• CÜBBELİ AHMET'İN İTİRAFLARI VE YANDAŞ KESİMİN DARBE KUŞKULARI

    CÜBBELİ AHMET'İN İTİRAFLARI VE YANDAŞ KESİMİN DARBE KUŞKULARI

    28 Nisan 2020

     
    | Devamı

    CÜBBELİ AHMET'İN İTİRAFLARI

    VE

    YANDAŞ KESİMİN DARBE KUŞKULARI

              

    Yeni darbe kuşkuları ve AKP'nin telaşı!

    'Yeni darbe olacak' tartışmalarını başlatan isimlerin başında gelen Yeni Şafak gazetesi yazarı Yusuf Kaplan, üstelik darbeyi kimin yapacağını da açıklamıştı. Kaplan, darbenin 'Kemalistlerden geleceğini' savunmaktaydı.

    Yeni Şafak yazarı Yusuf Kaplan, 16 Şubat 2020 tarihli “Darbe söylentilerini göz ardı etmeyelim; önlem almaya bakalım” başlıklı yazısında “darbe söylentilerinin ciddiye alınması gerektiği” görüşünü dile getirip "Bu kez, pat diye darbe yapmaya kalkmayacaklar" diye uyarmış ve darbenin “Kemalist şebekelerden geleceği” iddiasında bulunmuşlardı. "Eğer yeni bir darbe girişimi daha gerçekleştirilecek olursa, pattadanak darbe yapmayacaklar. Ortamı darbeye hazır hâle getirecekler" diyen Yusuf Kaplan, "Bunun için planlanan ilk stratejiyi yüzde yüz başardıklarını üzülerek söylemek zorundayım" diyerek şunları hatırlatmıştı:

    Yusuf Kaplan’a göre: Cemaatler ve tarikatlar, algı operasyonlarıyla şeytanlaştırılmıştı!?

    "15 Temmuz’da Erdoğan’ın çağrısından önce sokaklara dökülen cemaatler, tarikatlar, sivil toplum kuruluşları büyük algı operasyonlarıyla şeytanlaştırıldılar; saygınlıkları da, toplumdaki sosyolojik karşılıkları da büyük yara aldı, kelimenin tam anlamıyla büyük darbe yedi; planlanan darbenin başarıya ulaşmasının önündeki en büyük engel büyük ölçüde ortadan kaldırıldı; bu ülkede bu toplumun Müslüman omurgasını oluşturan ve koruyan yegâne ve sarsılmaz kaynaklar olan cemaatler, tarikatlar aşağılanacağı kadar aşağılandı; toplumun özellikle cemaatler ve tarikatlar üzerinden tam bir inanmışlık ve adanmışlıkla hainlere, darbecilere direnme güçleri kırıldı." diyen yandaş yazar Yusuf Kaplan, bu yorum ve saptamalarıyla, dış güçlerin ve Haçlı Siyonist merkezlerin, Türkiye'deki tarikat ve cemaatlerin birçoğunu, özellikle şeyhleri ve hoca efendileri üzerinden etkileyip yönlendirdiklerini ve kendi hizmet ve hedeflerine uygun siyasilerin peşine sürüklediklerini itiraf ediyorlardı. Ama elbette, AKP iktidarının ve Sn. Erdoğan'ın her kötülüğüne bir keramet ve her gafletine bir mazeret kılıfı geçiren cemaat ve tarikatlar de bu sınıftandı…

    Korkulan darbe, laikçi ve Kemalist şebekelerce mi hazırlanmaktaydı!?

    "Burada çok hayatî bir noktaya parmak basmış oluyorum. Darbe, laikçi, Kemalist şebekelerden gelecek... PKK, FETÖ darbede kendilerine verilecek uşaklık rollerini oynayacaklar seve seve, elbette. Devleti de, halkımızı da dikkatli ve teyakkuz hâlinde olmaya davet ediyorum. Allah, ülkemizi şer şirret güçlerin oyunlarından korusun, bize de basiret versin." diyen Sn. Yusuf Kaplan, acaba TRT 1'de yayınlanmaya başlayan (ve bizce de uygun ve lüzumlu olan) “Ya istiklal ya ölüm” dizisi için ne buyuracaklardı? Sn. Erdoğan da mı Laikçi Kemalistlerin tuzağına kapılmıştı, yoksa laiklik ve Atatürkçülük kavramlarını doğru yorumlamak ve sahip çıkmak mı lazımdı?

    Şimdi Cübbeli Ahmet Efendi yeniden şu itiraflarda bulunmuşlardı:

    İşte Cübbeli Ahmet Efendi'nin “Biz İslam'dan ayrıldık!” itirafı…

    “Hocalarımız, hacılarımız ve bütün Müslümanlarımız maalesef yanlış yaptık. Biz yanlış yaptığımızı artık kabul edelim. Biz İslam'dan ayrıldık. Biz taviz verdik, biz yalakalık yaptık. Biz gâvurlarla anlaşmaya kalktık ve bu hale düştük. Ben bu suçumu itiraf ediyorum… Siz de itiraf edin ve hemen tövbe istiğfar edelim. Bundan sonra ise, İslam ve Kur'an diyenlerin (imani prensiplerle insani hedeflere yürüyenlerin) arkasından gidelim. Kim İslam'a ve Kur'an'a (uygun sistem ve siyasete) davet ediyorsa onun arkasından gidelim. Başka bir şey lazım değil. (Hakka ve hayra çağıran) Bir kişi ise bir kişi… Ne yapalım. (Yani çoğunluğa değil, doğru ve şuurlu olana uyalım.) Allah Hak’tan ayırmasın… Amin.”[1]

    Bir dostumun cep telefonundan dinlettiği ve anlayıp hatırladığım şekliyle naklettiğim bu itiraflar için, elbette sevinç duymalı ve tövbelerimizin kabulü için duacı olmalıyız. İnsanların ve hele ilim ve irfan erbabının eski vartalarını ve hatalarını itiraf edip, topluma haklı ve hayırlı uyarılarda bulunmalarından memnuniyet ve mutluluk duymalıyız. Önceki kaymalarını hatırlayıp yargılamaya kalkışmamalıyız.

    Türkiye'deki en yaygın bir camianın, en saygın simalarından birisinin, dinimizin, devletimizin ve milletimizin yararına olan bir itirafından sevinç duymak yerine, bundan huzursuz olmak, bir art niyet aramak ve eski şaşkınlığında kalmasını arzulamak herhalde kalbi bir marazdır ve şeytani bir damardır. Düşmez-düzelmez bir Allah'tır... Böylesi rehber şahsiyetlerin, itikadi ve ameli istikametleri gibi, siyasi istikamet de bulmaları, on binlerce Müslümanın hatasından vazgeçip hayra yönelmesine vesile olacaktır. Bize düşen, Allah rızasına ve Hak dava hatırına tenkitler yaptığımız gibi, böylesi itirafları canı gönülden tebrik etmekten gocunmamaktır.

    Bu bahane ile bizim Cübbeli Ahmet üzerinden fesatlık ve fırsatçılık yaptığımızı sananlar ve suizan ederek böyle savunanlar yanılmaktadır. Zira ilim ve irfan sahibi insanların yanlıştan ve yamuklaşmaktan kurtulup, Hakka ve hayra yönelmeleri bizleri samimiyetle mutlu ve memnun kılmaktadır. Zaten bu tavır doğru, olumlu ve sorumlu bir yaklaşımdır. Yanlış ve yakışıksız olan; iman ve iz’an sahibi olanların… İlim ve irfan ehli insanların… Takva ve tasavvuf erbabının; zinayı suç olmaktan çıkaranların, mel’un İstanbul Sözleşmesi ile eşcinsellik sapıklığını serbest bırakanların, faiz ekonomisini uygulayanların, Haçlı AB kapısında yalvaranların peşinden koşmalarıdır…

    Şimdi sormak lazımdı: Ey “Dindar Kahraman!” sanıldığı halde, Haçlı AB kapısında kurtuluş arayanlar… Ve ey, şahsi ikbal ve ihtirasları uğruna milli çıkarlarımızı feda etmek pahasına vicdanlarını barbar Batılı odaklara kiralayanlar… Bu gâvurlar İtalya ve İspanya gibi Hristiyan ülkeleri bile, korona felaketinde kendi başlarına ve perperişan durumda bırakmışlarken, Müslüman bir ülke olarak bize mi sahip çıkacaklardı? Bunca hakaret ve horlamalarına rağmen, hâlâ AB kapısında kıvranmanız nasıl bir duyarsızlık ve ayarsızlıktır?

    NATO ve Batılı gâvurların çıkarları ve planları doğrultusunda, Libya’da ve Suriye batağında yüz binlerce masum Müslümanın katledilmesine ortak olanların peşinden koşanlar ve bu iktidarların korkunç tahribatlarına kılıf uyduranlar nasıl bir vicdan taşımaktadır?

    Bu nedenle Cübbeli Ahmet Efendi'nin itiraf ve ikrarı tarihi bir uyarıdır ve İnşaallah körü körüne AKP yandaşlığı yapanlara talihli ve cesaretli bir örnek oluşturacaktır. Umarız ki, Cübbeli Ahmet; “Ben yanlış anlaşıldım, AKP iktidarını ve Sn. Erdoğan'ı hedef almadım.” gibi geri adımlar atmaya kalkışmayacaktır.

    Uzunca bir zaman “BOP'un Eşbaşkanı olduğu için vatan haini” saydığı Erdoğan'a şimdi “Amerika'ya kafa tutan kahraman!” diye sahip çıkan Doğu Perinçek Ulusal Kanal’da “Ekrem İmamoğlu’nun Amerikan projesi olduğunu” açıklamış ve delil olarak şunları sıralamıştı:

    a) Ekrem İmamoğlu’nun, “İstanbul Ankara’dan yönetilemez” ifadesi.

    b) Bartholomeos’u ziyaret etmesi.

    Oysa, Ekrem İmamoğu’nun “İstanbul Ankara’dan yönetilemez” ifadesinden eşittir “Washington’dan yönetilmesini istiyor” gibi bir sonucu çıkarmak çok absürt bir yorumdur ki bu ve benzer ifadeleri yakın geçmişte merkez sağdakiler dâhil pek çok siyasetçi mahalli seçimlerde kullanmıştır. İlaveten Ekrem İmamoğlu’nun o ifade ile kastının “Tayyip Erdoğan’ın Ankara’dan İstanbul’u yönetmesine itiraz etmesidir” şeklinde olduğu yönünde bir değerlendirmeyi yakın çevresi zaten aktarmıştır. Keza Bartholomeos’u ziyareti ise seçime girecek olan bir siyasetçi için olağandır. Ama tam bu noktada soralım:

    1) Ekrem İmamoğlu, Tayyip Erdoğan misali devlette hiçbir görevi yokken ABD Başkanı tarafından Beyaz Saray’da ağırlandı mı?

    2) Ekrem İmamoğlu, mevcut iktidarın devleti FET֒ye teslim etmesi misali, yönettiği Beylikdüzü Belediyesi’ni FET֒cülere bıraktı mı, PKK’yı kadrolaştırdı mı?

    3) Ekrem İmamoğlu yine Erdoğan ve benzerlerinin geçmişte yaptığı gibi seçim öncesi ABD’ye gidip malum merkezlerden destek ve icazet aldı mı?

    4) Ekrem İmamoğlu’nun FETÖ, PKK ve ABD ile zerre bir bağı ve ilişkisi olsa bütün istihbarat bilgilerini elinde tutan AKP iktidarı susar mıydı ve seçim sürecinde bunları açığa vurmaz mıydı?

    5) Ekrem İmamoğlu, Binali Yıldırım gibi kanunda hile yaparak FET֒cü bir militan olan Alpaslan Altan’ı bir aylığına Ulaştırma Bakanlığı’nda müsteşar yardımcısı yapıp, hemen akabinde Anayasa Mahkemesi üyesi olmasının önünü açmış mıydı?

    Soruları hâlâ yanıtını aramaktaydı. Bizim kastımızın ve kaygımızın İmamoğlu’nu aklamak olmadığı açıktı. Ancak İmamoğlu üzerinden Erdoğan'ı aklamaya, hatta kahramanlaştırmaya çalışmak ise saçmalıktı.

    Yeni partilerin Erdoğan’ı kuşkulandırması…

    ...

    MAKALENİN TAMAMI İÇİN TIKLAYINIZ





























    Bu Haber 1476 defa okunmuştur.
    Dost Siteler...
    www.millicozum.com
    www.necmeddinerbakan.net

 
Yorum Ekleyin
Yorum eklemek için üye olmanız gerekmektedir.
 
Telif Hakkı: Prof. Dr. Necmettin Erbakan - NecmettinErbakan.Net, Necmettinerbakan.org | Milli Çözüm Dergisi | AhmetAkgul.Net | MealiKerim.com | İLETİŞİM |RSS