• ERBAKAN'A ATFEN YAZILAN ŞİİRLER

    ERBAKAN'A ATFEN YAZILAN ŞİİRLER

    04 Mart 2017

     
    | Devamı





    ERBAKAN’A ATFEN


    Aziz ERBAKAN Hocamıza Atfen yazılmış şiirler,
    (bir kısmı)





         ERBAKAN'I ANARKEN




    Emri Hak gelip de, gittin gideli

    Halimiz perişan, hep zillet Hocam!

    Gönüller mühürlü, gözler perdeli

    Ne izzet kaldı ne, haysiyet Hocam!

        

    Edep Sende idi, cesaret Sende

    Dirayet metanet, feraset Sende

    Sensiz çaresizlik, esaret bende

    Seninle kazandık, şahsiyet Hocam!

          

    Aziz hatırana, saygısız soysuz

    Aşağılık mahlûk, huzursuz huysuz

    Kendin başkan yapmış, seçimsiz oysuz

    Hakkını savunmak, farziyet Hocam!

        

    Biri bühtan atar, diğeri susar

    Fırsatı bulmuş ya, gayzını kusar

    Bir sürü duyarsız, saklanıp pusar

    Yakışmaz Mü’mine, acziyet Hocam!

          

    Güya; “Beytül malın, üstüne yattın;

    Sonra evlatlara, miras bıraktın…”

    Haşa ki Sen Haktan, böyle ıraktın

    Ederler kasıtlı, eziyet Hocam!

          

    Davanı satarlar, hep öbek öbek

    Gâvurla uzlaştı, siyona köpek

    Vicdanlar çürüdü, yağlandı göbek

    Kalmadı asalet, fazilet Hocam!

          

    Kimisini almış, hapis korkusu

    Kimileri sarmış, servet kokusu

    Milli Çözüm caymaz, sağlam dokusu

    Zor günde sadakat, meziyet Hocam!

          

    Ruhun aramızda, himmetin hazır

    Sadıkların safta, zafere nazır

    Siyoniste kalsa, kökümüz kazır

    Peşinden koşarlar, rezilet Hocam!

          

    “Ven-Necmi” sırrını, anlayan gelsin

    Aşkla yaşla gözün, kanlayan gelsin

    Marazlı takımı, tanıyan gelsin

    Riyakârın derdi, süs ziynet Hocam!

                                                  Arş. Yzr. Ahmet AKGÜL


    VA HASRETA!

     

     

    Ey Hocam hayatın, tadı yok Sensiz

    Tadı yok sevdanın, adı yok Sensiz

    Elbette baharı, özleriz amma

    Rüzgarlar esse de, badı1 yok Sensiz!

     

    Güller yine açar, kokmuyor artık

    Bülbül yine uçar, şakmıyor artık

    Sular yine coşar, akmıyor artık

    Hatıralar dondu, yadı2 yok Sensiz!

     

    Candan usandırdı, beni bezgiler

    Dile sığmaz kalbe, gelen sezgiler

    Yarime yakılsın, bütün ezgiler

    Gönlümüz buruktur, şadı3 yok Sensiz!

     

    Keramet gözlerin, gönlüme radar

    Bu hasret biter mi, vuslata kadar

    Aşık odur kendin, dostuna adar

    Ya Rabbel Alemin, Hadi yok Sensiz!

     

    Nuruna vuruldum, Sana aşığım

    Çileyle yoğruldum, çün alışığım

    Ey gönül huzurum, ey gün ışığım

    Kerem kıl Ahmed’e, radı4 yok Sensiz!

     
                                                          
    Arş. Yzr. Ahmet AKGÜL

     


    [1]  Bad: Tatlı ve ferahlatıcı esinti (Bad-ı Seba=Seher yeli)

    [2] Yad: Hatır, gönül

    [3] Şad: Şen, sevinçli

    [4]  Rad: Cömert kişi, kerem ve fazilet sahibi

      


    Ahmet Akgül Hoca’dan

    ERBAKAN’A BAYRAM KUTLAMASI

     

    Hasretin kalbime işler, gönüller rü’yetin özler

    Sen Bosna’sın Filistin’sin, Uygur Sincan Arakan’sın!

    Türk Ordusu müjdelenmiş, mazlumlar vadini gözler

    Sönmeyen kandil misali, nur saçansın kir yakansın

    Kim ulaşır makamına, zira ki sen Erbakansın!

     

    Amerka’ya uşaklıkla, hayra hizmet yapılır mı

    Hem Rahman’a hem Şeytan’a, aynı anda tapılır mı

    Sütü bozuk değil ise, Hak davadan sapılır mı

    Münafık yerin gasp etmiş, bizi yetim bırakansın

    Kim erişir ayarına, Sen müstesna Erbakansın!

     

    Gayba iman; vaadedilen, geleceğe inanmaktır

    Seçkin mü’minlerin kârı, cahillerce kınanmaktır

    Çağın büyük imtihanı, Erbakan’la sınanmaktır

    İman aşı tutsun diye; kafaya çivi çakansın

    Kim erişir irfanına, zira ki sen Erbakansın!

     

    Armageddon savaşının, Şam ateşi yakılacak

    O yüksek teknolojinle, Deccalizim yok olacak

    ABD yenilecektir, hem İsrail yıkılacak

    Gafiller öldü sansa da, Sen ruhani bir hakansın

    Kim ulaşır makamına, ki mücahit Erbakansın!

     

    Milli Nizam Selametsin, Refahsın Sen Faziletsin

    Müminlere Saadetsin, zalim kafire zilletsin

    Rabbim sana kem gözleri, hainleri rezil etsin

    Davan Allah rızasıydı, taş atana gül takansın

    Kim yetişir ki manana, Metin Mekin Erbakansın!

     

    Başbakan olmak kolaydı, Erbakan’a askerlik zor

    Hıyanetle Cumhurbaşkan, olsan da akıbetin hor

    Milli Görüş ne ağır yük, sen gel kahır çekene sor

    Ömür boyu Aziz Hocam, alnından hep ter akansın

    Kim ulaşır makamına, zira ki sen Erbakansın!

     

    Ölmeden efsane oldun, nice destanlar yazansın

    Çağrı yaptın Altın Çağa, âleme kutlu ezansın

    Seni övmek ne haddime, sözlerim kıymet kazansın

    Dini tebliğ temsil ettin, Hak tercümanı Kur’ansın

    Kim erişir ayarına, Sen Rabbani Erbakansın!

     

    Ey gönlümün rabıtası, kalbimin sevdası Sultan

    Ey ruhumun rayihası, fikrimin ravzası Sultan

    Şuurumun şahikası, Ahmedin duası Sultan

    Kuşatırdı kıtaları, gök katları firekansın

    Kim ulaşır makamına, zira ki Sen Erbakansın!

     

                                                                Arş. Yzr. Ahmet AKGÜL




    Ahmet Akgül Hoca’dan

     

    ERBAKAN’A


    Hasretin kalbime işler, gönüller rü’yetin özler
     

    Sen Bosna’sın Filistin’sin, Uygur Sincan Arakan’sın!


    Türk Ordusu müjdelenmiş, mazlumlar vadini gözler


    Sönmeyen kandil misali, nur saçansın kir yakansın


    Kim ulaşır makamına, zira ki sen Erbakansın!

     

     

    Amerka’ya uşaklıkla, hayra hizmet yapılır mı


    Hem Rahman’a hem Şeytan’a, aynı anda tapılır mı


    Sütü bozuk değil ise, Hak davadan sapılır mı


    Münafık yerin gasp etmiş, bizi yetim bırakansın


    Kim erişir ayarına, Sen müstesna Erbakansın!

     

     

    Gayba iman; vaadedilen, geleceğe inanmaktır


    Seçkin mü’minlerin kârı, cahillerce kınanmaktır


    Çağın büyük imtihanı, Erbakan’la sınanmaktır

    İman aşı tutsun diye; kafaya çivi çakansın

    Kim erişir irfanına, zira ki sen Erbakansın!

     

     

    Armageddon savaşının, Şam ateşi yakılacak


    O yüksek teknolojinle, Deccalizim yok olacak


    ABD yenilecektir, hem İsrail yıkılacak


    Gafiller öldü sansa da, Sen ruhani bir hakansın


    Kim ulaşır makamına, ki mücahit Erbakansın!

     

     

    Milli Nizam Selametsin, Refahsın Sen Faziletsin


    Müminlere Saadetsin, zalim kafire zilletsin


    Rabbim sana kem gözleri, hainleri rezil etsin


    Davan Allah rızasıydı, taş atana gül takansın


    Kim yetişir ki manana, Metin Mekin Erbakansın!

     

     

    Başbakan olmak kolaydı, Erbakan’a askerlik zor


    Hıyanetle Cumhurbaşkan, olsan da akıbetin hor


    Milli Görüş ne ağır yük, sen gel kahır çekene sor


    Ömür boyu Aziz Hocam, alnından hep ter akansın


    Kim ulaşır makamına, zira ki sen Erbakansın!

     

     

    Ölmeden efsane oldun, nice destanlar yazansın


    Çağrı yaptın Altın Çağa, âleme kutlu ezansın


    Seni övmek ne haddime, sözlerim kıymet kazansın


    Dini tebliğ temsil ettin, Hak tercümanı Kur’ansın


    Kim erişir ayarına, Sen Rabbani Erbakansın!

     

     

    Ey gönlümün rabıtası, kalbimin sevdası Sultan


    Ey ruhumun rayihası, fikrimin ravzası Sultan


    Şuurumun şahikası, Ahmedin duası Sultan


    Kuşatırdı kıtaları, gök katları firekansın


    Kim ulaşır makamına, zira ki Sen Erbakansın!





                                                        Arş. Yzr. Ahmet AKGÜL




    TEK KİŞİLİK ORDU


    O, tek kişilik bir ordu.

    Deccalin en has ekibi

    Ve enikleri

    Hala, seksen yaşındaki gölgesinden korkuyordu...

     

     O, sanki yoğunlaşmış nurdu.

    Tüm şerliler

    Ve şerefsizler

    Sürekli çevresine tuzaklar kuruyordu...

    Ama O hep, cihadı seçmiş,

    Beş ihtilalden

    Beş yüz mahkemeden

    Hem de

    Ekmeğini yemiş, emeğinden geçmiş

    Beş bin dönek kahpeye

    AB'ye ve ABD'ye

    Ve beş milyon İsrail'e rağmen

    Yine alnının akıyla çıkıyordu...

    Onu yenmek zordu!..

     

    O, billurlaşmış onurdu.

    O şuurdu, huzurdu

    Sevenleri ve sevdikleri için; gururdu.

    Ve O bir kişilik ordu,

    Tek başına

    Ve seksen yaşına rağmen

    Dünyaya meydan okuyordu...



                                                              Arş. Yzr. Ahmet AKGÜL



    SELAMET KERVANI

     

    Selamet kervanı, geçsin ileri

    Sadıklara ferman, yazar ERBAKAN

    Yanağında açmış, cennet gülleri

    Teri reyhan kokar, güzel ERBAKAN

     


    Hakkı seven kişi, hayra yorulur

    Hainlerden bir bir, hesap sorulur

    Boz bulanık akan, sular durulur

    Tevhid tekbir ile, gezer ERBAKAN

     


    Batıldan bağları, kesmiş gideriz

    Çağdaş zalimlere, küsmüş gideriz

    Aşkından yollara, düşmüş giderkiz

    Hasretiyle gönül, yakar ERBAKAN

     


    Mehdiyet mührünü, gördüm yüzünde

    Hakikat sırların sezdim sözünde

    Hikmet deryaları, parlar gözünde

    Feraset nuruyla, bakar ERBAKAN

     


    Meydanlarda dolup, taşar yürekler

    Bu coşkuyla kanat ,çırpar melekler

    Yerde kalmaz bunca, dua dilekler

    Ümit çiçekleri, açar ERBAKAN



                                                          Arş. Yzr. Ahmet AKGÜL



    ERBAKAN’A SESLENİŞ

     

     

    Affet bizi be Hocam, bilmedik kıymetini

    Yüzümüz karasından, kim bizi aklayacak!

    Pişmanız perişanız, bekleriz himmetini

    Bu nefse kölelikten, ruhumuz paklayacak!

     

     

    Adil düzen yerine, adi sisteme kaldık

    ABD AB diye, Haçlı hileye kandık

    İşbirlikçi gafili, Senin takipçin sandık

    “Alttan toprak kayıyor”, kim bizi saklayacak!

     

     

    Bak yolundan cayanlar, işi gücü istismar

    Dava yerini aldı, “demokrasi istikrar(!)”

    Bilmem kabul olur mu, gayrı tövbe istiğfar

    Bir inkılap gerekir, beynimiz şoklayacak!

     

     

    Özelleşme özerklik, devlet laçkalaşıyor

    Moda oldu mozaik, millet başkalaşıyor

    Ülkem parçalanırken, asker şakalaşıyor

    Vatan hainlerini, şehitler haklayacak!

     

     

    Bayrak indirilirken; “anarşistler çocukmuş!”

    Vatan parçalanırken; “boşver, çakıl boncukmuş!” 

    Elbet bu kahpeliğe, göz yumanlar kancıkmış.

    Diriliş devranıyla, herkes akıllanacak!

     

     

    İslam ki mayamızdı, şirkle uzlaştırdılar

    Ahlak ki hayâmızdı, bozup yozlaştırdılar

    Hak, granit kayamızdı; ezip tozlaştırdılar

    Zorlu bir dönüşümle, beynimiz zonklayacak!

     

     

    PKK’ya postacı, olan “boşbakan”ların

    Siyonist küstahlığa, hala hoş bakanların

    Çağdaş münafıklığa, dindar kulp takanların

    Küflenmiş kafasını, zülfikar yoklayacak!

     

     

    Gam yükü ağırlaştı, dayanmıyor bel artık

    Milli Görüş, D-8; sisteminle gel artık

    Ey Hadi “Necm-üs-Sakib”, karanlığı del artık

    Nur akan yüz terinden, Ahmet gül koklayacak


                                                       Arş. Yzr. Ahmet AKGÜL



    HOCA-İ KÂİNAT

     


    Hem sebebi kâinat, hem meyve-i mahlûkat

    Mehdiyi ahir zaman, Muhammet’tir Efendim..

    İnsü cin hükmündedir, melekler kanat kanat

    Saltanatı uzması[1], müebbettir[2] Efendim...

     

     

    Hem hidayet siyaset, medeniyet rehberi

    "Hulki azim" mertebe, sıfatının her biri

    Saadet Ona uymak, bezmi elest'ten[3] beri

    İman halka ve Hakka, muhabbettir Efendim..

     

     

    Nuri mücessem odur, tecelli-i Rabbani

    Cihat biat alamet, ol temsili Rahmani

    Sözleri, "Vahyün yuha"[4] her ameli Kur'ani

    Adil Düzen âleme, merhamettir Efendim.

     

    Ahmedin mimi düşse, Ahed olacak zahir

    Cemal celal sıfatlar, her an lütuf ve kahir

    Allah'ı bilen kişi, tevhit ilminde mahir[5]

    Aynel yakinsiz ilim, bir mihnettir Efendim..

     

     

    Bu beden dedikleri, ilahi ruha sargı

    Eğer imanın varsa, niçin çekersin kaygı

    Sevgi sevda sahtedir, yok ise gerçek kaygı

    Hoca-i Kâinatta, mehabettir[6] Efendim.

     

     

    Ol dersin oluverir, yaratırsın sebepsiz

    Senden medet umulur, makam ister edepsiz

    Üç gram hizmetini, minnet sayar nesepsiz

    Nefsine pay ayırmak, ihanettir Efendim..

     

     

    Ucuz uyuz adamlar, geçinir bedavadan

    Dünya ehli davarlar, ne anlasın sevdadan

    Mal makam otu versen, kaytarırlar davadan

    Zoru görünce kaçan, muhannettir[7] Efendim.

     

     

    Fakru mihnet sayılmaz, hidayetin kâr olsa

    Ruhum cennette gezer, bütün dünyam dar olsa

    Tek in'amu ihsanın, inayetin yar olsa

    O zaman Ahmedine, mürüvvettir[8] Efendim.

     

                                                                        Arş. Yzr. Ahmet AKGÜL


    [1] Saltanatı-uzma: Büyük ve kutsi tasarruf ve iktidarı

    [2] Müebbet: Ebedi, sonsuz

    [3] Bezmi elest: Ruhlar âleminde Allah’a verilen söz

    [4] Vahyun yuha: Hz Peygamber AS. Kendi heva ve hevesiyle değil Allah’ın vahyi ile konuşur.

    [5] Mahir: Becerikli bilgili

    [6] Mehabet: Heybet, ululuk, saygınlık

    [7] Muhanet: Adi aşağılık adam

    [8] Mürüvvet: Mutluluk, huzur



     


    AZİZ HOCAM'A

     

    Hakikat mesajına, son tercüman gibiydin
    Bu garip ruhumuza, taze güman gibiydin
    Münafıklara maraz, bize derman gibiydin
    Gönüllerin duası, gözlerin yaşı mıydın?
    Ey şerefli şahsiyet, Sen sabır taşı mıydın?

    Kesin olgunlaşmadan, çıbanları deşmezdin.
    Teşhis, tespit olmadan, tedaviye geçmezdin
    Hainlerin kurduğu, tuzaklara düşmezdin
    Zalimlerin kâbusu, bilginler başı mıydın?
    Bu ne soylu tavırdı, sen sabır taşı mıydın?

    Sen Hakka sevdalıydın, haksızı kayırmazdın
    Ucuz kahramanlığa, tenezzül buyurmazdın
    Uzun, ince hesaplar; şeytana duyurmazdın
    Himmeti huzur veren, veliler şahı mıydın?
    Yorulmaz ve yılmazdın, Sen sabır taşı mıydın?

    Hiç bileğin bükülmez, devamlı dipdirisin
    Sevgi bağın sökülmez, sadıkların pirisin
    Sırrına akıl ermez, ulaşılmaz birisin
    Dokunan cezbe alır, hikmet kumaşı mıydın?
    Hiç acele etmezdin, Sen sabır taşı mıydın?

    Siyonist canavarı, can evinden vuracak
    Zulüm ve sömürüye, son verip durduracak
    Türkiye eserinle, fermanlar buyuracak
    Nebi ve sıddıkların; salih yoldaşı mıydın?
    Bu ne onurlu sebat, Sen sabır taşımıydın?

    Dünya değiştirmeğe, soyunan adam Sendin
    Bıkmadan mazlumları, savunan adam Sendin
    Has gönülde sevilip, sayılan adam Sendin
    Ters görene sormalı: Ya hu, sen şaşı mıydın?
    Ey korkusuz kahraman, sen sabır taşı mıydın?

    Zuhurat bekliyoruz, gayrı bitsin bu sancı
    Nasipsiz nankörlerin, yüze vursun utancı
    Sen Aziz Hocamızsın, başlarımızın tacı
    Sohbetlerin sağaltır, ruhlara aşımıydın?
    O ne bitmez bereket, Sen sabır taşı mıydın?

    Soruna ürkek değil, tamda erce bakardın
    Saadet ikliminde, şimdi yüce Hakandın
    Ey mutluluk müjdesi, çünkü sen Erbakan'dın
    Sen Süleyman mührünün, o sırlı kaşı mıydın?
    Bu ne büyük dirayet, Sen sabır taşı mıydın?

    Göklere mi çekildin; gaybubet mi başladı
    Bu ne acı haberdir, beyin yürek haşladı
    Gafiller ölüm sanır, hayat yeni taçlandı
    Mübarek vücudunla, nur beden naşı mıydın?
    Aziz Asil Hocamız; Sen Sabır taşı mıydın?



                                                         Arş. Yzr. Ahmet AKGÜL



    Rağbet Akibetedir ve şerefli akıbet muttakilerindir, Mücahitlerindir!.. 

     

    ERBAKAN’IN ARDINDAN 
     

     

    Sağlığı sarsmıştı, ölmü diriltti

    Son kez mesajını, verdi Erbakan

    Rahman sevindirdi, Şeytan delirtti

    Milyarlar başında, “bir”di Erbakan

     

     

    Milletle devleti, barıştırmıştı

    Herkesi hayırda, yarıştırmıştı

    Hain fitne yaksa, yatıştırmıştı

    Zulüm zincirlerin, kırdı Erbakan

     

     

    O bir tezahürdü, O bir tecelli

    Hakka havlayanlar, düşer temelli

    Dosta Kıtmir olmak, büyük teselli

    Çünkü sadıklara, “pir”di Erbakan

     

     

    Kadere inanan, çeker mi keder

    Bir anını bile, etmedi heder

    Zahirde Mücahit, muttaki lider

    Batında serapa, sırdı Erbakan

     

     

    Mehdiyet bu sırrın, ilk halkasıydı

    Varisi Nübüvvet, alakasıydı

    Kimi Sadık, kimi; yalakasıydı

    “Biz kuluz, ümmetiz!”, derdi Erbakan

     

     

    Ruh bedenlenip te, nura dönüştü

    Müminler pervane, olup üşüştü

    Hedefi; batıldan, Hakka dönüştü

    İnşaallah cennete, girdi Erbakan

     

     

    Bir millet ağlıyor, her bir ferdiyle

    Sağcı solcu över, ama merdiyle

    Sizin olsun dünya, bütün derdiyle

    “Refiki Ala” ya, erdi Erbakan

     

     

    Mü’min müstakimdi, baş müşahitti

    Hakka biat ettik, bu bir ahitti

    Şehitler ölmezdi, o mücahitti

    Seccadeyi Arşa, serdi Erbakan…

     

                                                         Arş. Yzr. Ahmet AKGÜL




    SAYENDE HOCAM

     

    Sayende niceler, erdi devlete

    Çokları kavuştu şan-u şöhrete

    Kimileri kondu, mal-u servete

    Nankörlük ederler, hayrettir Hocam!

     

    Ahmaklar anlamaz siyasetini

    Nicelerin gördük, hıyanetini

    Sattılar dinini, diyanetini

    Bilinmez ki bu ne, hikmettir Hocam!

     

    İnsaftan ihlastan, hep tamtakırlar

    Cilası dökülse, paslı bakırlar

    Kargalar bülbülsüz, diye şakırlar

    Bu ne yüzsüzlüktür, şirrettir Hocam!

     

    Babamızın nesli, bedbaht nesildi

    Hakkı söyleyenin, dili kesildi

    Sayende kediler, kaplan kesildi

    Varlığın ne büyük, nimettir Hocam!

     

    Hizmet şuurumuz, senden hediye

    Nasipsizler kârı, yükler kediye

    Siyonizmin sonu, geliyor diye

    Kudurmuş saldırır, cinnettir Hocam!

     

    Bu iman selleri, benzer taşkına

    Münafık masonlar, dönmüş şaşkına

    Hakkı candan seven, kullar aşkına

    Dilediğim sadece, himmettir Hocam!

     

    Hasretle bekleriz, Hakkı rahmeti

    Yeter çektiğimiz zulmü zilleti

    Nice yıldır sefil, İslam ümmeti

    Saadet nizamına, hasrettir Hocam!

     

    Bu millete sahip, çıkmazsan eğer

    Hainler bizlere, verir mi değer?

    Sen ölü canlara, canmışsın meğer

    Sana hizmet cana, minnettir Hocam!

     

    Ahmedim körlere, renk anlatılmaz

    Sağır pazarında, hikmet satılmaz

    Nankör nasipsizler, safa katılmaz

    Her sözün ayrı bir, kıymettir Hocam!


                                   Arş. Yzr. Ahmet AKGÜL


    BAHAR GELDİ, ERBAKAN GEÇTİ!

     

    Karakış gibi

    Kara bir devir, dondurdu yüreklerimizi…

    Tufana tutulmuştuk

    Gözlerimiz dondu, kulaklarımız dondu

    Ve kara kapkara yeller esti

    Dondurdu, kavurdu belleklerimizi

    Gayrı göremez, duyamaz, bilemez olmuştuk

    Kendi gerçeklerimizi

    Neylersin başımıza baykuşlar konmuştu

     

    Karakış gibi

    Kara bir devir geçti üzerimizden

    Dalındaki gül dondu

    Yuvada bülbül dondu

     

    Damarlarımızdaki kan dondu

    Ruhlarımızdaki can dondu

    Yaş dondu gözlerimizde…

    Ve derken, dayanamamıştı,

    Bu karakışın karayellerine.

    Şuur donmuştu, iz’an donmuştu...

    Ve iman donmuştu gönüllerimizde

    Ve artık şeytanlar,

    Saltanat kurmuştu yeryüzünde.

    Hainler kurtarıcı,

    Zalimler baş tacı,

    Çağdaş münafıklar;

    Mehdi olmuştu,

    Dengesizlik düzeninde…

    Metreler kısalmıştı,

    Teraziler bozulmuştu

     

    Ama bir gün,,,

    Bir yiğit çıktı karşımıza…

    Avuçlarıyla ısıttı,

    Buz bağlamış bağırlarımızı.

    Ve bir türkü başladı,

    Karanlık devirleri ışık gibi delecek:

    “Aldırma bu küfrün karakışına

    Yakındır, Zeynebim, bahar gelecek”

    Yine bülbüller şenlendirecek

    Viran olmuş bağlarımızı.

    Ve özlenen yiğit,

    Can çekişen vicdanlara yöneldi;

    Nefesiyle eritti, donmuş yüreklerimizi

    Sesiyle, sohbetiyle diriltti,

    Bir bir beyinlerimizi…

    Yeniden can geldi Anadolu’ya, kan geldi

    Kırklar, üçler, yediler geldi.

    Bu çağı dirilten çağrıya,

    Melekler, şehitler geldi.

    Her mekan dinledi,

    Her makam geldi…

    Sen hala uyur musun,

    Yoksa gavur musun, ey nefis!

    Haydi, uyansana,

    Ve uyandırsana artık…

    Bak bahar geldi.

    Ve selam dursana

    ERBAKAN geldi...!

    ERBAKAN geçti!

                                                   Arş. Yzr. Ahmet AKGÜL

                   

                   HİMMET BE HOCAM!


    İman lafta kaldı,  yozlaştı ahlak

    Meal değil masal, okunur Hocam!

    Haktan saptırıldı, azıttı bu halk

    Her biri bin günah, kokuyor Hocam!

     

    Ayarı bozuğu, Siyon ayartıp

    Gömleğin çıkarıp, haktan kaytarıp

    Sırtına alırsın, selden kurtarıp

    Sonra yılan gibi, sokuyor Hocam!

     

    Gayretsiz aşamaz, nefis dağını

    Eritmez cihatla, göbek yağını

    Şeytan tezgâhında, tuzak ağını

    Hainler kahpece, dokuyor Hocam!

     

    Muhtaç eylediler, yüz gram ete

    Ülkem sürüklenir, bir kıyamete

    Bunlar akrep gibi, her hıyanete

    Rahatlıkla batıp, çıkıyor Hocam!

     

    Eve su sızmazsa, rutubet olmaz

    Kiralık kukladan, hükümet olmaz

    Zulüm karşısında, sükûnet olmaz

    Dilsiz şeytan durup, bakıyor Hocam!

     

    Sabataist soysuz, Dinim sorgular

    Sütü bozuk kalkmış, sizi yargılar

    Ganimet kuzgunu, karakargalar

    Kendin bülbül sanıp, şakıyor Hocam!

     

    Vaazda ağlar, ayet; hadis dem vurur

    Münafık ılımlı, bir din uydurur

    Gerçeği konuşmaz, ağza gem vurur

    Tanrısı Amerka, korkuyor Hocam!

     

    Lütfet mazlumların, bu gözyaşına

    Nur yağsın ülkemin; dağı taşına

    Yoksa bak cahiller, gafil başına

    Taç diye tezeği, takıyor Hocam!

     

    Taha Akyol övgü, dizer Numan'a*

    Mason sahip çıkar, çağdaş Haman'a

    Rahmet yağmaz, bakma; kömür duman'a

    Bu hıyanet kalbim, yakıyor Hocam!

                                                       

    * Bak: Erbakan’ın Vesayetine Son. - Taha Akyol/Milliyet/30 Haziran 2010

                                             Arş. Yzr. Ahmet AKGÜL

     

    Erdoğan Erbakan’ın
     “A TAKIMI” MI, AYAK TAKANI MI?

     


    Aldanma dünya rüya, iki kapılı handır

    Bunu bilen bir insan, nasıl gönül eğlesin!

    Ömür sermayen saçma, hayat bir imtihandır

    Allah bir elek kurdu, sadık fasık elesin!

    .

    Hiç merak etmez misin, yahu acep nerde Hak

    Terazi Kur’an’dır tart, kaç gramsın hele bak

    İbadet hizmet işle, sonra bir kibritle yak

    Din satıp dünya aldın, vallahi sen böylesin!

    .

    Bir Kur’an mealini, dikkatle okudun mu

    Nefsine hitap edip; benliğen dokundun mu

    Dinin davan uğrunda, hiç çile dokundun mu

    “Duan ve takvan yoksa, Rabbin seni neylesin?”1

    .

    Kadir Allah’tır diyor, Yahudi’ye yakarır

    Faiz fuhuş hoş görür, Hak gömleğin çıkarır

    Zalim tuzak kurar ya, Rabbim boşa çıkarır

    Allah’a hiç söker mi, projesin hilesin!

    .

    Adil Düzen derdi yok, bu nasıl dindarlıktır

    Amerka’ya hayranlık, Kur’an’a kindarlıktır

    Batı münafıklıktır, batıldır barbarlıktır

    AB’cilik Allah’la, savaşmaktır bilesin!

    .

    Döneklere muhabbet, Erbakan’a nefretin

    Farklı tezahürüdür, şuuraltı şehvetin

    Hıyanete kılıftır, münafıkça gafletin

    İslam’la bağdaşır mı, insaf ehli söylesin!

    .

    Gerçi Kur’an’a bakmaz, yeter zannı kafası

    Ona şeytan vahyeder; ilah: mantık hevası

    Dalalet çöplüğünde, sürer şahlık sefası

    Marazlı sapkınları, Allah rezil eylesin!

    .

    Kırk yıl boyunca bazı, kancık kafadan kaçık:

    “Demrel, Özal, Erdoğan; hain, dönek, münafık”

    Dedikten sonra şimdi: “Milli, dindar, müvafık”

    Diyenler çarpılmıştır, olmuş şeytan kölesin!

    .

    Bekleyin ki yakında, çıkar bütün foyanız

    Dökülecek cilanız, kirli nifak boyanız

    Yüznüze tükürecek, safça size uyanız

    Bu utançla yaşayıp, bu utançla ölesiz!

    .

     

    1 Furkan: 77. ayet

                                             Arş. Yzr. Ahmet AKGÜL


          HASRET ŞARKISI

     

     

    Şol cenneti Ala’ya, girseydi yetim ruhum

    Tecelli ikliminde, cemalini arardım!..

    Mutluluğum lütfundur, Seninledir huzurum

    Rüyalarıma gelsen, nur hayalin sarardım!

     

    Ayrılığın acısı, kollarımı bağladı

    Seni özleyen gözler, gizli gizli ağladı

    Hasretin harareti, yüreğimi dağladı

    Dizlerime uzansan, saçlarını tarardım!

     

    Muhammedi gerçeğin, “Necmüs-sakibi” Sensin

    Şeytanın, şer odağın; asıl rakibi Sensin

    “Rakıb”[1] olan Rabbimin, temsil takibi Sensin

    Kıtmir’in olmak için, sultanlıktan cayardım!

     

    Meramım Mevlanamsın, Sultanımsın Hocamsın

    Garip gönül bahçemde, hiç solmayan goncamsın

    Güvencem himayendir, sığınağım recamsın

    İnayetin çekersen, bilmem neye yarardım?

     

    Sayende hakikate, erdi aklım vicdanım

    Hidayet rehberimsin, Efendimsin ey canım

    Sensiz bütün ömrümü, sanki boşa harcadım

    Sen sahip çıkmasaydın, baştan sona zarardım!

     

    Nur tecellisi yüzün, hakikatin aynası

    Hikmet tefsiri sözün, dört Kitabın manası

    Mehdiyet mührü özün, nice sırrın aynası

    Böyle aşkın derdiyle, gece gündüz yanardım!

     

    Davasız bir insanla, ne farkı var mezarın

    Lafla kalbi doyar mı, düşünen bir yazarın

    Terk etme hiç nefsime, eksiltme hak nazarın

    Lütfedip sor halimi, çünkü soldum sarardım!

     

    Fiilden önce fikre, hoş sözden önce öze

    Önem vermek öğrendik, riyakârdık biz bize

    “Hayat; iman, cihat”mış, alışmıştık hep düze

    Taleben olmasaydım, hidayetten kayardım!

     

    Davetine muhatap, olmak ne büyük devlet

    Hakikati kavramak, âlemden üstün servet

    Elinle sundu Rabbim, hikmet yüklü bir demet

    Günahla kararmıştım, nazarınla ağardım!

     

     

    Ebedi lanet olsun, davanı saptırana

    Dosttan çekip gönlünü, dünyaya kaptırana

    Hakikat hatırına, bağlıyız hatırana

    Duan sevdan olmazsa, kendim kütük sayardım!

     

    Kalbim dilim tutulur, huzuruna varınca

    Şah kartalın yanında, kaça gider karınca

    Şeref İslam’a hizmet, karınca kararınca

    Kur’an vicdan bıraksam, insanlıktan çıkardım!



    [1] Rakıp: Her şeyi ve her an görüp gözeten, murakabe edip denetleyen anlamında Allah’ın bir sıfatı ve Esmai Hüsnası

     

                                                  Arş. Yzr. Ahmet AKGÜL

     


    ERBAKAN’A HAVLAR KULAĞI KESİK!

     

      

    Elbet mükemmellik, Allah’a mahsus

    Biz aciz bir kuluz, O Yüce Halık!..

    Bu garip ruhumuz, bedende mahpus

    Ölmeden ölmeyi, vermişler salık!..

      

    Kâinat kitabın, eylesen teşrih

    Her şey tecellidir, anlatır teşbih

    Bak bütün mahlukat, ediyor tesbih

    Gökte kuş, yerde kurt; denizde balık!

      

    Kabahatlarımız, ketmetmeseydi

    Onca ayıbımız, setretmeseydi

    Nice günahımız, affetmeseydi

    Alemler olurdu, sırrıma tanık!..

      

    Cemaat tarikat, hikmet çeşmesi

    Bunlarla sulanır, ümmet bahçesi

    Amma karışırsa, lağım deşmesi

    Dervişler yozlaşır, olurlar fasık!

      

    Ayet hadis oku, din iman sömür

    Faize fetva ver, feraset kömür

    Haçlı kapısında, tükettin ömür

    Kendin mü’min sanan, zavallı alık!..

      

    Erbakan’a havlar, kulağı kesik

    Hidayet kararmış, vicdanı ezik

    Dini demokrasi, AB’si beşik

    Zikri fikri para, şeyhi papalık!..

      

    Ey sakallı Hüsnü, sarıklı züppe

    Nifakın örter mi, şalvarla cübbe

    İsrail’e uşak, ne rezil rütbe

    Allah’ı unutmuş, Amerka Razık!..

      

    Hani Müslümandın, nerde şeriat

    Kahbeliğe kılıf, oldu tarikat

    İmanız hastadır, budur hakikat

    Size acil lazım, tabib-i hazık!..

      

    Kur’an nizamını, gereksiz sayan

    Kıble İsrail’e, AB’ye kayan

    Zinaya ceza yok, serbest bay bayan

    Boynuzlu kahraman, mahf oldu yazık!..

      

    Sakın olma kitap, yüklenen aygır

    Bilir tersin yapar, riyakâr cazgır

    Ey Ramazan korkma, sen Hakkı haykır

     Gerçekleri yazan, eline sağlık!..

                                                Arş. Yzr. Ahmet AKGÜL


    EFENDİM

     

    Yollarına güller dökem, Sultanım

    Huzurunda boyun bükem, Sultanım

    Senden ayrı, garip düşen gönlümden

    Hasretini nasıl sökem, Sultanım.

     

    Senden hediyemdir, aşkım nişanım

    Himmet inayetin, tüm namu şanım

    Hasretin aklımı, aldı başımdan

    Senden ayrı derbeder perişanım.

     

    Sensiz viraneye, döndü sarayım

    Gafil sanır, delirmişim, sârayım

    Ayrılık kâr etti cana Efendim

    Rüyama gir, hasret ile sarayım.

     

    Eserin okunur, âlem cüzünde

    Terk eyleme, ıssız çöller düzünde

    Hayalin karşımda, ilham kaynağım

    Hakkın tecellisi, nurlu yüzünde.

     

     

    Cihat dolu yaşadın hep doyunca

    Kur’an’a tercüman, ömrün boyunca

    Yüreğime yara oldu Efendim

     

    Mübarek vücudun, kabre koyunca.

     

                                            Arş. Yzr. Ahmet AKGÜL


    1978'de Aziz Erbakan İçin Yazılan Efsane Şiir



    1978'de Erbakan İçin Yazılan Efsane Şiir 

    Bayburtlu Şair Hafız Adem Yaya'nın, Milli Görüş Lideri Merhum Necmettin Erbakan için 1978 yılında Berlin'de yazdığı şiiri kendi ağzından istifadelerinize sunuyoruz.

    Bir dönem Büro-Memur-Sen'de Genel Başkan Yardımcılığı görevinde bulunan ve şu anda Yalova Retaj Thermal Otel'in Ceo'su olan 
    Nail Uslu bu videoyu tevafuken çekti ve sosyal medyada şu notla birlikte paylaştı:

    "Bu sabah Termal'de yürüyüş yaparken bankta oturan yaşlı bir çifte selam verdim. Baktım bankta 2 metre arayla oturmuşlar. Ve espriyi patlattım... 'Hacı abi 50 sene önce olsaydı hacı teyzeyle böyle mi oturursunuz" dedim. Buyur etti oturduk, bana hayatını anlattı. Hoş sohbet biri... 1978'de Erbakan Hocama yazdığı şiiri okudu ben de videoya çektim."





    NOT: YAZILI ŞİİRLER MİLLİ ÇÖZÜM DERGİSİNDEN, AHMET AKGÜL HOCAMIZIN ŞİİR KİTABINDAN  ALINTIDIR!..





































    Kaynak :
    Bu Haber 1432 defa okunmuştur.
    Dost Siteler...
    www.millicozum.com
    www.necmeddinerbakan.net

 
Yorum Ekleyin
Yorum eklemek için üye olmanız gerekmektedir.
 
Telif Hakkı: Prof. Dr. Necmettin Erbakan - NecmettinErbakan.Net, Necmettinerbakan.org | Milli Çözüm Dergisi | AhmetAkgul.Net | MealiKerim.com | İLETİŞİM |RSS