• İBRETLİ VE MÜJDELİ BİR RÜYA

    İBRETLİ VE MÜJDELİ BİR RÜYA

    03 Nisan 2016

     
    | Devamı



      İBRETLİ VE MÜJDELİ BİR RÜYA



    Fatma BETÜL ERİŞKİN - Konya / 26.03.2016

     

    Not: Bu rüya Gölcük Konferansı henüz izlenmeden görülmüştür.

    Rüyamda:

    Muhterem Ahmet Akgül Hocamın Gölcük Konferansında oluyoruz. Hangi vakit bilmiyorum, ama vakti çıkmak üzere olan bir namazı kılmak için sahnenin arkasında bulunuyorum. Sürükleyerek açılacak, sürgülü paravan bir kapı varmış, onu hafif aralayıp bakıyorum, Ahmet Hocamın tam arkalarında duruyorum. Ahmet Hocam konuşmalarına başlamışlar, kapıyı iyice açsam çok dikkat çekecek, herkesin bakışları altında, hatta belki Ahmet Hocamı da rahatsız ederim diye düşünüp, üzülerek başka bir çıkış yolu arıyorum. Salona başka bir giriş veya başka bir kapı da yokmuş. Yardım isteyebileceğim veya bana yol gösterecek birini bulabilir miyim umuduyla salona göz gezdiriyorum. En arkada Aziz Erbakan Hocam oturuyorlar, kendileriyle göz göze geliyoruz. Mübarek sağ gözlerini “ne oldu?” der manasında kırpıyorlar. Salona geçmek isteğimi, fakat kimseyi rahatsız etmeden geçecek bir yer bulamadığımı işaretle anlatmaya çalışıyorum. Telefonuma bir mesaj geliyor (telefonun sesi kısık vaziyette, mesajın geldiğini titreşiminden anlıyorum) Açıp bakıyorum, mesaj Erbakan Hocamın isimleri ile kayıtlı bir numaradan gelmiş. Erbakan Hocamız mesajlarında “Arka tarafta bir kulp olduğunu, o kulpu kaldırıp geçebileceğimi” ifade buyuruyorlar. O kulpu bulup çekiyorum, aşağıya bir kapı açılıyor. Birkaç merdivenli bir girişten iniyorum. Rahat yürünebilecek genişlikte bir koridor var, karanlık fakat sağlı sollu yürüdükçe yanan meşale şeklinde lambaları görüyorum. Koridor o lambalarla aydınlanıyormuş. Biraz yürüyünce önüme bir paravan daha geliyor. Onu da hafif aralıyorum. Bu kez Erbakan Hocamın arkalarında oluyorum. Tam karşımda Ahmet Hocam konuşmalarına devam ediyorlar. Az sonra Erbakan Hocam mübarek başlarını bana çevirip yer göstererek oturmamı işaret buyuruyorlar. Selam verip mübarek ellerini öpüyorum ve işaret buyurdukları yere oturuyorum. Erbakan Hocam mübarek dizlerini birleştirmişler, dizlerinin üzerinde Ahmet Hocama ait on kadar kitap var. Bu kitapların “Teşkilatçılık Mesaj ve Metot, Dilin Düğümü Çözüldü, Meali Şerif, üç adet de Bizim Atatürk” eserlerinin olduğunu görüyorum. Erbakan Hocam rahat otursunlar diye elimle uzanıp kitapları almak istiyorum, fakat sağ elleriyle müdahale ederek almama müsaade etmiyorlar. Konferansı biraz daha dinledikten sonra Erbakan Hocam, bir ara bana dönerek“Burayı dikkatli dinle; Akif, İstiklal Marşı’na ayeti kerimeye başlar gibi başlamış. KORKMA! Eğer Allahtan başka hiç bir güçten korkmazsan, INNALLAHE MEANA, Allah seninle birlikte olur. Allah seninle bir olunca da BU SAFAKLARDA YÜZEN ALSANCAK asla SÖNMEZ” buyuruyorlar. Bu arada Ahmet Hocam da, Mehmet Akif’ten bahsedip Sevr Mağarasıyla SEVR Anlaşması’nı karşılaştırıyorlar. (Gölcük Konferansını rüyadan sonra izleyebildim) Konferans bitiyor, Ahmet Hocamla göz göze geliyoruz. Ahmet Hocam başlarını eğerek birini selamlıyorlar, baktığımda Erbakan Hocam da mübarek ellerini kalplerine götürerek Ahmet Hocamın selamlarını alıyorlar ve aniden oturdukları yerden kalkıyorlar. Mübarek ellerinde halâ ona yakın kitabın olduğunu görüyorum. Eşim önlere yakın oturmuş, telefonla arıyorum fakat telefonu duymuyor. Bir kaç sıra önümüzde (eşimin fotoğraftan tespit ettiğine göre) Halil Altıntaş Bey oturuyor. Çekinerek gidip, Erbakan Hocamın arka tarafta olduklarını, elinde bir sürü kitapla tek başına dışarıya çıktıklarını söylüyorum. O beyefendi koşarak Erbakan Hocama yetişiyor, boşta duran ellerine sarılıp öpüyor, ellerindeki kitapları alıyor. Ben de yaklaşıyorum. Erbakan Hocam mübarek başlarını bana çevirip: “Yanlış anlama, gittiğim yerde çok önemli bir grup var, kitapları onlara vereceğim. Sen gecikirsen diye sana vermedim. Ama bu delikanlı beni oraya hızlıca götürür!” buyuruyorlar. “Estağfurullah Hocam. Sıradaki toplantınıza biz de gelebilir miyiz, mümkün müdür?” diye soruyorum. “Ahmet adresi sana atsın, çocukları da al gel!” buyurup salondan çıkıyorlar. Eşim aradığımı fark etmiş olacak ki, yukarıya yanıma geliyor. Ona, Erbakan Hocamın tavırlarını, uyarılarını ve az önce çıktıklarını falan anlatıyorum, arkalarından çıkıp yetişecek oluyor, Ahmet Hocam aşağıdan seslenip çağırıyor. Birkaç saniye hareketsiz kaldıktan sonra, koşarak aşağıya Ahmet Hocamın yanına iniyor. Bu arada telefonumun titreşimi çalıyor, bakıyorum Ahmet Hocamın isimleriyle kayıtlı bir numaradan, yapılacak toplantının adresi mesaj olarak geliyor. (İsmini hatırlayamadığım) Falanca çay bahçesi vb. şeklinde. Çocukları alıp, verilen adrese doğru yola çıkıyorum. Erbakan Hocamın buyurdukları gibi, biraz gecikmeli varıyorum. Erbakan Hocam, Ahmet Hocam ve Milli Çözüm ekibinden kardeşlerimiz, değişik kültür ve kesimden, yaş, cinsiyet ve kıyafetlerle katılımcılar (açık, kapalı bayanlar); ahşap taburelere oturmuşlar. 6-7 tane iri odun birbirine çatılarak büyük bir ateş yakılmış vaziyette, herkes ateşin etrafında hilal şeklinde oturmuş. Biz de taburelere oturuyoruz. Çocuklar uyuklayınca bir kaç tabureyi birleştirip üzerlerine yatırıyorum. Bir yandan da üzülüyorum çünkü tanışma faslını ve Erbakan Hocamın konuşmalarının bir bölümünü kaçırmışım. Erbakan Hocam, İstiklal Marşı’nı hem okuyup hem açıklayarak anlatıyorlar. Fakat ben geciktiğim için üçüncü kıtadan itibaren dinleyebiliyorum. Erbakan Hocam: "İnancını tam olarak yaşamak istersen hür olacaksın. Nefsi, maddi ve manevi bağımsızlık olduğu gibi özellikle vatan, bayrak, toprak olarak da hür ve bağımsız olmak zorundasın. Eğer o bağımsızlığı tam olarak kazanırsa, hiç bir devlet, hiç bir millet sizin bağımsızlığınıza müdahale edemez. İçinizdeki bağımsızlığa bakacak olursak, imanınız bağımsızlığını ilan ettiği zaman kalbimizde, şeytan ve şer şebekeleri tutunamaz. İnsan içinde ve dışında şeytana karşı bağımsızlığını kazandığı zaman, şeytani sistemler gücünü yitirir. Mide bulandırıcı küçük bir sinek hükmündedir artık. Zira şeytanın ve şebekelerinin gücü senin güçsüzlüğünle orantılıdır. KORKMA! Ayeti kerime yeniden devreye girer. Korkmadan devam edenin yardımcısı Allah’tır. Tek ve dev süper güç kendisidir. O’nu arkasına almış bir milletin, bir ordunun yenilmesi, yok olması imkânsızdır. Ancak zafer ve fethin, mutlak galibiyetin bir vakti vardır. Ve o vakit mutlaka gelecektir. Efendim, biz görmeden ölürsek!? Ööll! Değil mi ki sen içinde bağımsızlığını kazandın, devletin, milletin bağımsızlığı için çalışırken öldün, senin zaferin son nefesinde kazandığın cennetin ve bakmaya doyamayacağın Cemalullah’tır. Kıyamete kadarda mücadele devam edip, her mesafe alınışta, hissesine yazılmaya devam edecek, hayr ve hasene defteri kapanmayacaktır. Artık kendisi düştüğü yerde, yattığı yerde vatan toprağının her bir zerresinde olduğu gibi, toprak halini almış bi şehit olacaktır. Peşkeş çekilmeye çalışılan sadece topraklarımız değil, altında kefenli, kefensiz yatan analarım, atalarım ve onların yolundan izinden gidenlerdir. Eğer ki; vatana, toprağa, ezana, imana, inanca düşman uzanacak olur, bu ahmaklar eliyle güç artırma, galip gelme eğilimi gösterirse, işte o zaman, edebiyatı yapılan, vatan toprağıyla bütünleşmiş şehit, şüheda, yattıkları Vatan topraklarını çiğnetmeyecek, yerden yanar dağ gibi fışkırarak, canları ve kanları ile sahip oldukları vatanı, namusu, onuru ve imanı bir kez daha koruyacak ve kurtaracaktır. Bu topraklarda yatmasına da gerek yok, nefsinde iman bağımsızlığını kazanmış olarak İlahi Rahmana kavuşmuş olandan tutun da, mağara girişinde arkadaşlarına INNELLAHE MEANA diyen Aleyhissalatü Vesselam Efendimize ve kendi canları için değil, Efendimiz için endişelenip üzülen sadık dostlarına kadar ve belki bu iki misal arasındaki tüm iman ehli, bu iman bayrağını düşürmeyecek, dava bütünlüğü olan, vatan, bayrak, namus hassasiyetiyle dolup taşan tüm kardeşlerimizin, izmihlal görmeyecek, yalnızca Allah’tan ümitle korkarak, bayrağımızın gölgesinde hür bir şekilde yaşayacaktır!” buyuruyorlar. Sonra Erbakan Hocam işaret buyurup birini çağırıyorlar. Önüme, arkama bakıyorum; beni çağırıyorlar. Hemen kalkıp yanlarına gidiyorum. Erbakan Hocam: “Hayırdır, yüzün düşmüş” buyuruyorlar gülümseyerek. “Sohbetin başını kaçırdım Aziz Hocam, ona üzülüyorum” diyorum. “Bozma moralini, salonda söylediklerimle başladık, çok bir şey kaçırmadın” buyuruyorlar. O esnada toprak testi gibi bardak ve kupalarda çay ikram ediyorlar. Erbakan Hocam bir yudum alıp, bardağı bana uzatarak: “Sen bizim damak ayarımızı bilirsin, şunu biraz açsan” buyuruyorlar. Hemen çayı açmaya gidiyorum. Fakat “Testiden (topraktan) bardakta çayın tadını nasıl alacaklar ki” diye çayı cam kupaya dolduruyorum, aynı zamanda testi bardaktaki çayı da açıp geriye getirip ikram ederken : “Aziz Hocam, testi bardakta çayın tadı belki tam alınamaz diye cam kupaya da doldurdum. Hangisini arzu ederseniz buyurun lütfen!” diye uzatıyorum. Erbakan Hocam “Hiç bir şeyin aslı, tadını bozmaz” buyurup, testi bardağı aldılar. Bir yudum içip, bardağı bana uzattılar ve: “Bak bakalım, çay tadını kaybetmiş mi?” diye sordular. Bir yudum içtim, tadı aynıydı. Erbakan Hocam: “Şimdi şu konferansı iyice bir izle, sonra da rüyanı yaz!” buyurdular. O esnada uyanıyorum.

     Bundan iki gün sonra, şu rüyayı görüyorum:

    Atatürk, eski yapı bir binada, kürsüde bulunuyor; vatan, bayrak, Peygamber sevgisi, iman, ahlak ve maneviyat temalı bir şiir okuyorlardı. Salonda bulunan bordo ve siyah fesli beyler Atatürk’ü alkışlıyorlardı. Atatürk şiir okurken arkada dev bir ekranda kırmızı zemin üzerine siyah beyaz renkte FUSSİLET Suresi yazılıp akmaktaydı.

    Te’vili:

    1-Gölcük Konferansının ve anlatılan konuların haklılığına ve Aziz Hocamızın bunları tasdik buyurduğuna bir beşarettir.

    2- İstiklal Marşını doğru yorumladığımıza ve beklenen büyük zaferin yaklaştığına bir işarettir.

    3- Milli Çözüm Ekibinin istikamet ve hayırlı hizmet üstünde bulunduklarını ve bu niyet ve samimiyetle devam edenlerin cennete ve Cemalullah’a ulaşacaklarını müjdelemektedir.

    4- Atatürk’ün, din düşmanlarının istismar aracı olmaktan kurtarılması ve icraatlarının hayırla yorumlanması yolundaki gayretlerimizin, İslam’dan ve haklı davamızdan ürküp uzaklaşan kesimleri yumuşattığı ve Hakka yaklaştırdığı da bu rüya ile belirtilmektedir.

    5- Fussilet Suresinin yazılması ise şekavet yolundan saadet yoluna dönüş yapılacağına, beklenen değişim ve dönüşümün yaklaştığına, salih ve halis kulların kazançlı çıkacağına alamettir, inşallah.

    En doğrusunu Allah bilir.



















    Bu Haber 1456 defa okunmuştur.
    Dost Siteler...
    www.millicozum.com
    www.necmeddinerbakan.net

 
Yorum Ekleyin
Yorum eklemek için üye olmanız gerekmektedir.
 
Telif Hakkı: Prof. Dr. Necmettin Erbakan - NecmettinErbakan.Net, Necmettinerbakan.org | Milli Çözüm Dergisi | AhmetAkgul.Net | MealiKerim.com | İLETİŞİM |RSS