• CÜBBELİNİN TERBİYESİZLİĞİ VE ERBAKAN HOCA’NIN EDEP DERSİ

    CÜBBELİNİN TERBİYESİZLİĞİ VE ERBAKAN HOCA’NIN EDEP DERSİ

    25 Şubat 2016
    CÜBBELİNİN TERBİYESİZLİĞİ VE ERBAKAN HOCA’NIN EDEP DERSİ

     
    | Devamı






    CÜBBELİNİN TERBİYESİZLİĞİ VE ERBAKAN HOCA’NIN EDEP DERSİ


    Cübbeli Ahmet denen şarlatan 31.12.2015 tarihli Ataşehir Mimar Sinan Camii Sohbetinde konuşmasının 1:08:56’dan itibaren kısmında, Aziz Erbakan Hocamızla ilgili yalan ve iftiralar kusmakta ve gerçekleri çarpıtmaktaydı!

    “ERBAKAN Hoca’yı indirdiler, adamcağız öyle uğraştı, Allah rahmet etsin. Onları caydırmak içün Amerika’da bir yere götürdüler, orada bilmem ne merkezine soktular, o merkezde uyduları açtılar. Bu bizim akıllı, fikirli çok okumuş kültürlü tabi. Yetkili abimize ne gösterdiler? “Şu Dünya haritasıdır” dediler. “Şimdi istediğin bir yeri seç bakalım.” O da gitti, parmağını bastı. Dediler ki: “Parmağını bastığın yer neresi biliyor musun?” ‘Bilmiyorum’ dedi. “Bağdat” dediler. Tak, uydular çalıştı. “Bağdat’tan da bir yere bas” dediler. Pentagon’dan bir yere soktular bunu. Dediler: “Bura nere biliyor musun?” ‘Bilmiyorum’ dedi. “Kazımiye Mahallesi” dediler. Bastı bir yere, geldi bir eve, girdi bir odaya, geldi bir çocuk, küçük bir çocuk, “Yaklaştır!” ve “Zumla” dedi. Yaklaştırdı, çocuğun gözünün bebeğine geldi. “Tak” dedi “Ne anladın?” dediler. “Anladım ki sizinle baş edemeyiz. Bu iş bitmiştir!” dedi. Ama hâlbuki bu lafı dediğinde kendisi bitti. Yani dediler ki. “Biz Yahudi, Mason locaları Erbakan’ı bitiren irade öyle güçlüyüz ki Pentagon’dan istediğimiz yerdeki, evdeki çocuğun gözüne kadar giriyoruz” dedi. Sen hangi cesaretle bizimle uğraşacağını zannediyorsun? Türk milletini yeniden düzelteceğiz, İslam’a döndüreceğiz, yeniden eski değerleriyle buluşturacağız falan havalarına giriyorsun? Vazgeçin dedi bu işten!” Dediler mi, dediler. Bu bizim abimiz de aldandı. Dedi ki “Vaz geçiyorum ben. Pes” dedi. Dememeliydi.”

    “Amma daha sonra bazı siyasiler ne yaptılar? “Gâvurların teknolojisi, şusu busu gelişmişse bizim de Allah’ımız var!” dediler. Onlar öbürlerine uymadılar, kâfirlerle mücadeleye devam ettiler. Onun için de bütün dünyanın gâvuru yüklendi mi Türkiye’nin başına? Eee iç güçler, dış güçler, üçgenler, paraleller… hee, herkes uğraştı mı? Pekiyi, indirebildiler mi? İndiremiyorlar”[1] sözleriyle BOP kâhyası, AB hizmetkârı, faiz, fuhuş ve kumar düzeninin uygulayıcısı, Libya ve Suriye’de 700 bin Müslümanın katledilişinin suç ortağı şahısları kahraman diye yalakalık yapan bu zavallı adam, bakın nasıl kiralanmıştı?

    Şimdi gelelim bu saptamalardaki saptırma ve sahtekârlıklara…

    1- Bu olay Pentagonda değil, Türkiye’yi ziyarete gelen bir Amerikan gemisinde yaşanmıştı.

    2- O gemiye götürülen Erbakan Hoca değil, başkalarıydı. Onların gelip kendisine aktardıklarını anlatmıştı.

    3- Erbakan Hoca’nın bu tehditler karşısında ürküp davasından vazgeçtiğiiddiaları tamamen yalan bir uydurmaca ve iftiraydı.

    4- Hoca’nın ağzından “Anladım ki sizinle baş edemeyiz…” “Ben artık pes edip vazgeçiyorum…” gibi aciz ve teslimiyetçi ifadeleri Erbakan gibi Aziz bir şahsiyet değil, ancak Cübbeli gibi rezil ve zelil kimseler kullanırdı.

    Şimdi bu uyuz ve ucuz kahramanlığa soyunan ve iktidara yalakalıkla gizli ve kirli çamaşırlarından kurtulmaya çalışan zavallı Zırto’yu bakınız nasıl kiralamış ve hizaya sokmuşlardı:

    “Bu şeriatçı ve tarikatçı geçinen ayarı düşüklerin cübbesi altında çevirmediği fırıldak kalmamış, Şeytana külahını ters giydiren gizli ve kirli icraatlara başlamıştı. Nasıl olduysa uyuşturucu satan Karagümrük çetesi Nuriş Kardeşler, onlarla telefon muhabbetinde iken kendilerini takip eden polislere takılmıştı. Bu kişinin kadına düşkünlüğünü şantaj olarak kullanan özel şoförü M. Ali Melemez'i susturmak için Nuriş Kardeşlere 150 bin TL cinayet rüşveti teklifi yapmıştı. Uçkur zafiyetinden bir türlü vazgeçmeyince polis baskınında 16 ve 17 yaşındaki Fas'lı iki kız çocuğu ile çirkin vaziyette yakalanmıştı. Bunun üzerine cemaatinin hatırı sayılır üyeleri devreye girince Hükümetin talimatıyla kızlar apar topar Fas'a ailelerinin yanına geri yollanmıştı... Ufak kız kayıtlara hiç sokulmamış, büyük kızın yaşını doldurup deklare vermesi için 1 yıllık süreyi bu kişi hapiste geçirmek zorunda kalmıştı.

    Bunlar bazı büyük yetkililerin en sevdiği fırsatlardı ve hiç affetmeden yararlanılmaya çalışılırdı. Cübbeli'ye “ya Fetoculara paralel kumpas diyeceksin, ya da dosyayı önüne koyarım ayvayı yiyeceksin” şantajıyla iktidara meddahlık yapması sağlanmıştı… Uçkur belasından uyuz hastalığına yakalanan zavallı(!) kişinin hapis korkusu depreşince kürsülerde ve TV’lerde ötmeye başlamıştı... Çok yetkili birisi ise bunların perde arkasındaki sarıksız ve cübbesiz hallerini bildiği bu tür hocaları, hacıları performanslarına göre değerlendirmekte ustalaşmıştı. Bu çok yetkili kime hakaret ediyorsa bilin ki onun bir açığını hâlâ bulamamıştır. Kimler de daha önce paralel palavracısı, ama şimdi AKP yalakası ise, bilin ki yuları çok yetkililerin elinde bulunmaktadır.”[2] Bu iddiaları yanıtlamak muhataplarına kalmıştı. Üstelik bu bilgiler sadece deşifre olanlardır. Yoksa bunların yüzünü kızartacak ve sokağa çıkamaz hale sokacak daha ne rezillikleri bulunmaktadır.

    Her fırsatta Aziz Erbakan Hoca’ya hakaret eden soysuzların ve işbirlikçi iktidarların borazanlığını yapan alim ve muttaki müsveddesi, ve sözde tarikat ehli hırsız, uçkurcu, sahtekâr hoca kılıklı tüm şeytanların ve şarlatanların rezil ve zelil olacakları günler de inşallah yakındır.

    Cübbeli hapisten çıkmak için Başbakanlığa yalvarmıştı!

    Cübbeli Ahmet, mahkeme süreci devam ederken kamuoyuyla paylaşılması için önemli bir mesaj yollamıştı. Birçok sağlık problemleriyle uğraştığını belirtip kendine acındıran Cübbeli Ahmet; "Söz veriyorum; beni buradan çıkarırsanız bir daha emniyet, yargı ve hükümet gibi kurumların aleyhine asla konuşmayacağım" diye yalvarmıştı. Cübbeli yakınları ve kamuoyuyla paylaşılması için kaleme aldığı mesajında şunları yazmış ve beraatı için Başbakanlıktan yardım talebinde bulunmuşlardı. "Bu vesileyle sizlerden kalıcı bir rahatsızlığa tutulmadan önce, tahliye olmam ya da beraat almam için; rica ve istirhamlarınızı hürmet, saygı içeren bir dille, benim sizin katınızdaki önemimi bildirerek Başbakanlık sitesine ulaştırmanızı, bu hususta çok gayretli olmanızı, üzerinizde bulunan ilim hakkı hürmetine hepinizden Allah (Celle Celaluh) rızası için istiyorum. Yarın çok geç olabilir; her işten önce bu çalışma içerisinde olmanızı bekliyorum.”[3]

    Fatma Betül Erişkin kardeşimiz anlatıyor:

    Rüyamda: Eşimle birlikte İsmail Fındık amcanın (Milli Görüşün değişik kademelerinde yıllarca görev yapmış, bir süredir evinde yaşam mücadelesi veren Muhterem ve mücahit bir şahsiyet) evine ziyarete gidiyoruz. Evi büyükçe bir binanın üst katlarından birindeymiş. Binanın zemin katı, camii olarak yapılmış. Eşim: “Ziyarete, namazı kılıp öyle çıkalım” dedi. Onlarca basamak indik, oldukça güzel bir cami olan kata geldik. Cami, İsmail FINDIK amca tarafından yaptırılmış. İkindi namazını kılıp yukarıya çıktık. İsmail amcanın iki oğlu da eşimin yanındalar fakat daha genç olan çocuklarının 80’li 90’lı yaşlarda olduğunu görüp şaşırıyorum ve “Daha bu yaşta nasıl bu kadar ihtiyarlayabilirler?” diye soruyorum kendi kendime. Onlar önde ben arkada yürüyoruz. Kata varınca kapıyı amcamızın eşi açıyor. Selamlaştıktan sonra bizi İsmail amca için yoğun bakım ünitesine çevirdikleri odanın kapısına götürüyor ve kendisi diğer misafirlerinin yanına dönüyor. Biz kapıyı açıp içeriye girince İsmail amcanın vücudunun her yerinde değişik kablolar bağlı olduğu halde kendinde olmadan yattığını, başucunda da Aziz Erbakan Hocamızın sandalyede oturduklarını görüyoruz. Sağ elleriyle amcamızın sol elini tutmuş, dua okuyorlar. Yavaşça selam verip giriyoruz. Erbakan Hocam boştaki ellerinin işaret parmaklarını dudaklarına götürüp sessiz olmamızı işaret buyurup, sonra da müsait yerleri gösterip oturmamızı emir buyuruyorlar. İşaret buyurdukları yerlere oturup duanın bitmesini bekliyoruz. Biz de içimizden şifa ayetleri okuyoruz. Dua bittikten sonra ellerini yüzlerine meshedip, amcamızın yüzüne ve başına sürüyorlar. Sonra bize “Hoş geldiniz” deyip şöyle devam ediyorlar: “İnsan hayatını, namaza benzetmeli. Niyetini tam ve sağlam almalı, öyle ki dışarıdan hiçbir şey onu niyetinden kararından döndüremesin. Sonraa, ellerinin tersiyle kulaklarını dünyanın tüm yanlışına kapatmalı, en büyük yanlış olan batılın etkisine kapatmalıı, bir yandan da bu sağlam duruşuyla batılın karşısındaki Hakkın temsilcisi olduğunu herkes bilmeli, anlamalıı. Sonraa, ellerini kalbinin üzerine öyle bir kilitlemeli ki, haramı kapıdan sokmamalı. Zira insanın kapısı kalbidir. Haram; yanlışın adıdır. Yanlış batıl olan veya ona yönelten her şeydir. Sonraa, tüm dış etkenlere ve saldırılara karşı, tüm caydırıcı politikalara karşı dimdik ayakta (kıyamda) durmalıdır. Ta ki biraz yorulup, biraz özleyip, Rahimür Rahmana buluşma talebi göndermek için, yorulan, belki de bağı çözülmek üzere olan dizlerini elleriyle kavrayıp Rabbiyle buluşma talebinde bulunmalıdır. (Rükûa varmalıdır.) Talep, namaza veya ömre başladığı anki samimiyetinden tutun da, o ana kadarki tüm hareketleri göz önünde bulundurularak, bu dilek beklemeye alınır. Sonraa, insan yarı ümit yarı korku içinde ve inancının gereği olarak omuzuna yüklenen Hakk ve batıl mücadelesinin ağırlığı ile (‘Semiallahü Limen hamideh = Yüce Allah hamdimi ve huzuruna kavuşma talebimi işitti’ diyerek) hafif doğrulur, bekleme esnasında eğer kendisi elemeyi geçmiş ise, büyük buluşma için, özlem gidermek üzere geçit (izin) verilir, ve ruhsat tanınır. İnsan artık yaşanmışların yorgunluklarından, o ana kadarki dış etkenlere karşı dik ve sağlam durmanın ağırlığından, kendini buluşma alanına bırakır. İşte insanın Rabbiyle buluşma yeri, güç, enerji ve en önemlisi de iman depolama yerisecdedir. Orada, arada kimse olmaz, görüş açık görüştür, yazıcı çizici kimse yook. Kul, yalnızca O’nunladır. Ne isteyecekse sıralar. Bu buluşma insana ağır gelir, insan (celse için) doğrulup oturur ama tadını aldı ya bir kere, yeniden buluşma yerine bırakır kendini. Sonraa, insana ‘otur’ denir, insan (tehiyyata) oturur. İstekleri not edilir. Nerede, nasıl kabul olacağı, istekleriyle imtihanının nasıl olacağı aslında ona söylenir. Baştan itibaren yaptıklarındaki samimiyete göre içine ilham edilir ve bir rahatlama bir huzur verilir. Aksi halde ise bir uyku hali, bıkkınlık, hafif zorlanma ile ayağa yeniden kalkar. Bu hal sadece yaptıklarına değil niyetine şahit olan kameraman meleklerine selam vererek son bulur. (Daha bazı bölümlerini miraca, bazı bölümlerini sırat köprüsüne benzetiyorlar. Hatta namazın başlamasını ve bitmesini insanın doğumuna ve ölümüne benzetiyordu ama hatırlamıyorum.) Sonra devam ediyorlar: “Sen konuyu ne zaman anlatacaktın?” diye soruyorlar bana“İlk toplantıda Aziz Hocam” diyorum. “Bizim Süleyman Arif’in bir kitabı var ya konuyla ilgili, ona bi göz at. Ahmet’e de rüyanı anlat. Namaza sıkı bir şekilde hazırlansın da, kalbinden vursun dinleyenleri. Öyle ki kalkıp tam olarak namaz kılabilsin dinleyen, o ayarlar notayı!” deyip gülümsediler. “Sonra sen de ekibine anlat. Hatta öğrencilerine de anlat!” buyurdular. (Anadolu Gençlik Derneğinde bir ara ilgilenmem için verilen iki öğrenci evi vardı, Allahu âlem onları kastederek.) Bu şekilde uyandım. (Konya – 27.12.2015)

    Not: Rahatsızlığım ve ilaç kullanımımdan dolayı yanlış hatırlıyor olabilirim diye bazı cümleleri yazamadım.

    Te’vili:

    1- Bu rüya, Muhterem İsmail Fındık amcamızın sadakatine, hizmet ve gayretlerinin makbuliyetine ve Aziz Erbakan Hocamızın özel himmetine mazhariyetine…

    2- Başta namaz, bütün ibadet ve hizmetlerin Allah’a kurbiyet ve rızasına-huzuruna nailiyet niyeti ve ciddiyeti ile yapılması gerektiğine…

    3- Çocuklarının çok yaşlanmış görünmeleri, hem imani kemale erişeceklerine hem de inşallah uzun ömür süreceklerine…

    4- Özellikle mü’minin miracı olan namazın; huşuyla, şuurla, erkânıyla ve zamanında, mümkünse camiye koşarak veya mevcut arkadaşlarla cemaat yaparak kılınması ve özellikle Aziz Hocamızın öğrettiği huzurla eda olunması icap ettiğine…

    5- Bu ibret ve hikmet dersleri içeren salih rüyaları gören F. Betül kardeşimizin, manevi ilham ve ikram lütfuna ERİŞKİN’liğine…

    6- Ahmet Akgül’ün yorumlarının ve Milli Çözüm yazılarının Hocamız yanında ve inşallah Rabbim katında makbuliyetine ve bu nedenle dikkatle takip edilmesine işarettir.

    En doğrusunu Allah bilir.

    Namaz Allah’ın Huzuruna Ulaşmadır!

    Namaz; insanın Rabbıyla buluşmasıdır. Namaz kulun Allah’a yaklaşmasıdır.[4]   

    Namaz; hatırlamak ve hesap vermek üzere, Mü’minin yüce divana durması ve bizzat Allah’la konuşmasıdır.[5]

    Namaz; kişinin Cenab-ı Hakk’a yaranması, yalvarması, arzu ve ihtiyaçlarını O’na sunması, dua ve niyazda bulunmasıdır.

    Namaz; mü’minin miracıdır, kulun Allah ile arasındaki en mübarek bir vuslat rabıtasıdır, ve namaz en büyük zikrullahtır.

    Temizlik, taharet, abdest ve niyet, bunların hepsi adım adım bu mukaddes buluşmaya ve Allah’la konuşmaya birer ön hazırlıktır.

    Kıbleye ve Kâbe’ye yönelmek ise namazın, sadece hayali ve sembolik bir ibadet değil, hakiki ve fiili bir münasebet ve ibadet olduğunu ve bizzat Rabbının huzuruna durduğunu hatırlatmaktadır.

    Niyet ise, kimin huzuruna duracağını, kulluk ve ibadet şuuruyla hangi hareketlerde bulunacağını ve Rabbıyla neler konuşacağını kafasında ve kalbinde tasarlamak ve programlamaktır.

    Ve (iftitah) başlangıç tekbiriyle kulun Rabbıyla konuşması başlamaktadır:

    Allahu Ekber: Allah’ım Sen en büyüksün!.. Her hususta en güçlüsün!.. Karşısında el bağlayıp kıyama ve saygı duruşuna geçilmeye, her türlü sıkıntı ve sorunumuz kendisine arz edilmeye ve mutlak yardım dilenmeye, kısaca ibadet, hürmet ve muhabbet edilmeye en layık ve müstahak olan Sensin!..

    Euzu BesmeleAllah’ım bu namazımı huzurla ve şuurla tamamlamam ve hayatımın her safhasında istikamet üzere bulunmam hususunda, kovulmuş şeytanın, şeytanlaşmış insanların ve tağuti nizamların şerrinden ve onların fitne ve vesvesesinden Sana sığınıyor, Rahman ve Rahim olan ismine güvenerek başlıyorum.

    Sübhaneke: Allah’ım Seni tesbih ve tenzih ederim. Ne zatında, ne icraatında, ne de şeriatında asla eksiklik ve çirkinlik olmadığına inanır ve söylerim. Bize lütfettiğin her türlü nimet ve fazileti Senden bilir ve Sana canu gönülden teşekkür ederim. Senin mukaddes ismin mübarek ve muhteremdir. Senin azamet ve celalin pek yüksektir. Ve senden gayri ilah yoktur. Yaratanımız Sensin, yaşatanımız Sensin, hayatımızı huzur ve haysiyetimizle geçirmek için gerekli ve yeterli olan temel kanunlarımızı koyanımız Sensin... Rızasını amaçladığımız ve memnun etmeye çalıştığımız Sensin...

    Fatiha: Benim ve bütün âlemlerin Rabbı olan Allah’ım... Her türlü hamd ve şükür, övgü ve zikir Senin içindir... Çünkü her şey Senindir, Senin eserindir ve Senin nimetindir!

    Sen Rahman’sın. Herkese ve her şeye acıyan, ihtiyacımızı karşılayan ve bizi varlıkta tutansın.

    Sen Rahim’sin... Sonsuz Rahmet sahibi olan, kusurlarımızı bağışlayan ve her halde esirgeyen ve koruyansın...

    Hesap ve kıyamet gününün maliki ve hakimi olan, önünde ve sonunda her şeyin gerçek sahibi bulunansın!..

    Allah’ım ben bütün inananları ve inancını hâkim kılmaya çalışanları temsilen huzurundayım. Ben bu mübarek ve muhteşem İslam vücudunun ve manevi cihat ordusunun bir azasıyım. Bu nedenle benliğimi ve bencilliğimi atarak Sana söz veriyor ve yalvarıyorum:

    Biz ancak Sana kulluk ediyoruz ve yalnız Senden yardım dileniyoruz.Kur’an’ın kurallarına ve temel insan haklarına aykırı olan bütün sistemlerin hayırsız ve yararsız olduğuna inanıyor, gerçek huzur ve hürriyeti ancak İslam’ın Adil Düzeninde bulacağımızı biliyoruz.

    Ya Rab, bizi Sıratı Müstakime hidayet buyur. Kendilerine in’am ve ihsanda bulunduğun nebilerin, sıddıkların, şehitlerin ve salihlerin yoluna ilet. Onlar Senin nimet ve faziletine ulaşmak için nasıl ibadet, gayret ve cihat ettilerse, aynı hizmet ve ciddiyeti bize de lütfet... Tembellikten ve kuru temennicilikten bizi kurtar...

    Gadabına uğrayanların, dalalete sapanların, (Siyonist Yahudilerin ve emperyalist Hıristiyanların masonların ve münafıkların) yolundan ve halinden bizi uzaklaştır. Amerika’nın ve Avrupa’nın hem kötü ahlakından hem de zalim ahkâmından (hukukundan), hem Birleşmiş Milletler, NATO ve Ortak Pazar (AB) gibi şeytani teşkilatlarından medet ve inayet umacak kadar bizi cahil ve gafil bırakma! Amin...

    Rükû: Allah’ım benim acizliğimi ve asiliğimi, Senin de Azizliğini ve Azametini biliyor ve huzurunda saygıyla eğiliyorum. Senden gayri hiç kimseye ve hiçbir şey karşılığında böylesine boyun bükmeyeceğime, her hususta kesinlikle Sana güveneceğime ve Senden ümit edeceğime söz veriyorum.

    Sübhane Rabbiyel Azim: Ey Azamet ve İzzet sahibi Rabbım... Her türlü noksanlıktan, yanlışlıktan ve haksızlıktan ve bizlerin ibadet ve hizmetine ihtiyaç duymaktan Seni tenzih ederim...

    Semi Allahu Limen Hamideh: Allah’ım Sen, benim hamdimi ve övgümü duyuyorsun. Huzurunda saygıyla eğildiğimi görüyor ve her halimi biliyorsun!..

    Rabbena Lekel Hamd: Rabbımız, Hamdimiz de, hürmetimiz de ancak senin içindir... Yalnız namazda değil, her yerde ve her hususta Senin hükümlerine, helal ve haram ölçülerine göre hareket etmekliğim, Sana tazim ve teşekkürün ifadesidir.

    Secde: Mü’minin benliğinden geçip, kulluk nedeniyle Allah’ın huzurunda yerlere kapanması halidir.

    Sübhane Rabbiyel A’la: Ey Yüceler Yücesi Rabbim! Her takdirin güzeldir. Her taksimin yerindedir. Önünde secdeye kapanıyor, yüzümü gözümü yerlere sürüyorum. Her türlü kemali Senin zatında ve her çeşit kusuru ve zevali ise kendi şahsımda görüyorum. Vahdetin ve azametin karşısında hiçliğimi kabulleniyor, nefsimi tepeliyor ve Sana teslim oluyorum. Gerçek huzuru ve hürriyeti Sana secde etmekte buluyor, dünya bağlarından kurtuldukça Mevlama ve maksuduma yaklaştığımı hissediyorum.

    Tehiyyat:

    Allah’ım! Tahiyyat, salâvat ve tayyibat Senin içindir. Her türlü kalbi, bedeni ve mali ibadetler, dua, sena ve övgüler, tayyib, temiz ve güzel haller Sana layıktır ve Sana aittir.

    Sana da selam, Ey Nebi!.. Allah’ın rahmet ve bereketi senin üzerinedir.

    Allah’ım aynı zamanda selametini, her türlü nimet ve faziletini, rahmet ve mağrifetini bizlerin ve bütün salih kimselerin ve müminlerin üzerine indir. Sana iman ve itaat eden, haklı ve hayırlı bir istikamete giden, kendisine ve çevresine yararlı işler gören tüm kullarını sevindir...

    Dünyanın neresinde olursa olsun, zulüm ve zillet altında kıvranan, haksızlığa ve hakarete uğrayan, hastalık ve fakirlik içinde bulunan Müslümanları sükûnete ve selamete erdir. Şahadet: Ben kesinlikle inanıyor ve ilan ediyorum ki Allah’ım Senden başka İlah yoktur. Kur’an’daki hüküm ve haberlerin haktır ve mutlaka uygulanmalıdır.

    Ve ben yine şahitlik ediyorum ki Hz. Muhammed (SAV) kulun ve Resulündür. Onun sünneti ve hayat sistemi tek kurtuluş yoludur. Ve her halde ona uyulmalıdır.

    Salâvat: Allah’ım Efendimiz, Ebedi Önderimiz ve her hususta örneğimiz olan Hz. Muhammed’e ve O’nun mübarek ve muhterem âline ve ailesine, ashabına ve ümmetine salât ve selam olsun. Onların kadru kıymetini yücelt. Tıpkı Hz. İbrahim’e, âline ve tabilerine selamet ve bereketler verdiğin gibi.

    Allah’ım bizi Efendimizin sünnetine ve hayat sistemine sahip çıkan, bu yolda cihat ve gayret içinde bulunan kullarına kat... Şüphesiz Sen dillerde övülen, gönüllerde sevilen ve huzurunda secde edilensin!..

    Allahümme Entes Selamü ve minkesselam. Tebarekte Ya Zel Celali vel İkram: Allah’ım Sen selamsın ve kullarını selamette tutansın. Ey yücelik ve iyilik sahibi, bizi de sevindir ve bereketlendir. Cehaletten, gafletten, zahmet ve zilletten bizi kurtarıp izzetlendir, nefsimize ve Şeytani kesimlere karşı zafere eriştir. Amin!

    İşte bütün bunlar içindir ki Namaz Allah’la yapılan bir mükaleme (konuşma) ve mukavele (antlaşma)dır.

    Ne mutlu şuur ve huzurla namaz kılanlara! Ne mutlu günde en az beş sefer Rabbıyla konuşanlara!.. Ne mutlu Allah’a verdiği sözde duranlara. Ve ne mutlu namazı Miraç, Mevla’nın rızası amaç olanlara!..

    Bütün bu gayretler, ibadet şuuru ve imtihan sorumluluğu kapsamında değerlendirilmelidir.

    Bir hizmet ve gayretin ibadet sayılması için beş temel şart gereklidir:

    1- O adet cinsinden ve dünyevi bir hedefle-hevesle değil, Allah emrettiği içinyapılmalıdır.

    2- Emredilen ve öğretilen şekilde yapılmalıdır.

    3- Emredilen ölçüde ve miktarda yapılmalıdır.

    4- Emredilen zaman ve mekânda yapılmalıdır.

    5- Bu emirler önem ve öncelik sırasına göre yapılmalıdır. (Farz, vacip, sünnet, nafile gibi.)

    Örneğin: Niçin Namaz Kılıyoruz?

    a) Namazın sevap ve ahiret hazırlığı faydası vardır.

    b) Sağlık ve temizlik faydası vardır. (Taharet, abdest gibi.)

    c) Spor faydası vardır.

    ç) Sosyal tanışma ve dayanışma faydası vardır.

    d) Sivil savunma ve cihada hazırlık faydası vardır. Hatta Mihrab (Harb) kökünden – Şeytanla ve nefsü hevayla harb edilen yer demektir. Mihrab: Cihada (emredildiği an toplanmaya yarayan ve emir komuta disiplini altında ibadet yaparak fiili cihada hazırlık yapılan caminin en merkezi ve önemli mevkiidir. Bu halde şuurla ve huzurla namaz kıldıran ve kılanlar da “Muharib”tir.

    İşte bunların hepsi namazın hikmetleridir, yararlı yönleridir. Ama bunların hiç birisi NAMAZ’ın illeti-asıl sebebi değildir. Çünkü namaz sadece Allah emrettiği için eda edilir.

    Şimdi bize bu hikmet ve hakikâtleri öğreten ve nezih ömrüyle fiilen gösteren Erbakan gibi bir Zata, böylesine seviyesiz ve ilgisiz iftiralar atan, yalanlar uyduran ve mevcut iktidara yaranmak için yalakalık yapan Cübbeli gibiler gerçekten namaz ehli midir, yoksa hokkabaz tipler midir?

     


    [1] Kaynak: https://www.youtube.com/watch?v=TOCH-vz9MLk

    Kaynak: http://www.cubbeliahmethoca.tv/MD1178_31-12-2015-tarihli-atasehir-mimar-sinan-camii-sohbeti.htm

    [2] Fuat Avni Mizah @fuatavnimizah / 9 Ocak 2016

    [3] http://www.haber7.com/guncel/haber/954771-cubbeli-hapisten-cikarsa-bunu-yapmayacak

    [4] Alak.19

    [5] En’am:72




















    Bu Haber 9619 defa okunmuştur.
    Dost Siteler...
    www.millicozum.com
    www.necmeddinerbakan.net

 
Yorum Ekleyin
Yorum eklemek için üye olmanız gerekmektedir.
 
Telif Hakkı: Prof. Dr. Necmettin Erbakan - NecmettinErbakan.Net, Necmettinerbakan.org | Milli Çözüm Dergisi | AhmetAkgul.Net | MealiKerim.com | İLETİŞİM |RSS