• GENELKURMAY BAŞKANI CAMİ YAPTIRAMAZMIŞ… LAİK TÜRKİYE KUDÜS’Ü SAVUNAMAZMIŞ…

    GENELKURMAY BAŞKANI CAMİ YAPTIRAMAZMIŞ… LAİK TÜRKİYE KUDÜS’Ü SAVUNAMAZMIŞ…

    09 Ocak 2018

     
    | Devamı



    GENELKURMAY BAŞKANI CAMİ YAPTIRAMAZMIŞ… LAİK TÜRKİYE KUDÜS’Ü SAVUNAMAZMIŞ…


    Bir adam, dinsiz olabilir, Laikliği dinsizlik olarak algılayabilir. Dinsiz bir hayat yaşayabilir. Hatta Dinden, camiden gıcık alabilir ve bunları çok gereksiz ve hele bu çağda geçersiz sayabilir, yani kendi bileceği şeylerdir. Bütün bunlar kendi tercihidir ve sadece onu ilgilendirir. Buna rağmen temel insan haklarının hepsine sahiptir ve saygı gösterilir. Ancak bir adam, başkalarının dini gayretlerini ve hayır tercihlerini tenkit ve tahkir edemez, etmemelidir. Bu en azından haddini bilmezliktir, edepsizliktir, erdemsizliktir.

    İşte “Niye okul değil de, cami yaptırdın?” diye Genelkurmay Başkanı Sn. Hulusi Akar’a sitem eden, hatta onun iktidara yaranmak üzere riyakârlık yaptığını ima edecek kadar seviyesini düşüren Sözcü yazarı Can Ataklı aslında, kendi aklınca ve ayarınca Hulusi Paşa’yı suçüstü yakalanmış gibi deşifre edip, Laikliği Ladinlik (dinsizlik) sayan köksüzler nazarında gözden düşürmeye heveslenmişti.

    Ve acaba Can Ataklı; Millî birlik ve dirliğimizin manevi merkezleri olan ve tüm Müslüman halkımızca kutsal sayılan camilerimizi böylesine hafife almak ve cami yaptıranları gereksiz para harcamak ve Laiklikten uzaklaşmakla suçlayıp saçmalamakla, dindar kesimi ürkütüp din istismarcısı ve devlet tahribatçısı AKP’ye yönlendirdiğini bilmeyecek kadar gafil ve safdil miydi, yoksa zaten böyle bir netice hasıl olsun diye özellikle ayarlanmış birisi miydi? sorularının yanıtını da kendisi vermeliydi.

    Bu zavallı zırvacı şunları belirtmişti:

    “CANIMI SIKAN ŞEYLER

    Gazetelerin ve televizyonların neredeyse tamamında Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar’ın Kayseri’de cami yaptırdığı haberi vardı. Orgeneral Akar Kayseri’ye bir cami yaptırmak istemiş. Belediye ise Akar’a Asri Mezarlık girişinde yer göstermiş. Genelkurmay Başkanı bunu kabul etmiş. Selçuklu döneminin izlerini taşıyan cami neredeyse bitme aşamasına gelmiş. Haberi görünce kendi kendime sordum; “Bir genelkurmay başkanı neden cami yaptırır ki?” Elbette kimse bir hayırseverin parasını nereye harcadığını sorgulayamaz. Ancak bu kişi Genelkurmay Başkanı olunca farklı. Çünkü Genelkurmay Başkanı sıradan bir hayırsever değil. Görevi gereği çok önemli bir işlevi de üstleniyor. Laik demokratik hukuk devletinin en önemli kurumlarından birinin en tepesindeki kişinin zaten on binlerce olan ve sonuçta artık çok da fazla ihtiyaç olmayan cami yerine nesiller boyu sürecek bir eğitim hizmetine yardımcı olması bana göre daha şık bir davranıştı. Hulusi Akar bir okul yaptırsa çok daha iyi olurdu. Ya da cami için harcayacağı parayı eğitim işine ayırır belki okul yaptırmazdı ama öğrencilere burs verebilirdi, yurt binası inşa edebilirdi. Ya da sağlık alanında harcama yapar ve yine Kayseri’de şu anda ihtiyacı olan bir yere hastane yaptırabilirdi. Tabii bilemiyorum, Orgeneral Hulusi Akar cami yaptırırken sadece kendi vicdanının mı sesini dinledi yoksa harcayacağı bu paranın iktidarın daha hoşuna gideceğini mi düşündü? Bu arada bütün medya “Hulusi Paşa’nın camisi” haberlerini yaparken kimsenin aklına bu yardımın kaynağını sorgulamak gelmemiş. Kimsenin parasında malında gözüm yok ama Genelkurmay Başkanı ne para kazanır ki tasarrufları ile cami yaptırabiliyor. Tabii ailesi zengin olabilir. Bunu bilemiyorum. Veya karısı zengindir. Çünkü son yıllarda yüksek miktarlarda paralar harcayan kamu görevlilerinin çoğunun nedense hep “karısı zengin” çıkıyor. Bence Hulusi Akar camiye harcadığı paranın nereden geldiğini de açıklamalı. İnşaat mühendisi bir arkadaşım geçen ay bitirdikleri bir caminin 4 milyon liraya mal olduğunu söyledi. Hatta “Gördüğüm kadarıyla Hulusi Paşa’nın camisi bizim yaptığımızdan daha büyük. Üstelik sanatsal çalışmalarının da hayli masraflı olacağını söyleyebilirim” dedi. Bilmem, belki Hulusi Paşa paranın da kaynağını açıklar da hakkında kötü düşünenler varsa onları ikna etmiş olur.”

    Oysa bu konudaki hiçbir tenkit ve tekliflerinde samimi değillerdi. Örneğin Hulusi Paşa (Allah imkân ve fırsat verse de) bir İmam Hatip Okulu yaptırsaydı daha çok hırlayıvereceklerdi.

    “Genelkurmay başkanları cami yaptırdığında kendilerine sorulabilecek tek bir soru vardır: “Bir devlet memuru olarak bu camiyi yaptıracak parayı nereden buldun?” Bunun dışında hiçbir soru sorulamaz. Bunun dışında bu olay konu bile edilemez. İşte tam da bu nedenle Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar’ın memleketi Kayseri’de cami yaptırmasıyla ilgili olarak Soner Yalçın’ın sorduğu “Bu parayı nereden buldun?” sorusu başından sonuna kadar haklı bir sorudur. Hulusi Paşa’nın boynunun borcudur soruya cevap vermek”[1] diye celallenip coşan Ahmet Hakan gibileri ise daha bir derinden ve tam bir kiralık münafık darbesiyle vurmaya girişmişlerdi.

    Kaldı ki, Millî Savunma Bakanı Nurettin Canikli, Meclis Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar’ın memleketi Kayseri’de cami yaptırdığına ilişkin haberlere açıklık getirmişti.

    Bakan Canikli konuya ilişkin şunları söylemişti:

    “Genelkurmay Başkanımıza yönelik olarak, inşaatı başlamış bir camiye aile olarak yaptıkları katkıdan, bir maddi destekten yola çıkarak haksız birtakım spekülasyonlar ve saldırılar söz konusudur. Bunun düzeltilmesi gerekiyor. Bakın, Genelkurmay Başkanımız ailesiyle birlikte, akrabalarıyla birlikte inşaatı devam eden bir camiye tamamının finansmanı değil, imkânları ölçüsünde bir destek sağlıyorlar ve bunun kesinlikle hiçbir şekilde duyulmaması ve isimlerinin de verilmemesi hassasiyetiyle bunu, bu yardımı yapıyorlar. Fakat oradaki Belediye Başkanı bu bilgiyi paylaşıyor ve babasının ve annesinin ismini veriyor. Özetle o cami finansmanının tamamı Genelkurmay Başkanımızın ailesi tarafından yapılmamıştır, sadece yardımdır. Gönüllerinden geçtiği için inşaatı daha önceden başlamış olan camiye bir katkı sunmuşlardır. Bunun üzerinden spekülasyon yapmak ve Genelkurmay Başkanımızla ilgili haksız birtakım töhmetlerde bulunmak yanlıştır.”

    Atatürk’ün meşhur Balıkesir Hutbesinde söyledikleri: “Camiler, şuursuzca vesorumsuzca birbirimizin yüzüne bakmak ve okuduğu Fatiha’nın ve duaların manasını anlamadan yatıp kalkmak üzere yapılmış yerler değildir. Tam aksine Millî ve ahlaki sorunlarımızı tartışmak, çözüm yolları aramak ve manevi sorumluluklarımızı kuşanmak üzere hazırlanmış Allah’ın evleridir” anlamındaki gerçekler vurgulansa hak veririz.

    “Camiler, din istismarcısı siyasi partilerin ve hükümetlerin halkımızı avutup uyutma ve oy avcılığı yapma mekanları değildir.” dense, tasdik ve tebrik ederiz.

    Ama siz kalkıp da doğrudan cami yaptırmayı eleştirmeye ve bunu küçümsemeye yeltenirseniz ve hele böyle bir girişimi, bir Genelkurmay Başkanına hiç yakışık ve layık görmezseniz, bu bütün Müslüman Milletimizi elbette rahatsız ve rencide edecektir. Bu talihsiz ve terbiyesiz tavırları herhalde hoş göremeyiz, bana ne diyemeyiz. Çünkü Cami gibi kutsalımıza, GKB.nımızın şahsında kahraman ordumuza ve Millî onurumuza yönelik küstahlıklara karşı sessiz ve tepkisiz kalıp “dilsiz şeytan” seviyesine düşemeyiz. Yoksa, hem bu iktidarın hem bazı paşaların haksızlık ve yanlışlıklarına en açık hatta acıtıcı tenkitleri yapmaktan asla sakınmadığımıza da yarım asırlık yazarlık hayatımız şahittir.

    Hatırlayınız; Diyanet işleri Başkanlığı “Piyango haramdır” diye fetva çıkarmışlardı. Ama bu haramları uygulayan ve yaygınlaştıran yöneticilerin, İslam’a göre “sıfatını” ve günahını açıklamamışlardı, açıklayamazlardı. Bu ve buna benzer fetvalara nasıl yaklaşılması gerektiğini ise Başbakan Yardımcısı Fikri Işık şu şekilde anlatmış ve AKP’nin gerçek ayarını ortaya koymuşlardı.

    AKP’li Başbakan Yardımcısı Fikri Işık şöyle buyurmuşlardı: “Diyanet, dini konularda fetva verir. Bunlar, uyup uymamaya kişilerin kendi özgür iradeleriyle karar vereceği şeylerdir. Önemli olan kamu düzeninin belirlenme biçimidir. Kamu düzenini ilgilendiren konuları Din İşleri Yüksek Kurulu belirlemiyor.”

    AKP’li Başbakan Yardımcısı Fikri Işık bu sözleriyle tarihi bir itirafta bulunmuşlardı:

    “Bizim kanunlarımız Haçlı Avrupa Birliğinden talimatla gelip yazılıyor. İktidarı Muhalefetiyle, AKP ve CHP’nin ittifakla desteklemesiyle, bütün uyum yasaları tıkır tıkır Meclisten geçiriliyor. Faiz, fuhuş, kumar gibi Dinen, aklen ve ahlaken kötü ve haram olan her şey kanunen mübah sayılıyor. Ama din istismarcısı ve maneviyat tahribatçısı AKP iktidarı böylesine fetvalar ve riyakârlıklarla halkı avutup oyalıyor” gerçeğini, dolaylı biçimde dile getirmiş oluyorlardı. Yani “biz AKP iktidarı olarak, Haçlı AB’nin icabatını ve icraatını, İslam’ın ise sadece edebiyatını yaparız” demeye çalışıyorlardı.

    Mescidi Aksa’yı yıkmaya çalışanlarla, GKB’nın cami yaptırmasına karşı çıkanlar aynı Şeytanî mantığa sahip insanlardı.

    BM Güvenlik Konseyi, ABD’nin Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıma ve büyükelçiliğini Tel Aviv’den Kudüs’e taşıma kararına karşı Filistin’in hazırladığı karar tasarısını görüşmek, göstermelik tespitler ve geçersiz teklifler üretmek üzere toplanmıştı. ABD, İsrail aleyhine çıkacak her türlü tasarıyı peşinen veto edeceğini açıklamıştı.

    Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ndeki (BMGK) toplantıda ABD Temsilcisi Nikky Haley, Washington’ın Kudüs ile ilgili önerilen bu yasa tasarısını veto ettiğini vurgulamıştı. Böylece tasarının BMGK’den geçemeyeceği, BM Genel Kurulu’na yönlendirileceği anlaşılmıştı. İşte, işgal ve işkencelerle İsrail’i kuran, Kutsal Kudüs’ü Siyonistlerin başkenti yapmaya çalışan, Mescidi Aksa’yı yıkmak üzere altını oyacak kadar kuduran bu kafalarla, bizde “Genelkurmay Başkanı cami yaptıramaz” diye huysuzlaşan kafalar aynı marazlı mantığa sahip bulunmaktaydı.

    İktidar Münafıklık, bunlar inkarcılık yapmaktaydı!

    Lübnanlı Güvenlik uzmanı ve siyasi analiz yazarı Emin Hutayt, İslam Birliği Teşkilatı’nın Erdoğan’ın çağrısıyla İstanbul’da toplanıp “Doğu Kudüs”ün Filistin başkenti yapılması yolunda tavsiye kararı almasını, Trump’ın kararından daha tehlikeli ve tahripkâr olduğunu açıklamıştı. Çünkü bu karar Kudüs’ün yarısını Siyonistlere bırakmaya razı olma ve İsrail işgalini meşrulaştırma anlamı taşımaktaydı. Üstelik İslam İşbirliği Teşkilatı’nın bu yanlış yaklaşımı Kudüs’ün bölünmesini reddeden BM kararlarına bile aykırıydı. Ayrıca, Marmara Üniversitesi Siyasi Bilgiler Fakültesi’nden Prof. Ramazan Gözen de; İslam İşbirliği Teşkilatı’nın İstanbul’da aldığı bu kararın, aslında İsrail’i ve ABD’yi de fazla rahatsız etmediğini ve bu yüzden aşırı tepki göstermediklerini, zira iki devletli çözümü zaten onların istediklerini aktarmıştı.

    Yani istismarcı iktidar münafıklık, ulusalcı muhalefet ise inkarcılık yapmaktaydı.

    Orta Doğu merkezli haber portalı Middle East Monitor, Arap basınına dayandırdığı haberde Suudi Arabistan yönetiminin ülkedeki medya kuruluşlarına Trump’ın Kudüs kararı hakkında çok fazla yayın yapmamaları konusunda uyarıda bulunduğunu açıklamıştı. Londra merkezli Arapça gazete El Arabi el Cadeed gazetesi, talimatın ülkede bulunan TV, radyo ve gazete yöneticilerine gönderildiğini vurgulamıştı. Habere göre, Suudi yetkililer televizyon kanallarına Trump’ın kararına ilişkin haberlere, haber programlarında çok fazla yer vermemesine ilişkin talimat yollamıştı. Zaten Suud yönetimi İsrail’le normalleşme anlaşmasına hazırlanmaktaydı. Oysa AKP bu tür anlaşmayı daha önce imzalamıştı. Velhasıl, Suud da, Trump da, AKP iktidarı da, Can Ataklı da, aynı odaklara yaramaktaydı!..

     

     


    [1] 18.12.2017 Hürriyet






















    Bu Haber 622 defa okunmuştur.
    Dost Siteler...
    www.millicozum.com
    www.necmeddinerbakan.net

 
Yorum Ekleyin
Yorum eklemek için üye olmanız gerekmektedir.
 
Telif Hakkı: Prof. Dr. Necmettin Erbakan - NecmettinErbakan.Net, Necmettinerbakan.org | Milli Çözüm Dergisi | AhmetAkgul.Net | MealiKerim.com | İLETİŞİM |RSS