• FİLİSTİNLİ MÜCAHİTLER DESTANLAR YAZMAKTA; İŞBİRLİKÇİ HÜKÜMETLER İSTİSMARCILIK YAPMAKTAYDI!..

    FİLİSTİNLİ MÜCAHİTLER DESTANLAR YAZMAKTA; İŞBİRLİKÇİ HÜKÜMETLER İSTİSMARCILIK YAPMAKTAYDI!..

    19 Mayıs 2021

     
    | Devamı

    FİLİSTİNLİ MÜCAHİTLER DESTANLAR YAZMAKTA;

    İŞBİRLİKÇİ HÜKÜMETLER İSTİSMARCILIK YAPMAKTAYDI!..

              

    2021 Ramazan ayı sonunda başlatılan; Filistin’de yaşanan Siyonist işgalci vahşetini, sadece işbirlikçi ve istismar tıynetli iktidarın yandaşlarından ve kiralık medya organlarından izleyenler yanılgıya ve yılgınlığa kapılmaktadır. Oysa aslında soylu ve şuurlu Filistinli Müslümanlar şu anda orada diriliş destanları yazmakta, hatta kutlu zafer muştuları yaşatmaktadır. Siyonist İsrail terör şebekesini, “Yenilmez bir organize” ve arkasındaki ABD ve AB’yi; “Karşı gelinmez güçler” olarak gösteren yayınlar, yazılar ve yorumlar kasıtlıdır.

    Bu tezgâhı bozmak ve olaylara doğru açılardan bakmak üzere; “(Münafık ve marazlı insanlara) Onlara (İslami cihadla ve toplum huzuruyla ilgili) güven veya korkuya dair bir haber gelse, (yetkililere danışmadan) onu hemen yayarlar (rastgele konuşur ve yazarlar). Halbuki o (haberin yayılıp yayılmaması ve nasıl yorumlanması gerektiğini) Peygambere veya içlerindeki (yetkili ve bilgili) emir sahiplerine götürüp iletselerdi, aralarında akıl ve anlayış erbabı kimseler, onun ne olduğunu (İslami hareketi ve ümmeti ilgilendiren bu tür haber ve söylentilerin ne maksatla çıkarıldığını ve ne anlama geldiğini) bilip öğrenirlerdi. Eğer size Allah'ın lütfu ve merhameti olmasaydı (böyle baştan ve irtibattan kopuk rastgele haber ve yorum yazdığınızdan dolayı) pek azınız hariç (birçok işinizde) şeytana uyup gitmiştiniz. (Öyle ise cihad ve normal hayat ortamında basın-yayın ilkelerine dikkat ediniz.)” (Nisa: 83) ayeti üzerinde yoğunlaşmak ve gereğini yapmak lazımdır.

    Bu arada Kudüs TV gibi kanalların da; Filistin duyarlılığı ve ulaştırdığı yardımları nedeniyle belli bir mezhebi ve ülkeyi öne çıkarıp övmek ve diğerlerini önemsiz göstermek gibi gereksiz bir tarafgirlikten uzak, tüm ümmetin sesi konumunda daha sorumlu ve şuurlu bir yayın politikası izlemesi, değerini ve güven dengesini daha da arttıracaktır.

    Rahmetli Erbakan Hocamızın: “Eğer iman varsa, imkân da vardır!” buyurdukları hakikat Filistin’de ortaya çıkmıştır!

    Evet, mü’min ve mücahit Filistin halkı samimi cihatlarının ve sabr-u sebatlarının karşılığında, hiç umulmadık imkânlara ve fırsatlara kavuşmuşlardır.

    Zalim ve işgalci İsrail rejimi karşısında sergilediği mücadeleyle destan yazan Filistin direnişi, kendilerinin olduğu gibi ümmetin de onurunu korumaktadır. Gazze’deki Müslümanlar yıllardır uygulanan abluka ve kısıtlı imkânlara rağmen ürettikleri silahlarla işgal altındaki toprakları füze yağmuruna tutmaktadır. Attıkları binlerce füzeyle çok sayıda Siyonist askeri cehenneme yollayan ve işgalcileri sığınaklara kaçıran Filistin direnişi, Erbakan Hocamızın: “Eğer iman varsa imkân da vardır!” sözünün doğruluğunu bir kez daha ispatlamıştır!

    Siyonist İsrail rejiminin Gazze’ye uyguladığı abluka dolayısıyla türlü imkânsızlıklarla boğuşan Filistin direnişi, tüm olumsuzluklara rağmen destanlar yazmaktadır. Ortaya koyduğu mücadele ile Müslümanların gurur kaynağı olan Filistin direnişi, İsrail rejimine unutamayacağı tokatlar atmaktadır. Siyonist zalimlerin korkulu rüyası olan direnişçiler son bir haftalık süreçte işgal güçleri karşısında imanın gücünü ortaya koymaktadır.

    HAMAS’ın askeri kanadı konumundaki İzzeddin El-Kassam Tugayları ile İslami Cihad’ın askeri kanadı olan Kudüs Seriyyeleri, işgalci İsrail rejimine tarihinin en zor günlerini yaşatmaktadır. İsrail işgali altındaki toprakları füze yağmuruna tutan Filistin direnişi, çok sayıda işgalci askeri öldürürken işgalciler ise korkudan sığınaklara saklanmaktadır. Direnişin füzeleri karşısında büyük bir endişe yaşayan işgalcilerin içerisinde bulundukları korku kameralara da yansımaktadır.

    Sirenlerin Duyulmasıyla Sığınaklara Kaçılmaktadır!

    Filistin direnişinin Gazze’den İsrail işgali altındaki topraklara yönelik attığı füzeler, işgal altındaki topraklarda acil durum sirenlerinin çalmasına yol açmıştır. Sirenlerin çalması ile birlikte işgalciler büyük bir panik yaşarken, konuya ilişkin görüntüler işgalcilerin korkaklığını gözler önüne çıkarmıştır. Kameraya yansıyan görüntülerden, İsrail rejiminin Güney Bölgesi Komutanı Eliezer Toledano’nun çalan sirenlerin ardından nasıl korkup sığınağa kaçtığı anlaşılmaktadır. İsrail rejiminin Güney Bölgesi Komutanı Toledano, Filistin direnişinin önde gelen isimlerinden Muhammed Deif ile Yahya Sinvar’ı öldürmeyi amaçladıklarını açıklamıştır.

    Direniş, İstediği Noktayı Hedef Almaktadır!

    Türlü imkânsızlıklara rağmen İsrail rejimine karşı ortaya konan direniş, tüm dünyada büyük bir saygıyı uyandırmıştır. Filistin direnişi, Gazze’deki zor şartlara rağmen İsrail rejiminin saldırılarına karşı gerçekleştirdiği savunmayla, çok iyi bir şekilde hazırlandığını kanıtlamıştır. Filistin direnişi, askeri kapasitesini ciddi oranda artırırken, İsrail işgali altındaki toprakların kuzeyinin dahi vurulabilmesi herkesi şaşırtmıştır. Öte yandan Filistin direnişinin İsrail işgali altındaki topraklara yolladığı füzeleri noktasal olarak istediği noktaya fırlatabildiği anlaşılmaktadır.

    İşgal Topraklarına Binlerce Füze Fırlatıldı

    Gerek Filistin gerekse İsrail rejimi medyasında yayınlanan info grafikler, Filistin direnişinin işgal güçleri karşısındaki başarısını ortaya koymaktadır. Yayınlanan grafiklerde Filistin direnişinin, İsrail rejiminin çok çeşitli noktalarını vurabilmesinin yanı sıra atılan füzelerin isabetini ileri bir sıklıkla gerçekleştirebildiği anlaşılmıştır. Son açıklanan sayılar doğrultusunda geçtiğimiz bir hafta içerisinde Gazze’den İsrail işgali altındaki topraklara 3 bin 100 roket atılmıştır. Abluka altındaki Gazze’de bu denli sayıda füzeye sahip olunuşu Filistin direnişinin zafere giden yoldaki inanç ve azminin kanıtıdır.

    İnançlı Filistin halkı şu ayetlerin tecellisi, hatta canlı temsilcileri olmuşlardır!

    ● Nice az ve zayıf topluluklar, nice azıtmış ve güçlü kalabalık oluşumlara galebe çalmışlardır!

    “(Derken) Talut (yanında kalan az sayıdaki) orduyla birlikte (savaşmak üzere bulundukları yerden) ayrılıp (yola çıktığında:) ‘Doğrusu, Allah sizi (önümüze çıkacak) bir ırmakla imtihan edecektir. (Susamanıza rağmen, karşıya geçinceye ve ben size izin verinceye kadar) Kim bu (su)dan içerse, (artık) o benden değildir. Kim de -eliyle bir avuç hariç- doyasıya tadıp içmezse o bendendir. (Anlarım ki sadık ve sağlam birisidir)’ dedi. (Ama) Küçük bir kısmı hariç, hepsi o sudan içmişlerdi. Nihayet (Talut ve) iman edenler beraberce (ırmağı) geçince onlar (geride kalanlar): ‘Bugün bizim Calut'a ve askerlerine karşı koyacak gücümüz yoktur’ diyerek (fesada yönelmişlerdi). Allah’(ın va’adine, nusretine ve rahmetine) kavuşacaklarına iman ve itimatları (ve Rablerine hüsnü zanları tam ve sağlam) olanlar ise dediler ki: ‘Allah’ın izniyle, nice az (ama itaatkâr ve sebatkâr) topluluk, çok daha kalabalık (ve güçlü sanılan) topluluklara galip gelmiştir. (Çünkü) Allah sabreden (mü’minlerle) beraberdir.’” (Bakara: 249)

    “Hatırlayın ki bir zaman siz çok azdınız, yeryüzünde (ve ülkenizde) müstaz’aftınız (zayıf bırakılmıştınız, bulunduğunuz her) yerde hırpalanmakta, (hakaret ve haksızlığa uğratılmaktaydınız. Hatta o hale gelmiştiniz ki) insanların sizi kapıp götürmesinden (tutuklayıvermesinden) korku duymakta (ve kuşku içinde yaşamaktaydınız. Ama Allah C.C. bütün bu olumsuz şartlarda bile) size sahip çıktı ve barındırdı. Sizi (manevi) yardımıyla destekledi (ve başarılı kıldı. Sizi en güzel şekilde) ve en temiz şeylerle rızıklandırdı... Ta ki şükredesiniz (şuurlu ve sorumlu davranasınız).” (Enfal: 26)

    ● Mücahitlerin kimisi, dini ve davası için verdiği ahdini ispatlayıp hayatlarını kurban kılmıştır, kimisi de asla yılgınlık göstermeden sırasını bekler durumdadır!..

    “Mü’minlerden öyle (mert ve metin) er kişiler vardır ki, Allah üzerine yaptıkları ahde (iman, itaat ve cihad sözlerine) sadakat gösterdiler; böylece onlardan kimi adağını gerçekleştirip (Hakk uğrunda canını vermiştir), kimi de (gönülden cenneti ve şahadeti umup) beklemektedirler. Onlar hiçbir vazgeçme ve yan çizme (bedel ve bahane) ile (Allah adına verdikleri sözlerini) değiştirmemişlerdir.” (Ahzap: 23)

    Bir anne düşün ki; üç oğlunu aynı gün içerisinde, ayrı saatlerde şehit verip toprağa yatırmıştır. Şehit yavrularını öpmüş, koklamış; Rabbine uğurlamış: "Onların yerine ben varım. Maalesef ki, Allah'ın davasına, şehit olan evlatlarımın arkasından sürebileceğim bir evladım daha kalmadı! Ancak evlat yeniden olur, fakat Mescid-i Aksa yeniden olmaz, din-dava yok olmamalı" diyerek şehit evlatlarının elinden düşen sapanı ve silahı almış ve azgınlaşmış şeytan Siyonistlere; “Yıkılmadık, ayaktayız!” mesajını vermekten geri kalmamıştır. Dünyada hiçbir güç, işte bu imanın karşısında duramayacaktır…

    ● Onlar canları ve malları karşılığı cenneti satın almışlardır!

    “Hiç şüphesiz Allah, mü’minlerden -karşılığında onlara mutlaka cenneti vermek üzere- canlarını ve mallarını satın almıştır. Ki onlar Allah yolunda çalışıp-çarpışırlar, (gerektiğinde) öldürürler ve öldürülürler; (bu) Tevrat'ta, İncil'de ve Kur'an'da O'nun üzerine gerçek olan bir va’addir. Allah'tan daha çok ahdine vefa gösterecek olan kimdir? Şu halde (ey mücahit mü’minler) yaptığınız bu alışverişten dolayı sevinip-müjdeleşiniz. İşte 'büyük kurtuluş ve mutluluk' budur. (Çünkü mücahit mü’minler ebedi cennete erişeceklerdir.)” (Tevbe: 111)

    ● İsrailli azgın ve sapkın Yahudileri korkudan sığınaklara sokan füzeleri ve roketleri, aslında Allah fırlatmaktadır!..

    “(Aslında) Onları (savaşta saf dışı bıraktığınız düşmanları) siz öldürmediniz, ama onları Allah öldürdü. (Bedir’de, Uhud’da, Hendek’te, düşmana karşı top güllelerine ve tüfek mermilerine dönüşen kumları avucuna alıp) Fırlattığın zaman da (ey Nebim!) Sen atmadın, fakat Allah attı (ve düşman hedefleri etkisiz bıraktı. Bunu da) Mü'minleri Kendinden güzel bir imtihanla imtihan etmek için böyle (yaptı.) Şüphesiz Allah, İşitendir, Bilendir.” (Enfal: 17)

    İsrail'in kanlı saldırıları sonrası, Hamas'ın füzelerle karşılık verip Netanyahu yönetiminin en çok güvendiği savunma sistemlerinden Demir Kubbe'nin aşılarak Tel Aviv'in hedef alınması, İsrail'de güvenlik endişelerine yol açmış ve panik başlatmıştır.

    "Gazze'den tek tek ya da az sayıda füze aynı anda fırlatılmış olsaydı, belki bu durum Demir Kubbe sistemi açısından büyük ihtimalle problem olmayacaktı. Ancak, kısa süre içerisinde yüzlerce füze fırlatılınca, İsrail’in savunma sistemi bunların hepsini birden karşılamada zorlanmıştır. Bu durum karşısında, Tel Aviv’in ya da İsrail’e ait kritik tesislerin yüzde yüz güvenlik garantisinin olmadığı anlaşılmıştır. 

    Bir yandan İsrail’in Arapların yoğun yaşadığı yerleşim yerlerinde iç savaş görüntülerini andıran görüntüler ortaya çıktığı, öbür yandan da İsrail, dünyanın en büyük açık cezaevi olarak nitelendirilen abluka altındaki Gazze’ye yeniden ağır saldırılar başlattığı ortamda; İsrail’in övünç kaynağı olan ve hiçbir zaman kurtulamadığı güvenlik paranoyasına karşı, elindeki en etkili silahlardan biri olarak sanılan Demir Kubbe Sistemi, Filistinli mücahitlerce fırlatılan füzeler karşısında şaşkınlığa uğramıştır. Çünkü bu füzelerin bir kısmı Demir Kubbe’yi yırtarak hedefine ulaşmış, Aşkelon’daki Petrol ve Elektrik tesislerinde yangınlar çıkarmıştır.

    Ayrıca; Aşdod Liman’ı vurulmuş, İsrail’in canını yakan ve caydırıcı etkileri olan sonuçlar karşısında, Siyonistler bocalamaya başlamıştır.

    ● Hain ve gafil ülke yöneticilerinin; “İsrail’le baş edemezsiniz, onlarla uzlaşma yoluna gidin!” teklif ve tehditleri, Filistinli Mücahitlerin imanını ve azmini kamçılamaktadır!

    “Bir kısım (korkak ve münafık) insanlar (sadık ve sağlam mü’minlere): ‘Kesinlikle (kuvvetli ve tehlikeli düşman olan) insanlar size karşı toplanıp (bir şer ittifakı kurdular.) Aman ha, onlardan korkun (ve uyuşun. Çünkü bunlarla başa çıkmanız ve başarılı olmanız imkânsızdır.)’ dediklerinde, bu (tehdit ve teklifler sadık mü’min ve mücahitlerin) imanlarını artırıp (moral ve maneviyatlarına güç katmıştır; çünkü onlar:) ‘Allah bize yeter. Ve O ne güzel (ve en mükemmel) Vekîl’dir. (Biz O’nun emrinde, O da bizimle beraber olduktan sonra, O’nun izni ve iradesi dışında hiçbir güç bize zarar veremeyecektir)’ diyerek (dik duran sadıklardır).” (Al-i İmran: 173)

    ● Filistin kahramanları, süper şeytanlara ve kahpe düşmanlara direnişin ve onları şaşkına çevirişin simgeleri olmuşlardır!

    “(Kâfirlere ve zalim düzenlere karşı) Sakın gevşeklik göstermeyin, üzüntüye girmeyin (ümitsizliğe düşmeyin). Eğer gerçek mü’minlerden olursanız zaten en üstün sizsiniz. (Ve galip geleceksiniz.)” (Al-i İmran: 139)

    “Ey iman edenler! (Din ve dava uğrundaki zorluklara, hayatın ve cihadın sıkıntılarına) Sabredin ve sabır üzerinde yarışın, (Allah’la, peygamberlerle, cihad emirinizle, Hakk yoldaki cemaatinizle) irtibatınızı koparmayın, kararlı ve sebatlı davranın (ve nöbet ve hizmet yerlerinizi terk edip ayrılmayın. Bu emirlere karşı gelmek hususunda) Allah’tan korkun ki kurtuluşa ve başarıya (felaha) ulaşasınız!..” (Al-i İmran: 200)

    ● Filistin’e destek çıkanlar, aslında dinimize, devletimize, millete ve ümmete, yani kendimize; haysiyet ve hürriyetimize sahip çıkmaktadır!

    “(Göstermelik hayır dağıtmaktan ve reklâm amaçlı cami yaptırmaktan öte) Hacılara su dağıtmayı ve Mescid-i Haram'ı (Beytullah’ı) onarmayı (bile), Allah'a ve ahiret gününe iman edip (sevabını sadece O’ndan umarak) Allah yolunda cihad edenin (yaptıkları) gibi mi saydınız? (Cihadla diğer hayırları bir tutmakla aldanmaktasınız. Bunlar) Allah katında asla bir olmazlar. Allah (Hakk hâkim olsun ve insanlar huzura kavuşsun diye yapılması farz olan cihadı terk ederek kendisine ve milletine) zulmeden bir topluluğu hidayete ulaştırmayacaktır.” (Tevbe: 19)[1]

    Artık Müslümanların; “Hepsinin tek bir kaderleri ve tek bir medeniyetleri olduklarını, bu kutsal topraklarda tek bir vücut oldukları ve orada aslında kendilerini savundukları” gerçeğini anlamaları lazımdır. Aksi halde, Siyonist Theodor Herzl'in dediği gibi “Mescid-i Aksa yıkılacaktır.”

    Hristiyan din adamları ve mensupları da, mazlum Filistin halkının yanında durmalıdır. Çünkü Filistin’deki Hristiyanlar, Mescid-i Aksa'nın kapısı önünde set oluşturup Siyonistlere orayı kapatır ve Aksa'ya ayak basmalarına engel olurlarsa sahip oldukları kimliğin hakkını vermiş olacaklardır. Fanatik Yahudiler, İsrail’in Doğu Kudüs’ü işgal ettiği, 1967’deki Altı Gün Savaşı'nın yıl dönümünü İbrani takvimine göre, “Kudüs Günü” olarak kutlamaktadır. Bu kişilerin oluşturduğu örgütler, bu yıl 9-10 Mayıs tarihlerine denk gelen “Kudüs Günü” nedeniyle Mescid-i Aksa’ya baskın çağrıları yapmışlardır. Ardından kutsal mekânımıza saldırıp, Müslümanlara kan kusturmuşlar ve son sistem silahlarla Gazze’yi yıkmaya başlamışlardır.

    İslam ülkeleri yöneticilerinin Filistin Direnişine katkı olarak ACİL ve GEÇİCİ tedbir destekleri şunlardır:

    1- Malatya Kürecik Üssü’nden ve ABD üzerinden Siyonist İsrail’e teknolojik bilgi aktarımı derhal sonlandırılmalı, bu kapsamda İncirlik Üssü de Siyonist ve emperyalist hedeflere kapatılmalıdır!

    İsrail’in belli periyotlarda gerçekleştirdiği ve her defasında da dozajı biraz daha artırdığı zulüm ve barbarlıklarına karşı yapılan kınamalar, kitleleri teskin etmek için kurulan süslü ve sert ama kof ithamlar veya uluslararası topluma yönelik “sloganik laflar”, ciddi ve caydırıcı birer tepki olmaktan uzaktır. Devletler, sivil toplum kuruluşu değildir; konuşmak, tweet atmak veya kınamaktan öte uygulamaya koyacağı argümanları vardır. Siyasi veya ekonomik yaptırımlarda bulunmak, ilişkileri kesmek, uluslararası hukuku harekete geçirmek gibi birçok gerçekçi tedbire başvurmaları lazımdır.

    Ancak bütün bunları yapmak yerine, sabah akşam kınarsanız, sivil toplumun yaptığı iyi niyetli eylemleri yeterli sayarsanız, ekonomik anlamda “dişe dokunur” yaptırımlara başvurmazsanız, ortaya konan irade “aksiyoner” değil de ancak “reaksiyoner” olur, ki işgalcinin istediği tam da budur zaten.

    Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın Başbakanı olduğu 54. Hükümet döneminde, 20 Şubat 1997’deki “Türkiye Tarafından Hebron’a (El-Halil) Askeri Personel Gönderilmesi Hususunda Hükümetin Yetkili Kılınması İçin Anayasa’nın 92’nci Maddesine Göre İzin Verilmesine Dair” 487 no’lu Karar ile Türk askerinin Filistin’e gönderilmesi örnek alınmalıdır. Bir koalisyon hükümeti olmasına rağmen bu karar çıkarılmıştır. Bununla birlikte, Erbakan Hoca, İslam ülkelerinin kendi meselelerini aktif bir şekilde çözebilmeleri ve ekonomik-siyasi bir güç odağı olmaları için D-8 birlikteliğini hayata geçirmeyi başarmıştır.

    Benzer bir tavrı Suudi Kralı rahmetli Faysal Bin Abdülaziz de yapmıştı. “Arap Milliyetçiliği” yerine “İslam Birliği” siyasetini önceleyen Faysal, 1973’teki Yom Kippur Savaşı’nda yenilen İsrail’den yana tavır alan ABD ve Batılı ülkelere yönelik olarak petrol ambargosunu başlatmıştı.”[2]

    2- Filistin’e Barış Gücü yollanması, D-8 ülkeleri aracılığıyla gündeme taşınmalıdır… Böylece hem Sünni hem Şii İslam dünyası tek vücut olarak devreye sokulmalıdır…

    3- Türkiye, Mısır ve Suriye, Filistin’le derhal “Ortak Deniz Yetki Alanları ve Doğalgaz Araştırmaları” anlaşması imzalamalıdır!..

    “Filistin'deki iki başlılığın İsrail'in elini güçlendirdiğini, Hamas ve El-Fetih'in birlikte hareket etmesi gerektiğini artık anlamamız lazımdır. Bizim Akdeniz üzerinden Filistin'le komşu olduğumuz unutulmamalıdır. Bu komşuluğun getirdiği avantaj iyi kullanılmalı, Filistin'le bir anlaşma yapılmalıdır. Türkiye'nin sınırlandırma anlaşması yapacağı yer Gazze Şeridi olursa kimse karşı çıkamayacaktır. Filistin ve Gazze’de aynen Libya'daki gibi bir pozisyon da oluşturulması imkânı vardır. Doğu Akdeniz Gaz Forumu'na (East-Med) Filistin üye olabiliyorsa bizimle de anlaşma imzalaması doğaldır. East-Med üyeliği, Filistin'in Doğu Akdeniz'de kıyısı olan başlı başına uluslararası bir birim olduğunun kanıtıdır. Böyle bir anlaşma, East-Med üzerinden Türkiye'ye karşı oynanan oyunu da lehimize çevirmiş olacaktır. Bu bizim açımızdan stratejik bir satranç hamlesi konumundadır. Bu anlaşma imzalandığı takdirde Filistin'in denizlerdeki doğalgazdan hak alması sağlanacaktır. Filistin'e destek olurken, Yunanistan ve Rum Kesimi'nin de oyunu bozulacaktır. İsrail, Doğu Akdeniz'deki ittifakları gereği görüntüde karşı çıksa da, East-Med'e üye Filistin'in yapacağı böyle bir anlaşmaya çok büyük tepki koyamayacaktır. Hem Filistin, hem Doğu Akdeniz'deki kazanımlar düşünüldüğünde, böyle bir anlaşmanın tam zamanıdır. Bu anlaşma, Filistin'in uluslararası tanınırlığına büyük katkı sağlayacağı gibi, reel politik açıdan Filistin'e uluslararası desteği de arttıracaktır. Böyle bir gelişme karşısında İsrail uluslararası camiada başkalarıyla bambaşka şekilde karşı karşıya kalacak ve sıkışacaktır.

    Filistin'in BM'de tanınmaması da önemli bir sorun sanılmamalıdır. Çünkü bir devletin devlet olabilmesi için BM tarafından tanınması şartı bulunmamaktadır. 1933 tarihli Montevideo Sözleşmesi'ne göre sınırları, halk niteliği kazanmış insan topluluğu ve bir yönetimi olan her ülke ile ekonomik ve diplomatik ilişkiler kurulmaktadır.” tespit ve teklifleri uygulanırsa çok önemli fırsatlar sağlayacaktır. Zaten Gazze'de tüm bu şartlar vardır. Tayvan buna açık bir örnek sayılır. O zaman bu anlaşmayı imzalarız, sadece BM nezdinde kayda aldıramayız. Ama önemli olan anlaşmanın yapılmasıdır. KKTC ile 2011'de imzaladığımız kıta sahanlığı sınırlandırma anlaşması da buna en büyük örnek konumundadır. Bu anlaşma, KKTC de BM üyesi olmamasına rağmen geçerliliğini korumaktadır.

    4- Gazze’ye özel yöntemler ve sistemlerle, SİHA’lar ve füze rampaları sokulmalı, acilen ve yeterli şekilde gıda ve ilaç yollanmalıdır.

    5- İslam ülkeleri arasında ortak ve şuurlandırıcı-moral ve motivasyon aşılayıcı TV yayınları başlatılmalıdır!

    Böylece, en az 5-6 dilde;

    • İsrail’in Siyonist amaçları ve sistemli katliamları,

    • Filistin halkının direniş destanı ve ibretli başarıları anlatılacak…

    • İslam dünyasının ve tüm duyarlı insanların sorumlulukları hatırlatılacaktır…

    Ama asıl sonuç alıcı ve kalıcı tedbir ise, kararlı bir şekilde ve ortak bir girişimle İsrail’e müdahale edilip hizaya sokulmasıdır!

    Bu ise, D-8 girişiminin devreye sokulması ve Sünni-Şii tüm İslam ülkelerinin birlikteliğinin sağlanması ve dünyadaki duyarlı devletlerin ve derneklerin desteğinin alınmasıyla mümkün olacaktır. Görünüşte çok zor sanılsa da gerçekte gayet kolaydır ve sonunda doğal karşılanacaktır. Ama bunun için de, öncelikle Türkiye’de kararlı ve inançlı bir iktidara ihtiyaç vardır… Evet önünde sonunda, ama mutlaka; İslami kaynakların “Melheme-i Kübra=Büyük Yaralanma”, Batılıların ise “Armageddon” dedikleri tarihi hesaplaşma yaşanacaktı ve o günler hızla yaklaşmaktaydı!

    Netanyahu’yu suçlayıp, Siyonizm’i saklama Çabaları!

    Filistin’e Destek Gösterisine Katılan Şuurlu Bir Kardeşimiz Anlatmıştı:

    11 Mayıs 2021 tarihinde, İsrail İstanbul Başkonsolosluğu önünde “Filistin’e destek İsrail’e telin” amaçlı gösteriye katıldım. Gösteri alanına vardığımda kürsüden bir hatip yapılan eylem üzerine konuşma yapıyordu. Konuşmasında: “Kıymetli arkadaşlar, bugün burada Filistin’deki kardeşlerimiz için toplandık. Allah razı olsun. Bizim burada toplanmamız Filistin’deki kardeşlerimize de moral oluyor. Eylem amacına ulaşıyor. Öyle ki, şu an İsrail içerisinde de gösteriler yapılmakta. İsrail’de yaşayan Filistinliler tarafından sokaklarda araçlar yakılıyor, karakollar basılıyor. Bu yapılan eylemlere Netanyahu karşıtı Yahudiler de iştirak ediyor. Bakın kardeşlerim! Bizim amacımız Netanyahu’yu indirmek. Biz yaptığımız hareketlerle orada bize destek olan Yahudileri üzmemeliyiz. Netanyahu aynı Hitler gibi dünyada Yahudi düşmanlığını körüklemek istiyor. Bizler buna müsaade etmemeliyiz. Yahudileri üzmemeliyiz!” diyordu. Gösterinin amacına uygun olmayan ve hatibin kendi niyetini ve Erdoğan iktidarının zihniyetini ortaya koyan bu konuşma nedeniyle ben yüksek sesle: “Ne diyor bu adam?” diye bağırdım. Etrafta bir uğultu oluştu. Ardından yeşil yelek giymiş görevlilerin yanına gittim. Kendilerinin İHH’dan olduklarını anlayınca, “Kim bu konuşan!?” diye sordum. İHH başkanı Bülent Yıldırım olduğunu söylediler. Konuşmamız sırasında, Bülent Yıldırım hâl⠓Yahudileri üzmemeliyiz!” deyip duruyordu. Orada bulunan gruba: “Aynı şeyleri mi duyuyoruz, bu adam ne diyor?” dedim. Sanki hiç duymuyor gibi boş boş bakınca, “Yahu kundaktaki çocuklara kadar canımıza kast etmişken, Yahudileri üzmeyeceğiz diye telkin vermek de neyin nesi? Biz buraya Filistin’e destek mitingine mi, yoksa Yahudileri üzmeme eylemine mi geldik?” dedim. Bana, “Bülent başkan muhaliftir, herkes bilir. Öyle demek istemedi” dediler. Ben de “Ben Milli Görüşçüyüm. Ne demek istediğini anladım. Netanyahu gider, Olmert gelir. Olmert gider, Peres gelir. Hâlâ mı bunların ne olduğunu anlayamadınız. Kendisine söyleyin, biz buraya Yahudi sevmeye değil, kardeşlerimize destek olmaya geldik. Elbette bazı iyi niyetli ve insaf ehli Yahudilerle, Siyonist fikirli zalimleri ayıracağız. Ama Büyük İsrail hedeflerini ve destek verenlerini asla unutmayacağız!..” deyince artık cevap vermediler ve öylece ayrıldım. Evet, hem Erdoğan iktidarının hem yandaş ve yalaka takımının, hem de böylesine kiralık ucuz kahramanların sırıtan münafıklığı: Siyonizm’in, Büyük İsrail Projesinin, mel’un Yahudilerin sinsi ve vahşi hedeflerinin saklanarak, sadece Netanyahu gibi yönetici teröristleri suçlamaktı!..

    Yani daha önce Abdurrahman Dilipak’ın da itiraf ve ifşa ettikleri gibi, Erdoğan iktidarı ve yandaşları: “AKP kurulurken, Siyonist merkezlerin iktidara taşıma karşılığı dayattıkları:

    1- Gerekirse İsrailli yöneticileri suçlayacak, ama Siyonizm’e ve Büyük İsrail hedeflerine asla sataşmayacaksınız…

    2- Erbakan’ın D-8’ler ve Adil Düzen projelerini bırakacaksınız…

    3- Ilımlı ve Haçlı AB yasalarıyla uyumlu bir İslam’ı savunacaksınız…”

    Şartlarına hâlâ uyulmakta ve halkımız avutulup uyutulmaktaydı!..

     

     


    [1] [Not: Bu mealler Ahmet-Abdullah Akgül Mealinden alınmıştır.]

    [2] burakkillioglu@milligazete.com.tr – 18 Mayıs 2021




































    Bu Haber 412 defa okunmuştur.
    Dost Siteler...
    www.millicozum.com
    www.necmeddinerbakan.net

 
Yorum Ekleyin
Yorum eklemek için üye olmanız gerekmektedir.
 
Telif Hakkı: Prof. Dr. Necmettin Erbakan - NecmettinErbakan.Net, Necmettinerbakan.org | Milli Çözüm Dergisi | AhmetAkgul.Net | MealiKerim.com | İLETİŞİM |RSS