• ERBAKAN HOCAMIZIN İHLAS SURESİNİN TEFSİRİNİ YAPTIĞI HİKMETLİ RÜYA

    ERBAKAN HOCAMIZIN İHLAS SURESİNİN TEFSİRİNİ YAPTIĞI HİKMETLİ RÜYA

    02 Şubat 2020

     
    | Devamı

    ERBAKAN HOCAMIZIN

    İHLAS SURESİNİN TEFSİRİNİ YAPTIĞI HİKMETLİ RÜYA

            

    FATMA BETÜL ERİŞKİN / 30.01.2020 / KONYA

            

    Rüyamda: Daha evvel Aziz Erbakan Hocamızın, İhlas Suresini okudukları gölün kenarında oluyorum. Yanımda da farklı farklı, sayısız hayvan; her çeşit kuştan tırtıla, aslandan su aygırına kadar, daha evvel gördüğüm görmediğim sayısız hayvan, Milli Çözüm’e gönül vermiş bütün kardeşlerimiz de oluyorlar. Sanki o günkü rüyadan hiç uyanmamışım veya aynı rüyaya kardeşlerim de dâhil olmuşlar gibi oluyor. Erbakan Hocamız kardeşlerimizden birine önce Fatiha Suresinin daha sonra da İhlas Suresinin metnini okuttular ve: "Fatiha Suresine daha sonra uzun uzun bakacağız inşaallah. Bugünkü konumuz İhlas Suresidir. Daha evvel İhlas Suresinin girişini yapmış, irili ufaklı tüm canlıların, yetmez canlı cansız tüm varlıkların, bilerek veya bilmeyerek nefes alan tüm insanların aslında lisan-ı hâl ile veya doğrudan, O'nu hamd ile tesbih ettiklerini ve maddi manevi tek kurtuluşun ancak O'nu bilmek, O'nu tanıyıp teslimiyet göstermek ve O'na hamd ile secde etmekle gerçekleşeceğini söylemiştik. Ahmet (Akgül) geçen gün sohbette (İhlas Suresini) çok güzel anlattı. Fakat konunun önemi, surenin değeri o kadar büyük ki, herkesin sureyi anlayabildiğinden, herkesin surenin kendisine ne kattığını öğrenip bunu söyleyebilecek hale geldiğinden emin olmak istedik. Çünkü İhlas Suresi, mana ve önem açısından çok zengin, çok derin ve çok kıymetlidir. “Allah’ın ayetlerinden manası ve önemi az olan var mıdır Hocam?” dersen; hayır, yoktur! Kur’an’ın her ayeti, ayrı ayrı tüm evrenin ve içindekilerin kurtuluş reçetesidir. Tüm evreni ve içindekileri var eden, varlığından haberdar eden, her bir yarattığına ayrı ayrı ilham eden, yarattıklarının her türlü ihtiyaçlarını vaktinde, eksiksiz ve karşılık beklemeden gideren O'dur! O halde, sizi O'na secde etmekten, O'na ibadet ve kulluk etmekten alıkoyan nedir? Tüm bu nimet ve güzellikleri yaratan Rabbinize karşı sizi, lâkayt, samimiyetsiz ve vurdumduymaz eden nedir? O'nun emirlerine karşı gelerek, O'nun yasaklarını çiğneyerek ne yapmaya çalışıyorsunuz? Ve O'nun karşı koyulamaz gücü karşısında siz neyinize güveniyorsunuz? Bu gaflet ve cehaletle nerelere savruluyorsunuz? Oysa, tüm bu evreni, muhteşem güzellikte yaratan O'dur. Yarattığı evrene yaşama, biçim ve kuralları koyacak olan da O'dur. Hazır mısınız? Her birinizi kurtaracak, dünya ve ahiret saadeti verecek o ayetle söyleyerek başlayalım mı?

    1- (Ey Resulüm, “Allah’ın nasıl bir varlık olduğunu bize açıkla” diyenlere) De ki: “O Allah, birdir. (Eşi, dengi, benzeri, şeriki, yardım edicisi, ihtiyaç hissettiği, öncesi, ölmesi, acizliği, eksikliği, bilgi yetersizliği ve beceriksizliği asla bulunmayan tek ve gerçek İlah’tır.)”

    ● O, birdir; bölünüp dağılmaktan ve parçalara ayrılmaktan münezzeh olandır!..

    ● O, birdir; O’nu sevmen, O’nu birlemen, seni dünyada izzete, ahirette cennete taşıyacaktır...

    İhlas; samimi olmak, içtenlikle bağlanmak demektir. Rabbine, bu surede anlatıldığı şekilde inanan kişi, artık tevhit inancını tam anlamıyla benimsemiştir. Tevhit inancını benimseyen kişiyse dünyada gevşekliğe ve ümitsizliğe düşmez, ahirette de cehennem ateşini görmez ve üzülmez.

    İhlas; yalnızca Allah’a kulluk etmek, O’nun emirleri ve yasakları doğrultusunda yaşamaktır. Müslüman olmanın gereği olan yalnızca Allah’a kulluk etmekse; Adil Düzen projeleri tam da İhlas Suresinden esinlenerek tasarlanmıştır. Zira hiçbir alanda Allah’tan başka hiçbir güce, makama, mevkiye bel bağlamamak; kula kul olmamak, güvenip dayanmamak ve hiçbir makam ve odaktan hiçbir kişi ve güçten korkmamak; işte bunlar Adil Düzen’in şiarı ve hedefi, İhlas Suresinin de gereğidir. Yalnızca Allah’tan korkar, yalnızca bir olan, Tek olan Allah’a dayanır ve yalnızca O’nun kurallarını yeryüzüne hâkim kılarak kurtulabileceğimize inanırız.

    Mekkeli müşrikler, her zamanki hadsizlikleriyle, Efendimize gelerek: “Bize Rabbinin soyunu anlat!” talebinde bulunmuşlardı. İhlas Suresi, bunun üzerine nazil oldu. Araplar, bir yabancıyı tanımak istediklerinde, onun nesebini sorarlardı. Çünkü onlarda bir kimseyi tanımanın ilk şartı, nesebinin kimlere eriştiğinin ve hangi kabileden geldiğinin açıklanmasıydı. Bunların arasında, Rabbimizi gerçekten öğrenmek, gerçekten O’nu tanımak için soranların yanı sıra, Efendimizi zor durumda bırakacaklarını zannederek, Allah’ın varlığını delilleriyle ortaya koyamayacağını düşünüp, hastalıklarını kusanlar da vardı. Fakat bunlar, İhlas Suresinin inzaliyle, neye uğradıklarını şaşırmışlardı!

    Zira surede “O, Birdir!” denilmesi; yalnızca sayı olarak 1’dir manasında değildir…

    “O, Birdir!”; ortağı, yardımcısı, destek aldığı yoktur manasındadır.

    “O, Birdir!”; bölünüp dağılmaz ve parçalara ayrılamaz manasındadır.

    “O, Birdir!”; gerçeği kabul edildikten sonra; “Doğrudur ama Allah, her hususta ve her zaman bir ve tek değildir. Bazı konularda ve durumlarda başka bir yerden, başka bir güçten de yardım almamız gerekir!” denilemez. İşte bu en yaygın şirktir.

    “O, Birdir!”; O’nun yanında ikinci bir İlah bulunması imkânsızdır, akıl dışıdır. Dolayısıyla, her konuda O’nun söylediği her şey kesin kuraldır. “Ama, şimdi değil, şartlar uygun olursa O’nun hükümleri gözetilmelidir…” demeden, hemen iman ve itaat etmelidir.

    “O, Birdir!”; benzeri ve ortağı yoktur. O halde, her şart ve soruda O’nun söylediğine başvurur, yine O’nun söylediklerini emir telakki ederiz. Çünkü Tevhit; kulun sonunun başlangıcına benzemesidir. Bu beden kalıbına girmeden önce hangi şekildeyse, yine öyle olabilmektir.

    Tevhit; kişinin yalnız kaldığı (Allah’tan gayrısını aradan çıkardığı) bir makamdır.

    Tevhit; iyiliklerle kötülüklerin çarpışmadığı, kendi içinde savaş ve cenklerin olmadığı bir makamdır.

    Tevhit; bilginin ve cehaletin geride bırakılıp, merhale atlanan ve gerçek huzura ulaşılan bir derece olmaktadır.

    Tevhit; bütün mekânın ve mahlûkatın Hak varlığında yok olduğu bir makamdır.

    Rabbimiz buyurur: “(Her şeyi böyle yoktan) Yaratan, hiç(bir şey) yaratamayan gibi midir? Artık öğüt alıp-düşünmez misiniz?” (Nahl Suresi: 17’nci ayet)

    Bu, Rabbimizin hiç yoktan yaratma ve dilediğini meydana getirip oluşturma delilidir. Allah, tüm varlıkların yaratıcısıdır. O’nun yaratma fiilinin dışında oluşan hiçbir varlık yoktur. Hâl böyleyken, yaratılmışlardan herhangi birinin O’nun ortağı olması mümkün müdür? Öyleyse sen, Allah’a neleri, kimleri, hangi şart ve zamanlarda ve hangi gereksinimlerle ortak koşuyorsun? Emirlerinin karşısında, kimlerin emir ve görüşlerine önem ve öncelik veriyorsun?

    “Eğer her ikisinde (göklerde ve yerde) Allah’tan başka ilahlar olsaydı; ikisi de fesada uğrayıp (çoktan bozulur giderlerdi). Arş’ın Rabbi olan Allah, onların yakıştırmalarından Yücedir.” (Enbiya Suresi: 22’nci ayet)

    Tevhit; Allah’ın kâinatı büyük bir nizam içinde sağlam ve eşsiz yaratmasının bir delilidir. Düşünün ki; bu akılsızların iddia ettikleri gibi, 2-3 veya daha fazla ilah olsaydı ne olacaktı? Aralarında ihtilaflar oluşacak, biri kar yağdırmak isterken, diğeri dolu diye tutturacaktı… Bir diğeri yağmura çevirmeye kalkışacak, en sonunda ilki iyice kafayı bozup güneşi açtıracak, kışın ortasında yaz, yazın ortasında kış yaşanacaktı. Yetmez, birbirleriyle her tartıştıklarında büyük bir afet ve zelzele veya toplu bir felaket ortaya çıkacaktı. Şimdi, sonsuz merhametiyle Bir Tek olan Rabbimize sımsıkı sarılır ve “Ya Rabbi, iyi ki bunlar yalan, dolan ve sahteymiş. İyi ki tek doğru ve tek gerçek olan Sensin. Ve yine iyi ki bizleri var ettin, Varlığından haberdar ettin.” O hâlde ya Rabbi, aşkınla gönlümüzü bikarar eyle! Yani Sana kavuşmak ve rızanı kazanmak hususunda, kalbimiz sürekli çırpınsın ve heyecanlansın. Bizi bize, bizi Senden başka hiçbir şeye bırakma.

    “De ki: “Eğer dedikleri gibi Allah'la beraber başka ilahlar da bulunsaydı, o takdirde hepsi Arş’ın sahibi olmaya yol ararlardı. (Ve aralarında hâkimiyet yarışı başlardı.)” (İsra Suresi: 42’nci ayet) Bu ayet de; Cenab-ı Hakkın hâkimiyet üstünlük delilidir.

    “Allah, hiçbir çocuk edinmemiştir ve O'nunla birlikte hiçbir ilah yoktur; eğer olsaydı, o zaman her bir ilah elbette kendi yarattığıyla baş başa kalırdı ve (ilahlar) birbirlerine karşı üstünlük sağlamaya kalkışırdı (ve âlemler fesada uğrardı). Allah, onların nitelendiregeldiklerinden Yücedir.” (Mü’minun Suresi: 91’inci ayet) Az evvel söylediğimiz gibi, birden çok ilah olduğu takdirde çekişme ve üstün olmaya çalışma olacağının delilidir. Görüldüğü gibi tüm bunlar, Allah’ın birliğine birer işaret ve belgedir. O’nun sonsuz kudreti, tek başına tüm var ettiklerini, eksiksiz bir şekilde yaratır ve yönetir. O halde her konuda, bütün kâinatı yeryüzündeki mahlûkatı idare buyurma, bunlarla ilgili ve gerekli kanun koyma hakkı ve bu kanunların uygulanmaması halinde hesap sorma ve cezalandırma hakkı, yine O’na aittir.

    “Ahad” sıfatı Allah’a nispet edildiğinde, O’nun birliğini, tekliğini ve eşsizliğini ifade eder.

    O, Zatında ve Sıfatlarında, eşi ve benzeri olmayan tek varlıktır. Ahad, Allah’ın Zatı bakımından, Vahid ise Sıfatları bakımından “Bir” olduğunu gösterir. “Ahad” ve “Vahid”, “Ezeliyet ve Ebediyet” manalarını da ihtiva eder. Her ikisi de Allah’ın sıfatları olarak hadislerde geçmektedir.

    2- “Allah, Samed’dir. (Her yaratığın Kendisine muhtaç bulunduğu şekilde, sonsuz ve kusursuz zengin olandır. Hiçbir şeye, hiç kimseye ve hiçbir şekilde asla ihtiyaç duymayandır, ama her şey O'na muhtaçtır.)” Rabbimiz, bütün bu muazzam işleri yaparken, kimseye muhtaç değildir. Çünkü O Samed’dir!

    Samed; her hususta ve her sıkıntıda Kendisine başvurulan, sığınılan, emri ve müsaadesi olmadan hiçbir iş yapılamayan, mutlak itaat edilen olduğu halde Kendisi kimseye muhtaç olmayan; yemeyen, içmeyen, iç boşluğu olmayan, eksiksiz, gediksiz demektir. Kemâlin zirvesinde bulunan, şahlar şahı anlamındadır.

    Samed sıfatının gereği; “Canlıların ihtiyaçlarını an be an gönderen, biriktirmeden ve geciktirmeden veren” demektir.

    3- “O, (asla ve hâşâ çocuk) doğurmamıştır ve (bir anadandoğmamıştır. (Allah C.C. böyle eksiklik ve acizliklerden uzaktır).” Allah ne doğurmuş, ne de bir evlat edinmiştir. Onun ne oğlu, ne de kızı vardır. Bütün Kemâl sıfatlarıyla muttasıf olduğu gibi, noksan sıfatlardan da uzaktır. Anlaşıldığı gibi ayetin bir kısmı, Allah’a evlat nispet edenlerin hepsini reddeder.

    İhlas Suresi: 'Üzeyir Allah'ın oğludur' (Tevbe Suresi: 30’uncu ayet) diyen Yahudileri; “Hz. İsa, -hâşâ- Allah’ın oğludur” diyen Hristiyan kesimleri… Ve yine “Melekler, Allah’ın kızlarıdır” (Zuhruf Suresi: 16’ncı ayet) ve “Yoksa Biz melekleri dişiler olarak yaratırken onlar (hazır bulunup) şahitlik mi yapmışlardı?” (Saffat Suresi: 150’nci ayet) İddiasında bulunan Arap Müşriklerini reddeder. Bu konudaki hiçbir iddiayı kabul etmez.

    Allah, hâşâ doğmamıştır da; O, ne bir babanın, ne de bir annenin çocuğu değildir. Çünkü doğan her şey ve herkes sonradan meydana gelir. Allah ise Kadim ve Ezelidir. Evveli yoktur, ahiri yoktur. Ne doğmuş olması, ne de bir ana-babasının olması mümkün de değildir. Bu ayetle soy ve neseple ilgili bütün bâtıl iddia ve inançlar ne varsa bütün yönleriyle hepsi nehyedilir. Son ayetse bu hususu izah eder.

    4- “Hiçbir şey (hiçbir kimse ve hiçbir şekilde), O’na denk olmamıştır (ve zaten olması imkânsızdır.) Ne Zatında, ne Sıfatlarında, ne de İcraatında-Yaptıklarında, asla yarattıklarından hiçbiri O’na benzemez. Çünkü O her şeyin yegâne sahibi ve Yaratıcısıdır. Yarattıklarından O’nun seviyesine yükselebilecek, hatta yaklaşabilecek bir benzerinin olması mümkün değildir. O tüm bunlardan sonsuuz uzaktır! “Hiçbir şey (hiçbir kimse ve hiçbir şekilde), O’na denk olmamıştır (ve zaten olması imkânsızdır.)” (Şuara Suresi: 11’inci ayet)

    Şimdi gelelim her surede sorduğumuz soruya! İhlas Suresi bize ne öğretir, bize ne katar?

    A) İhlas Suresi ve tevhit akidesi; şirkten kurtarıp, sonsuz aşka ulaştırır!

    B) Dünyayla alâkayı kesip, kalbi Allah’a yaklaştırır. Dünya ve meşgalesinden uzaklaştırıp, ibadet ve taate sevk ederek olgunlaştırır!

    C) Bu surede anlatılan Celal ve Azamet Sıfatlarına kim hakkıyla inanırsa, samimiyetle ve bütünüyle tam iman etmiş olur; işte bu ihlastır!

    D) Allah’a ait sıfatların zikredilmesiyle kul, Allah’ı layık olmadığı bir şeye benzetmekten; ki bu teşbihtir, O’na ortak koşmaktan; ki bu şirktir ve O’nu inkâr etmekten kurtulmuş olur; ki bu da necattır. Bu haliyle iman edip yaşayan kimse de, cehennem azabından kurtulmuş olacaktır!

    E) İnanarak, bu sureyi okumaya devam eden, sadece Rabbine güvenip hükümlerini yerine getiren; Allah dostlarından olur. Bu surede anlatıldığı şekliyle Allah’ı bilip tanıyan kimsede, Cenab-ı Hakka karşı muhabbet oluşur. Allah dostlarının kalbinde muhabbeti olur. Bu da velayet makamıdır!

    F) Gerçek marifet makamına; Allah’ı bilme ve tanımaya, ancak bu sureyi tam anlamıyla bilmek, inanmak ve yaşamakla ulaşılır. Bu da; Marifetullahtır!

    G) İhlası bilen Rabbini bilir ve hakkıyla tanır!.

    H) İhlas Suresi; insanın gönül âlemindeki şirk ve nifak hastalıklarını giderir, tedavi eder. Bu Sure insanı “mukaşkışe”lerden (şeytani duygulardan ve kalbi hastalıklardan) kurtarır! Daha evvel Kafirun Suresinde aynı konuyu işlemiş, anlatmıştık.

    I) Efendimiz, Osman Bin Maz’un’la görüştükleri bir esnada ona İhlas, Felak, Nas Surelerini okumuşlar ve onu Allah’ın korumasına havale etmişlerdi. Ardından: “Bu surelerle Allah’a sığın. Çünkü bunlardan daha hayırlısıyla O’na sığınamazsın!” buyurmuşlardır. Bu da; “muavvize”dir (koruma altına alınmaktır).

    İ) İhlas Suresi; imanın temelidir. Efendimiz: “7 kat gökler ve 7 kat yer ‘Gul hüve Allahu Ehad’ temeli üzerine kurulmuştur!” buyururlar. “Neredeyse bundan dolayı, gökler paramparça olacak, yer çatlayacak ve dağlar yıkılıp göçüverecekti.” (Meryem Suresi: 90’ıncı ayet) İnsanların Allah hakkında tevhit akidesine aykırı sözleri sebebiyle neredeyse göklerin ve yerlerin yarılacağı ve dağların yıkılıp dağılacağı ifade edilmiştir. İhlas Suresinde yer alan tevhit akidesi ve bunun kullar tarafından inanılıp tekrarlanması, kâinatın imar olma ve korunma sebebidir.

    Bu mübarek Sure Bizce; Allah’ı anlattığı ve kalbimizi O’na bağlattığı için; “nispet”, kabir azabına ve cehennem ateşine engel olduğu için; “mânia” (engelleyici), okunurken meleklerin yanımızda hazır olmaları sebebiyle; “muhtar” (sevilip seçilen), şeytanı korkutup kaçırdığı için; “müneffire” (şeytan kaçıran), insanı şirkten arındırıp uzaklaştırdığı için; “berae” (kurtuluş belgesi), insana tevhidin özünü ve Allah’ı hatırlattığı için; “müzekkire”, insanın içini aydınlattığı için; “nur”, tevhit akidesini kabul edenlerin Allah tarafından güvende kabul edilmeleri müjdesine ulaştırdığı için; “el-Eman” isimleriyle de anılabilir.

    Efendimiz Enes Bin Malik’e şöyle demiştir: “Namaz dışında her birinizin her gece uyumadan evvel en az bir kez İhlas Suresini okumanıza engel olan şey nedir? Oysa o, Kur’an’ın tamamına muadildir!”

    Bir adam Efendimize geldi ve fakirlikten şikâyet etti. Bunun üzerine Efendimiz: “Evine girdiğinde eğer orada birisi varsa ona selam ver. Eğer kimse yoksa kendine selam ver ve bir kez İhlas Suresini oku!” buyurdular. Sehl Bin Saad diyor ki; “Adam bunu yaptı ve Cenab-ı Hak onun rızkını komşularına bile bol bol verecek kadar çoğalttı!”

    Yine Efendimiz buyuruyorlar ki: “Kim uyumak için yatağına yattığında sağ tarafına döner ve inanarak, düşünerek İhlas Suresini okursa, Rabbi ona şöyle nida eder: “Ey kulum, sağından cennetime giriver!”

    Efendimiz, bir seriyyenin (cihat seferine gönderilen birliğin) başına kumandan olarak sahabelerden birini görevlendirir. Mübarek sahabe, arkadaşlarına namaz kıldırırken, kıraatini her defasında İhlas Suresiyle bitirir. Durumu Efendimize anlatırlar. Efendimiz: “Ona niçin böyle yaptığını sorun!” buyururlar. Arkadaşları, yaptığının sebebini sorduklarında sahabe: “Bu sure, Rahman’ın Vasıflarını anlattığı için onu okumayı çok seviyorum!” der. Bunu öğrenen Efendimiz: “Ona söyleyin, Allah da onu çok seviyor!” buyururlar.

    Yine Efendimiz, bu sureyi okumayı sevdiğini söyleyen bir sahabeye: “Onu sevmek (inanarak ve anlayarak okuyup tekrar etmek), seni cennete götürür!” müjdesini verirler.

    Kur’an-ı Kerim’in en güzel, en vasıflı, en eksiksiz, en kutsal kitap olduğu ve O’nun ayetlerinin de, Allah’ı doğru anlamayı, doğru tanımayı ve Allah’a karşı kulluk görevlerimizi hatırlatmayı hedeflediği dikkate alınınca, İhlas Suresinin bütün surelerle ilişkisi olduğunu görürüz. Mesela Fatiha Suresindeki: “(Bu nedenlerle Ey Rabbimiz!) Biz (bütün mü’minler) ancak ve yalnız Sana ibadet eder (Senin buyruklarını uygular ve Yüce rızanı ararız) ve (her konuda) sadece Senden yardım diler (ve Senin avn-ü inâyetine sığınırız).” (Fatiha Suresi: 5’inci ayet) Mealindeki ayetle, Allah’ın Samed ismi arasındaki büyük ilişki dikkat çeker. Yine, İhlas Suresinden sonra gelen Felak ve Nas Surelerinde, insanlar, samediyet diye ifade edilen, Allah’ın büyük lütufkârlığından ve koruyuculuğundan istifade etmeye çağırılır.

    O halde kalkın, yine ve yeniden haykırın; “O Allah, birdir!” deyip O’na dayanın ve buna göre davranın! Haydi dağları-taşları yerinden oynatın! Her an istediğimiz o heyecan var ya, işte o heyecan, bu ayetin tam içinde bulunmaktadır… Deyin ki: “O Allah birdir!” buyurdular ve o esnada uyandım.

        

    Te’vili: İmanın temeli, tevhidin delili ve temsili olan mübarek İhlas Suresinin böylesine açık ve aydınlık tefsirini, hem de Aziz Erbakan Hocamızın diliyle ve özellikle Fatma Betül Erişkin kardeşimizin safi, samimi ve salih rüyaları vesilesiyle bizlere öğreten ve manen eğiten Yüce Rabbimiz Hz.lerine sonsuz şükürler ediyoruz. Bu sayede bizleri yüksek ufuklara ve gerçek mutluluklara ulaştıran Rabbimize nankörlük etmekten... Aziz Hocamızın ve davamızın kadru kıymetini bilmemekten yine Allah’a sığınıyoruz. Asla kulluğumuzu unutmadan, sorumluluklarımızı samimiyetle, tam gayretle ve özveriyle kuşanarak, O’nun rızasını kazanmayı ve rıdvanına ulaşmayı umuyor ve diliyoruz. Bir vücudun parçaları ve organları konumundaki Milli Çözüm’deki sadık kardeşlerimizin kıymetini bilmek, her birinin yüzü suyu hürmetine nasiplendiğimizi kabul etmek ve nefsi dürtü ve beklentilerden sakınıvermek suretiyle; Vahdet sırrını uhuvvet ve meveddet gayretiyle pekiştirmek gerektiğini de tekrar hatırlıyoruz.

    Rabbimiz Teâlâ, umduklarımıza nail, korktuklarımızı zail buyursun. Âmin.

     

















    Bu Haber 2026 defa okunmuştur.
    Dost Siteler...
    www.millicozum.com
    www.necmeddinerbakan.net

 
Yorum Ekleyin
Yorum eklemek için üye olmanız gerekmektedir.
 
Telif Hakkı: Prof. Dr. Necmettin Erbakan - NecmettinErbakan.Net, Necmettinerbakan.org | Milli Çözüm Dergisi | AhmetAkgul.Net | MealiKerim.com | İLETİŞİM |RSS