• CUMHURBAŞKANI’NIN, İSTANBUL SÖZLEŞMESİ’Nİ FESİH KARARI VE KUŞKULARIMIZ

    CUMHURBAŞKANI’NIN, İSTANBUL SÖZLEŞMESİ’Nİ FESİH KARARI VE KUŞKULARIMIZ

    07 Mayıs 2021

     
    | Devamı

    CUMHURBAŞKANI’NIN, İSTANBUL SÖZLEŞMESİ’Nİ

    FESİH KARARI VE KUŞKULARIMIZ

              

    Türkiye, ilk imzacısı olduğu İstanbul Sözleşmesi'nden Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle ayrılmıştı!

    Ahlâki ve ailevi yapımızı temelinden tahrip eden İstanbul Sözleşmesi'nin ilk imzacısı olan Türkiye, Resmi Gazete'de yayımlanan Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle sözleşmeden çekilme kararı almıştı. “Toplumsal cinsiyet eşitliği” kılıfı altında eşcinsellik ve lezbiyenlik rezaletini meşrulaştıran İstanbul Sözleşmesi, 11 Mayıs 2011 tarihinde imzaya açılmış ve 1 Ağustos 2014'te yürürlüğe sokmuşlardı.

    Resmi Gazete'de AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın imzasıyla yayımlanan kararnamede, "3718 sayılı kararda; "Türkiye Cumhuriyeti adına 11/5/2011 tarihinde imzalanan ve 10/2/2012 tarihli ve 2012/2816 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile onaylanan "Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi"nin Türkiye Cumhuriyeti bakımından feshedilmesine, 9 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 3’üncü maddesi gereğince karar verilmiştir." ifadeleri yer almıştı.

    Sözleşmenin feshi, konuya ilişkin bildirimin Genel Sekretere ulaştırıldığı tarihten itibaren üç aylık sürenin bitimini izleyen ayın birinci gününde yürürlüğe girmiş olacaktı. İstanbul Sözleşmesi'nin 80/2. maddesine göre, üç ay sonra ayrılma kararı yürürlüğe sokulmaktaydı.

    İyi de, 2004’ten beri sözde AB ile uyum yasaları çerçevesinde, 2014’ten beri İstanbul Sözleşmesi’yle, 17 yıldır açılan yaralar nasıl kapanacaktı? Yıkılan on binlerce aile yuvasının ve yapılan ahlâki tahribatların sorumluluğunu kim sırtlanacaktı? Ahlâki ve ailevi yıkımlarının farkına varıldığı için bir kararname ile kolayca kaldırılan bu mel’anet maddeleri ve rezalet sözleşmeleri nasıl imzalanmıştı? O günlerde ve sonraki süreçlerde başta Milli Çözüm Dergisi olarak yapılan duyarlı uyarılara ve haklı haykırışlara niçin kulak tıkanmıştı? Yoksa neyi imzaladıklarını bilmeyen, veya AB talimatlarına boyun eğen insanlar mı başımızdaydı? Ya da, bütün bu mel’anet ve rezaletlere daha sinsi kılıflar sarılarak yeni kanuni düzenlemeler olarak mı karşımıza çıkarılacaktı?

    Üstelik; güya “Aile içi şiddeti ve kadın cinayetlerini önleme” bahanesiyle imzalanan ve uygulanan bu İstanbul Sözleşmesi’yle, tam tersine cinayet ve şiddet olayları da katbekat artmıştı!?

    Aşağıdaki ve benzeri olaylar aynen yaşanmış ve mahkemelere aktarılmıştı.

    İstanbul Sözleşmesi’nin getirdiği “Şikâyetçi kadınların beyanı esas alınır ve ona göre davranılır…” hükmünü esas alan yargı; “Kocam bana şiddet uyguluyor!” diyen eşinin telefon ihbarıyla kocasını “üç ay evden uzaklaştırma” cezasına çarptırmıştı. İstanbul’da yakını ve otel parası bulamayan genç adam evlerini uzaktan gören bir eski fabrikanın bekçi kulübesinden, her gün ve her gece eşinin evine aldığı ve zina yaptığı sözde sevgilisini aylarca uzaktan seyredip kahırlanmıştı. Bu ekonomik, sosyolojik ve psikolojik zulümler adamın ruh ve beden sağlığını da bozmuş, hastalanan, işini savsaklayan adam, bir de pandemi bahanesiyle işinden de atılmıştı.

    Şahsiyet ve haysiyetinin böylesine ayaklar altına alınıp ezilmesi, biri kız iki çocuğunun karısının dostuyla aynı evdeki ahlâki problemleri ve hasreti, kendisinin çektiği bunca zahmet ve zilleti asla hak etmeyen ve hazmedemeyen genç adam, sonunda bir yerden ayarladığı tekli bir kırma tüfekle eşine ve sözde sevgilisine ateş edip yaralamıştı. Elbette bu tavrı, asla uygun ve doğru bulunamazdı. Kadına yönelik her türlü şiddet inancımıza da insanlığımıza da aykırıydı. Ama asıl sorun; İstanbul Sözleşmesi’ni bize dayatanların gerçek amacının işte yukarıdaki sorunlara sebep olup azdırmak ve sinirleri gerdirip bu sonuçları hazırlayarak aile yuvamızı temelinden yıkıp toplumu yozlaştırmak olduğunun farkına varamayan iktidarlardı.

    24 Ocak 2021’de Milli Çözüm sitemizde yayınlanan “Oğuzhan Asiltürk’le Tayyip Erdoğan İrtibatı ve VATİKAN’LA SİYONİST BARONLARIN İTTİFAKI” yazımızda;

    Sn. Erdoğan, Oğuzhan Asiltürk’ü evinde ziyaret edip %51’e ulaşmak için tavlamak niyetiyle kendilerine Kur’an-ı Kerim hediye ettiklerinde, ona:

    “Tam 18 yıldır, Allah sana tek başına iktidar imkânı verdiği halde, bu Kur’an’ın haram kıldığı; hatta, Allah ve Peygamberle savaşmak saydığı FAİZ düzeninden kurtulmak için neden hiçbir adım atmadınız?

    Ahlâksız yayınlar ve programlarla, yetmez zinayı suç olmaktan çıkarmakla… Daha da beteri İstanbul Sözleşmesi’ni imzalayıp eşcinsellik ve lezbiyenlik sapkınlarına meşruiyet kazandırmakla bu milleti yozlaştıracak tahribatları ne zaman durduracaksınız?

    Bizi asla aralarına almayacaklarını defalarca ve aşağılayıcı bir küstahlıkla açığa vurmalarına rağmen, hâlâ ne zaman AB kapısında kıvranmayı bırakıp Erbakan Hocamızın tarihi D-8 girişimini canlandıracak ve İslam Birliği’ni kurmaya yoğunlaşacaksınız?” diye niye sormamışlar ve tebliğ görevini yapmamışlardı!? Aradan haftalar geçmesine rağmen, Oğuzhan Asiltürk’ün Sn. Erdoğan’a bu tür teklif ve tavsiyelerde bulunduğuna dair tek bir ifadesine rastlanmamıştı… Milli Çözüm’ün bu uyarılarından sonra bu yönde beyanları olursa, bunların da yalan ve uydurma olduğu zaten sırıtacaktı.” diye uyarmıştık.

    Bu yazımızdaki sorularımızın ardından; Oğuzhan Asiltürk, Erdoğan’ın kendisine yaptığı ziyaret sonrası katıldığı bir televizyon programında şu ifadeleri kullanmıştı:

    “AK Parti’nin yetkilileri bana geldi ve bu sözleşmenin (İstanbul Sözleşmesi) kesinlikle kalkacağını söyledi. Lütfen siz bizi destekleyecek şekilde konuşun da bize yardımcı olun demişlerdi. Sayın Cumhurbaşkanı’nın da görüşü kalkması yönündedir. Ben de biliyorum bunları ifade ettiğini, kesinlikle kalkacağını söyledi. Ama (İstanbul Sözleşmesi) kalkarken onların içerisindeki bazı cahiller, kadın hakları, madın hakları falan diye karşı çıkacaklardır. Onların hepsi zaten Türk Ceza Kanunu’nda da var diye ifade ediyor Cumhurbaşkanı. Ondan dolayı boşuna rahatsızlık duyuyorlar, ama kaldıracaklarını kesin olarak kendisi de ifade etti.”

    Kuşkularımız ve Uyarılarımız!

    Cumhurbaşkanı’nın İstanbul Sözleşmesi’ni feshettiklerini açıklaması elbette sevindirici ve ümitlendirici bir karardı. Ancak Sn. Erdoğan’ın geçmiş karnesine ve siyasi karakterine bakınca bazı kuşkularımız vardı. Bizim kaygımız; İstanbul Sözleşmesi’ndeki sinsi ve tahrip edici içeriklerin yaldızlı kılıflara sarılarak, hazırlanan Hukuk Reformunda yeni kanun maddeleri şeklinde tekrar yürürlüğe konulmasıydı. Böylece hem halkımız avutulup oyalanarak Tayyip Bey oy toplayacak, hem de Haçlı Batı’nın ahlâksız dayatmaları resmiyet kazanacaktı.

    Zaten, Milli Çözüm Dergimizin ciddi ve sürekli uyarılarının da etkisiyle HDP’nin kapatılması girişimlerinde de böyle bir oyun tezgâhlanacağı tartışılmakta, yeni sivil PKK’nın altyapısının önceden hazırlandığı konuşulmaktaydı. Üstelik Sn. Erdoğan’ın ZİNA’yı suç sayılmaktan ve ceza almaktan çıkardığı ve serbest bırakıp boşanmaları ve evden kaçmaları 10 kat azdırdığı kanun maddesi hâlâ yerinde durmaktaydı.

    AKP'den İstanbul Sözleşmesi yerine Ankara Mutabakatı çıkışı!

    Resmi Gazete'de yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı ile Türkiye, İstanbul Sözleşmesi'nden ayrılmıştı. Ancak, Türkiye'nin gündemine oturan kararla ilgili açıklama yapan AKP Genel Başkan Yardımcısı Fatma Betül Sayan Kaya“İstanbul Sözleşmesi'nin yerine Ankara Mutabakatı hazırladıklarını” açıklaması kafamızı karıştırmıştı.

    Fatma B. Kaya, şiddetin her türlüsünün insanlık suçu olduğunu vurgulayarak, "Kadın haklarının teminatı için İstanbul Sözleşmesi’ne ihtiyacımız olmadığını görüyoruz. Türkiye kendi hukukuyla, iç mevzuatıyla, anayasal düzenlemeleriyle kadınların hakkını koruyacak güce sahiptir. Bu konuda aslolan İstanbul Sözleşmesi değil, bizim kendi hukukumuz ve bu konuda yapmış olduğumuz düzenlemelerdir. Kadına karşı şiddetle mücadele noktasında kararlılık olduğu müddetçe bu konuda hiçbir şekilde geri adım atılmayacaktır."

    “Yine vurgulamak istiyorum. 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun ve CEDAW Birleşmiş Milletler Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi, aynı kararlılıkla uygulanmaya devam ediyor. Yeni uygulamaya geçirdiğimiz İnsan Hakları Eylem Planımız'da büyük reformlar vardır. Kadınların güçlendirilmesi ve korunmasına dair de çok ciddi reform planlarımız İnsan Hakları Eylem Planı'nda da mevcuttur. Biz ANKARA MUTABAKATI denilen yeni bir çalışmayla; herkesin hukukunun garanti altına alınacağı yeni düzenlemeler yapacağız!” Yani İstanbul Sözleşmesi’nin aile yapımızı ve ahlâkımızı tahrip eden içeriğini yeni yapacağımız Ankara Mutabakatına aktaracağız!..

    Bayan Bakan Selçuk’un: “Kararlılıkla Sürdüreceğiz!” mesajı!

    Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk, bu karar hakkında açıklama yapmıştı. Bakan Selçuk açıklamasında, "Kadına yönelik şiddet her şeyden önce bir insanlık suçudur ve bu suçla mücadele bir insan hakları meselesidir. Aslolan ilkelerdir. Bu doğrultuda şiddetle mücadelemizi dün olduğu gibi bugün de yarın da sıfır tolerans ilkesi ile kararlılıkla sürdüreceğiz" sözleri bizim kuşkularımızı haklı çıkarmıştı.

    Kasıtlı Tepkiler Büyüdü Eylem Kararı Açıklandı

    Türkiye'nin İstanbul Sözleşmesi'nden çekileceğine dair haberlerin 20 Mart 2021 Cuma gecesi ortaya çıkması üzerine kadın hakları örgütleri “#AklınızdanBileGeçirmeyin” etiketiyle sosyal medyada tepkilerini ortaya koymuşlardı. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu, "İstanbul Sözleşmesi'ni kaldıranlara karşı topyekûn mücadeleye çağırıyoruz" tweetini paylaşarak eylem kararı almışlardı.

    "Size ve Tüm Kötülüklerinize Rağmen Biz Yaşayacağız" çıkışları!

    CHP Genel Başkan Yardımcısı Gökçe Gökçen, Twitter hesabından yaptığı paylaşımda, "TBMM'nin açık iradesini yok sayan ve İstanbul Sözleşmesi'ni hukuksuzca fesheden bu mantığın Türkçesi: 'Kadınlar ikinci sınıf vatandaş olmaya devam etsin ve hatta öldürülsün.' Size ve tüm kötülüklerinize rağmen biz yaşayacağız ve Sözleşmeyi geri getireceğiz!" ifadelerini kullanmıştı.  

    "Diyeceksiniz ki, Hukuk mu Kaldı?"

    CHP Yüksek Disiplin Kurulu Üyesi Avukat Tuba Torun, Twitter'dan sözleşmenin kaldırılma yöntemine ilişkin şöyle bir açıklamada bulunmuşlardı: "İstanbul Sözleşmesi'nin 80. Maddesi Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği'ne yapacağı bildirimle Sözleşme'nin feshedilebileceğini belirtir. Kural olarak, bir uluslararası sözleşme nasıl yürürlüğe girdiyse aynı usulle feshedilir. İstanbul Sözleşmesi TBMM onayıyla yürürlüğe girdi, dolayısıyla aynı iradeyle, yani TBMM onayıyla Sözleşme'den çıkılabilir. Cumhurbaşkanı 'Ben bu Sözleşme'den çıkıyorum, oldu’ diyemez. Kararnameyle de olmaz. Diyeceksiniz ki, hukuk mu kaldı?"

    Ahmet Davutoğlu’nun Davul Tozları!

    ABD Başkanı Biden, İstanbul Sözleşmesi'nden çekilmemizi "cesaret kırıcı" bularak hayal kırıklığına uğramıştı. Hayal kırıklığına uğrayanlardan biri de Ahmet Davutoğlu olmaktaydı. Davutoğlu duygu ve düşüncelerini Twitter hesabı üzerinden şöyle ifade etmiş: "...amacı genelde aile bireylerine, özelde kadınlara karşı şiddeti engellemek olan ve bizzat Sayın Erdoğan'ın kendi imzasıyla yürürlüğe giren İstanbul Sözleşmesi'nden anayasaya aykırı olarak TBMM'nin onayı olmadan çekilmek (...) Bunların hepsi Türkiye'nin sadece ve sadece kendini düşünen bir zihniyetle yönetildiğini ortaya koyuyor. Sayın Erdoğan için amaç artık millete hizmet değil, herkesi ve her şeyi gerektiğinde istismar ve feda etmek pahasına iktidarda kalmaktır..."

    Oysa 2020 Ağustos ayında Akit gazetesi yazarlarından Abdurrahman Dilipak şu açıklamayı yapmıştı: "Ben Ahmet Davutoğlu'na sordum, İstanbul Sözleşmesi'ne nasıl imza attın diye. 'Okumadım' dedi..." diye yazmıştı. O günlerde İstanbul Sözleşmesi hakkında "muhafazakâr cenahta" yoğun eleştiriler yükselmeye başlayınca Davutoğlu "Okumadım!" diyerek işin içinden sıyrılmaya çalışmakla kalmamış, "muhafazakârların" eleştirilerine katıldığını ihsas ederek söz konusu tepkinin "hasılatını" toplamaya çalışmıştı.

    Meral Akşener, hangi milliyetçilikle İstanbul Sözleşmesi’ne sahip çıkmaktaydı?..

    Meral Akşener'in savunduğu İstanbul Sözleşmesi’nin 12. Maddesini herhalde okumamıştı:

    "Taraflar kültür, töre, din, gelenek veya sözde 'namus' gibi kavramların bu sözleşme kapsamındaki herhangi bir şiddet eylemine gerekçe olarak kullanılmamasını temin edeceklerdir."

    Bu sözleşmeye göre işlenmesi suç olan başka eylemler de vardı: Mesela karınız sizi aldatıyor ve siz buna karşılık ona yüksek sesle küfrediyorsunuz. Artık karınızın sizi polis eşliğinde evden aldırıp, en az üç ay evden ve çocuklarınızdan uzaklaştırma hakkı ve dahası aldattığı kişiyle de yaşama hakkı doğmaktaydı. Ya da kızınızın evlilik öncesi cinsel birliktelik yaşamasını istemiyorsunuz ve bu noktada ısrarcı oluyorsunuz. Fiziksel şiddet uygulamamış olsanız bile kızınızın sizi yine polis eşliğinde adi bir suçlu gibi evden uzaklaştırma hakkı söz konusu olmaktaydı.

    Yani İstanbul Sözleşmesi’nin kaldırılmasına karşı çıkan Meral Akşener’e, Ahmet Davutoğlu’na ve CHP kanadına göre: Haçlı Batı’nın ahlâksız dayatmaları DİN kurumundan ve NAMUS kavramından daha önemli ve öncelikli sayılmaktaydı! İstismarcı Erdoğan ise yıllarca bu mel’aneti uygulamış, sonunda çark etmek zorunda kalmıştı.

    Prof. Adem Sözüer, Anayasa'nın 90. Maddesine işaret ederek: “İstanbul Sözleşmesi yürütme tasarrufuyla feshedilemez, yetki gaspıyla TBMM devre dışı bırakılamaz!” diye çıkışmıştı.

    İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Adem Sözüer, Türkiye’nin ilk imzacısı olduğu İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararına ilişkin olarak Anayasa’nın 90. maddesine atıfta bulunmuşlardı.

    Anayasa’daki, “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası Andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz” satırlarını paylaşan Prof. Sözüer, “İstanbul Sözleşmesi yürütme tasarrufuyla feshedilemez. Yetki gaspıyla TBMM devre dışı bırakılamaz” yorumunu yapmışlardı.

    Avukat Kerem Altıparmak: İstanbul Sözleşmesi'ni kaldıran CB kararı ancak yasayla yapılabilecek bir işlem olduğu için yok hükmünde sayılır!..

    Avukat Kerem Altıparmak da İstanbul Sözleşmesi'nin kaldırılmasına ilişkin kararı eleştirdi. Altıparmak, "Bu gece feshedilen sadece #İstanbulSözleşmesi değil TBMM’nin iradesi ve yasama yetkisi kapsamındadır. Bunu en son 12 Eylül 1980’de Kenan Evren yapmıştı. Cumhurbaşkanı'nın Meclis yerine geçip yasama işlemi yapması durumunda 'fonksiyon gaspı' vardır" diyen Altıparmak, şunları vurgulamıştı:

    "Bu işlemin yaptırımı 'yok hükmünde olması'dır. İstanbul Sözleşmesi'ni kaldıran CB kararı ancak yasayla yapılabilecek bir işlem olduğu için yoklukla malüldür. Sözleşme de yürürlüktedir."

    Anayasa’nın 90. Maddesi: D. Milletlerarası Andlaşmaları Uygun Bulma Şartı!

    Türkiye Cumhuriyeti adına Yabancı Devletlerle ve Milletlerarası Kuruluşlarla yapılacak andlaşmaların onaylanması, Türkiye Büyük Millet Meclisinin onaylamayı bir kanunla uygun bulmasına bağlıdır.

    Ekonomik, ticari veya teknik ilişkileri düzenleyen ve süresi bir yılı aşmayan andlaşmalar, devlet maliyesi bakımından bir yüklenme getirmemek, kişi hallerine ve Türklerin yabancı memleketlerdeki mülkiyet haklarına dokunmamak şartıyla, yayımlanma ile yürürlüğe konabilir. Bu takdirde bu andlaşmalar, yayımlarından başlayarak iki ay içinde Türkiye Büyük Millet Meclisinin bilgisine sunulur.

    Milletlerarası bir andlaşmaya dayanan uygulama andlaşmaları ile kanunun verdiği yetkiye dayanılarak yapılan ekonomik, ticari, teknik veya idari andlaşmaların Türkiye Büyük Millet Meclisince uygun bulunması zorunluğu yoktur; ancak, bu fıkraya göre yapılan ekonomik, ticari veya özel kişilerin haklarını ilgilendiren andlaşmalar, yayımlanmadan yürürlüğe konulamaz.

    Türk kanunlarına değişiklik getiren her türlü andlaşmaların yapılmasında birinci fıkra hükmü uygulanır.

    Usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası Andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.

    Erdoğan ise tek başına niye bu kararı almıştı?

    Cumhurbaşkanı Erdoğan, İstanbul Sözleşmesi'nden ayrılma kararını, 15 Temmuz 2018'de yürürlüğe giren 9 numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 3. Maddesiyle kendisine tanınan yetki doğrultusunda almıştı. Söz konusu kararnameyle ilgili olarak Anayasa Mahkemesi'nin verdiği bir iptal kararı bulunmamaktaydı. Erdoğan, kararnamedeki şu madde uyarınca bu kararı almışlardı:

    MADDE 3- (1) Milletlerarası andlaşmaların onaylanması, bunların feshini ihbar etmemek suretiyle yürürlük süresini uzatma, Türkiye Cumhuriyeti’ni bağlayan bir milletlerarası andlaşmanın belli hükümlerinin yürürlüğe konulması için gerekli bildirileri yapma, milletlerarası andlaşmaların uygulama alanının değiştiğini tespit etme, bunların hükümlerinin uygulanmasını durdurma ve bunları sona erdirme, Cumhurbaşkanı kararı ile olur.”

    Milli Çözüm Dergisi ilk günden beri bu İstanbul Sözleşmesi’ne karşı çıkmış ve mutlaka feshedilmesi gereğini ısrarla hatırlatmıştı.

    EN REZİL İTTİFAKLAR ve İstanbul Sözleşmesi’ni İmzalayanlar!

    “Sözde ‘Dindar Nesil’ türküleri çağıran AKP iktidarı, 2004 yılında Avrupa'ya uyum yasaları çerçevesinde; ‘Eşcinsellere özgürlük tanıyan, 18 yaşından küçüklerin kendi rızasıyla bu rezaleti işleyenlere verilen cezayı kaldıran’ ve, ‘Eşcinselleri kınayan ve karşı çıkanları: ‘Ayrımcılık ve özgürlükleri kısıtlayıcı zorbalık’ suçundan 1 yıl ağır hapis cezasına çarptıran’ yeni kanuni düzenlemeleri hemen yapıvermişti... Eee... Domuz eti yemeden ve eşcinselliğe hürriyet verilmeden AB'ye girilir miydi?” (Milli Çözüm Dergisi 3. Sayı Mart 2004)

    AKP; 2002’den 2011’e kadar aşama aşama İstanbul Sözleşmesi’ni şöyle imzalayıp uygulamıştı!

    2002 yılında özgürlükçü söylemleri ve AB’ye tam üyelik hedefi ile iktidara gelen Adalet ve Kalkınma Partisi hükümeti, Medeni Yasa ve Ceza Yasasındaki eşitliğe aykırı hükümlerin değiştirilmesini kabul etmiş, 2002 yılında yeni Medeni Yasa ve 2005 yılında da yeni Ceza Yasası yürürlüğe girmiştir. 2004 ve 2010 yıllarında Anayasanın 10. maddesinde yapılan değişikliklerle de kadın-erkek eşitliği ilkesi ve devletin bu eşitliği yaşama geçirme yükümlülükleri bahane edilmiştir. 2009 yılında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) Türkiye aleyhine verdiği, devletlerin kadına yönelik şiddetin önlenmesindeki pozitif yükümlülüğüne dikkat çeken Opuz v. Türkiye kararı ise hem Türkiye açısından hem de Avrupa açısından bir dönüm noktası gibidir. Avrupa Konseyi (AK) tarafından 2010 yılında kadına yönelik şiddetle mücadele kapsamında hukuksal bağlayıcılığı olacak standartları barındıran bir sözleşme taslağı hazırlanıvermiştir. “Avrupa Konseyi (AK) ile olan ilişkilerin en ileri noktasına ulaştığı” bu dönemde feministlerin kadına yönelik şiddetle mücadelesinin de etkisiyle hazırlanmış olan Kadınlara Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi’nin (İstanbul Sözleşmesi) 2011 yılında imzalanmasına kadar devam etmiştir.

    İstanbul Sözleşmesi aleyhinde sürdürülen yoğun kampanya son olarak Türkiye’nin 34 yıldır tarafı olduğu CEDAW’a (Kadına Karşı Ayrımcılığın Önlenmesi) kadar gitmiştir. Çünkü asıl ailenin altına dinamiti koyan CEDAW Sözleşmesi’dir. Belli ki bu kesimler için sadece İstanbul Sözleşmesi’nin kaldırılması da yeterli olmayacaktır.

    Gerçekten CEDAW ile İstanbul Sözleşmesi arasında sıkı bir ilişki olduğu görülecektir. Güya kadının insan hakları sistemi bakımından BM CEDAW Sözleşmesi ile AK İstanbul Sözleşmesi bir bütünün parçaları gibidir. İstanbul Sözleşmesi’nin Giriş kısmında diğer önemli uluslararası standartlarla beraber CEDAW’ın, İhtiyari Protokol’ünün ve CEDAW Komitesi’nin 19 no’lu Tavsiye Kararının göz önüne alındığı özellikle belirtilir. CEDAW Komitesi’nin 19 sayılı tavsiye kararını güncellediği ve 2017 yılında çıkardığı 35 no’lu tavsiye kararı ile de güçlendirilen bu bağ karşısında İstanbul Sözleşmesi’nden çıkmanın CEDAW Sisteminden de çıkmak anlamına geleceği ileri sürülmektedir. 18 yaş altında ama “rıza yaşında” bulunan çocukların kendi aralarında ve karşılıklı istek doğrultusunda her türlü cinsi ilişkiye izin veren Lanzarote Anlaşması’nın bu iptal kararında niye bulunmadığı ise ayrı bir soru işaretidir.

    AKP Seçim Planını Devreye mi Almıştı?

    Kimi çevrelere göre AKP Kabinesinde 6 Bakanın değişeceği köklü bir “Kabine revizyonu” yapılacağı Ankara kulislerinde konuşulmakta, “yeni kabine listeleri” havalarda uçuşmaktaydı. Son yaşanan HDP’yi kapatma davası, Naci Ağbal’ın Merkez Bankası Başkanlığı görevinden alınması ve İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararı belki de bir erken genel seçim hazırlığıydı. Bu gelişmeleri Türkiye’de yaşanan son dönemdeki olaylar ile bir bütün olarak ele almak lazımdı. Öncelikle son 6 aydır gerçekleştirilen anketlerde ortaya çıkan bir gerçeklik vardı: AKP-MHP bloğunun oluşturduğu CUMHUR İTTİFAKI oylarındaki erimeyi durduramıyorlardı. AKP-MHP bloğu en “İyimser” anketlerde dahi totalde %40-45 bandı arasına sıkışmış kalmış durumdaydı ve bu konjonktürde %50+1’i geçmesi de imkânsızdı. Tüm bunlar yaşanırken AKP Büyük Kongresi’nde açıklayacağı manifesto ile 2023 seçimlerine start vereceğini ve bu kongre sonrasında seçim sürecinin başlayacağını bekleyenler vardı. Peki AKP bu kadar sıkıntılı bir süreçte neye güvenerek “Seçim süreci” başlatacaktı? İşte bu sorunun cevabı aslında ülkede son dönemde yaşanan siyasal gelişmelere bir bütün olarak bakıldığında AKP’nin sinsi bir “Stratejisinin” olduğunu açığa vurmaktaydı. Ama ne yaparsa yapsın AKP mukadder akıbetinden kurtulamayacaktı. DEVA Partisi Başkanı Ali Babacan’ın iddialarına göre; Merkez Bankası eski Başkanı Naci Ağbal, ilgili bürokratlarına: “(Berat Albayrak döneminde) Kaybolan 130 milyar doları bakıp araştırın, nereye harcandığını anlayalım!” talimatı üzerine; “Araştırdık, ama yerinde bulamadık” cevabı alınca ve bu konu Saraya ulaşınca Başkan hemen görevinden alınmıştı!?

    Haçlı AB sevdası hainlerin sonunu hazırlayacaktı!

    Bugün erkek erkeğe, kadın kadına cinsel ilişki rezaletini normal sayan ve özgürlükler kapsamına alıp kutsayan ahlâksız Batı’nın, yarın insanlarla hayvanların, hayvanlarla insanların sapık ve çarpık cinsel ilişki iğrençliklerini doğal karşıladığını ve yine özgürlük icabı olarak sunmaya başladığını görmemiz bile bize sürpriz olmayacaktır. Çünkü Haçlı Batı’nın bâtıl ve bozulup bayatlamış Dininde ve şehvet şirretliği geleneğinde, bu tür çirkin ve çirkef davranışlara zaten asırlar öncesinden rastlanmaktadır ve tahrip edilmiş İncil ve Tevrat nüshalarının toplandığı ve “Kitab-ı Mukaddes” adıyla toplumların yozlaştırılıp soysuzlaştırıldığı uydurma metinlerde “Dul kadınların köpeklerle ilişkiye girip kendilerini tatmin etmelerinin caiz olduğunu” söyleyen ve hâşâ bunu da Allah kelâmı olarak gösteren ibareler vardır.

    Porno yayınlarının ve her türlü cinsi sapıklık ve ahlâksızlığın kaynağı, Yahudi ve Hristiyanların KİTAB-I MUKADDES dediği, kendi elleriyle yazıp yozlaştırıp Allah kelâmı diye insanlara yutturulan tahrif edilmiş TEVRAT ve İNCİL nüshalarıdır. İşte Kitab-ı Mukaddes Şirketi tarafından bastırılıp dağıtılan (Yalçın Ofset. İST. 1993) tarihli, Tevrat-ı Şerif (Eski Ahit Kitabından porno hikâyeler ve öğütler) hikâyeleri:

    • (Hâşâ) Kızlarının şarap içirip sarhoş ederek Hz. Lut ile cima etme hikâyeleri…[1]

    • Kız kardeşleriyle sevişme ve aşk şiirleri.[2]

    • En büyük din adamının kendi geliniyle zina etmesi.[3]

    Kethuboth Talmutu (1936 The Son-cine Pres baskısı)

    • Küçük kız ve erkek çocuklarla zina yapmanın ve kendi karısına dübüründen yaklaşmanın usulleri.[4]

    • Karşılıklı rıza ile yapılmak şartıyla, kız ve erkek kardeşlerin cinsi ilişkilerinin caizliği.

    • Dul kalan annesiyle cinsi ilişkide bulunup onu tatmin etmesinin, erkek evladına görev olarak verilmesi.

    • Yahudi bir dul kadının, kendini tatmin için her yola başvurabileceği ve her türlü hayvanla ilişkiye girebileceği.[5]

    Gizli yapmak ve suç kanıtı bırakmamak şartıyla;

    a- Her türlü günahın yapılması için Yahudilere ruhsat verildiği,

    b- Yahudilerin galibiyet ve hâkimiyeti uğrunda her çeşit haksızlık ve ahlâksızlığın işlenebileceği,

    c- Yahudi olmayan bütün herkese karşı “onlardan görünmenin, riyakârlık etmenin, onları aldatıp yalan söylemenin, aralarında fitne fesat yürütmenin” ibadet hükmüne geçeceği,

    d- Sadece Yahudilerin insan görüleceği, başka din ve kavimlere hayvan muamelesi yapmak gerektiği.[6]

    Oysa aynı Kitab-ı Mukaddes Levililer Bölümü BAB: 18 sh: 117 ve 118’de bu safsata ve sapıklıkların tam aksine; aile efradıyla, yakın akrabalarıyla ve nikâhsız başka kadınlarla zina yapılamayacağı öğütlenmekte, böylece kendi içinde açıkça çelişkiye düşülmektedir. Bu durum Tevrat ve İncil’de hâlâ aslına uygun bazı kısımlar bulunsa da, sonradan akıl ve ahlâkla bağdaşmayan konuların katıldığını göstermektedir.

     


    [1] Bak: TEKVİN, BAB: 19, Ayet: 30-38 sh: 17

    [2] Bak: Neşideler Neşidesi BAB: 8 Ayet: 1-10 sh: 672 BAB: 4 Ayet: 8-12 sh: 669

    [3] Bak: TEKVİN BAB: 38 Ayet: 13-19 sh: 39

    [4] Bak: BAB: 11

    [5] Bak: Yebamoth Talmut’u 56-a ve 59-b

    [6] Bak: Talmut Hoşem Hamişpat 369 Şultan Aruh sh: 117




























    Bu Haber 261 defa okunmuştur.
    Dost Siteler...
    www.millicozum.com
    www.necmeddinerbakan.net

 
Yorum Ekleyin
Yorum eklemek için üye olmanız gerekmektedir.
 
Telif Hakkı: Prof. Dr. Necmettin Erbakan - NecmettinErbakan.Net, Necmettinerbakan.org | Milli Çözüm Dergisi | AhmetAkgul.Net | MealiKerim.com | İLETİŞİM |RSS