• İLKER BAŞBUĞ’UN ÇIKIŞLARI, KİMLERİN UYKUSUNU KAÇIRMIŞTI?

    İLKER BAŞBUĞ’UN ÇIKIŞLARI, KİMLERİN UYKUSUNU KAÇIRMIŞTI?

    05 Mart 2020

     
    | Devamı

    İLKER BAŞBUĞ’UN ÇIKIŞLARI,

    KİMLERİN UYKUSUNU KAÇIRMIŞTI?

            

    “FETÖ'nün siyasi ayağı” tartışması, AKP’yi karıştırmış, Erdoğan’ı telaşlandırmıştı. Erdoğan ne çağrı yapmıştı, Başbuğ nasıl yanıtlamıştı?..

    Eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ'un yaklaşık 11 yıl sonra bir televizyon programında, "26 Haziran 2009'da askeri şahısların, askeri mahalde işlediği suçlar da dâhil, özel yetkili mahkemelerde yargılanmasının önünü açan yasa teklifi Meclis’e taşındı. Bunu kim hazırladı? Tamamen FETÖ ile ilgilidir ve onların önünü açmıştır; bu konu araştırılsın." açıklamaları üzerine, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın partili milletvekillerine Başbuğ hakkında dava açılması talimatı vermesiyle başlayan tartışma artmıştı. AKP Sözcüsü Ömer Çelik, partili milletvekillerinin Başbuğ hakkında suç duyurusunda bulunacağını açıklamış ve bu yapılmıştı. Şimdi, İlker Başbuğ’a ve Dursun Çiçek’e “iftira ve hakaret” iddiasıyla mahkeme açan AKP’li milletvekillerinin, bunun yerine “o kanun teklifini kimlerin, hangi mahfillerin hazırlayıp ellerine tutuşturduğunu veya şu şu gerekçe ve gereksinimlerle kendilerince gece yarısı birden düşünüp-tasarlayıp Meclis’e sunulduğunu” açıklamaları gerekmiyor muydu? Eğer çiğ yememişlerse niye karınları ağrıyordu?

    Erdoğan'ın suç duyurusu yapılması çağrısı yaptığı Başbuğ ise, hakkındaki iddiaları yazılı olarak yanıtlamıştı.

    Yaptığı açıklamalardan TBMM'yi ve bazı üyeleri ismen itham eden bir sonuç çıkartılmasının doğru olmayacağını belirten Başbuğ, "Televizyon programındaki konuşmamızın kapsamı Hükümet tasarısı dışında iki önerge ile yapılan düzenlemeler olup esasen bunların üzerine FETÖ gölgesi düşürmek değil, gece yarısı yapılan bu düzenlemelerden FETÖ'nün istifade ettiğinin ortaya konulmasıdır" iddiasında bulunmuşlardı.

    Bilindiği gibi; İlker Başbuğ, Ergenekon davasından 26 ay tutuklu kaldıktan sonra 2 Mart 2014'te cezaevinden çıktı. Ergenekon davası da "FETÖ kumpası" olduğu gerekçesiyle çökmüş durumdaydı. Başbuğ'u iktidarın hedefi haline getiren iddiaları ise 28 Ocak'ta Haber Global televizyonunda yaptığı açıklamalarla başlamıştı.

    Başbuğ, 2009'da 25 Haziran'ı 26'sına bağlayan gece, askeri mahalde işlediği suçlar da dahil, askeri şahısların sivil mahkemelerde yargılanmalarının yolunu açan düzenlemelere işaret ederek, arkasında Gülen hareketinin olabileceği yorumunu yapmıştı.

    "26 Haziran 2009'da bu iki konuyu içeren kanun teklifini kim hazırladı? Ben bilmiyorum, sadece 'Araştırsınlar' diyorum ve bir ipucu veriyorum. Bu kanun teklifinin FETÖ'nün emriyle, direktifiyle hazırlandığını düşünüyorum. Çünkü ikisinde de FETÖ komplolarıyla bağlantılı bir olayla karşı karşıyayız. Çok merak ediyorum bu kanun teklifini kim, neden, nasıl, 25'ini 26'sına bağlayan gece yarısı Meclis’te gündeme taşıyordu? Ayrıca mevcut anayasaya da aykırı bulunuyordu. Mevcut anayasada 'askeri mahallerde askerlerin işlediği suçlar askeri mahkemelerin konusudur' diyordu. Yasa, anayasaya aykırı olamazdı. İyi niyet olduğunu düşünmüyorum. Bayağı art niyet olduğunu düşünüyorum. 26 Haziran 2009 tarihindeki kanun teklifi üzerinde durulmasını, bir düşünce olarak burada söylüyorum. Sonuç ne olur bilmem."

    AKP nasıl bir karar almıştı?

    Başbuğ'un bu açıklamalarından yaklaşık bir hafta sonra Erdoğan başkanlığında toplanan AKP MYK'da Başbuğ'un açıklamaları gündeme alındı. AKP MYK'da Başbuğ'un sözleriyle doğrudan partilerini ve parlamentoyu hedef aldığı değerlendirmesi yapıldı ve toplantı sonrasında parti sözcüsü Ömer Çelik, Başbuğ hakkında partili milletvekillerinin suç duyurusunda bulunacağını açıkladı. Ancak tartışma burada bitmediği gibi, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, (05.02.2020) Çarşamba günü partisinin grup toplantısında, Başbuğ'un eleştirdiği 2009'da askerlerin ağır ceza mahkemelerinde yargılanmalarının yolunu açan düzenlemeyi, "Darbelere zemin hazırlayan, hukukun işlemesine engel olan, ülkemizi uluslararası platformlarda sürekli eleştiri konusu yapan yanlış bir uygulamanın düzeltilmesidir" diyerek savunmaktan sakınmamıştı.

    Başbuğ stratejik hamle mi yapmıştı?

    “Eski Genelkurmay Başkanı bir dönem FETÖ kumpası nedeniyle hapse atılmış, yargılanmış ve müebbede mahkûm kılınmıştı. FETÖ askeriyeden sonra siyaseti de topyekûn ele geçirmeye kalkışmasaydı, Başbuğ ve meslektaşları muhtemelen hâlâ içeride olacaktı. Başbuğ, silah arkadaşlarınca; “Ergenekon davasının başında tavır almamakla, silahlı kuvvetler mensuplarına sahip çıkmamakla” suçlanmaktaydı.

    Neyse, sonuç olarak bugün İlker Başbuğ konuşuyor ve konuştukça da kızdırıyordu. Bu kez AKP yönetimi kendisine fena öfkeleniyordu. Çünkü TBMM’nin bir dönemini suçluyor ve FETÖ ile bağlantılı olduklarını ima ediyordu. Ve şimdi o dönem vekil olan AKP’liler kendisine dava açıyordu.

    Ben eski Genelkurmay Başkanı’nın bu durumu öngöremeyecek kadar stratejiden yoksun olabileceğini düşünmüyorum. Bence bunu bilerek söylüyordu. Yani bu davaların açılmasını istiyor. Çünkü FET֒nün siyasi ayağının araştırılması için TBMM’de verilen tüm önergeler AKP-MHP barajına çarpıp geri dönüyordu.

    Ama şimdi dava açılır ise Başbuğ’un mahkemeden o dönemin araştırılmasını talep edeceği anlaşılıyordu. Mahkeme de adil yargılama hakkına saygı gösterecekse, bir bilirkişi oluşturacak; bu bilirkişi de o dönemin Meclis’ini araştıracaktı. Ben İlker Başbuğ’un işte bunu istediğini, bunun stratejik bir hamle olduğunu zannediyorum. Yok eğer böyle değilse… Vah Genelkurmayımıza.”[1] diyen Fatih Altaylı, acaba İlker Başbuğ’u mu kollamakta, yoksa Erdoğan’ı mı uyarmaktaydı?

    “FET֒nün FETÖ olduğunun anlaşıldığı andan itibaren bu terör örgütü ile en büyük mücadeleyi Erdoğan ve AKP verdi. Yani 2013’ün ikinci yarısından itibaren önce Paralel Devlet Yapısı (PDY), sonra da FETÖ denilen bu ihanet şebekesi ile hayatını ortaya koyarak Erdoğan mücadele etti. CHP ise bu mücadeleye hiç destek vermedi. Kılıçdaroğlu, FET֒nün bir kaset komplosu ile Genel Başkan olduktan sonra CHP; yani FET֒nün FETÖ olduğu ortaya çıktıktan sonra hep FET֒nün siyasi ayağı gibi hareket etti. CHP, Erdoğan’ın FETÖ ile hayatını ortaya koyarak yaptığı mücadeleyi gözden düşürmek peşindeydi. Şimdi de eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’u sahneye sürmüşlerdi;” diyen yandaş yazarlar ve yorumcularda, anlaşılan korku bulutları dağları sarmıştı.

    Sayın Cumhurbaşkanı, İlker Başbuğ’a neden çok sert çıkışmıştı?

    “Zaman zaman yanlış değerlendirmeleriyle kamuoyunun önüne çıkan eski bir Genelkurmay Başkanı, kendisini gayet iyi tanırım, bu düzenlemeyi bahane ederek Meclisimizi toptan itham eden birtakım açıklamalar yapmıştır. Şimdi ben özellikle kendi grubumuza sesleniyorum: Burada parlamentonun hukukunu korumak üzere süratle hepiniz dava açmalısınız. Maalesef bu açıklamalara CHP'den ve diğer partilerden kimi milletvekilleri de destek çıkmıştır. Vesayet döneminin hevesi olan bu yaklaşımların, kendileri de milletvekili sıfatı taşıyanlar tarafından desteklenmesinin ise anlaşılabilir hiçbir tarafı yoktur. Oysa Meclis’i ve milletvekillerini aşağılayarak, yalnızca darbe ve vesayet zihniyetine hizmet yapılır. CHP, “kontrollü darbe” yalanına şimdi de İlker Başbuğ’u alet etmeye çalışmaktadır…” diyen Erdoğan cesaret ve metanet sergilese de korku ve kuşkularını bastırmaya çalıştığı sezilmekteydi.

    Oysa İlker Başbuğ, katıldığı bir televizyon programında, "FETÖ'nün siyasi ayağı yok dersek gerçeği inkâr olurdu. Bunu yargının ortaya çıkarması ve siyasi iradenin ağırlığını koyması gerekiyordu. 25 Haziran 2009'u 26'sına bağlayan gece yarısı TSK ile ilgili bir yasa geçiyordu. Böylece askeri şahısların askeri mahalde işlediği suçlar da dahil, özel yetkili mahkemelerde yargılanmasının önü açılıyordu. Bu bir kere anayasaya aykırı bir durumdu. Bu yasa teklifini kimler ve niye hazırlıyordu? Tamamen FETÖ ile ilgili bir konuydu. Bu araştırılsın." diyordu.

    Evet, Türk Silahlı Kuvvetleri'ne Ergenekon, Balyoz ve Askeri Casusluk kumpaslarının kurulabilmesi, gece yarısı geçen bu yasa ile mümkün oluyordu. Sonradan, TSK'ya "kumpas" kurulduğunu AKP sözcüsü Ömer Çelik söylüyordu.

    AKP Grup Başkanvekilleri, Bekir Bozdağ, Mustafa Elitaş ve milletvekilleri Ahmet Aydın, Mehmet Ceylan, Yahya Doğan ve A. Müfit Yetkin'in imzaladıkları bu yasa teklifine, o gece Anayasa Komisyonu Başkanı AKP'li Ahmet İyimaya ve Adalet Bakanı Sadullah Ergin'in de destek verdiği belirtiliyordu.

    Mustafa Elitaş, “Bu teklifte bütün partilerin mutabık kaldıkları, grup başkan vekillerinin anlaştığını” iddia ediyor ama bahsettiği kişiler, bu iddiayı yalanlıyordu. Zaten CHP de bu değişikliği Anayasa Mahkemesine götürüyor ama başvuru reddediliyordu!

    Anayasa'nın 83'üncü maddesi, Meclis çalışmalarından dolayı milletvekillerine dokunulmazlık tanıyor ama "Anayasanın 14'üncü maddesindeki durumlar bu hükmün dışındadır." diyordu. 14'üncü maddede, "Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz." hükmü yer alıyordu. Yani eğer FETÖ adına iş görülmüşse, bu faaliyet 14'üncü madde kapsamına giriyordu. Başbuğ'un "siyasi ayak"la ilgili iddiasının AKP'de panik ataklara yol açmasının sebebi, işte bu madde oluyordu![2] tespitleri acı gerçekleri yansıtıyordu.

    26. Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ'un askerlerin sivil mahkemelerinde yargılanmasına ilişkin olarak Meclis'te sabaha karşı 00.55'te önerge veren AKP'lileri "FETÖ'nün siyasi ayağı" olarak adres göstermesi üzerine ortalık karışıyordu.

    Oysa, İlker Başbuğ da Dursun Çiçek de TBMM'yi suçlamıyordu, sadece “askerlerin sivil mahkemelerde yargılanmaları için gece yarısı bu yasa değişikliğini önerenlerin FETÖ ile iltisaklarını” soruyordu. Lütfen hatırlayınız; İlker Başbuğ 06 Ocak 2012’de terör örgütü kurmak ve yönetmekle suçlanarak tutuklanıyordu.

    Başbakan Recep Tayyip Erdoğan 6 Ağustos 2012’de şunları söylüyordu:

    ''İlker paşamıza yapılan benzetmeleri ve yakıştırmaları asla doğru bulmuyorum. Yani bir örgütün mensubuymuş gibi yaklaşımları kesinlikle çok çok çirkin buluyorum. Türk Silahlı Kuvvetleri'nde Genelkurmay Başkanlığı makamına gelmiş bir insan için bu tür bir yakıştırmanın, bu tür bir benzetmenin doğru olmadığını ve insaf dışı olduğunu kesinlikle düşünüyorum. Daha önce de söyledim, tutuklu yargılanmasını dahi -yargıda olmasına rağmen söylüyorum- doğru bulmuyorum, tutuksuz yargılanmasından yana olduğumu da daha başta söyledim. TSK mensubu kaçmaz. Çağrılınca ailelerini bırakıp geldiler, tutuklandılar. Bu bir inceliktir. Öyleyse tutuksuz yargılarsınız."

    Ve Sn. Erdoğan, Başbuğ'un Yüce Divan görevi yapacak olan Anayasa Mahkemesi'nde yargılanmasına onay vermiyordu:

    Orhan Uğuroğlu tüm AKP milletvekillerini dava açmaları için görevlendiren Cumhurbaşkanı Erdoğan'a soruyordu:

    - 26. Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ'un Yüce Divan'da yargılanması için Anayasa Mahkemesi'nin istediği ancak vermediğiniz izni bu kez verecek misiniz?

    Emekli Deniz Albay Dursun Çiçek'in AKP'liler hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na suç duyurusunda bulunacağıyla ilgili ise şunları söylüyordu:

    "Hodri meydan. Bu durumda AKP milletvekillerin açtıkları davalara bizler de katılacak ve elimizdeki, tüm belgeleri ve delilleri sunacağız. Bu durumda benim dava açmama gerek kalmadı."

    Gazeteci, yazar Sabahattin Önkibar 16 Haziran 2018 tarihli köşesinde Başbuğ'un şu açıklamasını yazıyordu:

    "Kozmik Oda'ya girildikten sonra devletimizin yurt dışındaki yabancı istihbarat servisleri ile terör örgütlerine yerleştirdiği (sızdırdığı) 813 yurtsever görevlimizin tamamına yakını şehit edildi..."

    Ve Önkibar şunu soruyordu:

    "FETÖ'cü savcılar Kozmik Oda'ya girmek isterken, dönemin Genelkurmay Başkanı olan İlker Başbuğ'un (mert ve net bir tavır koyacağına) siyasi otoriteyi arayıp, ‘Ne olur bunları oraya sokmayalım’ yakarışına aldırmayanların hiç günahı yok mudur?"

    Elbette birinci sorumluluk, izni veren dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ve hükümetin oluyordu. Ancak, Başbuğ Genelkurmay Başkanı olarak korumak zorunda olduğu Kozmik Oda'nın bulunduğu binanın önüne silahlı askeri dizse, "... Görevden alınsam da ölsem de bana emanet edilen bu devlet sırlarının bulunduğu odaya kimseyi sokmam" diye açıklama yapsaydı, Kozmik Oda'ya girilebilir miydi?

    Şimdi yine yeniden size soruyorum İlker Bey, "813 yurtsever görevlinin şehit olmasından" sen de sorumlu değil misin?

    Ayrıca FETÖ'cülerin TSK'da yuvalanması, 18 Adamızın Yunan işgaline uğraması ve Kozmik Oda konularında Genelkurmay Başkanlığın sırasında neden sessiz kaldın, görevlerini ihmal etmedin mi?

    Şimdi bu hesapları vermek yerine Başbuğ ne diyordu?

    "Adnan Menderes ve ekibinin CHP içinde daha özgür bir düşünce ortamı istediğini; bu doğrultuda 4 kişi olarak, 4'lü önerge verdiler. İlk başta parti kurmayı düşünmüyorlar. Düşündükleri, istedikleri CHP içinde özgürleşme, daha rahat tartışma ortamının olmasıdır esasen. Bu önerge İsmet Paşa'nın talimatıyla reddedildi. Aslında reddedilmesinin arkasında yatan neden şu: Bir noktada reddederek onları, parti kurmaya itiyor. Bu 4 kişi de, 7 Ocak 1946'da Demokrat Parti'yi kuracaktır. Demokrat Parti kurulduktan sonra nispi seçim sistemi hâkim denetmeni, gizli oy açık sayım istediğini ancak CHP'nin yapılan muhalefetler sonucunda nispi seçim sistemi dışındakileri kabul etti. En önemli konu çoğunluk sistemi var. Bir parti bir bölgede bir oy alsa bütün milletvekillerini seçiyor. DP nispi seçim sistemi istiyor. CHP bunu kabul etmeyerek en önemli hatasını yapıyor. 1950 seçimlerinde bunu yaşayacaktır..."

    Evet, Sn. İlker Başbuğ; “Gerçekleri konuşuyorum…” görüntüsüyle, yoksa dolaylı şekilde AKP iktidarını ve Erdoğan’ı aklamaya mı çalışıyordu?

    Eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ, 26 Haziran 2009’da Türk Ceza Kanunu’nda bazı değişiklikler öngören değişikliği gündeme niye taşımıştı? Haber Global’de Erdoğan Aktaş’ın sorularını yanıtlayan Başbuğ, 2009’da 25 Haziran’ı 26’sına bağlayan gece TBMM’ye getirilen teklifin “Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) ile ilgili olmasına rağmen kendilerine bilgi verilmediğini” vurgulamıştı. O dönem Genelkurmay Başkanlığı’nı yürüten Başbuğ, teklifi ancak sabah gerçekleştirdikleri toplantıda öğrenebildiklerini şöyle açıklamıştı:

    “Bahsedilen yasa teklifi askeri şahıslar askeri mahalde işlediği suçlar da dahil özel yetkili mahkemelerde yargılanacaktı. Bu bir kere anayasaya aykırıydı. Bu tamamen Dursun Çiçek için hazırlanmıştı. Bu olay medyadaki algı ‘AKP ile cemaati bitirme planı’ olarak yapılmıştı. Sivil şahıslar her durumda askeri yerlerde yargılanmazdı, özel yetkili mahkemelerde yargılanırdı.”

    “Geçmişte hatalar oldu” diyen Başbuğ ayrıca türban eleştirisi de yapıyordu!

    “12 Eylül 1980 askeri müdahale olayı sonrası ortaya çıkan bir ‘türban’ meselesi yaşandı. Yapılan hata 18 yaşını dolduran kızlarımızın üniversitede türban takmaması konusunda karşı çıkılması en büyük yanlıştı.  Dönemin Başbakanın eşinin GATA'ya ve mezuniyet törenlerine alınmaması bir hataydı. Bu olaylar ne kadar yanlışsa, şu an ilkokul çocuklarının türban takması da o kadar yanlıştı. Ama bu yanlışa kimse ses çıkarmamaktaydı…” diyen İlker Başbuğ’un bu itirafları, maalesef samimiyetten uzaktı. Mahcubiyetten çok, rüşveti kelam cinsinden bir mecburiyet sırıtmaktaydı.

    İlker Başbuğ’un Tavrı Kafa Karıştırıyordu!

    Üstelik şimdi; "2009'da askerlerin özel yetkili mahkemelerde yargılanma teklifini getirenler araştırılsın" diyerek Meclis'e FETÖ suçlaması getiren eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ'un, geçmişte kendisine bizzat getirilen “askeriye içindeki 15 bini aşkın subayın isimlerinin tek tek yer aldığı FETÖ listesi ile ilgili hiçbir işlem yapmadığı” ortaya çıkmıştı. İşin daha da ilginç yanı; 2007'de kendisine bir flash bellekte gelen bu listeyi, Hava Kuvvetleri Komutanlığı'na yolladığı ve sonrasında hiçbir takip ve işlem yapmadığı gibi; 2017 yılında Meclis'te kurulan 15 Temmuz Darbe Komisyonu'na verdiği ifadede de bu bilgiyi sakladığı anlaşılmıştı. Geçmişte hiçbir işlem yapmadığı ve takibe almadığı askeriye içindeki FETÖ'cüler listesini Meclis'ten saklayan İlker Başbuğ'un, bugünkü açıklamaları kuşkuyla karşılanmıştı.

    Şebnem Bursalı şunları hatırlatmıştı:

    “Tarih 5 Ocak 2007... O dönem gazeteci olan bugünün CHP Milletvekili Tuncay Özkan'a bir flash bellek ulaşmıştı. Tanımadığını söylediği bir kişi tarafından Ankara Sürmeli Otel önünde verilen bu bellekte; 15 bin subay ve astsubayın yaşam biçimi ve alışkanlıkları, 86 general ile ilgili özel bilgilerin olduğu bir fişleme bilgileri yer almaktaydı. Bu subay ve generallerin örgütle bağlantıları ve himmet ilişkilerinin yanı sıra FETÖ'ye karşı olan subaylarla ilgili (Alevi-Kürt-solcu gibi) mezhepsel tanımlamalar ve özel yaşamlarına ilişkin karalama bilgileri bulunmaktaydı. Gazeteci Tuncay Özkan, bu belleği gereğinin yapılması için dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı (KKK) İlker Başbuğ'a aktarmıştı. Başbuğ da bu önemli bilgilerin yer aldığı bellek ile ilgili hiçbir işlem başlatmamış ve direkt Hava Kuvvetleri Komutanı Aydoğan Babaoğlu'na yollamıştı.

    Ve yine 2017 yılı Temmuz ayına geldiğimizde; ordu içindeki hain FETÖ'cülerin yaptıkları 15 Temmuz (2016) darbe kalkışmasını araştırmak üzere Meclis'te kurulan Komisyona, İlker Başbuğ ifade ve bilgi vermek üzere katılmıştı. Yaptığı uzun konuşma sırasında; "2008-2010 arasında FETÖ'ye karşı tek başına mücadele verdiğini" vurgulamıştı. Ama; ne KKK görevi süresinde ne de Genelkurmay Başkanı olduğu dönemde, yetkisi ve imkânı bulunduğu halde, hiçbir FETÖ'cü ile ilgili işlem yapmadığını ve neden sonuç almadığını açıklamamıştı. Bir de; 2007 yılında Tuncay Özkan'ın kendisine teslim ettiği ve ordu içindeki 15 bin subay-astsubay ve generalle ilgili hem neden bir işlem başlatmadığını hem de yapmayanlarla ilgili neden bir takip ve gereğini yapmadığını yanıtlamamıştı. Daha doğrusu bu bilgileri tamamen saklamıştı.

    Ta ki; CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu; 2007 yılındaki bu trafiği partisinin Meclis Grup Toplantısı'nda açıklayana kadar nedense Sn. Başbuğ susmuşlardı. Bu tarihe kadar bu bilgiyi hem kamuoyundan hem Meclis'ten saklayan Başbuğ, iddialar karşısında açıklama yapmak ve kabul etmek zorunda kalmıştı. Bu belleğin kendisine Tuncay Özkan tarafından verildiğini doğrulamış, ama neden takip etmediği konusunda suskun kalmıştı. Şimdi buradan bir gazeteci olarak İlker Başbuğ'a 7 sorum olacaktı:

    1- 2007 yılında gazeteci Tuncay Özkan'ın size verdiği ve içinde ordu içindeki FETÖ'cü askerlerin ifşa edildiği ve aynı zamanda FETÖ'ye karşı olan subay ve generallerin fişlendiği flash bellek ile ilgili neden bir işlem yapmadınız?

    2- Bu belleği verdiğiniz Hava Kuvvetleri Komutanlığı'nın Akın Öztürk Başkanlığında oluşturduğu Güneş Çalışma Grubu'nun yaptığı çalışmayı neden takibe almadınız?

    3- O dönem KKK olarak yeterli yetkiniz ve imkânınız olmadığını kabul eder isek; neden Genelkurmay Başkanı olduğunuz dönemde bu konuyu tekrar gündeme alıp yeni bir araştırma ve soruşturma açtırmadınız?

    4- 15 Temmuz Darbe Kalkışmasını Araştırma Komisyonu'na bilgi verirken neden 2007 yılında size verilen ordu içindeki FETÖ'cülerin bu listesini sakladınız?

    5- Daha sonra konu ortaya çıkınca neden açıklama yapmak zorunda kaldınız?

    6- Bundan 3 yıl önce ordu içindeki FETÖ'cülerin listesinin elinizde olduğunu sakladığınız bilgileri, bugün neden ortaya atmıştınız?

    7- Eğer 13 yıl önce size verilen bu FETÖ'cülerle ilgili gerekli işlemi yapıp ordu içindeki FETÖ'cülerin ortaya çıkmasını sağlasaydınız; 15 Temmuz yaşanır mıydı?[3]

    Şimdi bizim de, bu yandaş yazarlara bir sorumuz vardı:

    Erdoğan iktidarı, kurumları ve yüksek bürokratları, Kuvvet Komutanlarının ve Genelkurmay Başkanının FET֒yle ilgili bu gerçekleri ve belgeleri sakladığını anlamayacak kadar cahil ve gafil insanlar mıydı?.. Yoksa kendi suç ortaklıklarının ve karanlık dosyalarının açığa çıkması kuşkusuyla mı vurdumduymaz davranmışlardı?

     

     


    [1] (https://www.haberturk.com/yazarlar/fatih-altayli-1001/2575748-basbug-stratejik-hamle)

    [2] Bak: Yeniçağ: AKP'de panik atağa yol açan 14. madde!  - Arslan BULUT

     

    [3] Bak: 08 Şubat 2020 - Sabah


























    Bu Haber 2460 defa okunmuştur.
    Dost Siteler...
    www.millicozum.com
    www.necmeddinerbakan.net

 
Yorum Ekleyin
Yorum eklemek için üye olmanız gerekmektedir.
 
Telif Hakkı: Prof. Dr. Necmettin Erbakan - NecmettinErbakan.Net, Necmettinerbakan.org | Milli Çözüm Dergisi | AhmetAkgul.Net | MealiKerim.com | İLETİŞİM |RSS