• IMF’NİN DOLAYLI KISKACI VE MICHAEL RUBİN’İN ŞANTAJI___!!!

    IMF’NİN DOLAYLI KISKACI VE MICHAEL RUBİN’İN ŞANTAJI___!!!

    03 Mayıs 2020

     
    | Devamı

    IMF’NİN DOLAYLI KISKACI VE

    MICHAEL RUBİN’İN ŞANTAJI

          

    Erdoğan iktidarının, ekonomi kurmaylarına ve yandaş yazar-yorumcu takımına, “evet veya hayır” gibi tek kelime ile yanıtlamalarını beklediğimiz bir sorumuz olacaktı:

    Yıllar boyunca sizin toplumdan sakladığınız (veya henüz farkına bile varamadığınız) bir gerçek vardı; IMF’nin kredi dağıtan bir banka falan sanılması, tam bir yanılgıydı. IMF; Siyonist özel bankaların Türkiye gibi ülkelere açtığı kredileri, vaktinde ve faiziyle birlikte ödememesi halinde, askeri tedbirler dâhil her yola başvurarak, bu borçları faizleriyle birlikte tahsil etmeyi, ABD devleti adına tekeffül ve garanti eden ve garantörlüğü karşılığında ayrıca borç alan ülkelerden komisyon bedeli alıveren bir aracı (uluslararası faktoring) kurumu olmaktadır. Şimdi iktidara ve kurmaylarına soruyoruz: 18 yıldır özel şirketlerin faizli borçlarına da sağladığınız “devlet kefaleti” dâhil, 900 milyar dolara çıkarttığınız bu borçları, ABD ve Avrupa’daki Özel Bankalardan alırken, IMF (veya yan birimleri) size aracılık yaptı mı ve yüz milyonlarca dolarlık komisyon aldı mı, almadı mı? Veya şöyle soralım: Sn. Erdoğan 18 yıldır tüm ekonomik icraatlarını ve faizli dış borç alımlarını hâlâ IMF ve benzeri Küresel Sermaye Komisyoncularıyla ayarladıkları halde, ikide bir ekranlara çıkıp; “Biz IMF ile yollarımızı çoktan ayırdık!” palavralarıyla halkımızı mı avutup oyalamaktaydı? Bu sorular yanıtlanırsa biz de belgeleriyle cevabımızı ondan sonra yazacağız.

    Bu arada bir sorumuz da, muhalefet partilerine ve güya iktidar karşıtı yazar-çizerlere vardı:

    IMF’nin bir Banka olmayıp; ABD devleti adına, farklı ülkelere faizli borç veren Özel Siyonist Sermaye Bankalarının, bu alacaklarını tahsil garantisi sağlayan, bir Aracı-Komisyon Kurumu görevi yaptığı gerçeğini, sizler niye hiç gündeme taşımamaktaydınız? Yoksa sizler de mi aynı Siyonist sömürü çarkının gönüllü veya kiralık elemanlarıydınız?

    Michael Rubin’in küstahlıkları ve güdümlü iktidarı avuçlarında tutma şantajları

    Siyonist Yahudi borazanlarından, 15 Temmuz FETÖ darbe girişimini önceden yazanlardan, eski Pentagon yetkilisi ve Neo-Con strateji uzmanlarından Michael Rubin, Cumhurbaşkanını hedef alan küstahça bir yazı kaleme almıştı. Michael Rubin, “bu iktidarın yıkılması gerektiği” şantajını savunan yazısında dikkat çeken ifadeler kullanmıştı. Michael Rubin, washingtonexaminer.com internet sitesinde, “İktidarın Türkiye’deki geleceği hiç de parlak görünmüyor” başlıklı yazısında, Türkiye’nin özgür bir ülke sayılmadığını ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yönetiminin meşruiyetinin kalmadığını yazmıştı. Rubin, ABD merkezli düşünce kuruluşu Freedom House'un açıkladığı 2018 Dünyada Özgürlükler Raporu'nda, Türkiye’nin "kısmen özgür" kategorisinden "özgür olmayan ülkeler" arasına alınmasını hatırlatmış, ardından Sınır Tanımayan Gazeteciler’in Türkiye’yi; “dünyanın en büyük gazeteci hapishanesi” şeklindeki iddialarını gündeme taşımıştı. Eski Pentagon yetkilisi Rubin, “Diktatörler ilk bakışta iktidarlarında güvende olduklarını sanmaktadır. Fakat demokratlar her gün meşru görev sürelerine ve meşruiyete güvenle uyanırken; diktatörler her gün, bugün son günleri olabilir diye uyanmalıdır. Hiçbiri sonunun kalp kriziyle geleceği gafletine kapılmayıp, suikast veya bir darbeye uğrayacakları unutulmamalıdır!” şeklinde tehdit içeren küstahça ifadeler sıralamıştı.

    Rubin yazısının devamında ise; “Bu iktidar nasıl sonlanır? Sadece dört ihtimal vardır” deyip bu ihtimalleri şöyle aktarmıştı:

    1- “Ya devlet cenaze töreniyle ayrılırdı.”

    2- “Ya sürgüne yollanırdı.”

    3- “Ya hapse atılırdı.”

    Rubin: “Eğer halkın öfkesi patlak verirse ve rejim değişikliği Türkiye’ye gelirse, Erdoğan savcılar tarafından suçları ortaya çıkarılıp yargılanabilir. Yolsuzluk dosyaları bekliyor. Devasa servetinin yasal bir dayanağı yok. Eski AKP’liler bile Erdoğan’ın yabancı bankalardaki hesaplarına tanıklık ediyor. Kısacası Erdoğan, kendini yıllarca hapishanede bulabilir.” sözleriyle, kendi aklı ve ayarınca uyarılar yapmaktaydı.

    4- “Veya infaz yapılırdı.”

    Rubin son olarak, Cumhurbaşkanını ölümle tehdit ederek, iktidarın Erdoğan’ın infaz edilerek son bulabileceği iddiasını ortaya atmıştı. “Erdoğan; ne hapse atılan ilk Türk devlet adamı olacak, ne de idam edilen ilk Türk lider olacak” diyen Rubin, daha da küstahlaşıp “idam edilen Adnan Menderes’ten ibret almasını ve Menderes’in anayasaya aykırı davranmakla yargılanmasını” hatırlatmıştı.

    Michael Rubin alçağı bu yorumlarıyla:

    a. Ya Siyonizm’in (ABD’nin) güdümünden çıkması halinde, başına neler geleceğini hatırlatıp Sn. Erdoğan’a şantaj yapma küstahlığına kalkışmıştı. İşte bakınız, Venezuela Kamu Güvenliği Bakanlığı; “Valencia havalimanının depolarında ABD tarafından, bir askeri müdahalede ve halkın kışkırtılmasında kullanılmak üzere gönderilen, yüzlerce sandık silah yakalandığını” açıklamıştı.

    b. Veya daha önce yazdığımız gibi, “Milli Görüş’ün devamı” kılıflı sömürü arabalarının atlarını değiştirmek ve AKP’den koparacakları milletvekilleriyle Abdullah Gül’e kurduracakları yeni partiye altyapı hazırlamaktaydı. Bu konuda: “Kemal Kılıçdaroğlu’nun, yeni parti kurması ve Meclis’te hazır grup oluşturması için, Abdullah Gül’e 20 milletvekili aktarma sözü verdiği” iddiaları da anlamlıydı.

    ABD’nin Yeni Ankara Büyükelçisi, Siyonist Yahudi David Satterfield de bu kirli ve çetrefilli ahlâksızlık şebekesinin baş mimarlarından birisi sayılmaktaydı!

    Ankara’daki ABD Büyükelçiliği duvarına LGBT yazılı pankartın asılmasının sebebinin “Orlando katliamının yıldönümü” olduğu açıklanmıştı. Ama bu bir kamuflajdı. Böylesi saldırılar ve katliamlar elbette insanlık dışıydı. Ama maalesef bunlar sadece bir istismar aracıydı, amaç her türlü ahlâksızlığın ve sapıklığın yaygınlaştırılmasıydı. Bu katliam, Terör Örgütü IŞİD tarafından üstlenilse de, aslında saldırıyı gerçekleştiren şahsın, dünya çapında faaliyet gösteren ABD’li bir özel güvenlik şirketinin mensubu olduğu ortaya çıkmıştı. Yani bu katliamı CIA ve MOSSAD yaptırmıştı!

    110’dan fazla ülkede faaliyet gösteren, 620 bin çalışanı bulunan bu güvenlik şirketinin sözcülüğünü ise bir süre önce ABD’nin yeni Ankara Büyükelçisi olarak atanan David Satterfield, Dışişlerindeki görevi ile birlikte yürüten adamdı. Araştırmacı yazar Serdar Bozdoğan’a göre ABD istihbarat birimleri, Gladyo yapılanmasını (Ahtapotun Kolları–Octopus Arms) perdelemek için gökkuşağı renklerini içeren LGBT armasını kullanmaktaydı. Ankara’daki ABD Büyükelçiliğine asılan LGBT armasındaki yeşil rengin ABD bayrağı ile yan yana gelmesi ise Octopus Arms çatısı altındaki yeşil renk ile temsil edilen Gladyo departmanının harekete geçeceği anlamını taşımaktaydı. Yeşil renk ile sembolize edilen birim, Türkiye gibi İslam ülkelerinde dini cemaat ve gruplara sızmış örgüt mensuplarının eylem yapması mesajıydı.

    Siyonist Sermaye Krallığı ve Kuklaların Kapıştırılması

    Dünyada, farklı ülkelerdeki halkları; Sağcı-Solcu, Komünist-Liberalist, İlerici-Gerici, Alevi-Sünni, Türk-Kürt, Müslüman-Hristiyan diye kamplaştırıp kışkırtarak boğuşturmak ve bu sayede kendi gizli sömürü saltanatını ayakta tutmak Siyonist-Emperyalist odakların en bilindik taktikleridir. Örneğin; ülkemizdeki bazı Alevi kardeşlerimizi, özellikle geçmişteki yaraları kaşıyarak bunları kışkırtan yazar-yorumcu kesimi, Dersim Hadisesi’nin intikamını alma peşindedir ve hedef olarak Sünnileri göstermektedir. Oysa Dersim Hadisesi bir Alevi-Sünni mücadelesi değildir. Yani Sünniler toplanıp Alevilere hücum etmemişlerdir. Yeni Türkiye Cumhuriyeti Devletine, başta Rusların ve başka hıyanet odaklarının kışkırtmasıyla başlatılan bir isyanın bastırılması gerekmiştir. O süreçte Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal’dir, İsmet İnönü Başvekildir, yani ülkeyi CHP Hükümeti yönetmektedir. İnönü isyanı bastırmayı beceremeyince, bir şekilde azledilip Başbakanlığa Celal Bayar getirilmiştir. Bu isyanı bastırma sürecinde birtakım elim ve talihsiz hatalar da yapılmış, yöre halkından isyana katılmamış veya mecbur bırakılmış masum ve mazlum kimseler de maalesef katledilmiştir. Şimdi güya Dersim’in intikamını gündeme getirenler; Atatürk’ü, İnönü’yü, Celal Bayar’ı ve dönemin CHP Hükümetini mi diriltip hesaba çekeceklerdir? Bu bahane ile Sünnileri hedef göstermek, tarihi gerçekleri tersyüz etmektir ve Milli birlik ve dirliğimizi dinamitlemektir.

    Bunun gibi, güya 28 Şubat’ın intikamını aldıklarını ve alacaklarını söyleyen ve bununla ucuz ve uyuz kahramanlık yürüten bazı AKP’liler de aynı yanlışın içindedir. Çünkü tarihi D-8 girişimini başaran ve “Havuz Sistemiyle” iç ve dış sömürü hortumlarını kesip atarak Milli kalkınmanın önünü açan Erbakan’a yönelik 28 Şubat’ı tezgâhlayanlar da, ardından Sn. Erdoğan’ı parlatıp iktidara taşıyan, BOP’un eşbaşkanı yapan ve madalya takanlar da hep aynı Siyonist merkezlerdir. Rahmetli Erbakan’ın özellikle belirttiği gibi; bazı komutanlar, yazar-yorumcu takımı, sendika ağaları ve bazı rantiyeci iş adamları ise sadece birer figüran yerindedir.

    Siyonist sömürü organizasyonları!

    Dünyada şu an için parayı (bankaları) ve silah fabrikalarını elinde tutan bir Siyonist-emperyalist güç vardır: Bunlar hem parayı (Doları) ve bunların dolaşım mekanizmasını elinde tutmaktadır, hem de NATO ve silah stoklarıyla, teknolojik saldırı imkânlarıyla kıtaları, okyanusları ve hatta hava sahalarını kontrolüne almış bulunmaktadır. Bunların elebaşısı Rothschildler’dir, ki bu aile, hiçbir işini şansa bırakmamaktadır. Bu durum ta Mayer Amschel Rothschild'den (Doğum: 1744 Frankfurt – Ölüm: 1812 Frankfurt) beri süregelen bir gidişattır. Dünyadaki faizci bankacılık sistemini kuran Mayer Amschel Rothschild, çok sinsi bir karar almıştır. Başta Avrupa ve Amerika olmak üzere, dünyadaki Merkez Bankalarının her birine Rothschild ailesine bağlı bir yetkili sokmuşlardır. Bugün dünyada para transferinde bulunan 1000 bankanın genel merkezinde de yedekli bir şekilde Rothschild'e bağlı yetkili vardır. Onun bir sorun yaşaması halinde, yedekte bekletilen kişi o göreve atanır. 250 yıldır bu sistem değişmeden uygulanmaktadır. NATO da bunların hizmetkârıdır. George Soros, ailenin en önemli para casusu konumundadır. Ancak Soros kadar ünlü olmayan ve en az onun kadar etkin 40'ın üzerinde spekülatör de yine Rothschild'e bağlıdır. Bu 40 spekülatörün, BM'ye üye olan 193 ülkede bağlantıları vardır. O ülkelerin ekonomik faaliyetlerinde deprem veya artçıya neden olabilecek hamleler yapılmaktadır. The New York Times, Forbes, Fortune, The Wall Street Journal, The Guardian, The Economist, Financial Times, Bloomberg ve CNBC gibi dünya ekonomisine yön veren medya ile gerekli ekonomik hamleler gerektiği şekilde yapılmaktadır. Hatta David de Rothschild bir gün şunları açıklamıştır:

    "İngiltere'nin ihracatı veya ithalatı, bizim üzerimizden yapılmaktadır. Sanıyor musunuz başka ülkelerdeki ihracat veya ithalat bizim kontrolümüz dışındadır!” İşte bunlar Siyonizm’in yani Deccalizm’in karargâhıdır. Faizli bankacılığı ve karşılıksız parayı (Doları) şeytani usullerle kullandıkları için siyasi zaferleri de almakta ustalaşmıştır. Merkezleri Londra'dır. Amerika'da da, Çin'de de vardır, kolları her yere uzanmaktadır.

    Asıl üzerinde düşünmemiz gereken nokta burasıydı. Meşhur Panama sızıntılarından yaklaşık bir ay önce Rothschild ailesinin en önemli üyelerinden biri olan Jacob Rothschild, Waddesdon Manor Da Forbes'te paranın asıl sahibi olan 14 Baronla bir araya toplanmışlardı. El altından sızdırılan (CIA olsa gerek) konuşmanın bir bölümü çok enteresandı. Bay Rothschild burada çok iddialı sözler konuşmuşlardı: Dünyadaki 7 milyar insan, 39 kişiye çalışmaktaydı. Bu 39 kişiden 32'si Rothschild ailesine bağlıydı. Bağlı olmayan 7 zengin, Panama Belgeleri'nden sonra Rothschildler'e hizmet için yalvaracaktı... Dünya yakında bambaşka bir dünya olacaktı. 2017'den sonra dünya liderleri tek bir merkezden yönetilmeye başlanacaktı. Panama sızıntıları tamamlanınca, arkasından İsviçre Sızıntısı ortaya saçılacaktı. İşte bu sızıntıyla birlikte operasyon tamamlanacaktı. Panama belgeleri şu an İngiliz istihbaratı MI6 tarafından didik didik araştırılmıştı. 15 hedef devlete ait belgeler yayına hazırlanmıştı. Hazırlıklar bittikten sonra The Guardian hepsini yayınlayıp dünyaya duyuracaktı. İngilizler hummalı bir çalışma içindeyken, Kraliçe'nin etrafında toplanan Rothschildler parayı pulu toplayıp Nevada'ya taşınmaktaydı. Artık belli ki anlaşma büyük ölçüde tamamlanmıştı. Ama bu hamle Amerika içinde bile büyük sıkıntı ve sarsıntılara yol açacaktı.

    ABD’de Cumhuriyetçiler silah ve petrol şirketlerine bağlı hareket eden bir takımdı. Bunlar savaş çıktıkça kazanırlardı. Bakın, Irak ve Afganistan, Libya ve Suriye savaşları en çok bunlara yaramıştı. Erdoğan gibi güya dindar ve kahraman bir iktidarı bile Libya saldırısında ve Suriye’nin karıştırılmasında kendi amaçları doğrultusunda kullanmışlardı. Demokratlar ise Ilımlı Yolu seçerek Siyonizm adına denge kurarlardı. Renkli Devrimler gibi kışkırtmaları bunlar ayarlardı… Temsilcileri de Soros olmaktaydı… Yani yine bildik aile işin arkasındaydı. Amerika'daki seçim yarışına baktığımızda Donald Trump: "Putin adam gibi adamdır. Biz Rusya'nın sağlığından yanayız…" diye nutuklar atmaktaydı. Kissenger da böyle yapmaktaydı. Diğer yandan Soros'un 60 milyon Dolar yatırdığı, Lynn Forester de Rothschild'in doğum günü partisi düzenlediği Hillary Clinton ise Putin'in tamamıyla karşısındaydı. Zaten Rothschild ve Soros, Putin'le kan davalıydı. Fetullahçı "Paralel” de şu an Hillary ile birlikte yol almaktaydı.

    İşte tek bir isim Çin'i anlamaya yeterli olacaktı: RİO TİNTO!

    Google'a bir bakın! Rio Tinto'nun ne kadar büyük bir güç olduğunu görüp şaşıracaksınız. İngiltere’de Kraliçe'nin etrafındaki Siyonist Akıl bu işin altındaydı. Yani Çin’deki Rio Tinto'nun ruhu, İngiltere Buckingham Sarayına kadar uzanmaktaydı. Ama başka ortakları da vardı! Rothschild Co... General Electric Company... Imperial Chemical Industries... Royal Dutch Shell... British Petroleum... HSBC (Hong Kong Shangai Bank Corporation)... Kennecott Holding... J.P. Morgan... Anglo American Corp... Billiton/BHP ve daha başkaları. Hepsi Rothschild’lere bağlıydı. Demek ki Amerika'nın içinde birileri ile İngilizler (yani Siyonist Yahudiler) düpedüz ortaktı! İngilizlerin İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra imparatorluğu Amerika'ya vermek istemediği, ama bunu mecburen kabul ettiği bilinip durmaktaydı. İşte yukarıda ismini saydığım şirketler Rio Tinto çatısı altında birleşip Komünist kılıflı, en acımasız Kapitalist ÇİN'i oluşturmuşlardı. Yeni dengenin kurulması ve son imparator Dolar'ın yaşaması için bu lazımdı.

    Paraya hükmedenler, Çin'i şekillendirenler, ülkeleri Dolar'la kontrol edenler Hillary ile gitmek istiyor görünüp Trump’ı Beyaz Saray’a taşımışlardı. Aslında kurdukları yeni dengenin iki tarafında da kendileri olacaktı. Zaten Çin'in bayrak göstermeden, asker göndermeden Afrika'ya kadar inip hammadde ile buluşması şaşırtıcıydı. Çünkü arkalarında Siyonist Sermaye Baronları vardı. En büyük ikinci orduyu elinde tutan Rusya bunu yapamazken, Çin rahatlıkla nasıl yapmıştı? Demek ki Amerika içinden ciddi destek sağlanmıştı!





















    Bu Haber 3103 defa okunmuştur.
    Dost Siteler...
    www.millicozum.com
    www.necmeddinerbakan.net

 
Yorum Ekleyin
Yorum eklemek için üye olmanız gerekmektedir.
 
Telif Hakkı: Prof. Dr. Necmettin Erbakan - NecmettinErbakan.Net, Necmettinerbakan.org | Milli Çözüm Dergisi | AhmetAkgul.Net | MealiKerim.com | İLETİŞİM |RSS