• İSTANBUL KONFERANSI VE İNSANLIĞIN SON ŞANSI

    İSTANBUL KONFERANSI VE İNSANLIĞIN SON ŞANSI

    18 Temmuz 2011
    ERBAKAN KÜTÜPHANESİNDEN DÜNYANIN DEĞİŞİMİ VE ERBAKAN DEVRİMİ

     
    | Devamı

    İSTANBUL KONFERANSI VE İNSANLIĞIN SON ŞANSI

    1969 yılında Milli Görüş tarafından kurulan, Türkiye’nin stratejik hedefleri, ekonomik ve sosyal sorunlarına ilmi çözümler geliştiren ilk düşünce merkezi olan ESAM’ın, 28 Haziran 2007 tarihinde, yani 22 Temmuz Genel Seçimleri’nin 3 hafta öncesinde, İstanbul’da organize ettiği, Erbakan Hoca’nın, “İşbirlikçiler ve AKP’nin Ekonomik Yıkımı” konulu konferansına biz de katılmıştık.

    CIA’nın gizliliği kaldırılan ve kamuoyuna açılan belgelerinin Türkiye ile ilgili bölümlerinde:

    “...AB üyeliğine ve İsrail’e kesinlikle karşı çıkan ve İslam Birliği’ni kurmaya çalışan Erbakan’ın iktidara gelmesi durumunda; ABD’nin Türkiye’yi batı ekseninde tutma çabalarının boşa çıkacağını ve Ortadoğu’da barınmasının zorlaşacağını[1] rapor eden siyonist merkezlerin Milli Görüş korkularının nedenlerini bir kez daha anlamıştık.

    Erbakan Hoca şöyle bir girişle başlamıştı:

    “Cenab-ı Hak insanları; iyiyi kötüden, güzeli çirkinden, faydalıyı zarar verenden ve adaleti zulümden ayırabilme yeteneği ve özelliği ile hayvanlardan üstün ve şerefli kılmıştır. Hayvanlar, bunları fark edip ayıracak feraset ve faziletten mahrum bulunmaktadır. İnsana irade-i cüziye verilip, hem iyilik hem de kötülük yapabilecek bir kabiliyetle; Hak ile batılın mücadelesinde kendi safını seçme serbestîsiyle, eğer haktan ve hayırdan taraf olurlarsa, meleklerin bile imreneceği makamlara yükselecek şekilde yaratılmıştır.

    İnsanın gerçek ayarını; onun inancı ve amacı ortaya koymaktadır. Irkçı emperyalistler, bütün zulüm ve sömürülerini, insanlığa ve yurdumuza yönelik her türlü hile ve hakaretlerini, inandıkları batıl dinlerinin ve bozuk ideolojilerinin gereği olarak yapmaktadır. Onun için bunların tartışması, pazarlığı, anlaşıp uzlaşması olmaz ve olmayacaktır. Bu sinsi ve gayrı insani hedeflerinden vazgeçmeye asla yanaşmayacaklardır.

    İşte Sevr, bu ırkçı emperyalist planın bir aşamasıdır. Müslüman milletimizi maddi ve manevi yönden yozlaştırmak, dininden uzaklaştırmak, zayıf ve çaresiz bırakmaya zaman kazanmak üzere, Lozan’a geçici olarak razı olmuşlardır. Ve siyonizmin güdümündeki ABD, işte bu nedenle hala Lozan’ı imzalamamış ve güney sınırlarımızı resmen tanımamıştır.

    Türkiye’mizin yıkılıp yok olmasını, milli birlik ve bütünlüğümüzün bozulmasını önlemek, geleceğimizin ve güvenliğimizin karartılmasına izin vermemek için, vicdani bir sorumluluk ve tarihi bir zorunlulukla bu uyarılar yapılmaktadır.

    Hala AKP’nin gizlice bizim güdümümüzde ve kontrolümüzde olduğunu ima edenler, açıkça iftira atmaktadır ve bunların bütün günahlarına bizi ortak yapmaya çalışmaktadır.

    Şu anda AKP’ye yapılacak en büyük iyilik, onu iktidardan düşürmek ve daha korkunç tahribatlarına engel olmaktır.”

     27-28 Haziran tarihlerinde Milli Gazete’de, Erbakan Hoca’nın halkımıza ve ezilen insanlığa talihli mesajlarını içeren çok önemli ve tarihi bir röportaj yayınlandı. Ülkemizin, bölgemizin ve insanlık âleminin ekonomik siyasi ve ahlaki sorunları, bunların asıl sebep ve sonuçları ve ilmi kurtuluş programları çarpıcı örneklerle, akılcı ve kalıcı projelerle anlatılmaktaydı. İstanbul Konferansı’nda da, aynı gerçekler bir kez daha ortaya konulmaktaydı. Şimdi lütfen okuyalım ve şu soruların yanıtını insafla ortaya koyalım: Ülkemiz üzerindeki oyunları, milletimizin sıkıntı ve zorluklarını ve bunların çözüm yollarını;

    · Böylesine derinliğine bilen

    · Cesaret ve samimiyetle dile getiren

    · İlmi ve insani çareler üreten

    · İş başına gelince, bu projeleri aynen yürüten ve vaatlerini yerine getiren

    · Ve işte bu yüzden tüm şer güçlerin ve yerli işbirlikçilerin hedefi haline gelen başka bir lider daha, acaba var mıydı?

    Bu seçim değildir, yok olmak-var olmak tercihidir

    Bizim ecdadımızın inancı Hak`tır. Bu, ‘hiçbir şartta değişmeyen doğru’ anlamındadır. Matematik kuralları gibi; iki kere iki, bin yıl öncede dörttü, bin yıl sonra da... Bunun karşısındaki görüş ise batıldır. Hiçbir şartta doğru olmayan, devamlı yanlışlık ve haksızlıktır. Cenab-ı Hak Adem Aleyhisse-lam’dan beri dünyayı Hak ile batılın mücadelesi üzerine yaratmıştır. Bu en güzel ve en mükemmel yaratılış amacıdır. İzzetli, şerefli insanların Hakkı desteklemesi için bundan daha güzel ne olabilir… Batıl, bütün insanlığı ifsada çalışır. Hakk’ın vazifesi ise ifsad değil ıslahtır... Türkiye’mizi yok etme fikri, batılı destekleyenlerin imanıdır. Şer güçlerin hedefidir. Bunun için öncelikli derdi Türkiye olan herkes, Milli Kurtuluş Harekâtı etrafında kenetlenmelidir.

    Türkiye dünyanın en mühim ülkesidir. İşte böylesine mühim ülkede 22 Temmuz 2007 tarihinde tarihi bir seçime gidilmektedir. Onun için bu seçim sadece Türkiye’nin meselesi değil, dünyanın meselesidir. Bu seçim bugüne kadar yapılmış seçimlerin hiç birisiyle mukayese edilmeyecek kadar büyük öneme haizdir. Bu önem nerden kaynaklanıyor? Bulunduğumuz tarihi noktadan ileri geliyor. Bu noktayı iyi anlamamız lazım. Bildiğiniz gibi Cenabı Hak kâinatı Hak ve batıl mücadelesi üzerine yaratmıştır. Bu en mükemmel yaratılış biçimidir. İyi insanlar, inanan insanlar hakkın hâkimiyeti için çalışarak izzetle, şerefle sevap kazansınlar diye böyle yapılmıştır. Adem (as)’dan beri bu mücadele devam etmektedir. Bu mücadelede Hak, ecdadımızın yürüdüğü Milli Görüş değerleri, herkese huzur ve hürriyet düşüncesidir.

    Batıla gelince, bu bütün insanlığı ifsat etmek için çalışan ırkçı emperyalizmdir. Hemen şunu ifade edeyim ki, Hak ve batıl kelimelerinin Türkçemizde tam bir karşılığı yok. Hak demek her şart altında doğru olan şey demektir. Batıl ise her şart altında yanlış olan şey demektir. Biz bunları Türkçe ifade ederken Hak yerine doğru kelimesini kullanıyoruz. Ama doğru sözü, şarta bağlı olarak isabetli olup olmamak manasını taşır. Yani “şemsiye ile dışarıya çıkmam doğru mu değil mi” dediğimiz zaman “Şarta bağlı kardeşim; yağmur yağıyorsa doğru, güneş açıyorsa yanlış” diyoruz. Ama Hak dediğimiz zaman şarta bağlı değil. Güneş açsa da o doğrudur, isabetlidir; yağmur yağsa da isabetlidir. Bin sene önce de isabetlidir. Bin sene sonra da isabetlidir. Yani değişmez doğruya Hak denir. Ne gibi? İki kere iki dört eder. Bin sene önce de dört ederdi, bin sene sonra da…

    Ecdadımızın inancı Hak’tır. Her şart altında doğrudur, dün nasıl doğru ise bugün de doğrudur yarın da doğru olacaktır. İşte yeryüzünde Hak ile batıl mücadelesi mükemmel bir dünya yaratılması için Cenabı Hakk’ın Kemal sıfatının gereği olarak tecelli etmiş bulunuyor ve bu mücadele yapılıyor.

     

    Ecdadımız hep Adil Düzeni

    gerçekleştirmek için gayret etmiştir

    Biz tarihimiz itibariyle on bir asır yeryüzünde Adil Düzen’i gerçekleştirdik. Asr-ı Saadet’ten itibaren; Asr-ı Saadet, Hulafa-i Raşidin, Emeviler, Abbasiler, Selçuklular ve Osmanlılar. Ne yazık ki son üç asırdan beri, zahiri güç ve dünyanın dümeni maalesef ırkçı emperyalizmin eline geçmiştir. Ama Allah nurunu mutlaka tamamlayacaktır, yeniden yeryüzünde Hak hâkim olacaktır. Bizim vazifemiz bunu gerçekleştirmek için elimizden geldiği kadar bütün gayretimizle çalışmaktır.

    Şimdi bulunduğumuz noktaya baktığımız zaman; bu batıl demiş olduğumuz ırkçı emperyalizm, şeytani inancının kökünü 5767 sene önce yazılmış olan Kabala adlı kitaptan alıyor. Bu siyonistlerin amentülerinin dört tane ana maddesi var:

    ‘Bir; üstün ırkız. İnsan olarak yaratılan ırk biziz, diğer insanlar maymun olarak yaratıldı, bize köle olsun diye sonradan insana dönüşüp çevrilmiştir.

    İki; bizim efendi olup onların köle oluşu nazariyatta kalmayacak mutlaka gerçekleşecektir.

    Üç; bunun gerçekleşmesi için üç tane görevi yerine getirmemiz gerekir. Yeryüzünde her tarafa yayılmış olan Beni İsrail mensuplarını Kudüs’te toplamalıyız, Büyük İsrail’i kurmalıyız ve onun güvenliğini sağlamalıyız. Dört; Süleyman Mabedi’ni yapmalıyız. Nereye? Mescidi Aksa’nın bulunduğu yere. Allah muhafaza. Yani kutsal Mescidi Aksa yıkılıp yerle bir edilmelidir.’

     

    BOP’tan maksat büyük İsrail

    hayalini gerçekleştirmektir

    ‘Büyük İsrail’in emniyetini sağlamak için ise Fas’tan Endenozya’ya kadar yirmi sekiz ülkenin yönetimi bizim elimizin altında olmalıdır. Ve bizim için en büyük tehdit Anadolu’da Osmanlıların, Selçukluların mirasçısı, bağımsız bir devletin bulunmasıdır. Böyle bir devlet olduğu müddetçe bizim başımızı yastığa rahat koymamız imkânsızdır. Çünkü bu devlet diğerlerini toplar, biz İsrail’i kursak bile bir gün bizi (Kurtuluş Savaşı’nda olduğu gibi) denize dökmeyi başarır. Bunun için Anadolu’dabağımsız bir devlet olmayacaktır. Türkiye parçalanmalıdır.’

    Ne söylüyorum ben size, ırkçı emperyalizmin amentüsünü anlatıyorum. Bu adamların dini, hedefi bu: Türkiye haritadan silinecek. Biz İsrail’i kurup onun emniyetini sağladıktan sonra Süleyman Mabedi’ni yapınca yeryüzüne bizim mesihimiz gelecek. Davut (a.s) tahtına Yahudi kralı olarak oturacak ve dünya hâkimiyetimizi perçinleyecek. Böylece ebedi dünya hâkimiyetimiz gerçekleşecek. İmanları, inançları ve batıl amaçları böyle…

    Bu inanç Kabala’dan geliyor. Tarihleri de Kabala’nın yazıldığı tarihten başlıyor. 5767 sene oldu şimdi. Tevrat’tan değil Kabala’dan başlıyor. Cenabı Hakk’ın Musa (a.s)’a gönderdiği hak Tevrat’ı ortadan kaldırdılar, Kabala’yı getirip Tevrat olarak yazdılar. O kadar ki, Kabala’nın içindeki şu cümle bile bugün Tevrat’ta yer almış bulunuyor: “Beni İsrail sen ne yüce bir ırksın ki hâşâ Allah’ı bile yendin.” Cenab-ı Allah’ın hak kitabında hiç böyle bir kusur olur mu, böyle bir saçma şey olur mu? Hahamlar aktarırken bunu da aktarmışlar. İnançları böyle bir hurafedir. Ama Siyonistler buna inanıyor ki, 5767 yıldır bu inancın gereğini yerine getirmek için gece gündüz çalışıyorlar.

     

    Hıristiyanları da onlar ifsad etmişlerdir

    Kapitalizm bunların inancı. Faizi sözde meşru hale getirmek için hıristiyanlığın bir kolu zannedilen protestanlığı bunlar icat ettiler. ABD’de kök salan evangelistlik bunlara ait. Hıristiyan dünyasını bütün bunlarla ifsat ettiler. Clinton samimi bir hıristiyan olduğunu zannederken bunlara hizmet ediyordu. Bush aynı gayeyle Irak’ı işgal etti. Blair, ‘benim savaşa girmemde hıristiyanlığım etkili oldu’ diyor. İnanıyor ki Beni İsrail Kudüs’te toplanırsa Hz. İsa gelecek. Oysa onların Hıristiyanlara yutturduğu başka bir şeydir, kendi inandıkları Mesih ise Hz. İsa değil, siyonizmin hizmetçisidir. Bunu Kabala’dan getirip Hıristiyanlığın içine de soktular.

    Bunun için tarih boyunca, bir yandan faizci kapitalist nizamı oluşturup, para gücünü ellerine aldılar. Öbür yandan çeşitli insan organizasyonları kurdular. Amerikan dolarının üzerindeki piramitte gösterilmiş olan 13 kademeli insan organizasyonu vasıtasıyla... Beni İsrail ırkından olmayanları Beni İsrail’e hizmet ettirecek masonik yapılanmaları hazırladılar. Para ve insan… Bunlar vasıtasıyla gayelerini gerçekleştirmek için gece gündüz çalışmaktadırlar. Bu çalışmalar esnasında tarih boyunca bugüne kadar 19 haçlı seferi yapmışlar idi. Bütün haçlı seferlerinin maksadı büyük İsrail’i kurmaktır. Her ne kadar haçlı seferlerini Hıristiyanlar yapmışlar ise de, onları sevk eden siyonizmdir, ırkçı emperyalizmdir.

    Nasıl aldatıyor Hıristiyanları ırkçı emperyalizm? Diyor ki; “siz İsa (as)’ın yeryüzüne gelmesini beklemiyor musunuz? İşte biz de onu bekliyoruz” diyor. Takıyye yapıyor. Çünkü onların Mesih’i başka Mesih… Onların inancına göre hâşâ, ‘Hz. İsa (as)’ı çarmıha gerdik öldürdük, geleceği gideceği yok’ diyor. Ama Hıristiyanlara hitap ederken “aynı Mesih’i bekliyoruz. Sizin elinizdeki İncil’de Mesih’in gelmesinin şartları yazılmamış, bizim Tevrat’ta yazıyor. Tevrat’tan istifade edin, bunları el birliği ile gerçekleştirelim, bir an evvel Mesih gelsin” diye batıyı kışkırtıyorlar..

     

    Batılılar, siyonistler tarafından

    aldatılıp güdülmektedir

    Nedir bunlar? Yeryüzünde bütün sürgündeki Beni İsrail’i Kudüs’e toplayacağız bir. Büyük İsrail’i kurup güvenliğini sağlayacağız iki, Süleyman Mabedi’ni yapacağız üç. Bunun için önce kapitalist nizamı yerine getirmek için Protestanlık mezhebini siyonizm kurmuştur. Faizi helal kılmak ve yaygınlaştırmak için. Bugün Amerika’yı yöneten Evanjelik tarikatını siyonizm kurmuştur, yüz sene evvel. Bill Clinton, ‘ben Amerika için harp etmedim. Askere de gitmedim. Felsefem itibariyle kabul etmediğim için beni askerden muaf tuttular. Ama İsrail için silahı elime alır sipere girerim’ diyor. Bunu ben Yahudi’yim diye söylemiyor, “tam tersine ben öyle halis muhlis Hıristiyanım ki, İsa (as)’in gelmesi için canımı bile veririm” maksadıyla söylüyor. Söyleten kim; dünya siyonizmi, neyle söyletiyor, Evanjelik tarikatı vasıtasıyla. Bu tarikatın bugün Amerika’da doksan milyon mensubu var. Bush ne diyor; ‘Irak’ın işgalini bana İsa (as) emretti’ diye saçmalıyor Bu sözün manası ne demek? Yani Hz İsa (as)’nın gelmesi için Büyük İsrail’in kurulması lazım, ben onun için Irak’ı işgal ediyorum.

    Tony Blair ne diyor; ‘Benim Irak savaşına girerken karar vermemde son etken Hıristiyan oluşumdur.’ Ne demek bu? Ben öyle halis muhlis Hıristiyanım ki, İsa (as)’ın gelmesi ve büyük İsrail’in kurulması için canla başla çalışıyorum. Onun için ABD ve İsrail’e destek verdim diyor.

     

    NATO’yu maksatlarına uygun hale getirmişlerdir

    İşte böylece dünya siyonizmi yani ırkçı emperyalizm, Hıristiyanları kontrol altına almıştır. 1990 yılında Rusya çökünce, Amerika tek güç olarak kalmıştır. Bu tek kutup da siyonizmin avucunun içine girdiği için ‘Tarihimizin en güçlü noktasındayız artık Büyük İsrail’i kurmanın vakti gelmiştir’ diye karar verdiler. Ne zaman? 1990’da Rusya çöktüğü zaman… Bu kararı nasıl ilan ettiler? Bu kararı Margaret Teacher’in ağzı ile ilan ettiler, İskoçya’daki NATO toplantısında… Ne dedi Margaret Teacher? “Ey arkadaşlar bugün NATO toplantısı yapıyoruz. Önemli bir karar vereceğiz. NATO’yu devam mı ettireceğiz, yoksa lağv mı edeceğiz? Biliyorsunuz biz bu NATO’yu komünizme karşı savunmak için kurmuştuk. Ama şimdi komünizm dağıldı. İflas etti, Rusya da yok oldu, gücünü kaybetti. Şimdi böyle bakarsanız, zahiren ‘NATO’ya lüzum yoktur lağv etmemiz lazım gelir’ dersiniz. Hayır Lağv etmeyeceğiz. Çünkü düşmanı olmayan bir ideoloji yaşayamaz.” Düşünün Margaret Teacher gibi haftada bir gün kiliseye giden bir insan böyle bir materyalist fikre sahip. Çünkü inancının temeli düşmanlığa dayanıyor.

    Hitler de böyle söylüyordu. “Alman ırkı üstün ırktır; daha üstün olmamız için bize harp lazım harp, harp, harp” diyordu. ‘Gelişmek için sürekli düşman olacak ve onunla savaşacaksın’ diye inanıyorlar, bunlarda insanlık yok. Varlıklarını ve kalkınmayı savaşa ve düşmana bağlayan sakat bir anlayış Devam ediyorum, Teacher dedi ki: “Rusya çöktüğü için düşmanımız kalmadı zannetmeyin. Eğer kalmasaydı yeni bir düşman ihdas etmemiz lazım gelirdi. Buna lüzum yok, çünkü düşmanımız vardır, o da İslam’dır.” 1990’da İskoçya’daki NATO toplantısının arkasından Amerika’daki NATO manevraları da düşman rengi olarak kırmızı yerine yeşil kullanmaya başladı. Ve düşman şehirlerin ismi de Müslüman şehirlerin isimleri ile değiştirildi. Eskiden kırmızı renk Rusya ile anılırdı, şimdi 1990’dan sonra yeşil rengi düşman rengi saydılar ve Müslüman şehirlerini, düşman şehirler olarak manevralarında kullanmaya başladılar.

     

    Şimdi 20. Haçlı Seferi’ni düzenlemişlerdir

    Birinci Cihan Harbi’ni, 19’uncu Haçlı Seferi olarak yaptılar. Ana hedef Osmanlı’yı yıkıp, bu topraklarda İslam’ı yok ederek Büyük İsrail’i kurmaktı. Bizim ceddimiz Çanakkale destanıyla bütün insanlığı en büyük felaketten kurtardı. Onlar şimdi 20. Haçlı Seferi’ni yapıyorlar. Maksatları yine aynı. Eğer biz görevimizi yapmazsak onları Çanakkale’den geçirmemiş olmamızın hiçbir manası kalmayacak. Önümüzdeki seçimler bu yüzden tarihi bir öneme sahiptir. Eğer 22 Temmuz’da bir kez daha aldanır, sağcı ya da solcu işbirlikçileri iktidara getirirseniz Çanakkale’de kapıdan kovduklarınız bu kez bacadan girmiş olurlar.

    Böylece 20’nci Haçlı Seferi başlamıştır. 19’ncu Haçlı Seferi Birinci Cihan Harbi’dir. Geldiler bizim ecdadımız bunları Çanakkale’den bırakmadı. Ve hedeflerine ulaşamadılar. Büyük İsrail’i kuramadılar.

    Çanakkale’yi geçselerdi ne yapacaklardı? İstanbul’u alacaklardı, Türkiye’yi ve Müslüman Türkleri saf dışı bırakacaklardı, Büyük İsrail’i kuracaklardı, dünyayı bugün Filistin gibi kan gölüne çevireceklerdi. Ecdadımız bunu bildiği için tıpkı Selçuklular, Osmanlılar gibi, onlar nasıl haçlı seferlerini geri püskürttülerse, 19’ncu Haçlı Seferi de böylece dedelerimiz tarafından geri püskürtülerek insanlık kurtarıldı. (Yani Çanakkale ve İstiklal Savaşımız sadece vatanımızın değil, bütün İslam coğrafyasının ve mazlum insanlığın kurtuluş davasıydı.)

    Fakat 92 sene sonra kapıdan kovduklarımız şimdi bacadan içeri girmeye çalışıyor. İşte bu seçim bunun için önemlidir. Neden? Çünkü 1990’da bu kararı verdikten sonra önce planlarını yaptılar. NATO’nun hedefini değiştirip saptırdılar. Avrupa Birliği ile siyonist ve emperyalist fikirlerini ayarladılar. Üç dört sene bununla uğraştılar. Bunun arkasından bir de baktılar ki takdiri ilahi Türkiye’de Refah Partisi iktidara geldi. “Refah Partisi varken hiçbir şey yapamayız önce bunu önlemeliyiz” dediler. Bunun için ne yaptılar? Refah Partisi’nin ortağından istifade ettiler. Onun içerisindeki 50 kişiyi korkutarak hükümete destek vermekten geri çektirdiler ve böyle bir hile ile Meclis’teki çoğunluğu engellediler. Arkasından taklitçi partileri, işbirlikçi partileri, siyonizme, ırkçı emperyalizme hizmetçi olan partileri işbaşına getirdiler. Bildiğiniz gibi 5 sene 2’li 3’lü çeşitli partiler geldi, hepsi işbirlikçiydi. Bunlar zamanında Haim Nahum doktrini uygulanması için alt yapı hazırlandı.

    AKP ile Haim Nahum planları yürütülmektedir

    Daha sonraki ikili, üçlü koalisyon dönemlerinde Türkiye’yi Haim Nahum planının uygulanabileceği bir hale sokmuşlardır. AKP döneminde ise bu planı bütün şiddetiyle uygulamışlardır. Bu plan Türkiye’nin yumuşak lokma haline getirilmesi planıdır. Çünkü onlar için Lozan’ın hiçbir hükmü yok. Esas olan Sevr’dir. Lozan sadece bir moladır. Onlara bunu öğreten ve öğütleyen, Haim Naum adlı siyonist hahamdır.

    Haim Nahum doktrini nedir? “Türkiye’yi savaşla yıkamazsınız, yumuşak lokma yaparak yutmalısınız. Bunun için Türk insanını aç bırakmalı, işsiz bırakmalı, borca esir edip batırmalı ve dininden uzaklaştırmalısınız. Bu dört görevi yerine getirdiğiniz zaman bunları kolayca yutarsınız. 19’ncu Haçlı Seferi’nde niçin yutamadınız? 5 sene Cihan Harbi, 5 sene İstiklal Savaşı ile saldırdınız, ama başa çıkamadınız. Çünkü bunlarda iman var. Onun için yutamadınız. Öyleyse bir plan yapalım, önce bunları dininden uzaklaştıralım, sonra kolaylıkla yutalım.” Lozan’ı onlar bu şartla imzaladılar. Asıl olan Sevr’i geçici olarak dolaba koydular ve bunu uygulamak için 80 senedir çalışıyorlar. En son AKP’yi getirmek suretiyle, onu taşeron olarak kullandılar ve bu planlarını uyguladılar. Ne yaptılar Refah Partisi’nin arkasından? Önce Afganistan’ı aldılar. Neden? Çin ve Hindistan’ın Ortadoğu’daki çıkarlarına karışmaması için yolu kestiler. Sonra Irak’ı aldılar; çünkü Irak onların sözünü dinlemiyordu ve Arz-ı Mevud’un parçasıydı. Onun arkasından Suriye ve Lübnan’ı sıkıştırdılar, Filistin ile savaşı zaten sürekli yapmaktadırlar. Ama Allah’ın yardımıyla Lübnan’da Hizbullah’a yenildiler. Bunun üzerine planlarını değiştirdiler. Dediler ki biz Lübnan’ı silahla işgal edeceğimize, Türkiye’de bizim her emrimizi yerine getiren AKP iktidarı var; onlara emrederiz, Türk askerini gönderttiririz, onun vasıtasıyla Hizbullah’ı silahtan tecrit ederiz ve etkisiz hale getiririz.

     

    Türk askeri Lübnan’a niçin gönderilmiştir?

    Bizim askerimiz Lübnan’da ne arıyor? Savaşı önleyip, barışı sağlamak için gönderilmiş bir asker ise, savaş çıkartan kim? İsrail Niçin bizim askerimiz İsrail’e gönderilip Lübnan, Filistin ve Suriye sınırlarına yerleştirilmiyor ki kökünden kessin savaşı? Çünkü maksat savaşı önlemek değil, İsrail’e hizmet etmek. AKP yönetimi bu yüzden onların talimatıyla, onların arzusuyla tuttu askerimizi Lübnan’a gönderdi. Şimdi asker Lübnan’da nefesi kesik 22 Temmuz seçimini bekliyor.

    Bunun için ırkçı emperyalizm bütün gücüyle AKP’yi tekrar iktidara getirmek için çalışıyor. Getirdiği takdirde Hizbullah’a karşı silahtan tecrit uygulaması hayata geçirilecek. Bunun bahanesi hazırdır. ‘Efendim biz barış için gittik, biz bir şey yapmıyorduk, onlar bize hücum ettiler, kendimizi savunmak için onlarla savaştık’ diyeceklerdir. Bu bahaneyle Hizbullah’ı silahsız ve savunmasız hale getirecekler. İsrail Lübnan’a girecek, kendi planlarını söylüyorum... İncirlik üstünden aldığı misket bombalarını ve Amerikan füzelerini kullanarak Türkiye’deki AKP döneminde yapılmış manevi işgali maddi işgalle tamamlayarak siyonizmin planlarını gerçekleştirmiş olacaklar.

     

    Siyonizmin “Büyük Oyunu” nedir?

    Bütün bu zulümler, işgaller, ülkelerin manevi ve ekonomik tahribatla ezilip eritilmesi Büyük İsrail’i kurmak içindir. Eğer milletimizi bir kez daha aldatıp AKP’yi işbaşına getirirlerse önce Lübnan’ı işgal edecekler. Daha sonra manevi olarak işgal ettikleri bizim ülkemizi de işgal edecekler. Onun için 22 Temmuz seçimleri diğer seçimlere benzemez. Öbür seçimlerde ülkemizin iyi ya da kötü idare edilmesi söz konusuydu. Oysa bu seçimde var olmak, ya da yok olmak söz konusudur.

    Büyük İsrail’i kurmak için hazırlanan bu planın adı büyük oyundur. Bu büyük oyunu bilmeden, ne yapılan olayları anlamamız mümkündür, ne de 22 Temmuz seçiminde neye oy vereceğimizi kavramamız mümkündür. İşte plan budur. 22 Temmuz’da maazallah tekrar milleti aldatıp AKP’yi işbaşına getirecek olurlarsa; bunun arkası Türkiye’nin işgaline gider ve yok olmaya gider. Olay bu kadar mühimdir. Onun için bu seçim başka seçimlere benzemez. Başka seçimlerde ülkenin iyi veya kötü idaresi söz konusu idi, burada ise var olmak ya da yok olmak söz konusudur. Biz 92 sene önce Çanakkale’de bu ırkçı emperyalizm güçlerini, bütün dünyadan toplayıp gönderdiği 600 bin askeri geri gönderdik, Çanakkale’yi geçirmedik, Büyük İsrail’e fırsat vermedik. Böylece dedelerimiz siyonistlerin yeryüzünü kan gölüne döndürmesini önledi. Şimdi 92 sene sonra kapıdan kovduklarımız bacadan girmek için bu seçimi nefesi kesik bekliyor. Bu seçim o sebepten dolayı Çanakkale Savaşı’ndan daha mühimdir. Niçin daha mühimdir? Maazallah, bu seçim ile AKP işbaşına gelirse İsrail, Suriye ve Lübnan’ı alıp gelip bizi işgal edecek olursa, Allah muhafaza buyursun bunların planını söylüyorum, bu takdirde onları Çanakkale’den kovmamızın bir kıymeti kalmayacak. Ki geçselerdi ne yapacaklardı? İstanbul’u alıp Büyük İsrail’i kuracaklardı. Şimdi gelip Büyük İsrail’i kurdukları zaman 92 sene evvel geçirmemiş olmamızın bir kıymeti kalmaz. Gaye tahakkuk etmiş olur. Çanakkale’ye niçin geldilerse onun gayesini de tahakkuk ettirmiş olurlar bu 22 Temmuz seçimi ile.

     

    Milli Görüş tek ve son çaredir

    Onun için bu 22 Temmuz seçimi Çanakkale Savaşı’ndan bile daha mühimdir. Önce bu gerçeği idrak etmemiz lazım. Ülkemizin, milletimizin birliği ve bütünlüğünün korunması, varlığımızın ve davamızın sürdürülebilir olması için, bu seçimde mutlaka tek kurtuluş çaresi olarak Milli Görüş’e dönülmek mecburiyetindedir. İşte bulunduğumuz nokta böyle bir dönemeçtir.

    Ey millet, şu son 11 yıl dikkatle gözden geçirilmelidir

    Hatırlayınız, Refah Partisi tıpkı bugünkü gibi bir yıkım ortamında, hem de bir koalisyon ortağıyla iktidara geldi. Gelir gelmez sizlere üç büyük hizmette bulundu. Önce ekonomik yıkımı durdurdu. Bunu bir kuruş yeni vergi koymadan, zam yapmadan, bütünüyle milli kaynakları harekete geçirerek gerçekleştirmiş oldu. Temel insan haklarına kısıtlamaya ve dini eğitim ayırımına fırsat tanımadı ve işbirlikçilerin tam tersine davranarak manevi tahribatı durdurdu. Hiçbir yabancı ülkeyle ilişkileri bozmadan İslâm ülkelerini bir araya getirerek D-8’i kurdu ve Yeni Bir Dünya’nın yolunu açtı. Ama onun arkasından iktidara gelen sağcı ve solcu işbirlikçiler, bütün bu başarılı hizmetleri tekrar durdurarak yeniden manevi tahribata başladılar. Ülkemizi yeniden ekonomik yıkıma ve dış politika faciasına maruz bıraktılar.

    Anlatacağımız en mühim şey; şu yaşadığımız son 11 seneyi milletimize güzelce bir kere daha hatırlatmaktır. Ey aziz millet, 75 milyon insan, hepinize hitap ediyoruz. Son 11 senede ne yaşadık, biran için hafızanızı yoklayın: 1996 yılı Haziran’ın 26’sında Refah Partisi yani Milli Görüş iktidara geldi. Temmuz ayına 4 gün var. Temmuz memur katsayısının tayin edildiği gündür. Ne yaptı? Önce memura 50 zamla başladı. Altı ay sonra bir 30 daha, ardından 25 daha ilave yaptı.

    Ayrıca 3 büyük hamle başlattı. Bir tanesi aynı bugün gibi aç kalmış, işsiz bırakılmış, borca esir yapılmış bir Türkiye’nin ekonomisini düze çıkardı. Ekonomik yıkımı durdurdu ve tam tersine büyük bir ekonomik kalkınma hamlesini başardı. Erbakan Hükümeti’nin en büyük başarılarından bir tanesi, ekonomik kalkınmadır, ekonomiyi kurtarmasıdır ve büyük kalkınma hamlesine girişmiş olmasıdır.

    İkinci büyük hamle: o güne kadar sürdürülmekte olan manevi tahribatı durdurup manevi kalkınma yapmasıdır.

    Üçüncüsü dış politikadaki şahsiyetsiz davranışları değiştirip Yeniden Büyük Türkiye’yi, Yeni Bir Dünya’yı kurmak için şahsiyetli dış politika uygulamasıdır. Ve böylece Yeniden Büyük Türkiye’nin kurulmasını başlatmasıdır.

     

    Türkiye’ye yakışan ve milletimizi huzur ve refaha

    kavuşturan bütçeyi Milli Görüş yapabilir

    Bunları milletimiz çok iyi biliyor ve hatırlıyor. Milletimize hatırlatmak için söyleyeceğimiz şey şudur: Biz geldiğimiz zaman bütçe 50 milyar dolardı. Böyle bir ülkenin 50 milyar dolarla yönetilmesi mümkün değildir. Ne olacak? Mutlaka bütçeye ilave gelir temin etmemiz gerekiyor. Bu geliri vergi koyarak, borç alarak, milli varlıklarımızı satarak temin etmek, milleti ezmekten başka bir mana taşımaz. Bunun yerine reel ekonomi ile, milletin kendi kaynakları ile bu geliri temin etmemiz lazım geliyordu. Biz ilk 6 ay içerisinde 35 milyar dolarlık ilave kaynak temin ettik. 50 milyar dolarlık bütçeye 6 ay içerisinde 35 milyar dolar temin edildi, bu senede 70 milyar dolar yapar. Yani yıllık bütçe 50 milyar dolar biz 70 milyar dolarlık kaynak temin edecek şekilde bir büyük hamle yaptık.

     

    Milli Görüş’le işbirlikçilik arasındaki fark artık görülmelidir

    Milli Görüş’le diğerleri arasındaki fark her zaman ortadadır. Ne zaman onlar işbaşına gelmişlerse bu milletin hakkı hep faize, rantiyeye aktarılmıştır. Ne zaman Milli Görüşçü bir iktidar gelmişse milletin hakkı yeniden millete verilmiştir. Refah Partisi iktidarı bunun en çarpıcı, en açık, en son örneğidir.

    Nasıl yaptık? Bir kuruş zam yapmadık, bir kuruşluk vergi koymadık, bir kuruşluk borç almadık.

    Peki, nereden bulduk bu parayı?

    Cenab-ı Hakk’ın milletimize verdiği nimetleri servete çevirerek ve yanlış politikaları düzelterek. Bak yine hesabını veriyoruz. Bu 35 milyar doların 10 milyar dolarını faizden kurtardık. 1996 yılının devlet bütçesini açacak olursanız 24 milyar dolar faiz ödenecek diye hazırlanmıştı bütçe. Ama senenin ortasında biz geldik. Bizim geldiğimiz vakte kadar 14 milyar dolarlık taahhüde girmişlerdi faiz olarak ödemek üzere, bu kısmını kurtaramadık. Fakat biz geldikten sonra borçlanmayı durdurduk. Ve 6 ayın içerisinde 10 milyar doları faizden kurtardık.

    Neyle kurtardık? Meşhur Havuz Sistemi’yle

    Ne demek Havuz Sistemi?

    Devletin bütçesi hazırlanıyor. Üçer aylık arayla, yaklaşık 10 bin devlet dairesinin parası kendilerine gönderiliyor. Bizden önceki yönetimler devlet dairelerine ve kamu kurumlarına gönderilmiş olan bu paraları düşük faizlerle özel bankalara yatırıyor. Arkasından devletin ve milletin parasını, bu özel bankalardan da çok daha yüksek faizlerle tekrar kendisi alıp kullanıyor. Böylece özel bankalara para pompalıyor Rant ekonomisi dolayısıyla ve ırkçı emperyalizmin, IMF’nin emirleri dolayısıyla, ülkemiz soyuluyor.

    Biz ne yaptık?

    10 bin tane kamu kuruluşunun mali imkânlarını bir elektronik beyinde“Havuz Sistemiyle” topladık. Devletin nesi varsa gördük. ‘Bütün özel bankalardaki paralarınızı devlet bankasına götüreceksiniz’ dedik. Bu elektronik hazırlık yaklaşık bir ay sürdü. Bir baktık ki devletimizin çok parası var. O vakit Devlet Bakanı olarak görev yapan arkadaşımıza “Yahu Fehim bey, biz ne kadar zenginmişiz. Bu kadar paramız varken fakirlik çekermişiz” demiştim. Çünkü devletimizin muazzam imkânı olduğunu gördük.

    Mesela, İzmir’de TEDAŞ elektrik parası topluyor, özel bir bankaya yatırıyor topladığı bu paraları. O günün şartlarında yüzde 30 faizle yatırıyor. O özel banka aynı parayı yüzde 150 faizle devlete veriyor. Çünkü Elazığ’da Karayolları’na para lazım. O parayı temin etmek için devlet borçlanıyor özel bankalara yüzde 150 faizle. Peki, özel bankanın devlete borç olarak verdiği para kimin? Yine Devletin. Devlet kendi parasını yüzde 30’la özel bankaya yatırıyor ama yüzde 150 faizle yine kendi parasını borç olarak alıyor. Bizden önce bu yolla 14 milyar dolar borçlanılmış, faiz ödenmiş.

    Biz havuzu kurup da, TEDAŞ’ın parasını hiç faizsiz bir şekilde Elazığ’daki Karayolları’na verince devlet borçlanmaktan kurtuldu, rahat bir nefes aldı. Ve böylece ikinci 6 ayda 10 milyar dolar faizden kurtardık. Fakir fukaranın parasını rantiyeye, dış güçlere, ırkçı emperyalizme, bizi yok etmek isteyenlere vermekten kurtardık. Yaptığımız iş bu kadar mühimdir.

    Ayrıca bize kadar bütün KİT’ler her sene 5 milyar dolar zarar ediyordu. Devlet rakamlarıyla konuşuyorum. Biz o sene KİT’lere 2 milyar dolar kâr ettirdik. Bunlar gelince devlet kuruluşları zarar ediyor, biz gelince kâr ediyor. Çünkü at sahibine göre kişniyor.

     

    Sürekli zarar eden KİT’ler biz gelince kâra geçmektedir

    KİT’ler niye zarar ediyor?

    Çünkü onlar gelince idareyi IMF’ye teslim ediyor. IMF KİT’leri zarar ettirmek için uğraşıyor. Eğer kâr eden bir KİT’in umum müdürü varsa bunu görevden alıyor Zarar etsin, yabancılara ucuz fiyata satılsın, böylece Türkiye çürütülsün, yok edilsin istiyor. IMF dediğiniz; ırkçı emperyalizmin kuruluşudur. Bunun için bütün KİT’ler bir düzen içinde zarar ettiriliyor. Vakit geniş olsa ben size isimlerle ne misaller sayarım. Hangi kuruluşun kâr ettiğini ve kâr ettiği için neden genel müdürünün nerelere tayin edildiğini tek tek açıklarım... Biz geldiğimizde KİT’ler zarar ederken kâra geçirilince eksi 5’ten artı 2’ye yükseldiği için 7 milyar dolar bütçemize imkân gelmiş oldu.

    Bunlara ilaveten, 13 milyar dolar da kaynak paketleriyle temin ettik. Kaynak paketi ne demektir? Devlet kendi parasını kendisi kullanamıyor bir haldeydi. Sömürü ve soygun sistemi böyle yürütülmekteydi. Mesela köylüye, çiftçiye hizmet için kurulan Ziraat Bankası’nın 27 milyar dolar rezervi var. Daha önceki hükümet, “Avrupa bizi zengin olarak görsün. Bunun için rezervlerinizi Avrupa bankalarında tutacaksınız” diye talimat vermiş. Umum müdürü bize böyle söylemişti. ‘Ne yaptınız peki?’ diye sorduk, “İngiltere’de şubemiz vardı oraya gönderdik” dedi. Orası ne yaptı bu parayı? “Efendim Avrupa’daki bankalar bu kadar büyük parayı korumak için bizden şu kadar faiz istiyorlar, kira parası istiyorlar, koruma parası istiyorlar. Faiz vermiyorlar. Orada bir Türk bankası vardı. (Adını vermek istemiyorum) O paramıza yüzde 5 vermeyi teklif etti. Biz de bu rezervimizi onlara verdik.” Yüzde 5 aldığınız bu parayı ne yaptınız? “O banka yüzde 150 faiz ile devlete borç olarak geri verdi.” Derhal bu parayı buraya getireceksiniz diye emir verdik. Kendi paramızı getirttirmek için bir sene muharebe yaptık. Mekanizma öyle bir kurulmuş ki; emir vermen yetmiyor. Azimle, gayretle, bıkmadan, usanmadan takip edeceksin. Her ne kadar öyle bir büyük paramız orada var ise de bir kısmı bloke edilmiş getirilemiyor. “Bana bak niçin böyle diyerek, şöyle hareket ederek bu blokajı kurtarmıyorsun?” Biz onlara bu şekilde fikir veriyoruz. Ertesi gün başka bir sorunla geliyorlar. Bu parayı getirtebilmek için bir sene mücadele ettik. Bunun gibi devletin kendi imkânlarını başkalarına hizmet edecek yere devlete hizmet eder hale getirdik. Ve 6 ayın içerisinde devlete 13 milyar dolarlık imkân temin ettik.

    Ne oldu böylece?

    10 milyar dolar faizden kurtardık, 7 milyar dolar KİT’lerden, 13 milyar dolar da kaynak paketlerinden imkân sağladık. Toplam 30 milyar dolar ek bir kaynak temin etmiş olduk.

     

    Onlar gelirse rantiyeye, biz gelirsek millete hizmet verilir

     Milli Görüş siyaset sahnesine çıktığından beri, özellikle de son on bir yıldır milletimiz her şeyi ayan beyan görüp izlemekte. (Ama maalesef unutturulmaya ve halkımız narkozla uyutulmaya çalışılmaktadır.) Hak ile batıl arasındaki fark ne kadar net ve açıksa, Milli Görüş ile diğerleri arasındaki fark da o kadar net ve açıktır. İster sağcı, ister solcu işbirlikçi olsun, onları temsil eden hangi parti işbaşına gelirse gelsin, mutlaka milletten alıp onlara aktarmaktadır. Oysa Milli Görüş milletin hakkını sadece millete ve ülkeye harcamaktadır.

     

    30 milyar doları ne yaptık?

    İşçiye, memura, köylüye, emekliye verdik. Biz 26 Haziran’da işe başladık. 1 Temmuz’da memur katsayı artışı olacaktı. Nasıl işe başladığımızı biliyorsunuz. Yüzde 50 zamla besmeleyi çektik. Memur hayatında sevinmediği kadar sevindi. Çünkü böyle bir şeyi hiç görmemişti. 6 ayda bu paraları toplayınca bu sefer bir yüzde 30, bir yüzde 25 daha zam verdik. 100 alan memur, 6 ay sonra 250 almaya başladı. Sadece memura vermedik, aynı zamanda emeklilerin hepsine verdik.

    Bilhassa Bağ-Kur emeklilerine. 100 alan emekliye 300, eğer maaşı düşükse 1000 verdik.

    Öbür taraftan köylümüzün yüzü güler hale getirildi. Bütün ürün taban fiyatlarını yükselttik. Her türlü tarım desteklerini artırdık. Bizden önce 100 alan köylüye 312 verdik.

    100 alan işçiye 212 verdik. Böylece; köylülerin, emeklilerin, memurların, işçilerin, çiftçilerin eli para gördü. Öyle ki; şimdi ben Türkiye’nin neresine gitsem bir yaşlı nine karşıma çıkıyor: “Erbakan sen misin?” diye soruyor. Evet, benim diyorum. Koşup ellerime sarılıyor. “Allah senden razı olsun, Bağ-Kur emeklisiyim. Şu kadar maaş alıyordum. 80 milyon lira zam aldım. Senden sonra bir şey görmedik. Eğer sen o zammı yapmasaydın ben bugün ekmek alamayacaktım.”

    Bir amca koşuyor elime sarılıyor, bana “Yahu senin zamanında muhasebeci ile tartıştım. Çünkü bana maaşımı verdiği zaman muhasebeciye dedim ki: evladım başına bir iş gelir, benim maaşım bu kadar yüksek değil, sen bana fazla para veriyorsun. Sonra senden hesap sorarlar, verdiğin parayı tekrar kontrol et dedim. Muhasebeci bana dedi ki Erbakan hükümetin başına geçti. Tekrar tekrar kontrol ettik, bu paralar senin hakkındır. Sen al bu paraları güle güle harca dedi” diyor.

     

    Kimseyi açlıktan perişanlıktan inletmeyeceksin;

    bu devletin şerefiyle ilgilidir

    Ama şimdi bir memur 500 lira alıyor. Ev kirası 400 lira. Geçinemiyor. Açlar sınıfının içerisinde inim inim inliyor devletin memuru. Bu devletin şerefi ve haysiyetiyle ilgili bir konudur. Şimdi böyle bir memuru çağırın ve deyin ki 22 Temmuz’da Milli Görüş iktidara gelecek sen 500 lira değil, 1500 lira alacaksın. Bunu duyan adam sevincinden aklını oynatır. Biz ne yapacağımızı değil, ne yaptığımızı konuşuyoruz. İddia etmiyoruz, ispat ediyoruz. Hayal üretmiyoruz, hakikati söylüyoruz… Böylece biz bu paraları köylüye, çiftçiye, işçiye, emekliye, memura, dul ve yetime verince bunlar gittiler esnaftan mal aldılar. Esnaf üreticiye gitti bana daha çok mal ver dedi. Üretici işsiz adama geldi seni de çalıştıracağım dedi. Ekonomi böylece bütünüyle bir bereket dönemi içerisine girdi. Ve bu esnada biz gelince gördük ki, Fakir Fukara Fonu’nda bulunan paraları maalesef borç faizlerine ödüyorlar. Biz hemen Türkiye genelindeki fakirleri tespit ettirdik. Köy muhtarları, imamları, öğretmenleri, parti teşkilatları ve diğer ilgili kişilerle beraber. Tespit edilen fakirleri bilgisayarlara kaydettik. Bizim bu konu ile ilgili Devlet Bakanımız Prof. Dr. Sacit Günbey’e verdiğimiz ilk emir bu olmuştur. Hemen çalışmalar başlatılacak ve bir tane aç açık fakir kalmayacak. Fakir fukara fonundaki paraları bunlara verdiğiniz zaman bayram ettiler. Bu para onların kendi hakları ama bizim iktidara geldiğimiz zamana kadarki hükümetler fakir fukaranın hakkı olan paraları da alıp faize vermişler. Biz fakir fukaraya yardım ettiğimiz için Cenab-ı Allah bize yardım etti. Ve biz iyi niyetle hareket ettiğimiz için hayırlı girişimlerimiz bereketlendi ve kolay hale geldi. Ortaya çıkan sonuçlara kendimiz bile şaşırdık. Yahu biz birden bire nasıl zengin olduk. Birden bire bu halk nasıl bu refaha kavuştu. Birden bire bu ekonomik atılım nasıl gerçekleşiyor İşte Milli Görüş budur.

     

    Milli Görüş; Önce Ahlâk ve Maneviyat demektir

    Bütün bunlar yaşanırken, bir yandan da manevi kalkınma hamlesi yaptık. Çoğunun temellerini Milli Selamet döneminde attığımız 600 İmam Hatip Okulu vardı, 600 bin çocuğumuz okuyordu. 5 bin Kur’an kursumuz vardı, 50 bin çocuğumuz okuyordu. Ve milyonlarca İmam Hatip Okulu mezunu şuurlu ve huzurlu evladımız mevcuttu. Her sene de 100 binden fazla kişi İmam Hatip Okulun’dan mezun oluyordu. Bizim her zaman meşhur bir sözümüz vardır. Bir ülkenin asıl gücü; tankı, parası değildir. İnançlı evlatlarıdır. Ondan dolayıdır ki memleketimize en hayırlı hizmetleri yaptığımıza inanıyoruz. Evlatlarımıza milli ve manevi değerleri öğrettiğimiz için şükrediyoruz ve şeref duyuyoruz. Bizim zamanımızda inanan insanlar inanç hürriyetlerini en mükemmel şekilde kullandılar. Kimseye inancından dolayı baskı yapılmasına müsaade etmedik. Böylece bir büyük maddi ve manevi kalkınma hamlesi yürütüldü.

     

    Dış politika faciasından Şahsiyetli Dış Politika’ya

    Yaptığımız en mühim şeylerden bir tanesi de D-8’i kurarak Yeni Bir Dünyanın oluşumunu başlatmamızdır. 15 Ekim 1996’da yani iş başına geldikten 3 ay sonra ilk işimiz 60 İslam ülkesinin dışişleri bakanlarını Çırağan’da toplamak oldu. Dedik ki; ey bakanlar bu İslam Konferansı çok iyi niyetle kurulmuştur, Kral Faysal zamanında, 1969’da. Ancak şimdi 1996’dayız. Aradan bu kadar zaman geçtiği halde maalesef hizmetlerini yapamamıştır, engellenmiştir. Şimdi Türkiye’de Milli Görüş işbaşına geldi. Onun için değişeceğiz. Biz gerçekten hizmet eden bir kuruluş haline döneceğiz. Bunu yapmak için devlet başkanlarınızı bir ay sonra Çırağan Sarayı’na davet ediyoruz. Haber verin gelsinler. Bunu söylediğimiz zaman bir ülkenin temsilcisi söz aldı. Efendim kusura bakmayın, bir ay sonra benim devlet başkanımın başka ülke ziyareti var gelemez, öbürü söz aldı, milli günümüzdür gelemez, öbürü söz aldı, filanca devlet başkanı bizi ziyarete gelecek gelemez. Allah Allah; bir toplantı günü bile tayin edemiyoruz. İşte o zaman dedik ki, 15 Eylül 1996’da Çırağan Sarayı’ndaki İKÖ Dışişleri Bakanları Toplantısı’nda; arkadaşlar böyle çalışma olmaz. Biz nüfusu 60 milyondan büyük olan 8 tane Müslüman ülkenin başkanıyla toplanarak çekirdek bir kuruluş oluşturacağız. D–8 adını verdiğimiz bu çekirdekle, ardından D-60’ları, sonrasında ise bütün ezilen D-160 ülkeyi toplamak üzere. Daha kurarken bütün bunlar planlandı. Ve bu 160 ülkeyi birleştirdiğimiz zaman yeni bir Yalta Konferansı yapacağız. Bu 2. Yalta Konferansı’dır. Bu Yalta Konferansı’nda bugünkü zulüm dünyası yerine, saadet dünyasının temel esaslarını va’z etmek suretiyle dünyayı değiştirmiş olacağız. Bugünkü zulüm ve sömürü düzeninden kurtulacağız. Bunun kararını biz 15 Ekim 1996’da aldık. 8 ay içerisinde bu konu ile ilgili çalışmalar yapıldı. 15 Haziran 1997’de D-8’ler devlet başkanlarının imzalarıyla Çırağan Sarayı’nda kuruldu. Ve Yeni Bir Dünya’nın temeli atıldı.

     

    Milli Görüş gelecek ve D-8’in ne

    olduğunu dünya görecektir

    1990’da ırkçı emperyalizm “biz artık dünya hakimiyetimizi ve Büyük İsrail’i kuracağız” diye karar aldı. Biz ise, “Hayır sizin zulüm dünyanızı değil biz kendi saadet dünyamızı kuracağız” diye 6 sene sonra karar aldık. Bunu Milli Görüş yapmıştır. Ve böylece Yeni Bir Dünyanın kurulması başlatılmıştır. Siz o zamandan bu zamana kadar D-8’lerin başlangıçtaki bir yılda yapılmış olan muazzam çalışmalara mukabil önemli adımlar atamadığına bakmayın. Bu proje tek kurtuluş çaresidir. Mutlaka gerçekleşecektir. Şimdi Milli Görüş tekrar geldiği zaman D-8’lerin ne olduğunu bütün insanlık görecek. Ve Yeni Bir Dünyanın nasıl kurulduğunu da hep beraber takip edeceğiz inşallah.

    Biz işte böylece, bir sene gibi kısa bir süre içerisinde bu hamleleri yaptık. Ekonomik yıkımı durdurduk, ekonomik kalkınma hamlesini başlattık. Manevi tahribatı durdurduk, manevi kalkınma hamlesini başlattık. Dış politika faciasını durdurduk, Yeni Bir Dünyanın kuruluşunu başlattık. Böylece Türkiye, şahsiyetli bir dış politikaya kavuşarak, insanlarını saadet ve refaha ulaştıracak büyük gelişmelerin ortaya konduğu bir dönemi yaşamıştır.

     

    Zalim güçlerin büyük oyunları bozulmak üzeredir.

    Irkçı emperyalistler büyük oyunu tamamlamak için Refah Partisi’nden sonra sağcı ve solcu işbirlikçileri işbaşına getirerek Türkiye’mizi bu plana hazırladılar. Peşinden pazarlıkla AKP’yi getirerek Türkiye’yi aç bıraktılar. İşsiz bıraktılar. Boğazına kadar borca esir ettiler. Bunları IMF ile yaptılar. Manevi tahribatlarını ise Avrupa Uyum Komisyonu’yla gerçekleştirdiler. Defalarca oynadıkları bu oyunu her seferinde Milli Görüş işbaşına gelerek bozdu.

    Milli Görüş’ün girişimleri, büyük planı oynayan ırkçı güçlerin elbette hoşlarına gitmedi. Çeşitli entrikalarla, ortağımızı kullanmak suretiyle bunu engellediler. Arkadan 5 sene işbirlikçi koalisyonlar dönemini yaşadık. Bu dönemde dışarıdan insanlar getirdiler ve alt yapıyı kurdular. Millet nasıl fakirleştirilecek? Haim Nahum doktrini nasıl gerçekleştirilecek? Millet nasıl aç, işsiz bırakılıp, borca esir edilecek ve dininden, inancından nasıl uzaklaştırılıp nasıl köleleştirilecek? IMF ilk üçünü yaptı.

    Aç bırakma, işsizleri çoğaltma ve borca esir edip boğma.. Avrupa uyum komisyonu ise milletimizi dininden uzaklaştırma vazifesini üstlendi. Böylece şeytani tuzağın alt yapısı hazırlandı. Sonra arkasından bunu en kıza zamanda bütün gücüyle sonuçlandırmak için AKP’yi iktidara getirdiler ırkçı emperyalistler. Pazarlıkla getirdiler. Ve onu bir taşeron gibi kullanarak son 5 sene esnasında Türkiye’deki ekonomik yıkım, manevi tahribat ve aynı zamanda da dış politika faciası dönemi yaşandı. Şimdi bugün, artık ülkemiz parçalanma ve yok olma noktasına getirilmiş bulunmaktadır.

    İşte son 10 senede yaşadıklarımız bunlardır. Bu yaşadıklarımızın içerisinde AKP ne yapmıştır da Türkiye’yi yıkım noktasına taşımıştır? Bizim yaptıklarımızın tam tersini yapmıştır. Bunlar Milli Görüş gömleğini çıkardılar. Hidayetleri karardı. Hayırla şerri ayıramaz oldular. Hayır diye şerre hizmet ediyorlar. Ve böylece ülkemize, milletimize, bölgemize ve bütün insanlık alemine en büyük zararı veriyorlar. Türkiye büyük bir ülkedir. Böyle bir ülkenin yönetimi, böylesi çoluk çocuğun, tecrübesiz insanların eline bırakılamaz. Bırakılırsa Türkiye’miz felakete ve sefalete sürüklenir.

     

    AKP, onlara olan diyet borcunu ödemektedir

    Ne yaptı AKP işbaşına gelir gelmez? Kendisini getiren güçlerden dolayı önce bütün ekonomiyi IMF’ye teslim etti. Onun arkasından bütün gücüyle manevi tahribata izin verdi. Ve dış politika faciası gerçekleştirildi.

    İşbirlikçi koalisyonlar zamanında IMF ne yapmış? Önce bir defa tutmuş bir takım üst kurullar oluşturmuş. Bunlar siyasi iradeye bağlı değil. Milli iradeden ve devletten bağımsız, ama siyonist merkezlere bağımlı ve kalkınmamıza ayak bağı kuruluşlar. Kime bağlı? IMF’ye bağlı. Merkez Bankası özerk olacak, hükümet karışmayacak demiş. Kim karışacak peki? IMF karışacak. Devlet Planlama’yı tasfiye etmiş. Kalkınma Ajansları kurmuş. Türkiye’yi 24’e bölmüş, Türkiye parçalansın diye. Her bir bölge ayrı bir ekonomik bölgedir. Ve her bölge kendi planını kendi yapacak diyor. Bölgelerarası yardımlaşma ve işbirliği yoktur. Bu bölgeler ayrı ayrı birer parça olsun diye. Anadolu’da bağımsız bir devlet kalmasın diye. Bir büyük planın parçası olarak Kalkınma Ajansları adı altında yapıyorlar bunu. Diyarbakır bir bölge, kendi kendine bütün kendisini planlayacak. Ayrı bir devletmiş gibi. Kim yapıyor bunu? IMF yapıyor. Ve aynı zamanda da böylece hükümetten ekonominin bütün idaresini kopartıp alıyor özerk kuruluşlarla. Bunu iki sebepten yapıyor:

    1- Dış güçler ve işbirlikçi rantiyeciler istediği gibi at oynatabilsin.

    2- Bu hükümetin uzun yaşayamayacağını biliyor. Yarın mutlaka Milli Görüş işi eline alacak onu da biliyor. “Milli Görüş geldiği zaman bu tuzakları yine bozamasın, bir şey yapamasın, iplerin ucu bizim elimizde kalsın” diye bunları hazırladı.

    Yani devlet içinde devlet oluşturuldu. Bir Tarım Bakanlığı var, bir de Şeker Yüksek Kurulu var. Pancara o karar veriyor. Bir Hazine var, bir de Merkez Bankası var. Kararı Merkez Bankası veriyor. Böylece devletin içerisinde ayrı bir devlet meydana getirildi. Asıl devleti ise idareden çekti. Bu alt yapıyı geliştirdi, sonra da AKP’yi getirdi. AKP’nin yaptığı iş nedir? AKP muslukçu başı. IMF’ce sömürü şebekesi, yani enstalasyon döşenmiş. Bütün halkın imkânlarının sırtından kan olarak emilip dış güçlere gönderilmesi için bütün tertibat alınmış. AKP’ye ise sadece, halkımızın kanını ve hakkını dışarıya akıtan muslukları açmak kalmış. AKP’nin de 5 seneden beri yaptığı budur. AKP’nin ekonomide yürütme ile bir alakası yok. Atın üzerinde bulunan jokey IMF’dir. AKP’nin kendisi at yarışı spikeridir. Biliyorsunuz Tayyip bir kere ata binmeye kalkıştı. Onda da yere düştü. Atın üzerinde jokey duruyor. O sadece, “paranın değeri yükseldi, enflasyon düştü, sarı at koştu, kırmızı at yetişti, beyaz at atak yaptı, kır at yetişiyor” diyen spiker gibidir. Bu spikerliği yaparken de milleti aldatmaya çalışıyor eline verilen rakamlardan dolayı. Nedir bu eline verilen rakamlarla yaptığı aldatma?

    Bu sene gayri safi milli gelir arttı. Ne kadar? 35 milyar dolar. Peki faiz ne kadar artmış 70 milyar dolar. Bu kime gidiyor, rantiyeye gidiyor. Dış güçlere gidiyor. Bu 35’in içinden 70’i çıkarırsan, millete giden 35 milyar dolar azalmış olur. Yani milli gelirdeki azalmayı rakam oyunları ile, arttırma diye ifade ediyor faizi koyarak. Bu faizden millete bir fayda yok. Bu faiz sadece soygunculara gidiyor. Sen bunu milli gelirin içerisine koyup halkı aldatıyorsun Bu AKP diyor ki, efendim ekonomi gelişti. Neyle gelişmiş, sıcak dövizle. Halbuki bunlar rantiyecilere gitmiş onlar da terastan helikopterle siyonizme göndermişler. Diğer katlarda oturan işçi, emekli, memur bu gelirlerden hiçbir şekilde istifade edemiyor. Halbuki biz 54. Hükümet’te ne yaptık? Bütün bu paraları memura, işçiye, emekliye, çiftçiye verdik, bizim asansörümüz Milli Görüş asansörü ve adalet terazisi ile. Diğerlerine de ancak kendi hakkını verdik dikkat ederseniz.

    Şimdi millet aldatılmaya çalışılıyor. Bu aldatma nasıl gerçekleştiriliyor. IMF’nin soygun düzeni ile. Ne ile soyuluyor, IMF’nin organizasyonu ve bürokrasisi ile. Ne ile soyuluyor, peşkeş ve aktarma ile, Ne ile soyuluyor vergiler ve faiz ile. Dört koldan halk soyuluyor. Halktan toplanan bu imkanlar rantiye havuzuna gidiyor. Bizim de havuz sistemimiz var onların da havuz sistemi var. Ama bizim havuzumuz işçiye memura köylüye veriyor. Onların havuz sistemi siyonizme para veriyor, kendilerine yakın olana para veriyor, işbirlikçi medya ve rantiyeye para veriyor. Halk eziliyor, bunlar zenginleşiyor. Bu soygunun yapılması için IMF’nin kendisinin işbaşına gelir gelmez verdiği emirleri okuyorum size:

     

    IMF siyonist sömürü sermayesinin görevlisidir

    Tarım ve diğer alanlarda istihdam yasaklanacak. Herkes işsiz kalacak. Haim Nahum doktrini böyle istiyor. Çalışanların ücretleri arttırılmayacak. Herkes aç kalacak. Yatırım yapılmayacak, herkes işsiz ve aç kalsın diye. Sanayi kuruluşlarında hammadde için KDV yüzde 18, mamul mallar için yüzde 8 olacak. Sen bir şey üreteceksen daha hammadde alırken yüzde 18 ödeyeceksin, satarken yüzde 8 ödeyeceksin. Üretim gerçekleştirilen tüm sahalarda vergi alınacak. Enerji ve hammadde pahalı olacak, sanayi kuruluşları çalışmasın diye. Tarıma destek verilmeyecek tarım üretimi yasaklanacak veya kısıtlanacak. Faizlerin vaktinde ödenmesi için harcamalar azami kısılacak. Üretimi engellemek üzere her şeyin ihracatının ve ithalatının engellenmesi için döviz kuru düşük tutulacak ve faiz oranı yüksek tutulacak. İstihdam üretim ve ihracat temellerine dayanan reel ekonomiye fırsat tanınmayacak. Süratle reel ekonomi yok edilerek rant ekonomisine yol açılacak ve sadece rantiyeci zengin olacak. Sanayi ve tarım teşviki ortadan kaldırılacak ve her şey dışarıdan alınacak. Sadece devlet değil, özel sektör ve vatandaşlar da dışarıya borçlanacak. Bankalar yanında reel sektörler de, firmalar da dış borçlanmaya mecbur bırakılacak. Karlı ve stratejik KİT’er de süratle yabancılara bırakılacak. Yabancı sermaye adı altında bankalar, gayrimenkuller, telekomünikasyon şirketleri yabancılara satılacak, ülkenin bütün yeraltı kaynakları yabancıların olacak.

     

    IMF neyi emrediyor? İşte 14 emir:

    1.                      Tarımda, sanayide ve hizmetlerde istihdam yasaklanacaktır.

    2.                      Çalışanların ücretleri artırılmayacaktır.

    3.                      Yatırım yapılmayacaktır. Sanayi kuruluşlarında hammaddeler için KDV 18, mamul mallar için 8 olacak. Üretimi gerçekleştiren tüm safhalarda azami vergi alınacaktır. Enerji ve hammadde pahalı olacaktır.

    4.                      Tarıma destek verilmeyecektir. Tarım üretimi yasaklanacak veya kotalarla kısıtlanacaktır. Tarım üretiminde “maliyet zararı” doğuracak şartlar dayatılacaktır.

    5.                      Faizlerin vaktinde ve emniyetle ödenmesi için bütçede faiz dışı fazla azami derecede yüksek tutulacak buna karşılık faiz dışı harcamalar azami derecede kısılacaktır.

    6.                      Üretimi engellemek, her şeyin ihracat yerine ithal edilmesi ve sıcak dövizin daha büyük rant elde etmek için; döviz kuru düşük tutulacak buna karşılık faiz oranları sürekli yüksek tutulacak ve dünyanın en yüksek faiz oranları Türkiye’de uygulanacaktır.

    7.                      İstihdam, üretim ve ihracat temellerine dayanan reel ekonomiye fırsat tanınmayacaktır.

    8.                      Süratle reel ekonomi yok edilerek rant ekonomisine dönüşülecek ve bu rant ekonomisiyle de sadece mutlu azınlık saltanatı oluşturulacaktır.

    9.                      Sanayi ve tarım teşvikleri ortadan kaldırılacak, böylece her şey dışarıdan alınacaktır.

    10.                  Sadece devlet değil, özel sektör ve vatandaşlar da dışarıya borçlandırılacak.

    11.                  Bankaların yanında reel sektör firmaları da dış borçlanmaya esir edilecek ve iflasa mecbur bırakılacaktır.

    12.                  Kârlı ve stratejik KİT’ler süratle yabancılara düşük bedellerle satılacaktır.

    13.                  Yabancı sermaye adı altında bankalar, gayrimenkuller, telekomünikasyon şirketleri yabancılara bırakılacaktır.

    14.                  Ülkenin bütün millî varlıkları ve yeraltı kaynakları yabancılara sunulacaktır.

     

    IMF’nin 14 tane temel emri ve esası budur. Şimdi bunları uygularken de IMF şu soygun düzenlerini yürütüyor: Aşağıdaki tabloda IMF’nin 11 tane soygun düzeni gösterilmiş bulunuyor.

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

    IMF’NİN SOYGUN

    DÜZENEKLERİ

    2006 YILI SONU

    İTİBARİYLE BİR YILLIK MALİYETİ

    5 YIL

    SONRAKİ YILLIK MALİYET

    1-Hazine yapmış olduğu iç ve dış borçlanma nedeniyle bütçeden faiz ödemektedir.

    50 Milyar $

    70

    2- Merkez Bankası, kendisine sıcak döviz veya sair sebepler dolayısıyla sunulan dövizler karşılığında piyasaya sürdüğü kendi bastığı parayı piyasadan çekmek ve yüksek rezerv tutmak için borçlanmaya gitmekte ve bunun için faiz ödemektedir.

    5 Milyar $

    10

    3- Hazine dışında kalan kamu kuruluşları olan KİT’ler, Belediyeler, Tarımsal Üretici Birlikleri ve Kooperatifleri birikmiş borçları nedeniyle faiz ödemektedirler. Bu faizlerin tamamına yakını bankalara ödenmektedir.

    5 Milyar $

    10

    4- Vatandaşların bankalardan almış oldukları ticari kredi, tüketici kredileri ve kredi kartları için kredi faizi ve komisyon maliyeti olarak yapılan ödemeler yoluyla bankalar üzerinden dış bankalara kaynak ve rüşvet verilmektedir.

    35 Milyar $

    80

    5- Borsa üzerinden sıcak paraya düşük döviz kuru/yüksek reel faiz politikası aracılığıyla milli kaynağımız tüketilmektedir.

    20 Milyar $

    40

    6- Reel sektör dışarıdan aldığı borçlar için faiz ödemektedir.

    5 Milyar $

    20

    7- Bankacılık sistemi sendikasyon kredileri vb. yollarla dışarıdan aldığı borçlar için faiz ödemektedir.

    5 Milyar $

    20

    8- Türkiye’deki yabancı sermaye istihdam, ihracat, üretim ve ileri teknoloji getirmek için gelmiyor. Özel muamelelerle çok karlı sahaları parselleyip kazancını dışarı götürmek için geliyor. Mesela Cargill gibi şirketler ülkemizi sömürmektedir.

    7 Milyar $

    20

    Düşük döviz kuru nedeniyle dış ticaret açığı verilmekte ve ithalat-ihracat farkı kadar dışarıya kaynak aktarılmak suretiyle millet fakirleşmekte

    50 Milyar $

    120

    9-  Başta taşımacılık olmak üzere hizmetlerin yabancılara yaptırılması nedeniyle yabancılara ödeme yapılarak onlar zengin edilmekte

    10 Milyar $

    20

    10-                 Türkiye’deki bankalar yurt dışındaki bankalarda çok düşük faizlerle ihtiyaçları üstünde ihtiyari döviz mevduatı tutmaktadırlar. Böylece içeride ve dışarıda yüksek faizle temin ettikleri fonları yabancılara çok düşük faizle ermektedirler.

    3 Milyar $

    8

    TOPLAM

    200 Milyar $

    425 Milyar $

     

    Her yıl, 200 milyar dolar milletten

    alınıp, onlara verilmektedir

    IMF bunu Haim Nahum doktrinini uygulamak için yapıyor. Ekonomik zorunluluk değil. Hiç alakası yok.

    Ne diyorlar, evet Merkez Bankası da devletindir, Hazine devletindir ama, hazine Merkez Bankası’ndan para alıp kullanamaz, niye? Alırsa faizsiz olur. Peki ne olacakmış? Merkez Bankası piyasa yapan dışarıya bağlı 10 tane bankaya para verecekmiş, düşük faizle. Onlar yüksek faizle hazineye verecekmiş. Şunları biz anlattığımız zaman dinleyenler çıldıracaklar. Ya Merkez Bankası devletin değil mi? Hazine devletin değil mi? Neden Merkez Bankası’ndaki parayı ben illa faiz ödeyerek alayım yahu? Alır kullanırım, niçin bunun için rantiyeye dış güçlere faiz ödeyeceğim? Bu ne demek biliyor musunuz? İşte 50 milyar böylece ödeniyor. Merkez Bankası kendisi ayrıca piyasadan para çekmek için borçlanıyor. Lüzumsuz yere 5 milyar borçlanıyor. Kamu kuruluşları borçlanıyor, lüzumsuz yere 5 milyar dolar. Ayrıca vatandaşların kredi kartları dolayısıyla 5 milyar dolar borçlanıyor. Vatandaşa faiz ödettiriyorlar bu bankalara. Bankaların çoğunun sahibi yabancılar. Bu arada sıcak dövize 20 milyar dolar ödeniyor. Bunlar hep halkı soymak için yapılıyor. Reel sektör dışarıdan aldığı paradan dolayı 5 milyar dolar borçlanıyor. Bankacılık sistemi ayrıca 5 milyar dolar ödüyor dışarıya. Türkiye’deki yabancı firmalar 7 milyar dolar kâr taşıyor. Döviz kurlarından dış ticaret açığı verildiği için 50 milyar dolar dışarıya gidiyor. Bizim gemilerimiz boş duruyor, Yunan gemileri taşımacılık yapıyor. 10 milyar dolar onlara para veriliyor. Bundan başka Türkiye’deki bankalar paraları dışarıda tutuyor çok düşük faizlerle. Onlar istifade ediyor bizim paramızdan. İhtiyaçları üzerinde “ihtiyati döviz mevduatı” tutuyorlar. Yüksek faizli fonları yabancılara çok düşük faizle veriyorlar. Bütün bunlar ne yapıyor biliyor musun? 200 milyar dolar yapıyor.

    Şimdi bu sene maazallah AKP’yi iktidar yapacak olursan, 5 sene sonra bu 425 milyar dolara çıkacak. 5 sene sonra bizim milli gelirimiz ne olacak? 500 milyar dolar yapacak. Ama bunun 425 milyar doları faize gidecek. Biz ancak milli gelirin yüzde 17’sini kullanacağız, 83’ünü düşmanlarımıza vereceğiz bizi yok etsin diye. Bu böyle gitmez

    Millete, tatil günü bile faiz ödetilmektedir

    Bu saydıklarım ana gruptur. Her ana grubun altında bir de alt soygun grubu var.

    Şimdi devletin parası varken borçlanıyor. Neden? Faiz ödenecek. Lüzumundan çok borçlanıyor. Hadi borçlanıyorsun gereği kadar borçlan, hayır. Azami derecede borçlanıyor 2.5 milyar dolar borçlanıyor. Rantiyeden borçlanıyor onlar 2 milyar dolar ediyor. Rantiye devletin parasını devlete borç veriyor. Merkez Bankası rantiyenin fonlarından cumartesi ve pazar günleri borç alıyor. Cumartesi-pazar sen iş yapacak değilsin ya. İki günlüğüne faiz alıyorlar, Merkez Bankası tatil. Tatil günü için neden ben senden borç para alıp vereyim yahu demiyorlar. Hikâye konuşmuyoruz, uygulamayı anlatıyoruz. Sadece bu yüzden bir milyar dolar zarar ediyor Merkez Bankası. Borçlanma senetleri yüzünden bankalar kâr ediyor. Onlardan alacaksın, onlara komisyon ödeyeceksin. Devletin devlete olan borcu tasfiye edilmiyor. Bunlar için ayrıca faiz ödettiriliyor. Şimdi Merkez Bankası borcunu ödedikten sonra borçlanması lazım. Ben piyasaya salı günü borcumu ödedim. Piyasada para bollaştı faiz düştü. Cuma günü borcu almam lazım. Tam tersini yapıyor, cuma günü piyasaya para veriyor, paranın en az olduğu salı günü borç alıyor. Kim yapıyor bunu rantiye yapıyor.

    Bizim Fatih’in doktora tezi ne biliyor musunuz? Rantiye- politika ilişkisi. Yani rantiye devleti nasıl kullanıyor. Bunları bir bir vesikalarıyla ortaya koymak. Hazine paranın en fazla olduğu cuma günü borçlanma yapacağına paranın en dar olduğu salı günü yapıyor. Şu söylediğim kalemler 10 kalemdir, bu 20 milyar dolar zarara neden oluyor. Kim yapıyor bunu, IMF yapıyor.

     

    Manevi tahribatları ekonomik yıkımından beter

    Öbür taraftan, manevi tahribatları saymakla bitmez. Gelmiş İHL’leri kapatmış, Kur’an kurslarını kapatmış, 15 yaşından küçüğe dini eğitimi yasaklamış, bunu öğretecek olan babasına hapis cezasını koymuş, zinayı suç olmaktan çıkarmış. KOBİ kredisi vereceğine, domuz kredisi dağıtmış. ‘Domuz kasaplık hayvandır’ diyerek gâvura hizmetkârlık yapmış.

    Başörtüsü zulmüne sessiz kalmış, ‘bedelini ödeyemem’ diyerek kaytarmış. Oysa söz verdin. Bedelini aldın bunun oy olarak. Yerine getirmen lazım. “Hayır, bundan siyonizm hoşlanmaz. Ben siyonizmin hoşlanmadığı bir şeyi yapamam, yoksa beni parçalar, süpürür. Bu bedeli ödeyemem” diyerek vaadinden caymış. İşte böylece milletimiz her yönden hırpalandı, hakaret ve haksızlığa uğradı. Haim Nahum doktrininin, Türkiye’yi dinden uzaklaştıracaksınız planı uygulandı. Dinden uzaklaştırmak iki türlü olur. 1- Dini açıkça yasaklarsınız, 2- Dini değiştirip yozlaştırırsınız. İki koldan da çalışılıyor. Diyalog, dinler bahçesi, medeniyetler buluşması adı altında dinin değiştirilmesine çalışılıyor. Bizzat kamu kurumu olan MEB, bizim en mühim manevi mefhumlarımızı yasaklayan genelge yayınlıyor. ‘Gazi’, ‘cihad’ demeyeceksin. Kur’an-ı Kerim mealleri basıyorlar, bu meallerin içerisinde ayeti kerimelerin bir kısmı yazılmıyor. Neden? Siyonizm bundan hoşlanmazmış. Dinimiz bozulmaya çalışılıyor. Tabi böylece insanlığa milletimize en büyük kötülük yapılmış oluyor ve bu beş seneden beri devam ediyor.

     

    Tam bir dış politika faciası yaşanmaktadır

    Dış politika faciasına gelince hiç konuşmaya gerek yok. Deli gibi ortaya çıktılar, “Kıbrıs’ta çözümsüzlük çözüm değildir” diye işe başladılar. Kim dürtüklüyor sizi, ne lüzum var bu söze. Sen böyle söyleyince Yunanistan, “‘Kıbrıs’ı ver kurtul ki AB’ye girmenize ses çıkarmayalım” diye bunları aldattı ve sürekli oyaladılar. Tuttun verdin. Ondan sonra Kıbrıs AB’ye girdi sesini çıkarmadın. Halk Partisi’nin de sesi çıkmıyor. Dikkat edin. Çünkü ikisi de işbirlikçi, ikisi de Amerikancı, ikisi de Avrupa Birlikçi, ikisi de IMF’ci aralarında hiç fark yok. Tahribat dedin mi ikisi hemen işbirliği içindeler. Kıbrıs’ı böylece feda ettiler. Irak’ta ABD’yi desteklediler. Meclis tezkereyi reddettiği halde Milli Savunma Bakanı ne diyor: “Biz hükümet olarak hava sahamızda 4000 sortiye müsaade ettik.” Yani, ABD’ye gizli ve açık destek verdiler. Ne yaptı bu Amerikalılar, Irak’taki Müslüman kardeşlerimizi bombalayıp mahvettiler. Bunların müsaadesiyle ve desteğiyle zulümlerini yürüttüler. Başbakan, “Ben Amerikan askerlerine dua ediyorum” diyor. “İsrail bizim stratejik ortağımız” diyor, “Ben BOP eş başkanıyım” diyor. Ve böylece Türkiye’yi parçalama noktasına getirmiş bulunuyor. Zaten Patrikhane ekümenikliğini ilan etti ona sesini çıkarmıyor. AB’ye gireceğim diye 30 sene müzakere edecek her gün ne vereceğini konuşacak. Ne yaptığını, kime yaradığını bilmiyor. Adı da ilerleme müzakeresi. Şu hakarete bak. Bizim medeniyetimiz geriymiş, onlarınki ileriymiş, biz onların seviyesine gelecekmişiz sonra bakacakmış, biz bu emirleri hazmetmiş miyiz? Ardından Avrupa, referandum yapacakmış, ucu da açık olacakmış. Türkiye’yi parçalayıp ufak lokma yapacak, sonra içine alacakmış Gelmiş bunun havai fişeğini kutluyor, Kızılay’da.

     

    Kızılay’da İslâm Birliği kutlanacaktır

    Sağcı olsun solcu olsun, bu işbirlikçilerin gayret ve gafletiyle Türkiye adım adım yok olma noktasına taşınmakta. İşte on bir yıllık tahribatları ve Milli Görüş’ün bu tahribatları bertaraf etmek için gösterdiği büyük gayret ortada. 22 Temmuz’a bir aydan az zaman kaldı. Şimdi bize düşen en büyük vazife, milletimize hem bu tahribatları hem de kurtuluş yollarını anlatmak. Onlar gelirse papazın heykeli önünde hazır ola durur, Millî Görüş gelirse İslâm Birliği kurulur.

    Yapılması icap eden nedir? 22 Temmuz’da Milli Görüş’ü iktidara taşıyacağız. Biz Allah’ın izniyle aynı Kızılay’da İslam Birliği’nin havai fişeğini atacağız. Yeni ve adil bir dünyanın kuruluşunu kutlayacağız. AB’ye mecbur ve mahkûm kalmayacağız. Çünkü o Papa’nın heykelinin önünde imzaladıkları belgenin içinde ‘bizim temelimiz Hıristiyanlıktır, AB, haçlı kültürüne dayanmaktadır’ tespitleri var. Öyleyse bu AB neymiş, bunu öğrenmek istersen gidip Papazdan soracaksın: “Ey papaz efendi ben sizin medeniyetinizi öğrenmek istiyorum. Bana söyler misiniz sizin Allah anlayışınız nasıldır?” Papaz, haşa “Allah üçtür” diyor. Kim bunlar, İsa; Meryem ve ruhül Kudüs. Yahu papaz efendi Allah hiç 3 olur mu? Allah yaratan, yaşatan, yönetendir. Hangisi hangisini yaşatıyor, hangisi hangi yıldızı yaratmış, aralarında ihtilaf çıkarsa kim hakem oluyor? “Höööööt, dur bakalım, bana böyle şeyler soramazsın. Burası kilise. Buraya girerken önce aklını dışarıda bırakacaksın, ben sana hangi safsatayı söylüyorsam, sen bunu aynen kabul edip onaylayacaksın” Bu nasıl din yahu?

    Peki insana bakışınız nedir? İnsan günahla doğarmış, vaftizle temizlenecekmiş, günah çıkartırken de ömür boyu kilisenin kontrolünde kalacakmış ve sürekli kiliseye para aktarmak zorundaymış… (Yani herkes parası ve fırsatı kadar günahtan sıyrılacakmış) Peki, çevreye ve tabiata yaklaşımınız nedir? ‘İnsan tabiatın sahibidir’ diyor. Bizim ecdadımız eski Roma eski Yunan’dır diyor. Nasıl onlar işgal ettikleri yerlere sahip olmuşlarsa bizim inancımız budur diyor. Nasıl firavunlar ben sizin ilahınızım dedilerse bizim inancımız da budur diyor. Eski Mısır’ı en büyük medeniyet olarak örnek alıyor kendisine. Hâlbuki bizim peygamberimiz ne buyuruyor? Kıyamet kopacaksa bile bir ağaç dikiyorsanız onu dikin, çünkü sizin geriye başkalarının yararlanacağı eserler bırakmanız en büyük ibadettir. Biz tabiatın sahibi değil, emanetçisiyiz. Şimdi bizimkine bak, onlarınkine bak. Hiç böyle bir düşünceden, bu batıl ve barbar zihniyetten saadet çıkar mı? Mübarek İslam dinini bırakacaksın, gidip onların dinine ve medeniyetine sığınacaksın, böylece onların içinde yok olup gideceksin. Bunları bir deli bile yapmaz.

    Velhasıl millet olarak Milli Görüş nedir yaşadık. İşbirlikçi nedir yaşayıp anladık. İşbirlikçiler 5 sene, koalisyonlar halinde geldiler. Türkiye’de Haim Nahum planının uygulanması için koalisyon döneminde hazırlık yapıldı. Sonra AKP getirildi. Bu plan bütün gücüyle uygulandı ve Türkiye bugünkü felaket noktasına taşındı. Bu gördüğümüz 11 yıllık dönem içerisinde bir gerçek ortaya çıktı. O da Millî Görüş’süz huzura varılmıyor Bu nedenle ana sloganımız; SENSİZ OLMUYOR Yaşadığımız 11 yıl bunu çok açık bir şekilde ortaya koyuyor. Şimdi Türkiye’miz bir parçalanma, yok olma noktasına getirilmiş bulunuyor. 22 Temmuz, seçim değil biz “Türkiye yok mu olacak, yoksa tekrar lider ülke mi olacak?” ona karar vereceğiz. Bu kadar önemli bir seçimde, milletimize bu durum karşısında yapacağımızı söyleyeceğiz.

     

    Zaman Milli Kurtuluş Harekâtını destekleme zamanıdır

    Biz tabi, tarih boyunca bugünkü durumlara ilk defa düşmüyoruz, birçok defa düştük. Hepsinden kendi özümüze yani Milli Görüşümüze sarılarak kurtulduk. Mesela Malazgirt Zaferi’ni biz Milli Görüş’le kazandık. Timur geldi 1402’de Anadolu’yu işgal etti. Ama biz 1453’te Millî Görüş vasıtası ile İstanbul’u fethettik. 1918’de Sevr’i imzalattırdılar, ama Milli Görüş ile İstiklal Harbimizi yaptık. Her şey bitti, her çare tükendi zannedildiği noktalarda bu millet büyük diriliş ve devrimler başarmıştır. Bugün de bu tarihi dönüm noktasında kurtuluşun yolu Milli Görüş’ün etrafından toplanmaktır. Bundan dolayı da Türkiye’mizde bir Milli Kurtuluş Harekatı başlatılmıştır. Bu Milli Kurtuluş Harekatı’na bütün vatanseverlerin hepsi katılacaktır, katılmaktadır. Milli Görüş’ün Türkiye’yi kurtarması için şartları Cenabı Hak böylece hazırlamıştır. Bizim bu hazırlanmış olan şartları değerlendirmemiz ve bu sonucu elde etmek için elimizden gelen gayreti göstermemiz lazımdır.

     

    Milletimize “küçük oyun” da anlatılmalıdır

    Haim Nahum planını uygulamak isteyenler bu büyük oyunu başarmak için bir de küçük oyun oynuyorlar. Bu küçük oyunun adı horoz dövüşüdür. Akılları sıra millete diyorlar ki, bakın ne güzel demokrasi var. Solu istiyorsan CHP’ye, sağı istiyorsan AKP’ye oy vereceksin. İşte küçük oyunun adı, aslı bu. Yahu CHP de işbirlikçi, AKP de işbirlikçi. Neden ben senin menfaatlerin için çalışan işbirlikçilere oy verecekmişim Hayır, ben 22 Temmuz’a kadar canla başla çalışıp Milli Görüş’ü işbaşına getireceğim. Böylece kendimi yine kendim yöneteceğim.

    Milli Görüş dediğimiz nedir? Şehidi şehit yapan, gaziyi gazi yapan manadır. Asıl ev sahipleri onlardır. Siz kendi emirlerinizi tutacak olan partileri millete gösterip, aldatma oyunu oynamak istiyorsunuz. Milletimiz bunu yutmayacaktır, kabul etmeyecektir ve harakiri yapmayacaktır. Sizin söylediklerinizi seçmeyecektir. Çünkü bunların hangisi seçilirse seçilsin hiçbir şey değişmeyecektir. Sonunda Türkiye yok olmaya götürülür.

     

    Bu seçimler referandum anlamındadır

    Halkımıza anlatacağımız diğer konu da bunun bir seçim değil, bir referandum olmasıdır. Ey millet neye oy verdiğini biliyor musun? Dünya ve ahiretteki yerini seçiyorsun. İstikbalini tayin ediyorsun, kendin için oy veriyorsun ve sana bu seçimde şu sualler soruluyor: Sen AB’ye teslim olup köle mi olmak istiyorsun, yoksa Türkiye’nin öncülüğünde yeni bir dünyanın kurulmasını mı istiyorsun?

     

    CHP ile AKP üçer tane kırık plakla

    bu milleti aldatmaya çalışmaktadır

    Artık milletimiz bu AKP ve CHP’nin karşılıklı kayıkçı dövüşüne aldanmamalıdır. CHP’nin 3 tane kırık plağı var. Milletimizi bunlarla aldatacaklarını zannediyorlar: “Birincisi efendim bu AKP var ya, Cumhuriyetin kazanımlarını yok etmeye çalışıyor. Eeee ikincisi, laikliği ortadan kaldırmaya çalışıyor. Eeee üçüncüsü, yaşam tarzımıza karışmaya çalışıyor. Onun için AKP’ye oy vermeyin bize oy verin.”

    Buna mukabil AKP ne diyor? İşte onun kırık plakları:

    Bir; Ben işlerimi yapacağım ama Cumhurbaşkanı engel oluyor. İki; Bana muhtıra veriyorlar onun için yapamıyorum. Üçüncü plak ise; ne yapalım ABD ve İsrail’le çatışalım mı? Böylece Amerika ve İsrail’in her isteğini yerine getirmeyi kendine farz sayıyor. Bu sözlerin hiçbirisi milletin asıl gündemi ile ilgili değildir. Milletin asıl gündemi açlık ve işsizliktir. İlaca bile para vermiyor bu devlet, götürüp her şeyi faize veriyor. Milletin asıl gündemi terördür. Milletin asıl gündemi yok olmak, parçalanmaktır. Bunları bir tarafa bırakıp bu kırık plakları çala çala milleti kandıracaklarını zannediyorlar ama bu oyun sökmeyecektir.

     

    Milletimize üç tane ölçü veriyoruz

    Şimdi bizim milletimize tavsiyemiz şu gerçeklerdir. Biz iddiacı değiliz ispatçıyız. Yaptığımız konuşmalar siyaset değil matematiktir. Milletimizin bütün evlatlarına üç tane kriter, ayraç, turnusol kağıdı veriyoruz. Ey aziz milletim, şerefli Türk milletinin evladı, oyunu verirken şunu düşün: Hangi parti maneviyattan bahsediyor. Ahlaki tahribatı önlemeye çalışıyor?

    İki; hangi parti yeni Adil Bir Düzen kuracağını belirtiyor? Aynı bozuk düzeni muhafaza edeceksen, sen bizim 400 milyar dolarlık milli gelirimizin 200 milyar dolarını faizle götürüp düşmanlarımıza, dış güçlere verecek olursan, ismin ne olursa olsun hangi aldatmayı yaparsan yap hiçbir şey fark etmiyor. Arkadaş sen bu sömürü düzenini değiştirecek misin? Sürdürecek misin?

    Üçüncü kriter nedir? Hangi parti Yeni Bir Dünya’nın kurulması gerektiğini söylüyor. Yeni Bir Dünya kurulmadan, dünyada saadet elde etmek mümkün değildir. Bugünkü dünya, siyonizmin dünyasıdır. Üç asırdan beri bunu kurmuştur. Dünyanın neresinde, kim, ne mal satarsa üçte biri faiz yoluyla siyonizme gidiyor. Üçte biri vergi olarak devlete gidiyor. Devletler de aldığı verginin yarısını siyonizme ödüyorlar. Böyle bir dünya kurulmuş. İki tane Müslüman ülke birbirine para gönderemez. Siyonist bankaya verecek, o banka götürüp verecek. Uçağın havada serbest uçamaz, IATA üyesi olacaksın, biletin yüzde 9’unu siyonizme vereceksin. Gemiyle denizde gidemezsin, Loyd müsaden olacak, yüzde 9’unu siyonizme vereceksin. Bu nasıl dünya ya, bu nasıl dünya Birleşmiş Milletler var, sadece siyonizme çalışıyor. Daha kurulurken hileyle kurulmuş. Sözde demokrasi, insan hakları olacaktı, BM kurulurken. Dünya siyonizmi hileli kurdu bu dünyayı. Nasıl kurdu?

    Dedi ki; ‘Efendim bu Birleşmiş Milletler’in bir Güvenlik Konseyi olacak. Bu konseyde 5 tane daimi üye olacak. Bunların da veto hakkı olacak. Amerika dediğin ne, Büyük İsrail. İsrail’in istemediği hiç bir şey olmayacak. Daha kurulurken böyle kuruldu. Şimdi 50-60 yıldır uygulamayı görüyoruz, aynen bu uygulanıyor. 500’den fazla İsrail’in aleyhinde karar var, hiçbiri uygulanmıyor. Hepsi veto ediliyor, Amerika tarafından. Bu nasıl adalet? Böyle bir dünyada huzur bulmak mümkün mü? Müslüman ülkelere bu kadar haksızlık yapılıyor, ses seda çıkmıyor. Lübnan’a hücum edildi aylarca. BM ne zamanki Hizbullah galip geldi, onun galibiyetini gölgelemek için çıktı geldi. Bosna’da, ne zamanki Müslümanlar Sırpları kovmaya başladı, o kadar yıllık vahşetten sonra çıktı geldi. Barış getirmek için değil, Müslümanlar mutlak hakimiyet elde etmesinler diye. Bu dünya ırkçı emperyalizm dünyasıdır, ifsad dünyasıdır. Böyle bir dünya ile insanların huzur bulması mümkün değildir. Onun için Millî Görüş’ün öncülüğünde D-8 çekirdeği etrafında yeni, adil bir dünyayı kurmaktan başka çare yoktur. Bu sebepten dolayıdır ki; kim bunu yapacaksa oyumuzu ona vereceğiz. Başka türlü saadet bulmamız mümkün değildir.

     

    Milli Görüş ne yapacaktır?

    Biz oylarımızı Milli Görüş’e vereceğiz de Saadet Partisi ne yapacak? Bakınız demin dedim ki 400 milyar doların 200 milyar doları, dış güçlere veriliyor. Bizi yok etsinler diye. 5 yıllık iktidarda bu 1 trilyon dolar eder. 1 trilyon dolarla memleketin bütün meselesi hallolur. İşte Milli Görüş, Saadet Partisi bunları yapacak. Sayıyorum; devletin iç ve dış borçları ödenecek. Borçsuz bir devlet meydana gelecek ve böylece paralarımız faize gitmeyecek. Herkese yoksulluk sınırının üzerinde maaş verilecek. Bu para bunlara yeter. Herkese sağlık sigortası yapılacak. Herkes eğitim alacak. Her lise mezunu üniversitede istediği bölümde okuma hakkını elde etmiş olacak. Efendim bunları söylüyorsunuz, 1.5 milyon genç var, bunları nerede okutacaksınız? 200 tane üniversite daha açacağız. Ne ile açacaksın? Biz çok zenginiz. Bizim milyarlarca dolarımız var. Irkçı emperyalizme vermeyeceğiz, kendi çocuklarımızın tahsiline vereceğiz. Her yere asfalt yol yapacağız Avrupa’da olduğu gibi. Türkiye’nin bütün ana bölgelerine otobanlar yapacağız. Bu paralarla 22 tane GAP yapılır, Türkiye’de. 35 tane Telekom yapılır. 40 tane TÜPRAŞ yapılır. 80 tane ERDEMİR yapılır. Mükemmel bir savunma sanayii kurulur. Her eve her ay 2 bin dolar ek kaynak verilir. 6 milyon işsize iş verilir. Ne demek bunun manası? Türkiye dünyanın en ileri ülkelerinden biri haline gelir.

    Yalnız bu işbirlikçi idareciler vasıtasıyla bu imkanlar rantiyenin, dış güçlerin cebine akıtılıyor. Millet bunun için aç kalıyor. Biz bu zulmü yaşamaya mecbur değiliz. Bunlar üzerimizde yürütülen planlardan oluyor. Ve ne yazık ki bu planları yürüten insanları da elimizle biz seçiyoruz. İşte bu gerçekleri dikkate alarak bu sefer aldanmayacağız. İnanan bir insan bir delikten bir defa geçer. 2002 yılında aldandık, şimdi ağlıyoruz ve dizlerimizi dövüyoruz. Çünkü açız, işsiziz, perişan olmuşuz. Tarım, hayvancılık, sanayi yok olmuş. Ülkemiz parçalanma noktasına gelmiş. Aziz milletimize böyle bir noktada tekrar tekrar seslenerek, hatırlatıyoruz; vatandaşlık kardeşlik vazifemizi yapıyoruz. Diyoruz ki; bak geçen sefer aldandın. Şimdi dizini dövüyorsun. Ama bu sefer aldanırsan bir dahaki sefere dövecek dizin de olmayacak, Allah muhafaza buyursun. Bir daha aldanmaya hakkın yok. Her şey açıktır, ortadadır. Denedin, gördün. Söylediklerimizin hepsi gerçektir. Bir tek kurtuluş yolu vardır, Saadet Partisi’dir ve Milli Görüş’tür.

     

    Metin Kutusu: Sadece 1 Yıllık Faizle Neler Yapılır?Devletin iç ve dış borcu ödenebilir.

    Herkese yoksulluk sınırının üzerinde maaş verilebilir.

    Herkese sağlık sigortası yapılabilir.

    Herkese eğitim.

    Herkese üniversitede okuma imkanı.

    Her köye asfalt yol.

    Türkiye’nin her yerine otoban.

    22 tane GAP.

    35 Telekom

    40 Tüpraş

    80 Erdemir

    Mükemmel bir Savunma Sanayi Sistemi.

    Her eve her ay 2000 Dolar ek kaynak.

    6 milyon işsize iş imkanı.

     

     

     

    Millî Kurtuluş Harekâtı zaferle sonuçlanacaktır

    Bunun için milletçe Milli Kurtuluş Harekâtı’nı başlattık. Bütün inanan insanlar tarih olarak boyunca olduğu gibi bugün de Milli Görüş etrafında toplanarak, insanımızı saadete kavuşturacağız. Bütün insanlığı kurtaracağız. Türkiye’yi parçalanmaktan, yok olmaktan kurtaracağız. Ecdadımızın yaptığı tarihi hizmetleri bugün bütün dünya için, bu millet olarak bizler yapacağız inşallah.

    Bütün bunlar için her zaman şu duayı yapmalıyız: “Ya Rabbi sen bize her zaman Hakkı Hak olarak göster, batılı batıl olarak göster. Hakkı tutmayı nasip et. Batıldan muhafaza buyur.”

    Bu duaya sarıldığımız zaman hakkın Milli Görüş olduğunu göreceğiz, o yola gideceğiz. Böylece Allah’ın yardımıyla kurtulacağız. Bizim vazifemiz, bütün insanlığın saadeti için çalışmaktır. Cenabı Hak buyuruyor ki; “Siz Allah rızası için, insanlığın saadeti için çalışırsanız, ben de size yardım ederim. Ben yardım ettiğim zaman ancak siz galip gelirsiniz. Kimse size galip gelemez.” Onun için zafer inananlarındır ve zafer yakındır.

    Bu nedenle, suni ve geçici sonuçlara aldanmamalı ve asla karamsarlığa kapılmamalıdır.

    Bu tarihi uyarılara rağmen, maalesef yine AKP, hem de 50’ye yaklaşan bir oy nispetiyle seçilmiştir. Bir zafer gibi sunulan bu sonuçlar, aslında çözüm yerine krizleri derinleştirecek gibidir.

    AKP’nin, dış güçlerin ve masonik merkezlerin güdümünden çıkıp, tekrar milli ve haysiyetli çizgisine dönmemesi ve hıyanete varan hatalarında inat etmesi halinde; ülke bir kaosa sürüklenecek ve sistem düğümlenip kangrenleşecek gibi gözükmektedir.

    Üstelik AKP’ye verilen oylar, halkımızın bilinçli ve istençli bir tercihi olmayıp; hiç ilgisi olmadığı halde, AKP’nin şahsında İslami değerlere ve Milli Görüş’e sürekli hakaret ve haksızlık eden, Kemalizm ve Laisizm istismarıyla geçinen, CHP’ye ve elitist seçkinlere duyulan bir tepkinin neticesidir.

    Bu seçim sonuçları aynı zamanda halkımızın 80’e varan büyük çoğunluğunun; Cumhuriyet değerleri ve çağdaş yaşam nimetleriyle bir sorunları olmadığının, ama bunun yanında İslam’a ve kutsallarına bağlılığının da bir göstergesidir. Sadece yoğun bir manipülasyon sonucu hipnotize edilip, doğru tepki ve beklentilerini, yanlış partide dile getirmiştir.

    Ve hele bekleyip görelim, yarınlar nelere gebedir...



    [1](Bak: 26. 06. 2007 Vatan Ruşen Çakır)

     

    Bu Haber 2166 defa okunmuştur.
    Dost Siteler...
    www.millicozum.com
    www.necmeddinerbakan.net

 
Yorum Ekleyin
Yorum eklemek için üye olmanız gerekmektedir.
 
Telif Hakkı: Prof. Dr. Necmettin Erbakan - NecmettinErbakan.Net, Necmettinerbakan.org | Milli Çözüm Dergisi | AhmetAkgul.Net | MealiKerim.com | İLETİŞİM |RSS