• ERBAKAN HOCA 'NIN YAKIN ÇEVRESİNE İZLETTİĞİ FİLM

    ERBAKAN HOCA 'NIN YAKIN ÇEVRESİNE İZLETTİĞİ FİLM

    26 Mart 2011
    ERBAKAN HOCA’NIN YAKIN ÇEVRESİNE İZLETTİĞİ FRANSIZ FİLMİ Erbakan Hoca, 2007’nin ilk aylarında; Genel İdare Kurulu üyelerini ve teşkilat yetkililerini konutuna davet ederek, onlara sadece bir film izletip uğurlamıştı.

     
    | Devamı

    “Başkan” isimli Fransız yapımı olan siyah-beyaz filmin konusu şuydu:

    Bozuk sistemin mevcut prensip ve prosedürleriyle başbakanlığa kadar yükselebilen bir zat, sözde demokratik ve laik kurumların ve bunların başındaki bürokratların, solcu ve sağcı iktidarların, milletvekili ve bakanların nasıl yozlaştıklarını, hangi kirli ve gizli işlere bulaştıklarını, niçin ve ne şekilde sömürü sermayeye uşaklaştıklarını, şahsi feraset ve faziletiyle seziyor ve bunlara karşı tek başına siyasi bir mücadeleye girişiyor. Ancak; en yakınları, dava arkadaşları ve kendi safında hizmet kadroların oldukları bilinen kişilerin dahi, hıyanet merkezleriyle ilişkilerine ve muhalefet partileriyle gizli işbirliğine şahit oluyor. Bu acı deneyim ve birikimlerinden sonra, çevresindeki resmi veya samimi (!) insanlara; “hep güveniyor, değer veriyor ve danışıyor gözükerek, ama asıl planlarını sürekli gizleyerek ve safiyane bir gayretle çırpınıyor gibi hareket ederek,” onların destek kılıflı kösteklerinden kurtulmaya çalışıyor. Yani hem marazlı muhalefetle, hem de kendi münafık maiyetiyle uğraşıp herkesi kendi ayarında idare etmek, böylece olumlu ve onurlu hedeflerine, tek başına ve stratejik manevralarla yürümek zorunda kalıyor.

    Meşhur Fransız ihtilaliyle siyonist ve masonik odakların güdümüne giren ülkede; milli, haysiyetli ve iyi niyetli bir başkanın, yakın çevresindekilerin hıyanetlerini anlatan bu filmde:

    Özel Doktoru: Ziyaret odasına koridordan ve normal yollardan değil, gizli konuşma ve buluşmalara şahit olsun diye, mutfak gibi özel bölümlerden geçiyor. Hastalığı ve özel hayatıyla ilgili bilgileri, menfaat karşılığı başkalarına sızdırıyor.

    Koruma ve Güvenlik Müdürü: Konuklarını, konuştuklarını, özel şakalarını ve gündelik programlarını telefonlarla belli merkezlere rapor ediyor.

    Sekreterine özel günlük yazdırırken şunları anlatıyor:

    “Ben gerçek cumhuriyetçi ve vatanperver olduğum halde, sosyalistler: “bir despot ve diktatör tavırlı,” sendikacılar: “işçi ve emek düşmanı,” dış güçlerle işbirliği yapan muhalefet ve yandaşları ise: ‘vatan haini’ göstermeye uğraştı ve kısmen başardı. Yakın dostlarım ise benim hem zaaflarımdan, hem de vefa ve merhamet duygularımdan yararlanmaya çalıştı. Hatta bazıları beni, birbirlerine karşı kışkırttı ve kullanmaya kalkıştı.

    Sonunda; solda bazı fikirdaşlarımın, sağda ve kendi etrafımda da gizli düşmanlarımın olduğunu, halkın ise benden tamamen koparılıp uzaklaştırıldığını anladım.

    “Birtakım odakların benim gibi siyasetçilere yönetim imkânı verdikleri ve iktidara getirdikleri; ama asla haklarını ve yetkilerini kullanmasına fırsat vermedikleri gerçeğini kavradım” diyor ve “Şimdi asla söylemeyeceğim bir şeyler düşünüyorum” diyerek, en yakınlarına bile güvensizliğini itiraf ediyor.

    Hatta, borsacılar (para patronları) kuşkulanmasın diye, Merkez Bankası başkanı ve maliye bakanı ile yapacağı bir toplantıyı; gittikleri konser salonunun özel odalarında gerçekleştirmeyi uygun buluyor.

    Sonra bir bakanın evinde özel bir kokteyl hazırlayıp ekonomik bir devalüasyon yapma niyetini onun bahçesinde yürürken açıklıyor, böylece onların niyetini ve tiyniyetini test ediyor. Ardından Merkez Bankası Başkanı kendisini telefonla arayarak:

    -     Efendim, devalüasyon kararınızı henüz daha açıklamamış olmanıza rağmen, bazıları şahsi çıkarlar sağlayacak tedbir ve teşebbüsler içindeler,  bu tesadüf mü?  diye soruyor.

    “Yani dün konuyu görüştüğün iki kişiden birisi, bazı rantiyecilere haber uçurmuş” demeye getiriyor.

    Yine sekreterine şunları yazdırıyor:

    “Her ne kadar bakanlar kurulu üyeleri, ‘ülke çıkarlarını şahsi hesaplarının üstünde gördüklerini’ söylemelerine rağmen, maalesef hepsi birden ülke aleyhine olan bu devalüasyon kararına destek veriyor. Bu demokrasi dedikleri şey yanlış ellere geçerse bütün rejimlerden daha tehlikeli olabiliyor!”

    Sekreteri ve özel hizmetçileri: “Başkan beyin et yemesi yasaktır… Şu saatte şu ilacı alması lazımdır… Şu vakitte dinlenmesi şarttır…” gibi yağcılık yaptıkları halde, her fırsatta kendisine hıyanet ediliyor.

    Cumhurbaşkanı bu zatın milli tavırlarından rahatsız olduğu için, masonik mahfillerin de baskısıyla, başbakanın yerine Yahudi asıllı birisini getirmeye hazırlanıyor.

    Özel danışman gibi sohbet ettiği yaşlı bir bilge kişi; traktörle çiftçilik yapıyor, görünüşte politikadan ve toplumdan uzak yaşıyor. Ziyaretine gittiği sadık ve samimi bir dostu için, “40 yıl önceki dürüst ve idealist tavrını ve haklı tarafını hiç değiştirmemiştir. Dönekliğe ve dalavereye tenezzül etmeyen çok ender kişilerdendir” tespitinde bulunuyor. Böylece her haklı davanın sadık ve sağlam kafalı elemanlarının; hem çok az bulunduğunu, hem de bunların uzun süre vitrinden uzak tutulduğunu anlatmaya çalışıyor.

    Yakın arkadaşlık, akrabalık ve tanışıklık içinde olduğu, zahiren onurlu ve şuurlu geçinen bir adam kendisine gelip, bir ihalenin kayınbiraderine verilmesini isteyecek kadar alçalıyor ve ayarını ortaya koyuyor.

    Bir gazeteci: Gümrük birliği ile ilgili bir Meclis oylamasının sonuçlarını henüz oturum bitmeden önce basın bürosuna haber geçiyor!? (yani hangi milletvekili kime satılmış, bunları biliyor.)

    Başbakanlığa hazırlanan muhalif ve mason bir milletvekili olan Şalomon; hükümetin Avrupa Gümrük Birliği fikrine, çok sert biçimde ve milli çıkarları sahipleniyor diye karşı çıkarak ve böylece başkanın çevresini kışkırtarak Gümrük Birliğine dolaylı destek veriyor ve hatta:

    “1,5 milyon Fransız, sınırları belli olmayan bir Avrupa için can vermemiştir!” diyerek hamaset yapıyor.

    Başbakanın cevabı: Şalomon’un üzüldüğü şehitler benim arkadaşlarımdı ve ben de o savaşa katılmıştım. Oysa Şalamon henüz on yaşlarındaydı. Babası ve yakınları da vatan savunmasına katılmak yerine rant sağlama telaşındaydı.

    Ben bu savaşları çıkaranların, bunca kurban üzerinde nasıl dünyalık hesaplar yaptıklarını gördüm.

    İşçi ve köylü dostu geçinen Sosyalist Lenin’in polislerinin, işçi ve köylüleri nasıl ezip hırpaladıklarını ve horladıklarını gördüm.

    İnsan haklarından ve milli çıkarlardan bahseden Şalamon gibi bankacıların, Avrupa dışındaki Afrika, Asya ve Amerika’daki halkları nasıl sömürdüklerini ve zengin olduklarını gördüm.

    Solcu ve sosyal adaletçi geçinenlerin, petrol şirketleri ve maden işletmeleriyle ortaklık ve çıkar ilişkilerini ve milli menfaatlerle birlikte haysiyetlerini de nasıl sattıklarını gördüm.

    Burada hak ve adalet savunuculuğu yapanların, sömürü sermayesinin ve silah sanayinin avukatlığına soyunduklarını gördüm.

    Çevreci geçinen, doğa havariliği yürüten kişilerin, nükleer denemelere ve zehirli kimyasal üretimlere kanuni kılıflar hazırladıklarını gördüm.

    Şu Meclis’teki solcu veya sağcı milletvekillerinin, tek tek hangi karanlık girişimlerin kiralık hizmetçileri olduklarını anlayıp gördüm.

    Bu nedenle, hem muhalefet temsilcilerinin, hem sözde benim partimin milletvekillerinin; barış ve adalet Avrupası projeme hep birlikte karşı çıkacaklarını biliyor ve bekliyorum.

    Evet, sizlerin: savaş ve sömürü sermayesinin güdümünde bir Fransa ve tüm insani ve ahlaki değerlerden soyutlanacak bir Avrupa isteyen malum merkezlerin güdümüne girdiğinizi, şahsi heves ve hesaplarınız için, milli ve ahlaki değerlerinizi rüşvet verdiğinizi gördüm. Ve işte sonunda benden kurtuluyorsunuz… Çünkü ayrılıp gidiyorum” diyerek Meclis’ten çıkıyor.

    Herkes dağıldıktan sonra, kendisiyle kalan şoförüne:

    -“Bana sadık yalnız siz mi varsınız?” diye acı ve alaycı bir tavırla, sorunca, aldığı cevaba şaşırmıyor.

    “Efendim, dul ve huysuz olan kız kardeşimin oturduğu; o daracık eski eve dönmek ve sefalet çekmektense, yanınızda kalmayı tercih ettim!”

    Özel ve gizli anılarını yazdırdığı sekreterini, bu bilgileri ve bazı şahsi belgeleri gizlice mason Emniyet Müdürüne vermek ve hıyanet etmek üzereyken yakalıyor…

    Hatta bu kadının, kendisini öldürtmek isteyenlere yardım ve yataklık ettiğini fark ediyor.

    Kendisinin yerine başbakanlığa hazırlanan Yahudi kafalı Şalomon görüşmeye geldiğinde; ”Avrupa Birliği’ne girmek, devalüasyona gitmek konusundaki haklılığını ve bazı gerçeklerin yeni farkına vardığını ve bunları uygulamaya çalışacağını, o nedenle başbakanın elinde bulunan ve kendi ahlaksızlığının belgesi olan mektubu yakmasını ve basına sızdırmamasını istiyor.

    Özel hayatıyla ve cinsel yaşamıyla ilgili bir kadın dergisine verdiği röportajda:

    “Evet, her gece striptiz yapan kıvrak kancıkların dansını seyrettim. İşte belgesi: Meclis oturumlarındaki Milletvekillerinin ateşli konuşmalarını gösteren fotoğraflar!) diyerek makam ve menfaat karşılığı satılan, ama ucuz kahramanlık nutukları atan milletvekillerinin striptiz yapan kadınlardan daha kahpe ve kaypak olduklarını vurguluyor.

    Ve nihayet en yakın dostu görünen ve her türlü riyakarlık ve hilekarlığına dindarlık kılıfı giydiren başpapaz bile, kendisini bir suikastle öldürmek isteyenlerle işbirliği yaptığını yüzüne karşı, şaka yollu haber veriyor!...

    Erbakan Hoca bu filmi izletmekle, herhalde: Teşkilat içindeki ve yakın çevresindeki bir takım kişilerin gerçek ayarını, amacını ve ahlakını bildiğini; Ama kendisini ve Milli Görüş hareketini istismar etmek isteyenlere, kontrollü ve güdümlü olarak izin verdiğini ima ediyordu!... Bu aynı zamanda, Hoca’nın “size en yakın bildiğiniz ve güvendiğiniz kimselerin bile zafiyetlerini unutmayın; makam ve menfaat karşılığı sizi satabileceğini hesaba katın ve ona göre davranın” mesajı iletiyordu.

    Evet Mustafa Kemal misali, dünya çapında büyük devrimlere ve köklü değişimlere öncülük etmiş, ender ve önder kişiler gibi Erbakan Hoca da, “Tek başına bir ümmet” sıfatına layık, yalnız ve yıldız bir şahsiyetti.

    Elinden tutup kaldırdıklarının, makam ve menfaat kazandırdıklarının, etiket ve şöhret sahibi yapıp adam sınıfına kattıklarının, nice hatalarına ve hayırsızlıklarına rağmen bağışlayıp kayırdıklarının ve en yakınına alıp bin türlü mihnetine katlandıklarının bile bir çoğundan, maalesef vefasızlık ve vicdansızlık görmüş birisiydi.

    Bu durum asla, Hoca’nın, adam tanıyamadığını ve çevresini taşıyamadığını değil;

    a) Yüzyıllardır uygulanan ahlaki tahribatla toplumun her kesimini nasıl yozlaştırdıklarını

    b) Siyonist merkezlerin sürekli kontrol altında tutmak üzere, dindarlık ve dava adamlığı rolü yapan hain tipleri, nasıl ve niçin Milli Görüş’e ve Erbakan’ın çevresine soktuklarını

    c) Kaliteli, kabiliyetli ve karakterli elemanlarını, seçkin ve samimi insanlarını, uzun süren geçiş döneminde vitrine koyup yıpratmanın ve hedef yapmanın yanlışlığını bilen Hoca’nın; hem şeytani odakları oyalamak, hem de kadrolarını deneyip ayarını ortaya koymak üzere, bütün bunlara bilerek katlandığını göstermekteydi.

    Ve zaten “Dahiler, yalnız kalınca ve aramızdan ayrılınca devleşmekteydi.”

    NOT : YAZIDA ADI GEÇEN "BAŞKAN" FİLMİNİ AŞAĞIDAKİ LİKLERDEN İZLEYEBİLİRSİNİZ.....

    http://www.millicozum.com/mc/component/option,com_seyret/task,qs/view,search/?searchkey=BA%C5%9EKAN&option=com_seyret&view=search&task=qs 

    Bu Haber 6466 defa okunmuştur.
    Dost Siteler...
    www.millicozum.com
    www.necmeddinerbakan.net

 
Yorum Ekleyin
Yorum eklemek için üye olmanız gerekmektedir.
 
Telif Hakkı: Prof. Dr. Necmettin Erbakan - NecmettinErbakan.Net, Necmettinerbakan.org | Milli Çözüm Dergisi | AhmetAkgul.Net | MealiKerim.com | İLETİŞİM |RSS