• Ey Asker ve Sivil, Bütün Millet! YA ERBAKAN’IN ADİL DÜZENİ VEYA AMERİKA’NIN ZİLLETİ VE ESARETİ!

    Ey Asker ve Sivil, Bütün Millet! YA ERBAKAN’IN ADİL DÜZENİ VEYA AMERİKA’NIN ZİLLETİ VE ESARETİ!

    04 Temmuz 2014

     
    | Devamı


    Ey Asker ve Sivil, Bütün Millet!

    YA ERBAKAN’IN ADİL DÜZENİ

    VEYA AMERİKA’NIN ZİLLETİ VE ESARETİ!

     

    Bugün, küresel emperyalizme yapılacak en büyük hizmet; ve yine milli çıkarlarımıza ve halkımızın huzuruna yönelik en büyük gaflet ve cehalet:

    1-   ABD’yi Yahudi siyonizminden bağımsız bir şer gücü zannetmek ve asıl düşman olarak İsrail’i değil Amerika’yı göstermek

    2-   İsrail’i; “ABD’nin kontrol ve himayesinde küçük ve şımarık bir devlet” sanıp, asıl ABD ve AB’nin, NATO; GLADYO; BM; IMF gibi küresel örgütlerin Yahudi Siyonizminin ve büyük İsrail hayalinin hizmetinde olduğu gerçeğini gizlemek

    3-   Irkçı emperyalizm timsahının iki çenesi gibi hareket etmek ve tuzaklarına düşen avlarını ezip Siyonizm canavarını beslemek üzere kurgulanıp kullanılan kapitalizmi ve komünizmi ayrı ve birbirine aykırı sistemler gibi algılayıp, sağa karşı solu, kurtuluş ümidi ve çaresi olarak göstermek

    4-   Bu şeytani şebekeyi çok iyi bilen ve kökünü kurutacak tedbir ve projeler geliştiren ve bu yüzden Siyonist emperyalistlerin bir numaralı hedefi haline gelen Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hoca’ya, Milli Görüş davasına düşmanlık etmek

    5-   Ve hepsinden beteri: Milli birlik ve dirliğimizin mayası, milletimizin huzur ve hürriyet kimyası ve medeniyet mirasımızın esası olan İslam dinine ve dindar kesimlere düşman tavrı sergilemek, ama bunu mertlik ve cesaretle yapamayıp, kancıklık ve kahpelikle: “İmam Hatip Okulları, Kur’an Kursları ve başörtüsü gıcıklığı” üzerinden yürütmektir.

    “Bir toplantıda yüzlerce seçkin ve etkin katılımcıların huzurunda, yüzlerine karşı söylediğimiz gibi:

    Atatürk’ün, “kökü dışarıda, beynelmilel fesat ocakları ve hıyanet odakları” oldukları gerekçesiyle kapattığı MASON LOCALARI’nın alt kurumu ve eleman hazırlama okulu olan İstanbul ROTARY Kulüpler başkanı, Darwinist, Kemalist ve sosyalist ulusalcı KEMAL ALEMDAROĞLU, bu görevini, ılımlı İslamcı, BOP hizmetkârı AKP İstanbul kurucu İl Başkanı ve şimdi bu partinin etkin adamı bir muhteremden devralıp üstlenmişti. Yani, komünistlerle kapitalistleri,  aynı Siyonist merkezler yönetmekteydi!...

    İşte bu nedenlerle, bir sitede “Noel Baba” rumuzuyla yayınlanan ve doğrularla yanlışları harmanlayan yazının şöyle düzeltilmesi gerekirdi:

    ABD TSK’ya neden düşman oldu?

    “Her şey 1991 yılı başında ABD'nin Körfez saldırısıyla başladı. ABD, Bağdat'a yürümedi. Bunun yerine Irak'ın kuzeyinde bir Kürt isyanı kışkırttı. Arkasından, Irak Ordusunun 36. enlemin kuzeyine geçmesini önleyerek buradaki Kürt oluşumunu güvence altına aldı.

    ABD'nin planı şuydu: Önce Kuzey Irak'ta bir Kürt Devleti kurmak ve sağlamlaştırmak, sonra Irak'ı tümüyle işgal etmek. Kuzey Irak'taki yeni devleti Türkiye'nin güneydoğusu, Suriye'nin doğusu ve İran'ın batısından koparacağı parçalarla birleştirerek Büyük Kürdistan'ı, yani ikinci İsrail'i kurmak. Bu projenin ismini biliyorsunuz: Büyük Ortadoğu Projesi (Cumhurbaşkanı ve Başbakanımız bu projenin resmi eş başkanlarıdır) Türkiye'deki bütün hükümetler, İncirlik'e yerleşen Çekiç Güç'ün görev süresini uzatarak ABD'nin Kuzey Irak'taki Kürt oluşumunu desteklemesine yardımcı oldular. (Çekiç Güç’ü işlevsiz kalmaya ve bölgeden kaçmaya mecbur bırakan şartları oluşturma dirayet ve cesareti, sadece Erbakan Hoca’da vardı)

    TSK, bu süreçte Kuzey Irak'taki oluşum üzerinden Türkiye'nin bölünme tehlikesini erken algıladı ve ABD ile karşı karşıya gelinmesinin kaçınılmaz olduğunun da farkına vardı. İlk olay: Orgeneral Torumtay'ın istifası Özal'ın, "kuzeyden Irak'a girme" emrini boykot için Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necip Torumtay istifa kararı aldı. Böylece TSK, Amerikan planlarında rol almaya direneceğinin ilk işaretini yakmıştı. O andan itibaren TSK'ya karşı ABD düşman tavrı takınmaya başladı. "Ergenekon" tertibinin planlanmaya başlanması, o zamandır.

    ÖKK neden kuruluyordu?

    Sovyet tehdidine karşı kurulmuş olan Özel Harp Dairesi (ÖHD) Amerikan güdümündeydi ve Sovyetler yıkıldığı için tehlike ortadan kalkmıştı. Şimdi tehdit, Kuzey Irak'taki ABD varlığından gelmekteydi, dolayısıyla, "ABD güdümündeki" ÖHD, "ABD'den gelen bir tehdide karşı" kullanılamazdı. Geçmişteki kontrgerilla eleştirileri TSK'da zaten belli bir rahatsızlık yaratmıştı. Genelkurmay Başkanlığı, ÖHD'i yeniden örgütledi, ismini Özel Kuvvetler Komutanlığı (ÖKK) olarak yapılandırdı. Yıl 1991.

    ÖKK'nin PKK'yı hedef alması ve Kuzey Irak'ta kurulan devlete karşı tavır alması, Amerikan denetiminden kurtulma çabasının başlangıcıydı.

    "Tugay" düzeyindeki ÖKK, "tümen" düzeyine çıkarıldı. Ankara'da ÖKK için yeni bir eğitim tesisi yapımına başlandı ama ABD bundan çok rahatsızdı, "kullandığı" pek çok kişi aracılığıyla, tesis inşaatında yolsuzluk yapıldığı iddiasıyla mesnetsiz davalar açılmasını sağladı, ÖKK eğitim tesislerinin yapılmasını uzun süre felce uğrattı.

    Eşref Bitlis niçin öldürülüyordu!?

    ABD'nin Kuzey Irak'taki planlarını bozan bir planı uygulamakta olan Orgeneral Eşref Bitlis, Amerikan Çekiç Güç helikopterlerinin PKK'ya silah ve malzeme attığını saptadı ve bunu açıkladı. Org. Eşref Bitlis, Jandarma Genel Komutanı olarak, Amerika'nın Türkiye'nin toprak bütünlüğünü hedef aldığını gördüğü, bu tehlikeyi önlemek amaçlı, savunmaya yönelik bir strateji geliştirdiği için Amerika tarafından derhal "hedef" yapıldı. Org. Bitlis helikopterle Kuzey Irak'a giderken, bu yolculuk önceden ABD'ye haber verilmiş olmasına rağmen iki Amerikan savaş jeti yakın uçuş yaparak oluşturdukları vakumla helikopteri düşürmeye çalıştılar ama deneyimli helikopter pilotunun dalış manevrasıyla bu girişim sonuçsuz kaldı. Bu saldırıdan hemen sonra telsizle Amerikalılara helikopterde orgeneralimiz olduğu tekrar bildirildi ama Amerikan savaş jetleri saldırıyı tekrarladı. Helikopter pilotu büyük bir çabayla yeniden dağların arasındaki derin vadilere dalarak kurtulmayı başardı.

    CIA tarihinin en önemli suikastlarından birisi 17 Şubat 1993 günü yapıldı. Uçağına yapılan sabotaj sonucunda Orgeneral Bitlis şehit edilerek ortadan kaldırıldı. Ağustos 1994'de Genelkurmay Başkanı olan İsmail Hakkı Karadayı döneminde Eşref Bitlis Planı "uygulandı" ve Kuzey Irak'a Çelik Harekâtı yapıldı. 35 bin Mehmetçik Mart 1995'de Kuzey Irak'a daldı. Kuzey Irak'a giren TSK, ABD'nin "egemenlik alanı"na da girmiş olmaktaydı. Bölge ABD ordusunun işgali altındaydı. ABD'nin Foreign Affairs, Foreign Reports, Mediterranean Quarterly ve Joint Forces Quarterly gibi "yarı-resmi" organlarında "Türk komutanlar hizadan çıktı", "Türk Ordusu ABD-Türkiye ilişkilerini bozmaya başladı" türünden görüşleri aktarmışlardı.

    Gazi olaylarını kim tertipliyordu?

    Çelik Harekâtı öncesinde CIA'nın Moskova İstasyon Şefi’nin CNN televizyonunda Türkiye'nin '"karışacağını", "Önümüzdeki dönemde dünyanın en çok karışacak ülkesi Türkiye'dir. Şu anda Türkiye, gizli servislerin gündeminde ilk sıraya yerleşmiştir." diyerek açıklamıştı.

    Gazi Mahallesi olaylarından birkaç gün önce, ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Holbrooke, Türkiye'nin Kuzey Irak sınırında yaptığı yığınağı durdurmak istediklerini; "Kuzey Irak sınırına asker yığıyorsunuz. Önümüzdeki günlerde terör olaylarının artma ihtimali var. Oraya yapacağınız bir harekâtta dikkatli olmanızı tavsiye ederim." Sözleriyle uyarmıştı.

    CIA Şefi’nin ve Holbrook'un "haber verdiği gibi",12 Mart 1995 gecesi İstanbul'da Gazi Mahallesi olayları başladı. TSK bu tehdidi yutmadı ve Çelik Harekâtı yapıldı. NATO tarafından, üye ülkeleri komünizmden korumak için kurulan kontrgerilla (diğer adları Gladio ve SÜPER NATO) örgütleri, İtalyan savcının ispatladığı gibi, CIA tarafından yönetiliyordu ve esas görevleri bu ülkelerdeki hükümetlerin ABD kontrolünden çıkmalarına engel olmaktı.

    TSK ile polisimiz karşılıklı niçin kışkırtılıyordu?

    Türkiye de ÖHD de kontrgerilla ile bağlantılıydı. 1991 yılında Özel Harp Dairesi'nin Özel Kuvvetler Komutanlığına (ÖKK) dönüştürülmesi aslında bir "milli davranış ve duyarlılıktı". ABD bu kuruluştan dışlanıyor ve hedef, Kuzey Irak'tan yöneltilen tehdide karşı mücadele olarak tanımlanıyordu.

    ABD, "kontrgerilla yapılanmasında TSK yerine polisi koyma" denemesine girişiyordu. 1973'den beri İçişleri Bakanlığı içinde örgütlenen "ılımlı İslamcı Cunta", artık "F Tipi yapılanma" olarak kontrgerilla içinde TSK'den boşalan yeri alıyordu.

    “F Tipi Gladio”nun ilk büyük organizasyonu da 1995 Gazi olaylarıyla başlıyordu. ABD ordusu, özellikle Çekiç Güç, Irak'ın kuzeyinde 7500 "CIA Peşmergesi"nden oluşan bir askeri güç örgütlüyordu. Eylül 1996'da, Eşref Bitlis Planı gereğince Barzani, Türk Genelkurmayı’nın yönlendirmesi sonucu Saddam yönetimiyle işbirliği yaparak CIA Peşmergelerini dağıtıyor ve 200'e yakın ölü veren CIA Peşmergeleri, ABD tarafından Guam Adası'na taşınıyordu. ABD kaynakları, bu harekâtı "ABD'nin Vietnam'dan sonraki en büyük yenilgisi" olarak değerlendiriyordu.

    TSK, Çelik Harekâtını Başbakan Çiller'e haber vermeden gerçekleştiriyordu, çünkü Çiller'in ABD'ye "örgütsel" bağlılığı TSK tarafından biliniyordu.

    Erbakan’ın Milli ve haysiyetli atılımlarını durdurmayı amaçlayan ve Fetullah Gülen tarafından desteklenip kışkırtılan, ama sonradan dâhiyane bir manevra ile Siyonist hedefinden saptırılan 28 Şubat harekâtının en önemli sonucu ise, Hocaefendi’ye indirdiği darbe olmuştu, çünkü kaçıp ABD'ye yerleşmek zorunda kalıyordu!

    Gladiocu subaylar mı tasfiyesi ediliyordu?

    Mayıs 1997 YAŞ toplantısında "160 subayın irtica bağlantısı nedeniyle ordudan atılması", Başbakan Erbakan'a onaylaması için "dayatılmış" gösteriliyordu., Oysa aslında Gladyo’nun güdümüne sokulanların tasfiyesi gerekiyordu. Bu uygulama, ordu içindeki Gladio'yu, yani ABD görevlilerini temizlemek anlamına geliyordu bunların, bir kısmının F tipi yapılanmayla alakasını herkes biliyordu. 28 Şubat kadrosu içinde "ABD'nin Truva Atı" olan bir de general bulunuyordu: Çevik Bir. Çevik Paşa da hemen sonra TSK tarafından sessizce tasfiye ediliyor ve sadece bu nedenle bile, Masonik mahfiller şaşkınlığa uğruyordu. 28 Şubatın şarlatanı ne umarken ne buluyordu!?

    1994-1998 arasında genelkurmay başkanı olan Orgeneral Karadayı şunları yapıyordu:

    ·     ABD ve NATO yuvalanmasını, yani kontrgerillayı genelkurmay karargâhından çıkarıyordu.

    ·     Özel Kuvvetlerin ulusal amaçlar için kullanılmasına yönelik girişimleri hızlandırıyordu.

    ·     Özel Harp subaylarımızın Çin'in Uygur bölgesinde ve Kafkas cephelerinde "kullanılmasına" engel oluyordu.

    Türkiye’yi işgal planı bozuluyordu!

    1998 yılında genelkurmay başkanı olan Orgeneral Kıvrıkoğlu, ABD'nin bölge ülkeleri için tehdit oluşturduğunu "açık bir dille" belirtiyordu. Kıvrıkoğlu, Washington ziyaretini iptal ediyor ve NATO döneminde "ABD'yi ziyaret etmeyen ilk ve tek Genelkurmay Başkanı" olarak tarihe geçiyordu.

    Kıvrıkoğlu, "28 Şubat'ı BİN YIL sürdürmeye kararlıyız" diyen komutandı. Demek istediği İrtica bahanesiyle İslam’a karşı değil aslında, "ABD tehdidine karşı, bin yıl da sürse direnilecek" olduğuydu.

    Mesajı alan ABD, aynı sözcüklerle yanıt veriyordu: BİN YILIN MEYDAN OKUMASI (MILLENIUM CHALLENGE 2002) ABD, "bu" isim altında, 24 Temmuz 2002'de Nevada çölünde Türkiye'yi işgal tatbikatı yaparak "gözdağı" vermeye çalışıyordu.

    Bu, "ABD tarihinin" en büyük askeri tatbikatıydı. ABD'nin yarı resmi ajansı olan ASSOCIATED PRESS, "tatbikatın Türkiye'yi işgal senaryosu üzerine kurulu olduğunu" açık açık yazdı. Tatbikat senaryosu alabildiğine ilginç ve şaşırtıcıydı. Assoc. Press'e göre, tatbikatın resmi senaryosu şu şekildeydi: Türkiye'de bir "deprem" oluyor (!) ve TSK, “karışıklığı önlemek için” yönetime el koyuyordu. Bunun üzerine ABD Deniz Kuvvetleri önce Kıbrıs'ı kuşatıyor ve "96 saat içinde" "hedef ülkeyi yani Türkiye’yi" işgal ediyordu.

    "96 saat", TSK'nın bir dış saldırıya karşı hazırlanması için gerekli olan minimal süredir ve bu süre, TSK tarafından "kozmik sır" düzeyinde saklanıyordu (saklandığı “sanılıyordu”). Tatbikatta işgal süresi olarak "96 saat" seçilerek, "hedef ülkenin Türkiye olduğu", "aklı yetenlere" anlatılmış oluyordu.

    Gizli anlaşmalar yürütülüyordu!

    O dönemde Dışişleri Bakanı olan Abdullah Gül, 2 Nisan 2003 günü ABD Dışişleri Bakanı Powell ile Ankara'da 2 sayfa 9 maddelik bir "gizli anlaşma" yaptığını itiraf ediyordu. Üstelik Gül, anlaşma içeriğini "açıklayamayacağını", "gizli olduğunu" söylüyordu.

    Bu gizli anlaşmanın birinci maddesi: "TSK ve ÖKK 4 ay içinde Kuzey Irak'tan çekilecek" şeklinde olduğu medyaya sızıyordu. Gül'ün yaptığı bu gizli anlaşmadan 3 ay sonra, ABD ordusu "Türk askerinin başına çuval geçiriyordu!"

    "Çuval geçirme" eylemi, gizli anlaşmanın uygulanması için bir "ihtar" yerine geçiyordu. Başbakan Erdoğan’ın o günlerde kullandığı "müzik notası" vecizesi, yine, "anlaşmanın uygulanması gerektiğine" ilişkin TSK'ya yönelik bir uyarının ABD’nin kuklası AKP diliyle açıklanması olarak okunuyordu.

    "Biz anlaşma yaptık, Kuzey Irak'tan çık artık" diyordu Başbakan, TSK'ya. ABD Savunma Bakanı Rumsfeld'in, "çuval olayı"ndan sonra Başbakan Erdoğan'a gönderdiği mektupta şöyle deniyordu: "TSK (ÖKK kastediliyor) Kuzey Irak'ta sizin bilginiz haricinde eylemler yapmaktadır." Rumsfeld, çuvalı "Erdoğan'ın değil", "TSK'nın başına geçirdiklerini" böylelikle anlatarak, Başbakan Erdoğan'ın "içini rahatlatmak" istiyordu.

    Bazı genelkurmay başkanlarımız niye hedef yapılıyordu?

    Milli Egemenlik ve Milli Güvenlik kavramlarının "artık geçersiz olduğu" açıklamalarını yapan Org. Hilmi Özkök, böylece, tarihe "başına çuval geçirilince susan komutan" olarak kaydediliyordu. Buna ses çıkarmayarak, "Ergenekoncu" olarak suçlanmaktan kurtuluyordu. "Başına çuval geçirilmesi"ne ve Kuzey Irak'tan çıkarılmasına rağmen "akıllanmayarak" sınır ötesi harekâtta ısrar eden TSK'ya karşı, Org. Torumtay zamanından beri hazırlanmakta olan organizasyon artık açığa çıkarılmalıydı ve düğmeye basılıyordu.

    Ancak "ABD'ye ve Siyonist emperyalistlere karşı onurla ve şuurla direnen 5 Genelkurmay Başkanı" ve destekleyici tüm unsurlar "Ergenekon çetesi" olarak suçlanmaya başlıyordu. Suçlama belgeleri aslında çoktan hazırdı, ama Org. Özkök "Ergenekoncu olmadığından", onun görev süresince organizasyon "uykuya" yatırılıyordu. Organizasyonun uykudan uyandırılmasının ilk işareti Org. Büyükanıt'a karşı kullanılan "Şemdinli olayı" patlıyordu.

    Marazlı ve münafık medyada başrolde Fehmi Koru oynuyordu

    O günlerde, Büyükanıt "çete kurmakla" suçlanıyor fakat sonuç alınamıyordu. Bilderbergçi Fehmi Koru, "Taha Kıvanç" imzasıyla Yeni Şafak gazetesinde yayınlanan 30 Nisan 2001 ve 1 Mayıs 2001 tarihli yazılarında "Yeniden kurulsun diye hakkında rapor hazırlanan Ergenekon, çok kapsamlı, bir partiyle irtibatı bulunmayan, 'devleti yapılandırma' amaçlı bir örgüt" diye tanıtıyordu. Koru, yazısında 24 sayfa olduğunu söylediği bu dokümanın sonunda yazanın adının bulunduğunu da belirtiyordu.

    ABD'nin belirli-belirsiz "her tür" desteğiyle iktidara gelen AKP, Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında ABD'ye "sorun çıkarmadan" eş başkanlık yapabilmek için, başta TSK olmak üzere tüm ulusalcı güçleri saf dışı etmek durumunda bulunuyordu.

    Özetleyecek olursak :

    Plana göre, bu dava sürecinde komutanlar yıldırılacak ve "1991 öncesinde olduğu gibi" ABD ile tam uyumlu olarak görev yapmaları sağlanacaktı. AB'nin de "bir kriter" olarak dayattığı gibi, TSK "sivil otoriteye" yani ABD’nin sömürge valisi olan kişilere tabi olacak, Milli birlik ve dirliği ve laik cumhuriyeti koruma" görevini unutacaktı.

    "AKP sivil darbe ile değil, seçimle geldi" itirazı yapacak olanlara da şunları hatırlatmak gerekiyordu: CIA'nın yan kuruluşu Rand Corporation'un yayın organlarında ve ABD strateji merkezlerinin hazırladıkları raporlarda: "ABD artık ANAP ve DYP gibi partilerle Türkiye'yi kontrol edemez, Fazilet Partisi'nin Erbakan güdümünden ve Milli Görüş çizgisinden koparılıp başına yenilikçi kanadın geçmesi, Tayyip Erdoğan'ın Başbakan, Abdullah Gül'ün de Dışişleri Bakanı olması halinde ABD Türkiye'yi kontrol altında tutmaya devam edebilir." (Tarih: 20 Ekim 1996) deniyordu.

    Ve ABD Ankara büyükelçiliği yapmış CIA eski elamanı Abramowitz: "Erdoğan, Erbakan'ın yerini almalıdır" diye uyarıyordu. Bu tarih de, 3 Kasım 2002 seçimlerinden “6 yıl” öncesidir !”[1]

    İşte Sn. yazarın da sonunda açıkça itiraf buyurdukları gibi: Dış güçlerin, Siyonist ve emperyalist merkezlerin asıl korkusu, Milli Görüş ve Erbakan Hoca oluyordu. Ve 28 Şubat Erbakan’ı bitirmek, Recep Erdoğan’ı iktidara getirmek için tezgâhlanıyordu. Ama yine milli güçler galip çıkıyordu.

    Hürriyet yazarı ve dolaylı Tayip yalakası Cüneyt Ülsever bile “otorite el değiştirdi” diyerek TSK’nın bitirildiğine şöyle seviniyordu:

    “Muhalefet partilerine MHP ve CHP’ye bakınca kimsenin içerde olduğunu görmüyoruz. Neden? Çünkü iktidar tarafından bir karşıt olarak görülmüyorlar. Ortada Cumhuriyeti kuran Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) hedeftedir. AKP’nin karşısında en büyük muhalefet edenin TSK olduğu görülüyor. Onu değiştirmekteki amaçları aslında çok farklı. Kendilerine yakın bir TSK oluşturmaya çalışıyorlar. TSK’yı zayıflatmak istemelerinin bir nedeni de gücü ellerinde tutmak istemeleri. Bu güçlerden biri de hiç kuşkusuz ranttan yani ekonomik güçten faydalanmak. Yalnız AKP değil, sade vatandaşın bir kısmı da TSK’yı bir muhalefet unsuru olarak görüyor.

    AKP’nin etkisinin ne olduğu son yıllarda açıkça görülebiliyor. Örneğin medyaya, gazete sayısına baktığımız zaman iktidar yanlısı gazete ve televizyonların sayısının arttığı açıkça görülüyor. Sadece medya alanında değil, ekonomik alana da ne kadar etki ettikleri rahatlıkla anlaşılıyor. İnşaat sektöründe çok önemli bir bölüm AKP ile sıcak ilişkiler içerisinde bulunuyor.

    Otorite artık kaynak değiştiriyor. 28 Şubat’ta otorite TSK’da ve hukuku temsil eden insanlardaydı. Ama şimdi baktığımızda iktidarda AKP’de olduğu gözleniyor. AKP’nin de birtakım dini cemaatler ve hareketlerin koalisyonu olduğunu ve omurgasının da Milli Görüş olduğu biliniyor. (Sn. Ülsever, burada bir hinlik yaparak, “AKP’nin omurgası Milli Görüş’tür” yalanını yumurtlayarak AKP’yi meşrulaştırmaya ve Siyonist uşaklığını saklamaya çalışıyor) Artık TSK’nın yerine bile Emniyet’in geçtiği açık açık seziliyor. Evet otorite el değiştiriyor.”

    F. tipi yapılanma var mıydı ve niye göz yumuluyordu?

    “Polis Akademisi”, bir Amerikan TV komedi dizisine benzetiliyordu! Polis Yüksek Okulu ise, en hafif tabiriyle, bir “garabet!” sergiliyordu.

    Bu, İçişleri Bakanlığı’na bağlı ve kontrolü altındaki “irfan yuvasının” çoğu öğretim üyeleri, Atatürk Cumhuriyetinin kazanımlarına ve TSK’ya açıkça düşmanlık yapıyor ve malûm gazete ve TV kanallarındaki köşe ve koltuklarından her gün, vicdansızca saldıran, malûm basının yazarları oluyordu. 

     Bu “polisler”in, kesinlikle bizim hata ve sevaplarıyla tanıdığımız “polisler değil”, bir başka oldukları, Ergenekon baskın ve sorgulamalarındaki tavırlarıyla ortaya çıkıyordu: Ankara’da, Çukurambar ve Kirazlıdere’de, askerlere sanki düşmanmış gibi davranmalarından ve onlarla adeta çatışmaya girmelerinden belli oluyor! Bunlar herhalde “Polis Akademisi” yetiştirmeleridir.

    Radikal gazetesinde Murat Yetkin, Polis Akademisi öğretmenlerinden ve Taraf köşe yazarlarından Önder Aytaç’a ve yazılarına dikkat çekiyordu!

    Fetullahçı Önder Aytaç bir yazısında, Başbakanı sorguya çekmekten öte hizaya getiriyordu. Devletten maaşlı ve Polis Akademisi hocası Aytaç, Yetkin’in deyimiyle, Emniyet ve İçişleri bünyesindeki iç kamplaşmalar ve hesaplaşmalar konusunda değil, hükümetin Ergenekon soruşturması ve Kürt açılımı bağlamında yeterince ‘cesur’ davranmadığını söyleyebiliyordu!

    Bu önder Aytaç, 2 Kasım 2009’da yayımlanan yazısında; Cumhurbaşkanı ve Başbakanı TSK’ya karşı yeteri kadar cesur olmamakla suçluyor ve yazısını şöyle bitiriyordu: “Kurda merhamet, yalnızca onun iştahını artırır. Öldüğünüzde sizin için ‘merhumu nasıl bilirdiniz’ diye sorduklarında; korkak, ürkek, pısırık ve çekingendi(ler). O yüzden tarihi sorumluluklarını yerine getir(e)medi(ler) denmesini istemezsiniz değil mi?”

    Peki; “Aytaç’ın bu yazısının üzerine; PKK’nın kanlı Reşadiye saldırısı, Emniyet bünyesinde üst düzey yöneticilerin koltuklarına mal olan soruşturmalar, Anayasa Mahkemesi’nin DTP’yi kapatması, KCK operasyonlarının yeniden başlaması ve eski DTP’li bazı belediye başkanlarının PKK’nın şehir örgütlenmesinin parçası olma suçlamasıyla içeri alınması, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’a yönelik tertip iddiasıyla TSK mensuplarının gözaltına alınması, yargının bu kovuşturma dolayısıyla TSK’nın en gizli bölümlerinden Seferberlik Dairesine uzanması, askerin itirazının mahkeme tarafından ‘Suç şüphesi varsa gizlilik olmaz, ama yalnızca şüphelenilen suç araştırılmalı’ diyerek dikkate alınmaması”size neyi hatırlatıyordu?

    İki ay kadar bir süreye sığan bu gelişmelerin ardından Aytaç 4 Ocak 2010’daki; “Erdoğan, Atalay... Ve Emniyet’in Hacı Müdürü (t)(s)anık mı?” başlıklı yazısında İçişleri Bakanı Beşir Atalay, Kürt açılımını ve Ergenekon soruşturmasını neredeyse tavsatmakla suçlanıyor, Başbakan Erdoğan’ın onu görevde tutması eleştiriliyordu!

    Aytaç bu yazısının son paragrafında: “Hükümetin demokratik açılım konusunda kaybolan prestijini yeniden toparlayabilmesi için, atılabilecek en somut adım, deneyimli, bölgeyi çok iyi bilen, cevval, sosyal, diyaloğa aç, pozitif enerjili yeni bir adam!”  diyordu.

    Aytaç’ın Atalay’ın yerine getirilmesini istediği İçişleri Bakanı, ya da Koordinatör olmasını istediği kişi acaba kim oluyordu?

    Şimdi merak ediyoruz; Aytaç’ın makalelerini, Başbakan Erdoğan da okuyor muydu? Erdoğan ve Atalay bugünkü  “Polis Akademisinin” nasıl bir akademi, öğretmenlerinin de kimler, hangi taraftan olduklarını biliyor muydu ve güçleri yetmiyor muydu?[2]

    Şimdi, asker ve sivil yetkili ve ilgililere… Sağcı ve solcu geçinenlere… Farklı köken ve kültürden her kesime açıkça sesleniyoruz:

    Ya Erbakan Hoca’nı asil yönetimine ve Adil Düzenine razı olacak ve sahip çıkacaksınız… Ya da, ABD ve AB emperyalizminin ve Yahudi siyonizminin bu esaret, zillet ve hakaretine katlanıp kahrolacaksınız!

    Ya, Hak ile Batılın ortası ve ortak noktası olmadığını anlayıp, Haktan ve hayırdan taraf olacaksınız; veya Barbar Batının ve Batıl ideolojik saplantıların kıskacında kıvranacaksınız!...

     



    [1] 12.01.2010 / www.odatv.com

    [2] Altemur Kılıç / Yeniçağ















    Bu Haber 3006 defa okunmuştur.
    Dost Siteler...
    www.millicozum.com
    www.necmeddinerbakan.net

 
Yorum Ekleyin
Yorum eklemek için üye olmanız gerekmektedir.
 
Telif Hakkı: Prof. Dr. Necmettin Erbakan - NecmettinErbakan.Net, Necmettinerbakan.org | Milli Çözüm Dergisi | AhmetAkgul.Net | MealiKerim.com | İLETİŞİM |RSS