• CİHADIN ANLAMI, AMACI VE ÜMMETİN İHTİYACI

    CİHADIN ANLAMI, AMACI VE ÜMMETİN İHTİYACI

    19 Şubat 2018

     
    | Devamı



    CİHADIN ANLAMI, AMACI VE ÜMMETİN İHTİYACI


    Bizleri, kendi rızası ve Hak davası istikametinde bir araya getiren ve Ankara’mızın Kızılcahamam ilçesinde bu sohbet ve seminerleri nasip eden Yüce Rabbimize sonsuz şükürler ederek başlıyorum. Çünkü Kur'an'da “Eğer şükrederseniz, (nimetlerimi) artırırım”buyurulmaktadır.

    Milli Çözüm Ekibinin sadık ve sağlam mensupları olarak, tüm hanımefendi ve beyefendi kardeşlerime ve sevgili gençlerimize hoş geldiniz diyorum, hepinize sağlık, afiyet ve hayırlı hizmetler diliyorum. Özellikle, bu kampımızın ayarlanmasında, uygun yer bulunmasında ve masraflarının karşılanmasındaki büyük katkılarından ve fedakârlıklarından dolayı, başta çok değerli kardeşim Necmettin Musa olmak üzere bütün Konya ekibimize, sohbet notları ve dosyaları hazırlayan Osman Eraydın ve İzmit ekibimize, organizasyonun desteklenmesinde büyük gayret gösteren Nevzat Gündüz, Ali Çağıl ve Gebze ekibimize, her türlü gayret ve fedakârlığı her fırsatta gösteren İstanbul ekibimize, 20 kişiye yakın katılımla bizleri sevindiren Necati Akgül ve Elazığ ekibimize ve diğer bütün değerli temsilcilerimize ve takipçilerimize en içten sevgi ve saygılarımı arz ediyorum.

    Cenab-ı Hakk'ın birbirine irtibat ve ittihatlarını sağlayıp takdir buyurdukları yüzlerce sebeplerden bir iki tanesi kopsaydı, bizler şimdi burada olamayacaktık.

    Hz. Peygamber Efendimizin: “Kim ki ayakları Allah yolunda tozlanır-yorulursa, o ayaklar (ve onların taşıdığı vücut) cehenneme haramdır” hadisinin müjdesine Rabbim bizleri de katsın.

    Çeşitli illerden Kızılcahamam’a gelirken, geçtiğimiz yolları, dağları, ovaları ve buralardaki tüm varlıkları Rabbim bizlere şahit ve duacı yapsın: (Amin)

    “Küçük (olsun) büyük (olsun) her türlü infak yapmaları, (cihat ve davet amacıyla) bir vadiyi geçmek (gibi Allah yolunda yorulmaları), mutlaka onların lehine yazılır ki, yaptıklarının en güzeli ile karşılık görsünler (diyedir).” (Tevbe: 121)

    Zalimlerle ve hainlerle mücadele etmek bize izzet ve fazilet kazandırır:

    “(Allah şunun için zahmet ve sıkıntı günlerini uzatıyor ve zaferi geciktiriyor:) İnkârcılarla mücadele edin ve çarpışın ki, sizin ellerinizle onların cezasını versin, onları rezil ve perişan etsin, sizi onlara üstün getirsin ve iman ehlinin göğsüne huzur ve şifa eriştirsin.”

    “Ve kalplerindeki öfkeyi gidersin. Allah dilediğinin tövbesini kabul edendir. Allah Alimdir (her şeyi hakkıyla Bilendir), Hüküm ve Hikmet sahibidir.” (Tevbe: 14-15)

    Cihat bu şartlarda Farz-ı Ayn’dır:

    “(Ey mü'minler) Hoşunuza gitmediği (rahatına ve dünya hayatına düşkün nefislerinizin istemediği) halde (imtihan sırrı, haysiyet ve hürriyetinizin korunması amacıyla) Kıtal (savaşıp vuruşmak) üzerinize yazıldı (farz kılındı). Aslında hoşlanmadığınız bir şey, belki de sizin için hayırlıdır; sevdiğiniz ve arzuladığınız bir şey de, olur ki sizin için şerli ve zararlıdır. (Her şeyin doğrusunu ve hayırlısını) Allah bilir, siz bilmezsiniz.” (Bakara: 216)

    Peki, cihat nedir?

    Ülkemizde, bölgemizde ve yeryüzünde Hak ve adaleti hâkim kılma, huzur ve hürriyeti sağlama; her türlü zulmü ve sömürüyü ortadan kaldırma amacıyla yapılacak fikri, siyasi ve askeri çabaların tamamının adıdır. Ülke içinde fikri ve siyasi cihad yapılır; Ülkemize, devletimize ve milli birlik ve dirliğimize saldıran düşmanlara karşı ise elbette kıtal yani çarpışma ve askeri cihad yapılır.

    Aziz Erbakan Hocamızın veciz ifadesiyle: “Hayat; iman ve cihattır.” Cihat: Hakkı tanımak, Hakkı savunmak ve Adil Düzen kurulsun diye çabalamak, yaratılışın en önemli amacıdır; iman ve cihad ruhu ve şuuru olmayan bir hayat “meyyiti müteharrike” yani yürüyen cenazeden farksızdır.

    Kelime-i şehadet: Namaz, Oruç, Zekât ve Hacc gibi bütün ibadetler ve tarikatlerdeki tasavvufi terbiye yöntemleri; hepsi bir nevi cihada hazırlık ve alt yapıdır. Kelime-i şehadet; Hakkı ilan etmeyi öğretir. Namaz; teşkilat disiplinine girmeyi ve emir komuta içinde hareket etmeyi öğretir. Oruç; inancı ve davası uğrunda açlığa ve sıkıntılara göğüs germeyi öğretir. Hacc; evini, ailesini terk edip cihat yolunda çeşitli fedakârlık ve zorluklara direnmeyi öğretir. Zekât; malını ve kazancını Allah yolunda severek vermeyi öğretir. Bunun için, namaz kılar gibi, zikir yapar gibi cihada ve tebligata katılmalıdır. Hacc’da tekbir ve telbiye tekrarlar gibi slogan atılmalıdır, zaten sloganlarımızın çoğu ayet ve hadis meali olmaktadır. Cumaya, bayrama, Hacca katılır gibi, mitinge, sohbete, seminere koşmalıdır. Toplantıda, kampta, namazdaki, Ramazan'daki gibi davranmalı, dava kardeşlerimizin kusuruna bakmayıp bağışlamalıdır. Bu günlerin ve gecelerin hepsini Kadir, dost ve yoldaşlarımızın her birini HIZIR bilip, duasını almalı, iyilik ve ikram yapmalı, bu fırsatları elden kaçırmamalıdır.

    Namaz dinin direği ise, cihat dinin zirvesi-çatısı konumundadır.

    Cihat; namus ve onurumuzun, hürriyet ve huzurumuzun sigortasıdır. Şerefini, haysiyetini, evini, ailesini korumak isteyen cihada sarılmalıdır.

    Cihat; kaza ve belaları savuşturmak, musibet ve hastalıklardan kurtulmak için en önemli vesile ve vasıtadır.

    Cihat'ın en büyüğü ise, zalim düzenlere ve hain yöneticilere karşı Hakkı haykırmak ve bu konuda çeşitli sıkıntılara katlanmaktır ki işte Hamdolsun Milli Çözüm Ekibi bunu yapmaktadır.

    Fiili ve askeri cihadı, yani milli savunmamızı ise Peygamber ocağı, şehitler ve gaziler otağı kahraman Ordumuz yapmaktadır ve hele gözleyin daha ne destanlar yazacaktır, inşaallah.

    Sonsuz saadetin ve Cennetin fiyatı, cihattır!

    “Öyle ise dünya hayatını (nefsi rahatını ve menfaatini) satıp, karşılığında ahireti kazanmak isteyenler, Allah yolunda cihat etsinler. Kim Allah yolunda (çalışır ve) çarpışırken (eceliyle veya zalimler eliyle) öldürülürse, veya (düşmanlara) galip gelirse, (her iki halde de) Biz ona büyük bir ecir (sonsuz bir mutluluk ve mükâfat) vereceğiz.”

    “(Ey Müslümanlar) Size ne oluyor (ve nasıl bir vicdani sorumsuzluğa kayıyorsunuz) ki; "Ya Rabbi, ehli ve idarecileri zalim olan şu ülkeden (ve şu düzenden) bizi kurtar, bize Kendi katından bir sahip gönder ve bize Kendi rahmetinden bir yardımcı ver" diye yalvarıp duran, erkek kadın ve çocuklardan oluşan aciz ve çaresiz kimseleri kurtarmak için Allah yolunda çalışıp çarpışmıyorsunuz? (Bu duyarsızlık ve nemelazımcılık imani ve vicdani bir tavır değildir). Not: (Bugün Anadolu’muzdaki milyonlarca Suriye'li sığınmacının; Afrika'da, Asya'da ve Güney Amerika'daki milyonlarca aç, biilaç, çıplak ve muhtaç Müslümanların ve farklı din ve kavimden nice mazlum ve mağdur insanların ezilmesine ve sömürülmesine yol açan bu zalim ve Siyonist sistemi yıkacak ve yeryüzünde Adil bir Düzeni kuracak niyet ve gayreti taşımayanları Cenab-ı Hakk bu ayetle ve şiddetle ikaz etmektedir.)” (Nisâ: 74-75)

    Hadis-i Şerif: Sahabe-i Kiram, Aleyhisselatü Vesselam Efendimize sordular: “Cihadın yüksek fazilet ve faydalarını öyle güzel ve etkili anlattınız ki, peki bunları yapmazsak, hiç değilse onlara denk gelecek başka amelleri bize öğretir misin Ya Resulallah?” Hz. Peygamberimiz onlara: “Allah’ın sadık ve seçkin kulları Hak hâkim olsun, zulüm ve küfür saltanatı yıkılsın diye cihada çıkanlar ve bir ömür Hak yolunda çalışıp çırpınanlar, evlerine geri dönünceye kadar, sizlerin camiye kapanıp gece gündüz ibadet yapmaya ve sürekli oruç tutmaya gücünüz yeter mi? Dediler ki: “Hayır Ya Resulallah, bunu hiçbirimiz yapamayız.” Efendimiz: “Öyle ise cihada denk bir amel bulamazsınız; yani ya cihat yaparsınız, ya mahrum kalırsınız!..”

    Cihadın zorluklarından ve Hak davadan kaçanlar münafık, cesaret ve gayretle şeytani güç odaklarına karşı Hakkı haykıranlar sadıklardır.

    “O sırada münafıklar ve kalbinde maraz olanlar: "Allah ve Resulû bizi boş ve imkânsız (zafer ve ganimet) vaadleriyle (oyalayıp aldatıyorlar)" diyerek (fesatlık yapmış ve kafaları karıştırmışlardı).” (Ahzab: 12)

    “(Sadık ve sağlam) Mü'minler ise (düşman) birliklerini gördükleri zaman (korkuya kapılmadan) dediler ki: "Bu, Allah'ın ve Resulû'nün bize vadettiği (ve haber verdiği) şeydir (zalim ve güçlü saldırganları yenmek için bize manevi yardım edilecektir); Allah ve Resulû doğru söylemiştir." Ve (bu tehdit ve tehlikeler) sadece onların imanlarını ve teslimiyetlerini artırmaktan (başka sonuç doğurmamıştır).” (Ahzab: 22)

    Cihadın üstünlük farkı ve cihadı terk edenlerin zalim sayılması!

    “(Göstermelik hayır dağıtmaktan ve reklâm amaçlı cami yaptırmaktan öte) Hacılara su dağıtmayı ve Mescid-i Haram'ı onarmayı (bile), Allah'a ve ahiret gününe iman edip (sevabını sadece O’ndan umarak) Allah yolunda cihat edenin (yaptıkları) gibi mi saydınız? (Cihatla diğer hayırları bir tutmakla aldanmaktasınız. Bunlar) Allah katında asla bir olmazlar. Allah (Hakk hâkim olsun ve insanlar huzura kavuşsun diye yapılması farz olan cihadı terk ederek) zulmeden bir topluluğu hidayete ulaştırmayacaktır.”

    “İman edenlerin, hicret edenlerin ve Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenlerin, Allah katında büyük dereceleri vardır. İşte (asıl) 'kurtuluşa ve mutluluğa' erenler bunlardır.” (Tevbe: 19-20)

    “(Ey Habibim) De ki: "Eğer babalarınız, çocuklarınız, kardeş ve arkadaşlarınız, hanımlarınız, kavm-ü kabileniz-hısım akrabanız, kazanıp yığdığınız mallarınız, bozulmasından korktuğunuz ticaret ve tezgâhınız (memuriyet ve meslek sahanız), pek hoşlandığınız ev ve apartmanlarınız... Şayet (bütün bunlar) size Allah'tan ve Resulûnden ve O'nun yolunda cihat etmekten daha sevgili ve kıymetli ise (bütün bunları kaybetmeyeyim korkusuyla cihadı terk ediyorsanız); o halde Allah (zillet ve esaret) emrini getirinceye kadar bekleyip gözleyin bakalım... Çünkü Allah (cihadı terk eden) fasıklar topluluğunu asla hidayete (ve selâmete) ulaştırmayacaktır." (Tevbe: 24)

    Bunca meşhur Alimler ve veliler dururken Ahmet Hoca’ya mı uyacağız?

    “Ve; "Biz, cinnlenmiş bir şair için ilahlarımızı (servet ve şehvet putlarımızı) terk edecek (kadar aptal mıyız?" diye hava atarlardı)”

    “Hayır, O (peygamber size) Hakkı getirmiş ve gönderilen (diğer elçi)leri de doğrulamıştı.” (Sâffât: 36-37)

    “(Cenab-ı Allah ise:) "Senin (omuzlarını, arkanı ve) pazularını kardeşinle pekiştirip güçlendireceğiz (ağır sorumluluğunu Onunla destekleyip hafifleteceğiz); sizin ikinize de öyle üstün (manevi) bir ‘güç ve yetki' vereceğiz ki, ayetlerimiz sayesinde size erişemeyecekler. Siz ve size uyanlar mutlaka galip geleceksiniz" buyurup (teskin ve teselli etmişti).” (Kasas: 35)

    Abdurrahman Dilipak: “Koka Kola ve benzeri içecekler yerine kendi çişinizi için, daha az zararlıdır” diyerek bilgiçlik taslarken rezilleşiyordu. Ama yıllardır sahip çıktıkları ve dindar kahraman saydıkları Sn. Erdoğan, bundan birkaç ay önce İsparta’da Koka Kola fabrikası açıyordu. Şimdi Dilipak’a göre Erdoğan vatandaşa çişinden beter şeylerin içilmesine öncülük mü yapıyordu?

    Bu arada AKP Kayseri il başkanlarından Mehmet Akif Kum Hristiyan olduğunu açıklıyordu… Bazıları buna kızıyor ve şaşırıyordu. Yahu, yıllardır bütün hakaret ve hıyanetlerine rağmen hala Haçlı AB kuyruğunu tutmayı değil de, BOP’a eş başkanlık yapmayı değil de, buna mı takılıyordunuz?

    Şekilci ve taklitçi riyakârların küstahlıkları ve çifte standartları.

    FM TV’de kendini alleme-i cihan zanneden bir zavallı: “Erkeklerin yüzünü traş etmesi haramdır. Traş olan erkekler kadından farksızdır. İnsan bu traş olanlara bakınca kalbi bozulmakta ve kötü şeyler hatırlamaktadır.” şeklinde fasit fetvalar zırvalamıştı.

    Oysa saç sakal, kılık kıyafet, örfi sünnet ve adetlerden sayılır. Bakınız makbul dini eserlerde şöyle buyrulmaktadır:

    (Hadika’da): Kılık kıyafet, saç sakal şekli zevaid sünnet olup adet ve gelenekle ilgilidir.

    İbni Asakir: Resulullah'ın adetlerle ilgili sünnetlerine uymak da fazilettir. Ama bunların terki günah veya mekruh değildir.

    (Beyhaki): Arapların çoğu cahiliye döneminde de şimdi de sıcak iklim nedeniyle ince entari giymektedir. Soğuk ülkelerde şalvar-pantolon gibi kalın ve farklı şeyler giyilmesi haram ve günah değildir.

    Hz. Peygamber Efendimiz bazen kolları dar Rum cübbesi giymişlerdir. (Mevahibi Ledunniye)

    İlginç ve ibretli bir hatıra:

    Sakallı ve cübbeli bir hoca, camide gördüğü bir subaya: “Sakal bırak, Ordu'dan ayrıl, rızık endişesi taşıma!” deyince, “Ben rızık derdinde değilim; ülkemi, devletimi, milletimi, ailemi, namus ve şerefimi koruma gayretindeyim!” cevabını vermiş, riyakâr Hoca susup kalmıştı. Üstelik bu hoca, oğlunu askeri okula sokmaya çalışmaktaydı.

    Peki sakal traş etmek haramsa, traş olanlar bir nevi kadın sayılıyorsa; oy verip desteklediğiniz, Asrın lideri ve İslam'ın rehberi kabul edip öve öve bitiremediğiniz; Cumhurbaşkanı, Başbakan, Bakanlar, yüksek bürokratların da %95'i sakalsız... Şimdi onlar size göre hangi konumdalar? diye sorunca bu sakal-cübbe-sarık-çarşaf riyakârları, hemen kıvırtmaya ve bir sürü mazeretler uydurmaya başlamaktadırlar. Bu safsatacılar, “ceket, pantolon, gömlek, bunlar gavur kıyafetidir, giymek caiz değildir” diye fetvalar veriyorlar. Ama yahu sizin evliya dediğiniz, Sultan Abdulhamit Han Hz.’leri de bunları giymiş, yani büyük günaha mı girmiş? diye sorduğumuzda şapşallaşıp kalıyorlar…

    Kendisi de sakalsız olan Bediüzzaman: Bazı âlimlerimiz, sakal bırakmayı değil, belki sünnet niyetiyle bıraktıktan ve öyle tanındıktan sonra nefsi sebeplerle onu kesmeyi günah saymışlardır.

    Elbette, Peygamberimize benzemek ve nefsi dürtülerini dizginlemek niyetiyle sakal bırakmak sevaplıdır ve saygı duyulmalıdır. Ancak sırf sakal bıraktı, sarık sardı diye, kendilerini diğer Müslümanlardan üstün ve farklı saymak ve onlara hor bakmak ise ucuz bir riyakârlıktır ve fesatçılıktır. Bir sünnet sevabı kazanacağım derken gizli şirke ve fitneliğe kaymaktır.

    Yunus Emre ne güzel buyurmuş:

    “Tarikat-takva olaydı, sarıkla hırka

    Ne kolay ben de alırdım, otuza kırka!”

    Buna bir mısra da biz ekleyelim:

    “Kur'an hükmü kaldırılmış, ümmet perişan

    Sakal cübbeyle uğraşır, bir aciz fırka!.”

    Hâlbuki biliyorsunuz Peygamberimizin Sünneti üçe ayrılır:

    1- Örfi Sünnet: Gelenek görenekler, örf ve adetler, iklime ve kültüre bağlı kılık kıyafetler.

    2- Şahsi Sünnet: Sadece Efendimize ait bulunan özel haller.

    3- Daimi ve Dini Sünnet: İbadetler, ahlaki prensipler, ümmetine öğüt ve tavsiyeleridir ki, bizleri asıl bağlayan bu üçüncü kısımdaki sünnetlerdir.

    Bu konudaki en yaygın yanlış hadislerdeki Amaç ile Araç’ın karıştırılmasıydı. “Sakalı uzatın” hadisinde amaç; Yahudi ve Hristiyanlara; dünyaya bakış açısında, hayat tarzında, hukuk nizamında ve ahlak esaslarında benzemekten sakınmaktı. Şimdi Haçlı AB talimatlarını “Uyum Yasaları” diye Meclis’ten tıkır tıkır kanunlaştıranları ve AB kuyruğunda kurtuluş arayanları İslam kahramanı diye alkışlayıp oy verenlerin, sade bir Müslümanı sakalı yok diye kınayıp dışlamaları şarlatanlıktır.

    Şeytanlar, zikrullahı, cihadı ve Allah'ın zafer vaadini unutturmaya çalışır.

    “(İşleri güçleri yalan olan ve batıla daldıkları halde kendi kendilerini hayırlı bir şey üzerinde sanan) Kimseleri Şeytan kuşatmış (onların ruhlarını kapsamış) ve kendilerine Allah'ı hatırlamayı (O'nun emir ve yasaklarına göre yaşamayı) unutturmuş durumdadır. İşte (haramlara ve hayırsız yollara düşen) bunlar Hizbüşşeytan'dır. Ve Şeytan'ın partisi (tarafgirleri, ekibi, takipçileri) mutlaka hüsrana uğrayacaktır.”

    “Şu kesin bir gerçektir ki; Allah ve Resulûne karşı gelerek (İslâm davasına hıyanet edenler) mutlaka rezil ve zelil düşecek kimseler olacaktır.”

    “(Unutmayınız ki) Allah, "muhakkak Ben ve Elçilerim galip geleceğiz" diye yazmış (ve kararlaştırmış)tır. (Allah'ın partisi mutlaka kazanacak ve başarıya ulaşacaktır.) Gerçekten Allah, en büyük Kuvvet sahibidir, Güçlü ve Üstün olandır.” (Mücadele: 19-20-21)

    Mescid-i Aksa’yı yıkmak için altı oyulmaktadır.

    İsrail'le normalleşme anlaşmasına hazırlanan Suudi Arabistan Prensi Selman’ı kınayan yandaş yazarlar, aynı anlaşmayı Sn. Erdoğan'ın yaptığını ve hala İsrail'e sadık kaldığını unutmuş gibi davranmaktadır.

    Armageddon; Melheme-i Kübra yakındır ve tarihi hesaplaşma kaçınılmazdır.

    Ebabil kuşları yerine Erbakan'ın teknoloji harikaları kullanılacaktır.

    Kur'an'ın mesajı ve müjdesi Hak’tır.

    “Biz Kitapta (Levh-i Mahfuz’da -kader programında-, olacakları önceden bildiğimizden) İsrailoğullarına şu hükmü verdik: "Muhakkak siz yer(yüzün)de iki defa (çok yaygın ve azgın bir fesatlıkla) bozgunculuk çıkaracaksınız ve muhakkak büyük bir kibirleniş-yükselişle böbürlenip şımaracaksınız. (Ekonomik, askeri ve siyasi gücü ele geçirecek ve bölgeye hükümran olacaksınız. Ne var ki bununla şımaracak; haksızlığa ve ahlaksızlığa başlayacaksınız).”

    “Nitekim (bunlardan) ilk vaid (birinci azgınlığınızı cezalandırma vakti) geldiği zaman güç ve şiddet sahibi kullarımızı (İslam kaynaklarında Buhdunnasr, batılılarca Nabukadnezar denen komutanı ve ordularını) üzerinize gönderdik de sizi evlerin aralarına kadar girip araştırıp (buldular, yurtlarınızı ve zulüm saltanatlarınızı yıktılar). Bu yerine getirilmesi gereken bir sözdü (ve tarihte aynen gerçekleşmiş bulunmaktaydı).”

    “Sonra onlara karşı size tekrar "güç ve kuvvet sağladık-sağlayacağız", size mallar ve çocuklarla destek çıktık-çıkacağız, (karşılıksız dolar ve masonik organizasyonlarla Siyonist sömürü saltanatını kuracaksınız) ve topluluk olarak sizi sayıca çok kıldık-kılacağız. (BM ve NATO'yu güdümünüze alıp söz sahibi olacaksınız).”

    “İşte (böyle bir durumda) şayet iyilik (ve adalet) yaparsanız kendi menfaatinize olacaktır. Yok, eğer kötülük (ve zulüm) yaparsanız, o da kendi aleyhinize sonuçlar doğuracaktır. (Ama siz maalesef yine zulüm ve kötülük yoluna sapacak, elinizdeki ve emrinizdeki imkân ve iktidarları Siyonist hayallerinizi ve şeytani niyetinizi gerçekleştirmek için korkunç bir haksızlık ve ahlaksızlık yolunda kullanacaksınız. Dünya’yı savaş ve soygun alanına çevirecek ve insanları birbirine kırdıracaksınız.) Arkasından bu sonuncu (sapkınlık ve şımarıklığınızı cezalandırma) zamanı gelince, yine size öyle (Mü'min ve Mücahit kullarımızı göndereceğiz ki) yüzlerinizi kötüleştirsinler (servet ve saltanatınızı yıkıp sizi dize getirsinler, yüzlerinizi yere sürdürsünler) ve ilk kez girdikleri (Buhtunnasr ve Hz. Ömer döneminde Kudüs'ü fethettikleri) gibi tekrar yine Mescid'i (Aksa'ya) girsinler ve ele geçirdikleri (hain ve katilleri ve mel'anet merkezlerini) mahvu perişan etsinler. (Böylece Siyonist saltanatınıza son versinler ve İsrail denen beşeriyet bünyesindeki kanser urunu kesip temizlesinler. Ey Beni İsrail, bu Allah'ın va'di ve tehdididir ki, mutlaka yaşayacaksınız!)” (İsrâ: 4-7)


























    Bu Haber 334 defa okunmuştur.
    Dost Siteler...
    www.millicozum.com
    www.necmeddinerbakan.net

 
Yorum Ekleyin
Yorum eklemek için üye olmanız gerekmektedir.
 
Telif Hakkı: Prof. Dr. Necmettin Erbakan - NecmettinErbakan.Net, Necmettinerbakan.org | Milli Çözüm Dergisi | AhmetAkgul.Net | MealiKerim.com | İLETİŞİM |RSS