• ERBAKAN’I ANLAMAK; İZ’AN VE İNSAF MESELESİ

    ERBAKAN’I ANLAMAK; İZ’AN VE İNSAF MESELESİ

    19 Temmuz 2011
    ERBAKAN KÜTÜPHANESİNDEN DÜNYANIN DEĞİŞİMİ VE ERBAKAN DEVRİMİ

     
    | Devamı

    ERBAKAN’I ANLAMAK;

    İZ’AN VE İNSAF MESELESİ

    İnsan anlarmış, insanların halinden...

    Yakın tarihimizin önemli ilim ve fikir adamlarından rahmetli Eşref Edip Bey, bir özel sohbetinde, İslam büyüklerinden örnekler vererek, “bugün kitlelerin peşinden gidebileceği bir liderin nasıl olması” gerektiğini sıralıyor ve bir ara durup soruyordu:

    "Bu saydığım sıfatlara aramızda en uygun zat kimdir, biliyor musunuz?

    Suskunluğu yine kendisi bozuyor ve cevap veriyordu:

    Prof. Dr. Necmettin ERBAKAN Beyefendi..

    Zira çok güzel bir siması var. Başını dimdik tutuyor. Kibirli değil, ama vakur, asık suratlı değil, güler yüzlü... Safiyetle inandığı, samimiyetle bağlandığı ve sadakatle emirlerini yerine getirmeğe çalıştığı İslamiyetin, bütün özelliği ve temizliği yüzünde billurlaşmış.. Yavaş sesle ve çok düzgün bir Türkçe’yle konuşuyor. Kolay kızmıyor ve icabında en saçma şeyleri bile dinlenme nezaketi gösteriyor. Konuşunca çok mukni (ikna edici) oluyor. Dediklerinin doğruluğuna en aksi insanı, en ters fikirli olanı bile inandırıyor. Çünkü söylediklerine, önce kendisi inanıyor.

    Bilgi ve tecrübe sahibi, ilim ve edep erbabı bir halk çocuğu. Bizde bazı çevrelerin pek önem verdiği Garbı (Batıyı) da çok iyi biliyor. Oranın en ileri mekteplerinde okumuş, Alman fabrikalarında tank mühendisi olarak çalışmış... Çok muhtaç olduğumuz teknik mevzuun profesörüdür. Yaşı genç ve enerji doludur. Memleketine hizmet etmek istiyor. Manevi tarafının çok kuvvetli olduğu biliniyor. Azimli, sabırlı ve sinirlenmiyor. Halkını çok iyi tanıyor. Onların içinden yetişti, tekrar içlerine döndü ve hep onların yanında kalmaya kararlı görülüyor."[1]

    Evet en az 3-4 yabancı dil bilen, o dillerindeki basın ve yayını dikkatle takip ve tetkik eden, bilgisi, birikimi ve olayları tespit ve tahlildeki beceresi ile, yerli yabancı herkesi hayret ve hayranlığa sevk eden bu ender şahsiyetin, yaklaşık 25 sene evvel, 5 Haziran 1977 genel seçimleri öncesi MSP milletvekilleri aday adaylarına, Çankaya’da yaptığı konuşmadan bazı cümleler aktarmak istiyorum:

    "... Recai Kutan Bey`den rica ediyorum, şimdi davamızın mücahitlerini ve kahramanlarını, yani aday adaylarını milletimize müjdelesin.

    Burada ismi okunan, yani şu anda görünen tankları takdim edeceğiz... Ama bu BÜYÜK DAVANIN şu anda ortada GÖRÜLMEYEN DAHA BÜYÜK TANKLARI DA VARDIR"

    "...21. Asrı, 4 bölümde mütalaa ettiğimizi bilmektesiniz.

    Bunun 1900-1925`teki ilk 25 yıllık devresi, milletimize karşı birleşik düşmanların yaptığı harplerdir. Milletimiz bu yüzden Çanakkale’de, yarım milyon evladını şehit vermiştir: 1925-1950 arası ikinci 25 yıllık devre ise, bu harplerin yaralarının sarılması devresidir.

    1950-1975 arası, üçüncü 25 yıllık devrede ise milletimiz yeniden kendini bulmaya ve şuurlanmaya gayret etmiştir.”

    "Kuvvet ve kudret sahibi yalnız Cenab-ı Hak`tır. Kimse kendisini bir şey yapıyor sanmamalıdır. Asıl amaç, Cenab-ı Hakkın rızasıdır."

    "... Muhterem kardeşlerim... Herkese Refah , Milli Selametçilerin davasıdır.."

    "... Bakınız bir gün bayraklar tepeye dikildiği zaman, bu Millet Meclisi’nde en az 150 Milletvekili demektir. MİLLİ SELAMET, 150 MİLLETVEKİLİ ÇIKARDIĞI ZAMAN İSE, HER İŞ BİTMİŞTİR.."

    "Cenab-ı Hakkın bir kula olan en büyük nasiplerinden birisi de, ona inanç vermesi ve o inandığı yolda çalışmayı nasip etmesidir.[2]

    Evet;

    a- Milli Selamet’in REFAH`a dönüşeceğini,

    b- Refah’ın 150’den fazla milletvekili ile Meclis’e gireceğini,

    c- Ve ondan sonra zulüm ve sömürü döneminin tarihe gömüleceğini, tam 20 yıl öncesinden sezip, söyleyebilen,

    ç- Yaptığı bir duada, Nizam, Selamet, Refah, Fazilet ve Saadet isimlerini birlikte ve sırası ile zikredip, basiret ve ferasetiyle yıllar sonrasını görebilen,

    d- Sadece parti bazında ve ülke sathında değil, tüm dünya çapında plan ve projeler üretip, onları adım adım uygulayabilen bir kutlu komutana sahip olmak..

    Bir dava eri için, bundan daha büyük bir müjde ve mutluluk düşünülür mü?

    "O GÖRÜNMEYEN BAŞKA BÜYÜK TANKLARIN DA" cepheye sürüleceği ve Allah`ın vaad ettiği kesin zafere gidileceği günlerin çok yakın olduğunu hissedip heyecanlanmamak mümkün mü? Bazen bir insanı en iyi tanıtan onun için yazılan saf ve sade satırlardır.

    İstanbul Teknik Üniversitesi’nin "arı" amblemli albümünde yer alan ve sınıf arkadaşlarının şaka ile karışık bir samimiyetle, Erbakan hakkındaki görüşlerini yansıtan şu cümleler, Hoca’yı ne kadar güzel ve ne kadar mükemmel anlatmaktadır:

    "Necmettin Erbakan...

    Sofudur, dindardır, çalışkandır.

    Proje ve raporları geniş izahlıdır.

    Herkesin bir sahifede bitirdiği mevzuyu, o kırk sahifede hülasa eder (özetler). Kendisine "civata nedir?" diye sorarsanız, bunun izahına demir filizlerinin (maden ocaklarından çelik fabrikalarına) naklinden başlar..."

    Evet, cıvatanın izahına "demir filizlerinden" başlamak...

    Yani, sorunların temeline ve kökenine inmeye çalışmak.

    Yüzeysel çözümlerle ve pansuman tedbirlerle, toplumu oyalamamak

    Sıkıntıların sürüncemede kalmasına razı olmamak...

    Sosyal, ekonomik, siyasi ve ahlaki bütün hastalıkların, önce gerçek mikroplarını üreten bataklık düzenini kurutmaya çalışmak...

    İnsanlık bünyesine kanser uru gibi yerleşen siyonist unsurundan, mazlumlar dünyasını temize çıkarmayı amaçlamak...

    Dıştaki şer güçlere... İçteki şeytani çevrelere ve daha içteki münafık kahpelere karşı, tek başına başlattığı haysiyet ve hürriyet mücadelesini başarıyla sonuçlandırmak...

    İşte Erbakan budur..

    Onunla vuruşan kaybedecek, onunla yarışan yenilecektir...

    Zira, arslanların, sırtlanlara yenildiği nerede görülmüştür.[3]

    Seni özlüyoruz, ey saadet müjdesi

    Sizin gölgeniz bile masonların gövdelerinden çok ağırdır şüphesiz... Ama yine de, hiçbir şeyin tadı tuzu olmuyor Sen’siz... Sen’siz Meclis monoton ve renksiz... Sen’siz siyaset alımsız ve ahenksiz... Sen’siz sohbetler ve seminerler zevksiz... Seninle uğraşanlar hem sorumsuz, hem seviyesiz... Velhasıl sensiz her şey yavan ve sevimsiz...

    Çok özletme, hasretle yollarını gözletme, gel artık... Milletin, memleketin başına geç artık... Masonlara inat, medyaya inat, münafıklara inat... Yeniden başlasın seferlere ve zaferlere göç artık...

    Gel ki, aslanın istirahata çekildiği ortamda, yaban arıları, kendilerini sultan Süleyman zannetmesinler..

    Gel ki, baş pehlivanın boş bıraktığı siyaset minderinde boğuşan masoncuklar, kendilerini şampiyon ilan etmesinler..

    Gel ki, mahalle köprüsüne taş taşıyan kalfalar, kendilerini Selimiye Mimarı Koca Sinan görmesinler..

    Sen, barış ve bereket toplumuna ve gönül yolcularına “Pir” gibisin... Sen milyonların başındaki “bir” gibisin... Sen, gözlendikçe gizlenen “sır” gibisin...

    Senin projelerine başkalarının akılları değil, hayalleri bile yetişemiyor. Senin çözdüğün problemlerin, başkaları denklemini dahi bilemiyor. Senin, siyonizmi sindirecek ve tüm insanlığın huzura ve hürriyete erdirecek siyaset ve stratejilerini uygulamaya değil, anlamaya bile başkalarının beyinleri kafi gelmiyor..

    Niye tüm şeytanlar sana karşı birleşmiştir?... Niye tüm düşmanlar sana karşı kenetlenmiştir?.. Niye tüm Firavunlar, Nemrutlar sana karşı savaş ilan etmiştir?.. İşte bunun için...

    Niye tüm mazlumlar senin yanındadır... Niye mü’min milyonlar senin safındadır... Niye iz’an ve insaf ehli insanlar sana hayrandır. İşte bunun için...

    Adetullah asla değişmeyecek... Adalet-i İlahi mutlaka yerine gelecektir. İşte buna dayanarak diyoruz ki,

    Senin düşmanların yenilecek, dostların sevinecektir.

    Nankörlerin ve hainlerin dökülecek, sadıkların seçilecektir.

    Zira, yegane kuvvet ve kudret sahibi, mü’minlere olan sözünü mutlaka yerine getirecektir.

     

    Bu sevgi ve samimiyetimizde bizi hayalcilikle ve aşırı gitmekle suçlayanlara bir dörtlükle cevap verelim.

     

    Başkaları "sıradanı" sultan ederler.

    Biz sultanı sevdik, hep tan ederler.

    Bakla ile büyüyen, baklavadan anlamaz

    “Kuru hamur yedi” diye bühtan ederler.

     

     

    Halıdere’mizin bilinçli ve birikimli Belediye Başkanı Adnan Küçüközer’in bir toplantı sırasında yaptığı samimi ve seviyeli konuşmanın metni:

    Cenabı Hakk’a sonsuz şükürler ederek başlıyorum.

    Çağımızın en büyük dava ve devlet adamı

    Milli Görüş davamızın kutlu komutanı

    Beklenen adil bir medeniyetin, asıl ve asil mimarı

    Çok Aziz ve Muhterem Hocam.. Ellerinizden öpüyorum.

    Saygıdeğer Genel Başkanım...

    Çok kıymetli kurmaylarım...

    Bereketli ve becerikli Belediye Başkanlarım…

    Cefakâr ve vefakâr il Başkanlarım...

    Ve tüm dava arkadaşlarım: Hepinizi hürmetle ve muhabbetle selamlıyorum.

    Aziz Hocamın ve değerli kurmaylarımın huzurunda, dersini tekrar eden bir talebe olarak ve kürsüye çağrıldığım için, konuşuyorum...

    Bizim için en büyük şans ve şeref; bu güne kadar, bu en haklı ve hayırlı davada sadık ve sağlam kalmamızın lütfedilmiş olmasıdır.

    Siyonizmin temsil ettiği şeytani cephede değil de, Erbakan Hocamızın üstün liderliğindeki Rahmani cephede bulunmaktan…

    Ve inanıyoruz ve umuyoruz ki, oldukça yaklaşan büyük zafer bayramına birlikte ulaşmaktan...

     Ve Halık’a tazim ve hürmet, mahlûka ise hizmet ve merhamet yolunda koşmaktan daha büyük nimet ve fazilet arayanlar, aldanmıştır ve hüsrandadır.

    Siyonist şeytanların ve işbirlikçisi şarlatanların; Erbakan ve Saadet korkularının, elbette bir nedeni vardır: O da, Milli Görüş’ün, mevcut zulüm ve sömürü saltanatlarını yıkacak; ülke ve dünya çapında organizeli ve projeli tek hareket olmasıdır.

    Bizim için bir nevi saflaşma, ama onlar için hesaplaşma sayılan bunca tahribata rağmen; hala Saadet Partisini, Erbakan Hocasının güdümünden...

    Ve Hz. Adem’den beri süregelen dosdoğru çizgisinden koparmaya çalışmaları...

    Ve bu şeytanlıklarına, maalesef bazı gafil taşeronlar da buluyor olmaları... Her zamankinden çok daha dik durmamız ve dikkatli olmamız gerektiğini hatırlatmaktadır.

    Bunca yıldır “Dava” diye boşuna yorulmuşuz... Artık “tava ve pilav nerdeyse biz orada oluruz” diyerek AKP’lileşenlerin; Maalesef Kıbrıs Türklerini de etkileyip yanlış yönlendirerek kendilerine benzetmeleri ve:

     “Toprak verip ekmek alıyoruz... Devletten vazgeçip servete konuyoruz” diyebilecek seviyeye getirmeleri; Milli Düşüncenin ve Erbakan Gerçeğinin, önemini ve gereğini daha bir ortaya koymaktadır.

    Aziz Hocam

    “Onları sana bakar görürsün, oysa onlar görmezler”[4] Ayetinde vurgulandığı gibi:

     Pek çok kişi uzun zaman yanınızda ve yakınınızda bulunmalarına rağmen; ferasetsiz, basiretsiz ve nasipsiz olduklarından gerçekleri görmüyor, anlamıyor ve nankörlük ediyorlar. Utanmadan hıyanet ve hakarete yöneliyorlar.

    Biliyoruz ve bekliyoruz ki:

    Bakara:249. ayetinde buyrulduğu gibi Allah’ın izniyle

    “Çok az ve zahiren zayıf topluluklar, nice (güçlü sanılan) kalabalıklara galip gelmiştir. Çünkü Allah; (çoğunlukla, süper güç sanılanla, BM, NATO ve IMF’ye dayananlarla değil, Hakta ve hayırda) sabredenlerle beraberdir..

    Ve Allah kiminle beraberse, sonunda mutlaka onlar kazanacak ve kârlı çıkacaktır.

    Aziz ve Muhterem Hocam,

    Varlıkta-darlıkta, rahatlıkta-sıkıntıda her halükarda, davamızda sağlam, biat ve itaatımızda sadık kalacağımıza söz veriyor, bu sözümüzde sabit durmamız için dualarınızı bekliyor, hürmetle ellerinizden öpüyorum.

    Hepinize tekrar en derin saygılarımı sunuyorum...

     

    Gönül taşı mı, beyin taşı mı?

    Nuh Gönültaş, 10 EKİM 2004 tarihli Tercüman’da “Hoca koltuğunu, Fatih’e bırakmadan asla çekilmez” başlıklı, kendi hayalini hakikat gösterip, Milli Görüşçüleri Erbakan Hoca’ya karşı kışkırtan bir yazı yazmıştı… (Veya malum ve mel’un güçler böyle ısmarlamıştı.)

    Mehmet Bekaroğlu’nun istifasını, “Erbakan’ın duyarsızlığına” bağlamış ve ayarsızlığını böylece ispatlamıştı.

    Dinime küfreden bari Müslüman olsaydı… Keşke bunlar Erbakan’ın bin de biri kadar ülke sorunları ve milli sorumlulukları konusunda duyarlı ve tutarlı davransaydı…

    O Erbakan ki; bütün dış güçlere ve hain işbirlikçilere rağmen:

    ·   Türkiye’de maddi ve manevi kalkınma hamlesini başlatmış

    ·   Kıbrıs Barış harekatının başlatılmasını ve başarılmasını sağlamış

    ·   IMF’den borç dilenmeden yerli imkanlarla denk bütçe yapmış

    ·   D-8’ler gibi dünyayı değiştirecek tarihi oluşumlara imza atmış

    Ve bütün siyonist şeytanların ve şer odaklarının uykularını kaçırmıştır.

    Ve hala patronlarınızın ve sizin gibi piyonların korkulu rüyasıdır ki; O’nu devre dışı bırakmanın hesapları yapılmaktadır.

     

    Erbakan öylesine duyarlı ve değerli bir insandır ki, sizin gibiler onun döneklerini ve döküntülerini bile baş tacı etmek için yarışmaktadırlar.

    Milli Görüş artığı T. Özal’ı Cumhurbaşkanı, Korkut Özal’ı ise AKP’nin baş danışmanı yapmadınız mı?

    Eski MSP’li Sanayi Bakanı ve Milli Görüş kaçkını Abdülkerim Doğru’yu MÇP’nin genel başkanlığına oturtmadınız mı?

    Milli Görüş’ün onurlu yükünü sırtından atan ve kaytaran Recep T. Erdoğan’ı başbakanlığa taşımadınız mı?

    “Duyarsız” olan siz misiniz, yoksa Erbakan mı?

    Söyleyin bakalım,

    Bu saydığım isimler, çok yüksek meziyetlerinin mükafatı olarak mı, o makamlara hazırlanmışlardır?

    İnsan, en azından patroniçesinden utanmalı ve ibret almalıdır. Nazlı Hanım da, sizin gibi yıllarca Erbakan’a saldırmak için eski Tercüman’da fırsat kollamıştı… Ama sonunda, bir ömür boyu hizmet ettiği mason ve patronlar, suyu sıkılan soğan gibi, Ilıcakları dışlamış ve ekmeğe muhtaç bırakmışken… Yine Erbakan kendisine yakışan büyük olgunlukla ve duyarlılıkla onlara sahip çıkmış, milletvekili yapmış ve yeniden adam sınıfına katmıştı…

    Senin de, bir gün Erbakan’a muhtaç olmayacağını sanman ne büyük yanılgıdır...

    “Sakın yükseklere tükürme, dönüp yüzüne düşer” atasözünü hatırlatmanın tam zamanıdır…

    Ey Nuh Bey... Edep, herkesten önce edebiyatçılara gereklidir. Edebin ilk şartı ise haddini bilmektir.

    Kafandaki paslardan ve kalbindeki taşlardan kurtulmaya bak… Biliyoruz, gönül taşını düşürmek, böbrek taşını düşürmekten daha zordur… Ama yine de duamız, bunlardan kurtulmanızdır.

    “İslamcı yapılarda liderin, hiçbir zaman hatalı bulunması söz konusu olamaz” iddianız ise, tamamen yanlıştır ve iftiradır…

    Eğer; “İslamcı yapı” diye; Kur’ani esaslardan kaynaklanan yapılanmayı,

    Veya; İslami ve insani sorumluluklar çerçevesinde oluşan teşkilatlanmayı kastediyorsanız:

    a-                      O halde sizin sorununuz inancımız iledir ve saldırınız, Erbakan bahanesiyle bizzat İslam’a yöneliktir.

    b-                      Hem bu iddia İslam’a yapılan bir iftira ve hıyanettir. Çünkü İslam yönetiminde, çağdaş örneklerinin bile ötesinde demokratik ve laik bir anlayışı içermektedir.

    c-                      Hem tavrınız bütün Müslümanlara yapılmış bir haksızlık ve hakarettir.

    d-                      Hem İslami duyarlılığı olan oluşumlara duyulan gizli bir nefretin alametidir.

    Çünkü hiçbir gereği ve ilgisi bulunmadığı halde, Erbakan’a sataşırken “İslamcılığa” da saldırmanız, kendinizi ele vermektedir.

    e-                      Kaldı ki Milli Görüş “İslamcı” değil, “İnsancıl” bir harekettir. Bu gerçeği her platformda ifade etmektedir.

    “…Bu çağda yaşanan her olay için İslam tarihinden benzeri bir örnek bulmada ve yenilgilere kılıf uydurmada üstlerine yoktur…” buyurarak karnından konuşan ve kinini kusan Nuh Gönültaş Bey…

    Evet, makul ve makbul şartları taşıyan bir lidere, haklı ve hayırlı işlerinde itaat:

    ·  Kur’an’ın çok kesin bir emridir

    ·  Hz. Peygamberin ısrarlı tavsiyesidir

    ·  Üstelik aklın ve siyasi ahlakın da gereğidir.

    Ve Müslümanlar elbette ve her girişiminde:

    ·  Kur’anın hüküm ve hikmetlerini

    ·  Elçinin sünnetini ve sahabenin hattı hareketlerini

    ·  Raşit halifelerin hükümetlerini ve hizmetlerini

    ·  İslam ve insanlık tarihindeki ibretli hadiseleri ve neticelerini

    ·  Büyük bilginlerin eserlerini ve prensiplerini kendilerine örnek alırlar…

    Bundan niye gocunuyorsunuz ? Yoksa böylesi hayırlı hareket ve şahsiyetlere düşmanlık yapanların başına gelenlerin; sizi de kuşatmasından mı korkuyorsunuz?

    “Yürüme bandında yürüyüp duruyorlar, bu yüzden hiç mesafe alamıyorlar…” diyorsunuz…

    Acaba siz, gerçekten Milli Görüş’ün başarılı olmasını istiyor ve bu yüzden geri kalmasına mı üzülüyorsunuz?

    Yoksa bir AKP’li milletvekilinin ABD dönüşü yaptığı açıklamaya göre:

    “Erbakan’ı siyaseten öldürüp gömdük, ama yetmez… Üzerine beton dökmemiz lazım” diyen üst düzey Yahudi Lobisi yetkililerinin itiraflarıyla, Erbakan’ın değil kendisinden, hatta gölgesinden bile korkuyor ve kurtulmaya mı çalışıyorsunuz?

    Sizlerdeki ve sizleri besleyen siyonist merkezlerindeki bu Erbakan tedirginliği nedir?

    Yoksa yaklaşan büyük devrim ve değişimin öncü gerginliği midir?

    Bu Mehmet Bekaroğlu gibi bîkararlara hep sahip çıkmanız, gerçekten bunlara duyduğunuz muhabbetten midir, yoksa Erbakan’a karşı taşıdığınız husumetten midir?

    Erbakan Hoca’nın:

    “Günde 30 Milli Gazete satılan Molla Fenari köyünde SP yüzde 48 oy almıştır” şeklindeki tespit ve tavsiyelerine, Mehmet Bekaroğlu gibileri aklı yatmadığı için… Ama sizler anladığınız için karşı çıkmakta ve kendinizce alay konusu yapmaktasınız… Marazlı ve garazlı medyanızla, Firavunun sihirbazları gibi, halkın gözünü boyamanıza karşı, tek başına mücadele veren Milli Gazete’nin özgül ağırlığının siz de farkındasınız… En azından patronlarınıza sormalısınız…

    “Erbakan kendi koltuğuna oğlu Fatih Erbakan’ı oturtmadan çekilmez” kanaatini, daha doğrusu kehanetini ileri sürmektesiniz.

    Hoca’nın kendi yerine Fatih’i aday göstermek gibi zerre kadar bir gayreti olmadığını sizler de bilirsiniz. Ama “böyle yapmak istiyormuş” havasını da bile bile verirsiniz.

    Bu kendi uydurduğunuz sırıtan senaryoya “Hoca’nın bir bildiği vardır” diye uyacak Milli Görüşçüler ise;

    “Yıllar sonra bile gerçeği anlamaktan aciz olduğundan, hala Erbakan’dan ayrılmayan zavallılar” şeklinde ima ederek karalayıp kışkırtıyorsunuz… Bekaroğlu gibi kaytaranlar ise, “gerçeği anlayan kahramanlar” gibi takdime çalışıyorsunuz…

    Azınlık hakları diye öz vatanımızı parçalamak… Zina suç olamaz diye karımızı kızımızı pazar malı yapmak… Küreselleşme tuzağıyla insanımızı siyonist ve emperyalist güçlere köleleştirip paryalaştırmak isteyen AB aşıkları ve ABD uşakları Erbakan’ı anlayamaz ..

    Erbakan’dan kopanların milli gömleğini çıkarıp başlarına kirli Amerikan çuvalı geçirildiğini… Karısını Yunan’a, gelinini İtalyan’a öptürmekle değişimci ve ilerici geçindiğini fark edemeyenler, feraset ehli sayılmaz

    Erbakan’a her ne hikmetse siyonistler, emperyalistler, faşistler ve komünistler karşıdır

    Faizciler, IMF’ciler, rantiyeciler ve kan emiciler karşıdır...

    Mason Locaları, münafık moon hocaları, mafya babaları ve medya baronları karşıdır…

    Din istismarcıları, devrim yobazları, Kıbrıs kumarbazları ve kadın pazarlayıcıları karşıdır

    Amerika’yı tanrılaştıran soytarılar, Avrupa’ya tapınan soysuzlar ve Atatürk’ü tabulaştıran istismarcı sahtekârlar, Erbakan’a karşıdır.

    Ama bu kutlu kervan yine de yürümekte ve mutlu sona yaklaşmaktadır…

    Ve herkes, kendi sütüne yakışanı yapmaktadır.



    [1] Tek adam Erbakan, Nizam Yayınevi 1974 sh. 19

    [2] Erbakan diyor ki MSP Yayınları. Sh. 64-91

    [3] Sırtlan: Leş yiyen kedigillerden bir vahşi hayvan

    [4] Araf-198

     

    Bu Haber 2322 defa okunmuştur.
    Dost Siteler...
    www.millicozum.com
    www.necmeddinerbakan.net

 
Yorum Ekleyin
Yorum eklemek için üye olmanız gerekmektedir.
 
Telif Hakkı: Prof. Dr. Necmettin Erbakan - NecmettinErbakan.Net, Necmettinerbakan.org | Milli Çözüm Dergisi | AhmetAkgul.Net | MealiKerim.com | İLETİŞİM |RSS