• ERBAKAN Hocamızın Hayatı Tüm Konuşmaları Cübbeli Ahmet’i(Sakalı Hüsnüleri) YALANLIYOR!

    ERBAKAN Hocamızın Hayatı Tüm Konuşmaları Cübbeli Ahmet’i(Sakalı Hüsnüleri) YALANLIYOR!

    11 Mart 2015

     
    | Devamı

    ERBAKAN Hocamızın Hayatı Tüm Konuşmaları Cübbeli Ahmet’i(Sakallı Hüsnüleri) YALANLIYOR!


    CÜBBELİ AHMET "BEL’AM"CIK’I VE MAHMUT EFENDİ YAKINLARINA UYARI!

    Haber Türk’te Fatih Altaylı’nın Cübbeli Ahmet’i aklamak ve reklamını yapmak üzere, 23 Temmuz 2009 Perşembe akşamı programa çıkarmasını ve pasveren sorularla, Ona kendisini savunma fırsatı sunmasını ve masumlaştırmaya çalışmasını; “Fatih Altaylı insafa geldi, Haber Türk hizaya girdi” sananlar yanılmaktaydı.

    — “Jet-ski sefası israf değildir.

    — Yüzme, atıcılık ve binicilik emredilmiştir.

    — Bu nedenle yüzme havuzu yaptırmak sünnettir.” Diyen Cübbeli Ahmet’e hatırlatmak lazımdı:

     



    Milletimiz fakru zaruret ve ümmetimiz esaret ve zillet altında kıvranırken, bütün imkân ve fırsatlarımızı bu zulüm ve sefaletten kurtulma yolunda harcamamızın farz-ı ayın olduğu bir dönemde; böylesine lüks ve fantezi heveslerinize sünnet kılıflı ruhsatlar uydurmanıza, Hz. Peygamber (A.S) sağ olsaydı nasıl bir tepkiyle sizleri te’dip buyuracaklardı?

    Soru: Bir vaazınızda, “Gölcük depreminde faizcileri ve fahişeleri Allah yerle bir etti. İlahi adalet hepsinin belasını verdi” cinsinden laflar etmiştiniz. Bunlar yanlış ve haksız ithamlar değil miydi?

    — Ben bu konuşmalarımda yer adı vermekten dolayı pişmanlık içindeyim. Yanlış yaptığımı kabul etmekteyim.

    Ehlisünnete göre, birisi zina üzerinde iken ölse bile, o kişiye  “kâfir gitti” denilemeyecektir. Meyhane ve kerhanede ölenler bile imanı varsa mümindir. Ama adam beş vakit namazını eda eder ve cami de ölür de, buna rağmen bir ayeti inkâr etmişse kâfir gidebilir.

    Soru: Şimdi böyle bir deprem olsa aynı sözleri yine söyler misiniz?

    — Hayır, “Her doğruyu her yerde söylemek doğru değildir”. Böyle isim ve yer belirtip insanları rencide eden ifadelerden sakınmak gerekir. O sözlerimden dolayı pişmanlık duyduğumu mahkemede de ifade etmişimdir.

    Ben bu davalar açıldığında Avrupa’daydım. “Dışarıda sarayda yatacağıma, vatanımda zindan da yatarım” düşüncesiyle Türkiye’ye geldim. Ama ben o sözleri camide cemaate söyledim. Televizyonlara ve gazete sütunlarına malzeme olacağını hiç düşünmedim. Yanlış hareket etmişim. Herkesten özür dilerim.

    Not: Öyleyse sen önce yalan-yanlış konuşup aldattığın ve manevi duygularını istismara kalkıştığın cemaatinden özür dilemen gerekmez mi?..

    Soru: Mahmut Efendi’nin yeğeninin 18 trilyonluk bir yolsuzluk davası varmış, bunlar gerçek mi?

    — Benim haberim yok. Olsa bile Hoca Efendinin yeğeni ile ne ilgisi olabilir?

    Not: Oysa bu iddia doğruysa o yeğeni Hoca Efendiyi ve cemaatini istismar ederek bu soygun ve soysuzluğu işleyebilmiştir ve elbette ilgilidir.

    Soru: Çocuk bebeklerle ilgili “şehveti tahrik ediyor, haramdır” iddialarınız olmuştu?

    — Ben bu bebeklerle ilgili bir şey demedim. Sadece ergen kadınların çıplak şeklinin yanlışlığını söyledim. Kaldı ki bunları iki sene önce söylemiştim. Hâlbuki her türlü bebek serbesttir ve bebeklere tesettür lazım değildir. Barby bebekler kimseyi de beni de tahrik etmemektedir.

    Not: Yine yalan söyleyip geri adım atıyor ve ucuz kahramanlık çıkışlarını inkâr ediyor. Oysa Barby bebekler ve bunların şehveti tahrik özelliği ile ilgili konuşmaları hala ortada duruyor ve herkes hatırlıyor.

    Soru: Mehdilik konusu ve Adnan Oktar’la ilgili tepkileriniz nedendir?

    — Onun görüşü yanlış. “100 tane hadis benim üzerime uygun düşüyor” diyerek Mehdiliğini ilan ediyor. Bu itikadi bir sapıklıktır. Mehdi her yüzyılın ilk çeyreğinde çıkar. Artık önümüzdeki Hicri yüzyılı beklemek lazımdır.

    Soru: “7 yaşından itibaren kız çocuklarınızı öpmeyin ” demiştiniz?

    — Yok, canım ben öpüyorum. Orda bir ince uyarı var, yoksa herkes kızını elbette öpebilir.

    Not: Madem öyleyse, farklılık fantezisi ve bilgiçlik gösterisiyle sonunda böyle inkâr edip yan çizeceğin ve fetva vereceğin konuları niye bol keseden atıp tutuyordun?

    Soru: Herkes sizin gibi İslami bir hayat yaşasa, siyaset ve sosyal münasebetlerden uzaklaşsa, bu doğru olur mu?

    — Hayır, böyle bir şey emredilmemiştir, yararlı da değildir.

    Kendi arabamım markasını hatırlamıyorum. Eşimin de arabası olabilir, vardır herhalde (şu kaypak ve kıvırmacı tavra bakın) onun arabasının markasını bilmiyorum.

    Not: Hanımına aldığı saat ise öyle çok pahalı sayılmazmış, 15 bin dolar abartılıymış, sadece 5 bin dolarcıkmış!? Milyon dolarlık havuzlu lüks villalarda yaşamaktaymış. Ama zamanında 500 bin dolara burasını denk düşürüp ucuza kapatmışmış!?

    İyi de bu milyon dolarları, fabrika dedikleri babasının çivi atölyesindeki kazancından oğulcağızına verdiği cep harçlıklarında mı yığmışlardı?

    Cemaatine 100 liralık altın nişan yüzüğünü günah yapıp, kendi eşlerine (sayısını kendisi açıklasın) beş bin (5000) dolarlık saat takmayı mûbah sayan bu adamlar nasıl bir vicdan taşımaktaydı?

    Soru: Kılık ve kıyafetiniz Devrim yasalarına aykırı değil mi?

    — Hayır, Biz kanunlara asla karşı gelmeyiz. Laiklik Avrupa’daki gibi uygulansa çok iyidir.

    Soru: Mevcut hukuk düzenine karşı mısınız?

    — Hayır... Atatürk özgürlükler tanımış. Çok iyi yapmış. Buhari’yi tercüme ettirmiş. Elmalı’ya Kur’an tefsirinin tercümesini yazdırmış. Ondan sonra bazı sorunlar sıkıntılar yaşanmış, ama bugün tekrar düzelip her şey aslına varmış.

    Not: Hani Atatürk Süfyan-Deccal’di? Hani “Mekke Müşrikleri taştan, şimdiki müşrikler ise betondan putlara tapardı?

    Hani Atatürk din tahribatçısıydı ve kurduğu küfür nizamını(!) savunup sahip çıkan “kıp kızıl gâvur sayılırdı?”

    Hani çarşaf yerine pardösü ile örtünenler bile “erkeğe benzediği” için lanete müstahaklardı?

    Hani şeriatın birçok hükmünü tağyir ve tahrif ederek yürürlükten kaldırdıklarını iddia ettikleriniz “dinden çıkmış insanlardı?”

    Hani Milli Çözümcüler Atatürk’e sahip çıktıkları ve saygı duydukları için sapıtmışlardı?

    Şimdi kalkıp, yazdığımız “Bizim Atatürk” kitabından yaptıkları alıntı ve aktarmalara sığınarak kendilerini aklamaya ve sinsi suratlarını saklamaya uğraşmaktaydı.

    Bütün bu konularla ilgili bugün inkâr ettikleri ve tam tersini söyledikleri, kuru sıkı iddialarını ve basit kahramanlık çıkışlarını içeren bantları ve şecere-i asılları ortaya konulmayacak; riyakârlık ve sahtekârlıkları yüzlerine çarpılmayacak mı sanmışlardı?

    Cübbeli Ahmet:

    Bizim hiçbir siyasetle işimiz ve ilgimiz olmaz. Zaten herkes rahatlıkla evinde ibadetini yapabiliyor, bundan başka ne istenir ki? Demekteydi…

    Not: Hani “katıksız şeriatçıydınız?”, hani “takvacı tarikatçıydınız?” Hani “hak ve hakikatçıydınız?” Bütün bunları istismar ve suiistimal ettiğiniz kutsal kavramlar nerede kalmıştı?

    Tekkede farklı, TV’de farklı; Mescitte ayrı, mahkemede ayrı tavır takınmak, iki yüzlülük ve münafıklığın, korkaklık ve kaypaklığın daniskasıydı!..

    Acaba ;

    ●Türkiye’mizde devam eden ve Milletimizi canından bezdiren ekonomik sorunlarımız ve çözüm yolları

    ●AKP ile daha da korkunç boyutlara ulaşan ailevi ve ahlaki sıkıntılarımız ve çare olacak programları

    ●Masonik odakların ve sabataist cuntanın siyasi ve sosyal barbarlıkları ve zorbalıklarından çıkış kapıları

    ●Kemalizmi ve laisizmi siper edinen, Türk ve İslam düşmanlarının hukuki ve idari dayatmalarını ve haksızlıklarını bertaraf etme yolundaki amaç ve hazırlıkları

    ●İsrail’in Filistin vahşetiyle, ABD’nin Afganistan işgaliyle, İslam ülkelerinin ve Hz. Muhammed (S.A.V) ümmetinin uğradığı zulüm ve sömürü belaları ve bunlardan kurtuluş planları

    Evet, imanın da, İslam’ın da, insanlığın da birinci derecede ve öncelikle giderilmesini emrettiği bu asıl ve temel sıkıntılarımızı, Fatih Altaylı niye hiç sormamış ve Cübbeli Ahmet niye fırsat bulmuşken bunlara hiç dokunmamıştı?

    Çünkü bunların böyle bir derdi ve düşüncesi bulunmamaktaydı. Böylelerinin Hakkın hâkimiyeti Batılın bertaraf edilmesi, Siyonist sömürü sermayeye köleliğin bitirilmesi gibi gayeleri ve ciddi gayretleri yoktu, olamazdı. Bunlar camide, tekkede mangalda kül bırakmayan, ama mahkemeye ve TV’ye çıkınca hemen geri adım atıp uysallaşan uyuz ve ucuz kahramanlardı.

    Siyonist sermayenin ve sabataist şebekenin hizmetindeki Haber-Türk TV’ye de işte böylesi “Bel’am”cıklar lazımdı. “Bel’am”cık diyoruz, çünkü bunlar “Bel’am”[1] bile olamazlardı… Bir soru üzerine: “Toplumla görüşme fırsatı ve mekânı olmadığını, münzevi yaşadığını, sürekli ilim ve ibadetle uğraştığını” söyleyip softalık taslamakta, ama Televizyona çıkıp reklam olmak için fırsat kollamaktaydı.

    Bekleyin, ey Millet! Cübbeli ve cemaati, çok önemli Siyonist projeler ve siyasi manipüleler için parlatılıp hazırlanmaktaydı. Eski kuklalar fazla kullanılıp yalama olduğundan, yeni kuklalar piyasaya sunulmaktaydı!?

    Cübbeli cambazının;

    “İran’la ticari ilişkilere ve işbirliğine girmek çok yanlıştır. Çünkü İran Şia itikadını ve şeriat devrimi yasalarını bize ihraç etmeye çalışmaktadır” yaklaşımıyla ABD ve İsrail’in, AKP’yi de kullanarak İran’a saldırı planlarına dolaylı fetva veren sözleri; “Ehli Sünnet taraftarlığını, Amerika’ya uşaklık ve Ilımlı İslam safsatasına taşeronluk” şeklinde yorumlayıp yozlaştırma hesaplı olduğu da sırıtmaktaydı.

    Ama umarız ki, bu şarlatanların peşine takılan safi ve samimi insanlarımız, bunların gerçek ayarını ve amacını anlayacak ve istismar edilmekten kurtulacaktı. Çünkü bir soru üzerine; “kendilerinin hiçbir okul açmadıklarını ve böyle şeylerle uğraşmadıklarını” söyleyerek, o sürekli övündükleri ve milletin zekât ve sadakalarını devşirdikleri “Kur’an Kurslarını” bile inkâra kalkışan korkak ve kaypakların, kendilerine sahip çıkamayacaklarını, artık anlamış olmaları” lazımdı.

    Allah aşkına söyleyin, 28 Şubat sürecinin şaklabanları Ali Kalkancılar ve Fadime Şahin’lerle, şimdi Cübbeli Ahmetlerin ne farkı vardı? Onlar “cahil ve cesur cambaz”lar, bunlar ise “bilgiçlik budalası madrabaz”lardı!..

    Daha önce Şeyh Mahmut Efendi Hazretlerinin tabii varisi olarak görülen iki muhterem Âlimin, oldukça şüpheli ve şaibeli şekilde hunharca katledilmesi sonucu, şimdi Siyonist ve Sabataist Haber-Türk’ün, Cübbeli Ahmet’i: “Nakşi Tarikatının veliahtı” olarak reklam ve ilan etmesi de, bu gibi manevi hizmet ve hareketleri; MİT, CIA, MOSSAD üzerinden kontrol altına almak isteyen şeytani çevrelerin, haince hesaplarını hatırlatmakta ve haklı olarak kafaları karıştırmaktaydı! Acaba...?

    Bu endişelerle, Muhterem Mahmut Ustaoğlu Hocaefendinin yakınlarının; yiyecek ve içeceğine zehir katılmak, kullandığı ilaçların benzeri tehlikeli haplar yutturmak veya uykudayken boğdurmak şeklindeki muhtemel suikastlara karşı tedbirli davranmaları yolundaki bu samimi uyarılarımızı dikkate almaları lazımdır. Çünkü birileri kendisini veliaht ilan ettiriyorsa, Onun hırsı aklını ve vicdanını sarıp kuşatmıştır ve böylelerinin şerrinden sakınmalıdır.

    ŞİİR

    İçleri riya, nifak; gurur kibir yuvası

    Zahiren bürünürler; sarık ile cübbeye!

    Şehvet şöhrete tapar; kalbi şeytan kovası

    Çalışıp ulaşmamış; bir tek helal habbeye!

    Ondan bundan çaldığın; ilim diye satıyor

    Kendin cennetlik sanıp; sağa sola çatıyor

    Üç gram nafileye; bin bir hava katıyor

    Bak, müfessir geçinen; manen müflis hoppaya!

    Hep tavsiye ediyor; el âleme takvayı

    Nefsine uyduruyor; ucuz kolay fetvayı

    Zekât, hayır paradan; kesiyor “katkı payı”

    Utanmadan harcarlar; on bin dolar küpeye!

    Bin yıl öncede yaşar; o günkü yorumlarla

    Kur’an: uğraşın diyor; bugünkü sorunlarla

    Aynı saftalar, çağdaş; Firavun Karun’larla

    Hakla Batılı koyar; bir siyasi kefeye!

     


    [1] Bel’am: Din bilgici olmasına rağmen, zalimlerin ve kafirlerin keyfine hareket eden ve ezbere fetva veren tipler.



     

    Bu Haber 2095 defa okunmuştur.
    Dost Siteler...
    www.millicozum.com
    www.necmeddinerbakan.net

 
Yorum Ekleyin
Yorum eklemek için üye olmanız gerekmektedir.
 
Telif Hakkı: Prof. Dr. Necmettin Erbakan - NecmettinErbakan.Net, Necmettinerbakan.org | Milli Çözüm Dergisi | AhmetAkgul.Net | MealiKerim.com | İLETİŞİM |RSS