko, kendi sapık saltanatı uğruna 600 bin İspanyol vatandaşını katletmiş ve hatta Nazilerin yeni ürettiği zehirli gaz silahlarının canlı deneme alanı olsun diye bir İspanyol kasabasını, yaptığı yardımlara karşılık Hitlere hediye etmiş ve burası Alman uçaklarının bıraktığı bombalar ve kimyasal silahlarla, halkıyla birlikte tarihten silinmişti. Şimdi, sabetaist dönmeler ve hain mason işbirlikçiler ve AKP hükümeti, Atatürk’ün Gençliğe Hitabesinde işaret ettiği gibi: “Kendi siyasi emellerini istilacı ve İsrailci müstevlilerin şeytani hedefleriyle birleştirmiş” ve Franko gibi sadece bir ilçeyi değil, bütün Türkiye’yi feda etmeye ve rüşvet vermeye yeltenmişlerdir.

    Ve elbette buna fırsat verilmeyecektir.

    “Aman ha, bu AKP’yi biz de sevmiyoruz ve istemiyoruz amma, Erbakan geleceğine, bunlara katlanmak ve arka çıkmak gerektiğine inanıyoruz” şeklinde doğrudan değil ama dolaylı yoldan bu hükümete ve bu zihniyete destek verenlerin, bunların suçlarına ve sorumluluklarına ortak oldukları da unutulmamalıdır.

    Ve yine yeri gelmişken hatırlatalım ki, Necati Özgen Paşalar, NATO kafalılar gibi yüzden değil, “öz” den konuşmaktadır.

    Yılışık yorumcu; Türkiye’ye, diğer aday ülkelerden farklı, daha sert ve daha ters bir tavır takındıkları ve Haçlı damarıyla gerçek ayarlarını ortaya koyup, Türk halkını uyandırdıkları için, AB yetkililerini de “Milli Derin Devlete destek vermek”le suçlayıp saldırmaktadır.

    Sn. Sunucunun (haber spikerinin) bütün bu incelikleri kavrama kabiliyeti olmadığına göre, anlaşılıyor ki, gizli ve kirli derin devletin kulağına üfürdüğü noktalara uygun bir ses çıkarmaktadır.

    Bre gafiller

    Siz birkaç ay öncelerinde “Biz bu Annan planına “evet” desek de, yine batıya (Amerika ve Avrupa’ya) yaranamayacağız. Onlar bizi tarih boyunca sürekli aldatmış, taviz koparmış, ama sonunda arkadan bıçaklamıştır. Göreceksiniz, AKP iktidarı, Kıbrıs halkı, Avrupa’dan umduğumuzu bulamayacağız” anlamındaki haklı uyarıları yüzünden Sn. Rauf Denktaş’a yaptığınız hakaretleri ne çabuk unuttunuz..

    Hani Annan’ın şeytani planına “Evet” dersek, Türk kesimine uygulanan ambargolar kaldırılacaktı?

    Hani hava alanları açılacaktı?

    Hani Kuzey Kıbrıs’a yardımlar yağacaktı?

    Hani Avrupa, kendilerini takmayan ve Annan planına karşı çıkan Rum Kıbrıs’ı hizaya sokacaktı?

    Hayır, hayır..

    Bu arsız ve tutarsız tavır gaflet değil, bilinçli hıyanettir

    Bu soysuz ve sorumsuz yaklaşımlar Türkiye’ye hizmet değil, kasıtlı bir hakarettir.

    Bu marazlı ve münafık davranışlar, huzur ve hürriyet değil, esaret, sefalet ve felaket davetiyesidir.

    Bir avuç dönmenin ve işbirlikçi döneklerin şahsi saltanatları için koca bir milletin feda edilmesidir

    Fehmi Koru ise, Çağlayan’da çağlayanlara dönüşen Milli Görüş Mitingi’nden, SP’den, Erbakan’ın sözlerinden ve özellikle ABD ile işbirlikçi AKP’ye yönelik tepkilerden tek kelime bahsetmeden:

    “Aşırılık sergilemeye müsait pek çok eğilimi, böylesine disiplin ve düzen içinde tutabilen örnek tavrı” övüyordu.

    Kimbilir, belki de, bazı mahfillere “Bu güce ve gerçeğe dikkat edin. Her an oyunlarınızı ve planlarınızı bozabilir” mesajları veriyor ve şöyle yazıyordu:

    “Miting, ülkemizin demokratik bir olgunluğa sahip olduğunu ve sınırlarımız ötesinde olup-bitenlere duyarlı kitlelerin tepkilerini efendice verebildiklerini bir kez daha gösterdi. Mitinge katılanların kararlılık ve coşkusu da, umarız, siyasilerden toplumun iradesine ters politikalar bekleyenlere boş hayallere kapılmamaları uyarısı yerine geçmiştir. Türkiye kimsenin, hiçbir ülkenin yalnızca kan ve gözyaşı vaat ettiği iyice ortaya çıkmış projeleri içinde yer alamaz.

    Kitle etkinlikleri disipline fazla açık değildir; Pazar günkü miting, pek çok eğilimden insanın, aşırılık sergilemeye müsait çok hassas bir konuda, kendilerini efendice ifade etme disiplinine sahip olduklarını ortaya koyması bakımından da önemliydi. Bazen bir tek olay ne kadar öğretici olabiliyor… (30.11.2004 Fehmi Koru-Yeni Şafak)

    Ama Çağlayan Mitingi’ni “SP’ye Teşekkür” başlığıyla, tarafsız ve tutarlı bir tavırla yansıtan Şakir Suter gibi, milli ve yerli yazarlar da vardı.

    Akşam’daki köşesinde şöyle sesleniyordu:

    “SP’ye Teşekkür İstanbul’da Saadet Partisi’nin düzenlediği mitingi, gazetelerin büyük bölümü ya ıskaladı ya da kasten görmezden geldi. Oysa önceki gün İstanbul’da yapılan bu miting, son yılların en büyük kalabalığı idi. “Zalimlere lanet” denilerek, Felluce Katliamı kınandı. ABD’ye karşı büyük öfke vardı mitingde… Verilen mesajlar da son derece anlamlıydı; dileriz adreslerine ulaşmıştır Acaba mitingi SP yaptı ve tepkileri Erbakan ile Recai Kutan seslendirdiği için mi görmezden geliniyor? Oysa o mitingi kimin düzenlediği ve kimin ne söylediği değil önemli olan… Söylenenler doğru mu değil mi? Bizce büyük bölümü doğru; Hatta geç bile kalınmış bir miting. Yine de, “koyun gibi millet” olmadığımızı gösterdikleri için SP’ye teşekkür ediyoruz.[1]

    Mitingi seyreden bir ağabeyimizin ağzından dökülen şu cümlelerle gönüllerimize tercüman oluyordu:

    Ey siyonist ve emperyalist malum ve melun merkezler...

    Ey içimizdeki hainler ve zalimlerle işbirlikçiler...

    Ey ABD’ciler, AB’ciler, IMF’ciler...

    Bu muhteşem manzarayı görün ve aslınıza dönün

    İşte evlad-ı vatan… İşte ahfad-ı Fatihan… İşte ehli Kur’an… İşte ashabı Vicdan...

    İşte meydan, işte Erbakan...

     

     Çağlayan Mitingi ve Dilipak’ın Tepkisi

      Çağlayan mitingi bir kez daha herkesin ayarını ve miyarını ortaya çıkardı. Kimileri bu yüz binlerin koşup katıldığı, coşup çağladığı şuurlu ve huzurlu mitinge gözlerini ve kulaklarını kökten kapadı. Kör ve sağır davrandı. Önce SP Genel Başkanı Sn. Recai Kutan’ın ardından Erbakan Hoca’nın, tarihi ve hayati çağrıları, çağdaş Ebu Cehillerde yankı bulmadı. Ama kimileri de, bahsetmek zorundaydı. Aksi halde sırıtacaktı. Ama bunlar da, bu muhteşem miting vesilesiyle, yine kinlerini kusmadan duramadı.

      İşte Vakit’ten Abdurrahman Dilipak ve Hüseyin Öztürk de bu malum marazlılardandı… 30 Kasım 2004 tarihli Vakit’te Yavuz Bahadıroğlu, Sami Özey gibi insaflı ve itidalli yazarlar, mitingin muhteşemliğini, disiplin ve düzenini, katılım zenginliğini ve Erbakan Hoca’nın veciz ve etkileyici sözlerini dile getirip takdir ve tebrik ederken…

      Hatta Yavuz Bahadıroğlu: “SP’nin bu organizasyonu ‘Haksızlıklar karşısında susan dilsiz şeytandır’ (Hadis) hükmünün muhatabı olmaktan da kurtarmıştır” anlamında irfan ve vicdan ehline yakışan bir itirafta bulunurken…

      Maalesef A. Dilipak ve H. Öztürk hem gerçekleri ters yüz eden hem de kendi yazarlarıyla çelişen bir tavır ortaya koydular.

      Dilipak böyle bir mitingi SP yerine, niye AKP yapamamış diye kahrından kan kusuyor ve hırsını alamayıp karnından konuşuyor: “Peki o zaman AKP’liler nerede? O zaman bu zulme karşı neden tepki vermiyorlar? İşaret mi bekliyorlar? Ya da her şeyi partilerinden ve liderlerinden mi bekliyorlar? Peki beklentileri olmazsa ne yapacaklar, ne zamana kadar bekleyecekler” diye soruyor ve adeta burnundan soluyor Dilipak, AKP’nin ABD ve İsrail aleyhine miting yapamayacağını, herkesten iyi biliyor. Ama, adamın sıkıntısı; Siyonistler dışarıdan, kendisi gibi basitler içeriden vurdukları halde, hala Erbakan’ı ve Hak davayı yıkamadıklarından kaynaklanıyor.. Gazeteleriyle, dergileriyle ve dernekleriyle Çağlayan Mitingi’ne katılımı artıracak en küçük bir gayreti bile göstermeyenler, bir de utanmadan soruyor: “Madem SP’nin bu kadar kitlesi var, daha önce savaş karşıtı grupların ortak mitinginde neredeydiniz?”

      “Teşekkürler SP, ama bir şartla. Şimdi aynı kitleyi, biz tüm savaş karşıtı eylemlerde de görmek istiyoruz” yani, ABD’nin ve Yahudi Lobileri, IMF gibi siyonist merkezlerin emireri olan AKP’yi aklamak, toplumun ve tabanın tepkisini atlatmak için, gelip bizim gibi figüranlık yapın, demeye getiriyor.

    Abdurrahman Dilipak, 12 Eylül darbesine gerekçe gösterilen ve kasıtlı olarak tertip ve tahrik edilen kiralık gruplara benzer; karıştırıcı ve kışkırtıcı sloganlar, itici ve tetikleyici pankartlarla miting alanına girmek isteyen provakatörlere fırsat verilmemesine de çok içerlemiş, “tertip heyetinin belirlediği dışında slogan ve pankarta izin vermemek ne demekmiş” Yoksa bunları kendileri mi göndermiş?..

      Ve acaba bu tür hizmetlerin karşılığı mı, ABD özel vize kolaylığı ve pek çok gazetede yayınlandığı ve hala cevapsız bırakıldığı gibi “Ara sıra dolar cinsinden cep harçlığı” lütfedermiş?

      Hüseyin Öztürk de, sanki 3 kişinin katılımını da kendisi sağlamış gibi “Bu Mitingin Saadet Partisi Mitingine dönüşmesini” bir türlü hazmedemiyor. Konuşmalar esnasında “Mücahit Erbakan” sloganlarını bir türlü sindiremiyor

      “Amerika ve uşağı ülkelerin lanetlenmesi gerekirken AKP’ye yüklenilmesini hiç anlayamıyor”

      “Herkes çoluk çocuk oradayken, otobüsün üstündekiler acaba aile boyu katılmışlar mı, katılmamışlar mı” diye sorguluyor Ve de hızını alamıyor, “AKP’ye bu kadar yükleniyorsunuz da, Refah-Yol döneminde ne yaptınız, neyi başardınız” diye sitem ediyor.

      Bay Hüseyin Öztürk:

      Refah-Yol’un ve Erbakan’ın neler yaptığını, sen git 28 Şubat’ı hazırlayan Yahudi Lobilerinden ve onların madalya taktığı şimdi ortak çalıştırdığı Çevik Bir ve Tayyip Erdoğan’dan sor…

      Kusun beyler kusun. Kusun ki, herkes içinizi okusun...

     

    Erbakan Hoca’nın Çağlayan Mitingi’nde okuduğu ayetler:

     

    Allahın laneti zalimlerin ve hainlerin üzerinedir

    “(Yahudiler ve Hıristiyan siyonistler, Allah tarafından seçilmiş ve kendilerine dünya hakimiyeti vaat edilmiş insanlardır. Bu amaçları için her şey onlara mübahtır, diyerek ve şahsi makam ve menfaat için bunları destekleyip, hıyanetlerine, İslami ve insani mazeretler geçirerek) Allah’a karşı yalan uydurup iftira atandan daha zalim kimdir? İşte bunlar (Hesap günü huzura getirilip) Rablerine arzedilerek, şahitler şöyle diyecektir: Rableri üzerine yalan söyleyenler, (Dinlerini ve Allah’ın ayetlerini eğip bükenler) işte bunlardır Haberiniz olsun; Allah’ın laneti zalimlerin üzerinedir.”

    “(Çünkü) bunlar (insanları) Allah’ın yolundan engelleyenler (İslam adaletinin ve ibadetlerin yapılmasına yasak getirenler) ve onda (Allah’ın hak yolunda) çarpıklık aramak (ve eğriltmeye çalışmak) isteyenlerdir. Onlar (dindar görünse de gerçekte) ahirete inanmayan (ve dünya hayatına tapınan) kimselerdir”

    “(Ancak) Bunlar, yeryüzünde (asla Allah’ı) aciz bırakacak (ve zulüm saltanatlarını sürekli ayakta tutacak) değildir ve Allah‘tan başka dost (ve destekçi sandıkları kesimlerden de hiçbir yardım ve yarar)ları yoktur. (Hem dünyada, hem ahirette) Azap, onlar için kat kat artırılacaktır.”[2]

    “Allahın mescitlerinde, O’nun isminin anılmasına (camilerde ezan ve Kur’an okunmasına, zikir ve dua yapılmasına) engel olan ve bunların yıkılması için çaba harcayan (İslam mekanlarına ve kutsal makamlara hücuma kalkışan ve bunlara destek sağlayan saygısızlardan) daha zalim kim olabilir? (Halbuki o mescit ve makamlara yaklaşan) onların içlerine, korku ve saygıyla girmekten başkası değildir. (Mescitleri ve İslamiyet’i yıkmaya çalışan zalimler ve onlara destek veren hainler, evet) onlar için dünyada (büyük bir hezimet ve zillet ve) aşağılanma, ahirette ise korkunç bir azap vardır”[3]

    “Kim bir mümini kasıtlı olarak (öldürmeyi planlayarak) katlederse (bunun) cezası, ebediyyen içinde kalmak üzere, cehennemdir. Allah o kimselere (suçsuz ve savunmasız bir mümini öldürenlere) gazaplanmış onları lanetlenmiş ve on(lar)a büyük bir azap hazırlamıştır.”[4]

    “Bu nedenle; İsrailoğullarına da yazmıştık ki; -öldürdüğü başka birisine karşılık (kısasen) veya bulunduğu yerde çıkardığı fitne ve fesada (anarşi ve isyana binaen) olmaksızın- her kim (haksız yere) bir kişiyi öldürürse, sanki bütün insanları öldürmüş gibidir. Kim de (bir masumun öldürülmesine engel olup, yaşamasını sağlayarak) onu diriltirse, bütün insanların hayatını kurtarmış gibidir.”[5]

    “(Öyle ise) Ey iman edenler (cami, ezan, ramazan, bayram, başörtüsü gibi) Allah’ın şiarlarına (İslam’ın sembollerine), haram olan (ve saygı duyulan) ay’a, kurbanlık hayvanlara ve (Kurbanlık nişanı ve ibadet heyecanıyla bunlara takılan) boyun bağlarına ve Allah’ın fazlını ve rızasını umarak hacca gelen (Müslümanlara) sakın, hürmetsizlik (haksızlık ve saygısızlık) etmeyiniz. (Hac farizasını bitirip) ihramdan çıktıktan sonra artık avlanabilirsiniz. (Daha önce) sizi Mescidi Haramdan alıkoydukları (Kabe’yi ziyaretinize ve Mekke’ye girmenize mani oldukları) için, bundan dolayı bir topluluğa olan bir hırsınız ve hıncınız, sakın sizi haddi aşmaya (taşkınlık ve azgınlık yapmaya) sürüklemesin. (Ey iman edenler) iyilik ve takvada (hayırlı hizmet yapmak ve başkalarını kötülükten sakındırmak konusunda) yardımlaşın. (Ama sakın) Günah (işleyip kötülük yapmak, sapkınlık ve saldırganlıkla) haddi aşmak hususunda yardımlaşmayın. (zalim ve kafirlere yandaşlık yapmayın) (herhalde ve her meselede mutlaka) Allah’tan korkup-sakının. Gerçekten Allah, (zalim ve hainlere bir müddet fırsat verse de, en acı ve alçaltıcı bir ceza ile) sonuçlandırması pek şiddetli olandır.”[6]

    “(Cehennem) İçinde onlar şöyle çığlık atıp yalvarırlar: Rabbimiz (ne olur) bizi (buradan) çıkar, (ki) yaptığımız (küfür ve kötülüklerden uzak durup) başka salih amellerde bulunalım (onlara sorulur) Size orada (dünyada söz dinlemeyip ve hayırlı amel işlemeye kabiliyetli ve karakterli olanların) öğüt alabileceği kadar ömür vermedik mi? (Halbuki) size korkutup uyarıcı (Resuller) de gelmişti. Öyle ise (şimdi hak ettiğiniz) azabı tadın. Artık zalimler için bir yardımcı (cehennemin sonsuz ve korkunç zahmet ve zilletinden sizi kurtaracak bir güç odağı asla) yoktur.”[7]

    Aynı konuları anlatıp açıklayan başka ayetler de vardır:

    “Her kim Allah ile birlikte başka bir ilaha dua edip yalvarırsa (Ben de Müslüman’ım, Allah’a inanmışım, ama filan kişi ve kesimlerin gücünü ve kudretini de kabul etmek ve onların himayesine girmek lazım diyerek, bazı şahısları veya güç odaklarını tanrılaştırıp tapınırsa) ki -bunu (haklı gösterecek) hiçbir bürhanı ve bahanesi geçerli değildir- o kimsenin hesabı (sorgulanıp cezalandırılması) ancak Rabbinin katındadır.

    Şurası Muhakkak ki (gizli veya açık) inkar edenler asla iflah olmayacaktır.”[8]

    “Bir kısım (korkak ve münafık) insanlar, (sadık ve sağlam müminlere:) kesinlikle (kuvvetli ve tehli düşman) insanlar size karşı toplanıp (bir şer ittifakı kurdular.) Aman ha, onlardan korkun (ve uyuşun. Çünkü bunlarla başa çıkmanız ve başarılı olmanız imkansızdır.) dediklerinde bu (tehdit ve teklifler sadık mümin ve mücahitlerin) imanlarını artırıp (moral ve maneviyatlarına güç katmış) ve “Allah bize yeter. O ne güzel (ve en mükemmel) vekildir. (Biz O’nun emrinde, O da bizimle beraber olduktan sonra, O’nun izni ve iradesi dışında hiçbir güç bize zarar veremeyecektir).”

    “İşte o şeytan (ve şeytanlaşmış insanlar) ancak kendi dostlarını (tabi olanlarını) korkutabilir. Öyle ise, eğer gerçekten iman etmiş kimseler iseniz, onlardan korkmayın, (sadece ve yalnız Rabbinizden) Benden korkun.”[9]

    “(Bu uyarılarımıza rağmen kalbi hastalıklı) onlardan öylesi var ki: (ben ticaret ve memuriyet ehliyim. Çoluk çocuk sahibiyim. Beni deşifre etmeyin) bana müsaade edin, izin verin. Beni fitneye düşürmeyin. (siyasi kavga ve kargaşanın içine çekmeyin) derler: Oysa bilesiniz ki onlar, (iman zayıflıkları ve Allah’a itimatsızlıkları yüzünden, hizmet ve mesuliyetten kaçıp kurtulmaları sebebiyle) zaten fitneye kapılmış (ve şeytanın tuzağına takılmış) lardır.

    (Ahirette de) cehennem, bu tür inkârcıları (ve münafıkları) mutlaka kuşatacaktır.”[10]

    “(O münafıklar, hala) kesinlikle sizden olduklarına (zahiren düşmanlarla görünseler de, içten davaya bağlılıklarına dair) Allah’a yemin ederler. Halbuki onlar sizden değillerdir. (Aslında) Ancak korkak (ve hak davadan ayrılıp kaçak) bir kesimdirler.”[11]

    “Ey (seçkin ve şerefli) Nebi (ve ey O’nun sadık ümmeti) Kafirlere ve münafıklara karşı (Hak ve adalet hakim olsun ve insanlık zulümden kurtulsun diye) cehdü gayretine devam et ve onlara karşı sert (net ve mert) davran. (Tiyniyetleri ve niyetleri bozuk olduğundan, sizin yumuşak yaklaşımınızı, saldırgan kâfir ve münafıklar, yağcılık ve zayıflık zannedebilir.)”[12]

    “İşte, Allah’a verdikleri sözden döndükleri (dünyalık makam ve menfaat hatırına, hak davadan yüz çevirdikleri) ve (kendilerini mazur ve makul göstermek üzere de hala) yalan söyledikleri içindir ki, Allah kendisiyle karşılaşacakları (hesap) gününe kadar onların kalbine nifak (döneklik ve tedirginlik hastalığı) soktu. (Bu nedenle hep kararsız, tutarsız ve huzursuzdurlar.)”[13]

    “(Fırsat buldukça yanınıza sokulup, kendilerine inanmanız ve) onlardan razı ve hoşnut olmanız için size yemin edecekler. (Oysa insanların değil, Allah’ın rızasını aramaları ve bunun gereğini yapmaları beklenir.) Ve eğer (İslam’a hıyanet ve hakaretlerine çeşitli hikmet ve mazeretler uydurursanız) bile, Allah (Haktan sapan ve satılan) fasıklar topluluğundan asla razı olacak değildir.”[14]

    “Herhangi bir sure indirildiği (Çeşitli konularla ilgili, Allah’ın ayetleri hatırlatılıp delil gösterildiği) zaman (Müslüman, muhterem ve muttaki geçinen fasık ve münafıkların) bir kısmı (müminlerle ve sadık dava ehliyle alay ederek): Bu (sure ve ayetler) sizlerin hanginizin imanını artırdı? (Dünyanın realitelerini bırakıp bu ayetlerle kendinizi avutuyorsunuz” derler.

    İman edenlere gelince; (evet Kur’anî sureler ve ayetler) onların imanını (izanını, irfanını) artırır… Ve (ilahi gerçeklerle) sevinir, (müjdelenir, umutlanır ve ferahlanırlar)”[15]

    “(Ama) Kalplerinde hastalık (inkârcılık, münafıklık, yalancılık ve menfaatlik) olanlara gelince:

    (Bu sure ve ayetler, Kur’anî mesaj ve müjdeler) Onların murdarlığına murdarlık katar. (Döneklikleri, ödleklikleri ve çeşitli kötülükleri sebebiyle manevi pislik ve necislik yuvasına dönmüş ruhlarının hastalık ve husumeti artar) Ve artık bunlar (iflah olmayıp), kâfir olarak ölürler”[16]



    [1] Akşam /  30.11.2004 / Şakir Suter

    [2] Hud:18-19-20

    [3] Bakara:114

    [4] Nisa:93

    [5] Maide:32

    [6] Maide:2

    [7] Fatr:37

    [8] Muminin:117

    [9] Ali İmran:173-175

    [10] Tevbe:49

    [11] Tevbe:56

    [12] Tevbe:73

    [13] Tevbe:77

    [14] Tevbe:96

    [15] Tevbe:124

    [16] Tevbe:125

     

    Bu Haber 2076 defa okunmuştur.
    Dost Siteler...
    www.millicozum.com
    www.necmeddinerbakan.net

 
Yorum Ekleyin
Yorum eklemek için üye olmanız gerekmektedir.
 
Telif Hakkı: Prof. Dr. Necmettin Erbakan - NecmettinErbakan.Net, Necmettinerbakan.org | Milli Çözüm Dergisi | AhmetAkgul.Net | MealiKerim.com | İLETİŞİM |RSS