• ERBAKAN’IN DUYARLILIĞI, EKREM KIZILTAŞ’LARIN AYARI__!!

    ERBAKAN’IN DUYARLILIĞI, EKREM KIZILTAŞ’LARIN AYARI__!!

    03 Mayıs 2020

     
    | Devamı

    ERBAKAN’IN DUYARLILIĞI,

    EKREM KIZILTAŞ’LARIN AYARI

            

    23 Haziran 2007 tarihinde Ankara İLCİ Otel terasında, yaklaşan 22 Temmuz Genel Seçimleri öncesi Erbakan Hocamızla çok önemli bir röportaj yapılmış ve bu tarihi manifesto[1] TV5’te canlı yayınlanmıştı. Bu röportajı, o sırada Milli Görüşçü olan, ama şimdi Erdoğan yandaşı gazete ve TV’lerde yazar ve yorumculuk yapan Sn. Ekrem Kızıltaş ile çok değerli ve Milli duyarlı aydınlarımızdan Prof. Hasan Ünal Bey birlikte sunmuşlardı. Türkiye’nin sorunlarını ve çözüm yollarını çok net bir dille ve yaşanmış örneklerle anlatan, AKP iktidarının derin tahribatlarını hatırlatan ve tek bir kelime dahi eklenip çıkarmaya ihtiyaç bırakmayan bu açıklamaları özetle aktarıyoruz.

    Irkçı Emperyalizmi (Siyonizm’i) tanımadan, ona hizmetkârlıktan kurtulmak imkânsızdır!

    Cenab-ı Allah bu kâinatı Hak ve Bâtılın mücadelesi şeklinde yaratmıştır. Hak, Hz. Âdem’den beri ecdadımızın takip ettiği yoldur; Milli Görüş'tür. Bâtıla gelince, “Bütün insanlar bizim kölemiz olacak, biz üstün ırkız” diyen Irkçı Emperyalist zihniyettir. Bu Bâtıl, 5767 seneden beri gayesine ulaşmak için geceli gündüzlü çalışıyor. Ecdadımız bunlara fırsat vermedi. Yeryüzünde adil bir düzen kurdu, insanlık saadet buldu. Asr-ı Saadet, Hulefa-i Raşidin, Emeviler, Abbasiler, Selçuklular ve Osmanlılar döneminde biz, 11 asır ecdadımızla dünyaya hâkim olduk. Yeryüzünde adil bir düzen kurduk, bütün insanların saadeti için çalıştık. İnsanlar mesut oldular. Ancak takdiri İlahi, son 3 asırdan beri Irkçı Emperyalizm maddi gücü eline geçirmiştir ve bir zulüm dünyası kurmuştur. Bu zulüm dünyası içerisinde şimdi insanlar gözyaşı, kan gölü, savaş, ızdırap, terörden başka bir şey görmemektedirler. Yeniden, yeryüzünde huzurun, barışın, saadetin tesisi için, yeni bir dünyanın kurulma vazifesi, bütün tarihi gelişimin gösterdiği gibi yine bizim milletimize düşmektedir, Milli Görüş’e düşmektedir. Bu vazifemizi yaparken, önce doğru bir teşhis yapmak, bulunduğumuz yeri gerçek manasıyla tespit etmek ve ne yapacağımızı bilmek elbette çok büyük önem taşıyor.

    Hemen belirtelim ki, 1990’da, Sovyetler Birliği çöktüğü ve Komünizm iflas ettiği zaman, Irkçı Emperyalizm 20. Haçlı Seferini başlattı. Tarih boyunca bugüne kadar 19 tane Haçlı Seferi yapmıştı. 19’uncusu Cihan Harbi’ydi, Çanakkale Savaşı’ydı. Aziz milletimiz bunlara fırsat vermedi. Bütün insanlığı kendilerine köle yapmalarına müsaade etmedi. Biz onları Çanakkale’den geri gönderdik, kapıdan kovduk. Şimdi bacadan içeri girmek üzere, ellerinden gelen gayreti gösteriyorlar. İşte seçimler de tam bu tarihi noktada yapılıyor.

    20. Haçlı Seferini nasıl ilan ettiler? 1990 yılında Sovyetler çökünce, İskoçya’da NATO Toplantısı yapıldı. Bu NATO Toplantısı’nda Margaret Thatcher, aynen şu konuşmayı yaptı, dedi ki: “Biz Sovyetler Birliği'ne karşı kendimizi savunmak için NATO’yu kurmuştuk. Şimdi Sovyetler Birliği yıkıldı, Komünizm iflas etti. Düşmanımız ortadan kalktı. Öyleyse, NATO’yu lağv mı edeceğiz? Hayır! Çünkü düşmanı olmayan ideoloji yaşamaz! (Onların inancı böyle, temelleri düşmanlığa dayanıyor; dikkatinizi çekerim!) “Bizim gelişmemiz için düşmanımızın olması lazımdır!” diyorlar. Böyle bir düşünceden insanlığa saadet gelir mi? Ama maalesef bu bir gerçek; böyle düşünüyorlar. “Sovyetler Birliği çöktüğü için düşmansız kalmamız, bizim için büyük bir felakettir. E, ne olacak? Eğer düşmanımız olmasaydı, yeni bir düşman ihdas etmeye mecburduk. Fakat buna lüzum yok. Çünkü bu düşman vardır, bu da İslam’dır!” Kim söylüyor bunu? Margaret Thatcher… Nerede? İskoçya’da… Niçin? NATO Toplantısı’nda NATO’ya yeni istikametini vermek için. Ne zaman? 1990’da… Kaldı ki, yine Margaret Thatcher bu konuşmayı yapmakla kalmadı. Bu konuşmaların arkasından NATO, düşman rengini değiştirdi. Kırmızının yerine yeşili koydu, İslam’a telmihen (yani dolaylı biçimde İslamiyet’i kastederek). Aynı zamanda da Amerika’da yapılan NATO’nun manevralarında, düşman şehirlerinin isimleri, Müslüman şehirlerinin isimleriyle değiştirildi. Eksiden kırmızı renk düşman rengiydi Sovyetleri telmihen ve aynı zamanda şehirlerin adı Sovyet şehirleriydi. Böylece, açıkça İslam’a karşı 20. Haçlı Seferi ilan edilmiş oldu. Bunu tanzim eden kimdir? Irkçı Emperyalizm, dünya Siyonizm’idir. Onlar, bir yandan Hristiyanları avuçlarının içine almışlar, Evanjelik Mezhebini kurarak. Ne diyorlar onlara? “Ey Hristiyanlar! Siz yeryüzüne Hz. İsa’nın gelmesini beklemiyor musunuz? Zaten biz de Onu bekliyoruz! Ancak sizin elinizdeki İncil’de Hz. İsa’nın nasıl geleceğine dair bir açıklama yok. Bizim Tevrat’ımızda var. Gelin, Tevrat’tan ders alalım ve onları yerine getirmek suretiyle Hz. İsa’ya kavuşalım.” Peki ne diyor Tevrat? Diyor ki: “Bütün Beni İsrail’i Kudüs’te toplayacaksınız. Büyük İsrail’i kuracaksınız; Fırat’la Nil arasındaki ülkelere sahip olacaksınız!” Bizim, Güneydoğu Anadolu dâhil… “Bu, Büyük İsrail’in emniyetini sağlayacaksınız.” Ne demek bu? Fas’tan Endonezya’ya kadar 28 ülkenin idaresi sizin elinizde bulunacak ve Anadolu’da Selçukluların, Osmanlıların mirasçısı, bağımsız bir devlet olmayacak; Türkiye kalmayacak! (BOP da bu Siyonist projenin devamıdır.) “Bir de Süleyman Mabedini yapacağız!” Allah muhafaza buyursun, Mescid-i Aksa’nın bulunduğu yeri yıkıp Süleyman Mabedini yeniden yapmak, onların yeryüzünü Mesih’in gelmesine hazırlamak için inandıkları şartlardır. Yani bu inanç, bundan 5767 sene evvel, Mısır’da, Firavunlar döneminde yaşayan Beni İsrail’in, onlara cesaret vermek için Kabala adlı bir Siyonist’in yazdığı kitaptaki esaslardır; Sonradan bunlar, Hak kitap olan Tevrat’ı değiştirdiler; Kabala'yı Tevrat’ın içine yazdılar. Öyle ki, bugünkü Tevrat’ın içerisinde, Kabala'dan alınan şu cümle dahi vardır: “Ey Beni İsrail, sen öyle yüce bir ırksın ki (Hâşâ) Cenab-ı Allah’ı bile yendin!” diyor. Düşünebiliyor musunuz? Hiçbir Hak Kitapta Cenab-ı Hak böyle saçma bir söz söyler mi? Bu, muharreftir, hurafedir, Kabala'dan alınmıştır. Kabala bunu niçin söylemiş? Firavunlar zamanında zulüm gören Yahudilere cesaret vermek için. “Dayanın, bu Firavun ilahlığını iddia ediyor ama siz buna bakmayın. Siz Allah’ı bile yendiniz (Hâşâ) bunu da yeneceksiniz, sabredin!” diye kitabına bunu yazmış. Bunlar da şimdi Tevrat’ı tahrip ederken, bütün bu cümlelerle beraber alıp bunları Tevrat’ın içine geçirmişler. Şu söylediğimiz 4 tane temel esas, Siyonistlerin amentüsü olmuş. “1) Biz, üstün ırkız. İnsan olarak yaratılan biziz, diğer ırklar bize köle olsun diye yaratılmıştır. 2) Bu gerçek, lafta kalmayacak, fiiliyata geçirilmesi lazımdır. 3) Bunun intikali için bizim üç şey yapmamız lazım: a) Yeryüzünde, sürgüne gönderilmiş olan bütün Beni İsrail’i Kudüs’te toplamak. b) Büyük İsrail’i kurmak, c) Süleyman Mabedini yapmak ve Büyük İsrail’in emniyetini sağlamak! Bunları yaptığımız zaman yeryüzünü bizim Mesih’imizin gelmesine hazırlamış olacağız. O zaman Mesih’imiz gelecek, (4’üncü esas) Hz. Davut’un tahtına Yahudi Kralı olarak oturacak, ebedi dünya hâkimiyetimizi perçinleyecek; dünyaya hâkim olacağız!”

    Bir haham, balkondan Hristiyanlara hitap ederken bu nutku atıyor ama içeriye, Havraya girdiği zaman 5 yaşındaki çocuğun kulağına diyor ki; “Bana bak, balkonda söylediğime bakma ha. Ben bunu, Hristiyanları kullanmak için söylüyorum. Bizim Mesih’imiz başka Mesih… Biz Hz. İsa’yı çarmıha gerip öldürdük. Geleceği, gideceği yok!” diyor hâşâ. “Aslında bizim Mesih’imiz gelecek, sizinki gelecek diye onları aldatıyorum!” diyor ve kendi bâtıl itikadını böylece muhafaza ediyor. 5767 senedir bunu gerçekleştirmek için çalışıyor. Tarih boyunca bunu gerçekleştirmek için 19 tane Haçlı Seferi yaptılar. 19’uncusu Cihan Harbiydi, şimdi 20’nciyi başlattılar. Sovyetler çökünce, Amerika tek kutup olunca “Amerika nasıl olsa avucumuzun içinde, öyleyse istediğimizi yaparız. Vakit gelmiştir, Büyük İsrail’i kuracağız ve dünyaya hâkim olacağız!” kararını aldılar. 17 senedir bunun için adım adım çalışıyorlar. Ne zaman alındı bu? 1990’da. Önce planlarını tamamladılar, hazırlıklarını yaptılar. Ama takdiri İlahi, tam o sırada Türkiye’de Cenab-ı Hakkın takdiriyle Refah Partisi iktidara geldi. Elimizde bütün yazılı dokümanları mevcuttur. Öncülerinin söyledikleri şey şudur: “Bu Refah Partisi varken biz bu planları uygulayamayız. Ne yapıp edip bu engeli aşmalıyız. Çünkü Refah Partisi güçlü bir parti, ibadet aşkıyla çalışıyor. E, bunun koalisyon ortağı var. Koalisyon ortağının içindeki insanlara etki yapalım, onlara hükümetten desteğini çektirelim” Bütün entrika yollarını kullandılar ve böylece, önce Refah Partisi’ni halletmeye çalıştılar. Bunun arkasından korkunç icraatlara başladılar, şimdi önleri açıldı. Afganistan’ı aldılar, Irak’ı aldılar. Suriye ve Lübnan’a girdiler. Ve fakat kudret ve kuvvet sahibi Cenab-ı Allah olduğu için Irak’ta mağlup oldular, Lübnan’da Hizbullah önünde de mağlup oldular. Bu sefer planlarını değiştirdiler. “Yahu, biz bu işleri neden harple yapıyoruz Allah aşkına? Neden bunları daha ucuz metotla yapmıyoruz? Şimdi Lübnan’ı savaşarak, Hizbullah’la uğraşarak alacağımıza, hazır Türkiye’de bizim her türlü emrimizi yerine getirecek bir AKP iktidarı var. Ona söyleyelim, askerlerini Lübnan’a göndersin, Hizbullah’ı onlar silahtan tecrit etsin. Biz elimizi kolumuzu sallayarak Lübnan’a girelim.” Şimdi soruyorum size; AKP iktidarı, Ortadoğu’da barışı temin etmek için bizim askerlerimizi niye İsrail’e göndermedi de Lübnan’a gönderdi? Savaşı çıkartan İsrail, bunu kökünden önlesene! Hayır, çünkü İsrail öyle istedi, Lübnan’a gönderildi. Niçin? Hizbullah’ı silahtan tecrit etmek için. E, peki bu karar alındı da, niye tecrit etmiyor? Türkiye’de seçim var, şimdi nefesi kesik, bekliyor. Çünkü böyle bir şey olursa, AKP iktidara gelemeyecek. “Onun iktidara gelmesi lazım ki, ben planlarımı tamamlayayım! Türkiye’deki manevi işgalimizi maddi işgalle de tamamlayabileyim.” Onun için şimdi İsrail orada sinsice bekliyor.

    Onun için işe Afganistan’dan başladılar. Arkasından, Irak zaten Arz-ı Mev’ud’un bir parçasıdır. Suriye, Lübnan, Arz-ı Mev’ud’un bir parçasıdır. Buraları almak, onların ibadeti, dini, inancıdır. Türkiye’nin, bağımsız bir devlet olarak kalmamasını temin etmek de inançlarının bir icabıdır. Önce gerçekleri bilelim. Bu bir vaka, bu bir gerçek; 5767 senedir de bunun için çalışılıyorlar. Biz, bu gerçekleri bilmeden olayları anlayamayız ki! Şimdi bulunduğumuz tarihi nokta nedir? Türkiye’yi geldiler, IMF ile Avrupa Uyum Komisyonuyla, Haim Nahum doktrini uygulamak suretiyle; aç bıraktılar, işsiz bıraktılar, borca esir ettiler, dininden uzaklaştırdılar, yumuşak lokma yaptılar. Böylece manevi işgal yapıldı. Allah muhafaza buyursun. Şimdi maddi işgal yapılacak. AKP’nin birinci dönemi manevi işgal dönemidir Siyonizm için. İkinci dönemiyse maddi işgal dönemidir! Bunun için gece gündüz bütün gücüyle “Aman, ne yapacağız da AKP’yi tekrar işbaşına getireceğiz?” diye uğraşılıyor. Bu seçimleri Çanakkale Harbi’ne benzetmemizin sebebi nedir? Aynı güçler 19’uncu Haçlı Seferinde Çanakkale’ye geldiler. Bildiğiniz gibi, 400 parça gemiyle, 600 bin asker getirdiler; kimi Hindu, kimi yamyam. Ama bu aziz millet, 15 yaşındaki yavrularını dahi sipere sürdü. Seyit Çavuş’un imanıyla onları kapıdan kovdu 92 sene önce. Şimdi bunlar bacadan içeriye girmek istiyorlar. Allah muhafaza buyursun, 22 Temmuz’da şayet AKP kazanır, bu planlarını uygulamaya koyacak olurlarsa, Çanakkale Zaferi’nin ne kıymeti kalır? Haçlılar gelip ne yapacaklardı? İstanbul’u alıp, Büyük İsrail’i kurup dünya hâkimiyetlerini tesis edeceklerdi. O zaman ecdadımız buna müsaade etmedi. Ama şimdi, 92 sene sonra geldi, bacadan girdi. Aynı şeyi gerçekleştireceklerse, vaktiyle bunları kovmuş olmamızın ne kıymeti kalır?

    AKP, dış güçlerin maddi ve manevi tahribatlarına taşeronluk yapmaktadır!

    Hasan Ünal: Hatta şimdi anlattıklarınızdan sonra düşünüyorum da, daha tehlikeli bir tablo var. O zaman düşman belliydi ve milletimiz birlik içinde düşmana karşı gelmişti. Dolayısıyla, ciddi bir mücadele verilebiliyordu. Şu anda düşman içeride, ne olduğu belli değil.

    Prof. Dr. Necmettin Erbakan: Ömrünüze bereket, hayır, asıl mesele şu. Şu anda milletimiz, bu Irkçı Emperyalizmin medyasıyla narkozlanmış. Ben niye sözlerime, bu fırsattan dolayı şükrediyorum? Hiç değilse milletimize gerçekleri söylemek fırsatımız oluyor. Önce milletimizin bu gerçeği kavraması lazım; bu seçim meçim değil. Var mı olacaksın, yok mu olacaksın? Bu, futbol takımı tutarmış gibi, “Sen Fenerlisin, Ben Galatasaraylıyım, sen AKP’lisin ben Saadet Partiliyim” meselesi değil; bu, var olmak, yok olmak meselesi. Bu, Çanakkale Harbi’nden daha mühimdir. Bulunduğumuz nokta böyle bir noktadır. Şimdi bu noktada seçim sandığına gidiyoruz, karar vereceğiz. Biz Yeniden Büyük Türkiye’yi kuracağız.

    Ekrem Kızıltaş: Hocam, affedersiniz. Bu anlattığınız manzaradan hakikaten 22 Temmuz bir Milli Kurtuluş Harekâtı manasını ciddi şekilde kazanıyor. Allah razı olsun, Sizler bunu işaret ediyorsunuz ve hakikaten gece-gündüz durmadan çalışıp insanlara gerçekleri aktarıyorsunuz. Fakat görünüşte Türkiye’de bir sürü parti var, bunların bir bölümü seçime giriyor. Ve şu anda bakıyoruz, hiçbirisinin seçime girerken söylediği sözler arasında bu türden vahamet içeren hiçbir şey yok. Sıradan, basit şeyler gösteriyorlar. Nedir Hocam, tümüyle mi uyuşturulduk? Yoksa bir şeylerin farkındalar da dile getirirlerse ayaklarının altından bir şeyler çekilir diye mi korkuyorlar acaba?

    Prof. Dr. Necmettin Erbakan: Tarih bilgisi, çok kıymetli bir bilgidir. 1897’de Dünya Siyonizm’i Basel Konferansı’nı yaptı. Burada 3 tane karar alındı. Bu kararlardan birincisi neydi? Sultan Abdülhamit tahttan uzaklaştırılacak…. İkincisi; Osmanlı ortadan kaldırılacak. Üçüncüsü; 100 senede İslam dini ortadan kaldırılacak. İslam dini Allah’ın muhafazası altındadır, hiçbirisinin gücü yetmez. Ben onların planından bahsediyorum. Şimdi onlar İslam dinini kaldırmak için ne yapıyorlar? İslam dinini; bir tamamen yasaklamak suretiyle kaldırmak var, bir de değiştirerek kaldırmak var. İşte Ilımlı İslam diye birtakım uydurmasyon şeylerin hepsi, İslam’ın asıl canını, ruhunu, şuurunu ortadan kaldırmak için oynanan Siyonist oyunlardır. İslam dini, bütün insanlığın saadeti için Allah’ın gönderdiği tek Hak dindir. Bugün Hz. İsa da İslam Peygamberidir, Hz. Musa da İslam Peygamberidir. Onların elindeki İncil bir hurafedir. Pavlus’un anlatımlarından ibarettir. Yahudilerin ellerindeki Tevrat ise demin söylediğimiz gibi Kabala'nın bir değişimidir. Dolayısıyla Cenab-ı Allah’la o dinlerin bir irtibatı yoktur; onlar hurafedir. Kur’an Allah kelâmıdır. Biz Onu alıp kalbimize sardığımız zaman Cenab-ı Allah’la irtibatımız var, din budur; Allah’a bağlanmaktır. Allah muhafaza ediyor Kur’an-ı Kerim’i her kelimesiyle. Ne yaparlarsa yapsınlar, hiçbir şey yapabilecek değiller. Fakat onlar kendi planlarını yaparken, bunu böyle kabul etmiyorlar. “Biz bunu değiştirebiliriz” diyor, ellerinden geleni yapıyor; ona göre Kur’an-ı Kerim bastırıyor. “Diyalog” diyor, “Dinler Bahçesi” diyor. Akla hayale gelmedik her türlü yola başvuruyor. Kendine göre Kur’an-ı Kerim bastırıyor. Tefsirleri değiştiriyor. Onun içerisinde neyi değiştiriyor? Asıl şuuru… İslam şuurunun temeli nedir? Bütün insanlığın saadeti için, yeryüzünde Hakkı-Adaleti hâkim kılmaktır.

    Buna mukabil Beni İsrail’in işi-gücü ifsattır; Kur’an-ı Kerim böyle bildiriyor. Onlar da terörle, şiddetle, harp çıkartarak, suikast yaparak ifsat ediyorlar, bir. Fikir kirlenmesi yapmak suretiyle ifsat ediyorlar, iki. Uyuşturucu, alkol, aile boşanması vesaire, bütün bunları teşvik ediyorlar. Kendinin dışındaki ırklar zayıflasınlar diye. Bundan başka, dünyada kurdukları siyasi ve ekonomik düzenlerle tüm insanları sömürüyorlar. Bugün Afrika dünyanın en zengin kıtası, 1 milyar insan yaşıyor. 300 milyon insan ekmek bulamıyor, 100 milyon çocuk her sene ilaçsızlıktan ölüyor. Niçin? Beni İsrail’in kurduğu faizci kapitalist nizamla sömürüldüğü için. O hâlâ, 3 tane zengininin parasıyla bütün Afrika doyacağı halde, onu doyurayım diye insanlık peşinde koşacağına, bunları daha fazla nasıl sömürürüm diye koşuyor. Hak ve bâtıl mücadelesi bu yüzden oluyor. İşte bu sebepten dolayıdır ki bir dördüncü ifsat metotları da işbirlikçi hükümetler, işbirlikçi medya ve işbirlikçi işadamlarıdır. Bunları kullanmak suretiyle işleri güçleri ifsattır. Bu ifsat bugün insanlığı ne hale getirdi görüyoruz. İşte Irak’ın hali, işte Filistin’in hali, işte Keşmir’in, işte Çeçenistan’ın… Her tarafta bu gerçekleri görüyoruz. İnsanlık, yeniden ecdadımızın tesis etmiş olduğu saadet dünyasına susamıştır.

    Refah-Yol iktidarının Efsane başarıları!

    1996 yılının 26 Haziran’ında Milli Görüş hükümeti işe başlamıştır. İşe başlar başlamaz ne yapmıştır? Herkesin hâlâ hafızasında, 11 ay içinde her şeyi unutulmaz. 3 şey yapmıştır; 1- Aynen bugünkü gibi millet açtı, işsizdi, borca esir olmuştu. Bu ekonomik yıkımı durdurdu, büyük bir ekonomik kalkınma yaptı. Birinci yapmış olduğu iş bu oldu. İkinci yapmış olduğu iş; bir saadet dünyası kurmak için D-8’leri kurdu ve Yeni Bir Dünya kuruluşuna başladı. 3- Manevi tahribatı durdurdu. Bizim her zaman ifade ettiğimiz bir söz vardır “Bir ülkenin asıl gücü parası değildir, tankı değildir; inançlı evlatlarıdır. Bunun ispatı bizim tarihimizdir. Biz Çanakkale'yi neyle kazandık? Malazgirt’i neyle kazandık? İstiklal Savaşı’mızı neyle yaptık? Kıbrıs'ı neyle yaptık? İnançlı evlatlarımızla yaptık. Tarih boyunca en büyük zaferleri hep bununla yaptık. Asıl güç budur. Bu sebepten dolayıdır ki biz milletimizin evlatlarını milli ve manevi değerlere bağlı yetişmesine büyük bir önem verdiğimiz için Manevi Kalkınma Hamlesi başlattık. Üç büyük hamle; Ekonomik Kalkınma, Yeniden Büyük Türkiye’nin, Yeni Bir Dünya'nın kurulması ve Manevi Kalkınma. Bunlar Türkiye’ye düşen vazifelerdir. Bütün insanlığın kurtuluşu için yapılması icap eden vazifelerdir. Ekonomik Kalkınmada ne yaptık? “Efendim, siz gelseniz ne yapacaksınız?” Biz geldik ve ne yaptığımızı gösterdik. Biz hayali konuşmuyoruz, yapacağımızı da konuşmuyoruz, yaptığımızı konuşuyoruz. Bak ne yaptığımızı üç kelimeyle söyleyeyim. Biz 26 Haziran 1996’da geldik, senenin yarısı geçmiş. 1 Temmuz'a da 4 gün var. 1 Temmuz nedir? Memur katsayılarının tayin edildiği gün… 4 günlük hükümet… Düşününüz… Besmeleyi çektik, bir baktık ki her şey faize gidiyor, borca gidiyor, millet eziliyor, aç ve işsiz. Aynen bugünkü gibi… Bugünkü gibi ele aldık. Şimdi İnşaallah 22 Temmuz'dan sonra Milli Görüş olarak gene geleceğiz, bıraktığımız yerden gene başlayacağız. Gene Besmeleyi çekeceğiz. O yaptığımızın daha mükemmelini yine yapacağız. Ne yaptık biz? Baktık ki devletimizin bütçesi 50 milyar dolar. 75 milyon insan 50 milyar dolarlık bütçeyle geçinemez. Ne yapacağız? Mutlaka bu bütçeyi genişleteceğiz, devlete gelir temin edeceğiz. E, neyle? Fakir halkı ezerek mi? Hayır. Bu 50 milyar dolara biz 6 ayda 35 milyar dolar ilave ettik. Bir kuruş zam yapmadık, bir kuruş vergi koymadık, bir kuruş borç almadık. E, nereden buldunuz 35 milyar doları? Bak, hesabını veriyorum. Önce bir defa her şey faize gidiyordu, Havuz Sistemi'ni kurduk “devlet borçlanmayacak” dedik. Havuz Sistemi ne demek? Devletin bir bütçesi var, bu bütçe üçer aylık taksitler halinde bütün 10 bin tane devlet idaresine taksim ediliyor. Bu devlet idareleri 3 aylık tahsilatını alıyor götürüyor, özel bir bankaya düşük bir faizle koyuyor bu soygun düzeninde. Bu işbirlikçilerin düzeninde… Sonra ne oluyor? Devlete para lazım, devlet gidiyor, o günkü rakamla söylüyorum, %150 faizle borç alıyor. Neyi? Kendi parasını, bankaya konan parayı… Aldıkları faiz pazarlığa bağlı; %30-40, o günkünü söylüyorum… Ama %150 ile devlete veriyor devletin parasını. %30-40 ile alıyor o zaman, pazarlık yapıyorlardı, çok daha düşük olanlar da var. %150 ile devlete veriyor, mekanizma bu. Milletin, fakir-fukaranın, saçı bitmedik yetimin parası faize gidiyor. Devlet programı yapmış; “Ben bu sene, 28 milyar dolar faiz ödeyeceğim” diyor. Bizden önceki hükümet yapmış bunu. Biz gelmişiz, Havuz Sistemi'ni kurmuşuz ve bir elektronik sistem oluşturmuşuz; bütün devletin parasını bir elektronik sistem içinde, bir araya toplamışız. Bir de bakmışız ki ooo, biz çok zenginiz yahu! Neden? TEDAŞ gitmiş, İzmir'de elektrik parası toplamış, özel bankaya koymuş. “Hayır, bunu devlet bankasına götüreceksin” dedik. Niçin? Elazığ’ın karayollarına para lazım. Bu, borçlanarak alınıyor. TEDAŞ’ın parası özel bankaya veriliyor. Devletin kendi parası %40’la. Ve %150 ile alınıyor. Devlet böylece soyuluyor; fakir-fukaranın parası faize gidiyor. Bunun için “24 milyar dolar faiz ödenecek” denmiş. Biz: “Kesinlikle borç almayacaksınız” dedik, sömürü ve rantiye düzenine savaş açtık, talimat verdik, gece gündüz uğraştık âşkla, azimle. Bu iş âşk ve azim ister. Ve o yıl 6 ayın içerisinde 10 milyar dolar faizden kurtardık, 10 milyar dolar, devlet rakamlarıyla konuşuyorum. Yaz şimdi şuraya 10 milyar doları. Bizim zamanımıza kadar KİT’ler hep zarar etmiş, senede 5 milyar dolar. Biz gelmişiz 2 milyar dolar kâra geçirmişiz. Niye onlar gelince zarar ediyor, Siz gelince kâr ediyor? Çünkü at sahibine göre kişniyor da onun için. Onlar IMF’nin tesiriyle KİT’leri zarar ettiriyor, ucuza yabancılara satmak için. Ey köy kahvesinde oturan kasketli kardeşim, sana sesleniyorum. Senin bu oyunlardan haberin var mı? Biz senin için çırpınıyoruz, senin için. Bak, geçen sefer geldik, senin paranı almış, senin bütün KİT’lerini bilerek zarar ettiriyor. Bu zihniyetin elinden kurtardık devleti. 2 milyar dolar kâra geçirdik. Şimdi programda 5 milyar zarar var. Bu 2 milyar kâr olunca 7 milyar dolar istifade etmiş olduk.

    Ekrem Kızıltaş: Hocam, Havuz, Sizin döneminizde ortaya çıkarılan Kamu Ortak Hesabıyla, az önce aktardınız, 10 milyar dolar faizden, iç borca ödenmesi gereken, önceki hükümet tarafından tespit edilen faizden bir tasarruf. 7 milyar dolar KİT’lerin kârlarından ve 13 milyar dolar da birtakım kaynak paketlerinden gelir sağlandı. 30 milyar dolarlık bütçe 80 milyar dolara çıktı. Kamu Ortak Hesabını sizden sonra gelen iktidarlar çoğu zaman işte “muhafaza edeceğiz” gibi sözler söylediler. Bu 11 sene boyunca ne oldu Hocam bu havuz?

    Prof. Dr. Necmettin Erbakan: Evet, şimdi önce ben, 54. Hükümet ne yaptı? Birkaç cümleyle tekrar özetlemek istiyorum. Üç şey yaptı. 1- Ekonomik Kalkınma. Fakir, aç bırakılmış olan milletin kendi parasını kendisine çevirdi ve milletin yüzü güldü. Herkesin duasını aldık, bereket geldi. Şimdi bak, biz bu 30 milyar doları işçiye, köylüye, memura, esnafa dağıttık. 100 alan memur 256 aldı, 100 alan işçi 212 aldı, 100 alan köylü 312 aldı. Köylüye en büyük taban fiyatlarını verdik. Her türlü desteği verdik. Tarım Bakanlığını destekledik, bütçesini artırdık. Bunları ayrı ayrı konferanslarda anlatacağımız için şimdi böyle bir toparlayıcı bir toplantıda detaylarına girmiyorum.

    Ayrıca bunların arkasından, bir de biz D-8’leri kurduk, Yeni Bir Dünya kurmak üzere. D-8’leri biz 15 Ekim tarihinde, bak, 26 Haziran’da işe başladık, 3 ay sonra İslam Konferansı'nı topladık. Gelin bakalım buraya! İstanbul’da Çırağan Sarayı’nda, 15 Ekim 1996’da. Dedik ki, “Arkadaşlar, Türkiye’de Milli Görüş iktidara geldi.” İslam Konferansı çok iyi niyetle kurulmuştur. Ancak verimli çalışmıyor. Buna asıl hüviyetini vereceğiz. Çünkü biz işbaşına geldik, değişecek bu dünya! Onun için, çok kısa bir zamanda devlet başkanlarınızla bir toplantı yapacağız. Bu toplantıyı ne zaman yapalım?” Bir saate yakın, bir gün tespit edemedik. Neden? 60 tane ülke var. Filanca gün diyorsunuz. “Benim devlet başkanımın o tarihte yabancı misafiri var!” “Benim devlet başkanımın ziyareti var!” “Bizim milli günümüz var!” Dedik ki; “Arkadaşlar, bu böyle olmaz. Böyle 60 tane üyeyle çalışılmaz. Şimdi biz nüfusu 60 milyondan büyük olan 8 tane Müslüman ülkeyi bir masada toplayacağız. Kararları süratle alacağız. Çünkü çok çalışmaya mecburuz, hızlı çalışmaya mecburuz. Bunun için bu çekirdeği kuracağız, hepiniz buna tâbi olacaksınız!” Böylece D-8’leri kurma kararını biz 15 Ekim 1996’da aldık. 8 ayda kuruluş hazırlıkları yapıldı. Devlet başkanlarının iştirakiyle 15 Haziran 1997’de D-8’ler resmen kuruldu. Böylece Yeni Bir Dünya'nın çekirdeği atıldı. D-8’ler merkezdir. D-60’lar, yani Müslüman ülkeler onun etrafındaki ilk halkadır. D-160’ler yani ezilen bütün ülkeler; Rusya, Çin, Hindistan, Brezilya, Güney Afrika… Bütün bu ülkelerin hepsi, bu çekirdeğin etrafında toplanacaklar. Adil bir dünya düzeni içerisinde, yeniden bir saadet dünyası, refah dünyası kuracağız. D-8’ler bu projenin çekirdeğidir. Bütün bu atılımların hepsi bu kadar kısa bir zaman içerisinde yapılmıştır. Ve böylece Türkiye hakikaten öncü bir ülke haline geldi. Ekonomisini toparladı ve manevi kalkınmaya gereken önem verildi.

    Bütün bunlar yapılırken, bunların hiçbirisi Irkçı Emperyalizmin planlarına uymuyordu, işlerine gelmiyordu. Onlar bunu en büyük tehlike olarak gördükleri için, kendi planlarını uygulamak bakımından, söylediğimiz her türlü entrikayı ve bilhassa ortağımızı kullanmak suretiyle bu engellemeyi yaptılar. Arkadan bu işbirlikçi hükümetler geldi. Önce koalisyon halinde, 5 senelik bir dönemde ikişer üçer geldiler. Sonra Dış Güçler 267 milletvekiliyle Meclis’e gelecek şekilde, medya ve masonik kuruluşlarla desteklemek suretiyle AKP’yi işbaşına getirdiler. Ve ona bütün emirlerini tatbik ettirmek için 5 sene onu kullandılar. Bu 5 sene esnasında yapılan iş, Haim Nahum doktrininin taşeronluğudur. Nedir Haim Nahum doktrini? Lozan’da İnönü’nün müşaviriydi. Lozan’ı Lloyd George ve Klemanso imzalamıyordu, ABD de imzalamıyordu. ABD ise hiçbir zaman imzalamadı. Bu gitti, İnönü’nün müşaviri olarak dedi ki; “Ben, siz, Lozan’ı niçin imzalamıyorsunuz biliyorum. Fakat biz, Irkçı Emperyalistler olarak, Siyonistler olarak planımızı değiştirdik. Türkiye’yi savaşla almak istemiyoruz. Yumuşak lokma yapıp yutmak istiyoruz. Onun için size geldim ben anlatıyorum. Bak, siz bunu niye imzalamıyorsunuz? Diyorsunuz ki; “Efendim, biz Cihan Harbini niye yaptık? Büyük İsrail’i kurmak için. Harbin galibi miyiz? Niye İsrail’i önce küçük kurup sonra büyültecekmişiz? Kurmuşken büyük kuracağız!” diyorsunuz. Sonra “Büyük İsrail’i kurmak yetmez, onun emniyeti için Anadolu’da bağımsız bir Türkiye Devleti olmayacak. Bunun, için biz Lozan’ı imzalamayalım!” diyorsunuz. Ben size hayranım, çünkü ben hahamım. Bunların hepsini canı gönülden istiyorum. Ancak kalbimin yanında aklımı da kullanıyorum. Siz bunları istiyorsunuz ama bak 5 sene Cihan Harbi’ni yaptınız, 5 sene de İstiklal Savaşı’nı yaptınız. Hâlâ Türkiye’yi yutamadınız, Sevr’i uygulayamadınız. Ben size diyorum ki, biz 5767 senedir bekliyoruz bunu. 20 sene daha beklesek ne çıkar? Gelin, yalancıktan bir “time out” anlaşması olarak Lozan’ı imzalayın, aslolan Sevr olsun. 15-20 sene esnasında Türkiye’yi aç bırakın, işsiz bırakın, borca esir edin, dininden uzaklaştırın, yumuşak lokma yaparak yutun. Savaşarak yutacağınıza yumuşak lokma yapın.” Bunun adı Haim Nahum Doktrini'dir. AKP’yi bunun taşeronu olarak getirdiler. Ve bunu tüm gücüyle uyguladılar. 5 sene içinde bizi bugünkü hale getirdiler. Ne yaptılar? Üç şey yaptılar. Bir tanesi ekonomik yıkımdır. İkincisi, dış politika faciasıdır. Üçüncüsü de manevi tahribattır.

    AKP ise ülkeyi Siyonist merkezlere teslim etmiştir. Önce bir defa, devlet içinde yeni bir devlet kurduruldu. Devletin bütün yapısı değiştirilmiş oldu. Bakınız, IMF’nin ve Siyonist merkezlerin yaptıkları işte bunlardır. Yeni bir devlet şekli oluşturuldu. İşte bakınız; bir yanda Hazine Bakanlığı var, öbür tarafta bağımsız bir Merkez Bankası var. Kim işi idare ediyor? Merkez Bankası idare ediyor. Hazine ne yapıyor? Sadece izliyor. Merkez Bankası bağımsız mı? Hayır, IMF’ye ve küresel sermaye merkezlerine bağlıdır. IMF ve dış güçler, bu AKP eliyle kendine mahsus, yeni bir idare şekli kurmuşlardır. Milli iradeden devleti ayırmışlardır. Bunlar üst kurullar oluşturmuşlardır; şeker komitesi, bilmem pancar komitesi, şu, şu, şu… TMSF, birtakım kurullar kurdu. Bundan başka, bak, bu şemada göstermiş, bunu konferanslarda anlatacağım için teferruatına girmiyorum. Kalkınma ajansları kuruyor. Ne demek bu biliyor musun? Türkiye’yi bölmek için. Türkiye’yi 24 tane bölgeye ayırmış. Her bir bölgeye ayrı ayrı kalkınma projesi yapacakmış. Niçin? Bölünmesi kolay olsun diye. Haim Nahum doktrini böyle icap ettiriyor diye. İşte böylece devletin içerisinde yeni bir devlet kurdu. Bunların adını Bağımsız Kurullar koyuyor. Bağımsız demek, IMF’ye bağlı demek. Milli iradeden bağımsız. AKP bunların hepsinin altına imzaları attı. Kendilerince zaten kurulmuştu bu şema, bu mekanizma. Türkiye’nin aç ve işsiz bırakılması, soyulması için. Soygun düzeni olarak bu şemalar kuruldu. AKP’nin yaptığı iş ne biliyor musun? Muslukçuluk! IMF ve ABD gelmiş, tesisatı kurmuş. AKP’ye diyor ki; “Musluğu aç!” O da; “Baş üstüne” diyor, musluğu açıyor. Açtığı zaman milletin kanı şarıl şarıl rantiye havuzuna akıyor.

    Ülkemiz nasıl soyulmaktadır?

    Bu tahribatların sürdürülemeyeceği apaçık ortadadır. Bakınız, bunların kurmuş olduğu düzenle biz dört koldan soyuluyoruz. Bunların birisi borçlanma dolayısıyla faiz soygunudur. İkincisi, IMF’nin organizasyonu ve bürokrasisi vasıtasıyla yapılan soygundur. Üçüncüsü, özelleştirme, peşkeş ve aktarma yoluyla yapılan soygun. Dördüncüsü, faiz ve vergiler yoluyla yapılan soygundur. 75 milyon insan bu şekilde soyuluyor. Alınan imkânlar rantiye havuzunda toplanıyor. Rantiye havuzundan da dışarıya naklediliyor. Böylece Haim Nahum doktrini üzerimizde uygulanıyor. Neyle? IMF vasıtasıyla IMF’nin emirleri bunlar. Şimdi bu IMF’nin yaptığı bütün felaket karşısında halk nasıl aldatılıyor. Bakınız, gayri safi milli hasılayı hazırlarken, faizleri bunun içine koyuyorlar. Dışarıya ödenen faizler gayri safi milli hasılanın içinde rakam oyunlarıyla Millet aldatılıyor! Bu gidişle milli gelirimizin evet, sadece %17’sini biz kullanacağız. %83’ünü dışarıya vereceğiz 5 sene sonra. Onun için, bu böyle gitmez. Bunun sürdürülmesi mümkün değildir. Şu anda AKP’nin iktidardan düşmesi kendisi için en hayırlı olaydır. Şimdi Hazine, Merkez Bankası devletin bankası, Hazinenin bankasıdır. Ama özel bir kanun var, Hazine Merkez Bankasından borç para alamaz. Allah Allah, yahu, Merkez Bankası Hazinenin değil mi? Ama hayır! Merkez Bankası’ndan borç para aldığı zaman faizsiz paraya kavuşacak. Devlet soyulmayacak. Bu, Siyonist merkezlerin işine gelmiyor. Diyor ki; “Merkez Bankası 10 tane piyasa yapıcı bankaya ucuz faizle para verecek. Sen Hazine olarak gidip o 10 bankadan, yüksek faizle para alacaksın!” Bu söylediğim ne demek biliyor musun? Bu söylediğim 50 milyar dolar demek. Bak, burada böyle 11 tane madde var. Bunları konferansta anlatacağım. Aklınız, havsalanız, hayaliniz almaz, yani dayanamazsınız. Demin aralık verilirken, “Millet kendisini toparlasın, dayanamaz” dediğimin işte bir misali budur.

    Şimdi bakınız, bir yılda 200 milyar dolarda 50 milyar dolar sadece Merkez Bankası’nın, Hazinenin ödediği pay. Yani bütçe yoluyla ödediği faizdir. Merkez Bankası borç yapıyor, özel sektör borç yapıyor, sıcak döviz parayı alıp götürüyor. Bütün devlet müesseseleri satılmış, kâr diye götürüyorlar. Bütün, her taraftan, burada madde madde 11 tane soygun ile Türkiye’de 200 milyar dolar dışarıya aktarılıyor; bizim kanımız, fakir-fukaranın malı dış güçlere yediriliyor. Şimdi 5 yıllık bir iktidar döneminde bu 1 trilyon dolar yapar. 1 trilyon dolarla ne yaparsın biliyor musun? Her şeyi yaparsınız. Türkiye’yi şahlandırırsınız!

    İşte rakamlar ortada! 5 milyon insan işsiz, 15 milyon insan aç, 40 milyon insan fakir. Bir avuç insan, siz sadece dolar milyarderlerini bilmem 4’ten 26’ya çıkarttınız. O dolar milyarderlerinin 20 tanesinin parası 50 milyon insanın bütün kazancından daha fazla. Bu nasıl adalet yahu? Bu nasıl düzen? Bu nasıl düzen? Onun için buna tahammül mümkün değildir. Bu millet gerçekleri görürse, bütün bunların hepsini hakikaten patlar, infilak eder. Bu zulümlerin hiçbirisinin yapılmasına lüzum yok. Adam Merkez Bankası, Salı günü borç alıyor piyasadan. Niye? Çünkü Salı günü piyasada para az. Yüksek faizle alıyor onu. Cuma günü kendisi piyasaya para veriyor. Şimdi özel müesseselerin Cumartesi-Pazar günleri tatil ya, Cuma akşamı parasını alıyor. İki günlüğüne, Pazartesi sabahı eline veriyor ve bunlara faiz ödüyor. Bu nasıl düzen yahu? Cumartesi-Pazar bu parayı zaten sen kullanmıyorsun. Niçin? Faiz ödemek için. Peki, senin gelirlerin var, paran var, e niye borç alıyorsun? Bunların hepsini rakamlarla ortaya koyacağız. Bunların hepsi zulümdür. Bunların hepsini dış güçler tanzim ediyor, belli planından dolayı. Aç bırakacak, işsiz bırakacak, borca esir edecek, yumuşak lokma yapacak, İsrail’e vilayet yapacak. Adamın inancı var, gayesi var.

    AKP zihniyetinden kurtulmadan ülkemiz düze çıkamayacaktır!

    Ekrem Kızıltaş: Hocam, şimdi 5 seneye yaklaşan bir AKP dönemi var. Ve anlattığınız tablo hakikaten vahim. Peki, bunları uygulayan bürokratlar var, devlet adamları, siyasiler, bir sürü insan var. Hocam, bir gafletle mi, cehaletle mi karşı karşıyayız? Yoksa düpedüz (hıyanet mi?)

    Prof. Dr. Necmettin Erbakan: Hayır, bunlar (sinsi ve Siyonist) bir yönetim biçimi, onların hiçbir şeyden haberi yok. Bak, şu tabirimi unutma; Bakü-İskenderun-Hayfa Boru Hattıyla petrolümüz, imkânlarımız İsrail’e gidiyor. Olmert, aracılar ve Tayyip Bey hattıyla da dışarıdan birtakım yönlendirmeler yapılıyor. Vakıflar Kanunu yapılıyor, Vakıflar Umum Müdürünün haberi yok. AKP’nin listesi; milletvekili listesi hazırlanıyor, kimsenin haberi yok. Onun için ne bürokrasisinden bahsediyorsun? Bürokrata soran kim? Maalesef böyle yönetiliyoruz, bunları başkaları yapıyor, başkaları yönetiyor. Ve böylece belli bir plan üzerimize uygulanıyor. Bir de tabi manevi tahribat var. “Zina suç değildir” diye kanun çıkartılmış, öbür taraftan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine “Başörtüsü yasaklanmalıdır” diye yazılar verilmiş. Esnafa kredi çıkartacağına domuz kredisi çıkartılmış; daha ne söyleyeyim? Daha ne sayayım? Manevi tahribat almış yürümüş. Diyalogmuş, Dinler Bahçesiymiş, Medeniyetler Buluşmasıymış, bilmem BOP Eş başkanıymış; birtakım isimler altında büyük plan uygulanıyor, hepsi dış güçler tarafından.

    Diğer oyun da küçük oyundur. Halkı aldatmak için, horoz dövüşü yaptırılıyor! Şimdi bu işbirlikçi televizyonları aç bakalım. AKP-CHP, AKP-CHP… Bir adama 40 gün deli dersen deli olur. Ne AKP’si ne CHP’siymiş yahu? Bu ne horoz dövüşüdür yahu? Kimi aldatıyorsunuz? AKP ile CHP’nin ne farkı var yahu? İkisi de IMF’ci değil mi? Şu söylediklerimizi ikisi de yapacak değil mi? Bunların ikisi de AB’ci değil mi? Bunların ikisi de Amerikancı değil mi? Ne farkları var? Yaptıkları kayıkçı dövüşü. Birisinin bir kırık plağı var çıkıyor her gün; “Efendim şu AKP var ya, Cumhuriyetin kazanımlarını yok etmek istiyor” Bir numaralı plak, koyuyor bunu çalıyor. Ondan sonra arkasından “Bizim yaşamımıza karışmaya çalışıyor, laikliği kaldırmaya çalışıyor” AKP kim, laikliği kaldırmak kim? Bunları mahsus söylüyor ha. Onun tabanındaki inançlı insanlar AKP’den kopmasın diye. Şimdi ne demek istiyorum yani? CHP’nin oynadığı horoz dövüşü. Bunların bir şey yapacağından dolayı değil. Kayıkçı kavgası olsun diye yapıyor. Bunun plağı ne? “Ben yapacağım ama Cumhurbaşkanı mani oluyor. Bana muhtıra veriyorlar” Bunun da üç tane plağı var. “Cumhurbaşkanı mani oluyor, bana muhtıra veriyorlar, bana daha çok imkân verin, sizi daha çok ezeyim” Horoz dövüşü bu, bunların arasında ne fark var yahu? Bunları 2'şer 3'er denemediniz mi 13 seneden beri?

    Ekrem Kızıltaş: Peki, Hocam, Türkiye'de medya dediğimiz bir şey var. Ama ne oluyor ki Hocam gazeteler, televizyonlar bunlardan hiç bahsetmiyor? Hiç kıyısından bile geçmiyorlar?

    Prof. Dr. Necmettin Erbakan: Evet, Irkçı Emperyalizm 5767 senelik gelişmiş bir mikroptur. Kendi gayesine erişmesi için demin saydım, bir yandan şiddetle terörle ifsat eder, öbür taraftan fikir kirlenmesi ile ifsat eder, öbür yandan dünyada kurduğu siyasi ve iktisadi nizamla ifsat eder. Öbür yandan işbirlikçi hükümetler, işbirlikçi medya, işbirlikçi işadamlarıyla ifsat eder. Bunu neyle yapıyor? Para gücüyle ve insanları kendisine hizmet ettirmek için kurduğu organizasyonla. İnsanlar maalesef milli menfaatlerini her şeyin üzerinde her zaman tutamıyor. Size birtakım menfaatler verildiği zaman o menfaatlere kolayca yeniliyorsun. Dünyacı mısınız değil misiniz? Bu çok mühim bir ayırımdır. Eğer dünyacıysanız ki Brzezinski’nin sözüdür bu. “İslam âlemine gelince, onların bir kısmı dünyacıdır; onlarla kolayca uyuşuruz. Asıl inanç sahipleridir bizim hedefimiz. Onlarla mücadele etmemiz lazım” diyor. Böylece birtakım etkilemelerle işte sonuç ortadadır. Bu söylediğimiz gerçekleri bütün gazetelerin manşet yapmaları lazım. Çünkü milletin asıl gündemi bu. Asıl gündem açlık, işsizlik, vatan elden gidiyor, memleket parçalanıyor, yok olmaya götürülüyoruz. Böyle bir seçim esnasında bunları haykırmayacağız, bunları millete duyurmayacağız da neyi duyuracağız?

    Milli Görüş-Milli Çözüm iktidarı kaçınılmazdır! 

    Öbür taraftan en önem verdiğimiz konulardan bir tanesi, aile, çocuk ve kadının korunması için tıpkı Milli Güvenlik Kurulu gibi, her türlü yetkiyle donatılmış Aile Çocuk ve Kadını Koruma Yüksek Kurulu kuracağız.

    Hasan Ünal: Bu Yüksek Kurul ne yapacak?

    Prof. Dr. Necmettin Erbakan: Bu, mesela televizyonlarda tahrip eden şeyleri önleyecek. Çocukları içkiye alıştıran, çocukları kumara alıştıran, haksızlığa alıştıran her türlü tahribata karşı tedbir alacak yetkili bir kurum. Bunları önleyecek, sahip çıkacak. Vatanın evlatlarını koruyacak. Devlet tarafından bir koruma olmazsa ailelerin korumaları yetmiyor. Her an çocuğunuzun yanında olamıyorsunuz ki. Çocuğunuz kötü arkadaşlar edinmiş. Bir de bakıyorsunuz ki, hiç istemediğiniz istikametlere gitmiş. Ama siz ülkede buna topyekûn sahip olursanız, bunun kaynaklarını ortadan kaldırırsanız, o takdirde vatana, millete en büyük iyiliği yaparsınız. Bundan başka biz, Yüksek Teknoloji Kurulu kuracağız. Biz, teknolojide dünyanın en ileri ülkesi olacağız. Nasıl büyük sanayileşme hamlesini yaptıysak, yeniden geldiğimizde yapacağımız en büyük iş, teknolojide ilerlemek olacak. Çünkü teknolojik ilerleme en büyük güçtür. Allah'ın en büyük rahmetidir. Teknolojide ilerlediğiniz zaman en güçlü ülke olursunuz. Bunu diğer Müslüman ülkelerle beraber teşvik etmek suretiyle, her türlü desteğe maruz bırakmak suretiyle geliştirmiş olacağız. Kimse işsiz kalmayacak, bütün liseyi bitiren çocuklarımızın hepsi yüksekokula gidecek.

    Hasan Ünal: Yani 5-10 yıllık bir dönemde üniversiteye giriş sınavı ortadan kalkacak?

    Prof. Dr. Necmettin Erbakan: Ortadan kalkacak. Herkes ne istiyorsa, istediği yerde okuyacak, başarılı olmasına da lüzum yok. “İstediğin tahsili yap kardeşim, ne istiyorsan!” Dünyanın birtakım ülkelerinde olduğu gibi, Türkiye’de de aynı şey gerçekleştirilecek. Bundan başka, sağlık hizmetleri; herkesin sağlık hizmetleri yapılacak. Bundan başka, adalet; bugün hâkimlerimizin önündeki dosyaların adetine bakarsanız yürekleriniz sızlar. Bu kadar ağır yükün altında hizmet etmek mümkün değil. Bir yandan özlük haklarını düşünmek lazım, bir yandan da insanın taşıyabileceği kadar yükle yüklenecek her türlü tedbiri almak lazım. “Efendim, bunlar yatırım ister, para ister.” Bizde de o var. Biz ötekilerden bir tanesi değiliz, biz va’ad etmiyoruz. Ya? İnanıyoruz ve yapıyoruz. Aramızdaki fark bu. İspatı ne? Yaptıklarımız. Bu sebepten dolayıdır ki, Türkiye'nin yıllardan beri birikmiş, çözülmemiş problemleri çok kısa bir zamanda çözülecek. Çünkü bu ülkenin bu imkânı var. Bakınız, Ben size bir trilyon dolardan bahsediyorum. 1 trilyon dolar bugünkü imkânlarınıza ilaveten 5 yıl esnasında kullandığınız zaman, Yeniden Büyük Türkiye'yi kurarsanız ve bu Türkiye aynı zamanda dünyanın öncüsü olacak, D-8’lerin yürütücüsü olacak ve aynı zamanda D-60’ların ve D-160’ların, Adil bir dünya kuruluşunun öncüsü olacak. Tıpkı ecdadımız gibi. Bunda şaşıracak bir şey yok. “Nasıl yapacaksınız?” Biz aynı neslin ahfadıyız. Ecdadımız bunu kaç defa yaptı. Kaç defa dünya kurdu, Nizam-ı Âlem tabiri ne demek? Dünyanın nizamı… Ecdadımız dünyayı kaç defa düzene koydu. Bugün de Türkiye'ye düşen vazife budur. Türkiye'den başkası da yapamaz, Milli Görüş’ten başkası da yapamaz. İşte bütün bu gerçekler gözler önünde olduğu içindir ki, Milli Görüş-Milli Çözüm bir tarafa, öbürleri bir tarafa. Demin söylediğimiz referandum, dolayısıyla; sefalet istiyorsan buyur, çeşit çeşit sefalet yollarından istediğinin kapısını çal. Saadet istiyorsan buyur, onun bir tane kapısı var. Efendi olmak istiyorsan, zengin olmak istiyorsan bir tane kapısı var. Fakirlikten kurtulmak istiyorsan, izzet sahibi olmak istiyorsan bir tane kapısı var. Bütün tarih bunun ispatıdır, yaptıklarımız da bunun ispatıdır. İnşaallah Allah nasip edecek, bu milletin makûs talihi yenilecek ve inşaallah bu dediğimiz büyük hamleleri Cenab-ı Allah nasip edecek, göreceğiz. Bunun için bir tek vazifemiz var, demin söylediğim gibi; bütün insanlığın saadeti için, elbette öncelikle milletimizin kıymetli evlatlarının saadeti için biz, Allah rızası için çalışmak mecburiyetindeyiz. Bu çalışmayı yaptığımız zaman, bundan önce olduğu gibi Cenab-ı Allah bize yardım edecektir. O yardım ettiği zaman kimse galip gelemez, ancak biz galip geliriz. Ve böylece insanların beklediği hizmetleri yaparız. Bizim tarihimize, milletimize yakışan da budur. Milli Görüş demek, Milli Çözüm demek zaten bu demektir. İnşaallah Cenab-ı Allah bunları nasip edecektir. Yarabbi, Sen, bize bu seçimlerde Hakkı Hak olarak göster, bâtılı bâtıl olarak göster. Hakkı tutmayı nasip et, bâtıldan korunmayı nasip et. Aziz milletimizin kıymetli evlatlarını muhabbetle kucaklayarak Allah'a emanet ediyorum. Allah saadetler versin. Esselamü aleyküm…[2]

    Şimdi Sn. Ekrem Kızıltaş!..

    • Bu aktardıklarımızda, bir kelime katma ve abartma varsa, lütfen düzeltin ve doğrusunu hatırlatın…

    • Siz yıllarca Milli Gazete ve yetkili mevkiide çalıştınız, yazdınız… TV5’te programlar yaptınız… Rahmetli Erbakan Hocamızı hep haklı gören ve hayranlık belirten tavırlar takındınız.

    • Şimdi ise; Erdoğan’ı yücelten, tahribat icraatlarını öven ve rakiplerini şiddetle ve hiddetle yeren bir yandaş konumundasınız. Öyle ise lütfen söyleyin:

    a- Siz Erbakan döneminde mi, Hoca’ya, davasına ve anlattıklarına aslında inanmadığınız halde, maddi menfaatler ve siyasi beklentiler hatırına Milli Görüş’e bağlılık rolü yaptınız, yani içi-dışı farklı davrandınız?..

    b- Yoksa o süreçte samimiyetle Hakkı ve hayrı savunduğunuz halde, bugün mü yozlaşıp laçkalaştınız? Ki, Faizci ve Rantiyeci sistemi yürütüp azdıran, ülkeyi yüz milyarlarca dolar dış borca sokan, zinayı ceza almaktan çıkaran, Haçlı AB kapısında kıvranan, TBMM’yi AB dayatması haksız ve ahlâksız kanunların tasdikçi noteri konumuna sokan, ABD ve AB hatırına Libya ve Suriye saldırılarına arka çıkıp yüz binlerce Müslümanın katline ortak olan Sn. Erdoğan iktidarının kalemşör fedaisi olup çıktınız!..

    c- Yoksa aklınız ve vicdanınız hâlâ Milli Görüş’te kaldığı ve AKP’nin istismarcılık ve tahribatçılığının farkına varıldığı halde sadece cüzdanınız ve kiralık cazgırlığınız aşkına mı Erdoğan’ı savunup sahip çıkmaktasınız?

    d- Rahmetli Erbakan Hocamızın AKP iktidarı ve Erdoğan’ın yanlış icraatları hakkındaki uyarılarını… Sizin de kafa sallayarak katıldığınız ve hatta eksik bırakılan kısımları hatırlattığınız o tarihi saptamalarını, şimdi yararsız ve tutarsız mı bulmaktasınız, yoksa siz mi istikamet ve ideallerinizden saptınız?

    • Bu sitemli sözlerimiz, Sn. Ekrem Kızıltaş’ın şahsında; aslında Milli Görüş sayesinde öne çıkıp tanınan ve sonunda kaytarıp AKP’ye katılan bütün yazar ve yorumculara, siyaset ve devlet adamlarınadır. Daha önce sizlere olan hubbumuz (sevgi ve desteğimiz) de Allah rızasına ve dava hatırınaydı; şimdiki buğzumuz (kızgınlık ve kırgınlığımız) da yine Allah rızası ve Kur’ani kuralları adınaydı. Yoksa şahıslarınızla ilgili hiçbir hesabımız ve hasımlığımız bulunmamaktaydı…

     

     


    [1] (Manifesto: Ülke problemlerini ve kurtuluş projelerini topluma aktaran tarihi bildirge.)

       [2] İLCİ Otel - ANKARA - TV-5 - 23 Haziran 2007 - Prof. Dr. Necmettin ERBAKAN - Hasan Ünal – Ekrem Kızıltaş http://www.necmettinerbakan.net/videolar/no-346-prof-dr-necmettin-erbakan-ekrem-kiziltas-ve-doc-dr-hasan-unal-in-sorularini-cevapliyor-tv-5-ankara-ilci-otel-23-haziran-2007.html





































    Bu Haber 3268 defa okunmuştur.
    Dost Siteler...
    www.millicozum.com
    www.necmeddinerbakan.net

 
Yorum Ekleyin
Yorum eklemek için üye olmanız gerekmektedir.
 
Telif Hakkı: Prof. Dr. Necmettin Erbakan - NecmettinErbakan.Net, Necmettinerbakan.org | Milli Çözüm Dergisi | AhmetAkgul.Net | MealiKerim.com | İLETİŞİM |RSS