• Ey Nurcu Geçinen; YENİ ASYA’CI MÜNAFIK!

    Ey Nurcu Geçinen; YENİ ASYA’CI MÜNAFIK!

    17 Eylül 2021

     
    | Devamı

    Ey Nurcu Geçinen; YENİ ASYA’CI MÜNAFIK!

            

    Yeni Asya gazetesinden İbrahim Ersoylu 12 Eylül 2021 tarihli ve “Darbeciler ve Demokratlar” başlıklı yazısında:

    Darbecilerin Tuzakları

    “Demokratların demokrasiyi tesis edip, hayırlı icraatlar yapmalarına engel olamayan darbeciler, onları bölmek ve güçlerini zayıflatmak için 1969’larda, münafıkane başka bir yolla halkı şaşırtma taktiklerini devreye soktular. Onlar, Necmettin Erbakan’a, Millî Nizam Partisi’ni kurdurdular. Necmettin Erbakan, 1971 Muhtırasından kısa bir süre sonra “irtica odağı” gerekçesiyle partisi kapatılınca İsviçre’ye kaçmıştı. Muhsin Batur ve Turgut Sunalp adlı darbeci generaller, oraya giderek Türkiye’ye dönüp yeni bir parti kurması hususunda onu ikna ettiler. Türkiye’ye dönen ve Millî Selamet Partisi’ni kuran Erbakan, 1973 seçiminde Demokratları bölüp, güçlerini zayıflattı. Birlik ve beraberlik içinde hareket eden Nur Talebeleri, 1977 seçimi öncesi aşırı uçların yer aldığı solun iktidara gelmemesi için, ülkeyi karış karış, köy köy dolaşıp Demokratlara destek verdiler. Onlar, “İslami Hareket ve MSP” adlı bir broşür yayınlayıp yurt sathına dağıtarak, din adına hareket eden partinin sağ oyları daha çok bölmesine ve solun tek başına iktidara getirilmesine mani oldular. O dönemdeki demokrat idare, müsbet icraatlarla demokrasi ve kalkınmada ülkeyi ileri bir safhaya taşırken, iman ve Kur’an hizmetinin yolunu açarak siyaseti dine hizmetkâr yapmıştı.” …

    28 Şubat Darbecilerinin Planları

    “12 Eylül’den sonra Demokratların toplandığı DYP, Yeni Asya Nur Talebelerinin ona nokta-i istinat olması, Demirel’in gayretleri ve Allah’ın yardımıyla 1991 seçimini birinci parti olarak kazandı ve SHP ile koalisyon kurarak iktidara geldi. Bu iktidar, demokratik açılımlar yaparak sistemin demokratikleşmesi için çok gayret etti. SHP’li Kültür Bakanı Fikri Sağlar, bakanlık adına Risale-i Nur Külliyatı’nı satın aldırıp devlet kütüphanelerine koydurdu, şehirlerin dikkat çeken yerlerindeki reklâm panolarına da ‘Bediüzzaman Said Nursî sizi kütüphanelerde bekliyor’ şeklinde Kültür Bakanlığı adına ilânât yapmıştı. 1995 seçiminin ardından DYP, Mesut Yılmaz Başbakanlığında ANAP ile Ana-Yol, daha sonra Refah Partisiyle Refah-Yol olarak hükümet ortağı oldu. DYP, Başbakan Necmettin Erbakan’ın, kışkırtıcı söz ve tavırları sebebiyle büyük bir yara aldı. Darbeciler, bu koalisyonun olumsuz faturasını Demokratlara kestiler. Darbeciler, 28 Şubat 1997’de post modern bir darbe ile ‘İrticaya taviz veriyor’ bahanesiyle Refah-Yol hükümetini kısa bir süre içinde alaşağı ettiler ve görünüşte bu darbeyle Refah Partisi’ni hedef aldılar, hakikatte ise Demokratları bitirmek istiyorlardı. Onlar, perde gerisinden medyayı kullanarak halkı şaşırttılar. Bunun neticesinde 2002 seçimlerine giren Demokratlar, yüzde 10 barajına takılarak siyaset sahnesinin dışında kaldılar. Algı operasyonlarıyla görünüşte hedef alınan Refah Partisi’nden, kendilerine ‘yenilikçi’ adı verilen bir grup parlatıldı. Bu grup, AKP’yi kurarak, 28 Şubat Sürecinin mazlumu pozisyonunda 2002 seçimine girdi, iç ve dış konjonktürün el vermesiyle iktidara geldi.” şeklindeki seviyesiz sözleriyle gerçekleri saptıran ve kalbindeki cerahati kusan YENİ ASYA Nurcularının İbrahim Ersoylu marazlısı tam olarak sorumsuzluk, onursuzluk ve nursuzluk karakterini kusmuşlardı. Masonluğa uşaklığı marifet sanan bu taife Bediüzzaman’ın: “Osmanlı tebaasından bazı Gayrı Müslümler, İslam’ın adalet ve hürriyet esaslarına güvendikleri için Şeriatın devamını istiyorlardı. Bunlara “Gayrı Mü’min Müslimler” (Yani Hakka tarafgir ve teslim olmuş, ama iman etmemiş kimseler) tabiri yaraşır. Bazı Müslümanlar ise, nefsi ve keyfi arzularına engel olduğu için şeriatın kalkmasına seviniyor ve bekliyorlardı. Bunlara ise “Gayrı Müslim Mü’minler” Yani İslam’a bütünüyle ve gönülden tabi ve teslim olmadıkları halde mü’min görünen münafık kimseler, tabiri layıktır.” mealindeki tespitleriyle tarif buyurdukları riyakâr ve sahtekâr takımıdır. Ve zaten Hücurat Suresi 14. Ayet-i Kerimesinde de bu münafık tavırlı kimseler anlatılmaktadır.

    “Bedeviler (her asırdaki cahil, gafil ve menfaatçi kesimler; kavim ve kabilesiyle övünen cahil kimseler): ‘Biz de iman ettik’ derler. (Onlara) De ki: ‘(Hayır) Siz (hâlâ) iman etmediniz; ancak (mecburen ve görünüşte) İslam (veya teslim) olduk deyin.’ (Çünkü) İman henüz kalplerinize girmiş değildir. Eğer Allah'a ve Resulüne (tam iman ve) itaat ederseniz (Kur’an ve Sünnet ölçülerine göre hayatınızı düzenlerseniz), O (zaman Allah CC) sizin amellerinizden hiçbir şeyi eksiltmeyecek (ve emeklerinizi boşa vermeyecektir). Şüphesiz Allah, çok Bağışlayandır, çok Esirgeyendir.”

    Hacc Suresi 11. ayeti de bu tıynetsiz tipleri izah ve ikaz buyurmaktadır.

    “İnsanlardan kimi de (Dinin tamamına sahip çıkmayıp, rahatına ve menfaatine uygun tarafından ve) bir ucundan (tutarak) Allah’a ibadet etmektedir. Eğer, (Allah’ın takdir ve taksiminden ve Kur’an’ın hükümlerinden) kendisine hayır(lı ve yararlı gördüğü bir şey) dokunursa, bununla tatmin (ve razı) olup (teslimiyet gösterir). Yok eğer kendisine (sıkıntı verecek ve sorumluluk yükleyecek) bir fitne (kaza, bela ve hastalık) isabet ederse, (zor ve zahmetli bir emir gelse ve imtihandan geçirilse, hemen) yüzüstü dönmektedir. (Allah’ın emrini ve kaderini bilmezlikten gelir. Nefsi bahanelerle hizmet ve mesuliyetten kaçıverir. Bu gibileri,) Dünyayı da ahireti de kaybetmiştir. İşte bu, (en büyük) ziyan ve en açık hüsran (demektir).”

    Yeni Asya Nurcularının İbrahim Ersoylu gibi Demokrat geçinen mason uşakları ve Haçlı Batı Gâvuru aşıklarına sormak lazımdı:

    Bediüzzaman’ın, maalesef ne kendisinin ne de talebelerinin bir türlü uyamadıkları; “Euzûbillahi mineş-Şeytani ves-Siyaseh (Siyasetten, Şeytandan kaçar gibi Allah’a sığınırım)” düsturuna rağmen, bu çirkin ve çirkef masonik siyasetten ne zaman yakanızı kurtaracak ve her konuda olduğu gibi siyasette de Kur’an’a, Resulüllah’a, Hakka ve hayra tabi olacaksınız? Bu riyakârlıktan ve masonlara taraftarlıktan ne zaman kurtulacaksınız? Erbakan’a havlamakla kimlerin, hangi karanlık mahfillerin gözüne girmeye ve menfaat devşirmeye çalışmaktasınız?

    Hz. Üstat Bediüzzaman, Morrison Süleyman Demirel’lerin asıl üstatları sayılan, Osmanlı’nın ve İslam ahkâmının-ahlâkının yıkılışını hazırlayan ve Kemalizm’in de temelini oluşturan; İttihat ve Terakki masonlarını yıllarca övüp alkışlamak ve ta Selaniklere gidip mitinglerinde nutuklar atmak gafletinde bulunmuş, ama sonunda “Eski Said Dönemi” diye vasıflandırdığı ve kınadığı bu süreçteki hatalarının pişmanlığını hayatı boyunca ifade ve itiraf buyurmuşlardır.

    Evet, Üstat Bediüzzaman Hz.leri de maalesef, Siyonist amaçlı Yahudi dönmeleri ve hıyanet kafalı bazı Ermeni kesimleriyle aynı safta, cennetmekân Sultan Abdülhamit Han hazretlerine savaş açmış ve tutarsız ithamlarla ona saldırmış ama çok geç de olsa bunda haksızlık ve yanlışlığını anlayıp, bunun pişmanlığıyla ve vicdan azabıyla kıvranmışlardır.

    Evet, Bediüzzaman Hz.leri de, “CHP’ye karşı İslam’a daha ılımlı ve duyarlı yaklaşmasını umdukları Menderes’e” karşı onu “İslam kahramanı!” tanıtmak gibi bazı aşırı iltifatlarının cezasını, daha sağlığında iken tatmış ve Menderes hükümetinin en gözde Bakanlarının; Bediüzzaman'ın resmi yetkililerden habersizce ve ağır hasta halinde hicret edip sığındığı Urfa’da, gönül huzuru içinde rahmet-i Rahmana ulaşmalarına bile müsaade etmediklerini bizzat görüp kahırlanmışlardır.

    O sırada Urfa’da bulunan büyük âlim, Eski Elazığ Müftüsü Hacı Ömer Bilginoğlu’nun (ki Üstadın mübarek na’şını yıkayanlardan birisidir.) bizlere bizzat aktardıkları kan dondurucu olaylar yaşanmış ve çok geçmeden 27 Mayıs ihtilaliyle karşı karşıya kalmışlardır.

    Ve yine Üstadın; “güneşin Batı’dan doğacağını” bildiren Ahir zaman alametleriyle ilgili müteşabih ve gaybi haberleri, Kur’an’ın çok sarih (gayet açık ve kesin) hükümlerine, sahih hadis-i şeriflere ve üzerinde icma ve ittifak edilmiş prensiplere aykırı olarak; “İslam güneşinin Batı’dan (Haçlı Avrupa ve Amerika’dan) zuhur edip yükseleceği” şeklindeki yorumlarını istismar ve suiistimal ederek; Amerikan ajanlığına ve Papalık (Vatikan’ın) hizmetkârlığına soyunan sapkın ve azgın Fetullah Gülen’in ve FETÖ çetesinin büyük tahribatları ortadadır. Çünkü “Yahudi ve Hristiyanların büyük kısmının İslam’a ve Müslümanlara düşmanlık için fırsat kolladıklarını… Tarih boyunca ve bugün haçlı saldırılarını bu nedenle hazırladıklarını… Onlara güvenmenin çok acı ve feci sonuçlara yol açacağını” haber verip bizi uyaran onlarca ayet vardır, yüzlerce hadis-i şerif bulunmaktadır. Ve zaten tarih boyunca yaşananlar ve günümüzdeki olaylar da bunları doğrulamaktadır.

    Risale-i Nur gibi, gerçek iman hakikatlerini ve yüksek ahlâk prensiplerini içeren mübarek eserlerin müellifi ve asrının müceddidi olan; ama -hâşâ- Peygamber ve masum olmadığı için hasbel beşer ve içtihat-kanaat hatasıyla ve özellikle siyasi meselelerde, böylesi bazı hatalar yapan ve sonunda bunların çoğunu fark edip itiraf ederek ciddi pişmanlıklar duyan Bediüzzaman’ın sözlerini ve görüşlerini elbette Kur’an-ı Kerim’in sarih (açık ve net) hükümlerine ve Resulüllah’ın (SAV) sahih (sıhhatli ve sağlam) hadislerine ve o konudaki icma-i ümmete göre anlamak ve yorumlamak gerekirken… Kalkıp da Bediüzzaman’ın her sözünü ve şahsi görüşünü -hâşâ- “mutlak delil” saymak, ilgili ayet ve hadisleri ise -hâşâ- “yedek lastik ve aksesuar malzemesi” gibi kullanmak, maalesef günümüzde çok yaygın ve yanlış bir yaklaşımdır.

    Çünkü mürşit, müceddit ve müçtehit makamındaki zatların bile, içtihat ve kanaatlerinde hatalar yapacağı ve yanlışlığa kapılacağı ve asla masum sayılmayacağı… Bunun aksini iddia etmenin ve öyle inanmanın itikâdi sapkınlık olacağı bütün fıkıh ve kelâm kitaplarımızda kayıtlıdır.

    Rahmetli Erbakan Hocayı, Siyonist Yahudiler, Haçlı kesimler, dinsiz ve İslam düşmanı kimseler, ahlâk ve maneviyattan nasipsizler ve Müslüman görünen marazlı ve masonik mahfiller asla sevmezlerdi, bu onların bozuk fıtratları ve şeytanlık damarları icabıydı... Şimdi ey Erbakan’ı “münafıkane hareketler”le suçlayıp saçmalayan, İbrahim Ersoylu namlı ayarsız ve ahlâksız adam!.. Asıl münafıkane hatta zındıkane hareket, sizin bu soysuz ve şuursuz tavrınızdır!

    “Kısas gibi şeriat ahkâmı ve Kur’an kanunları hariç, biz de İslam’ı sevip sahipleniyoruz,” “İlle de başını örterek ve İslami tesettüre bürünerek lise ve üniversitelerde okumak isteyenlere, Suudi Arabistan’a gitmelerini öneriyoruz!” sözleriyle İslam şeriatına ve Kur’ani kurallara karşıtlığını ve düşmanlığını defalarca açığa vuran Süleyman Demirel gibilere hürmet ve muhabbet etmek; ama, hem Kur’an’a hem akla, hem de bilime ve vicdana uygun Adil bir Düzen kurmak…

    1- İslam Birleşmiş Milletler Teşkilatı

    2- İslam Ortak Pazarı

    3- İslam Savunma Paktı

    4- Ortak İslam Dinarı

    5- İslam Kültür ve İlim İşbirliği kurumlarının programlarını ve alt yapısını hazırlamak için hayatı boyunca çırpınan Erbakan’a şeytaniler ve şerlilerle birlikte husumet ve nefret beslemek Müslümanlık mıdır, şeytanlık mıdır?































    Bu Haber 126 defa okunmuştur.
    Dost Siteler...
    www.millicozum.com
    www.necmeddinerbakan.net

 
Yorum Ekleyin
Yorum eklemek için üye olmanız gerekmektedir.
 
Telif Hakkı: Prof. Dr. Necmettin Erbakan - NecmettinErbakan.Net, Necmettinerbakan.org | Milli Çözüm Dergisi | AhmetAkgul.Net | MealiKerim.com | İLETİŞİM |RSS